Anadolu Selçuklu Devleti

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Anadolu Selçukluları
سلجوقیان روم / Selcūkiyân-ı Rūm(Farsça)
السلاجقة الروم / al-Selācika er-Rūm(Arapça)

1075[1][2]–1308
 

Bayrak
Anadolu Selçuklu Devleti (1100 - 1240)
Başkent Nikaia (İznik)
(1077-1086)
İkonyum (Konya)
(1086-1308)
Dil(ler) Farsça (resmi & edebiyat)[3][4]
Türkçe[5]
Din Sünni İslam
Yönetim Monarşi
Sultan
 - 1077-1086 Süleyman Şah
 - 1092-1107 I. Kılıç Arslan
 - 1116-1155 I. Mesut
 - 1155-1192 II. Kılıç Arslan
 - 1192-1196 /1205-1211 I. Gıy. Keyh
 - 1196-1204 II. Süleyman Şah
 - 1211-1220 I. İzzeddin Keykavus
 - 1220-1237 I. Aleaddin Keykubat
 - 1237-1246 II. Gıy. Keyh
 - 1302-1308 II. Mesud son
Tarihi
 - Haçlılar'ın Nikaia işgali ve Dorileon Savaşı'nda yenilmesi 1097
 - Miryokefelon Savaşı'nda Bizans'ları yenmesi 1176
 - Keyhüsrev'in Nikaia İmparatorluğunca yenilerek öldürülmesi 1211
 - Kösedağ Savaşı'nda Moğol İmparatorluğunca yenilmesi 1243
Türk tarihi
Mahmud al-Kashgari map.jpg
Türkiye tarihi
Emblem of Turkey.svg
Selçuklular
Büyük Selçuklu Devleti (1040–1157)
Anadolu Selçuklu Devleti (1060–1308)
Anadolu beylikleri
Osmanlı İmparatorluğu
Kuruluş dönemi (1299–1453)
Yükselme dönemi (1453–1566)
Duraklama dönemi (1566–1683)
Gerileme dönemi (1683–1792)
Dağılma dönemi (1792–1922)
Türkiye Cumhuriyeti
İstiklâl Harbi (1919–1923)
Ankara Hükûmeti
Atatürk Devrimleri
Tek partili dönem (1923–1945)
Çok partili dönem (1945–günümüz)
Konuya göre
Anayasa tarih
Ekonomik tarih
Askerî tarih
Zaman çizelgesi

Türkiye Portalı

Anadolu Selçuklu Devleti, Rum Selçuklu Sultanlığı[6] veya Türkiye Selçuklu Devleti[7] (Arapça: السلاجقة الروم el-Salācika el-Rūm Farsça: سلجوقیان روم Selcūkiyân-i Rūm; Rum Selçukluları), Selçuklu Türklerinden Kutalmış'ın oğlu Süleyman Şah tarafından Anadolu’da, 1075 yılında kurulmuş olan bir Türk - İslam devletidir.

Türkler çeşitli sebeplerden ötürü anavatanları olan Orta Asya'dan göç etmek zorunda kalmışlar ve kendilerine yeni bir vatan aramaya başlamışlardır. Bu yüzden Büyük Selçuklular; çevre bölgelere akınlar düzenlemeye başlamışlardır. Örneğin Anadolu'ya yapılan ilk akınlar 1015-1018 yılları arasında gerçekleşmiştir. Büyük Selçuklular; 1040 Dandanakan Muharebesi ile Gazneliler'i mağlup etmiş ve bağımsız olmuşlardır. Selçuklular'ın bağımsız olmasıyla beraber çevre bölgelere yapılan akınlar daha sistemli hale gelmiştir. Nitekim bu akınlar sonucunda Anadolu'nun uygun bir bölge olduğu anlaşılmıştır. Anadolu hakimiyeti için Büyük Selçuklular'la Anadolu'yu elinde bulunduran Bizans İmparatorluğu arasındaki ilk savaş, 1048 yılında gerçekleşmiş ve Pasinler Muharebesi olarak bilinen bu savaşla beraber Anadolu hakimiyeti için gerçekleştirilen ilk savaş Selçuklu zaferiyle noktalanmıştır.[8]

Büyük Selçuklu sultanı Tuğrul Bey ve Tuğrul Bey'in kardeşi, aynı zamanda Selçuklu ordusunun komutanı olan Çağrı Bey'in vefatıyla beraber; Tuğrul Bey'in erkek evladı bulunmamasından dolayı Çağrı Bey'in oğlu Alp Arslan Büyük Selçuklu tahtına oturmuş ve Anadolu üzerine yapılan akınları hızlandırmıştır. Hatta Hristiyan alemi için kutsal bir belde olan Ani beldesinin fethine muvaffak olmuştur. Bu dönemde Bizans imparatoru olan Romen Diyojen ise; Anadolu toprakları için oluşan bu büyük tehlikeyi bertaraf etmek için 200.000 kişilik ordusuyla[9] başkenti Konstantinopolis'ten ayrılmış ve Doğu Anadolu Bölgesi'ne doğru ilerlemeye başlamıştır.

Bu sırada Halep'te bulunan ve Fatımiler halifeliğini ortadan kaldırmak üzere Mısır üzerine hareket etmek için hazırlanan Sultan Alp Arslan; Bizans'ın büyük bir orduyla Doğu Anadolu'ya geldiğinin öğrenince dönmüş ve Ahlat'a ulaşmıştır. Daha sonra iki ordu 26 Ağustos 1071 tarihinde Malazgirt'te karşılaşmış ve savaş kesin Selçuklu zaferiyle noktalanmıştır. Bu zaferle beraber İran, Azerbaycan, Horasan gibi bölgelerde bulunan Türkler büyük bir hızla Anadolu'ya göç etmeye başlamış ve başta Artuk Bey olmak üzere Selçuklu komutanları, Anadolu beldelerini fethetmeye başlamışlardır.[10]

1092 yılında Melikşah'ın ölümüyle beraber Anadolu'yu itaat altına almak için bölgede bulunan Bozan Bey geri dönmüş ve Türkiye Selçukluları istiklallerini korumuşlardır. Yine Melikşah'ın ölümüyle beraber; Süleyman Şah'ın Ayn Seylem savaşında ölümünden sonra İsfahan'a götürülen oğulları Kılıç Arslan ve Kulan Arslan serbest kalmışlardır. Kılıç Arslan ve Kulan Arslan serbest kaldıktan sonra İznik'e ulaşmış ve Ebu'l Gazi; hiçbir direniş göstermeden idareyi Kılıç Arslan'a devretmiştir. Böylece Anadolu Selçukluları içinde bulundukları büyük karışıklıklardan çıkmış ve yeniden fetih hareketlerine başlamışlardır[11]

Sultan Kılıç Arslan; tahta çıkınca İzmir, Rodos, İstanköy, Sakız ve Midilli adalarını fethetmiş ve ilk Türk donanmasını oluşturmuş olan Çaka Bey'in kızıyla evlenmiştir. Daha sonra Peçenekler, Çaka Bey ve Kılıç Arslan arasında bir ittifak oluşturulmuştur. Bu ittifaka göre Peçenekler ve Selçuklular karadan, Çaka Bey ise denizden kuşatmak suretiyle İstanbul'u fethedecek ve Bizans İmparatorluğu ortadan kaldırılacaktı. Fakat bu durumun farkında olan Bizans imparatoru I. Aleksios; ilk önce Kıpçaklar'la anlaşmış ve 1091 yılında Peçenekler'i bertaraf etmiştir. Daha sonra Aleksios, Kılıç Arslan'ın ülkesinde; Çaka Bey'in çok güçlü olduğu ve sultanlık gayesinde olduğu şeklinde dedikodular çıkartmış ve bu dedikoduları öğrenince kaygılanan Kılıç Arslan, çok büyük bir hata yaparak kayınpederi Çaka Bey'i ortadan kaldırmıştır.[12][13]

Anadolu Selçuklu Devleti'nin bayrağı

Selçuklular öncesi Anadolu[değiştir | kaynağı değiştir]

Anadolu Selçuklu Devleti’nin kuruluşu yıllarından önceki yüzyıllarda Anadolu, Bizans – Arap ve Bizans - Sasani mücadelelerinin yaşandığı topraklardır. Yüzyıllara yayılan bu savaşlar, ekonomik ilişkileri büyük ölçüde yıpratmış, ticaret daralmış, üretim ve gelir düşmüştür. Hem savaşlar, hem ekonomik çöküntü, nüfusun azalmasına yol açmıştır. Bölgede Bizans merkezi otoritesinin zayıflaması ise yerel otoritelerin bölgeler üzerindeki erkini arttırmış, belirgin bir biçimde kendi başına, keyfi davranmalarına, bunun sonucu halkı daha da ezmelerine neden olmuştur. Uluslararası transit ticaretin Anadolu’dan geçen kuzey – güney ve doğu – batı hatları daha önceden, Orta Doğu’nun ve Levant’ın İslam İmparatorluğu’nun kontrolünde olması dolayısıyla kesilmişti. Bu durum Anadolu’yu transit ticaretin dışında bırakmıştır, ayrıca bir ekonomik daralmaya mahkum etmiştir.[14]

Tarihi[değiştir | kaynağı değiştir]

Anadolu Selçuklu Devleti tarihi,

  • “kuruluş dönemi”, Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın İznik’i aldığı, devleti kurduğu 1075 yılından, III. Kılıç Arslan dönemine, 1204 - 1205 yılına kadar[15]
  • “yükseliş dönemi”, hemen ardından Gıyaseddin Keyhüsrev’in ikinci saltanat yıllı 1205 yılından I. Alaeddin Keykubat’ın ölümüne (1237) yılına kadar[15]
  • çöküş dönemi 1237’den, II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in tahta geçişinden Moğol işgalinin yıkıcı baskısı altında 1308 yılına kadar[15]

üç dönem olarak değerlendirilir.

I. Rükneddin Süleyman Şah Dönemi (1075-1086)[değiştir | kaynağı değiştir]

Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın babası Kutalmış, Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey ile Çağrı Bey'in amcaoğluydu. Kutalmış Büyük Selçuklu Sultanlığı tahtına geçen Alparslan'ın sultanlığını kabul etmemiş ve onun ile başarısız bir çatışmaya girişmiş ve bu sırada, 1064 yılında öldürülmüştür.[16] Daha sonra Anadolu’ya gelen Kutalmışoğulları burada yanlarındaki Türkmen gruplarıyla birlikte kendilerine yurt edinme mücadelesi başlamıştır. Dört kardeşten en son Süleyman Şah hayatta kalmıştır.[16] Bizans sınırlarında idaresini kuran Kutalmışoğlu Süleyman Şah, Bizanslılarla bazen savaşarak bazen Bizans isyancılarına yardım ederek hükmü altındaki toprakların sınırlarını büyütmeyi başarmıştır. Bizans İmparatorluğu'nun Anadolu'da bulunan önemli şehirlerinden İznik (Nicaea) ile İzmit (Nicomedia)'i 1075'te ele geçirmiştir. Ardından Güney Marmara bölgesine tamamen hakim olmuş, 1077'de özerkliğini ilan edip İznik merkezli bağımsız bir devlet olarak Anadolu Selçuklu Devleti'ni kurmuştur.[17][18][19][20][21]

Bizans'ın Rumeli orduları komutanı Bryennios 1075 yılında İstanbul üzerine yürümesinden yararlanmak isteyen Bizans Anadolu orduları komutanı, Nikiforos Botaneiates'e karşı Bizans İmparatoru VII. Mihail ile asker yardımı üzerine 1078’de bir anlaşma yapan Süleyman Şah, İznik ile Kütahya arasında asi generalle karşılaşınca, daha uygun şartlar teklif edilmesi üzerine taraf değiştirip Botaeiates’in yanında yer almış ve onun III. Nikiforos ismi ile Bizans İmparatoru olmasına önayak olmuştur. Bu yardım dolayısıyla Bizanslılar göçmen Türkmenlerin Anadolu'da da Boğaz kıyılarına kadar gelip yerleşmelerini kabul etmişlerdir.[22][23]

Batı sınırlarını emniyete alan Süleyman Şah, veziri Ebu'l-Kasım'ı İznik'te idareci olarak bırakan Süleyman Şah, doğu sınırlarını genişletme planları ile 1084'te Çukurova (Kilikya)'ya (ve belki de Suriye üzerine) bir sefere çıkmıştır. Bu sefer sonucu Tarsus, Adana ve Antakya'yı ele geçirmiştir. Ardından Suriye’ye yönelmiş ve Halep’i kuşatmıştır. Halep emirinin Tutuş’dan yardım istemesi üzerine Tutuş Halep’e doğru yola çıkmış, 4 Haziran 1086 tarihinde Süleyman Şah’la savaşa girmiştir. Ayn Seylem Muharebesi’nde Anadolu Selçuklu kuvvetleri yenilgiye uğramış, Süleyman Şah hayatını kaybetmiştir.[24]

Ebu'l Kasım Dönemi (1086-1092)[değiştir | kaynağı değiştir]

Ana madde: Ebu'l-Kasım

Süleyman Şah'ın bu sefere çıkarken, başkent İznik'te yerine vekil olarak bıraktığı Ebu'l Kasım Süleyman Şah’ın 1086 yılında ölümü ve oğulları I. Kılıç Arslan ve Kulan Arslan’ın Melikşah tarafından hapsedilmesi üzerine İznik tahtına çıkmış ve kardeşi Ebu'l Gazi'yi Kapadokya (Kayseri) valiliğine tayin etmiştir.[25] Ardından ardeşi Ebu'l-Gazi Hasan Bey'le birlikte Marmara kıyılarında Bizanslılarla savaşarak devletin sınırlarını genişletmeye başladı. Sultan gibi hareket etmeye başlamasından rahatsız olan Melikşah, Anadolu’yu itaat altına almak için Emir Porsuk’u Anadolu’ya göndermiştir. ardeşi Ebu'l-Gazi Hasan Bey'le birlikte Marmara civarında Bizanslılarla savaşarak devletin sınırlarını genişletmeye başladı. Bizans imparatoru I. Aleksiaos’un buna tepkisi İznik üzerine bir ordu göndermek olmuştur. Bu durum Ebu-l Kasım’ı barış istemek zorunda bırakmıştır. Bu arada Anadolu'yu itaat altına almayı isteyen Büyük Selçuklu Devleti hükümdarı Melikşah, Emir Porsuk'u Ebu'l-Kasım'ın üzerine yollamıştır. İznik’i üç aylık bir kuşatmaya rağmen düşüremeyen Porsuk kuşatmayı kaldırarak geri çekilmiştir. Emir Porsuk’un başarısız olması üzerine Melikşah Emir Bozan’ı göndermiştir. Bozan da kenti alamadı ve geri çekildi. Bu geri çekilmeden yararlanan Ebu-l Kasım, Melikşah’a itaatlerini bildirip icazetini almak için İsfahan’a gitmiştir. Ancak Melikşah onunda görüşmeyi kabul etmedi. Ebu-l Kasım İznik’e dönüş yolunda Emir Bozan’ın adamları tarafından yakalanıp öldürülmüştür.

I. Kılıç Arslan Dönemi (1092-1107)[değiştir | kaynağı değiştir]

Süleyman Şah'ın 1086 yılında Ayn Seylem Savaşı'nda ölümünden sonra oğulları Kılıç Arslan ve Kulan Arslan, Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Melikşah tarafından tutsak alınmıştı. Melikşah’ın ölümü ardından iki kardeş serbest kalarak Anadolu’ya geldiler. İznik’e ulaştıklarında kent Bizans kuvvetleri tarafından kuşatılmıştır. Yine de Ebu’l Gazi tahtı Kılıç Arslan’a vermiştir.[26] Kılıç Arslan önce Bizans ordusu üzerine kendi ordusunu sürüp durumu dengelemiştir.[27] Bunun üzerine ordusuyla 1095 yılında Doğu Anadolu üzerine sefere çıkmış, Malatya’yı kuşatmıştır. Ancak kuşatma uzarken Haçlı kuvvetlerinin İznik’i kuşattığı haberi gelince geri dönmüştür.[28][29] Kente ulaştığında kent kuşatma altındadır. Dışarıdan taarruz denese de başarılı olamamış, kent savunmasını karar konusunda serbest bırakıp çekilmiştir. Bunun üzerine kent savunması, Bizans Kumandanı ile anlaşarak 19 Haziran 1097 tarihinde şehri ona teslim ettiler.[30] Anadolu’dan yeni kuvvetlerin katılmasıyla güçlerini pekiştiren Kılıç Arslan, ilerleyen Haçlı ordusunu Dorileon'da (Şarhöyük / Eskişehir) karşılamış, burada yapılan Dorileon Muharebesi’nde yenilgiye uğrayıp çekilmiştir.[31] Bu mağlubiyetten sonra I. Kılıç Arslan Haçlıların en çabuk bir şekilde Anadolu'dan geçmesine izin vermeyi ve onlarla doğrudan doğruya çatışmaya girişmemeyi tercih etti. Anadolu'da ilerleyen Haçlı ordusu önündeki insan ve hayvan iaşelerini önceden tahrip ederek, onları uzaktan takip etme stratejisini uyguladı. Anadolu’yu geçen Haçlılar sonunda Kudüs’ü ele geçirdiler. 1101 Haçlı Seferi’nde ise strateji değiştiren Kılıç Arslan, bu kez yakıp yıkma taktiği benimsemiş, bu yolla yıprattığı üç Haçlı ordusunu imha etmiştir. Haçlı fırtınası geçtikten sonra Haçlılar tarafından ele geçirilen Antakya'yı geri almak için 1103 yılında sefer düzenledi. Fakat sonra yön değiştirerek Maraş’ı Malatya’yı ve Musul’u aldı. Bu gelişmeler Büyük Selçuklu Devleti’nin tepkisini çekince üzerine ordu gönderildi. Yapılan savaşta Kılıç Arslan yenilmiş, çekilirken Habur Çayı geçişinde atından düşerek boğularak 14 Haziran 1107 tarihinde ölmüştür.

Buhran Devri (1107-1110)[değiştir | kaynağı değiştir]

Kılıç Arslan'ın ölümüyle beraber onun Anadolu'da kurmuş olduğu siyasi birlik süratle bozulmuştur. Danişmendliler Beyliği; Anadolu Selçukluları'nı gölgede bırakarak Anadolu'nun en güçlü Türk devleti olmuştur. Musul şehrinin Emir Çavlı tarafından zaptından sonra Bozmış Bey, Kılıç Arslan'ın hatunu ve küçük oğlu Tuğrul-Arslan'ı Malatya'ya getirmiştir. Emir Çavlı, Musul'u aldıktan sonra Kılıç Arslan'ın diğer oğullarından Şahin Şah'ı (İbn ül-Esir ve Ebu'l Ferec onun adını Melikşah olarak yazar) yakalayarak Büyük Selçuklu sultanı Muhammed Tapar'a göndermiştir.[32][33][34][35][36]

Bozmış Bey, Malatya'ya getirdiği Kılıç Arslan'ın küçük oğlu Tuğrul-Arslan'ı sultan ilan etmiş fakat Kılıç Arslan'ın hatunu, İl Arslan adında bir beyle evlenerek Bozmış'ı öldürmüştür. İl Arslan, Malatya halkını tazyik ederek çok miktarda altun toplamış, ardından da Konya'ya gitmek üzere iken Kılıç Arslan'ın hatunu ve oğlu, İl Arslan'ı hapsetmiş, daha sonra da onu Büyük Selçuklu sultanı Muhammed Tapar'a göndermişlerdir. Anadolu'nun başsız kaldığını gören Muhammed Tapar, bu durumda elinde bulunan Şahin Şah'ı Malatya'ya göndererek Tuğrul-Arslan'ı tahtan indirtmiş ve yerine Şahin Şah, Konya'da sultanlığını ilan etmiştir [37][38]. Süryani kaynaklarının bu tafsilatına karşılık bazı kaynaklar da Şahin Şah'ın, Büyük Selçuklular'ın elinden kaçarak Anadolu'ya ulaştığını ve amcazadesini ortadan kaldırarak tahtı elde ettiğini kaydeder [39].

Şahin Şah'ın Saltanatı (1110-1116)[değiştir | kaynağı değiştir]

Anadolu Selçuklu tahtı bir süre boş kaldıktan sonra, I. Kılıç Arslan'ın oğlu Şahin Şah 1110'da başa geçti. Ama kardeşi Rükneddin Mesud onun sultanlığını tanımadı ve Danişmendlilerin desteğiyle iktidarı ele geçirdi. I. Rükneddin Mesud, bir süre Danişmendlilerin denetimi altında kaldı. 1142'de Danişmendli Mehmed Bey’in ölümünün ardından Anadolu Selçuklularının Anadolu'daki üstünlüğünü yeniden kurdu. Bizans ordusunu 1146'da Konya önlerinde yendi. Ertesi yıl II. Haçlı ordusunu Eskişehir yakınlarında bozguna uğrattı.

I. Rükneddin Mesud, geleneğe uyarak ülkesini üç oğlu arasında paylaştırdı ve II. Kılıç Arslan'ı veliaht ilan etti. I. Rükneddin Mesud’un 1155’te ölmesinin ardından oğulları arasında taht kavgaları başladı. Bu sırada Danişmendliler, Bizanslılar, Musul Atabeyi Nureddin Mahmud Zengi ve Ermeni Derebeyi Toros birleşerek Anadolu Selçuklu Devleti'ne karşı harekete geçtiler. II. Kılıç Arslan devleti ayakta tutabilmek için önce Bizans’la barış yapmanın yollarını aradı ve İstanbul'a giderek bir antlaşma yaptı. Daha sonra, amcası Şahin Şah ile Danişmendlilerin birleşik ordusunu yendi. 1175'te Danişmendlilerin egemenliğine son verdi.

Bir süre sonra II. Kılıç Arslan ile Bizans arasındaki barış bozuldu. Bunun üzerine Bizanslılar büyük bir orduyla Anadolu içlerine girdi. II. Kılıç Arslan 1176'da Denizli / Çivril yakınındaki Düzbel geçidi Miryakefalon Savaşı'nda Bizans ordusunu pusuya düşürdü ve ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu, Türklerin Anadolu’da Bizans karşısında Malazgirt'ten sonraki en büyük zaferdi. Bu yenilginin ardından Bizans, Türkleri Anadolu'dan çıkarma umudunu tümüyle yitirdi.

II. Kılıç Arslan 1186'da ülkesini 11 oğlu arasında paylaştırdı. Ne var ki, daha kendisi hayattayken oğulları arasında veliahtlık mücadelesi başladı. 1192'de II. Kılıç Arslan'ın ölümünden sonra oğullarından I. Gıyaseddin Keyhüsrev tahta çıktı. Ama 1196'da tahtını ağabeyi II. Süleyman Şah'a bırakmak zorunda kaldı. II. Süleyman Şah, Erzurum'u alarak Saltuklular'ın varlığına son verdi. 1204'te öldüğünde Anadolu Selçuklu Devleti’ni yeniden eski gücüne ulaştırmıştı.

Son parlak yılları[değiştir | kaynağı değiştir]

1097 yılında Avrupa, Batı Anadolu'da Anadolu Selçukluları görülmektedir.

1205’te I. Gıyaseddin Keyhüsrev ikinci kez tahta çıktı. Karadeniz'deki ticaret yollarını kesen Trabzon İmparatorluğu üzerine bir sefer düzenleyerek bu yolu yeniden Türklere açtı. Daha sonra önemli dış ticaret limanı olan Antalya'yı topraklarına kattı. I. Gıyaseddin Keyhüsrev, sultanın ülke topraklarını oğulları arasında paylaştırma geleneğine son vererek merkezi yönetimi güçlendirdi. Vilayetleri yönetmekle görevlendirilen şehzadeleri merkezi yönetime bağlı birer vali durumuna getirdi.

I. Gıyaseddin Keyhüsrev 1211'de öldü.Sultan Keyhüsrev'in üç oğlu (Alaeddin Keykubad,İzzeddin Keykavus,Celaleddin Keyferidun) arasından içlerinden yerine büyük oğlu I. İzzeddin Keykavus tahta çıkmıştır.Önce kendisine karşı ayaklanan kardeşi Alaeddin Keykubad’ı etkisiz hale getiren I. İzzeddin Keykavus, böylece iktidarını sağlamlaştırdıktan sonra bütün dikkatini Anadolu'da ticaretin canlandırılmasına verdi. Kıbrıs Krallığı’yla bir anlaşma yaparak iki ülke arasındaki ticareti serbest hale getirdi. Kuzey ticaret yolunu açmak için Sinop'u Trabzon İmparatorluğu’ndan aldı. Daha sonra, güney ticaret yolunu engelleyen Ermeni derebeyinin üzerine yürüdü ve Ermenileri yenerek Suriye ticaret yolunu açtı. Böylece Anadolu, ticaret kervanlarının merkezi durumuna geldi.

1220'de Keykavus'un ölünce kardeşi I. Alaeddin Keykubad tahta çıktı. En ünlü Anadolu Selçuklu hükümdarlarından biri olan I. Alaeddin Keykubad, Akdeniz kıyısında önemli bir liman olan Kalonoros'u (bugünkü Alanya) aldı. Kendi adından dolayı daha sonra Alanya olarak anılan bu kentte bir tersane kurdurdu ve kentin kalesini yeniden yaptırdı. Tüccarların karada Ermenilerin, denizde Avrupalı korsanların saldırılarına uğraması üzerine İçel'den Antalya'ya kadar bütün kıyı şeridini topraklarına kattı. Moğolların Anadolu’ya girmesi tehlikesi karşısında 1226'da Eyyubilerle ilişkilerini geliştirdi. Bu arada Trabzon İmparatorluğu’yla ittifak kuran Harzemşahları 1230’da Yassı Çemen Savaşı’nda ağır bir yenilgiye uğrattı. Moğollara karşı komşu devletlerle bir birlik kuramayan I. Alaeddin Keykubad, 1233’te Moğol kağanının egemenliğini tanımak zorunda kaldı.

Sultan Keykubad devri

Alaeddin Keykubad 1237’de ölünce yerine oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev tahta çıktı. Ama devletin yönetimi fiilen vezir Sadeddin Köpek'in elindeydi. Moğolların önünden kaçarak Anadolu’ya sığınan göçebe Türkmenler Anadolu Selçuklu ülkesini tam bir kargaşaya sürükledi. Anadolu Selçuklu yönetimi bu kargaşayı önlemek için sert önlemlere başvurunca, Anadolu Selçuklu tarihinin en büyük ayaklanması patlak verdi. Baba İshak'ın önderliğindeki ayaklanmacılar başkent Konya üzerine yürüyünce II. Gıyaseddin Keyhüsrev kenti terk etmek zorunda kaldı. Ama sonunda, 1240’ta ayaklanma kanlı biçimde bastırıldı.

Baba İshak ayaklanmasının Anadolu Selçuklu Devleti’ni iyice zayıflattığını gören Moğollar, “fırsat bu fırsat” deyip Anadolu’yu işgal etmeye karar verdiler. Moğol orduları Doğu Anadolu’ya girerek önce Erzurum’u işgal ettiler. Daha sonra, Selçuklu ordusu ve Moğol ordusu Sivas’ın doğusundaki Kösedağ’da karşı karşıya geldiler. II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in komutasındaki Selçuklu ordusu, Kösedağ Savaşında sayıca fazla olmasına rağmen, yanlış savaş taktikleri yüzünden ağır bir yenilgi aldı.

Moğollar bu savaştan sonra Erzincan, Sivas ve Kayseri gibi kentleri ele geçirdiler ve yağmaladılar. Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev Moğollarla anlaşma yaptı ve her yıl onlara vergi vermeyi kabul etti. Böylece, Anadolu Selçuklu Devleti Moğollara bağlı bir devlet haline geldi.

Kösedağ Savaşı’ndan sonra Moğollar Anadolu’da tam bir baskı kurdular. Koydukları ağır vergiler halkı zor durumda bıraktı. Moğol baskısının yanı sıra, artan Bizans saldırıları, siyasal cinayetler, doğal afetler ve salgın hastalıklar devleti büsbütün sarstı. Anadolu Selçuklu Devleti birkaç kez iki ve üçe bölündü.

Anadolu Selçuklu Devleti’nin Dağılışı ve Yıkılışı[değiştir | kaynağı değiştir]

Kazvini’ye göre Moğol istilasından önce Anadolu Selçuklu maliyesinde devlet gelirleri 27 milyon dinardı. Moğol istilasında sonra büyük ölçüde düşmüştür, 1336 yılıda 5 milyon 537 bin dinardır.[40]

Moğolların baskısının iyice artması üzerine, Anadolu Selçukluları birkaç başarısız ayaklanma denemesine giriştiler. Hatta, bu ayaklanmalardan birinde Memlüklü Sultanı Baybars’tan yardım istediler. Ordusu ile Anadolu’ya gelen Baybars 1277 yılında Elbistan ovasında Moğolları darmadağın etti. Ancak, Sultan Baybars’ın ülkesine geri dönmesinden sonra, Moğolların intikamı acı oldu. Çok sayıda insanı acımasızca öldürdüler. Bundan sonra Anadolu tamamen Moğol egemenliğine girdi. Anadolu’yu atadıkları valilerle yönettiler. 1308 yılında, son sultan II. Mesud’un ölümünden sonra Anadolu Selçuklu Devleti yıkıldı.

Devlet teşkilatı[değiştir | kaynağı değiştir]

Anadolu Selçuklu Devleti kuruluş döneminde, tümüyle Türkmen beylerinin emrindeki aşiret savaşçılarından oluşan bir orduya ve bu beylerin görev aldığı sivil devlet yönetimine sahiptir.[41] Devletin kuruluş döneminde, yani 11. yüzyılın son çeyreğinden 12. yüzyıl sonlarına kadar orduda olduğu kadar idari yapıda da Türkmen unsurların hakim olduğu ileri sürülmektedir. Ancak 12. yüzyıl sonlarından itibaren Anadolu Selçuklu ordusu kısa sürede gulam ve ikta askerlerinin hakim olduğu bir orduya, sivil devlet yönetimi ise yine gulamlıktan gelen, İran kültürüne sahip unsurların büyük ölçüde elinde olan merkezi bir düzene dönüşmüştür. Bu dönüşümle ilgili olarak 1176 yılındaki Miryokefalon Muharebesi’nde sonra bilgiler bulunmaktadır.[42] Bu tespit dikkate değer olmalıdır, Doğan Avcıoğlu , Miryokefalon’da yenilgi üzerine Konstantinapolis’e çekilen Bizans ordusuna refaket etmek üzere II. Kılıç Arsan tarafından üç komutan idaresinde üç birliğin görevlendirildiğini yazmaktadır. Ancak Türkmenler yolun bir kısmında Bizans ordusuna saldırırlar. İmparator I. Manuil yakınmalarına II. Kılıç Arslan “Bu Türkmenler benden bağımsız, onları kontrol edecek güçte değilim.” karşılığını vermiştir. Gerçekten de sultanın Bizans imparatoruyla anlaştığı haberi duyulunca Türkmenlerin, sultanı hainlikle suçladıkları, küfrettikleri ve ganimet paylarının alarak yurtlarına döndükleri, bir kısmının ise geri çekilmekte olan Bizans ordusuna ganimet için saldırılar düzenledikleri kaynaklarda yer almıştır.[43] Bizans ordusuna refaket eden Selçuklu subayları ise Türkmenleri, “Kendilerine tabi olmayan kaba, asi Türkler” olarak tanımlamışlardır. Miryakefalon Muharebesi Anadolu Selçuklu Devleti ordusu ve devlet cihazı yönünden, kökten bir dönüşümün ilk işaretlerini verir, Türkmenlerin hem devlet cihazı hem de ordu için artık “güvenilmez” olarak görülmeye başlandığı anlaşılmaktadır.[44]

Şehzadelerin tahta çıkışında ise, Türk hakimiyet prensibi hakimdir. Türk hakimiyet prensibinde ülke toprakları hanedanın tüm erkek üyelerinin ortak mülkü olduğu kabul edillir. Buna göre oğullar ve kardeşler tahta geçme hakkı yönünden eşit görülmektedir. Anadolu Selçuklu’da da sultan, oğullarından birini veliat seçerken diğerleri, sultana bağlı kalmak koşuluyla eyaletlerde yönetim görevi üstlenirlerdi. Türk egemenlik anlayışına göre ülke toprakları hanedanın ortak malı olduğundan, sultan öldüğünde kimin tahta geçeceği bir bakıma ilahi takdire kalmıştır. Sonuç olarak hanedandan herhangi biri, herhangi bir yoldan tahtı ele geçirdiğinde meşruiyeti tartışma konusu olamaz. Dolayısıyla bir önceki hükümdar tarafından veliat atanmış olmanın hiçbir hükmü kalmamaktadır. Farklı bir anlatımla, veliat tayin edilmesi, diğer şehzadelerin taht üzerinde hak ileri sürmeleri için engel değildir. Sultanın sağlığında onun iradesine boyun eğilip veliata bi’at edilmesi bile, sultan öldüğünde hükümsüz kabul edilir.[45][46][47] Şunun altını çizmek gerekir ki, Selçuklu soyundan olmayan bir kismenin tahta çıkması cz hiçbir şekilde düşünülemez.[48]

Türk devlet anlayışı gereği hükümdar, ülke topraklarının merkezden uzak bölgelerini şehzadeler (melik, yabgu) arasında bölüştürür. Şehzadeler, kendi bölgelerini iç ve dış işlerinde bağımsız olarak yönetirler. Anadolu Selçuklu da bu hakimiyet prensibini izlemiştir. Ne var ki bu prensip zaman zaman melikler arasında kanlı savaşlara ve hatta ülkenin parçalanmasına yol açmıştır. Bunun en bariz örneği II. Kılıç Arslan’ın ülke topraklarını 11 oğlu arasında paylaştırmasıdır. Sonuçta, kendi yaşamı sırasında bile oğulları arasında taht kavgası başlamıştı. Rükneddin Süleyman Şah ise buna bir son vermek amacıyla şehzadeleri kendilerine ayrılan bölgelerde payitahta bağlı birer vali olarak atamıştır.[49] Bu konuda çeşitli örnekler vardır. Bir başka örnek, II. Kılıç Arslan’ın I. Gıyaseddin Keyhüsrev’i veliat tayin etmiş olmasına ve tahta geçmesine karşın, en büyük oğlu II. Süleyman Şah’ın, buna karşı çıkarak kardeşlerinden bazılarıyla işbirliği ettikten sonra diğer kardeşlerini öldürttüğü, Konya’yı kuşatarak Gıyaseddin Keyhüsrev’i Bizans’a sığınmaya zorladığı bilinmektedir.[50]

Sonuç olarak Anadolu Selçuklu Devleti’nin kuruluşundan yıkılışına kadar olan tarihi, zaman zaman saltanat mücadeleleriyle sarsılmıştır. Bununla da kalmamış, bu saltanat mücadelesinden sonra tahta çıkan sultan, kendileri için tehlikeli olacağını düşündükleri hanedan üyelerini hapsettirmiş, yay kirişiyle boğdurmuş ya da gözlerine mil çektirerek tasfiye etmişlerdir.[51] II. Süleyman Şah döneminde (1196 – 1204) melikler yine eyaletlere tayin olunmakla birlikte kendi başlarına hareket edemeyecek şekilde, sultana bağlı olarak, birer vali olarak yönetmeleri sağlanmıştır. I. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde ise (1205 – 1211) melikler, adlarına sikke kestirip hutbe okutamazlar, sultanın onayı olmadan komşularıyla savaşa tutuşamaz ya da barış yapamaz olmuşlardır.[52]

Bir sultanın ölümünün ardından tahta hangi şehzadenin geleceği çoğu kez devlet ricalinin (ümera, devlet adamları ve komutanlar) toplantısında kararlaştırılmıştır. Ancak bu şekilde alınan kararın değiştirildliği bir istisna vardır ve güce dayanır. Bu konuda örnek şöyledir. Aksarayi’nin anlatımıyla, II. Süleyman Şah’ın ölümü ardından ümera altı yaşındaki İzzeddin Kılıç Arslan’ı tahta çıkarmıştır. Ancak bazı emirler, Konstantinapolis’teki Gıyaseddin Keyhüsrev’e haber göndererek tahta geçmek üzere gelmesini istemişlerdir. Sonuç itibariyle Gıyasedin Keyhüsrev’in yeniden tahta oturması, ümeranın bu şartlar altında ortak kararıyla olmuştur.[53] Bu ve bunun gibi olaylarda rol oynayan güç, parasal güçtür. Bu görüşme meclisinde karar, oy çoğunluğuna değil, maddi güce bağlıdır. Eğer bir şehzade, maddi gücü daha yüksek olan ümeranın onayını kazanmışsa, sultan seçilecek olan odur. Veliat tayin edilmiş olmak ya da büyük oğul olmak, sultan seçilmekte bir şey ifade etmez.[54] Maddi güç ise ne kadar kalabalık bir maiyet kuvveti besleyebileceğini belirler.

Ümeranın kararıyla tahta geçen sultanlar şunlardır. III. Kılıç Arslan (1204, 6 yaşında), I. Gıyaseddin Keyhüsrev (1205), I. İzzeddin Keykavus (1211, 11 yaşında), I. Alaeddin Keykubat (1220), II. İzzeddin Keykavus (ilk 1246), II. Alaeddin Keykubad (1249, 7 yaşında), IV. Kılıç Arslan (ilk1249), III. Gıyaseddin Keyhüsrev (1266, 7 yaşında). Ümera kararı dışında tahta geçen sultanlar ise; II. Kılıç Arslan, babası I. Mesud tarafından veliat tayin edilmesi ile 1155’de tahta geçmişir. I. Mesud (1116)(1126 yılında Bizans İmparatoru İoannis Çelepis Komninos’dan yüklüce parasal yardım alarak[55][56]) ve II. Süleyman Şah 1196) kuvvet kullanarak, diğer şehzadeleri tasfiye ederek sultan olmuştur. Kösedağ Muharebesi’nden (1243) hemen sonra Anadolu Selçuklu Devleti İlhanlı hakimiyetine girince sultanlar artık İlhanlı Sarayı tarafından belirlenir olmuştur. Yönetim erki bütünüyle, İhlanlı ile işbirliği içindeki, İran kültürüne sahip ümeranın eline geçmiştir. Hatta IV. Kılıç Arslan ve III. Gıyaseddin Keyhüsrev, İlhanlı sarayının baskısıyle ümera tarafından öldürtülmüştür. Sultanların tahta çıkışı üzerinde ümeranın bu denli etkili olması, sultanla ümera arasında sürekli oynak bir güç çekişmesinin olmasını doğurmaktadır.[57][58]

Bir sultan değişikliğinde o ana kadar geçerli, meşru olan tüm akit, taahhüt, atama, verilmiş tüm rütme, makam, mal ve iktalar hükümsüz olmakta, geçerliliğinin devamı için yeni sultan tarafından onaylanaması ya da yenilenmesi gerekmektedir. Tüm idari ve askeri kadrolarda olmamakla birlikte, önemli mevkilerde olan ricalin tüm mesleki kariyeri, baştan aşağı ya da kısmen değişikliğe uğrayabilir dahası, devletin iç ve dış politikasının da değişmesi mümkündür. Diğer yandan hiyerarşide değişiklikler olması da mümkündür, ikinci ya da üçüncü kademeden bir yetkilinin sultan değiştikten kısa bir süre sonra en üst makamlara hızla yükselmesi, diğerlerinin azledilmelerine, katledilmelerine dahi neden olacak güce eriştikleri görülebilir.[59]

Sivil devlet yönetimini oluşturan devlet ricali (ümera), kendilerine bahşedilen çok geniş iktalar sayesinde büyük bir parasal güce sahip olmuşlardır. Bu parasal gelire dayanarak maiyetlerinde, büyük çoğunluğu gulamlardan oluşan çok kalabalık maiyet kuvvetleri besleyebilmişlerdir. Emirlerin güçlerine dayanan etkileri sadece sultan seçimiyle sınırlı kalmayıp devletin iç ve dış politikasının, gidişatının şekillenmesinde başat rol oynadığı da görülmektedir. Örneğin II. İzzeddin Keykavus’un veziri Şemseddin Muhammed İsfahani, dönemin İlhanlı hanının hoşnutluğunu ve güvenini kazandıktan sonra Anadolu Selçuklu yönetiminde çok geniş yetkileri elinde toplayarak devleti iki yıl yönetmiş, bu süre içinde kendisi için tehlikeli bulduklarını ortadan kaldırmıştır.[60]

Muazzam ikta gelirleri ve diğer gelirler sayesinde çok kalabalık muhafız kuvveti beslemek mümkün olmaktadır. Hatta bazen sultanın hassa kuvvetleriyle bile boy ölçüşecek kadar büyük bir kuvvete sahip olabiliyorlardı. Böyle büyük bir kuvvet bulundurmak, bir yandan prestij sağlarken esas olarak devlet yönetimi üzerinde bir nüfuza sahip olabilmeyi ve kritik bir durumda hayatını ve mevkiini koruyabilmesini sağlamaktadır. Kuşkusuz bu şartlarda devlet ricali arasında bir nüfuz mücadelesi olması kaçınılmazdır. Bu mücadelede ilave güç edinme iseğiyle olanak sağlayabildikleri ölçüde yüksek makamlara kendi akrabalarını getirmeye ve birbirleriyle kan bağı oluşturmaya çalışmışlardır. Diğer yandan yüksek makamların, remi olarak olmasa bile uygulamada kuşaktan kuşağa geçtiğine işaret eden pek çok örnek vardır. Böylece hem yatay olarak, yüksek makamlara akrabaları yerleştirerek ve kan bağı kurarak, hem de dikey olarak, yine yüksek makamları babadan oğula geçecek zorlamayı yaparak, sivil ve askeri yönetim üzerinde uzun süreli bir nüfuz elde etmişlerdir.[61][62]

Bu durumları belirgin biçimde ortaya koyan [[I. İzzeddin Keykafu s]]’un ümera tarafından 11 yaşındayken tahta çıkarılması ardından doğal olarak ümera tarafından yeni atamalar yapılmıştır. Bu atamalarda vezir yerinde kalırken Celâleddin Karatay’ın saltanat naibliğine, Eseddin Ruzbe atabeyliğe, Şemseddin Has Oğuz beylerbeyliğine ve Fahrüddin Attar pervaneliğe getirilmiştir.[63] Son ikisinin arasında kız alıp – vermeden doğan bir akrabalık vardır. Birlikte büyük nüfus kazanmaları diğer ümerayı rahatsız etmiş, bir koplo hazırlayarak ikisini de katletmişlerdir.[64]

Gelişkin dönemde devlet teşkilatı hem kuruluş, hem de işleyiş bakımından merkez ve taşra teşkilatı olarak iki ana bölümlenme gösterir.

Merkez teşkilatı[değiştir | kaynağı değiştir]

Merkez teşkilat esas olarak devlet ricalini ve saray görevlilerini kapsar. Sarayda pek çeşitli işlere bakan hizmetkarlar istihdam edilirdi. Farklı alt bölümlerin, örneğin mutfak, ahırlar, silahhane, şaraphane gibi kendi personeli ve amirleri olurdu. Bir çok saray çalışanı daha sonra saray dışında idari görevler almışlardır. Bunların bir kısmı, gayrımüslüm aillerin çocuklarıyken tutsak olarak ele geçirilen ve köle (gulam) olarak köklü bir eğitimden geçirilmiş unsurlar iken bir kısmı da yine sarayda Türk kültürüyle yakinen temas eden tacik unsurlardır. Örneğin Esededdin Arslan, Şemseddin Hasoğuz, Celâleddin Karatay, Mübarizeddin Ertakuş, Seyfeddin Torumtay, Cemaleddin Ferruh gibi tanınmış devlet görevlileri müslüman olmayan halklardanken Kemaleddin Kamiyar, Sâhib Ata Fahreddin Ali , Nasireddin Müstevfi gibi İran kökenli insanlardır. Bu saray görevlilerinin farklı görevleri vardır.[65]

Temel teşkilatlanma askeri, yönetsel, mali, şer’i ve hukuki, tahriri olmak üzere beş kısımdan oluşurdu ve amirleri devlet ricalini oluşturur. Askeri konulara “beylerbeği”, mali ve yönetsel işlere “sahip” ya da “vezir” ve onlara bağlı daire amirler bakarlardı. Şer’i ve hukiki işlerden ise “Kadılkuzat” ve ona bağlı kadılar sorumludur. Her bölümün amirlerince oluşturulan “divan”lar vardır.

Divanlar ve emirler[değiştir | kaynağı değiştir]

Anadolu Selçuklu Devleti merkez teşkilatının saraydaki esas yönetim organları sultana bağlı çalışan çeşitli divanlardır. Sözcük arapça olmakla birlikte bir devlet yüksek organı olarak Sasaniler’den alınmadır.[66]

  • “Divan-ı Ali”. Ya da “Büyük Divan”. Bu divan, devlet yönetiminin en üst organı olup devlet işlerinin görüşülüp karara varıldığı teşkildir. Vezirin başkanlık ettiği büyük divanın üyeleri “Naib-i Sultan”, “Atabey”, “Pervane”, “Müstevfi”, “Tuğrai”, “Emir-i Arz”, “Emir-i Dad” ve “Müşrif-i Memalik”tir.[67]
  • Vezir ya da “Sahib-i Azam”. Sultandan sonra en yüksek yönetim makamıdır ve doğrudan doğruya sultana karşı sorumludur. Her gün toplanan Divan-ı Ali’ye vezir başkanlık ederdi. Devlet gelirlerinin toplanmasından üst sorumludur ve olağanüstü giderler için ihtiyat akçesi adıyla ayrıca bir hazine oluşturmaktadır. Yargı yetkisini de sultanın vekili olarak kullanır, sultanın katılamadığı hallerde “Divan-ı Mezalim”e başkanlık ederdi. Pervane Sâhib Ata Fahreddin Ali ’nin 1285’de ölümünden sonra vezirler artık İlhanlı sarayı tarafından atanmaya başlanmıştır.[68]
  • “Müşrif-i Memalik” ya da “Müşrif-i Mülk”. Devletin mali ve yönetsel işlerine bakar, mali kayıtları tutar, hanedana ait mallara ve giderlere bakardı.[69]
  • “Emir-i Dad”. Başta devlete karşı işlenen suçlar olmak üzere tüm üst seviyedeki örfi davalara sultan adına bakan görevlilerin amiridir. Üst düzey olmayan davalara ise kadılar bakmaktadır. Sultanlığın ilk evrelerinde bu davalara sultan başkanlık ederdi. Daha sonraları ülke ve devlet teşkilatı büyüdüğünden sultan yerine Emir-i Dad bu davalara başkanlık eder olmuştur. Hem kendilerinin, hem de kadıların verdikleri hükümlerin infazında görevlidirler. Çok güçlü emirleri hatta vezirleri dahi, sultanın emriyle tutukladıkları biliniyor.[70]
  • “Emir-i Arz”. Ordunun ihtiyaçlarına bakan, maaşları ödeyen, kayıt defterlerini düzenli tutarak yoklamaları yapan dairenin amiridir.[71]
  • “Emir-i Hacib” ya da “Melikü’l-Hüccab”. Devlet ricali hiyerarşisinde sultan ve vezirden sonra üçüncü kademe, saray görevlileri hiyerarşisinde ise sultandan sonra ikinci kademe görevlilerdir. Sultan ile Divan-ı Ali ve tebaa arasındaki teması sağlamakla görevlidirler. Halkın istek ve şikayetlerini sultana iletir, halka sonuçlar hakkında bilgi verirler. Fuat Köprülü’ye göre günümüzde Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği makamına karşılık gelmektedir. Sultana gelen konuklara hizmet etmek protokolü düzenlemek görevlerindendir.[65][72]
  • “Emir-i Candar”. Candar, sultanı ve sarayı korumayla görevli hassa askerleri olup komutanları Emir-i Candardır. Görev sınıfları olarak gece nöbetçileri pasbanan, gündüz nöbetçileri nevbetiyan kapı nöbetçileri ise derbanan’dır. Saray dışında ise diğer hassa kuvvetleriyle birlikte görev yaparlardı. I. Alaeddin Keykubat’ın bazı emirleri öldürmesinde candarlar görev yapmışlardır.[73]
  • “Müstevfi”. Divan-i İstifa’nın amiridir. Divan-ı İstifa, başta saray giderleri olmak üzere devletin maliyesinin idare ve takibinden sorumlu divandır. Saray giderleriyle ilgili ödeme emirler, devlet ricalinden on iki kişinin imzasını taşıması gerekmektedir.</ref>[40][74]
  • “Emir-i Çaşnigir”. Sultanın mutfak görevlileridir. Yemekleri ve sofrayı hazırlayan, sofrada hizmet eden ve tüm yiyecekleri sultan yemeden önce tadarak zehirli olmadıklarını garantileyen görevlilerdir. Sultanın düzenlediği şölenlerde hizmet görenlerdir. En güvenilir hizmetkarlar arasından seçilir, sultan gerek gördüğünde devlet yönetimi konusunda bunların görüşlerini zaman zaman aldığı bilinmektedir.[75]
  • “Emir-i silah”. Sultanın silahhanesinin yönetiminden, buradaki silahların bakımından, seferlerde taşınmasından ve muhafazasından sorumlu görevlilerdir. Amirlerine Emir-i Silah adı verilmektedir.[76]
  • “Şarabdar-ı ha”s. Sultanın içeceklerinden sorumlu görevlilerdir. Sarayda sadece sultana has bir şarabhane-i sultan odası bulunurdu. Askeri seferler gibi saray dışındaki görevlerde de yer alırlardı.[77]
  • “Alemdar” ya da Emir-i Alem. Sancak ya da bayraktan sorumludurlar. Sultanın saray dışına çıkmalarında sancak ya da bayrağı taşıyanlardır.[78]
  • “Emir-i Ahur”. Sarayın ve tabi sultanın binek hayvanlarının bakımından sorumludur. Sultana ait ahırlar sadece sarayda değil, büyük tüm vilayet merkezlerinde bulunurdu. Bunların binek takımlarını üreten saraçlar da Emir-i Ahur’un emrindeydiler. [74]

Bu saray görevlilerinin dışında protokolde görece daha düşük mevkili saray görevlileri ise Camedar (Sultanın kendi giysilerinin ve hil’at olarak verilecek eşyanın, görevlilere özgü giysilerin dikildiği ve muhafaza edildiği camehanenin ve burada çalışanların şefi), Emir-i Hares (zindan görevlisi), Üstadüddar (tüm saray hizmetkarlarının amiri), Emir-i Şikar (sultanın katıldığı avları, bu avlarda kullanılan köpek ve kuşların bakımınında çalışanların amiri gibi görevliler vardır.[79]

Taşra teşkilatı[değiştir | kaynağı değiştir]

Anadolu Selçuklu hakimiyet sahası, merkeze bağlı eyaletlerle tabi (vassal) devletlerden oluşmaktadır. Merkeze bağlı eyaletler yine merkezden atanan valilerle yönetilirken tabi devletler kendi hanedanlıklarınca özerk olarak yönetilmektedir. Yine de sultan tabi devletlerin hükümdarlarını onaylıyor ya da azlederek yerine başka birini atayabiliyordu.[80]

Eyalet valileri, eyaletlerde geniş iktalara sahiptiler.[81] Bununla birlikte işlenebilen toprakların büyük kısmı sultanın tasarrufundadır ve askeri ikta olarak, belirlenmiş bir askeri görevin yerine getirilmesi koşuluyla tahsis edilmiştir.

Ordu[değiştir | kaynağı değiştir]

Anadolu Selçuklu ordusunda kuruluş döneminde, sultanların özel bir muhafız kuvveti olarak hassa birlikleri olmasına karşın ordu esas olarak Türkmen aşiretlerinin savaşçılarına dayanmaktadır. Anadolu Selçuklu Devleti başlangıçta, hem ordu, hem idare, hem de günlük yaşamda bütünüyle askeri esaslara dayanmaktaydı. Ordu neredeyse bütünüyle Türkmen beylerinin yönetimindeki aşiret savaşçılarından oluşmaktadır. Devlet idaresi de bu beylerin sorumluluğundaydı. Fakat zamanla devlet, klasik Türk – İslam devletleri modeline yaklaştı, sivil bir devlet kadrosu, buna uygun sivil bir devlet teşkilatı oluşturuldu. Bu şekilde Anadolu Selçuklu’da bir “payitaht düzeni”, merkeziyetçi bir devlet cihazı gelişmiştir. Önce devlet kadroları sivilleşirken Türkmen beyleri buradan çekildiler. Daha sonra Türkmen savaşçılarından oluşan ordu, bu sivil teşkilata uyacak, onun gereksinimlerini karşılayacak bir yapıya dönüştü. Bu dönüşüm zorunluydu ancak, tümüyle Türkmen savaşçılarından oluşan bir orduya uymazdı, çeşitli etnik unsurlardan oluşan gulamlara ve ikta sahiplerine doğru olmuştur. Sivil kadrolar, gulamlıktan gelen çoğu İranlı unsurlardı. Devlet yönetiminin en önemli mevkilerini bunlar doldurduğu gibi merkezde ve eyaletlerde askeri teşkilatın önemli rütbelerine atanıyorlardı.[41]

Çeşitli unsurlardan oluşan karma bir ordu Merkezde, çeşitli halklardan oluşan gulam hassa ordusu Sivil teşkilat kadroları İranlı Askeri makamları çeşitli etnik kökten, gulamlıktan yetişme Sarayda teşkilatının tüm önemli kadrolarında Merkezde ve eyaletlerde askeri teşkilatın belli başlı mevkilerinde Nejat kaymaz 104

Gelişme döneminde ise zaman içinde bu bileşen, çok büyük ölçüde tasfiye edilmiştir. Olgun dönemde Anadolu Selçuklu ordusu sarayı ve sultanı korumak için gulamlar, ikta askerleri ve savaş ya da sefer durumlarına mahsus olmak bağlı devletlerden gelen kuvvetler, emirlerin yine gulamlardan oluşan özel kuvvetleri, şehir kuvvetleri, gönüllüler ile paralı askerlerden oluşmaktadır.[82]

Orduda başkomutan “Beylerbeyi”dir, arapça “Emirü’l-Ümera” ya da “Melikü’l-Ümera” ünvanlarının yerine ilk kez Anadolu Selçuklu’da yer yer kullanılan Türkçe bir sözcüktür. Beylerbeyi, hükümdarlığın ordularının başkomutanlarıdır. Anadolu Selçuklu Devleti’nde merkez ve uç (batı) olmak üzere iki beylerbeyi bulunurdu. Uç beylerbeyi ise Türk askeri geleneğine uygun olarak sağ ve sol kol olarak iki komutanlıktır. Sağ Kol Uç Beylerbeyi merkezi Kastomonu, Sol Kol Uç Beylerbeyi’nin merkezi ise Ankara’dır.[83][84]

Gulam[değiştir | kaynağı değiştir]

Anadolu Selçuklu Devleti kuruluş döneminde tümüyle Türkmen savaşçılarından oluşan bir orduya sahiptir. Bu aşiret savaşçıları kendi beylerinin emrinde savaşa gelirlerdi. Devletin sivil yöneticileri de bu Türkmen beylerinden oluşmaktaydı.[41] Anadolu Selçuklu Devleti, II. Süleyman Şah’tan (1196 – 1204) itibaren, önce ağır ağır, sonra hızla Türk aşiret yapılanışını tasfiye ederek bütünlük gösteren merkezi bir devlet yapısını esas almıştır.[40] Anadolu Selçuklu ordusunun ve sivil devlet yönetiminin ne zaman dönüştüğü konusu günümüzde halen açık değildir. Devletin kuruluş döneminde, yani 11. yüzyıl sonlarından 12. yüzyıl sonlarına kadar orduda olduğu kadar idari yapıda da Türkmen unsurların hakim olduğu ileri sürülmektedir. Buna göre gulam istihdamı 12. yüzyıl sonlarından itibaren gelişmiştir. Bu bir yüzyllık dönem hakkında bilgi veren kaynaklarda gulamlara ilişkin hiçbir bilgi bulunmaz, 1176 yılındaki Miryokefalon Muharebesi’nde sonra bu konuda bilgiler bulunmaktadır. [85] Bu tespit dikkate değer olmalıdır, Doğan Avcıoğlu , Miryokefalon’da yenilgi üzerine Konstantinapolis’e çekilen Bizans ordusuna refaket etmek üzere üç komutan idaresinde üç birliğin görevlendirildiğini yazmaktadır. Ancak Türkmenler yolun bir kısmında Bizans ordusuna saldırırlar. İmparator I. Manuil yakınmalarına II. Kılıç Arslan “Bu Türkmenler benden bağımsız, onları kontrol edecek güçte değilim.” karşılığını vermiştir. Gerçekten de sultanın Bizans imparatoruyla anlaştığı haberi duyulunca Türkmenlerin, sultanı hainlikle suçladıkları, küfrettikleri ve ganimet paylarının alarak yurtlarına döndükleri, bir kısmının ise geri çekilmekte olan Bizans ordusuna ganimet için saldırılar düzenledikleri kaynaklarda yer almıştır.[86] Bizans ordusuna refaket eden Selçuklu subayları ise Türkmenleri, “Kendilerine tabi olmayan kaba, asi Türkler” olarak tanımlamışlardır. Miryakefalon Muharebesi Anadolu Selçuklu Devleti ordusu ve devlet cihazı yönünden, kökten bir dönüşümün ilk işaretlerini verir, Türkmenlerin hem devlet cihazı hem de ordu için artık “güvenilmez” olduğunu göstermektedir. Kuşkusuz bu dönüşümün tek nedeni Türkmenlerin bu anlamda güvenilmez görülmesi değildir. Değişen silah bileşimleri ve askeri donanım, hafif süvarinin kullanımını sınırlamaktadır. Türkmen hafif süvarisi hızlı ve okçulukta son derece becerikli olmakla birlikte müstahkem mevkilerini kuşatılmasında yetersiz kalmaktadır. Üstelik ağır süvari bilikleri karşısında uygun donanıma sahip değillerdir.[44] Bununla birlikte Türkmen savaşçıları Anadolu Selçuklu ordusunda daha sonraları da görülmeye devam edilmiştir. Ancak başlarda, kabile şeflerinin emri gereği ya da gönüllü olarak sultanın askeri seferlerine katılan ve sadece ganimetten pay almakla yetinen Türkmenlerin II. Süleyman Şah’ın 1202 yılındaki Gürcistan seferinde paralı asker olarak yer aldıkları ileri sürülmektedir. Daha sonraki tarihlerde paralı Türkmen askerleriyle ilgili kayıtlara rastlanır.[87]

Görünürde sultana tabi oldukları üstün körü ileri sürülen Türkmenlerin esasen kendi kabile şeflerine itaat ettikleri kabul edilirse, merkezi devlet düzenine uyum sağlamalarının beklenemeyeceği ortadadır. Anadolu Selçuklu Devleti’nin klasik İslam devletlerinin merkezi devlet düzenini alması sırasında Türkmenlerle payitaht arasındaki uyumun ve bağın giderek yıpranması kaçınılmaz olacaktır. Merkezi devleti tanımlayan prensiplerin, Türkmenlerin göçebe ya da yarı-göçebe bir yaşam tazına aykırı gelecektir.[88]

Gulamların ana kaynağı askeri seferler sırasında alınan esirlerdir. Savaş esirleriyle ilgili kayıtlar Miryokefalon Muharebesi’nden sonra büyük ölçüde artmıştır. İbn Bibi, II. Kılıç Arslan’ın oğullarının çevre ülkelere yaptıkları yağma seferlerinde her yıl yüz binin üzerinde esir getirildiğini belirtmiştir. I. İzzeddin Keykavus’un (h.y. 1211 – 1220) Çinçin Kalesi’nin ele geçirilmesinden sonra köle pazarlarına o denli çok köle sürülmüştür ki, fiyatlar ciddi biçimde düşmüştür. Tarihi kaynakalar, bu esirler arasında normal olarak kadın ve çocukların da olduğunu kaydetmiştir. Asi Türkmenlerden de hayli esir alınmaktadır.[89] Diğer yandan Selçuklu sultanlarına hatırı sayılır çoklukta gulam hediye edildiği belgelerden görülmektedir. Sultanların da çeşitli hükümdarlara, devlet ricaline, hatta dönemin halifesine gulam ve cariyeler hediye gönderdiği bilinmektedir.[90] Sonuç olarak gulam olarak yetiştirilmek üzere çok sayıda ergenlik çağına ulaşmamış oğlan çocuğu vardır. İbn Bibi’ye göre, Selçuklu sarayında Rum, Ermeni, Gürcü, Rus, Frank, Deylemli, Kazvinli, Kürt, Tacik, Hitaylı, Keşmirli, Kıpçak ve Türk vardır.[91] Esasen gulamlar da maaş alırlardı, yılda dört kez, “bişegani” adı verilen bir maaş almaktaydılar.[92]

Gulamlar, sultanın eli altında olduğu kadar, hatta daha yüksek sayılarda omak üzere, emirin maddi gücene bağlı sayıda onların maiyetinde de bulunmaktadır. Öyle ki I. Alaeddin Keykubat’ın öldürttüğü 24 emirin maiyetindeki gulamların, sarayın ve sultanın güvenliğini tehdit edebilecek kadar yüksek sayıda olduğu anlaşılmaktadır. Sultanın konuya dikkati Naib Hokkabazoğlu Emir Seyfeddin tarafından çekilmiş, öldürülen emirlerin gulamlarının, kölelerinin ve hizmetkarlarının da öldürülmesini tavsiye edilmiş, sultan da bu emri vermiştir. Akabinde, sultanın kayınpederi olan Emir Komnenos’un adabınca uyarısı üzerine emir geri alınmıştır. İbn Bibi’nin anlatımından anlaşıldığı kadarıyla, birinci gruptakiler yaşça ileri, ikinci gruptakiler küçük yaşta olanlar olmak üzere iki kategori gulam vardır. birinci guruptakilerin malları hazineye alındıktan sonra serbest bırakılmasına, ikinci gruptakilerin ise saraya taştdar olarak alınması ya da gulamhanelere gönderilmesi emrolunmuştur.[93]

İkta askerleri[değiştir | kaynağı değiştir]

Anadol Selçuklu Devleti’nde askeri ikta, 12. yüzyılın sonları itibariyle yaygın uygulama haline gelmeye başlamıştır. En belirgin olarak II. Kılıç Arslan’dan sonra subaşıların yetkilerinin sınırlandığı, böylece askeri iktaların küçültüldüğü, subaşlarının ise kendilerine bağlanan maaşlarla gelir elde ettikleri ileri sürülmektedir.[94] İkta sahibi olan birçok bey belirlenmiş bir sayıda asker beslemekle yükümlüdür. Diğer yandan devlet ricali de maddi gücüne göre asker yetiştirirdi.[92] I. Alaeddin Keykubat döneminde ikta askerlerinin sayısı 100 bine ulaşmıştır.[40]

Paralı askerler[değiştir | kaynağı değiştir]

Paralı askerler daimi ordu içinde değil, askeri seferler öncesinde, bu sefer için tutulan askerlerdir.[95] Anadolu Selçuklu ordusunda paralı askerlerin istihdam edildiğine dair en eski kayıtlar II. Süleyman Şah’ın 1202 yılındaki Gürcistan seferine ilişkindir.[96] Çok farklı etnik unsurlar arasından alınan paralı askerlere örnek olarak Gotlar, Germenler, Normanlar, Franklar, Ermeniler, Ruslar, İskandinavlar, Sırplar, Kıpçaklar, Uzlar, Peçenekler, diğer Türkopoller[97] sayılmaktadır.[98]

Ekonomi ve maliye[değiştir | kaynağı değiştir]

Köyler tarımsal üretimin merkezleriyken, kalabalık kent nüfusunun çoğunluğunu zanaatçılar ve işçiler oluşturmaktadır. Bu nüfusun kentlerde toplanabilmesini sağlayan ise ticarettir. Uluslararası transit ticaret yollarının uzağındaki bile hatırı sayılır bir ticaret hacmi görülmektedir.[40]

Anadolu Selçukluları ticarete ve yol güvenliğine büyük önem verdiler. Kervan yollarının güvenliğinin sağlanmasına bağlı olarak Anadolu'da ticaret çok gelişti. Karadeniz ve Akdeniz'deki limanlar önemli birer dış ticaret merkezi durumuna geldi. Ticareti güvence altına alan devlet, karada haydutların, denizde korsanların saldırısına uğrayarak malları yağmalanan tüccarların zararlarını karşılıyordu. Gerek yolculukları sırasında, gerekse kervansaray ve hanlarda konakladıklarında tüccar ve yolcuların güvenliği ve ihtiyaçları sağlanıyordu. Anadolu Selçukluları’nda özellikle dokumacılık çok gelişmişti. Ayrıca Anadolu'nun çeşitli bölgelerindeki demir, bakır, gümüş gibi madenler işletiliyordu.

Şehirlerin sağladığı vergi gelirleri içinde en büyük toplam tutan ticari emtiadan alınan vergilerdir. Ayrıca pazarlardan “bac” adı altında bir harç alınırdı. Ticaretten alınan vergileri toplayan ve denetleyen, maaşlı ya da iltizam usülü çalışan “şahne” adı verilen görevlilerdir.[40] Gayrımüslim halktan alınan cizyeyi “muhassılan-ı harac” adı verilen görevliler tahsil etmektedir.[99] Cizye, Anadolu Selçuklu hazinesi içinde en büyük gelir kalemidir.[100]

İkta sistemi[değiştir | kaynağı değiştir]

Anadolu Selçuklu Devleti’nde toprak mülkiyeti düzeni “Miri toprak düzeni”dir. Mülkiyet esas olarak devlete aittir ve devlet toprağı işlemek üzere bir kira karşılığında köylülere kiraya vermiştir. Bu toprakların vergisini toplama hakkı ikta sahiplerine verilmiştir. İkta sahibinin aldığı bu vergiler onun, belirlenmiş bir devlet hizmetini yerine getirmek karşılığında alacağı maaş yerine geçmektedir. Yönetimi ve mali durumu özerktir, devlet tahsildar gönderemez.[40] Anadolu Selçuklu’da hemen hemen bütün topraklar miri rejime tabidir. Devlet ricali de ikta sahibi kılınmıştır. Ama çoğunluğu askeri iktadır. İktalar verasete tabi olmadığı gibi kaydi hayat şartı da yoktur, verilen hizmet süresi için verilmiştir. Devlet riacali de çok büyük arazilerden ikta olarak yararlanıyor olmasına karşın aynı stadüdedir.[101]

İkta sisteminin sonucu olarak tarımdan alınan vergiler hazineye değil ikta sahibine ödenirdi. Devlet zekatın onda birini ürün vergisi olarak toplardı. Vergiye esas olan toprak birimi “çift-i avamil”dir, bir çift hayvanla sürülebilecek genişlikteki tarımsal arazidir ve yıllık vergisi nakden ödenmek üzere bir dinardır.[40]

Uluslararası transit ticaret[değiştir | kaynağı değiştir]

Uluslararası transit ticaretin gelişmesiyle birlikte yeni yeni pazar alanları oluştu, var olanlar genişledi. Özellikle Kayseri’de 13. yüzyılda yazları çalışan ve yabancı tüccarın büyük rağbet ettiği geniş bir pazar ün kazandı. Yabancı tüccarın büyük ölçüde faaliyette bulunduğu bu pazar “Yabanlu Pazarı” olarak bilinmektedir.[102]

Sosyal teşekküller[değiştir | kaynağı değiştir]

Anadolu Selçukluları döneminde ülkenin hemen her yerinde imarethaneler vardı. Buralarda yoksul halka, öğrencilere ve yolculara parasız yemek verilirdi. Başlıca eğitim kurumları medreselerdi. Başta Konya, Sivas, Tokat ve Amasya olmak üzere birçok kentte medreseler kurulmuştu. Darüşşifa denen hastaneler daha çok Divriği, Sivas, Tokat, Amasra, Kayseri, Konya ve Kastamonu gibi kent merkezlerinde yoğunlaşmışlardı. Kent ve kasabaları birbirine bağlayan yollar üzerinde han ve kervansaray denen konaklama yerleri vardı. Ulaşım ve ticaretin gelişmesine bağlı olarak bu tür konaklama yerlerinin sayısı gittikçe arttı. Bu kurumların giderleri vakıflarca karşılanırdı.

Kültür[değiştir | kaynağı değiştir]

Anadolu Selçuklu Devleti’nde kültürel yapı, iki yüzyıl süreye yayılan Oğuz göçleriyle, Orta Asya Türk kültürünün, sıkı, ya da gevşek bir İslam anlayışı süzgecinden geçmiş yapıları, İran kültürü ve yerli Bizans kültürünün bir bileşkesi olarak şekillenmiştir.[103] </ref>[104] Sonuçta ortaya çıkan, orijinal, benzersiz bir kültürel sentezdir. Doğal olarak Anadolu’nun bütününde aynı kültürel yapıların görülmesi beklenemez. Orta Asya ve Horasan’dan gelen göçebe – sürücü Türkmen topluluklarının yoğun olduğu Danişmend illeri olan Tokat, Niksar, Sivas ve Kayseri bögelerinde Orta Asya kültürünün, Artuklu bölgesinde İslam önce Iran kültürünün, siyasi merkez olan Konya ve çevresi açılımında ise Orta Asya birikiminden kopuk, Bizans – İslam sentezlemesi denilebilecek bir kültürel yapılanış görülmektedir.[104] Öyle ki bu durum oğullara verilen adlarda belirtin olarak izlenmektedir. Hanedan ailesi, eski Türk adlarını kısa sürede terk ederek oğullarına Keykavus, Keykubat, Keyhüsrev gibi tarihi İran efsanevi kahraman ya da hükümdar adları vermeyi yeğlemiştir.[105] Türkler yönünden ise, henüz Orta Asya yaşam biçimini, kültürel ögelerini ve inançalarını taşımaya devam eden, İslam kültür ve inançlarını bütünleştirememiş görünüm vardır. Köy ya da kente yerleşenler İran ve İslam kültürlerinin etkisine girerken, halen yarı göçebe geçim ekonomisini sürdüren gruplar ise yerleşim yerlerinde uzak, bol yağış alan bölgeleri, ya da “uçları” tercih etmişlerdir.[104]

Dil[değiştir | kaynağı değiştir]

Anadolu'nun yeni sahipleri Oğuzlar, 11. ve 12. yüzyıllarda Türkçeyi sadece konuşma dilinde ve sözlü edebiyat geleneklerinde yaşatmaktaydılar. Bu döneme ait Anadolu'da Türkçe yazılmış hiçbir eserin olmayışı, bize Oğuzların yazı dillerinin bulunmadığını, hatta Kutadgu Bilig gibi dev bir eserin dilini, yani Türkistan yazı dilini bilmediklerini düşündürmektedir. Büyük Selçuklu Devletine hakim olan dil anlayışı, Anadolu'da da değişmemiş ve iki yüz yıl, yazı dili ihtiyacına Arapça ve Farsça cevap vermiştir. Bu süre içinde Anadolu Selçuklularının resmi ve edebi dili Farsça, ilim dili Arapçadır.[106] İbn Bibi, Anadolu Selçuklu döneminde Anadolu’da beş dil konuşulduğunu belirtmektedir. Bunlar muhtemelen Rumca, Türkçe, Farsça, Ermenice ve Süryanice’dir.[103]

Toplumsal yapı[değiştir | kaynağı değiştir]

Anadolu’ya kabaca 1075 civarından itibaren büyük sayıda Oğuz göçü gerçekleşmişti. Anadolu Selçuklu Devleti bu göç hareketinin sağladığı nüfus şartlarında doğmuştur. Ancak Anadolu nüfusu halen seyrektir. Hele 11. yüzyıl boyunca Haçlı Seferleri’nin ve iç çatışmaların soncu nüfus daha da seyrelmişti. Bununla birlikte I. Mesud’un hükümdarlık döneminde (116 -115) imar çalışmaları başlatılırken Anadolu Türkmenler için çok daha güvenli bir hal almıştı. Yine de Türkmen nüfus çok büyük ölçüde göçebe – sürücü olduğundan ekonomik ilişkilerin gelişmesi ve devlet gelirlerinin artırılabilmesi için daha fazla yerleşlik – tarımcı nüfus gerekmektedir. Oysa zaten önceki yüzyıllarda yaşanan Bizans – Sasani ve Bizans – Arap savaşları Anadolu ekonomisini bir hayli daraltmıştı. Arap akınlarının ardından gelen Selçuklu akınları da, tarımdan beslenen Bizans kentlerini büsbütün daraltmıştır. Sonuçta Anadolu, tarımsal nüfusun ekonomiyi döndüremediği bir duruma gelmiş, tarımsal nüfusun büyütülmesi gerekmiştir.Bu gereksinimle I. Mesud, II. Kılıç Arslan, I. Gıyaseddin Keyhüsrev ve bazı Danişmendli, Artuklu yöneticiler civar bölgelerden nüfus getirerek toprak, tarım hayvanları, tarım aletleri, tohumluk vs. vermişler, çalışan – üreten nüfusu genişletmeye çalışmışlardır.[107][108][109]

Anadolu Selçuklu Devleti’nin kuruluş döneminden Moğol istilasına kadar olan varoluş süresi boyunca nüfus yapısını söyleyecek yeterlilikte kaynak bulunmamaktadır. Anadolu’ya ilk Türk akınlarında Rumların doğu bölgelerinden batıya doğru iskan değiştirdikleri, bu bölgelere zamanla daha büyük Türk nüfusu geldiği bilinmektedir. Bu Türkmen nüfusun bir bölümü, sultanlar tarafından ele geçirilen kentlerin yerli halkı tahliye edilerek onların yerlerine yerleştirilmesiyle yerleşik yaşama geçmişlerdir. Bu konuda çeşitli örnekler vardır. Örneğin Muhiddin Mesud Şah, 1197’de Kastamonu’ya bağlı Zalifre’yi (günümüzde Safranbolu) aldıktan sonra yerli Hıristiyanların vergi ödeyerek şehirde kalma taleplerini kabul etmeyerek onları sürmüş, yerlerine Türkmenleri yerleştirmiştir. Bu tarz uygulamalar, Anadolu Selçuklu Devleti’nin ilk dönemlerindeki uygulamadır. Daha sonra Türkmenlerin iskanı, parçalara ayrılarak “uç”lara yerleştirilmesi şeklindedir. Böylelikle hem sınır boylarında bir düşman tecavüzüne karşı devletin ordusunun müdahalesinden önce karşı koyacak kuvvetler bulundurulmuş oluyordu, hem de ülke içinde çeşitli sorunlara yol açabilecek Türkmen nüfusu değişken ve otoritenin zayıf olduğu bölgelere gönderiliyordu.[109]

Bu ve daha sonraki dönemlerde Anadolu’ya gelen Türklerin tümü göçebe – sürücü değildir, bir kısmı geldikleri yerlerde yerleşlik hayata uyum sağlamış ailelerdir. Yine de Türklerin çoğunluğu hayvancılık, halı ve kilimcilikle geçim sağlayan unsurlardı. Yarı göçebe Türkmenler gruplarının çoğunluğu Batı, Güney ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde toplanmıştır. Orta Anadolu’da çoğunluk yerleşik köy ve şehir topluluklarıdır. Yine de yerleşik toplulukları Anadolu nüfusunun çoğunluğunu oluşturmaktadır. Bunun sonucu olarak devlet, yerleşik tarımcıları, zanaatçıları ve tüccarları, üretimin ve dolaşımın gereği olarak himaye etmektedir. Diğer yandan yarı göçebe Türkmen toplulukları bu himayenin dışında yer alır. Bu durum yerleşik halk ve sonuçta devlet için üstesinden gelinmesi güç sorunlar da yaratmıştır. Yarı göçebe Türk topluluklarının yazlak – kışlak arasındaki mevsimlik göçlerinde tarlalara, bağ ve bahçelere zarar verdikleri, bu yüzden köylülerle aralarında zaman zaman da olsa sürtüşmeler yaşandığı, devletin zarara uğrayan köylerin o yılki vergi borçlarını iptal ettiği, hatta tohumluk ve hayvan vermek zorunda kaldığı ileri sürülmektedir. Sonuçta o devirlerden günümüze ulaşan belgelerde Türkmenlerle ilgili ağır ithamlar görülür.[110][40] Sarayın yönetim prensiplerine göre şekillenen yönetim tarzı, Türkmen grupların henüz yerleşik yaşama geçmemiş olan büyük kısmıyla uzlaşamasının yol açtığı bu durum karşısında merkezi yönetim, bu Türkmen gruplarının yerleşik yaşamın süregeldiği alanların dışına, ama Hıristiyan sınır boylarına sürmüştür. Bu bölgelerde, yine saray tarafından kendi aralarından belirlenerek atanan bir uç beyinin yönetiminde varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bu beyler dışında kalan ve saraya hakim İran kültürü ile etkilenmiş ve sarayın yönetim tarzıyla uyum sağlayabilmiş Türkmen seçkinler ise, buna rağmen geleneksel yaşam görüşlerini inatla, bilinçli bir direnme gösterek sürdürmüş görünmektedirler.[111]

Selçuklular Devleti’nde edebiyat ve düşüncede büyük gelişmeler oldu. Necmeddin İshak, Muhiddin Arabi, Sadreddin Konevi, Mevlana Celaleddin Rumi gibi bilgin ve yazarlar yetişti.

Mimari[değiştir | kaynağı değiştir]

Anadolu Selçukluları ülkenin pek çok yerinde cami, han, kervansaray, imaret, köprü, çeşme ve medreseler yaptırdılar. Beyşehir'deki Eşrefoğlu Camisi (1296), Anadolu Selçuklu mimarisinin özelliklerini taşıyan en önemli örneklerden biridir. Ağaç direkler üzerine kurulan, içi çini mozaik ve ağaç oyma işleriyle süslenen tip camilerin başka örnekleri de vardır.

Anadolu Selçuklu sultanları adına yapılan kervansaraylar "Sultan Han" ya da "Han" olarak adlandırılırdı. Hanlar çok büyük boyutlu yapılardı, bir bakıma sultanın ihtişamını yansıtmaktaydılar.

Anadolu Selçuklu mimarisinin günümüze kalan en önemli örnekleri arasında, Konya'da Alâeddin Camii, Karatay Medresesi, İnce Minareli Medrese, Beyşehir'de Kubadabad Sarayı, Niğde'de Alaeddin Camii, Ankara'da Aslanhane Camisi, Kayseri'de Huand Hatun Camii ve Külliyesi, Afyonkarahisar'da Ulucami, Erzurum'da Çifte Minareli Medrese, Sivas'ta Gök Medrese, Buruciye Medresesi ve Çifte Minareli Medrese, Kırşehir'de Melik Gazi Kümbeti, Ahlat'ta Ulu Kümbet ve Çifte Kümbetler ile Nevşehir'de (Tuzköy camii, Kızılkaya camii) ve diğer yapılar (Nevşehir Kalesi vb), Çankırı'da Taşmescid gösterilebilir.

Anadolu Selçuklu büyük mimari yapıtlarının hepsi de emirler, komutanlar gibi devlet ricali ya da sultanlar tarafından yaptırılmıştır. Bu inşa girişimlerindeki birincil amaç, politik yaşamın gereklerine göre şekillenmiş bir araç ve politik kariyerin bir unsur olmalarıdır. Bu konuda en belirgin örnek, I. Alaeddin Keykubat’ın ele geçirdiği Alanya’nın son Bizans beyinin kızı olan ilk eşi Mahperi Hatun’un eşinin ölümünün hemen ardından müslüman olması ve bir külliye yaptırmış olmasıdır. Mahperi Hatun eşinin ölümünde Sadeddin Köpek’le anlaşarak oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev’i devlet ricaline sultan seçtirmiş olması, kocasının ikinci eşi Gaziye Hatun’u ve iki oğlunu, ki bunlardan İzzeddin Kılıçarslan Alaeddin Keykubad tarafından veliat gösterilmişti, öldürtmesi, iki kızını ülke dışına sürdürmesi ile bilinir. Dahası oğlu tahta çıktığında henüz 16 yaşındadır ve annesinin onun vasiliğini üstlenmesi gerekecektir. Bunların sonucunda Müslüman olmasının zorunlu olduğu ileri sürülür. Daha sonra politik durumunu pekiştirmek amaçlı olduğu ileri sürülen bir külliye ve dört kervansaray yaptırmıştır. [112]

Anadolu’daki değişim[değiştir | kaynağı değiştir]

Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurulması ve genişlemesi, Anadolu’da kendi düzenini kurması, Anadolu toplumlarını, bir bütün olarak büyük ölçüde değitirmiş, dönüştürmüştür. Yukarıda da belirtildiği gibi, Türkler’in Anadolu’ya büyük kitleler halinde, bu kez yurt edinmek için gelmeye başladıkları 1075’den önce, Anadolu’da hem toplumsal yapı, hem nüfus yoğunluğu, hem de ekonomik ilişkiler ağır bir gerilemenin sonuç tablosunu göstermekteydi. Anadolu Selçuklu’nun kuruluş dönemi bu durum daha da sarsılmıştır. Hele I. Haçlı Seferi’nin yol açtığı çalkantılarla bütün bu yönlerden durum kötüleşmiştir. Ancak siyasi ve toplumsal çalkantılar, Konya Sultanlığı halindeki Anadolu Selçuklu Devleti’nin Anadolu’da görece bir siyasi birlik sağlaması, merkezi bir devlet cihazı oluşturmasıyla gelişme yönüne girmiştir.

Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir]

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

  1. ^ Osman Turan, Türkiye Selçukluları Tarihi Ansiklopedisi, s.84
  2. ^ Azimi, s.361, A'lak ul-hatira, British Museum, DD. 23334, s.34b.
  3. ^ Grousset, Rene, The Empire of the Steppes: A History of Central Asia, (Rutgers University Press, 2002), 157; "...the Seljuk court at Konya adopted Persian as its official language.".
  4. ^ Bernard Lewis, Istanbul and the Civilization of the Ottoman Empire, (University of Oklahoma Press, 1963), 29; "The literature of Seljuk Anatolia was almost entirely in Persian...".
  5. ^ Encyclopedia Britannica: "Modern Turkish is the descendant of Ottoman Turkish and its predecessor, so-called Old Anatolian Turkish, which was introduced into Anatolia by the Seljuq Turks in the late 11th century ad." [1]
  6. ^ Salih Özbaran, Bir Osmanlı kimliği: 14.-17. yüzyıllarda Rûm/Rûmi Aidiyet ve İmgeleri, Kitap Yayınevi, 2004, ISBN 9789758704798, p. 55.
  7. ^ Türk Tarih Kurumu Kitapları
  8. ^ Osman Turan, Selçuklular Tarihi
  9. ^ Osman Turan, Türkiye Selçukluları Tarihi Ansiklopedisi, sh.: 64
  10. ^ Osman Turan, Türkiye Selçukluları Tarihi Ansiklopedisi, sh.: 60-65
  11. ^ Osman Turan, Türkiye Selçukluları Tarihi Ansiklopedisi, sh.: 125-128
  12. ^ Osman Turan, Türkiye Selçukluları Tarihi Ansiklopedisi, sh.: 127
  13. ^ Anna Komnini, Aleksiad, II, s.164-166
  14. ^ Sezgin Güçlüay, “Anadolu Selçuklu Devleti’nin Ticaret Politikası”
  15. ^ a b c Yasemin Aktaş, “Anadolu Selçuklu Sultanı III. Gıyaseddin Keyhüsrev ve Saltanatının İlk Yılları” sh.: 198
  16. ^ a b Claude Cahen, sh.: 73, 74
  17. ^ Claude Cahen (İng. çev.:J. Jones-Williams) (1968), Pre-Ottoman Turkey: a general survey of the material and spiritual culture and history c. 1071-1330, New York: Taplinger, (İngilizce) say.. 73-4.
  18. ^ Osman Turan, Türkiye Selçukluları Tarihi Ansiklopedisi,sh.:84
  19. ^ Azimi,sh.:361, A'lak ul-hatira, British Museum, DD. 23334,sh.:34b
  20. ^ Anonim Selçuk-name,sh.:36
  21. ^ Osman Turan, Türkiye Selçukluları Tarihi Ansiklopedisi,sh.:75-80
  22. ^ John Julius Norwich (1991), Byzantium: The Apogee, Londra:Penguin ISBN 0-140011448-3 (İngilizce)s.1081
  23. ^ Vryonis, Speros (1972) The Decline of Medieval Hellenism in Asia Minor and the Process of Islamization from the Eleventh through the Fifteenth Century University of California Press, say. 112-3.
  24. ^ Osman Turan, Türkiye Selçukluları Tarihi Ansiklopedisi,sh.:98-102
  25. ^ Anna Komnini, Aleksiad, II, s.63, 67
  26. ^ Demirkent, Işın (2014). Türkiye Selçuklu Hükümdarı Sultan I. Kılıç Arslan. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları. ISBN 978-975-16-2673-8. 
  27. ^ Aleksiad, II, s.80-81
  28. ^ Urfalı Mathieu, s.211; Süryani Mihael, s.185-187; Ebu'l Ferec, s.233; Aleksiad, II, s.79
  29. ^ Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s.128
  30. ^ İznik, Türk Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi
  31. ^ Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s.130-131
  32. ^ Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s.175-176
  33. ^ İbn ül-Esir, Kahire 1303, X, s.151
  34. ^ Süryani Mihael, III, s.194-195
  35. ^ Aleksiad, Fr. trc. B. Leib, Paris 1945, III, s.154
  36. ^ Sıbt ibn ül- Cevzi, Mir'at uz-zaman, Topkapı, III. Ahmed, no: 2907 (XIII), 150a
  37. ^ Süryani Mihael, III, s.194
  38. ^ Ebu'l Ferec, s.243
  39. ^ İbn ül-Kalanisi, Zeyl Tarih Dımaşk, Beyrut 1908, s.158
  40. ^ a b c d e f g h i İsmail Mazgit, “İktisat Tarihi – I”
  41. ^ a b c Nejat Kaymaz, sh.: 104
  42. ^ Erkan Göksu, “Türkiye Selçuklularında Ordu” sh.: 34, 35
  43. ^ Doğan Avcıoğlu, Türklerin Tarhi, 5. kitap Tekin Yayınevi 2015 sh.: 1959
  44. ^ a b Erkan Göksu, “Türkiye Selçuklularında Ordu” sh.: 38 – 42, 118, 119
  45. ^ Aydın Taneri, sh.: 133
  46. ^ Mustafa Safran, Alaeddin Keykubat’ın Otorite Anlayışı ve Ümera Katli Meselesi sh.: 97
  47. ^ Nejat Kaymaz, sh.: 99
  48. ^ Nejat Kaymaz, sh.: 101
  49. ^ Mustafa Lamba, Hüseyin Metin, sh.: 97 - 99
  50. ^ Aydın Taneri, sh.: 133, 134
  51. ^ Mevlüt Günler, sh.: v
  52. ^ Mustafa Lamba, Hüseyin Tekin, sh.: 99
  53. ^ Aydın Taneri, sh.: 134
  54. ^ Nejat Kaymaz, sh.: 100
  55. ^ Abdullah Burgu, II. Kılıçarslan’ın Bizans Politikası sh.: 287
  56. ^ Ahmet Tabakoğlu, sh.: 4
  57. ^ Salim Koca, sh.: 3, 4, dipnot
  58. ^ Yasemin Aktaş, sh.: 199
  59. ^ Nejat Kaymaz, sh.: 101, 102
  60. ^ Mustafa Lamba, Hüseyin Tekin, sh.: 100, 101
  61. ^ Nejat Kaymaz, sh.: 105, 106
  62. ^ Mustafa Lamba, Hüseyin Metin, sh.: 101
  63. ^ Derviş Küçükyıldırım, “Mevlâna’nın ve Pervâne Mu’înü’d-Dîn Süleyman İle İlişkileri” sh.: 5
  64. ^ Nejat Kaymaz, sh.: 106 dipnot
  65. ^ a b Rukiye Çevik, sh.: 58 - 59
  66. ^ Mustafa Lamba, Hüseyin Metin, sh.: 117
  67. ^ Rukiye Çevik, sh.: 75, 76
  68. ^ Refik Turan, “Türkiye Selçukluları ve Anadolu Beylikleri Döneminde Kültür ve Medeniyet” – Genel Türk Tarihi, cilt 4 - sh.: 366, 367
  69. ^ Refik Turan, “Türkiye Selçukluları ve Anadolu Beylikleri Döneminde Kültür ve Medeniyet” – Genel Türk Tarihi, cilt 4 - sh.: 370
  70. ^ Rukiye Çevik, sh.: 63, 64
  71. ^ Refik Turan, “Türkiye Selçukluları ve Anadolu Beylikleri Döneminde Kültür ve Medeniyet” – Genel Türk Tarihi, cilt 4 - sh.: 371
  72. ^ Mustafa Lamba, Hüseyin Metin, sh.: 107, 108
  73. ^ Rukiye Çevik, sh.: 59, 60
  74. ^ a b Mustafa Lamba, Hüseyin Metin, sh.: 110
  75. ^ Rukiye Çevik, sh.: 60, 61
  76. ^ Rukiye Çevik, sh.: 62
  77. ^ Rukiye Çevik, sh.: 62, 63
  78. ^ Rukiye Çevik, sh.: 63
  79. ^ Rukiye Çevik, sh.: 65 - 68
  80. ^ Rukiye Çevik, sh.: 83
  81. ^ Refik Turan, “Türkiye Selçukluları ve Anadolu Beylikleri Döneminde Kültür ve Medeniyet” – Genel Türk Tarihi, cilt 4 - sh.: 372
  82. ^ Züriye Çelik, “Moğol İstilası ve Türkiye Selçuklu Devleti” sh.:
  83. ^ Salim Koca, sh.: 6 dipnot
  84. ^ Refik Turan, “Türkiye Selçukluları ve Anadolu Beyliklerinde Teşkilat” sh.: 159
  85. ^ Erkan Göksu, “Türkiye Selçuklularında Ordu” sh.: 34, 35
  86. ^ Doğan Avcıoğlu, Türklerin Tarhi, 5. kitap Tekin Yayınevi 2015 sh.: 1959
  87. ^ Erhan Göksu, sh.: 124
  88. ^ Erkan Göksu, “Türkiye Selçuklularında Ordu” sh.: 38
  89. ^ Erkan Göksu, “Türkiye Selçuklularında Ordu” sh.: 67, 68
  90. ^ Erkan Göksu, “Türkiye Selçuklularında Ordu” sh.: 72, 73
  91. ^ Erkan Göksu, “Türkiye Selçuklularında Ordu” sh.: 75
  92. ^ a b Refik Turan, “Türkiye Selçukluları ve Anadolu Beylikleri Döneminde Kültür ve Medeniyet” sh.: 374
  93. ^ Erkan Göksu, “Türkiye Selçuklu Devletinde Gulam Eğitimi ve Gulamhaneler” sh.: 69, 70
  94. ^ Erkan Göksu, “Türkiye Selçuklularında Ordu” sh.: 94, 95
  95. ^ Erkan Göksu, “Türkiye Selçuklularında Ordu” sh.: 110
  96. ^ Erhan Göksu, sh.: 122
  97. ^ Bizans ordusunda 11. yüzyıldan itibaren görev yapmış hristiyan Türkler ve bunların Rum kadınlardan olan oğulları – Yılmaz Daşçıoğlu, “Savaş ve Edebiyat” 2. cilt sh.: 95
  98. ^ Erhan Göksu, sh.: 110, 111
  99. ^ Refik Turan, “Türkiye Selçukluları ve Anadolu Beylikleri Döneminde Kültür ve Medeniyet” – Genel Türk Tarihi, cilt 4 - sh.: 373
  100. ^ İlhan Erdem, “Türkiye Selçuklu-İlhanlı İktisadi, Ticari İlişkileri ve Sonuçları sh.: 55
  101. ^ Nejat Kaymaz, sh.: 98
  102. ^ Rıdvan Çolak, sh.: 28
  103. ^ a b Tuncay Baykara
  104. ^ a b c Koray Özcan, “Anadolu’da Selçuklu Kentler Sistemi ve Mekansal Kademelenme (1)” sh.: 21 - 23
  105. ^ Hilmi Ziya Ülken, “Türkiye Tarihinde Sosyal Kuruluş ve Toprak Rejiminin Gelişmesi” sh.: 43
  106. ^ Leyla KARAHAN,"“Anadolu’da Türk Yazı Dilinin Gelişimi”
  107. ^ Ahmet Tabakoğlu sh.: 3 4
  108. ^ Tuncer Baykara, “Türkiye Selçuklu Döneminde Toplum ve Ekonomi” sh.: 29
  109. ^ a b Nihal Taşçı, sh.: 5
  110. ^ Refik Çolak, sh.: 24, 25
  111. ^ Nejat Kaymaz, sh.: 104
  112. ^ Alptekin Yavaş, sh.: 414, 415

Kaynaklar[değiştir | kaynağı değiştir]

Aydın Taneri, “Müsameretü’l – Ahbar’ın Türkiye Selçukluları Devlet Teşkilatı Bakımından Değeri”

Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]

  • Anadolu Selçuklu Mimarisi [2]