Bektaşilik

Vikipedi, özgür ansiklopedi
(Bektaşi sayfasından yönlendirildi)
Atla: kullan, ara

Allah-eser-green.png
İslam

İnançlar

Allah

Allah'ın varlığı ve birliği
Melekler
Kutsal kitaplar
Muhammed bin Abdullah ve
diğer İslam peygamberleri
Ahiret
Kader

Temel ibadetler

Şehadet etmek
Namaz kılmak
Zekât vermek
Oruç tutmak
Hacca gitmek

Özel günler

Ramazan Bayramı
Kurban Bayramı

Metin ve tüzeler

Kur'an

Sünnet · Hadis
Fıkıh · Şeriat · Kelam
Tasavvuf

Tarih ve kişiler

İslam'ın zaman dizini
Ehli Beyt · Sahabe
Sünnilik · Şiilik · Haricîlik
Dört Halife · On İki İmam

Kültür ve toplum

Abdest · Bayramlar · Bilim
Camiler · Felsefe · Fitre
Kurban · Mezhepler
Nüfus · Sadaka · Sanat
Takvim · Tarikatlar

Diğer İbrahimî dinler

Musevilik · Hristiyanlık

İslam Portalı
 g  t  d 

Bektaşilik, Hacı Bektaş-ı Veli’nin adına kurulmuş olan bir Alevi tarikatıdır. Bu tarikata mensup kişilere (el alarak ya da diğer bir deyişle nasip alarak bu örgütlenmeye katılan kişilere) Bektaşi denir.

Türkiye’de Alevilik denildiğinde ilk akla gelen isim Bektaşiliktir. Bektaşilik, aslında Hacı Bektaş-ı Veli tarafından kurulduğuna inanılan bir tarikattır. Ancak Ali ve Ehl-i Beyt sevgisi, tevella (Ehl-i Beyt’i sevenleri sevme) ve teberra (Ehl-i Beyt’i sevmeyenleri sevmeme) gibi Aleviliğin temel esaslarına bağlı oluşları dolayısıyla Bektaşiliğe Alevilik denilebilir. Türkiye’de her Bektaşi Alevi olduğu halde, her Alevi, Hacı Bektaş-ı Veli’yi Horasan Ereni sayıp hürmet etmesine rağmen, Bektaşi değildir. Bu yüzden Köy Bektaşisi, Şehir Bektaşisi ayrımı yapılmaktadır. Köy Bektaşilerine Alevi denildiği halde, Şehir Bektaşilerine Bektaşi denilir. (Ethem Ruhi Fığlalı, Türkiye’de Alevilik Bektaşilik, Ankara 1989, s.9.) Bektaşilikle ilgili çalışması bulunan Abdülkadir Sezgin’e göre Alevi kelimesi ile Sünni kelimesi arasında her hangi bir fark bulunmamaktadır. (Bkz. Hacı Bektaş-ı Veli ve Bektaşilik, İstanbul 1990, s. 60.) Her iki grup da Hacı Bektaş-ı Veli’yi sevip saymalarına rağmen Aleviler Hacı Bektaş Dergahı’na değil, Peygamber Muhammed'in soyundan geldiğine inanılan Alevi ocaklarına bağlıdırlar. Aslında Bektaşilik bir tarikat olduğu için, bu tarikatın yollarına uyan herkes Bektaşi olabilir. Ama Alevilik soya bağlıdır ve ancak ana-babası Alevi olan kişi Alevi olabilir. (Mehmet Eröz, Türkiye’de Alevilik ve Bektaşilik, Ankara 1990, s. 52; İlyas Üzüm, Günümüz Aleviliği, İstanbul 1997, s. 4.)

Bektaşilik hümanist esaslı bir öğretidir. Öğretinin odağında "insan" vardır. Amacı, İnsan-ı kâmil olarak tanımlanan olgun, yetkin insana ulaşmaktır. Bu ise bir eğitim sürecini gerekli kılar. Hacı Bektaş-ı Veli’nin Türk dünyasının felsefesine çok büyük katkıları olmuştur. En önemli ve tasavvufu kısaca anlatan özlü sözü, "Eline, beline, diline hâkim ol" sözüdür. Hacı Bektaş-ı Veli’nin halen yaygın olarak kullanılan birçok özlü sözü bulunmaktadır. Öncelik yol kurallarındadır. Onlar "Hatır kalsın, yol kalmasın" diyerek bunu açıklarlar.

Bektaşilik tarikatının kuruluşunda geçirdiği süreç, kurucusunun kim veya kimler olduğu, bu süreçte Hacı Bektaş-ı Veli’nin konumunun ne olduğu, tarikatın Pirî mi, yoksa kurucusu mu olduğu, Balım Sultan’ın tarikata nasıl bir yapı kazandırdığı yüzyıllar geçmesine karşın hala tartışılmaktadır. Öteden beri bu konuda yazanların çoğunluğu, Hacı Bektaş-ı Veli’nin tarikatın kurulma işlemini gerçekleştirmediği ancak kurulmasına yol açan süreci başlattığı dolayısıyla da onun ardıllarınca kurulan tarikatın da “Piri” olduğu kanısındadırlar. Bektaşiliğin kurumsallaşma sürecinin tamamlanmasının XVI. yüzyılda Balım Sultan tarafından gerçekleştirildiğini ileri sürerler. Jacop, Tschudi, Şemseddin Sami Bey gibi eski yazarlardan tutun Ahmet Yaşar Ocak, Belkıs Temren gibi günümüz yazarlarına kadar birçok araştırmacı bu görüştedir.

Bektaşiler, Ahilik teşkilâtının kurucusu ve 1826’ya kadar Osmanlı Devletinin en gözde ordusu Yeniçeri Ocakları’nın manevî liderleriydi. Ahilik teşkilatı münasebetiyle esnafla iç içe olması ve Padişahın aldığı bazı ekonomik kararlara esnaflarla birlikte tepki göstermesi Yeniçeriler’in sonunu hazırlardı. Sık sık padişah değişikliklerine ve iç isyanlara neden olan Yeniçeri Ocakları, daha sonra "Vaka-i Hayriye" olarak adlandırılacak olan olay neticesinde, 16 Haziran 1826 tarihinde Pâdişah II. Mahmud tarafından ortadan kaldırıldı.

Osmanlı Devleti döneminde Özellikle Balkan topraklarında Bektaşilikten başka tarikat tutunamamıştır. Fakat II. Mahmud dönemiyle birlikte Bektaşilerin dışında Nakşî-Bektaşileri ortaya çıkmıştır, bunlar Bektaşiliğin ritüellerini kaldırmamakla birlikte Sünni ritüeller eklemişlerdir. Örneğin; cem ayinine geçilmeden önce secde namazı kılma, Muharrem orucuyla birlikte Ramazan orucu da tutma vs. Nakşî-Bektaşiliği özellikle Bulgaristan’da Şii-İran misyonerlerinin kendilerine çok uygun bir ortam bulmalarına sebep olmuştur.[kaynak belirtilmeli]


Konu başlıkları

[değiştir] Hacı Bektaş-ı Veli Dönemi

Alevilik Tarikatı’nın kurulmasında etken kişi Hacı Bektaş-ı Veli olmuştur. Hacı Bektaş-ı Veli, Horasan Melametîliği’nden aldığı “Dört Kapı” anlayışına, her kapıya “onar makam” ekleyerek “Dört Kapı Kırk Makam”’dan oluşan tarikatın altyapısını kurar. Buna, “Bektaşî Seyri Sülûğu” de denir. Kaygusuz Abdal, Bektaşî erkannamesi üzerinde düzenlemeler yapar. Bektaşîliğin ilk erkannamesini yazan o olur. Böylece Bektaşî Tarikatı’nın ilk “tüzük yapıcısı” Kaygusuz Abdal’dır. Balım Sultan’sa bu erkannameyi sonradan geliştirmiştir ve kurumlaştırmıştır. Hacı Bektaş-ı Veli’den sonra tarikatın başına Abdal Musa geçmiştir. Bektaşîlik; Horasan Melametîliği, Nakşibendilik, Yesevilik, Ahilik, Kalenderilik, Haydarîlik, Vefâilik, Babailik, Batınilik ve Hurufilik gibi akımlardan etkilenmiş, hatta bazılarını kendi içinde harmanlayarak şekillenmiştir.

Hacı Bektaş-ı Veli dağınık Alevî ve Alevilik türevi akımları ve toplulukları içine almış, yeniden kalıba dökmüş, Alevîliği yeniden derneştirmiş ve Alevî-Bektaşiliğin yolunu çizmiştir. Bunu da doğallıkla kurduğu tarikatıyla yapmıştır. Çevresine bir takım görevliler almış, bunların bir bölümünü kimi yerlere görevlendirerek göndermiş, oralarda “aydınlatma/irşat” çalışmaları yaptırmış, Anadolu’daki diğer Alevi ocakları ile ilişki kurarak kendine bağlamış ve onları yönlendirmiştir. Bu nedenlerle Hacı Bektaş-ı Veli, Alevî-Bektaşî toplumunun gözünde yolun-yolağın “pirî”dir, tarikatın kurucusudur. Anadolu'ya gelmeden Hac’a gittiği söylenir. Hoca Ahmet Yesevi’nin müritlerinden olan Hacı Bektaş-ı Veli Anadolu’nun Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında büyük bir rol oynamıştır. Kendileri denildiği gibi farklı bir din getirmemiş aksine İslam’ın daha iyi tanınmasına vesile olmuştur. Öyleki Rumeli’nin tamamı bu mezhepte Sünniliği tarikatta Bektaşiliği benimsemiştir. Her ne kadar bugün Bektaşîlik bir takım grup tarafından kötü gösterilmeye çalışılsa da Bektaşîlik İslam’ın esaslarına uyan tasavvufta insanı odak noktası alan bir tarikattır.

Balım Sultan, Alevîlere göre Pir-î Sanî (İkinci Pir)’dir. Alevîlik-Bektaşîlik araştırmacısı İngiliz J. K. Birge bu süreci Alevî toplumunun yorumuna göre yapar. Ona göre; “XIII. yüzyıldan başlayarak Küçük Asya’dan ismen ait oldukları çeşitli dinlerden karışmış öğeler içeren bir tür halk dini gelişti. Hacı Bektaş-ı Veli’nin, harekete yardımcı olan gezginci ruhani önderlerden biri olarak giderek artan bir biçimde üstünlüğü tanındı, yalnızca Kırşehir yakınındaki köy adını ondan almakla kalmadı, fakat tüm Küçük Asya’da sayısız köyde onun adı pir olarak ünlendi. Balım Sultan’la kent içi ve yakınlarındaki tekkelerde daha yetkinleştirilmiş bir ritüel ve örgütlenme başladı. Bu örgütlenme, belirli ölçülerde çok benzer inanç ve uygulamaları sürdüren, fakat Bektaşîliğin düzenlenmiş sisteminin dışında kalan köy gruplarından farklılaştı ve daha biçimsel olarak örgütlenmiş Bektaşî Tarikatı haline geldi”.

[değiştir] Balım Sultan Dönemi

İslam

Alevilik

 g  t  d 

Balım Sultan, 1501'lerde dönemin padişahı Sultân Bayezid-i Velî tarafından Kırşehir’deki Hacı Bektaş Dergahı’nın başına atanmıştır. Balım Sultan’a kadar Bektaşilik, genellikle kırsal kesimlerde ve köylük yörelerde tutunmuş, Alevî-Türkmen içerisinde benimsenme olanağı bulmuştur. Özellikle Alevîliğin bir türevi ve Alevîliği yeniden biçimleyen, derneştiren, onları eğiterek disipline eden bir eğilim olarak kendini ortaya korken, Balım Sultan’la kentsel kesimlere ve Osmanlı aydınları arasına da girmiştir. Böylece Bektaşilik tarihinde yeni bir dönem başlar ve Bektaşiler; “Köy Bektaşisi”, “Kent Bektaşisi” olarak farklılaşırlar. Kent Bektaşiliğine “Nazenin Tarikatı” veya “Babagan Kolu (Babalar Kolu)” da denir. Balım Sultan, "Bektaşi Erkannamesi"’ni düzenlemiş ve bu örgütlenmeye katılmanın koşullarını oluşturmuştur. Aynı zamanda, On iki imam anlayışını yola kazandırır. Bu, onun yaptığı yeniliklerin başındadır. “On iki imam törenleri”, “on iki çerağ”, “on iki post”, palhenk, “evlenmemiş (mücerred) babalık kuralı”, şerbet yerine şarap, “İbahiyecilik”, “üçleme (teslis)”, “Hurufilik” etkisi tarikata onunla girer.

On iki imam inancı Alevî-Şiilik’te başından beri olmasına karşın, Bektaşilik Tarikatı’nın temel töreleri arasına Balım Sultan’la girer. Tarikatın “temel direği” olur. Her bağlının, müridin temel inanışları içerisinde yer alan bir ilke olur. Bu temel ilke Alevî-Bektaşi edebiyatının temel çeşnisi ve zenginliği olacaktır. Hemen hemen tüm Alevî-Bektaşi ozanları On iki imam çeşnisini şiirlerinde malzeme olarak kullanacaklardır. Alevî-Bektaşi edebiyatı bu zenginlik üzerine kurulmuştur dersek, doğruyu söylemiş oluruz.

On iki imam anlayışına paralel olarak yaşam “on iki” rakamı üzerine sistemleştirilmiştir. On iki sayısı eski Türk törelerinde de mevcuttur. Özellikle Şamanist dönemde Şamanların tacı da on iki ayrı hayvanın postundan yapılan parçalarla yapılmaktaydı. Bu da Zodyak çemberini simgelemekteydi. Yani, Kainatı başına Tac etmekteydi.. Bu inanış ile On iki imam inanışı harmanlanarak Bektaşi kültüründe on iki terkli tac kullanımı ve On iki imam inancının yansımaları görülmektedir. Cemlerde simgesel olarak on iki çerağ yakılır. Kemer üzerine On iki imamı simgeleyen on iki köşeli “palheng taşı” denilen taş takılır. Bu dervişlerin gönüllerini Tanrı’ya bağlayan bir simge olarak algılanır. “Eline, diline, beline sahip olmayı” gerektirir. Bektaşî tacı on iki dilimlidir. Tekkelerin meydan yerleri, tekke üstündeki baca ve kubbeler hep on iki dilimli olur. Bektaşi tekkelerinde pire hizmet görevlerinin her biri bir post ile simgeleştirilir ve temsil edilir. Bu anlayışı Balım Sultan “on iki post” biçiminde biçimleyerek tarikatın töreleri arasına kazandırmıştır. Postlardan herbiri, Bektaşiliğin en büyük adlarından birine bağlanarak anılmış ve böylece o kişiler ölümsüzleştirilmiştir. On iki imam “sırrı” olan “On iki Post” şunlardır:

  1. Baba Postu: Horasan postu (Hacı Bektaş-ı Veli)
  2. Aşçı Postu: Seyyid Ali Sultan postu
  3. Ekmekçi Postu: Balım Sultan postu
  4. Nakib Postu: Kaygusuz Sultan Abdal postu
  5. Atacı Postu: Kanber Ali postu
  6. Meydancı Postu: Sarı İsmail postu
  7. Türbedar postu: Kara Donlu Can Baba postu
  8. Kilerci Postu: Hacım Sultan postu
  9. Kahveci Postu: Şah Şazeli postu
  10. Kurbancı Postu: İbrahim postu
  11. Ayakçı Postu: Abdal Musa postu
  12. Mihmanevi Postu: Hızır peygamber postu

[değiştir] Bektaşî Tarikâtî, Yeniçeri ve Âhi Ocaklarının kapatılması

Osmanlı Devleti, özellikle Sultân I. Murâd (Hüdavendigâr) Han döneminden itibaren, Rumeli ve Balkanlar’da hızlı bir yayılma süreci içine girdi. Balkan topluluklarıyla yapılan savaşlar, mücadeleler bitmek bilmiyordu. Bu durumda yeni, düzenli ve dâimî bir savaşçı orduya ihtiyaç duyuldu. Bir yandan da, savaşlarda kazanılan zaferler neticesi esir alınan Hıristiyan ailelerin çocukları, İslâmî terbiye ile yetiştirilerek orduya dahil ediliyordu. Sonunda ise, sırf bu devşirilerek terbiye edilmiş kimselerden müteşekkil bir askerî birlik kurulmasına karar verildi. Bu arada Sultân I. Murâd (Hüdavendigâr) Han, Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa’yı yeniçeri ve Acemi Ocakları’nı kurmakla vazifelendirdi. (1324)

Yeniçeri Ocağına vurucu asker yetiştirecek ilk Acemi Ocağı Gelibolu’da kuruldu. Bu ilk teşkilatlanma ile orduya bin kadar nefer alındı. Bunlardan her yüz kişisinin başına ise, "Yayabaşı" adıyla bir kumandan tâyin edildi. Bilâhare, Yeniçeri Ocağı’na gönüllülük esasına dayalı olarak Hıristiyan tebaanın çocukları da dahil edildi. Yeniçeriler (yeni askerler), küçük yaşlardan itibaren İslâm örf ve âdetlerine göre yetiştiriliyor, ardından da acemi oğlan kışlalarında askerî eğitime tabi tutuluyordu. Onlar, emekli oluncaya kadar evlenmeleri ve şehir gibi mahallerde oturmaları yasaktı. Kışlalarda yaşarlardı. Kabiliyetlerine göre de subay veya general (paşa) olurlardı. Ocağın üst düzey kumandanlarına ise "Yeniçeri Ağası" ismi verilirdi. Teşkilât merkezi İstanbul'da olurdu. Ocak, Ağadan nefere kadar giden bir hiyerarşik düzen içinde çalışırdı. Dinî terbiye ve hatta tarikat bağlılığı, Yeniçeriler arasında bilhassa teşvik ve terğib edilirdi. Bilhassa Bektaşî tarikatına girmeleri çok yaygın bir gelenek halindeydi. Bununla beraber, Mevlevî, Halvetî ya da Halvetiyye, Nakşî, ve Melâmî tarikâtlarına mensup olan Yeniçeriler de vardı.

Yeniçeri Ocağı’nın genel durumu da, devletin genel durumuyla paralellik arz ediyordu. Tıpkı, ilerleme, duraklama ve gerileme halleri gibi... Bununla beraber, bu asker ocağı zamanla dejenere edildi. İlmiye sınıfı ile sadaret çevreleri, Yeniçerileri zaman zaman kendi emellerine alet etmeye ve onları siyasete bulaştırmaya çalıştı. Çoğu zaman, saltanat kavgalarında ve hatta iç isyanlarda kullanıldılar. Bu duruma düşürülen ocağın ıslâh edilmesi gerekirken, daha çok zecrî tedbirlerle ortadan kaldırılması veya kökünün kazınması cihetine gidildi. Bazan da teşkilâtın by–pas edilmesi denemesi yapıldı. Ancak, hiçbirinde de başarılı olunamadı. Sultan II. Mahmud, reformcu bir padişahtı. Kılık kıyafetten bürokrasinin işleyiş tarzına kadar, pek çok konuda radikal değişiklilerde bulundu. Bu cümleden olarak, sarığı halkın başından kaldırtıp fesi getirti. Şalvar yerine pantolon giyme mecburiyetini getirti. Askerî sistem değişikliği için ise, uygun fırsatı kolladı. Nihayet, Yeniçeri Ocağı’nın bir bahane ile isyan edişini fırsat bilerek, onları önce oyaladı ve hemen ardında da imhâ ederek ortadan kaldırma cihetine gitti. Bunun adını da "Vaka-i Hayriye" şeklinde koydu. 15 Haziran 1826 günü, devlet memurları İstanbul sokaklarında dolaşarak halkı Sancak-ı Şerif altında toplamaya başladı. Bunun üzerine Yeniçeri elebaşları da, ocak mensuplarını ayaklanmaya çağırdı. Hazırlıklarını tamamlayan hükümet yönetimi ise, Sultanahmet Camii’ni karargâh yaptı ve halka silâh dağıttı. Beyazıt Meydanı ile Divanyolu tarafını tutan Yeniçeriler, çarpışmanın başlamasıyla birlikte geri çekilerek (Meydan-ı Lahm) Etmeydanındaki karargâhlarına kapandılar. Sadrazam Benderli Mehmed Selim Sırrı Paşa, tam bu esnada kışlanın etrafını çevirerek top ateşini başlattı. Top ateşi sonrasında koca kışla birkaç saat zarfında içindeki binlerce Yeniçeriyle birlikte yakılıp yıkıldı. Bu kanlı hadiseden sonra, Yeniçeri Ocağı’nın tarihe karışması üzerine, Keçecizâde İzzet Molla da şu tarihî mısraları döktürdü:

Tecemmü eyledi Meydan-ı Lahm’e,

İdüp küfrân-ı ni’met nice bağı.

Koyup kaldırmada ikide, birde (kazanı)

Kazan devrildi, söndürdü ocağı.

[değiştir] Ayrıca bakın

[değiştir] Dış bağlantılar

Kişisel araçlar
Ad alanları
Türevler
Eylemler
Gezinti
Katılım
Yazdır/dışa aktar
Araçlar
Diğer diller