Allah
Vikipedi, özgür ansiklopedi
-
- Bu maddede "Allah" sözcüğü ile kasıt İslam dinindeki Tanrı ve ilgili inançtır. Allah sözcüğü Türkçede genel olarak "tanrı" anlamında kullanılabilir. Bu genel anlam için lütfen Tanrı maddesine bakınız.
Allah (Arapça: الله ), Kur'an'da tanımlanan tek, zıddı ve benzeri olmayan yaratıcının adı. Allah adı, Allah'ın zatını (Zat-i Akdes, En Kutsal Öz) içermesi dolayısıyla, bütün sıfatlarını ve En Güzel Adlar'ın (Esma-ül Hüsna)[1] ifade ettiği anlamları da içerir. Diğer adları, yalnızca ad almış durumlarını (müsemma) içerirler, sıfatlarını içermezler. Bu nedenle "Allah" adı İslam'daki Uluh-iyetin, özel adıdır (ismi hâss). Müslümanlar, Allah lafzının ardından Celle Celaluhu (c.c.) veya Teala (Yüce) gibi övücü sözler kullanırlar.
Konu başlıkları |
[değiştir] Etimoloji
Dilbilimciler, sözcüğün kökünün İlah'tan (el-ilah) ya da (el-laha)dan gelmiş olabileceğini söylerler. Sami dillerinde "(En üst ilah) anlamına gelir" demişlerdir. Arapça ile akraba olan dillerde de ilah kelimesi benzer şekillerde seslendirilir; İbranice tanrı anlamına gelen Eloah אלה, Keldanice Alaha laha ya da Aramice ܐܠܗܐ Elāhā Süryanice ܐܠܗܐ Alāhā vb. Allah ismi arapça Elif, Lam, Lam ve He harfleriyle yazılır. Ebced'deki "Cümel-i Kebir" adlı düzenine göre sayı değeri 66 dır. ((Elif=1)+(Lam=30)+(Lam=30)+(He=5)=66)
[değiştir] İslam'da Allah akidesi
Kendisinden başka olmayış (vahidiyyet), eşsiz ve benzersiz (ehadiyyet) Allah inancı İslam'ın temeli ve İslami inanışın esasını oluşturur. Kur'an'da Allah, Allah inancı, Allah'ın sıfatları geniş olarak işlenmiş, muhakkikin (Hakikat araştıran, hak âlimleri) tarafından izah edilmiştir. En kısa surelerden İhlas Suresi, İslami Allah inancının esaslarını konu alır: "De ki, Allah tek ve benzersizdir. Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Doğmamış ve doğrulmamıştır. O'nun dengi, misli olmadığı gibi zıddı da mevcut değildir"
[değiştir] Allah'ın varlığı
Allah'ın varlığı, sıfatları ve bunların akla yatkın delillerle izah ve ispatı İslam Felsefesi'nin başlangıcını ve temelini oluşturur (bknz İlm-i Kelam).
Kuran; insan, insan ve kainatın yaratılışı, ruhi ve fiziksel özellikleri, insanların birbirleri ile ilişkileri, hayvanlar, kainattaki düzen, nimetler, vicdan, duanın kabulu, ve insanın kalbinde hissedip bildiği yaratıcıya olan ihtiyacı gibi konuları işleyerek Allah'ın varlığını İslamiyete göre açıklar.
İslam filozofları ve kelamcılar gerek Kur'an'da kısaca açıklanan, gerek Hz.Muhammed(sav)'in ifadelerinden çıkarılan ve gerekse uzun akli deneyimlerin ışığında yukarıda bahsedilen delilleri sistemleştirmişlerdir. Bunlardan bazıları:
- Hudus delili
- Nizam delili
- İmkan delili
- İlm-i evvel delili
- Kabul-u amme delili
- Ibda delili
- Ihtira delili
- Burhan-i Inni (Eserden muessire)
- Burhan-i Limmi (Muessirden esere)
- Burhan-i Temanu
- Burhan-i Telazum
| Allah'ın 99 ismi (Esma'ül-Hüsna) |
|
İmkân Delili: İmkân, olmanın da olmama kadar eşit ihtimale sahip olması demektir. Günlük konuşmalarımızda da mümkün erken olabilirde olmayabilir de manasını kast ederiz. Yaratılmış olun her varlık bize şu gerçeği haykırır: Benim olmamla olmamam eşit idi. Şu anda ben varsam var olmamı yoklukta kalmama tercih eden biri var demektir. O ise Ancak Allah'tır.
Hudus delili: Hudus, sonradan olma demektir. Hudusun en büyük delili değişmedir. Bir varlıkta değişme varsa bu hareketin bir ilk noktası olacaktır. İşte o noktadan önce o şey varlık sahasına çıkmamıştı. Henüz yoklukta isen var olmayı kendi kendine irade edemeyeceğine ve buna güç yetiremeyeceğine göre bu var oluş Allah'ın yaratmasıyla gerçekleşmiş demektir.
San'at: Atomdan insana, hücreden galaksilere kadar bütün kâinatta, ince ve baş döndürücü bir sanat göze çarpmaktadır. Evet, bir baştan bir başa kâinattaki her eser şu özelliklere sahiptir:
- • Büyük sanat değeri taşır.
- • Çok kıymetlidir.
- • Çok kısa zamanda ve çok kolay yapılmaktadır.
- • Çok sayıda olmaktadır.
- • Karışık ve çeşit çeşittir.
- • Devamlıdır.
Devir ve Teselsülün Muhal olması: Devrin muhal olduğu şu misalle açıklanıyor: Bir yumurtayı tavuğun yaptığını iddia eden adama soruyorsunuz. Tavuğu kim yaptı? Buna karşılık onun çıktığı yumurtayı gösteriyor. Buna göre tavuğu aradan çıkardığımızda yumurta yumurtayı yapmış oluyor. Bu ise muhaldir. Teselsül ise bir şeyin silsile halinde ta ilk noktasına kadar gidip o ilk varlığı kimin yaptığını sormak suretiyle Allah'ın varlığını ispat metodudur. Yani bu meyveyi şu ağaç yaptı, o bir önceki meyveden oldu, o da bir önceki ağaçtan. Böylece ilk ağaca yahut ilk meyveye kadar varıyor ve soruyoruz "Bunu kim yarattı?" diye .
Kur'an yolu devir ve teselsülden çok farklıdır. Yumurtayı kim yaptı? Yahut meyveyi kim yaptı? sorusunun cevabı, doğrudan doğruya, “Allah yarattı” diye cevap verilir. İlim, irade, şefkat, merhamet kavramlarından bir nasibi olmayan, insanı tanımayan, hikmetten, sanattan anlamayan, bu sebeplerin (tavuğun ve ağacın) sonucun yaratılmasında hiçbir tesirleri olmadığı ispat edilir. Böylece devir yahut teselsül deliline gerek duyulmaz.
Hikmet ve gaye delili: Her varlıkta kendisine mahsus bir gaye, bir maksat, bir fayda takip edildiği göze çarpmakta ve hiçbir şeyde gayesizlik, manasızlık ve israf sayılacak herhangi bir durum müşahede edilmemektedir. Hâlbuki, ne madde aleminde, ne bitki ve hayvanat dünyasında, ne de eşya ve hadiselerde şuur ve idrak mevcut değildir ki, bu gayeler silsilesi takip edilebilsin. Öyle ise, kainattaki bu şuurlu işleyişi ve bu hikmet ve gayeleri ancak Allaha isnat etmekle makul bir yol tutmuş olabiliriz.
Yardımlaşma delili: Yağmurun toprağın imdadını, güneşin gözlerin yardımına koşmalarından, ta havanın kanı temizlemesine kadar, bu alem bir yardımlaşma hareketiyle adeta dolup taşmaktadır. Bu yardımlaşmayı yapan taraflar birbirlerini tanımamakta, bilmemektedirler Öyle ise bu merhametli icraatı sebeplere vermek mümkün değildir.
Temizlik: Kainattaki nezafet ve temizlik, başlı başına bir delil olarak, bize Kuddüs ismiyle müsemma bir Zat'ı (c.c.) anlatmaktadır. Toprağı temizleyen bakteriler, böcekler, karıncalar ve nice yırtıcı kuşlar; rüzgar, yağmur ve kar; denizlerde buzullar ve balıklar; fezamızda atmosfer, semada kara delikler; bünyemizde kanımızı temizleyen oksijen ve ruhumuzu sıkıntılardan kurtaran manevi esintiler, hep Kuddüs isminden haber vermekte ve o ismin verasındaki Zat-ı Mukaddes'i göstermektedir.
Simalar: Herhangi bir insanın siması, en ince teferruatına kadar kendisinden evvel geçmiş milyarlarca insandan hiçbirisine kat'iyen benzememektedir. Bu kaide, kendisinden sonra gelecekler için de aynen geçerlidir. Bir cihette birbirinin aynı, diğer cihette birbirinden ayrı milyarlarca resmi küçücük bir alanda çizip, sonra da kendileri gibi olması mümkün, milyarlarca resimden ayırmak ve her şeyi sonsuz ihtimal yolları içinde bir yola ve bir şekle sokmak, elbette ve elbette yarattığı her varlığı, hem de hiç kapalı bir yanı kalmamak üzere bilen ve o varlığa istediği şekli vermeye gücü ve ilmi yeten Cenab-ı Hakk'ı en sağır kulaklara dahi duyuracak kuvvette bir ilandır.
Fıtrat ve Vicdan Delili: Allahı tanımanın sayılamayacak kadar çok delil ve işaretleri insanın yaratılışında, fıtratında mevcuttur. Bunlardan sadece örnek: İnsan fıtratı ve vicdanı her nimetin mutlaka şükür istediğini bilir. Bir peygambere kavuşmuş ve hidayete ermişse şükrünü Allaha yapar. Aksi hale batıl mabutlara tapar. Bu tapma insan vicdanın insanı zorlamasıyla gerçekleşir. Güzelliği takdir hissi de insan fıtratında mevcuttur. Sergiler, fuarlar bu his ile gerçekleşir. İnsan bu yaratılışının gereği olarak, şu sema yüzünde sergilenen yıldızları, zemin yüzünde boy gösteren çiçekleri, ağaçları, ormanları dolduran ceylanları, aslanları, denizlerde kaynaşan balıkları seyretmek ve onlardaki İlâhî sanatın mükemmelliğini takdir etmek durumundadır.
Tarih: Dinler tarihi şahittir ki, beşeriyet hiçbir devrini dinsiz geçirmemiştir. Batıl, hatta gülünç dahi olsa, hemen her devirde bir dine inanmış ve bir manevi sistemi takip etmiştir. İnsan fıtratına bu Allah koymuştur ve insan ona inanmakla mükelleftir.
Kur'an: Kur'an-ı Kerim'in Kelamullah olduğunu ispat eden bütün deliller, aynı zamanda Cenab-ı Hakk'ın varlığını da ispat eder durumdadır. Kur'an'ın Allah kelamı olduğuna dair yüzlerce delil vardır ve bunlar, o mevzu ile alakalı İslam kaynaklarında en ince teferruatına kadar mevcuttur. Bütün bu deliller, kendilerine mahsus dilleriyle "Allah vardır" derler.
Peygamberler: Peygamberlerin ve bilhassa Peygamberler Efendisi İki Cihan Serveri'nin (s.a.v.) peygamberliğini ispat eden bütün deliller de, yine Cenab-ı Hakk'ı anlatan delillere dahil edilmelidir. Zira Peygamberlerin varlıklarının gayesi, Tevhid; yani Allah'ın varlık ve birliğini ilan etmektir. Öyleyse, her peygamberin kendi peygamberliğini ispat eden bütün delilleri, aynı zamanda, Cenab-ı Hakk'ın varlığına da delil olmaktadır. Bir peygamberin hak nebi olduğunu ifade eden bütün deliller, aynı kuvvetle, hatta daha da öte bir kuvvetle "Allah vardır ve birdir" demektedir.
[değiştir] Allah'ın sıfatları
İslam akidesinde Allah inancı, Allah'ın mahiyyet-i nefs-ül emriyesi, şuunat, isim, sıfatlari ile zengin biçimde ele alınmıştır. Bu itibarla, farklı dinlerdeki Allah inanışı ile temelde benzer olsa da, tek tanrılı (monoteist) dinlerle bile bazı farklılıklar gösterir.
İslam inancına göre Allah'ı bilmek sıfatlarını bilmekle olur. Mezheplere gore farklılık arzetmekle beraber, en temel sıfatlar genelde iki grupta açıklanmışlardır: zati ve subuti sıfatlardır. Bunlar Uluhiyyetin ayrılmaz gereğidirler. (essential attributes).
[değiştir] Zati sıfatlar
Allah'dan başkasında kemal mertebede olmadığına hükmedilen yahut Allah'da kemaliyle mevcut olduğuna inanılan ve noksan izafe edilemeyecek sıfatlardır (Divine Attributes of the Being of Allah). Varlığının vacib (şart) olması (vücud, İbn-i Sina'ya ait tabirle (Vacib-ül Vücud), ezeli oluşu (Kıdem), bâki oluşu (Beka), tek ilah oluşu (Vahdaniyyet), varlıklarına benzememesi (Muhalefetun lil havadis), hiçbir şeye ihtiyacı olmaması, kendi nefsi ile kaim olmasi (Kıyam bi nefsihi).
[değiştir] Allah'ın birliği
Zati sıfatlardan olan vahdaniyyet, İslami literatürde, Hıristiyanlıkla ilgili en bariz farklılığı oluşturması nedeniyle, önemli yer tutar. İhlas Suresi'nde formüle edilen şekliyle, Allah birdir (sayı olarak - vahidiyyet), ve benzersizdir (mahiyyet-i nefs-ül emriyesi itibariyle - ehadiyyet).
[değiştir] Subuti sıfatlar
Allah'ın mahiyyet-i nefs-ül emriyesinde sabit ve daimi olan sıfatlarıdır (Immutable Attributes of the Divine Essence of Allah). Bu sıfatlar, insan için, yaratıcıda var olan sıfatları anlama açısından bir vahid-i kıyasi (mihenk) olması amacıyla, diğer yaratılanlara da, şuur sahiplerinin idrakine Allah'ın sıfatlarının tecelli ederek gösterilmesi anlamında Allah tarafından verilen sıfatlardır. Hayat sahibi oluşu, İlim sahibi oluşu, işitmesi (Sem'i), görmesi (Basar), irade etmesi, bir şeyi dilemesi (İrade), gücünün yetmesi (Kudret), söz söylemesi (Kelam) olarak sıralanabilir. Yaratma (Tekvin) sıfatı da subuti sıfatlardan kabul edilmiştir, zira Allah'ın yaratması irade etmesi ile olur, yaratmamayı irade etmesi Uluhiyetine noksan getirmez.
[değiştir] Ayrıca bakınız
[değiştir] Kaynakça
- İsmet Zeki Eyüboğlu, Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü, Sosyal Yayınlar, 1998, İstanbul
[değiştir] Dış bağlantılar
- Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Meali
- Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Meali - T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı
- İslami Farkındalık
- Allah'ın Varlığı
- Allah, Evren ve İnsan Üzerine
[değiştir] Kaynakça
- ^ (Araf Suresi, 180) (İsra Suresi, 110) (Taha Suresi, 8) (Haşr Suresi, 24)

