Safevî Devleti

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Atla: kullan, ara
Safevî Devleti
Devlet-i Safevîyye
دولتْ صفویۀ

 

1501-1736
 

Şah İsmail dönemi Safevî Devleti bayrağı
(1501-1524)
Arma
1521 - 1712 arası Safevi Devleti sınırları
Başkent Tebriz (1501–1555)
Kazvin (1555–1598)
İsfahan (1598–1736)
Dil(ler) Azerice[1][2][3][4][4][5], Farsça
Din İslam (Caferilik mezhebi)
Yönetim Mutlak Monarşi
Şah
 - 1501-1524 I. İsmail (ilk)
 - 1732–1736 III. Abbas (son)
Tarihi
 - Merv Savaşı 1510
 - Çaldıran Muharebesi 1514
İran tarihi
Persepolis Apadana noerdliche Treppe Detail.jpg
Azerbaycan tarihi
Caucasian albanian stone azerbaijan mingechaur2.jpg


Safevî Devleti[6] veya Devlet-i Safevîyye[7][8] (Farsça: صفویان, Azerice: Səfəvîlər Dövləti) 1501 ve 1736 yılları arasında bugünkü Azerbaycan, İran, Ermenistan, Irak, Afganistan, Türkmenistan ve Türkiye'nin doğu kesiminde varlığını sürdürmüş, tarihte ilk kez Şiî Onikiciliğini resmî mezhep olarak kabul etmiş olan halkları yönetmiş ve Azerbaycan'ın varis olduğu hâkim hanedanın devletidir.[9][10]

Safevi Devleti'nin kuruluşuna destek veren Türkmen boyları şunlardır; Şamlı, Afşar, Kaçar, Tekeli, Humuslu, Ustaclu, Dulkadirlu, Varsaklar.[11]

İsmail Safevi, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın torunu olan[3][12] Akkoyunlu Elvend Mirza'yı Şarur (Nahçıvan) yakınlarında yendikden sonra 1501 yılının temmuz ayında Tebriz'de kendisini Şah ilan etti. I. İsmail, bütün Azerbaycan'ı imparatorluğa dahil edince Azeri Türkleri Safevî ordusunun esas nüvesini teşkil etmiştir.[13][14]

Bundan sonra tüm İran'ı ele geçirerek, Mayıs 1502'de resmen İran Şahı olan I. İsmail sonraki 250 yılda Orta Doğu'ya büyük etki yapacak bir Şiî devletinin temelini atmıştır.

Resmî dil[değiştir | kaynağı değiştir]

Safevî Devleti'nin kurucusu Şah İsmail'in konuştuğu dil Azerice olmuş[1][3], Hataî mahlası ile Azerice şiirler yazmıştır.[15] Safevî Hanedanı'nın saray ve askeri makamların dili Azerice olmuştur.[2] Diplomatik yazışmalarda ise Farsça kullanılıyordu.[4]

Hanedanın kökeni[değiştir | kaynağı değiştir]

Safevî Hanedanının kökeni, 13. yüzyılın sonunda Şah İsmâil'in altıncı dereceden dedesi olan [16] Safiyüddin İshak'ın Erdebil'de kurmuş olduğu Safevî tarikatından gelmektedir[17] Gilan'da büyük Sûfi mürşidi Şeyh Zahid-i Gilanî'nin müridi olmuş Safiyüddin, şeyhin kızı ile evlenerek Zahidiyye tarikatının başına gelmiş ve Zahid'in ölümünden sonra tarikat Safevîyye olarak tanınmıştır.[18] Şeyh Cüneyt'in tarikat başkanlığı döneminde, Karakoyunluların koruması altında olan Safevîler büyük sayıda Azeri ve Anadolu Türklerini Şiîliğe çevirmeye başlamışlar.[19] Bu Şiî Türkmenler genelde başlarına kırmızı sarık giydikleri için, tarihi kızılbaş adını almışlar.[19]

Erdebil Şeyhliğinden Safevî Şahlığına[değiştir | kaynağı değiştir]

Map Safavid persia.png

Timur Ankara Savaşında Yıldırım Beyazıt'ı yendikten sonra Anadolu'dan aldığı 30 bin esiri İran'a götürerek Erdebil'e yerleştirdi.[kaynak belirtilmeli] Erdebil Şeyhi Ali'nin (Şeyh Cüneyd'in dedesi) isteğiyle Timur esirleri serbest bıraktı ve esirler zamanla ona bağlanarak ondan tarikat dersi aldılar ve böylece Şeyh Ali'ye bağlılıklarını sürdürdüler.[kaynak belirtilmeli] Başlangıçta Sünni olan bu insanlar, Şeyh Ali'nin etkisiyle Şiî oldular ve tarikatın emrine girdiler.[20]

1447'de tarikatın başında bulunan Şeyh Cüneyt İran'da siyasi bir güç haline gelmek için devrimci Şiî anlayışını benimsedi. Akkoyunlular'ın elinde bulunan Doğu Anadolu'ya gelerek bölgedeki yerel güçleri etrafına toplamaya başlamıştı. Karakoyunlular ile mücadele halinde olan Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın yanına giden Cüneyt onun kız kardeşi Hadice Begim ile evlenmişti. Bu evlilik ile Uzun Hasan, Cüneyt'in Türkmenler üzerindeki nüfuzundan yararlanmayı düşünürken, Cüneyt de bu sayede amaçlarını gerçekleştirmek için serbestiyet elde etmişti. Etrafına topladığı güçle Azerbaycan'da Şirvan ülkesine saldıran Cüneyt yapılan savaşta yaşamını yitirdi.Yerine geçen oğlu Şeyh Haydar dayısı Uzun Hasan'ın kızı Halime Begim/Alemşah ile evlendi. Bu sayede Anadolu'da Alevî anlayışını daha da artırdı.[kaynak belirtilmeli] Osmanlı hükümdarı II. Bayezit'in gerekli önlemleri almaması da Safevîlerin güçlenmesinde önemli bir rol oynadı. Anadolu'dan sürekli göçlerle güçlenen Erdebil şeyhi Haydar, Akkoyunluların Otlukbeli yenilgisinden sonra düştüğü bunalımlı durumdan yararlanmaya çalıştı.[kaynak belirtilmeli] Fakat dayısının oğlu Akkoyunlu Yakup Bey ile yaptığı bir savaşta yaşamanı kaybetti. Oğlu Şeyh İsmail, Akkoyunluların iç savaşından yararlanarak 1500 yılında Erzincan'a geldi. Etraftaki bütün müritlerinin toplanmasını emredince Ustacalu, Şamlu, Rumlu, Dulkadir,Tekelü ve Karaman-Turgutlu Türkmenleri ile Varsaklar'dan binlercesi etrafında toplandı.1501'de Akkoyunlu emiri Elvend Mirza'yı Nahçıvan'da yenilgiye uğratan İsmail Azerbaycan'ın tamamını ele geçirerek Tebriz'de kendini şah ilan etti. Böylece dedesinin başlattığı Şiî devrimci-siyasi[kaynak belirtilmeli] girişim İsmail tarafından başarıyla sonuçlandırılmış oldu. Artık Erdebil Safevîye Şeyhliği'nin yerini Safevî Şahlığı alıyordu.

II. İsmail döneminden itibaren kullanılan Safevi Bayrağı

Safevîlerin yükselişi[değiştir | kaynağı değiştir]

I. İsmail'in Avrupalılarca yapılmış temsili bir resmi

Kuruluş[değiştir | kaynağı değiştir]

Anadolu'da 15. yüzyıl boyunca Osmanlı ilerlemesi devam etmiş Türkmenler de kontrol altına alınmıştı. Kuruluş döneminde heterodoks zümrelere daha müsamahakar davranan Osmanlı Devleti bu sıralarda kontrol etmekte zorlandığı göçebe Türkmen boylarını yasadışı ilan ederek baskı altına almıştı[kaynak belirtilmeli]. İşte bu ortamda Erdebil Safeviye şeyhi İsmail, Azerbaycan'dan Anadolu içlerine kadar yayılmış bulunan küskün Oğuz-Türkmen boy ve oymaklarını ruhani otoritesiyle birleştirerek 1501'de zamanın en güçlü Sünni Türkmen federasyonu olarak bilinen Elvend Mirza liderliğindeki Akkoyunlular'dan Tebriz'i kendi yönetimine aldı.

Safevî Devleti'nde en önemli görevlere Türkmenler getirildi. Göçebe Türkmenler, Osmanlı'da yitirdiği yerini Safevi Devletinde buldu. Bundan sonra Türkmenler akın akın İran yolunu tuttular ve onunla da kalmayarak yaşadığı toprakların Safevilere bağlanması için sık sık ayaklanmalar çıkardılar.[21]

Safeviler, kendilerinin 7. Şia imamı Musa el-Kazım yoluyla Ali ve Fatma soyundan geldiklerini iddia ettiler, İsmail ayrıca şahlığını ilan ettikten sonra, otoritesini İran'da daha da güçlü kılmak için Sasani imparatorluğunun mirasında da hak iddia etti.

Tebriz'in zaptıyla Safevi hanedanlığı başlamış oluyordu. I. İsmail 1501'de Tebriz'i başkent, kendini Azerbaycan Şahı ilan etti ve buradan İran içlerine doğru yayılmasını sürdürdü.[kaynak belirtilmeli] Kuruluşu takip eden ilk on yıl boyunca bir yandan devletini Osmanlı saldırılarından korumaya çalışan İsmail, öte taraftan Akkoyunlu kalıntılarını ezerek onların topraklarındaki yayılmasını sürdürdü. 1503'te Hemedan, 1504'te Şiraz ve Kirman, 1507'de Şia'nın kutsal mekanları Necef ve Kerbela, 1508'de Van, 1509'da Bağdat, 1510'da Özbek Şeybani Hanlığının kurucusu Muhammet Şeybani Han'ı hezimete uğrattığı bir savaş neticesinde Horasan ve Herat (Sistan'ın merkezi) şehirlerini zaptetti. 1511'de Özbekler bu yenilgi üzerine Maveraünnehir'e çekilerek Safevilere karşı uzun yıllar sürecek saldırılarını devam ettirmişlerdir.

Uzun yıllardır Şah İsmail'in faaliyetlerini yakından izleyen ve onun 1511'de Anadolu'da çıkarttığı Şah Kulu ayaklanmasıyla ne kadar etkili olabileceğini gören Osmanlı sultanı Yavuz Sultan Selim, nihayet 1514'te Safevileri ezmek maksadıyla Doğu Anadolu ve Azerbaycan üzerine yürüdü.[kaynak belirtilmeli] Osmanlıların top ve tüfeklerine karşın Safevi ordusu çok daha ilkel silahlarla savaşa hazırlanmıştı. İki tarafın ordusu başlarında bizzat hükümdarları olduğu halde Tebriz'in batısında Çaldıran'da karşılaştı. Safeviler yenilgiye uğradı. Tebriz'i kolayca ele geçiren Osmanlı kuvvetleri I. Selim'in bütün ısrarlarına karşın İran platosunda Safevi ordusunu izlemeyi reddettiler. Kışın yaklaşmasıyla Tebriz terk edildi. Bu savaş yıllar sonra Şah I. Tahmasp ile Sultan I. Süleyman (Kanuni) arasında aynen kendini tekrarlayacaktı.

Devlet Dini Olarak Şiîlik'in Tesisi[değiştir | kaynağı değiştir]

Şah Tahmasb

Şah İsmail, Kızılbaş Alevî olmasına ve On İki İmamcı Şiilik inancıyla uzlaşması pek kolay olmayan Şiî (On iki imamcı Tasavvuf, Alevi) inancına rağmen, Şiâ'nın dinsel ileri gelenlerini ülkesine getirerek, onlara sadakatleri karşılığında toprak ve paralar hediye etti. Safevi döneminden sonra ve özellikle Kaçar hanedanı döneminde Şiî ulemanın rolü artmış, ulema bağımsız ya da hükümetlerle ortaklaşa rol oynamaya başlamıştır. Safevîler sufî/tasavvufî geçmişine sahiptirler.[kaynak belirtilmeli] Devlet feodal bir teokrasi haline geldi fakat bu din ve devlet ayrılığı biçiminde değildi.[kaynak belirtilmeli] Şah dinsel ve dünyevi yetkilerin her ikisini birden elinde tutuyordu.[kaynak belirtilmeli]

Osmanlı devleti ile süren güç mücadeleleri sırasında Orta Asya'dan Anadolu'ya göç etmekte olan Türkmenler, güzergâhları üzerinde olan İran'dan geçmekteydiler. Bu nüfus kitlelerini kendi tarafına çekmeyi düşünen Safevîler, Alevilik inancının Türkmenler arasında yayılmasını sağladılar[22]. Şah İsmail'in öncelikli hedefi Doğu Anadolu olduğundan burada yaşayan halkların özellikle Zazaların büyük bir çoğunluğu ve bir kısım toplulukların Alevî inancını kabul etmelerinde büyük etkileri olmuştur[22].

Osmanlılarla süregelen savaşlar nedeniyle 1548'de Şah I. Tahmasp başkentini Tebriz'den bir iç bölge şehri olan Kazvin'e taşıdı. Daha sonra Şah I. Abbas (Büyük Abbas) buradan da vazgeçerek, Orta İran'da yer alan eski İsfahan şehrinin hemen yanına inşa ettiği yeni İsfahan'ı başkent yapacaktır.

Şah Abbas[değiştir | kaynağı değiştir]

Safevi hükümdarı Şah Abbas'ın 1600'de Dominicus Custos tarafından bakır üzerine oyulmuş gravürü

Safevîlerin en ihtişamlı hükümdarı Şah I. Abbas (1587-1629) Kızılbaş-Türkmen ümeranın (askeri ve sivil bürakratlar) saray entrikaları ve cinayetleri arasında hayatta kalmayı başararak babası Muhammed Hüdabende'nin zorunlu olarak tahtan çekilmesi üzerine 16 yaşında İran tahtına çıktı.

Hükümdar olduğunda ilk fark ettiği şey, savaş meydanlarında Osmanlılar ve Özbekler (Şeybaniler) tarafından sürekli mağlup edilen ordusunun acizliği oldu. Nitekim Osmanlılar Gürcistan ve Ermenistan'ı zaptederken, Özbekler de doğuda sekizinci İmam Ali Rıza'nın bulunduğu Meşhed ve Sistan'ı ele geçirmişlerdi. İlk olarak kuzeydoğudaki topraklarının Osmanlılara ait olduğunu kabul etmek karşılığında onlardan barış istedi. Bu sırada İran'a seyahat amacıyla gelmiş Robert ve Anthony Sherley adındaki iki İngiliz gezgini, şah ordusunun Avrupa modeline benzer paralı ve iyi eğitim görmüş daimi bir orduya dönüştürülmesinde Şah'a yardım ettiler[kaynak belirtilmeli]. Rakibi olan Osmanlı padişahları bu işi çok öncelerden beri başarmış ve ordularını sürekli modernize etmişlerdi. Abbas barutun kullanımını hararetli bir biçimde benimsedi. Yeni reformlarla birlikte ordusu, Kızılbaşlar yanında,Gürcistan, Ermenistan ve Çerkez ülkelerinden devşirilen Gulamlar, Tofenkçiler (Tüfenkçiler) ve Topçiler (Topçular) gibi bölüklere ayrılmıştı.[kaynak belirtilmeli]

İlk olarak Özbeklerle savaşan I. Abbas (İranların verdiği isimle Abbas-i Bozorg=Büyük Abbas) Herat ve Meşhed'i geri aldı. Daha sonra Osmanlılara döndü. 1603'te başlayıp aralıklarla süren savaşlar sonunda 1622'de daha önce Osmanlılara bırakmak zorunda kaldığı Irak-ı Acem (Doğu Irak) ve Kafkas Berisi (Trans Kafkasya) ülkelerini geri aldı. Ayrıca Bağdat da ele geçirildi. Yeni kurduğu askeri birliklerini kullanarak, 1602'de Portekizlileri Bahreyn'den, 1622'de İngiliz donanmasını Hürmüz Boğazı'ndan çıkardı. Böylece Portekizlilerin Hindistan'la ticaretlerinde şah damarı değerindeki İran (Basra) Körfezi'ni kontrolü altına aldı. İngiliz Doğu Hindistan Şirketi ve Hollanda Doğu Hindistan Şirketi ile ticari ilişkilerini genişletti.

Abbas, çoğu Ermeni, Gürcü ve Hint kökenlilerden oluşan ve ekonomik gücüyle etkinleşen bir tüccar sınıfı yarattı. Bunları kul sistemi ile bürokrasinin içine sokan şah, bu sayede devletin kurulup genleşmesinde oynadıkları rol ile her zaman yönetsel-askeri yetkeyi elinde tutan Kızılbaş ümeraya karşı bağımlılığını kırarak merkezi otoriteyi kurabildi. Nitekim ölümü sıralarında Safevi saray tarihçisi İskender Bey Türkmen'in verdiği bilgilere bakılırsa 93 bürokratının (emir) 21'i kul (devşirme) olmak üzere, geri kalan 72 emirin yalnızca 48'i Kızılbaş Türkmen idi.[kaynak belirtilmeli] Bu durum Şah Abbas'ın oymakları ile feodal bağlarını hep canlı tutan Kızılbaş ümeranın devlet mekanizmasındaki siyasi gücünü ne derece kırdığını gözler önüne sermektedir.

Osmanlılar ile Safevîler, 150 yıldan daha uzun bir süre Irak'ın verimli toprakları uğruna savaştılar. 1509'da Bağdat'ın I. İsmail tarafından zabtını, kısa bir süre sonra Osmanlı sultanı I. Süleyman'ın zabtı izledi. Daha sonra silsile halinde devam eden saldırılar akabinde Safeviler 1623'te Bağdat'ı henüz geri almışlardı ki, 1638'de Bağdat'ı tekrar Osmanlı sultanı IV. Murat'a bırakmak zorunda kaldılar. 1639'da Kasr-ı Şirin Antlaşması'nda Osmanlılar ile Safeviler arasında sınırları belirleyen bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmanın çizdiği sınır her iki tarafın sınırları eskisine nazaran çok daralmış olsa da günümüze kadar hiç değişmeden Türkiye-İran sınırı olarak kaldı.

Bu arada 1609-1610 yıllarında Mahâbât Kürt kabileleri Safevilere karşı ayaklandı. Kanlı mücadeleler sonucunda, Şah Abbas, Osmanlı yönetiminden kaçıp kendisine sığınan Kalenderoğlu Celalileri'nin isyanını bastırdı.

Şah Abbas suikaste uğramak saplantısından hiçbir zaman kurtulamadı. Bu nedenle şüphe uyandıran hanedan üyelerini ya katletti ya da gözlerine mil çekmek suretiyle saf dışı bıraktı. Nitekim bu şekilde oğullarından birini idam ederken, ikisini de gözlerine mil çektirerek kör bıraktı. Bundan başka iki oğlunu da kendi ölümünden önce kaybedince, sonuç Şah Abbas için bir trajediye dönüştü. [629'da öldüğünde geride ardılı olabilecek yetenekte hiçbir oğul bırakmamıştı.[kaynak belirtilmeli]

Şah Abbas'ın uzun hükümdarlığı sonunda devletin sınırları bugünkü İran, Irak, Ermenistan, Azerbaycan Cumhuriyeti, Gürcistan ile Türkmenistan, Özbekistan, Afganistan ve Pakistan'ın bazı kısımlarını içine almaktaydı.

Devletin kuruluşunda rol oynayan oymaklar[değiştir | kaynağı değiştir]

Safevî Devleti'nin kurulmasında ve gelişmesinde rol oynayan oymaklara bakıldığında , genelde yaygın olan teze aykırı olarak devletin kuruluşunda esas rolü Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türkmenlerinin değil, orijinal ve yeni Anadolulu (Rumlu) ve Suriyeli (Şamlu) Alevi Türkmen topluluklarının oynadığı ortaya çıkmaktadır[kaynak belirtilmeli]. Devletin kuruluşunda rol oynayan büyük oymaklardan ilki Rumlu olup, Sivas'ın Koyulhisar (Koylahisar) ve Karahisar (Şebinkarahisar - Şimdi Giresun'a bağlı) yöreleri ile Tokat ve Amasya bölgelerinindeki köylü Kızılbaş Aleviler tarafından meydana getirilmiştir[kaynak belirtilmeli]. Ustacalu oymağı ise Sivas, Amasya, Tokat bölgesinde yaşayan ve bazı oymakları Kırşehir'e kadar yayılan Ulu Yörük topluluğuna ait bir oymaktı[kaynak belirtilmeli]. Adından da anlaşılacağı üzere Antalya bölgesi Türkmenlerinden oluşan Tekelü oymağı içinde Hamit-ili (Isparta, Burdur) ve Menteşe-ili (Muğla) Türkmenleri de yer alıyordu[kaynak belirtilmeli].

Bu üç Anadolulu oymaktan başka, devletin kuruluşunda görev alan bir diğer topluluk Suriye Türkmenlerinden oluşan Şamlu oymağıydı[kaynak belirtilmeli]. Bu oymak yazın Sivas'ın güneyindeki Uzun Yayla'da, kışın Halep ile Gaziantep arasında yaşayan ve Osmanlı döneminde Halep Türkmenleri denilen oymaklardan kopmuştu. Devletin kuruluşunda önemli rol oynayan oymaklardan biri de Kahramanmaraş ve Boz Ok (Yozgat) bölgesini içine alan Dulkadir (Ar: Zü'l-Kadr = Tr: Güç, kudret sahibi) elinin bilhassa Boz Ok kesiminde yaşayan Türkmenlerden oluşan Dulkadir (Zü'l- Kadr) oymağıydı. Bu oymak mensuplarının ayrılması ile zayıflayan Dulkadiroğulları Beyliği kolayca Osmanlılar tarafından ortadan kaldırılmıştır. Bütün bu oymaklar dışında kuruluşa katılan daha küçük topluluklar da şunlardır: Tarsus yöresi Varsakları, Orta ve Doğu Karadeniz Çepni'leri, Arapgirlü, Turgudlu (Karamanoğlu Türkmenlerinden), Bozcalu (Halep Türkmeni), Acirlü, Hınıslu Çemişkezeklü, Şadlu/Şadıllı oymağı (Türkmen)[23][24][25][26]

Devletin kuruluş ve örgütlenmesinin esasını oluşturan bu oymaklardan başka, daha sonra Safevi siyasal örgütlenmesine katılan Akkoyunlu ve Karakoyunlu boyları da olmuştur. Ancak bunların çoğu Kızılbaşlığı kabul ettikleri halde önemli statüler elde edememişlerdir. Bunlardan Kaçarlar 15. yüzyıl sonlarında Bozok'tan Gence'ye göç etmiş bir Akkoyunlu boyudur. Bir diğeri, Karamanlu oymağı, Karakoyunlu Ulusundan olup Karabağ'da yerleşmişti. Devletin kuruluşunda rol almayıp, sonradan dahil olan boylardan en önemli rol oynayan Türkmen boyudur. Bu boy Akkoyunlu bakıyelerinden olup, Akkoyunluların Musullu ve Pürnek (Purnak) boylarına Safeviler, komple Türkmen demişlerdi. Son olarak, İran 'da yerleşmiş olan Afşarlar da kuruluştan sonra önemli sayılan statüler aldılar.

Safevîler Döneminde Türkmen - Fars Anlaşmazlığı[değiştir | kaynağı değiştir]

I. İsmail Safevî Devleti'ni tesis ettikten sonra, kuruluşta rol oynayan iki etnik grup arasındaki görüş ve yaşam tarzı ayrılığının ne şekilde uzlaştırılabileceği gibi büyük ve çetrefilli bir sorunla karşı karşıya kaldı: Bir yanda onu güce taşıyan askeri becerileriyle klasik İslam toplumunun ehli kılıç (Seyfiyye) Kızılbaş - Türkmenler, öte tarafta yüzyıllardır İran'ı yöneten Arap, Türk (Gazneliler, Büyük Selçuklu Devleti vd.), Moğol ve Türkmen (Akkoyunlular, Karakoyunlular) hükümdarları döneminde olduğu gibi dinsel ve bürokratik sınıfları - yani ehli kalemi (Kalemiye) dolduran İranlılar (Farslar).

Aslında iki grup arasında sürtüşme kaçınılmazdı. Çünkü Kızılbaş Türkmenlerin göçebe olması ve bunun getirdiği toplumsal yapıları geleneksel İran sınıflı yapısı ile uzlaşabilir durumda değildi[kaynak belirtilmeli]. Bu özgün sosyo-politik yapılanma, daha önce İran'da kurulmuş olan Büyük Selçuklu Devleti'nin çöküşünde de en önemli etkenlerden biri olmuştu. I. İsmail 1508 yılından, öldüğü 1524 yılına kadar vezirlik makamına peş peşe beş İranlı'yı atadı[kaynak belirtilmeli]. Bu İranlı vezirlerden 2.si Maveraünnehir'de Kızılbaş Türkmenlerden oluşan bir ordunun komutasına getirildiği zaman, Kızılbaş asker ve emirleri zorunlu olarak onun hizmetine girmeyi bir utanç nedeni saydılar[kaynak belirtilmeli]. Savaş meydanında yüzüstü bıraktıkları vezirin feci bir biçimde katledilmesine sebep oldular[kaynak belirtilmeli]. 4. vezir bizzat Kızılbaşlar tarafından katledildi[kaynak belirtilmeli], 5.si ise onların isteği üzerine öldürüldü[kaynak belirtilmeli]. Anlaşılacağı gibi Kızılbaşlar, Tacik dedikleri yerli İranlıların yalnızca başkentte oturup mali işlerle ilgilinmelerini istiyorlardı[kaynak belirtilmeli]. Şah Abbas'ın Osmanlıları model alarak oluşturduğu kul (devşirme) sistemine karşı çıkıyor ve onları da Kara Oğlu diye küçümsüyorlardı[kaynak belirtilmeli]. Fakat daha sonra, başlangıçta Kızılbaş-Türkmen devleti[kaynak belirtilmeli] olan Safaviler Fars karakterine büründü.

Kültür[değiştir | kaynağı değiştir]

İran kültürü Safevî himayesinde gelişti. I. İsmail'in bizzat kendisi Hıtayi daha sonradan da Hatayî ya da Şah Hatayi mahlasıyla Azerice pek çok şiirler yazdı. Şah Tahmasp bir ressamdı. Şah II. Abbas ise Tanî mahlasıyla Türkçe şiirler yazan bir şair olarak da tanınmıştı.

Bu dönemde kiremit imalatı, çömlekçilik, dokumacılık gibi el sanatları gelişirken, minyatürcülük, ciltçilik, dekorasyon ve hattatlıkta büyük ilerlemeler kaydedildi. 16. yüzyılda halı dokumacılığı bir göçebe ve köylü sanatı olmaktan çıkarak, profesyonel tasarım ve imalata dayalı iyi işleyen bir sanayi haline dönüştü. Tebriz bu sanayinin merkezi konumundaydı. Erdebil halıları yalnızca hanedana hasredilmişti. Yanlış adlandırılmış meşhur Polonez halıları 17. yüzyılda İran'da imal edilirdi.

Geleneksel formlar ve malzemeler kullanan Rıza Abbasi (1565-1635) İran resmini, yarı çıplak kadınlar, gençlik ve aşıklar gibi yeni temalarla tanıştırdı. Onun resim ve hat tarzı Safevi döneminin pek çok sanatçılarını etkileyerek, İsfahan ekolü olarak bilinir hale geldi. 17. yüzyılda uzak kültürlerle - özellikle Avrupa ile gelişen ilişkiler İranlı sanatçılara yeni fikirler verdi. Kısa sürede üç boyutlu görünümü, perspektif ve gölgeyi, yağlı boya kullanmayı benimsediler. O kadar ki, Şah II. Abbas Muhammed Zaman adlı ressamını eğitim görmesi için Roma'ya göndermişti.

İsfahan, Büyük Abbas'ın 1598'te başkentini daimi olarak oraya taşımasından sonra Safevi mimarisinin en seçkin örnekleriyle doldu. 1630'da yapımı tamamlanan imparatorluk camisi Mescid-i Şah ile Mescid-i İmamî, Lütfullah Camii ve İmparatorluk sarayı Âlî Kapu (Osmanlı’daki Bab-ı Âli'ye nispeten) en önemli yapılardır.

En meşhur İslam filozoflarından Molla Sadra (Sadrettin eş - Şirazî) (1571-1640), Şah I. Abbas döneminde (1587-1629) yaşadı. En önemli eseri Esfar (Yolculuklar - Seyahatlar) 'dır. Tasavuf gizemciliği, Şii ilahiyatı ile Aristo ve İşrakiyyun felsefelerini (en önemli temsilcileri İbni Sina ve Sühreverdi idi) sentezleyen ve Hikmetü'l Müte'âliye (Metafilozofi = Transcendent Theosophi) denilen bir düşünüş ortaya koydu.

Abbasi döneminin en önemli tarihçisi Türkmen İskender Beğ Münşi'dir. Şah Büyük Abbas dönemini anlattığı Tarih-i Âlemârâ-i Abbasî adlı eseri, Abbas'ın ölümünden birkaç yıl sonra kaleme alınmış olup, tarihi olayların ve şahısların nüanse edilmiş derinliklerini gözler önüne seren çok değerli bir yapıttır.

Ordu[değiştir | kaynağı değiştir]

Safevî şahlarının başvuracakları aşiretleri olmadığından, ilk yıllarda yalnızca, eski Moğol adıyla, "sadak taşıyan" diye anılan kişisel korumaları doğrudan emirleri altında olan tek birlikti. Savaşa gittiklerinde "sadak taşıyanlar"ın çevreledikleri safın tam ortasında yer alırlardı. Kızılbaşlar, her aşiretin bir birlik olarak yer aldığı savaş düzeninde, doğrudan kendi aşiret reislerinin koruması altında savaşırlardı. Her aşirete, saygınlığına ve gücüne göre sağ ya da sol, iki kanattan birinde yer verilirdi. Kızılbaşlar ordunun büyük bölümünü oluştururlardı ve at sırtında savaşırlardı.Lurlar'dan da destek alınırdı. Şehname'de ki minyatürlere bakıldığında tüm askerlerin kılıç da mızrak da kullansalar sadakları ve okları olduğu görülür. Yani Safeviler ordularını hafif süvarilerden oluştururdu. Safeviler batıda Osmanlı Devleti gibi Avrupa'nın düzenli, gelişmiş ve ateşli silahlar ile donatılmış ordularından birine karşı savaşırken doğuda ise Özbekler'in Moğollar kadar tehlikeli aşiret atlılarına karşı başarılı olmak zorundaydılar. Çaldıran Savaşı'nda yeğeni Durmuş Han Şamlu'nun Şah İsmail'e Osmanlı ordusunun mevzilenmesini beklemeyi önermesi ve bunun sonucunda alınan ağır yenilgi Safeviler'in Osmanlı Devleti'ne karşı bundan sonra ki tüm savaş taktiklerini değiştirmiştir. Safeviler, Osmanlı ordularına karşı genel olarak meydan savaşlarında karşı karşıya savaşmak yerine Osmanlı ordularının zayıf noktası olan lojistiğine saldırma taktiğini kullandı ve ateşli silahlar, daha etkin yönetim, daha fazla nüfus gibi dezavantajlarına rağmen başarılı da oldu. Safeviler top kullanımını fazla önemsemediler. Büyük ihtimal ile bunun nedeni çevik Safevi süvarisinin top kullanılması durumunda yavaşlayacak olmasıdır. Osmanlı Devleti'ne göre çok daha zayıf olan Safevi Devleti bu anlayış sayesinde Osmanlı Devleti'nin güçlü olduğu sahaya girmemiş ve böylece bağımsızlığını korumuştur.[27]

Safevî Devleti'nin Çöküşü[değiştir | kaynağı değiştir]

Safevîler, 17. yüzyılda geleneksel düşmanları Osmanlı İmparatorluğu ve Özbek Şeybaniler ile savaşını sürdürürken, iki yeni komşu ile de rekabete girişmek zorunda kaldı. Rusya Çarlığı, bir önceki asırda Altınorda Hanlığı'nın devamı olan Astrahan, Kazan, Sibir (Küçüm ve Nogay) Hanlıklarını ortadan kaldırmış, nüfuzunu Kafkasya ve Orta Asya'ya dek yaymıştı. İranlıların Moğol Devleti dediği Hindistan'daki Babür Devleti ise, Kandahar ve Herat'ı alarak daha önce İran kontrolündeki Afganistan'a sızmaya başlamıştı.

Bütün bunlardan başka 17. yüzyıl boyunca Doğu - Batı arasındaki ticaret güzergahı değişmiş, Avrupalıların keşifleri ve Osmanlıların deniz aşırı seferleri sonucunda İran'dan uzaklaşmıştı. Şah Abbas'ın ordusunu ücretli gulam (devşirme) sistemine dönüştürmesi kısa vadede işe yaradıysa da, sonraki yüzyılda eyaletler üzerindeki baskı ve ağır vergilerle birlikte ülkenin sosyo - ekonomik gücünün zayıflamasına yol açtı.

Şah Abbas'tan sonraki Safevi hükümdarları Şah II. Abbas hariç silik karakterliydi. Nitekim II. Abbas'ın hükümdarlığının sonu olan 1666 yılı, aynı zamanda Safevi hanedanı için de sonun başlangıcına işaret eder. Vergi gelirlerindeki düşüş ve büyüyen askeri tehlikelere karşın sonraki şahlar bu durumu düzeltememişlerdir.

Ülke sık sık, merkezden uzak sınır boylarında baskın ve yağmalara uğramaya başladı. 1698'de Kirman Eyaleti Beluciler tarafından, 1717'de Horasan Afganlar tarafından ve Mezopotamya Arap bedevilerince istila ve yağmalara uğradı. Afganlar İran'a karşı geldiler. Gilzai Peştunları'nın reisi Mir Veys Han, Kandahar'ın Safevi valisi Gürcü Gürgen Han'a (Gürcüce adı Giorgi) karşı ayaklanma başlattı. Üzerine gelen bir Safevi ordusunu bozguna uğrattı. 1722'de Mir Veys'in oğlu Mahmud'un komuta ettiği bir Afgan ordusu doğudan İran'a girerek başkent İsfahan'ı kuşatıp yağmaladı. Daha sonra kendisini İran Şahı ilan etti.

Afganlar, on yıldan fazla bir süre istila ettikleri İran topraklarından çıkarılamadılar. Horasan'daki Afşar Türkmenlerinin beyi ve Safevilerin en etkili komutanı Nadir Han (sonraki Nadir Şah) nihayet 1729'da Damgan Muharebesi'nde Afganları bozguna uğrattı ve İran'dan çıkardı. Buna rağmen ertesi yıl Afganlar hâlâ İran topraklarına yağma hareketlerini sürdürüyorlardı. 1738'de Nadir Şah başta Kandahar olmak üzere tekrar Doğu İran'ı fethetti. Aynı yıl Gazne, Kabil ve Lahor'u fethetti. Delhi üzerine yürüdüyse de İran'dan gerekli desteğin gelmemesi üzerine başarılı olamadı. Şah II. Tahmasp döneminde (1722 - 1732) gerçekte erk onun elindeydi. Çocuk yaşta tahta çıkan III. Abbas'ın saltanat naipliğini yaptı. Nihayet 1736'da, zaten elinde olan iktidar erkini kullanarak kendisini İran şahı ilan etti. Böylece 1736'dan 1747'ye kadar İran'da kısa süreli Afşar Hanedanı kurulmuş ve Safevi hanedanı kesintiye uğramıştır.

1747'de Nadir Şah'ın bir suikast neticesinde öldürülmesi üzerine, Safeviler tekrar İran şahlığını ele geçirdiler. Fakat bu, gelişmekte olan Zend Hanedanı'nın gerçekte iktidarı ele alarak meşruluğunu pekiştirmesini sağlamasından başka bir işe yaramadı. III. İsmail'in kısa süreli rejimi, Zend hanedanının kurucusu Kerim Han'ın ülkede iktidarı ele geçirecek meşruluğu sağlaması ile 1760'ta resmen son buldu.

Safevî Şahları[değiştir | kaynağı değiştir]

Safeviler Hanedanı (1501–1786)
Taht ismi Asıl isim Resim Unvan Doğum-Ölüm Hükümdarlık başlangıcı Hükümdarlık sonu Aile bağlantıları Not
I. İsmail Shah Ismail.JPG Şah, Sultan 1487–1524 7 Kasım 1502 23 Mayis 1524 Sultan Haydar'ın oğlu
I. Tahmasp Tahmasb-1.jpg Şah, Sahib-i-Kıran, Sultan bar Salatin 1514–1576 23 Mayıs 1525 25 Mayıs 1576 I. İsmail'in oğlu
II. İsmail Sin foto.svg Şah 1537–1577 25 Mayıs 1576 24 Kasım 1577 I. Tahmasp'ın oğlu Zehirlenme (?)
Muhammed Hüdabende Sin foto.svg Hüdabende, Eşref, Sultan 1532–1596 25 Mayıs 1576 1 Ekim 1587 I. Tahmasp'ın oğlu Tahttan indirme
I. Abbas Shah Abbas.jpg Şahenşah, Sultan, Büyük 1571–1629 1 Ekim 1587 19 Ocak 1629 Muhammed Hüdabende'nin oğlu
Safi Sam Mirza Shah Safi.png Şah, Mirza 1611–1642 19 Ocak 1629 12 Mayıs 1642 I. Abbas'ın oğlu Mohammed Bekir (Safi) Mirza'ın oğlu
II. Abbas Şah 1632–1666 12 Mayıs 1642 26 Ekim 1666 Safi'nin oğlu
I. Süleyman Safi Mirza 80px Şah, Hakim-ül Hükema 1645–1694 26 Ekim 1666 29 Temmuz 1694 II. Abbas'ın oğlu
Sultan I. Hüseyin Şah, Sultan, Sadr-ül Hakim 1668–1726 29 Temmuz 1694 11 Eylül 1722 I. Süleyman'ın oğlu Mahmud tarafından tahttan indirilme ve sonra öldürülme
II. Tahmasp Sin foto.svg Şah 1704–1740 11 Eylül 1722 16 Nisan 1732 Sultan I. Hüseyin'in oğlu Nadir Şah tarafından tahttan indirilme ve sonra öldürülme
Ahmad Sin foto.svg Şah, Sultan 1687–1728 28 Eylül 1726 30 Mart 1728 I. Süleyman'ın kızı Sehrbanu Begum'un oğlu Mirza Abulkasim'in oğlu Eşref Hotaki tarafından öldürülme
III. Abbas Sin foto.svg Şah 1730–1739 16 Nisan 1732 22 Ocak 1736 II. Tahmasp'ın oğlu Nadir Şah kontrolü altında. Nadir Şah tarafından tahttan indirilme ve öldürülme
Sam Sin foto.svg Şah  ?–1743 1743 1743 Sultan I. Hüseyin'in oğlu (?) Düzmece. Nadir Şah tarafından tahttan indirilme ve öldürülme
III. Ismail Mirza Abutorab Sin foto.svg Şah  ?–1772 1749 1749 Sultan I. Hüseyin kızı Meryem Begüm (veya Han Aga Begüm)'ün oğlu Kerim Han Zend'in kontrolü altında. Tahttan indirilme
II. Süleyman (Afşar) Seyyid Muhammad Sin foto.svg Şah 1723 veya 1725–? 1749 1750 I. Süleyman (Safavi)'nin kızı Şehrbanu Begüm'ün oğlu Şahruh tarafından tahttan indirilme ve kör edilme
III. Ismail Mirza Abutorab Sin foto.svg Şah  ?–1772 1752 1756 Sultan I. Hüseyin kızı Meryem Begüm (veya Han Ağa Begüm)'ün oğlu Kerim Han Zend'in kontrolü altında. Tahttan indirilme
Sultan II. Hüseyin Sin foto.svg Şah  ?–1753 1753 1753 Sultan I. Hüseyin'in oğlu (?) Düzmece. Öldürülme
II. Mohammad Abulfath Sultan Muhammed Mirza Sin foto.svg Şah  ?–? 1786 1786 II. Tahmasp oğlu Sultan Mirza Huseyin'ın oğlu Ağa Muhammed Han'ın kontrolü altında.

Safevî Hanedanı Aile Ağacı[değiştir | kaynağı değiştir]

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
I. İsmail
(1501-24)
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
I. Tahmasp
(1524-76)
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
II. İsmail
(1576-78)
 
M.Hüdabende
(1578-87)
 
Haydar
-
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
I. Abbas
(1587-1629)
 
 
 
 
 
Hamza
-
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Safi Mirza
-
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
I. Safi
(1629-42)
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
II. Abbas
(1642-66)
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
I. Süleyman
(1666-94)
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
I. Hüseyin
(1694-1722)
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
II. Tahmasp
(1722-32)
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
III. Abbas
(1732-36)
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir]

Kaynaklar[değiştir | kaynağı değiştir]

  1. ^ a b Savory, Roger (2007) (İngilizce). Iran Under the Safavids. Cambridge University Press. ss. 213. ISBN 0-521-04251-8, ISBN 978-0-521-04251-2. http://books.google.com/books?id=v4Yr4foWFFgC&pg=PA213. ""Kızılbaşlar sarayda normal olarak Türkçe'nin Azeri lehçesi konuşmaktaydılar. Safevi Şahları da onlar gibi Azeri lehçesi konuşmaktaydılar. Şahların ve develt ve hükümet ilerigelenlerin Frascayı ana dili gibi konuşmamaları Safevi hanedanı döneminde Farsça'nın eski klasik saf klasik standartlarından ayrılıp bozulmasına yol açmıştır. "" 
  2. ^ a b Fisher, Peter Jackson, Laurence Lockhart, J. A. Boyle, William B.; Jackson, Peter; Lockhart, Laurence; Boyle, J.A. (1986) (İngilizce). The Cambridge history of Iran. Cambridge University Press. ss. 950. ISBN 0-521-20094-6, ISBN 978-0-521-20094-3. http://books.google.com/books?id=EF_4AQeOltUC&pg=RA2-PA950. ""Günlük işlerin görülmesinde, Safaviler sarayında ve yüksek dereceli askeri komutanlar ve politik idareciler arasında ve aynı zamanda yüksek dinsel hiyerarşi mensuplarının hepsi tarafından kullanılan dil Frasca değil Türkçe idi."" 
  3. ^ a b c Price, Massoume (2005) (İngilizce). Iran's Diverse Peoples: A Reference Sourcebook. ABC-CLIO. ss. 66-67. ISBN 1-57607-993-7, ISBN 978-1-57607-993-5. http://books.google.com/books?id=gzpdq679oJwC&pg=PA66. ""Şah'ın anadili Türkçe idi ve Azeri lehçesini kullanarak gayet beğenilen şiirler yazmıştır. (s.66) ... Şah İsmail aynı zamnda son Akkoyunlu Hükümdarı olan Uzun Hasan'nın torunu idi." (s.67)" 
  4. ^ a b c Mazzaoui, Michel B.; Canfield, Robert (2002). "Islamic Culture and Literature in Iran and Central Asia in the early modern period" (İngilizce). Turko-Persia in Historical Perspective. Cambridge University Press. ss. 86-87. ISBN 0-521-52291-9, ISBN 978-0-521-52291-5. http://books.google.com/books?id=qwwoozMU0LMC&pg=PA86#PPA87,M1. ""1722'ye kadar hüküm süren Safevi devleti esastan bir Türk hanedanı idi. Azerbeycan'ın şahın ailesinin ana vatanı olması dolayısıyla Türkçe'nin Azeri lehçesi hükümdarların, yüksek idarecilerin ve sarayın ve en nihayet Kızılbaş askeri komutanlarının ana konuşma dili idi. Şah İsmail Türkçe şiirler yazmakta idi. Buna rağmen genel olarak devlet idaresi için kullanılan dil Farsça idi ve Farsça dili diplomatik yazışmalar (inşa); edebi denemeler (adab) ve tarih yazmak için kullanılan tek dildi."" 
  5. ^ Shaffer, Brenda (2002) (İngilizce). Borders and Brethren: Iran and the Challenge of Azerbaijani Identity. MIT Press. ss. 19. ISBN 0-262-69277-5, ISBN 978-0-262-69277-9. http://books.google.com/books?id=sHKSh_XltKMC&pg=PA19. ""Safevi sarayında Türkçe'nin Azeri lehçesi, özellikle hanedenda dahil ilk Safevi hükümdarlar dönemlerinde, ekseriyetle kullanılmakta idi. Bu dönemde Türkçe dilbilgisi kuralları ve sözcükleri Fsrsca diline büyük etki yapmıştır ve bunun aksini de, yani Farsça'nın grameri ve sözcüklerinin Türkçe'yi etkilediğini de, söylemek mümkündür."" 
  6. ^ Sümer, Faruk (1992). Safevî devletinin kuruluşu ve gelişmesinde Anadolu Türklerinin rolü: Şah İsmail ile halefleri ve Anadolu Türkleri. Türk Tarih Kurumu. ISBN 975-16-0446-X, ISBN 978-975-16-0446-0. http://books.google.com/books?id=quNtAAAAMAAJ. 
  7. ^ Başar, Fahameddin (1997). Osmanlı Eyâlet tevcihâtı, 1717-1730. Türk Tarih Kurumu Basımevi. ISBN 975-16-0859-7, ISBN 978-975-16-0859-8. http://books.google.com/books?id=umKOAAAAMAAJ. 
  8. ^ Câvid, Ahmed; Baycar, Adnan (2004). Osmanlı-Rus ilişkileri tarihi: Ahmed Câvid Bey'in Müntehabâtı. İstanbul Üniversitesi: Yeditepe Yayınları. ss. 449. ISBN 975-16-0859-7, ISBN 978-975-16-0859-8. http://books.google.com/books?id=TzNpAAAAMAAJ&q=Safeviyye&dq=Safeviyye&lr=&as_brr=0. 
  9. ^ R.M. Savory, Safavids, Encyclopedia of Islam, 2nd edition
  10. ^ Andrew J. Newman, Safavid Iran: Rebirth of a Persian Empire, I. B. Tauris (March 30, 2006)
  11. ^ Golden,Türk halkları Tar. Giriş. Çeviren, Osman Karatay Ankara 2002, s. 321
  12. ^ Williams, Henry Smith (1909) (İngiliz). The historians' history of the world: a comprehensive narrative of the rise and development of nations as recorded by over two thousand of the great writers of all ages. Hooper & Jackson, Ltd.. ss. 495. http://books.google.com/books?id=VUAWAAAAYAAJ&pg=PA496. "Ismail is a grandson of Uzun Hasan and a descendant of Sheikh Sufi." 
  13. ^ Richard Tapper. "Shahsevan in Safavid Persia", Bulletin of the School of Oriental and African Studies, University of London, Vol. 37, No. 3, 1974, S. 324.
  14. ^ F. Sümer,Safevi Devleti'nin kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin rolü, Ankara,1976,s.15-42 ve s. 57-84
  15. ^ Minorsky, Vladimir (1942). "The Poetry of Shah Ismail". Bulletin of the School of Oriental and African Studies, University of London 10: 1053. 
  16. ^ Kütükoğlu, Pekir (1962) (Türk). Osmanli-Iran Siyâsî münâsebetleri T, 1578-1590. Edebiyat Fakültesi Natbaasi. http://books.google.com/books?id=IzYBAAAAMAAJ. 
  17. ^ Uğur, Ahmet (1989) (Türk). Yavuz Sultan Selim. Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü. ss. 45. http://books.google.com/books?id=seMcAAAAMAAJ. "Bu hanedan adını Safevî tarikatı reisi Şeyh Safiyüddin İshak'dan almaktadır." 
  18. ^ Çiçek, Kemal; Kuran, Ercüment; Göyünç, Nejat; Ortaylı, İlber (2000) (İngiliz). The Great Ottoman-Turkish Civilisation: Politics. Yeni Türkiye. ISBN 975-6782-18-8, ISBN 978-975-6782-18-7. http://books.google.com/books?id=c5VpAAAAMAAJ&q=Safeviyye&dq=Safeviyye&as_brr=0. 
  19. ^ a b Goldschmidt, Arthur (2002) (İngiliz). A concise history of the Middle East. Westview Press. ss. 142. ISBN 0-8133-3885-9, ISBN 978-0-8133-3885-9. http://books.google.com/books?id=DHw0NzygOHoC&pg=PA142. "Under the leadership of Shaykh Junayd (d. 1460) and the protection of the Black Sheep Turcomans, the Safavids began converting the large number of Turks in Azerbaijan and Anatolia to Shi'ism. These Shi'i Turks came to be called Kizilbash (red heads) because of their distinctive headgear." 
  20. ^ Kırkıncı, Mehmet. Alevilik nedir?, İstanbul, Cihan Yayınları, 1990
  21. ^ Bozkurt, Fuat. Aleviliğin Toplumsal Boyutları, İstanbul, Tekin Yayınevi, 1993
  22. ^ a b Jurdi Abisaab, Converting Persia: Religion and Power in the Safavid Empire, London, 2004
  23. ^ Safevi Devleti'nin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü. Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1992
  24. ^ "The Aqquyunlu - Clan, Confederation, Empire" John E.Woods, (Şadlu, s. 108,196,199)
  25. ^ John E.Woods "The Aqquyunlu - Clan, Confederation, Empire"
  26. ^ Faruk Sümer, Karakoyunlular, Ankara, 1984
  27. ^ Chase, Kenneth (2003), Firearms: A Global History to 1700, Cambridge University Press, ISBN 0-521-82274-2