Anadolu Selçuklu Devleti

Vikipedi, özgür ansiklopedi
(Anadolu Selçukluları sayfasından yönlendirildi)
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Anadolu Selçukluları
سلجوقیان روم / Selcūkiyân-ı Rūm(Farsça)
السلاجقة الروم / al-Selācika er-Rūm(Arapça)

1075[1][2]–1308
 

Anadolu Selçuklu Devleti Bayrağı

Bayrak

Anadolu Selçuklu Devleti (1190)
Başkent Nikaia (İznik)
(1077-1086)
İkonyum (Konya)
(1086-1308)
Dil(ler) Farsça (resmi & edebiyat)[3][4]
Türkçe[5]
Din Sünni İslam
Yönetim Monarşi
Sultan
 - 1077-1086 Süleyman Şah
 - 1092-1107 I. Kılıç Arslan
 - 1116-1155 I. Mesut
 - 1155-1192 II. Kılıç Arslan
 - 1192-1196 /1205-1211 I. Gıy. Keyh
 - 1196-1204 II. Süleyman Şah
 - 1211-1220 I. İzzeddin Keykavus
 - 1220-1237 I. Aleaddin Keykubat
 - 1237-1246 II. Gıy. Keyh
 - 1302-1308 II. Mesud son
Tarihi
 - Haçlılar'ın Nikaia işgali ve Dorileon Savaşı'nda yenilmesi 1097
 - Miryokefelon Savaşı'nda Bizans'ları yenmesi 1176
 - Keyhüsrev'in Nikaia İmparatorluğunca yenilerek öldürülmesi 1211
 - Kösedağ Savaşı'nda Moğol İmparatorluğunca yenilmesi 1243
Türk tarihi
Mahmud al-Kashgari map.jpg
Türkiye tarihi
Emblem of Turkey.svg
Selçuklular
Büyük Selçuklu Devleti (1040–1157)
Anadolu Selçuklu Devleti (1060–1308)
Anadolu beylikleri
Osmanlı İmparatorluğu
Kuruluş dönemi (1299–1453)
Yükselme dönemi (1453–1566)
Duraklama dönemi (1566–1683)
Gerileme dönemi (1683–1792)

Dağılma dönemi (1792–1922)
Türkiye Cumhuriyeti
İstiklâl Harbi (1919–1923)
Ankara Hükûmeti
Atatürk Devrimleri
Tek partili dönem (1923–1945)
Çok partili dönem (1945–günümüz)
Konuya göre
Anayasa tarih
Ekonomik tarih
Askerî tarih
Zaman çizelgesi

Türkiye Portalı

Anadolu Selçuklu Devleti, Rum Selçuklu Sultanlığı[6] veya Türkiye Selçuklu Devleti[7] (Arapça: السلاجقة الروم el-Salācika el-Rūm Farsça: سلجوقیان روم Selcūkiyân-i Rūm; Rum Selçukluları), Selçuklu Türklerinden Kutalmış'ın oğlu Süleyman Şah tarafından Anadolu’da, 1075 yılında kurulmuş olan bir Türk - İslam devletidir.

Türkler çeşitli sebeplerden ötürü anavatanları olan Orta Asya'dan göç etmek zorunda kalmışlar ve kendilerine yeni bir vatan aramaya başlamışlardır. Bu yüzden Büyük Selçuklular; çevre bölgelere akınlar düzenlemeye başlamışlardır. Örneğin Anadolu'ya yapılan ilk akınlar 1015-1018 yılları arasında gerçekleşmiştir. Büyük Selçuklular; 1040 Dandanakan Muharebesi ile Gazneliler'i mağlup etmiş ve bağımsız olmuşlardır. Selçuklular'ın bağımsız olmasıyla beraber çevre bölgelere yapılan akınlar daha sistemli hale gelmiştir. Nitekim bu akınlar sonucunda Anadolu'nun uygun bir bölge olduğu anlaşılmıştır. Anadolu hakimiyeti için Büyük Selçuklular'la Anadolu'yu elinde bulunduran Bizans İmparatorluğu arasındaki ilk savaş, 1048 yılında gerçekleşmiş ve Pasinler Muharebesi olarak bilinen bu savaşla beraber Anadolu hakimiyeti için gerçekleştirilen ilk savaş Selçuklu zaferiyle noktalanmıştır.[8]

Büyük Selçuklu sultanı Tuğrul Bey ve Tuğrul Bey'in kardeşi, aynı zamanda Selçuklu ordusunun komutanı olan Çağrı Bey'in vefatıyla beraber; Tuğrul Bey'in erkek evladı bulunmamasından dolayı Çağrı Bey'in oğlu Alp Arslan Büyük Selçuklu tahtına oturmuş ve Anadolu üzerine yapılan akınları hızlandırmıştır. Hatta Hristiyan alemi için kutsal bir belde olan Ani beldesinin fethine muvaffak olmuştur. Bu dönemde Bizans imparatoru olan Romen Diyojen ise; Anadolu toprakları için oluşan bu büyük tehlikeyi bertaraf etmek için 200.000 kişilik ordusuyla [9] başkenti Konstantinopolis'ten ayrılmış ve Doğu Anadolu Bölgesi'ne doğru ilerlemeye başlamıştır.

Bu sırada Halep'te bulunan ve Fatımiler halifeliğini ortadan kaldırmak üzere Mısır üzerine hareket etmek için hazırlanan Sultan Alp Arslan; Bizans'ın büyük bir orduyla Doğu Anadolu'ya geldiğinin öğrenince dönmüş ve Ahlat'a ulaşmıştır. Daha sonra iki ordu 26 Ağustos 1071 tarihinde Malazgirt'te karşılaşmış ve savaş kesin Selçuklu zaferiyle noktalanmıştır. Bu zaferle beraber İran, Azerbaycan, Horasan gibi bölgelerde bulunan Türkler büyük bir hızla Anadolu'ya göç etmeye başlamış ve başta Artuk Bey olmak üzere Selçuklu komutanları, Anadolu beldelerini fethetmeye başlamışlardır [10].

1092 yılında Melikşah'ın ölümüyle beraber Anadolu'yu itaat altına almak için bölgede bulunan Bozan Bey geri dönmüş ve Türkiye Selçukluları istiklallerini korumuşlardır. Yine Melikşah'ın ölümüyle beraber; Süleyman Şah'ın Ayn Seylem savaşında ölümünden sonra İsfahan'a götürülen oğulları Kılıç Arslan ve Kulan Arslan serbest kalmışlardır. Kılıç Arslan ve Kulan Arslan serbest kaldıktan sonra İznik'e ulaşmış ve Ebu'l Gazi; hiçbir direniş göstermeden idareyi Kılıç Arslan'a devretmiştir. Böylece Anadolu Selçukluları içinde bulundukları büyük karışıklıklardan çıkmış ve yeniden fetih hareketlerine başlamışlardır [11].

Sultan Kılıç Arslan; tahta çıkınca İzmir, Rodos, İstanköy, Sakız ve Midilli adalarını fethetmiş ve ilk Türk donanmasını oluşturmuş olan Çaka Bey'in kızıyla evlenmiştir. Daha sonra Peçenekler, Çaka Bey ve Kılıç Arslan arasında bir ittifak oluşturulmuştur. Bu ittifaka göre Peçenekler ve Selçuklular karadan, Çaka Bey ise denizden kuşatmak suretiyle İstanbul'u fethedecek ve Bizans İmparatorluğu ortadan kaldırılacaktı. Fakat bu durumun farkında olan Bizans imparatoru I. Aleksios; ilk önce Kıpçaklar'la anlaşmış ve 1091 yılında Peçenekler'i bertaraf etmiştir. Daha sonra Aleksios, Kılıç Arslan'ın ülkesinde; Çaka Bey'in çok güçlü olduğu ve sultanlık gayesinde olduğu şeklinde dedikodular çıkartmış ve bu dedikoduları öğrenince kaygılanan Kılıç Arslan, çok büyük bir hata yaparak kayınpederi Çaka Bey'i ortadan kaldırmıştır.[12][13]

Anadolu Selçuklu Devleti'nin bayrağı

Tarihi[değiştir | kaynağı değiştir]

I. Rükneddin Süleyman Şah Dönemi (1075-1086)[değiştir | kaynağı değiştir]

Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın babası Kutalmış, Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey ile Çağrı Bey'in amcaoğluydu. Kutalmış Büyük Selçuklu Sultanlığı tahtına geçen Alparslan'ın sultanlığını kabul etmemiş ve onun ile başarısız bir çatışmaya girişmiş ve bu sırada, 1064 yılında öldürülmüştür.[14] Daha sonra Anadolu’ya gelen Kutalmışoğulları burada yanlarındaki Türkmen gruplarıyla birlikte kendilerine yurt edinme mücadelesi başlamıştır. Dört kardeşten en son Süleyman Şah hayatta kalmıştır.[14] Bizans sınırlarında idaresini kuran Kutalmışoğlu Süleyman Şah, Bizanslılarla bazen savaşarak bazen Bizans isyancılarına yardım ederek hükmü altındaki toprakların sınırlarını büyütmeyi başarmıştır. Bizans İmparatorluğu'nun Anadolu'da bulunan önemli şehirlerinden İznik (Nicaea) ile İzmit (Nicomedia)'i 1075'te ele geçirmiştir. Ardından Güney Marmara bölgesine tamamen hakim olmuş, 1077'de özerkliğini ilan edip İznik merkezli bağımsız bir devlet olarak Anadolu Selçuklu Devleti'ni kurmuştur.[15][16][17][18][19]

Bizans'ın Rumeli orduları komutanı Bryennios 1075 yılında İstanbul üzerine yürümesinden yararlanmak isteyen Bizans Anadolu orduları komutanı, Nikiforos Botaneiates'e karşı Bizans İmparatoru VII. Mihail ile asker yardımı üzerine 1078’de bir anlaşma yapan Süleyman Şah, İznik ile Kütahya arasında asi generalle karşılaşınca, daha uygun şartlar teklif edilmesi üzerine taraf değiştirip Botaeiates’in yanında yer almış ve onun III. Nikiforos ismi ile Bizans İmparatoru olmasına önayak olmuştur. Bu yardım dolayısıyla Bizanslılar göçmen Türkmenlerin Anadolu'da da Boğaz kıyılarına kadar gelip yerleşmelerini kabul etmişlerdir.[20][21]

Batı sınırlarını emniyete alan Süleyman Şah, veziri Ebu'l-Kasım'ı İznik'te idareci olarak bırakan Süleyman Şah, doğu sınırlarını genişletme planları ile 1084'te Çukurova (Kilikya)'ya (ve belki de Suriye üzerine) bir sefere çıkmıştır. Bu sefer sonucu Tarsus, Adana ve Antakya'yı ele geçirmiştir. Ardından Suriye’ye yönelmiş ve Halep’i kuşatmıştır. Halep emirinin Tutuş’dan yardım istemesi üzerine Tutuş Halep’e doğru yola çıkmış, 4 Haziran 1086 tarihinde Süleyman Şah’la savaşa girmiştir. Ayn Seylem Muharebesi’nde Anadolu Selçuklu kuvvetleri yenilgiye uğramış, Süleyman Şah hayatını kaybetmiştir.[22]

Ebu'l Kasım Dönemi (1086-1092)[değiştir | kaynağı değiştir]

Ana madde: Ebu'l-Kasım

I. Kılıç Arslan Dönemi (1092-1107)[değiştir | kaynağı değiştir]

Süleyman Şah'ın Ayn Seylem Savaşı'nda ölümünden sonra oğulları Kılıç Arslan ve Kulan Arslan, Tutuş tarafından Antakya'ya götürülmüştür. Daha sonra bölgeye gelen Melikşah ise Kılıç Arslan ve Kulan Arslan'ı İsfahan'a götürmüştür [23]. Böylece Melikşah, ölümüne kadar Süleyman Şah'ın bu iki oğlunu serbest bırakmamış ve 1086-1092 yılları arasında Kutalmışoğulları'nın Anadolu'da hakimiyetlerini müsaade etmemiştir. Bu yüzden Anadolu Selçuklu Devleti, Melikşah'ın ölümüne kadar altı yıl sultansız kalmıştır. Kılıç Arslan ve Kulan Arslan; 1092 yılında Melikşah'ın ölümüyle beraber serbest kalmışlar ve İznik'e gitmişlerdir.

Kılıç Arslan ve Kulan Arslan İznik'e ulaştıklarında Bizanslılar, şehri kuşatma altına almış durumdaydılar. Bu, Bozan Bey'in dönüşüyle Bizanslılar'ın fırsat bulduklarını ve Selçuklular'la yapmış oldukları muahedeyi feshettiklerini göstermektedir. Süleyman Şah'ın oğulları İznik'e gelince Selçuklular onları büyük bir heyecanla karşılamış ve Ebu'l Gazi, hiçbir direniş göstermeden idareyi onlara devretmiştir. Büyük kardeş Kılıç Arslan, sultan unvanını almış ve İznik'deki muhariblerin kadın ve çocuklarını getirerek şehirde yerleştirerek şehri kendisine payitaht (başkent) yapmıştır. Bu tedbirleri alan Kılıç Arslan, Ebu'l Gazi'yi başkentin kumandanlığından alarak yerine Muhammed'i beylerbeyi makamına çıkarmış ve diğer beyleri onun idaresine vermiştir [24].

Kılıç Arslan, sultan sıfatını almasıyla geçmişte babasına tabii olan Anadolu'daki feodal beyler de kendisine tabii olsa da bu beyler babasının ölümüyle müstakil bir hal almıştı. Bu yüzden Kılıç Arslan'ın ilk günlerinde önce Ebu'l Kasım'ın daha sonra da kardeşi Ebu'l Gazi'nin muhafaza ettiği yerler kendi kontrolünde bulunmaktaydı. Aynı zamanda Kılıç Arslan tahta çıktığında İzmir'de bir beylik kurmuş olan Çaka Bey ile iyi münasebetler kurmuş ve onun kızıyla evlenmiştir.

Kılıç Arslan, Bizanslılar'ın taarruza geçerek Marmara sahillerini işgale başlamaları üzerine beylerbeyi makamına çıkardığı İlhan lakaplı İlhan Muhammed'i Bizans üzerine göndermiştir. İlhan Muhammed Ulubat Gölü ve Kapudağ havalisini işgal edince Bizans imparatoru I. Aleksios, kendisine karşı denizden bir ordu gönderse de İlhan Muhammed, gölün girişinde şiddetli bir hücum yaparak Bizanslılar'ı bozguna uğratmıştır. Fakat imparatorun karadan gönderdiği ordu İlhan'ı esir ve mağlup etmiştir [25]. Bundan sonraki mücadeleler için kaynaklar susmaktadır ve Çaka Bey'in yeni bir istila münasebetiyle haberler bize intikal etmektedir. Nitekim Çaka Bey, denize açılarak Çanakkale istikametinde ilerlemiş ve o dönem Bizans'ın doğu gümrüğü sayılan Aydos'u kuşatarak fethetmiştir. Çaka Bey geçmişte de Midilli, Sakız, İstanköy ve Rodos adalarını da fethederek Bizans'ın başkenti İstanbul'u tehlikeye atmış ve Aydos'u alarak da burayı tehdit etmeye başlamıştır. Yine Çaka Bey, geçmişte Peçenekler ile ittifak yapmıştı ki bu ittifak Nisan 1091'de Peçenekler'in Bizans ve Kıpçaklar tarafından katliyle son bulmuştu. Ebu'l Kasım'ın devleti idare ettiği dönemde Selçuklular'la ittifak yapan Çaka Bey; Kılıç Arslan'ın sultan olmasıyla yeniden bir ittifak kurmuş ve kızını Kılıç Arslan'la evlendirmiştir.

Bu yüzden telaşlanan I. Aleksios, Anadolu'da Çaka Bey'in sultanlık peşinde koştuğu ve çok güçlendiği, ilk fırsatta Kılıç Arslan'ı ortadan kaldıracağı şeklinde dedikodular yaydırmıştır. Ayrıca kendisi de Kılıç Arslan'a bir mektup göndermiş ve Kılıç Arslan'ı, aynı ifadelerle Çaka Bey'e karşı kışkırtmıştır. Halbuki Çaka Bey'in böyle bir niyeti bulunmamaktaydı ve beyliği dünyanın öbür ucuna kadar uzasa yine Selçuklular'a bağlı bir bey olarak kalacağını belirtmekteydi. Nitekim tahtını kaybetmek korkusuyla sarsılan Kılıç Arslan harekete geçmiş ve Çaka Bey, iki büyük ordu ile donanmanın arasında sıkışıp kalmıştır. Bu yüzden Çaka Bey, damadı Kılıç Arslan ile görüşmek için onun ordugahını gitmiş ve burada öldürülmüştür [13][26]. Çaka Bey'in ölümüyle ilgili üç rivayet vardır ki bunlardan birincisine göre Çaka Bey, ordugahtaki ziyafet esnasında zehirlenmiştir. İkinci rivayete göre bizzat Kılıç Arslan kılıcını çekerek kayınpederini öldürmüştür. Üçüncü rivayete göreyse Kılıç Arslan'ın tuttuğu bir besleme arkadan hançerlemek suretiyle Çaka Bey'i öldürmüştür ki Çaka Bey ölmeden önce son gücüyle bu beslemeyi öldürmüştür.

Çaka Bey'in ölümüyle beraber Kılıç Arslan; Bizans'la sulh yaparak garp sınırlarını güvence altına almış ve İlhan'ı İznik'de bırakarak 1095 yılında şarka yönelmiştir. Aynı yıl Ortodoks Ermeni Gabriel'in hakimiyetinde bulunan Malatya'yı kuşatma altına alan Kılıç Arslan, böylece Danişmed Gümüş-tekin'den (Danişmend Gazi) daha erken davranmış ve mancınıklarla surları dövmeye başlamıştır. Ancak eski surlardan başka Gabriel'in şehri iyi tahkim etmesinden dolayı kuşatma uzamıştır. Gabriel'den nefret eden şehir halkı ise zaten teslim olmak istemekteydi ve bu yüzden Kılıç Arslan'ın veziri, şehrin Süryani patriğiyle görüşerek Gabriel'e birtakım vaatlerde bulunarak teslim olmasını istemiştir. Ama Gabriel bu teklifi reddetmiş ve patriği de öldürtmüştür. Nitekim kuşatma daha da uzamış ve Kılıç Arslan şehrin fethine yakınken Haçlılar ve Bizanslılar'ın İznik'i kuşattıklarını öğrenince Malatya'daki kuşatmayı kaldırarak geri dönmek zorunda kalmıştır [27][28].

Kılıç Arslan'ın Haçlılarla Mücadeleleri[değiştir | kaynağı değiştir]

Türkler'in Malazgirt Meydan Muharebesi'ni müteakip Anadolu'da yerleşme ve vatan kurma devresinde başlayan Haçlı seferleri; bu faaliyetleri tehdit edecek bir ehemmiyet taşır. Türkler'in Marmara kıyılarına kadar geldikleri ve Bizans'ın tüm Anadolu'ya kaybettiği zaman o dönemin Bizans imparatoru Mihael; yine o dönem Papa olan VII. Gregorius'a 1074 yılında müracaat etmiş fakat yaptığı müracaat sonuç vermemiştir. Lakin Papa'nın giriştiği tahrikler Avrupa'da bir Haçlı havası yaratmış, cehalet ve dini taassup içindeki o dönem Avrupalılar'ını Selçuklular'a karşı hazırlamıştır. Bizans imparatoru I. Aleksios de zor durumda kalınca 1091 yılında Papa II. Urban'dan yardım istemiştir.

Bu ikinci müracaat sonucunda Hristiyan Batı ve Müslüman Doğu dünyası için önemli sonuçlar doğuran Haçlı seferleri başlamıştır. Bu seferler esnasında, Bizans'ın istediği küçük askeri yardımlar yerine çok büyük kitleler harekete geçmiş ve çoğu disiplinsiz, savaştan anlamayan [29][30] insanlardan olan kitleler, akın halinde doğuya ilerlemeye başlamışlardır [28][31]. Bazı İslam kronikleri; bu seferlerin başlamasında Şii Fâtımî Devleti'nin de, Suriye bölgesindeki rakiplerini zayıflatmak için Haçlılar'ı bölgeye davet ettiğini rivayet eder [32].

Nitekim I. Haçlı Seferi başlamış ve ilk Haçlı kitleleri, Keşiş Piyer'in idaresinde Avrupa'dan yola çıkmıştır. 1096 Eylül ayında Bizans'ın başkenti İstanbul'a ulaşan bu disiplinsiz ve savaştan anlamayan kişilerden oluşan Haçlı kitleleri, Bizans imparatoru I. Aleksios tarafından Anadolu'ya geçirilmiştir. Ancak bunlar, Anna Komnini'ye göre İlhan'ın, İbn ul-Kalanisi'ye göre Kılıç Arslan'ın kardeşi Kulan Arslan'ın (bazı kaynaklarda Davud olarak geçer) komutasındaki Selçuklu ordusu ve Türkmenler tarafından İzmit'e ulaşamadan imha edilmiştir. Bazı kaynaklara göre Anadolu Selçukluları 60.000 Haçlı'yı imha etmiştir [33][34][35][36][37].

Daha sonra kontların ve düklerin komutasındaki, disiplinli ve savaşçı şövalyelerden oluşan asıl Haçlılar'ın sayısı, miğferli ve zırhlı 100.000 askerden başka diğer asker, kadın ve çocuklarla beraber sayıları 600.000'i bulmuştur [38]. Bizans'ın başkenti İstanbul'a ulaşan bu Haçlılar; I. Aleksios ile bir anlaşma yapmış ve Anadolu'ya geçirilmişlerdir. Bu antlaşmaya göre Haçlılar, Anadolu'da ele geçirdikleri yerleri Bizans'a teslim edecek, Bizanslılar'da Anadolu'da Haçlılar'a rehberlik yapacaktır. Nitekim bu gelen Haçlılar ve Bizanslılar, Anadolu Selçukluları'nın başkenti İznik'i kuşatmışlardır. İznik'in surlarla ve göl sularıyla çevrili olmasından dolayı kuşatma zorlaşmış ve şehirdeki Türkler, göl vasıtasıyla temel ihtiyaçlarını karşılamışlardır. Bu sırada Kılıç Arslan Malatya şehrini kuşatmaktaydı ve İznik'ten gelen yardım çağrılarıyla kuşatmayı kaldırarak süratle batıya hareket etmiştir. Kılıç Arslan bölgeye ulaştığında Haçlılar ve Bizanslılar; ilk başta kuşatamadıkları güney kapısını da sarmışlar, ayrıca Bizanslılar'da Kios'ta inşa ettikleri gemileri göle atarak şehrin dışarıyla irtibatını kesmişlerdi [39]. Bu yüzden şehrin altındaki ovaya ordugah kuran Kılıç Arslan [40][41][42], şiddetli taarruzlarla kuşatmayı yarmayı denemiş fakat başarısız olmuştur. Halbuki Kılıç Arslan, düklerin ve kontların komutasında gelen Haçlılar'a gerekli ehemmiyeti vermemiş ve bunları da Keşiş Piyer'in idaresindeki Haçlılar gibi zannederek İznik'teki adamlarının yardım çağrılarına önem vermemişti. Ayrıca İznik'e doğru gelirken gönderdiği mektuplarda da böyle söyleyerek müdafileri cesaretlendirmekteydi [43].

Nitekim Kılıç Arslan, böyle tepeden tırnağa zırhlı bir ordunun karşısında kendi ordusunu yıpratmamak için geri çekilmiş ve İznik'teki müdafilerin yazdığı mektuplarda istediklerini tercih etmekte serbest bırakmıştır. İznik'teki Türkler, canlarını ve ailelerini kurtarmak koşuluyla Bizanslılar'a şehri teslim etmişlerdir. Bizans imparatoru, çoğunu Peçenek Türkleri'nin teşkil ettiği 40.000 kişilik bir orduyu Tadık'ın komutasında şehri teslim almaya memur etmiş ve böylece altı hafta süren şiddetli çarpışmalar sonucunda 26 Haziran 1097'de İznik, Bizanslılar'ın eline geçmiştir. Bizans imparatoru, Türkler'e çok iyi muamele etmiş ve onların fidyeyle kurtulmalarına müsaade etmiştir. Ayrıca İznik'in Bizans ve Haçlılar tarafından zapt edilmesiyle beraber Kılıç Arslan'ın zevcesi, Çaka Bey'in kızı da Bizanslılar'ın eline esir düşmüştür. Böylece 325 yılında toplanan konsil ile meşhur olan bu şehir tekrar Bizanslılar'ın eline geçmiş ve Orhan Gazi'nin 1331 yılındaki fethine kadar onların elinde kalmıştır. Bizans imparatoru I. Aleksios, İznik'in alındığını bütün Avrupa'ya mektuplarla bildirmiş ve Avrupa'da büyük bir sevinç meydana gelmiştir. Haçlılar ise Anadolu içlerini doğru ilerlemeye başlamışlardır [44][45][46][47][48][49][50][51][52][53][54][55][56].

Kılıç Arslan; Haçlılar karşısında Danişmend Gazi ile Kayseri emiri Hasan Bey'i yanına almış ve kuvvetlerini Dorileon'da (Eskişehir) toplamıştır. Türkler; Bohemond'un kumandasında Dorileon'a gelen ilk Haçlı kuvvetlerini eski taktikleriyle vurup çekilmişler ve Haçlılar'a kayıp verdirmişlerdir. Fakat Bohemond'dan sonra Godefroi, Hugue, Saint-Gilles, Robert, Tancred ve Etienne de Blois kumandasındaki bütün Haçlılar'ın yetişerek taarruza geçmişlerdir. Temmuz sıcağında cereyan eden Dorileon Muharebesi (1097)'ne şahit olan bir Haçlı yazarı; "Türkler'in metanet, kahramanlık ve savaş kabiliyetlerini kim tasvir edebilir." der. Ayrıca Türkler'in; Araplar'ı, Ermeniler'i, Süryaniler'i ve Rumlar'ı korkuttukları gibi Haçlılar'ı da tehdit edebileceklerini sandıklarını kaydederek "Onlar Haçlılar ile aynı menşeden geldiklerini ileri sürüyor; Haçlılar ile kendileri müstesna, kimsenin şövalye olamayacağını iddia ediyorlardı. Buna kimsenin itiraz edemeyeceği hakikatini söyleyeceğim. Eğer onlar Hristiyan olsalar idi şüphesiz kudret, cesaret ve muharebe ilminde kimse onlara müsavi olamazdı" diyerek taraflı bir tutum izlemiş ve Türkler'e olan hayranlığını dile getirmiştir [57][58][59][60].

Kılıç Arslan ve Türkler'in kahramanlıklarına, savaş kudretlerine rağmen Haçlılar ve Bizanslılar; ağır zırhlarıyla taarruzları önlemişler ve kayıpları 4.000 civarında olmuştur. Böyle büyük ve baştan aşağı zırhlı bir orduya taarruz durumunda sarılma ve yok olma tehlikesini gören Kılıç Arslan; ordusunu muhafaza etmek ve düşmanı çete savaşlarıyla yıpratmak maksadıyla ricat etmiştir. 4 Temmuz 1097 tarihinde sona eren savaş sonrası Haçlılar; Kılıç Arslan'ın bıraktığı altın, gümüş, çok miktarda at, deve, öküz, katır, koyun ve türlü ganimetleri ele geçirmişlerdir. Bununla beraber Selçuklular hemen hemen hiç esir vermemiştir. Haçlı müelliflerine göre Türkler; savaş sonrası gittikleri şehirlerde Hristiyanlara neşeli görünmüşler ve zafer kazanmış gibi davranmışlardır, Kılıç Arslan'ın esirleri, başka yoldan götürdüğünü belirtmişlerdir. Nitekim bu kalabalık ve tepeden tırnağa zırhlı Haçlı ordusu karşısında geri çekilmeye karar veren Kılıç Arslan; Haçlılar'ın geçebileceği yollar üzerindeki gıda maddelerini ve suyu yağma yahut tahrip ettirerek onları açlığa mahkum etmiştir.[61][62][63][64][65][66][67].

Dorileon Savaşı'yla beraber Türkler; Marmara ve diğer sahil bölgelerini kaybederek Orta Anadolu'da toplanmaya başlamışlardır. Haçlılar ise bir-iki gün Dorileon'da kaldıktan sonra Bizans kıtalarıyla beraber harekete geçmişler ve Bizanslılar onları, Emir Dağı ile Sultan Dağı'ndan önce Akşehir'e, oradan Konya'ya ulaştırmışlardır. Bu durum karşısında Türkler, bütün yol boyu ile Konya'yı terk ve tahrip ederek Haçlılar'ı yiyecek maddelerinden mahrum bırakmışlar; sıcak, yorgunluk ve ara sıra baskınlarla onlara kayıplar verdirmişlerdir.

Kılıç Arslan; Danişmend Ahmed Gazi, Hasan Bey ve diğer beyleriyle Haçlı ordusuna son bir darbe vurmak istemiş ve bu maksatla tüm kuvvetle Ereğli'de toplanmışlardır. Fakat Haçlılar'ın muhafaza ettikleri zırhlı kuvvetlerin karşısında mücadele edilemeyeceği anlaşılınca bunlar geri çekilmişlerdir. Haçlılar, Ereğli'de ikiye ayrılarak bir kısmı Gülek Geçidi'ni aşarak Kilikya'ya girmiş büyük kısmıysa kuzeye kıvrılarak Kayseri istikametinde ilerlemiştir. Kayseri emiri Hasan Bey, bu Haçlılar ile çetin bir savaş vermiş ve çekildiği dağ yamaçlarında çok zayiata uğramıştır. Hasan Bey, burada o kadar çok şehit vermiştirki kendi adını alan bu Hasan Dağı'nda onun namına yapılan bir takım türbe ve ziyaretgahlar asırlarca Türkler'in hatıralarında yaşamıştır.

Kuzeye kıvrılan Haçlılar; Türkler'in tahliye ettikleri Kayseri, Komana (Tokat), Göksun ve Maraş yoluyla güneye ilerlerken, Kilikya'ya giren Haçlılar Tarsus, Adana ve Mamistra şehirlerini hücumla Türkler'den almışlardır. Tarsus'ta zayiat veren Türkler, diğer şehirleri mukavemet etmeden bırakmışlardır. Kılıç Arslan, Buldacı'nın liderliğinde Büyük Selçuklu sultanı Berkyaruk'a gönderdiği bir elçi heyetiyle yardım istemiştir. Berkyaruk ise gülerek "Dünyanın hiçbir milletinin Türkler'e bu kadar fenalık yapamaz" şeklinde bir yanıt vermiştir. Aynı şekilde Musul atabeyi Kerboğa da Kılıç Arslan'ın bu sözlerine hayret ettiğini, Keşiş Piyer'in İznik önlerinde imha edilen kuvvetlerini ve hala her tarafın cesetlerle dolu olduğunu belirtmiştir.[68][69][70][71][72][73].

Büyük Haçlı taarruzu Anadolu Selçukluları'nı büyük bir zaafa ve sarsıntıya uğratmıştır. Bizanslılar, Anadolu'nun tüm sahil bölgelerini işgal etmişler; Çaka Bey'in İzmir'de vücuda getirdiği devleti ortadan kaldırmışlar ve tüm Batı Anadolu ile Karadeniz sahillerini ilhak etmişlerdir. Gülek Geçidi'ni aşıp Kilikya'ya giren Haçlılar sebebiyle şehirler ve ovalarda yerleşen Türkler'in çekilmesiyle beraberse Toros Dağlarına sığınan Ermeniler yavaş yavaş şehir ve ovalara inmeye başlayarak bir prenslik vücuda getirmeye başlamışlardır [68].

I. Haçlı Seferi ve Kılıç Arslan[değiştir | kaynağı değiştir]

İznik'in kaybı ve Birinci Haçlı Seferi fırtınasından sonra Anadolu Türkleri kendilerini toparlamaya başlamış ve Kılıç Arslan, Konya'yı yeni payitaht yapmıştır. Daha 1102 yılında Konyalı Abdullah (el-Konevi) isminde bir alimin Konya'dan Şam'a gidip vaazlarda bulunması bu şehrin az bir müddet zarfında nasıl bir Türk - İslam şehri haline geldiğini göstermektedir [74]. Kılıç Arslan'ın, Bizans'a karşı savunmada bulunduğu muhakkak olmasına rağmen, bir müddet onun faaliyetleri hakkında tafsilat bulunmamaktadır.

Danişmend Gazi; 1100 yılında Suriye'de yerleşmiş bulunan Haçlılar'ı Malatya civarında mağlup ve esir ederek bazı Haçlı prenslerini Niksar'da hapsetmiştir. Bu esnada Kılıç Arslan'ın da Danişmend Gazi ile beraber bulunduğu veya yardım kuvveti gönderdiği bazı kaynaklarda belirtilse de bunlar kesin değildir [75][76]. Nitekim Danişmend Ahmed Gazi'nin bu zaferi ve bazı Frank prenslerinin esir düşmesi sonucu Avrupa'dan yeni Haçlı orduları harekete geçmiştir. Bizans topraklarından sonra Anadolu'ya geçen Haçlı ordusu, İznik-Eskişehir istikametinde ilerlerken Kılıç Arslan'ın taarruzları karşısında kayıplar vermiştir. Daha sonra bu ordu; Çankırı ve Ankara'yı geçip Niksar'a ulaşmak isterken Kılıç Arslan ve Danişmend Ahmed Gazi tarafından Amasya civarında, 1101 yılında tamamen ortadan kaldırılmıştır. Bu ilk ordunun arkasından gelen; Nevers, Poitier kontları ve Saint Gilles kumandasındaki ordu, Niksar yolunun tehlikelerini görerek Birinci Haçlı Seferi'ndeki gibi Akşehir, Konya ve Ereğli yolunu takip etmiştir. Sultan, bu orduyu Eskişehir, Akşehir, Konya bölgelerinde çok kayba uğratmış ve Ereğli'de tamamen kılıçtan geçirmiştir. Bu zaferle beraber Türkler, Birinci Haçlı Seferi'nin intikamını almıştır. Kaynaklar, I. Haçlı Seferi'ne katılan 300.000 kişiden sadece birkaç bininin Antakya'ya ulaşabildiğini belirtirler [75][77][78][79][80][81][82].

Kılıç Arslan'ın Şark Seferi[değiştir | kaynağı değiştir]

I. Haçlı Seferi ile beraber Haçlılar; Anadolu'dan geçme ümit ve cesaretlerini kaybetmişlerdir. Yine Bizans imparatoru I. Aleksios; Haçlı seferlerinin artık tehlikeli olmaya başladığını görünce Kılıç Arslan'a müracaat etmiştir. Amasya zaferinden sonra Danişmend Gümüştekin Gazi'in Malatya'yı fethetmesi ve diğer meseleler, Kılıç Arslan'ı şarka çekmekteydi. Böylece Anadolu Selçukluları ile Bizans arasında Haçlılar'a karşı bir antlaşma yapılmıştır. Bu antlaşmayla beraber fiili olarak Bizans işgalinde bulunan Marmara sahilleri, İzmir bölgesi ve Antalya havalisi Bizans'a, geri kalan Anadolu Türkler'e bırakılmıştır. Ayrıca Müslüman ve Hristiyan kaynaklar, I. Aleksios ile Kılıç Arslan arasında Haçlılar'a karşı bir ittifak yapıldığını doğrularlar ve Bizanslılar'ın, Kılıç Arslan'dan aldıkları destekle Bohemond komutasındaki Haçlılar'ı mağlup ettiğini belirtirler. Garpta emniyet ve güvenliği sağlayan Sultan Kılıç Arslan; Gümüştekin Ahmed Gazi'nin Niksar'da esir tuttuğu Haçlı prenslerinin fidyelerinden kendisine hisse vermemesi, Malatya'yı fethetmesi gibi başlıca nedenlerden dolayı şark seferine mecburdu. Fakat ilk önce Haçlılar'dan zulüm gören Elbistan Ermenileri'nin daveti üzerine 1103 yılında Maraş ve Elbistan'ı kurtarmıştır. Oradan Antakya üzerine sefere niyetli olan Kılıç Arslan, Halep'e elçi göndererek askerlerinin beslenmesi için taleplerde bulunmuştur. Haçlı tehlikesi karşısında tedirgin olan Halepliler bu teklifle çok memnun olmuşlardır [83][84][85]. Fakat Kılıç Arslan, Danişmend Gazi'nin esir aldığı Bohemond'u 100.000 dinar fidye karşılığında serbest bıraktığı, diğer Haçlı prensi Richard'ın fidyesi içinde Bizanslılar ile müzakereye giriştiğini öğrenmiş ve Antakya seferinden vazgeçmiştir. Daha sonra hem Türkiye sultanı hem de bir müttefik olarak Danişmend Gazi'den bu meblağların yarısını istemiş ama ret cevabı almıştır. Böylece Malatya'nın fethi ve bu hadise, Sultan Kılıç Arslan ile Danişmend Ahmed Gazi'nin arasını açmıştır. Bu yüzden aynı 1103 yılında Kılıç Arslan, Danişmend Gazi'nin üzerine yürüyerek onu bozguna uğratmıştır [86][87][88]. 1105 yılında Danişmend Ahmed Gazi'nin ölümüyle beraberse Malatya'yı kuşatma altına almış ve şehir, 28 Haziran'dam 2 Eylül'e kadar kuşatılmış ve surları mancınık ile dövülmüştür. 2 Eylül'de Danişmend Ahmed Gazi'nin oğlu Yağı-sıyan; mukavemet edemeyeceğini anlamış ve hayatına dair teminat alarak şehri teslim etmiştir. Böylece Sultan Kılıç Arslan; 9 yıl önce tam fethine muvaffak olmak üzereyken Haçlı ordularının İznik'i kuşattıklarını öğrenince geri dönmüş ve bu tehlikeli savaşlar esnasında yıpranmıştır. Ama şimdi Danişmendliler'in artan nüfuzlarını kırarak şarkta genişleme siyasetini başlatmıştır [89][90]. Kılıç Arslan'ın şarkta yayılma siyasetini başlatmasıyla beraber Büyük Selçuklular ile Anadolu Selçukluları arasındaki ailevi rekabet tekrar alevlenmiştir. Babası Süleyman Şah gibi Kılıç Arslan ve haleflerini şarka çeken başlıca nedenlerden biri Büyük Selçuklular'la olan ailevi rekabettir. Başka bir nedense İslam medeniyeti hudutları içinde gelişen şarkın, Orta Anadolu'ya göre çok ileri bir medeniyete sahip olmasıdır. Bu dönem Doğu Anadolu'da, Büyük Selçuklular'a bağlı beyler hüküm sürmekteydi. Diyarbakır'da Yınal oğlu İbrahim, Siirt'te Kızıl Arslan, Erzen'de Alp-tekin, Hani'de Şahruh]], Ahlat'ta Sökmen (Kutbi), Harput'ta Çubuk oğlu Mehmed ve Meyyafarkin'de Ziyaeddin Mehmed hakimdi. Kılıç Arslan buraları almak niyetindeydi ve Muhammed Tapar ile Berkyaruk arasındaki taht mücadeleleri kendisine fırsat vermekteydi. Nitekim Ziyaeddin Mehmed, Sultan'ı Meyyafarkin'e davet etmiş ve Kılıç Arslan onu vezir yaparak Elbistan'ı kendisine ikta etmiştir. Yine aynı yılda, 1105 yılında diğer Doğu Anadolu beylikleri de Kılıç Arslan'a bağlılıklarını bildirmişlerdir. Daha sonra Kılıç Arslan; babasının kölesi ve kendisinin atabeyi Humar-taş'ı (Sıbt, 144a) Meyyafarkin'e vali yapmıştır [91][92][93][94]. Bütün Doğu Anadolu halkı, Haçlılar'a karşı Sultan Kılıç Arslan'ın idaresine girmekten memnun olmuştur. Doğu Anadolu'da sadece Erzurum'a hakim Saltuklu ve Ahlat'a hakim Sökmenli beyleri Büyük Selçuklular'a bağlılığı devam etmişlerdir.

Kılıç Arslan, topladığı Doğu Anadolu emirleriyle beraber Urfa kontu Baudoin'e karşı harekete geçmiştir. Çünkü Baudouin civar bölgelere ve Mardin Artuklu beyi Uluğ-salar'ın memleketine akın yaparak birçok ganimet elde etmişti. Kılıç Arslan; 1106 yılında ('Azimi bu tarihi yanlışlıkla 1103 olarak verir) Urfa'yı kuşatmış ama zaptı daima güç olan Urfa'nın direnmesi ve Çökermiş'in adamlarının gelerek Harran'ı kendisine teslim edeceklerini bildirmeleri üzerine Sultan Harran'a gitmiş ve halka, Haçlı tehlikesine karşı büyük bir emniyet gelmiştir. Fakat hastalanan Kılıç Arslan, Malatya'ya dönünce Urfa kuşatması kalmış ve Anadolu Selçukluları'nın şarkta genişleme siyaseti bir müddet ileri gidememiştir [95][96][97][98].

Bu dönem de Büyük Selçuklu sultanı Muhammed Tapar, Musul eyaletini Çökermiş'in elinden almış ve yerini Çavlı'yı tayin etmiştir [99]. Emir Çavlı'nın Çökermiş'i öldürmesi üzerine Musul ileri gelenleri Çökermiş'in oğlu Zengi'ye itaat etmişlerdir. Emir Çavlı'nın Musul'u kuşatması üzerine şehrin muhafızı olan Çökermiş'in kölesi Oğuzoğlu (Guzoğlu); şehri müdafaa etmiştir. Kuşatma sürerken Zengi'nin adamları Malatya'ya, Kılıç Arslan'a haber göndererek Musul'u kendisine teslim edeceklerini bildirmişlerdir. Bunun üzerine Kılıç Arslan Musul üzerine hareket etmiş ve Nusaybin'de Çavlı'yı mağlup etmiştir. 22 Mart 1107 tarihinde Musul'a giren Kılıç Arslan; Çökermiş'in oğlu ve adamlarına hilatler vermiş, Sultan Muhammed Tapar adına okunan hutbeyi kendi adına çevirmiştir. Askerlere çeşitli ihsanlarda bulunan Kılıç Arslan, Oğuzoğlu'ndan kaleyi almış ve onu Dizdar (kale muhafızı) yapmıştır. Ayrıca Kılıç Arslan halka adalet dağıtmış ve onların gönüllerini alarak ihdas edilen vergileri kaldırmış; Şehrizur'lu Ebu Muhammed Abdullah bin Kasım'ı Musul kadılığına ve Ebu'l-Berekat Muhammed bin Muhammed'i şehir reisliğine getirmiştir. Bu sırada Kılıç Arslan'ın yanında Diyarbakır beyi Yınal oğlu İbrahim ve Harput beyi Çubuk oğlu Muhammed'de bulunmuştur [100].

Kılıç Arslan; 11 yaşındaki oğlu Mesud'u (veya Şahin Şah) melik ve Bozmış Bey'i kumandan olarak tayin etmiş, yanlarında 6.000 süvari bırakmıştır. Zevcesi de oğluyla beraber Musul'da kalan Kılıç Arslan, Emir Çavlı'nın büyük bir orduyla üstüne geldiğini öğrenmiş ve kuvvetlerini toplamaya başlamıştır. Anlaşma gereğince Bizanslılar ile beraber Haçlılar ve Bohemond'a karşı gönderdiği kuvvetlerini kendisine iltihaka çağırmıştır. Halep'den Melik Rıdvan ve Artuklu İl-Gazi'nin kuvvetlerini yanına alarak ilerleyen Çavlı'ya karşı Kılıç Arslan'da harekete geçiş ve iki ordu, Habur Çayı üstünde karşılaşmıştır. Kılıç Arslan rakibine nazaran daha az bir kuvvete sahipti ve Bizanslılar'la beraber olan askerleri kendisine iltihak etmiş değildi. Buna rağmen yaz mevsiminin sıcağında başlayan çarpışmalarda Kılıç Arslan, üstünlüğe elinde tutuyordu. Fakat Kılıç Arslan'a bağlılıklarını bildiren Doğu Anadolu beyleri şimdi eski metbuları olan Büyük Selçuklu sultanı Muhammed Tapar'ın kumandanı Çavlı'nın tarafına geçerek Sultan'ın bozguna uğramasına sebep olmuşlardır. Bu tehlikeli duruma rağmen Kılıç Arslan harikalar göstermiş ve bizzat Çavlı'nın üzerine atlayarak onun savaş gömleğini (Kezagand) kesmiştir. Yaz sıcağında iki taraf arasındaki çarpışmalar çok şiddetlenmiş, hararetten atlar helak olmuştur. Nitekim Kılıç Arslan bozguna uğramış ve atıyla Habur Çauı'nı geçmek isterken kendisinin ve atının zırhlarının ağırlığı sebebiyle boğularak ölmüştür (14 Haziran 1107). Birkaç gün sonra kıyıya vuran cesedi; civardaki Şemsaniyye köyüne ve oradan tabuta konarak Meyyafarkin'e (Silvan) götürülerek defnedilmiştir. Meyyafarkin valisi bulunan atabeyi Kılıç Arslan'a bir türbe yaptırmış ve bu türbe "Kubbet us-Sultan" adını almıştır. Daha sonra bu türbeye birçok Türk büyüğü ve bizzat Kılıç Arslan'ın kızı Sa'ide Hatun 1130 yılında defnedilmiş, buraya bir zaviye yapılmıştır. İlerleyen zamanlarda büyüyen bu yere Sultan mahallesi denmiştir.

Emir Çavlı, kazandığı bu zaferden sonra Musul üzerine yürümüş ve mukavemet edemiyeceğini anlayan Bozmış Bey, şehri teslim ederek Kılıç Arslan'ın zevcesi ve küçük oğlu Tuğrul-Arslan'ı Malatya'ya götürmüştür. Kılıç Arslan'ın diğer oğlu Mesud (Şahin Şah) ise Çavlı tarafından yakalanıp Sultan Muhammed Tapar'a göndermiştir [101][102][103][104][105][106][107]. Ahlat beyi Sökmen; 1109 Mayıs ayı esnasında, şiddetli bir kış içinde süren yedi aylık bir kuşatma sonucu Kılıç Arslan'ın atabeyi Humar-taş'ın elindeki Meyyafarkin'i almış ve onun me'un, a'şar, kist, darbhane, ihtisab ve emlak vergilerini kaldırmıştır [108].

Kılıç Arslan; babası Süleyman Şah gibi Büyük Selçuklular'a karşı hakimiyet mücadelesine ve rekabete girişmiş, bu yolda iddialı bir şekilde ilerleyerek Musul'u topraklarına katmış ama daha fazla ilerleyemerek mağlup olmuş ve Habur Çayı'nı geçerken boğularak hayatını kaybetmiştir. Anadolu Selçukluları'nın mağlup olduğu ve Kılıç Arslan'ın, Habur Çayı'nda boğularak vefat ettiği savaştan sonra Büyük Selçuklu ülkesinde, Emir Çavlı'nın yine mağlup olduğu ve Kılıç Arslan'ın Bağdat şehrini işgal ettiği şeklinde bazı dedikodular yayılmış ve bunun üzerine endişelenen dönemin Büyük Selçuklu sultanı Muhammed Tapar; Haşhaşiler'e karşı ilan ettiği cihad hareketini durdurmuş ama Kılıç Arslan'ın zafer kazandığı şeklindeki haberlerin asılsızlığını öğrenince cihada devam etmiştir [109][110][111].

Kılıç Arslan'ın Anadolu'ya gelişi, Türkler arasında nasıl bir sevinç yarattıysa ölümü de o derece bir hüzün ve matem yaratmıştır. Kılıç Arslan; Türkler arasında nasıl sevildiyse aynı şekilde egemenliği altında yaşayan diğer milletlerce de çok sevilmiştir. Öyle ki Ermeni tarihçisi Urfalı Mathieu; "Ölümü Hristiyanlar için bir yas oldu. Zira bu hükümdar çok alicenap ve hayırseverdi." der [112]. Yine Kılıç Arslan'ın, Haçlılar'ın İznik kuşatması öncesinde gerçekleştirdiği Malatya muhasarası esnasında şehrin Süryaniler'i, şehrin hakimi Gabriel yerine Kılıç Arslan'ı tercih etmişlerdir [113]. Kılıç Arslan'ın ölümüyle beraber memleket, Süleyman Şah'ın ölümünden sonrakinden bile daha beter bir buhran yaşamıştır. Kılıç Arslan'ın ölümü esnasında Şahin Şah, Mesud, Arap ve Tuğrul Arslan adlı dört oğlu bulunmaktaydı. Bazı kaynaklar Göksün adlı bir oğlu daha olduğunu da rivayet etmektedir [114].

Buhran Devri (1107-1110)[değiştir | kaynağı değiştir]

Kılıç Arslan'ın ölümüyle beraber onun Anadolu'da kurmuş olduğu siyasi birlik süratle bozulmuştur. Danişmendliler Beyliği; Anadolu Selçukluları'nı gölgede bırakarak Anadolu'nun en güçlü Türk devleti olmuştur. Musul şehrinin Emir Çavlı tarafından zaptından sonra Bozmış Bey, Kılıç Arslan'ın hatunu ve küçük oğlu Tuğrul-Arslan'ı Malatya'ya getirmiştir. Emir Çavlı, Musul'u aldıktan sonra Kılıç Arslan'ın diğer oğullarından Şahin Şah'ı (İbn ül-Esir ve Ebu'l Ferec onun adını Melikşah olarak yazar) yakalayarak Büyük Selçuklu sultanı Muhammed Tapar'a göndermiştir [115][116][117][118][119].

Bozmış Bey, Malatya'ya getirdiği Kılıç Arslan'ın küçük oğlu Tuğrul-Arslan'ı sultan ilan etmiş fakat Kılıç Arslan'ın hatunu, İl Arslan adında bir beyle evlenerek Bozmış'ı öldürmüştür. İl Arslan, Malatya halkını tazyik ederek çok miktarda altun toplamış, ardından da Konya'ya gitmek üzere iken Kılıç Arslan'ın hatunu ve oğlu, İl Arslan'ı hapsetmiş, daha sonra da onu Büyük Selçuklu sultanı Muhammed Tapar'a göndermişlerdir. Anadolu'nun başsız kaldığını gören Muhammed Tapar, bu durumda elinde bulunan Şahin Şah'ı Malatya'ya göndererek Tuğrul-Arslan'ı tahtan indirtmiş ve yerine Şahin Şah, Konya'da sultanlığını ilan etmiştir [120][121]. Süryani kaynaklarının bu tafsilatına karşılık bazı kaynaklar da Şahin Şah'ın, Büyük Selçuklular'ın elinden kaçarak Anadolu'ya ulaştığını ve amcazadesini ortadan kaldırarak tahtı elde ettiğini kaydeder [122].

Şahin Şah'ın Saltanatı (1110-1116)[değiştir | kaynağı değiştir]

Anadolu Selçuklu tahtı bir süre boş kaldıktan sonra, I. Kılıç Arslan'ın oğlu Şahin Şah 1110'da başa geçti. Ama kardeşi Rükneddin Mesud onun sultanlığını tanımadı ve Danişmendlilerin desteğiyle iktidarı ele geçirdi. I. Rükneddin Mesud, bir süre Danişmendlilerin denetimi altında kaldı. 1142'de Danişmendli Mehmed Bey’in ölümünün ardından Anadolu Selçuklularının Anadolu'daki üstünlüğünü yeniden kurdu. Bizans ordusunu 1146'da Konya önlerinde yendi. Ertesi yıl II. Haçlı ordusunu Eskişehir yakınlarında bozguna uğrattı.

I. Rükneddin Mesud, geleneğe uyarak ülkesini üç oğlu arasında paylaştırdı ve II. Kılıç Arslan'ı veliaht ilan etti. I. Rükneddin Mesud’un 1155’te ölmesinin ardından oğulları arasında taht kavgaları başladı. Bu sırada Danişmendliler, Bizanslılar, Musul Atabeyi Nureddin Mahmud Zengi ve Ermeni Derebeyi Toros birleşerek Anadolu Selçuklu Devleti'ne karşı harekete geçtiler. II. Kılıç Arslan devleti ayakta tutabilmek için önce Bizans’la barış yapmanın yollarını aradı ve İstanbul'a giderek bir antlaşma yaptı. Daha sonra, amcası Şahin Şah ile Danişmendlilerin birleşik ordusunu yendi. 1175'te Danişmendlilerin egemenliğine son verdi.

Bir süre sonra II. Kılıç Arslan ile Bizans arasındaki barış bozuldu. Bunun üzerine Bizanslılar büyük bir orduyla Anadolu içlerine girdi. II. Kılıç Arslan 1176'da Denizli / Çivril yakınındaki Düzbel geçidi Miryakefalon Savaşı'nda Bizans ordusunu pusuya düşürdü ve ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu, Türklerin Anadolu’da Bizans karşısında Malazgirt'ten sonraki en büyük zaferdi. Bu yenilginin ardından Bizans, Türkleri Anadolu'dan çıkarma umudunu tümüyle yitirdi.

II. Kılıç Arslan 1186'da ülkesini 11 oğlu arasında paylaştırdı. Ne var ki, daha kendisi hayattayken oğulları arasında veliahtlık mücadelesi başladı. 1192'de II. Kılıç Arslan'ın ölümünden sonra oğullarından I. Gıyaseddin Keyhüsrev tahta çıktı. Ama 1196'da tahtını ağabeyi II. Süleyman Şah'a bırakmak zorunda kaldı. II. Süleyman Şah, Erzurum'u alarak Saltuklular'ın varlığına son verdi. 1204'te öldüğünde Anadolu Selçuklu Devleti’ni yeniden eski gücüne ulaştırmıştı.

Son parlak yılları[değiştir | kaynağı değiştir]

1097 yılında Avrupa, Batı Anadolu'da Anadolu Selçukluları görülmektedir.

1205’te I. Gıyaseddin Keyhüsrev ikinci kez tahta çıktı. Karadeniz'deki ticaret yollarını kesen Trabzon İmparatorluğu üzerine bir sefer düzenleyerek bu yolu yeniden Türklere açtı. Daha sonra önemli dış ticaret limanı olan Antalya'yı topraklarına kattı. I. Gıyaseddin Keyhüsrev, sultanın ülke topraklarını oğulları arasında paylaştırma geleneğine son vererek merkezi yönetimi güçlendirdi. Vilayetleri yönetmekle görevlendirilen şehzadeleri merkezi yönetime bağlı birer vali durumuna getirdi.

I. Gıyaseddin Keyhüsrev 1211'de öldü.Sultan Keyhüsrev'in üç oğlu (Alaeddin Keykubad,İzzettin Keykavus,Celaleddin Keyferidun) arasından içlerinden yerine büyük oğlu I. İzzeddin Keykavus tahta çıkmıştır.Önce kendisine karşı ayaklanan kardeşi Alaeddin Keykubad’ı etkisiz hale getiren I. İzzeddin Keykavus, böylece iktidarını sağlamlaştırdıktan sonra bütün dikkatini Anadolu'da ticaretin canlandırılmasına verdi. Kıbrıs Krallığı’yla bir anlaşma yaparak iki ülke arasındaki ticareti serbest hale getirdi. Kuzey ticaret yolunu açmak için Sinop'u Trabzon İmparatorluğu’ndan aldı. Daha sonra, güney ticaret yolunu engelleyen Ermeni derebeyinin üzerine yürüdü ve Ermenileri yenerek Suriye ticaret yolunu açtı. Böylece Anadolu, ticaret kervanlarının merkezi durumuna geldi.

1220'de Keykavus'un ölünce kardeşi I. Alaeddin Keykubad tahta çıktı. En ünlü Anadolu Selçuklu hükümdarlarından biri olan I. Alaeddin Keykubad, Akdeniz kıyısında önemli bir liman olan Kalonoros'u (bugünkü Alanya) aldı. Kendi adından dolayı daha sonra Alanya olarak anılan bu kentte bir tersane kurdurdu ve kentin kalesini yeniden yaptırdı. Tüccarların karada Ermenilerin, denizde Avrupalı korsanların saldırılarına uğraması üzerine İçel'den Antalya'ya kadar bütün kıyı şeridini topraklarına kattı. Moğolların Anadolu’ya girmesi tehlikesi karşısında 1226'da Eyyubilerle ilişkilerini geliştirdi. Bu arada Trabzon İmparatorluğu’yla ittifak kuran Harzemşahları 1230’da Yassı Çemen Savaşı’nda ağır bir yenilgiye uğrattı. Moğollara karşı komşu devletlerle bir birlik kuramayan I. Alaeddin Keykubad, 1233’te Moğol kağanının egemenliğini tanımak zorunda kaldı.

Sultan Keykubad devri

Alaeddin Keykubad 1237’de ölünce yerine oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev tahta çıktı. Ama devletin yönetimi fiilen vezir Sadeddin Köpek'in elindeydi. Moğolların önünden kaçarak Anadolu’ya sığınan göçebe Türkmenler Anadolu Selçuklu ülkesini tam bir kargaşaya sürükledi. Anadolu Selçuklu yönetimi bu kargaşayı önlemek için sert önlemlere başvurunca, Anadolu Selçuklu tarihinin en büyük ayaklanması patlak verdi. Baba İshak'ın önderliğindeki ayaklanmacılar başkent Konya üzerine yürüyünce II. Gıyaseddin Keyhüsrev kenti terk etmek zorunda kaldı. Ama sonunda, 1240’ta ayaklanma kanlı biçimde bastırıldı.

Baba İshak ayaklanmasının Anadolu Selçuklu Devleti’ni iyice zayıflattığını gören Moğollar, “fırsat bu fırsat” deyip Anadolu’yu işgal etmeye karar verdiler. Moğol orduları Doğu Anadolu’ya girerek önce Erzurum’u işgal ettiler. Daha sonra, Selçuklu ordusu ve Moğol ordusu Sivas’ın doğusundaki Kösedağ’da karşı karşıya geldiler. II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in komutasındaki Selçuklu ordusu, Kösedağ Savaşında sayıca fazla olmasına rağmen, yanlış savaş taktikleri yüzünden ağır bir yenilgi aldı.

Moğollar bu savaştan sonra Erzincan, Sivas ve Kayseri gibi kentleri ele geçirdiler ve yağmaladılar. Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev Moğollarla anlaşma yaptı ve her yıl onlara vergi vermeyi kabul etti. Böylece, Anadolu Selçuklu Devleti Moğollara bağlı bir devlet haline geldi.

Kösedağ Savaşı’ndan sonra Moğollar Anadolu’da tam bir baskı kurdular. Koydukları ağır vergiler halkı zor durumda bıraktı. Moğol baskısının yanı sıra, artan Bizans saldırıları, siyasal cinayetler, doğal afetler ve salgın hastalıklar devleti büsbütün sarstı. Anadolu Selçuklu Devleti birkaç kez iki ve üçe bölündü.

Anadolu Selçuklu Devleti’nin Dağılışı ve Yıkılışı[değiştir | kaynağı değiştir]

Moğolların baskısının iyice artması üzerine, Anadolu Selçukluları birkaç başarısız ayaklanma denemesine giriştiler. Hatta, bu ayaklanmalardan birinde Memlüklü Sultanı Baybars’tan yardım istediler. Ordusu ile Anadolu’ya gelen Baybars 1277 yılında Elbistan ovasında Moğolları darmadağın etti. Ancak, Sultan Baybars’ın ülkesine geri dönmesinden sonra, Moğolların intikamı acı oldu. Çok sayıda insanı acımasızca öldürdüler. Bundan sonra Anadolu tamamen Moğol egemenliğine girdi. Anadolu’yu atadıkları valilerle yönettiler. 1308 yılında, son sultan II. Mesud’un ölümünden sonra Anadolu Selçuklu Devleti yıkıldı.

Devlet[değiştir | kaynağı değiştir]

Anadolu Selçuklularında devlet toprakları hanedanın ortak mülküydü. Sultan ülke topraklarını oğulları arasında paylaştırıyordu ve şehzadeler yönetimleri altındaki bölgelerde yarı bağımsız hareket ediyorlardı. Bu, Anadolu Selçuklu Devleti’ndeki taht kavgalarının ve şehzadelerin ayaklanmalarının önemli nedenlerinden biriydi. I. Gıyaseddin Keyhüsrev bu geleneğe son verdi ve merkezi yapıyı güçlendirdi. Sultan unvanıyla anılan Anadolu Selçuklu hükümdarları devletin ve ordunun başıydı. Merkezi devlet işleri Divan-ı Âli (Büyük Divan) adı verilen bir kurulda görüşülür ve karar bağlanırdı. Bu kurula vezirler başkanlık ederdi. Vezirden sonraki en yüksek devlet görevi, Niyabet-i saltanatlık makamıydı. Bu makama atanan saltanat naibi, yokluğunda sultana vekâlet ederdi. Öbür yüksek devlet görevlilerinden müstevfi, maliye işlerini yürütürdü. Pervane, divanın yaptığı atamalara ve dirliklerin (iktaların) dağıtım işlerine bakardı. Yazışmaları tuğracı yürütür, hukuk işlerine Emir-i dâd bakar ve askerlik işleriyle beylerbeyi ilgilenirdi. Askeri davalara ise Kadı-i leşker bakardı.

Vilayetlerin yönetiminden sorumlu kişiye subaşı denirdi. Bir tür vali sayılan subaşı, kentin düzenini sağlar ve bölgedeki askerlere komutanlık ederlerdi. Ayrıca melik denen şehzadelerin yönettiği vilayetler vardı. Melikler doğrudan sultana bağlıydılar ve vilayet merkezinde Büyük Divan’a benzer bir divan kurarlardı. Anadolu Selçukluları, Bizans sınırlarına bir tür sabit öncü kuvvet olarak Türkmen boylarını yerleştirmişlerdi. Bu boyların beyleri sınır bölgelerinde, uç beyliği denen yarı bağımsız beylikler kurmuşlardı.

Anadolu Selçukluları'nda devletin malı olan topraklar üçe ayrılırdı. Bunlara dirlik, vakıf ve mülk denirdi. Sultan dirlikleri, kendisi için asker besleyip yetiştirmeleri karşılığında Türkmen beylerine ve komutanlarına verirdi. Mülk denen topraklar üstün hizmetlerde bulunanlara gene sultan tarafından verilirdi. Vakıf araziler ise, han, hamam, medrese gibi kurumların giderlerinin karşılanması için ayrılmış topraklardı.

Saltanat değişiklikleri[değiştir | kaynağı değiştir]

[123]

Saray görevlileri[değiştir | kaynağı değiştir]

Anadolu Selçuklu devlet mekanizması içindeki görevliler saray görevlileri ve devlet ricali olarak iki grupturlar. Bir çok saray görevlisi daha sonra saray dışında idari görevler almışlardır. Bunların bir kısmı müslüman olmayan hakllardan tutsak olarak ele geçirilen ve köle (gulam) sayılanların köklü bir eğitimden geçirilmiş unsurları iken bir kısmı da yine sarayda Türk kültürüyle tanışan tacik unsurlardır. Örneğin Esededdin Arslan, Şemseddin Hasoğuz, Celâleddin Karatay, Mübarizeddin Ertakuş, Seyfeddin Torumtay, Cemaleddin Ferruh gibi tanınmış devlet görevlileri müslüman olmayan halklardanken Kemaleddin Kamiyar, Fahreddin Ali, Nasireddin Müstevfi gibi İran kökenli insanlardır. Bu saray görevlilerinin farklı görevleri vardır.[124]

  • Büyük Hacib ya da Hacibeler. Devlet ricali hiyerarşisinde sultan ve vezirden sonra üçüncü kademe, saray görevlileri hiyerarşisinde ise sultandan sonra ikinci kademe görevlilerdir. Teba ile hükümdar arasındaki teması sağlamakla görevlidirler. Halkın istek ve şikayetlerini sultana iletir, halka sonuçlar hakkında bilgi verirler. Fuat Köprülü’ye göre günümüzde Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği makamına karşılık gelmektedir. Sultana gelen konuklara hizmet etmek de görevlerindendir.[124]
  • Candar. Sultanı ve sarayı korumala görevli askerler olup komutanları Emir-i Candardır. Görev sınıfları olarak gece nöbetçileri pasbanan, gündüz nöbetçileri nevbetiyan kapı nöbetçileri ise derbanan’dır. Saray dışında ise diğer hassa kuvvetleriyle birlikte görev yaparlardı. I. Alaaddin Keykubat’ın bazı emirleri öldürmesinde candarlar görev yapmışlardır.[125]
  • Çaşnigir. Sultanın mutfak görevlileridir. Amirlerine Emir-i Çaşnigir denilir. Yemekleri ve sofrayı hazırlayan, sofrada hizmet eden ve tüm yiyecekleri sultan yemeden önce tadarak zehirli olmadıklarını garantileyen görevlilerdir. Sultanın düzenlediği şölenlerde hizmet görenlerdir. En güvenilir hizmetkarlar arasından seçilir, sultan gerek gördüğünde devlet yönetimi konusunda bunların görüşlerini zaman zaman aldığı bilinmektedir.[126]
  • Silahdar. Sultanın silahhanesinin yönetiminden, buradaki silahların bakımından, seferlerde taşınmasından ve muhafazasından sorumlu görevlilerdir. Amirlerine Emir-i Silah adı verilmektedir.[127]
  • Şarabdar-ı has. Sultanın içeceklerinden sorumlu görevlilerdir. Sarayda sadece sultana has bir şarabhane-i sultan odası bulunurdu. Askeri seferler gibi saray dışındaki görevlerde de yer alırlardı.[128]
  • Alemdar ya da Emir-i Alem. Sancak ya da bayraktan sorumludurlar. Sultanın saray dışına çıkmalarında sancak ya da bayrağı taşıyanlardır.[129]
  • Emir-i Dad. Başta devlete karşı işlenen suçlar olmak üzere tüm örfi davalara sultan adına bakan görevliler bu adla bilinir. Sultanlığın ilk evrelerinde bu davalara sultan başkanlık ederdi. Daha sonraları ülke ve devlet teşkilatı büyüdüğünden sultan yerine Emir-i Dad bu davalara başkanlık eder olmuştur. Hem kendilerinin, hem de kadıların verdikleri hükümlerin infazında görevlidirler. Çok güçlü emirleri hatta vezirleri dahi, sultanın emriyle tutukladıkları biliniyor.[130]

Bu saray görevlilerinin dışında protokolde görece daha düşük mevkili saray görevlileri ise Emir-i Ahur (Sultanın atlarının bakımından sorumlu çalışanların amiri), Camedar (Sultanın kendi giysilerinin ve hil’at olarak verilecek eşyanın, görevlilere özgü giysilerin dikildiği ve muhafaza edildiği camehanenin ve burada çalışanların şefi), Emir-i Hares (zindan görevlisi), Üstadüddar (tüm saray hizmetkarlarının amiri), Emir-i Şikar (sultanın katıldığı avları, bu avlarda kullanılan köpek ve kuşların bakımınında çalışanların amiri gibi görevliler vardır.[131]

Devlet teşkilatı[değiştir | kaynağı değiştir]

Devlet teşkilatı hem kuruluş, hem de işleyiş bakımından, merkez ve taşra teşkilatı olarak iki ana bölümlenme gösterir.

  • Merkez teşkilatı

Bu teşkilatlanma askeri, yönetsel, mali, şer’i ve hukuki, tahriri olmak üzere beş kısımdan oluşurdu. Askeri konulardan beylerbeği, mali ve yönetsel işlerden sahip ya da vezir ve onlara bağlı daire amirlerinden oluşurdu. Şer’i ve hukiki işlerden ise Kadılkuzat ve ona bağlı kadılar sorumludur. Ayrıca “divan”lar vardır. En önemlisi Büyük Divan’dır. Devlet yönetiminin en üst organı olup devlet işlerinin görüşülüp karara varıldığı teşkildir. Vezirin başkanlık ettiği büyük divanın üyeleri naib-i sultan, atabey, pervane, müstevfi, tuğrai, emir-i arz, emir-i dad ve müşrif-i memaliktir.[132]

Vezirden sonra en yüksek protokol naib-i sultan, askeri seferlere fiilen katılan, gerektiğinde orduya komuta eden bir devlet görevlisidir. Moğol istilasından itibaren naib-i sultan yanında Moğol sarayından atanan naib-i hazre de divan toplantılarına katılır olmuştur. Müstevfi, devletin gelir ve giderlerinin izlendiği İstifa Divanı’nın başı olarak Büyük Divan’a katılırdı. Fakat arazi ve ikta defterleri, bunlarla ilgili işlemler doğrudan Büyük Divan’da görüşülürdü, pervane bu bölümün amiridir. Moğol istilasından itibaren müstevfi Moğol sarayı tarafından atanmıştır. Turai ise Tuğra ve İnşa Divanları’nın amiri olup Büyük Divan’a da katılmaktadır. Bütün menşur, berat ve mektuplar bu divan tarafından düzenlenmektedir. Müşrf-i memalik ya da kısaca müşrif, mali ve yönetsel işlemleri denetlemekle görevli İşraf Divanı’nın amiridir. Emir-i Arz, Arz Divanı’nın amiridir. Bu divan ordunun ihtiyaçlarının karşılanması, maaş hesaplarının tutulması, mevcut defterlerinin düzenlenmesi ve yoklamalar gibi bürokratik işlere bakmaktadır.[133]

  • Taşra teşkilatı

Anadolu Selçuklu hakimiyet sahası, merkeze bağlı eyaletlerle tabi (vassal) devletlerden oluşmaktadır. Merkeze bağlı eyaletler yine merkezden atanan valilerle yönetilirken tabi devletler kendi hanedanlıklarınca özerk olarak yönetilmektedir. Yine de sultan tabi devletlerin hükümdarlarını onaylıyor ya da azlederek yerine başka birini atayabiliyordu.[134]

Eyalet valileri, eyaletlerde geniş iktalara sahiptiler. Bununla birlikte işlenebilen toprakların büyük kısmı sultanın tasarrufundadır ve askeri ikta olarak, belirlenmiş bir askeri görevin yerine getirilmesi koşuluyla tahsis edilmiştir.

Ordu[değiştir | kaynağı değiştir]

Selçuklu ordusu asıl olarak, beylerinin komutasında savaşa katılan Türkmenlere dayanıyordu. Dirlik sahiplerinin kendilerine verilen topraklarda besledikleri tımarlı sipahiler ve kapıkulu askerleri, savaş zamanında ordunun önemli bir parçasıydı. Tımarlı sipahiler subaşıların buyruğunda savaşa katılırdı. Yapısı çeşitli olan Kapıkulu askerleri ise, devlet tarafından çocuk yaşta alınıp eğitilen Müslüman Türkler, diğer Müslümanlar ve Hıristiyanlardan oluşuyordu.

Toplumsal yapı[değiştir | kaynağı değiştir]

Selçuklular Devleti’nde edebiyat ve düşüncede büyük gelişmeler oldu. Necmeddin İshak, Muhiddin Arabi, Sadreddin Konevi, Mevlana Celaleddin Rumi gibi bilgin ve yazarlar yetişti.

Ekonomi[değiştir | kaynağı değiştir]

Anadolu Selçukluları döneminde ülkenin hemen her yerinde imarethaneler vardı. Buralarda yoksul halka, öğrencilere ve yolculara parasız yemek verilirdi. Başlıca eğitim kurumları medreselerdi. Başta Konya, Sivas, Tokat ve Amasya olmak üzere birçok kentte medreseler kurulmuştu. Darüşşifa denen hastaneler daha çok Divriği, Sivas, Tokat, Amasra, Kayseri, Konya ve Kastamonu gibi kent merkezlerinde yoğunlaşmışlardı. Kent ve kasabaları birbirine bağlayan yollar üzerinde han ve kervansaray denen konaklama yerleri vardı. Ulaşım ve ticaretin gelişmesine bağlı olarak bu tür konaklama yerlerinin sayısı gittikçe arttı. Bu kurumların giderleri vakıflarca karşılanırdı.

Anadolu Selçukluları ticarete ve yol güvenliğine büyük önem verdiler. Kervan yollarının güvenliğinin sağlanmasına bağlı olarak Anadolu'da ticaret çok gelişti. Karadeniz ve Akdeniz'deki limanlar önemli birer dış ticaret merkezi durumuna geldi. Ticareti güvence altına alan devlet, karada haydutların, denizde korsanların saldırısına uğrayarak malları yağmalanan tüccarların zararlarını karşılıyordu. Gerek yolculukları sırasında, gerekse kervansaray ve hanlarda konakladıklarında tüccar ve yolcuların güvenliği ve ihtiyaçları sağlanıyordu. Anadolu Selçukluları’nda özellikle dokumacılık çok gelişmişti. Ayrıca Anadolu'nun çeşitli bölgelerindeki demir, bakır, gümüş gibi madenler işletiliyordu.

Uluslararası dış ticaret[değiştir | kaynağı değiştir]

Dil[değiştir | kaynağı değiştir]

Anadolu'nun yeni sahipleri Oğuzlar, 11. ve 12. yüzyıllarda Türkçeyi sadece konuşma dilinde ve sözlü edebiyat geleneklerinde yaşatmaktaydılar. Bu döneme ait Anadolu'da Türkçe yazılmış hiçbir eserin olmayışı, bize Oğuzların yazı dillerinin bulunmadığını, hatta Kutadgu Bilig gibi dev bir eserin dilini, yani Türkistan yazı dilini bilmediklerini düşündürmektedir. Büyük Selçuklu Devletine hakim olan dil anlayışı, Anadolu'da da değişmemiş ve iki yüz yıl, yazı dili ihtiyacına Arapça ve Farsça cevap vermiştir. Bu süre içinde Anadolu Selçuklularının resmi ve edebi dili, Farsça; bilim dili Arapçadır.[135]

Mimari[değiştir | kaynağı değiştir]

Anadolu Selçukluları ülkenin pek çok yerinde cami, han, kervansaray, imaret, köprü, çeşme ve medreseler yaptırdılar. Beyşehir'deki Eşrefoğlu Camisi (1296), Anadolu Selçuklu mimarisinin özelliklerini taşıyan en önemli örneklerden biridir. Ağaç direkler üzerine kurulan, içi çini mozaik ve ağaç oyma işleriyle süslenen tip camilerin başka örnekleri de vardır.

Anadolu Selçuklu sultanları adına yapılan kervansaraylar "Sultan Han" ya da "Han" olarak adlandırılırdı. Hanlar çok büyük boyutlu yapılardı, bir bakıma sultanın ihtişamını yansıtmaktaydılar.

Anadolu Selçuklu mimarisinin günümüze kalan en önemli örnekleri arasında, Konya'da Alâeddin Camii, Karatay Medresesi, İnce Minareli Medrese, Beyşehir'de Kubadabad Sarayı, Niğde'de Alaeddin Camii, Ankara'da Aslanhane Camisi, Kayseri'de Huand Hatun Camii ve Külliyesi, Afyonkarahisar'da Ulucami, Erzurum'da Çifte Minareli Medrese, Sivas'ta Gök Medrese, Buruciye Medresesi ve Çifte Minareli Medrese, Kırşehir'de Melik Gazi Kümbeti, Ahlat'ta Ulu Kümbet ve Çifte Kümbetler ile Nevşehir'de (Tuzköy camii, Kızılkaya camii) ve diğer yapılar (Nevşehir Kalesi vb), Çankırı'da Taşmescid gösterilebilir.

Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir]

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

  1. ^ Prof. Dr. Osman Turan, Türkiye Selçukluları Tarihi Ansiklopedisi, s.84
  2. ^ Azimi, s.361, A'lak ul-hatira, British Museum, DD. 23334, s.34b.
  3. ^ Grousset, Rene, The Empire of the Steppes: A History of Central Asia, (Rutgers University Press, 2002), 157; "...the Seljuk court at Konya adopted Persian as its official language.".
  4. ^ Bernard Lewis, Istanbul and the Civilization of the Ottoman Empire, (University of Oklahoma Press, 1963), 29; "The literature of Seljuk Anatolia was almost entirely in Persian...".
  5. ^ Encyclopedia Britannica: "Modern Turkish is the descendant of Ottoman Turkish and its predecessor, so-called Old Anatolian Turkish, which was introduced into Anatolia by the Seljuq Turks in the late 11th century ad." [1]
  6. ^ Salih Özbaran, Bir Osmanlı kimliği: 14.-17. yüzyıllarda Rûm/Rûmi Aidiyet ve İmgeleri, Kitap Yayınevi, 2004, ISBN 9789758704798, p. 55.
  7. ^ Türk Tarih Kurumu Kitapları
  8. ^ Prof. Dr. Osman Turan, Selçuklular Tarihi
  9. ^ Prof. Dr. Osman Turan, Türkiye Selçukluları Tarihi Ansiklopedisi, s.64
  10. ^ Prof. Dr. Osman Turan, Türkiye Selçukluları Tarihi Ansiklopedisi, s.60-65
  11. ^ Prof. Dr. Osman Turan, Türkiye Selçukluları Tarihi Ansiklopedisi, s.125-128
  12. ^ Prof. Dr. Osman Turan, Türkiye Selçukluları Tarihi Ansiklopedisi, s.127
  13. ^ a b Anna Komnini, Aleksiad, II, s.164-166
  14. ^ a b Claude Cahen, sh.: 73, 74
  15. ^ Cahen, Claude (İng. çev.:J. Jones-Williams) (1968), Pre-Ottoman Turkey: a general survey of the material and spiritual culture and history c. 1071-1330, New York: Taplinger, (İngilizce) say.. 73-4.
  16. ^ Osman Turan, Türkiye Selçukluları Tarihi Ansiklopedisi,sh.:84
  17. ^ Azimi,sh.:361, A'lak ul-hatira, British Museum, DD. 23334,sh.:34b
  18. ^ Anonim Selçuk-name,sh.:36
  19. ^ Prof. Dr. Osman Turan, Türkiye Selçukluları Tarihi Ansiklopedisi,sh.:75-80
  20. ^ Norwich, John Julius (1991), Byzantium: The Apogee, Londra:Penguin ISBN 0-140011448-3 (İngilizce)s.1081
  21. ^ Vryonis, Speros (1972) The Decline of Medieval Hellenism in Asia Minor and the Process of Islamization from the Eleventh through the Fifteenth Century University of California Press, say. 112-3.
  22. ^ Prof. Dr. Osman Turan, Türkiye Selçukluları Tarihi Ansiklopedisi,sh.:98-102
  23. ^ Sıbt, Topkapı (III. Ahmed), no:2997; Ebu'l Ferec, Chronography, s.229; Aleksiad, II, s.63; Urfalı Mathieu, s.191
  24. ^ Aleksiad, II, s.78-79
  25. ^ Aleksiad, II, s.80-81
  26. ^ Prof. Dr. Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s.127
  27. ^ Urfalı Mathieu, s.211; Süryani Mihael, s.185-187; Ebu'l Ferec, s.233; Aleksiad, II, s.79
  28. ^ a b Prof. Dr. Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s.128
  29. ^ Chalandon, Alexis Comnene, s.159
  30. ^ Vasiliev, I, s.43
  31. ^ A. A. Vasiliev, Historie de l'Empire Byzantin, Paris 1932, II, s.19-43
  32. ^ İbn ül-Esir, X, s.94
  33. ^ Prof. Dr. Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s.129
  34. ^ Aleksiad, II, s.210-211
  35. ^ Albert d'Aix, Historie des faits et des Gestes dans les regions d'Outremer, Fi. trc. M. Guizot, Paris 1824, I, s.23-33
  36. ^ Raymond d'Agiles, (M. Guizot), II, s.237-238
  37. ^ İbn ül-Kalanisi, s.134
  38. ^ Foucher de Chartres, M. Guizot, s.25-26; Mathieu 500.000 (s.216), 'Azimi 300.000 (s.371)
  39. ^ Foucher de Chartres, s.28
  40. ^ Aleksiad, III, s.11
  41. ^ Historie anonyme de la Premiere Croisade, Trc. L. Brehier, Paris 1924, s.41
  42. ^ Orderic de Vital, M. Guizot, t. III, s.441
  43. ^ Prof. Dr. Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s.129-130
  44. ^ Prof. Dr. Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s.130
  45. ^ Historie anonyme, s.34-43
  46. ^ Keşiş Robert, Historie de la Premiere Croisade, Fr. trc., M. Guizot, s.329-334
  47. ^ Foucher de Chartres, s.24-27
  48. ^ Aleksiad, III, s.7-23
  49. ^ Urfalı Mathieu, s.214-216
  50. ^ Süryani Mihael, s.187
  51. ^ Süryani anonimi, s.70
  52. ^ 'Azimi s.372
  53. ^ İbn ul-Kalanisi s.134
  54. ^ İbn ül-Esir, X, s.95
  55. ^ Sıbt, XIII, 121 b
  56. ^ C. Riant, Inventaire critique des lettres historiques des Croisades (Archives de l'Orient Latin), Paris 1881, I, S.148
  57. ^ Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s.130-131
  58. ^ Historie anonyme, s.52-53
  59. ^ Orderic Vital, III, s.446
  60. ^ Tudebode, Fr. trc. Michaud, Bibliothéque des Croisades, Paris 1829, I, s.254-255
  61. ^ Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s.131-132
  62. ^ Historie anonyme, s.53-54
  63. ^ Keşiş Robert, s.337-339
  64. ^ Aleksiad, III, s.18-19
  65. ^ Foucher de Chartres, s.30-32
  66. ^ Guillaume de Tyr, I, s.104-106
  67. ^ 'Azimi, s.372
  68. ^ a b Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s.133
  69. ^ Albert d'Aix, Guizot, I, s.193-199
  70. ^ Historie anonyme, s.57-65
  71. ^ Guillaume de Tyr, I, s.110-120
  72. ^ Foucher de Chartres, s.34-35
  73. ^ Raoul de Caen, Faits gestes du prince Tancréde, s.72-86
  74. ^ İbn Kesir, XII, s.162
  75. ^ a b 'Azimi, s.375
  76. ^ İbn ül-Kalanisi, s.138
  77. ^ Urfalı Mathieu, s.241-244
  78. ^ Albert d'Aix, s.32-35
  79. ^ Foucher de Chartres, s.132-134
  80. ^ Guillaume de Tyr, I, s.327-328
  81. ^ Süryani Anonimi, s.74
  82. ^ İbn ul-Esir, X ,s.120
  83. ^ Sıbt, 150a ve R. H. Cr, Historiens Orientaux, III, s.532
  84. ^ İbn ul-Kalanisi, s.158
  85. ^ İbn ul-Esir, X, s.149
  86. ^ Sıbt, s.139a
  87. ^ İbn ul-Kalanisi, s.143
  88. ^ Urfalı Mathieu, s.261
  89. ^ Süryani Mihael, s.192
  90. ^ Ebu'l Ferec, s.239
  91. ^ İbn ul-Azrak, 166a
  92. ^ Sıbt, 144a
  93. ^ Süryani Mihael, s.193
  94. ^ İbn ül-Esir, X, s.135
  95. ^ Urfalı Mathieu,s.253, 263
  96. ^ İbn ul-Kalanisi, s.150
  97. ^ İbn ul-Esir, X, s.145
  98. ^ 'Azimi, s.376
  99. ^ Osman Turan, Selçuklular Tarihi, s.168
  100. ^ Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s.137
  101. ^ İbn ul-Azrak, 166a-167
  102. ^ İbn ul-Kalanisi, s.156-158
  103. ^ İbn ul-Esir, X, s.148-151
  104. ^ Sıbt, 144a, 150a-151a
  105. ^ Urfalı Mathieu, s.263-264
  106. ^ Süryani Mihael, s.162-193
  107. ^ Ebu'l Ferec, s.240-241
  108. ^ İbn ul-Azrak, 166b
  109. ^ İbn ul-Esir, X, s.151
  110. ^ Prof. Dr. Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s.139
  111. ^ Prof. Dr. Osman Turan, Selçuklular Tarihi, s.228
  112. ^ Urfalı Mathieu, s.264
  113. ^ Urfalı Mathieu, s.263
  114. ^ Süryani Mihael, s.350
  115. ^ Prof. Dr. Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s.175-176
  116. ^ İbn ül-Esir, Kahire 1303, X, s.151
  117. ^ Süryani Mihael, III, s.194-195
  118. ^ Aleksiad, Fr. trc. B. Leib, Paris 1945, III, s.154
  119. ^ Sıbt ibn ül- Cevzi, Mir'at uz-zaman, Topkapı, III. Ahmed, no: 2907 (XIII), 150a
  120. ^ Süryani Mihael, III, s.194
  121. ^ Ebu'l Ferec, s.243
  122. ^ İbn ül-Kalanisi, Zeyl Tarih Dımaşk, Beyrut 1908, s.158
  123. ^ Mevlüt Güner, “Türkiye Selçuklu Devleti’nde Saltanat Mücadeleleri ve Devlet ile Toplum Üzerindeki Etkileri”
  124. ^ a b Rukiye Çevik, sh.: 58 - 59
  125. ^ Rukiye Çevik, sh.: 59, 60
  126. ^ Rukiye Çevik, sh.: 60, 61
  127. ^ Rukiye Çevik, sh.: 62
  128. ^ Rukiye Çevik, sh.: 62, 63
  129. ^ Rukiye Çevik, sh.: 63
  130. ^ Rukiye Çevik, sh.: 63, 64
  131. ^ Rukiye Çevik, sh.: 65 - 68
  132. ^ Rukiye Çevik, sh.: 75, 76
  133. ^ Rukiye Çevik, sh.: 76 - 83
  134. ^ Rukiye Çevik, sh.: 83
  135. ^ Leyla,KARAHAN,"ANADOLU'DA TÜRK YAZI DİLİNİN GELİŞİMİ",Türkoloji Makaleleri

Kaynaklar[değiştir | kaynağı değiştir]

  • Rukiye Çevik, “Alaeddin Keykubat Devri Türkiye Selçuklularında Devlet ve Sosyal Hayat”
  • Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul:Ötüken Neşriyat, ISBN 9754374834, 2010 (son baskı 2014)
  • Fazlı Konuş, (2006) Selçuklular Bibliyografyası (Temel kaynakların Açıklaması ile Beraber), Erciyeş Üniversitesi (Yüksek Lisans Tezi) Konya: Çizgi Kitabevi,
  • Özden Süslü, (1989) Tasvirlere Göre Anadolu Selçuklu Kıyafetleri, Ankara:Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara.
  • Ülker Erginsoy, (1988) Anadolu Selçuklu Mimari Süslemesi ve El Sanatları, Ankara: İş Bankası Kültür Yayınları.

Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]

  • Anadolu Selçuklu Mimarisi [2]