Çaldıran Muharebesi

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Şuraya atla: kullan, ara

Koordinatlar: 39°05′19.87″K 44°19′37.19″D / 39.0888528°K 44.3269972°D / 39.0888528; 44.3269972

Çaldıran Muharebesi
Osmanlı-İran Savaşları
Sekumname1525 Chaldiran battle.jpg
Çaldıran Muharebesi
(1525 yılından bir resim)
Tarih 23 Ağustos 1514
Bölge Çaldıran Ovası
Sonuç Kesin Osmanlı zaferi
Taraflar
Osmanlı İmparatorluğu Osmanlı İmparatorluğu Safevîler
Komutanlar
Osmanlı İmparatorluğu Yavuz Sultan Selim

Osmanlı İmparatorluğu Hersekzade Ahmed Paşa
Osmanlı İmparatorluğu Dükaginoğlu Ahmet Paşa
Osmanlı İmparatorluğu Hadım Sinan Paşa
Osmanlı İmparatorluğu Mustafa Paşa
Osmanlı İmparatorluğu Karaman Beylerbeyi Zeynel Paşa
Osmanlı İmparatorluğu Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa 

Şah İsmail

Ustacluoğlu Mehmet Han 
Mir Abdülbaki

Güçler
100,000[1] 60.000[1]
Kayıplar
2,000'den az[kaynak belirtilmeli] 5,000 kadar atlıyla birlikte Kızılbaş ileri gelenlerin çoğu[2]
Başka kaynaklarda ordunun tamamına yakını

Çaldıran Muharebesi ya da Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514'te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan[3][4][5][6][7][8][9][10][11][12][13] Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş (Volker Eida'e göre Van Gölü'nün hemen kuzeyindeki bir yer değil, bugün İran'ın sınırları içerisindeki Maku'ya biraz uzak bir yer.[14]) Muharebe Osmanlı Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı.

Savaşın Nedenleri[değiştir | kaynağı değiştir]

  • İran, Horasan, Irak ve Doğu Anadolu'yu kontrol eden ve Şah İsmail'in kurduğu Safevi Devleti'nin; Osmanlı egemenliğindeki Batı Anadolu topraklarını ve Osmanlılar'ın başkenti olan İstanbul'u ele geçirmek istemesi.
  • Şah İsmail'in, Şiilik mezhebini Anadolu'da yaymak istemesi.
  • Şah İsmail'in, Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması ve Osmanlı toprak bütünlüğünün tehlikeye girmesi.
  • Safevi Devleti'nin, Orta Asya'dan gelen Türkmenler'in Anadolu'ya girmesine engel olması.
  • Safevi Devleti'nin; Memlükler, Dulkadiroğulları ve Osmanlı Devleti'nin batıdaki düşmanlarıyla ittifak yapması.
  • Safevi Devleti'nin, Yavuz'a isyan eden Şehzade Korkud ve Şehzade Ahmed'e destek vermesi.
  • Safevi Devleti'nin, Dersaadet (İstanbul) merkezli büyük bir casusluk teşkilatı kurması ve Osmanlı ülkesinden bilgi sızdırması.
  • Amasya civarında, Safevi Devleti'nin kışkırtmalarıyla Şahkulu İsyanı'nın çıkması.
  • Yavuz Sultan Selim'in İslam birliği düşüncesi.

Bunlar ve benzeri sebeplerle, II. Bayezid döneminde Osmanlı-Safevi ilişkileri bozulmuştur. Hatta II. Bayezid, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın ölüm (1488) haberini duyunca: "Haydar'ın ölümünü işitmiş olmak sevincimi kat kat artırdı." demiştir.[15] Şeyh Haydar'ın takipçileri olan Kızılbaşlar'a ise "Haydar'ın yolunu şaşırmış sürüsü, Allah onlara lânet etsin!" demiştir.[16]

Safevî pirlerinin Anadolu'da çok sayıda müritleri olduğu, bu müritlerin sıkça pirlerini ziyaret ettikleri, beraberinde hediyeler götürdükleri ve pirlerinden eğitim almak için İran'a gittikleri bilinmekteydi. Ancak II. Bayezid, 1501 yılında Safevi Devleti'nin kurulmasıyla Kızılbaşlar'ın İran'a gitmesini engellemeye çalışmıştır ve İran'a gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmiştir.[17] Kızılbaşlar, yoğun bir baskı altında kaldıklarından dolayı birçok isyan çıkarmışlardır.

Safevi hükümdarı Şah İsmail'in Şii bir inanışa sahip olması ve Anadolu'da büyük bir taraftar kitlesine sahip olması, Osmanlı Devleti tarafından bir tehdit olarak görülmüştür. Bu dönemde gerçekleşen Kızılbaş isyanları da Osmanlı Devleti'ne zor anlar yaşatmıştır ve sorunların daha da büyümesine neden olmuştur.

Savaş Öncesi[değiştir | kaynağı değiştir]

II. Bayezid, ne kadar bazı önlemler alsa da bu soruna gerekli önemi vermemiştir ve sorun giderek büyümüştür. O dönem Trabzon'da sancakbeyi olan Şehzade Selim, babasının bu soruna önem vermemesinden dolayı isyan ederek tahtı ele geçirmek istemiş ama başarısız olmuştur. Daha sonra yeniden isyan eden Şehzade Selim, yeniçerilerinde desteğini alarak babasını tahttan indirmiş ve padişahlığını ilan etmiştir.

I. Selim, 1512 yılında tahta geçtikten sonra, Safevi Devleti ve Kızılbaşlar'la olan sorunları kökünden halletmek için kendini hazırlamıştır. İlk önce dönemin mütfülerine fetva çıkartıp, Kızılbaşlar'ın katledilmesini helâl kılmıştır.[18]

Bu dönemde halk arasında Osmanlı yönetimine karşı derin bir hoşnutsuzluğun yaygın olduğunu gösteren bir belge bulunmaktadır. Şikayet biçiminde I. Selim'e verilen bu belgede, baskıyla alınan vergilere ve Osmanlı yönetimi tarafından yapılan adaletsizliklere değinilmiştir.[19]

Anadolu'da, I. Selim'in kardeşleri, Saruhan sancakbeyi olan Şehzade Korkud ve Konya, Amasya, Malatya taraflarında bulunan Şehzade Ahmed'in tahtta gözü vardı ve her ikisi de isyana hazırlanıyordu. Ahmed'in oğlu Alaüddin'in Bursa'yı işgal etmesi üzerine sefere çıkan Yavuz, Bursa'yı geri aldı ve Konya'ya yürüdü. Şehzade Ahmed, Konya'da çekilerek önce Amasya'ya, oradan da Kahta'ya (Adıyaman) kaçtı. Kahta'da, 40.000 kişilik bir Kızılbaş ordusu da Şehzade Ahmed'in kuvvetlerini katıldı ve Şehzade Ahmed iyiden iyiye kuvvetlendi. Yavuz, Ahmed'i bir süreliğine sindirdikten sonra Saruhan'a yürüdü. Ancak Yavuz'un geldiğini önceden haber alan Şehzade Korkud ve yardımcısı Piyale Bey, Teke'ye (Antalya) kaçtılar ve buradan bir gemi ile Frenk diyarına (Avrupa) kaçmaya karar verdiler. Bir süre bir mağarada gizlenen Şehzade Korkud ve Piyale Bey, bir çobanın ihbarıyla yakalandılar ve idam edildiler. Böylece bir fesatın kökü kazınmış oldu.

Sadrazam Koca Mustafa Paşa, büyük bir ihanetin içindeydi ve sürekli Şehzade Ahmed'e bilgi sızdırıyordu. Koca Mustafa Paşa, Şehzade Ahmed'in isteğiyle ordunun bir kısmını terhis etti ve Amasya Valisi Mustafa Paşa'ya; I. Selim'in barış amacıyla, Amasya'yı Şehzade Ahmed'e terkettiğini yazan sahte bir mektup gönderdi. Daha sonra Şehzade Ahmed hiç vakit kaybetmeden Amasya'yı ele geçirdi. Sadrazamın ihanetinin farkında olan I. Selim, Amasya olayında sonra Koca Mustafa Paşa'yı idam ettirdi ve yerine Hersekzade Ahmed Paşa'yı sadrazam yaptı.

Şehzade Ahmed, Amasya'yı ele geçirdi ve ordusunun komutanlığına Amasya Valisi Mustafa Paşa'yı getirdi. Elindeki büyük kuvvetle Amasya'dan hareket eden Şehzade Ahmed, batıya doğru ilerlemeye başladı. Saruhan yakınlarında I. Selim'in ordusuyla karşılaştı ve Selim'in önce kuvvetlerini yendi. Zafere çok yakınken geri çekilme emri verdi ve İstanbul'a yürüdü. Amacı başkenti ele geçirip padişahlığını ilan etmekti. Ancak I. Selim sefere çıkarken, yerine Şehzade Süleyman'ı (ileride Kanuni Sultan Süleyman) bırakmıştı ve yakın zamanda İstanbul'dan 10.000 kişilik bir yeniçeri takviyesi istemişti. Şehzade Ahmed, İstanbul'a yürürken bu yeniçeri kuvvetiyle karşılaştı ve önden yeniçeri kuvvetinin arkadan da I. Selim'in kumandasındaki esas ordunun saldırılarıyla tüm askerlerini kaybetti. Daha sonra da yakalanan Şehzade Ahmed, idam edildi.

I. Selim, kardeşlerinin isyanını bastırıp iç birliği sağladıktan sonra büyük bir bela olan Safeviler'in üstüne sefer yapmayı amaçlıyordu. İsyanları bastırdıktan sonra başkente dönmeyen I. Selim, Haziran ayında İran'a doğru ilerlemeye başladı.

Şah İsmail, İstanbul'daki casusluk şebekesi vasıtasıyla I. Selim'in üzerine geldiğini öğrendi ve önlemler almaya başladı. Ordu-yi Hümâyûn'ün (Osmanlı Ordusu) karşısına çıkmadan çekilmeye ve geçtiyi yerleri yakıp yıkmaya başladı. Böylece Ordu-yi Hümâyûn'de iaşe sıkıntısı baş gösterecek ve harap yerlerde ilerlemekten bıkan askerler İstanbul'a dönmek isteyecekti. Aksi takdirde de büyük bir isyan çıkabilirdi.

I. Selim, 100.000 kişilik bir orduyla İstanbul'dan hareket etmişti. Anadolu'da 40.000 kişilik bir kuvvetde Ordu-yi Hümâyûn'e katılmıştı. I. Selim, 40.000 kişilik bu kuvveti, ordunun iaşe ihtiyacını karşılaması ve gerekirse ihtiyat kuvveti olarak savaşa sokmak için için Kayseri ile Malatya arasına yerleştirdi.

Safevi hududunu geçen Osmanlı ordusu, sürekli harap yerlerden geçiyor ve iaşe sıkıntısı çekiyordu. Bu yüzden bazı hoşnutsuzluklar oluşmayı başlamıştı. Hatta bir gün, yeniçeriler isyan ettiler ve I. Selim'in çadırının (Otağ-ı Hümâyûn) etrafına sardılar. Birkaç ok da çadıra saplandı. Bunun üzerine askerlerin içine dalan I. Selim, meşhur bir nutuk çekti. Bu nutukta; isteyenlerin İstanbul'a dönebileceğini, isteyenlerinde kendisiyle gelip Şah İsmail'le savaşabileceğini söyledi. Gerekirse tek başına gideceğini de ekledi. Bu nutukla askerlerin kanında büyük bir galeyan meydana geldi ve ordu hızla ilerlemeye başladı. Nihayat Şah İsmail'in Çaldıran Ovası'na ordugah kurduğu haberi geldi ve Ordu-yi Hümâyûn'de Çaldıran Ovası'nda bir ordugah kurdu.

Savaş[değiştir | kaynağı değiştir]

İlk başta I. Selim, ovanın güneybatısındaki tepelerin ele geçirilmesini ve böylece ordunun, sırtını rahatça dağa verebilmesini emretti. Bunun üzerine Orhan Bey'in komutasındaki çarhacılar, çok geçmeden bu tepeleri ele geçirdiler.

I. Selim, merkezi kumanda edecekti ve yanında Kazasker, Sadrazam Hersekzade Ahmed Paşa, vüzeradan Dükaginoğlu Ahmed Paşa ve Mustafa Paşa olacaktı. Anadolu askerlerinden oluşan sağ cenaha Anadolu Beylerbeyi Hadım Sinan Paşa ve Karaman Beylerbeyi Zeynel Paşa kumanda edecekti. Rumeli askerlerinden oluşan sol cenaha ise Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa kumanda edecekti. Anadolu ve Rumeli azep askerleriyse ordunun en tehlikeli yerinde, topların önünde olacaktı. Bu topların sayısı 500 kadardı ve en hakim tepelere yerleştirilmişlerdi. Düşman ilk bakışta gizlenmiş olan topları farkedemeyecek, topların önünde bulunan azeplere yüklenecekti. O sırada azepler usta bir manevra ile topların önünü açacaklar ve düşmanı ateş çemberine alacaklardı.

Şah İsmail ise, ordusunun sağ cenahına kendi, sol cenahına Diyarbakır valisi Ustacluoğlu Mehmet Han ve merkeze başveziri Mir Abdülbaki kumanda ediyordu. Şah İsmail, zırhlı süvarilerinin üstün gelmesi sonucu muhteşem bir zafer kazanmayı hesaplıyordu.

Savaş başlayınca Osmanlı askerleri, Fitilli muske ya da Gürleyen Demirler dedikleri çok ağır tüfekleri ilk kez bu savaşta kullandılar. Tüfeklerin ateşlenmesiyle Safevi ordusunda gedikler açılmaya başladı. Ordusunun bocaladığını gören Şah İsmail, kendi kumandasındaki sağ cenahla, Osmanlı sol cenahına hücum etti. Azepler, Yavuz'un planını uygulamaya fırsat bulamadılar. Vaktiyle kenara açılamadılar ve toplar ateşlenemedi. Yorgun ve bitap Rumeli askerleri, Şah İsmail'in zinde kuvvetleri karşısında eridi. Şah İsmail, o hız ve gözü dönmüşlük içinde Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa'yı şehit etti.

Yavuz Sultan Selim, durumu farketmekte gecikmedi. Bir yandan topçularını harekete geçirirken öte yandan etrafındaki seçme yeniçerilerle Şah İsmail'in dönüş yolunu kesti. Osmanlı Ordusu'nun sol cenahı yok edilse de merkezi kumanda eden Yavuz ve sağ cenahı kumanda Hadım Sinan Paşa, ustaca manevralarla düşmanı zor durumda bırakıyorlardı.

Azepler, topların gerisine çekilmişler ve top atışı başlamıştı. Safevi ordusunun sol cenah kumandanı Ustacluoğlu Mehmet Han, askerlerini top ateşinin kucağına itmekte bir an bile tereddüt etmedi. "Vurun ha!" narasıyla kendisi de ortaya fırladı. Ancak bir Osmanlı süvarisinin ustaca bir kargı darbesiyle atından devrildi ve öldü.

Malkoçoğlu Ali Bey ve Malkoçoğlu Tur Ali Bey, Yavuz'dan aldıkları emirle yanlarındaki askerlerle beraber Şah İsmail'in üstüne yürüdüler. Ancak ikisi de şehit oldu. Yalnız Malkoçoğlu Ali Bey, Yavuz'un kendine hediye ettiği çift namlulu piştovuyla Şah İsmail'e ateş ederek onu kolundan ve baldırından yaraladı. Bunun üzerine Şah İsmail'in seyisi Atçeken Hızır, Malkoçoğlu'nun arkasına geçerek onu şehit etti.

Savaş bir gün sürdü ve yenileceğini anlayan Şah İsmail, elinde kalan son kuvvetleride Osmanlı ordusunun üstüne gönderdi. Daha sonra seyisi Atçeken Hızır'la kıyafetlerini ve atını değiştirerek firar etti. Atçeken Hızır, Şah İsmail'in kıyafetleri ve atıyla savaş meydanına gelerek "Şah benim." diyerek bağırmaya başladı. Osmanlılar tarafından esir alınan Hızır, firar etti ancak Osmanlılar kendisini takip etmedi. Çünkü Şah İsmail'e çok sadıktı ve kendisi gibi adamlar çok nadir bulunduğu için Osmanlılar, böyle sadık bir adamı öldürmeyi uygun bulmadı.

Osmanlı Ordusu, bu savaşta son teknolojiyi kullanmıştır ve büyük bir zafer elde etmiştir. Savaşı kazanan I. Selim, Osmanlı Ordusu'nun başında 6 Eylül 1514'te Safevi Devleti'nin başkenti olan Tebriz'e girdi. I. Selim kışı burada geçirmek istiyordu, ama yorgunluktan dolayı Osmanlı askerleri arasında huzursuzluk artınca I. Selim, İstanbul'a geri dönerek ele geçirilen yerlerin bir bölümünü geri bırakmak zorunda kaldı.

Safeviler, Doğu Anadolu hariç yitirdikleri toprakları savaşsız geri aldılar. Zaten bu savaşın amacı toprak almak değil, Safeviler ile Osmanlılar arasındaki güç mücadelesinin bir sonuca vardırılmasıydı. Savaşın sonunda Doğu Anadolu'daki aşiret ve beylikler Osmanlı'ya bağlandıklarını bildirdi. Gene bu savaşla beraber Safeviler'in, Mısır'daki müttefikleri olan Memlûkler ile bağlantısı kesildi. Bu da I. Selim'in Mısır seferini kolaylaştırdı. Ayrıca Osmanlı Devleti, İpek Yolu'nun Van-Tebriz hattının denetimini ele geçirdi.

Savaşın Sonuçları[değiştir | kaynağı değiştir]

  • Anadolu üzerindeki Şii sorunu geçici olarak çözüldü.
  • Safeviler'in Anadolu üzerindeki emelleri son buldu.
  • Günümüzdeki Kars ve Van hariç Doğu Anadolu'nın tamamına yakını Osmanlı denetimine girdi.
  • Safeviler'in, Mısır'daki müttefikleri olan Memlûkler ile bağlantısı kesildi.
  • Doğu Anadolu'daki aşiret ve beylikler, Osmanlı'ya bağlılıklarını bildirdiler.
  • Halkın padişaha olan güveni ve ülkedeki refah yükseldi.
  • Bu savaşla beraber içine kapanık birine dönüşen Şah İsmail, tek hezimeti olan bu büyük yenilgiden sonra, 1524 yılında ölene dek başka bir savaş yapmadı.
  • Osmanlı toprak bütünlüğü korundu.
  • İpek Yolu'nun Van-Tebriz hattının denetimi Osmanlılar'ın eline geçti.
  • Tebriz gibi şehirlerde bulunan ünlü ilim insanları ve sanatçılar İstanbul'a getirildi.
  • I. Selim, sefere çıkarken Dulkadiroğulları Beyi Alaüddevle'ye, Osmanlı ordusuna katılması için çağrı yapmıştı. Ama Safeviler ve Memlükler ile ittifak yapan Alaüddevle, bunu reddetmişti. Bu yüzden I. Selim, sefer dönüşünde Dulkadiroğulları üzerine sefer yaptı ve Turnadağ Savaşı ile bu beyliğe son verdi. Böylece Anadolu'da siyasi birlik tam olarak sağlanmış oldu.
İran, Maku, Çaldıran Ovası'ndaki anıt

Dipnotlar[değiştir | kaynağı değiştir]

  1. ^ a b Roger Savory: Iran Under the Safavids, 2007, s. 41
  2. ^ Şeref Han: Şerefname II – Osmanlı-İran Tarihi, Ant Yayınları 1971, s. 159
  3. ^ Josafa Barbaro: Travels to Tana and Persia, 2008, s. viii
  4. ^ Rami Yelda: A Persian Odyssey: Iran Revisited‎, 2005, s. 142
  5. ^ M. R. Jafar: Under-underdevelopment: a regional case study of the Kurdish area in Turkey, 1976, s. 136
  6. ^ Hairenik Association: The Armenian review, Cilt 39, 1986, s. 4
  7. ^ Steven R. Ward: Immortal - a military history of Iran and its armed forces‎, 2009, s. 44
  8. ^ Chambers's encyclopaedia, Cilt 10, 1950, s. 585
  9. ^ Bulletin of the School of Oriental Studies (University of London), Cilt 9, 1939, s. 637
  10. ^ Great Britain Naval Intelligence Division: Persia‎, 1945, s. 264
  11. ^ Percy Molesworth Sykes: A History of Persia, 2008, s. 245
  12. ^ Harper & Brothers: Don Juan of Persia - A Shi-Ah Catholic 1560-1604‎, 2007, s. 321
  13. ^ Roger Savory: Studies on the history of Ṣafawid Iran, 1987, s. 41‎
  14. ^ Volker Eid: Ost-Türkei - Völker und Kulturen zwischen Taurus und Ararat, 1990, s. 63:
    « Çaldıran ist nicht der Ort unmittelbar nordöstlich des Wan-Sees, sondern ein etwas entfernterer bei Maku auf heute iranischem Gebiet. »
  15. ^ Adel Allouche: Osmanlı-Safevî İlişkileri – Kökenleri ve Gelişimi, Anka Yayınları, 2001, s. 63
  16. ^ Adel Allouche: Osmanlı-Safevî İlişkileri – Kökenleri ve Gelişimi, Anka Yayınları, 2001, s. 64
  17. ^ Rıza Yıldırım: Turkomans between two empires: the origins of the Qizilbāsh identity in Anatolia (1447-1514), Bilkent University, 2008, s. 306
  18. ^ s:Müftü El Hamza'nın Kızılbaşlarla ilgili fetvası
  19. ^ Adel Allouche: Osmanlı-Safevî İlişkileri – Kökenleri ve Gelişimi, Anka Yayınları, 2001, s. 116