İçeriğe atla

Türk karşıtlığı

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Jacopo Ligozzi'nin çizimi olan, şeytan ve efendisi "Türk papası".

Türk karşıtlığı veya Antitürkizm salt bir etnik gruba duyulan husumetin ötesinde, Avrupa'nın kendi kimliğini tanımlama sürecinde ihtiyaç duyduğu negatif ayna işlevini gören tarihsel ve sosyolojik bir fenomen olarak kabul edilir. Türklere, Türk kültürüne, Türkiye Cumhuriyeti'ne ve bu kimliğin tarihsel öncülü olan Osmanlı İmparatorluğu'na yönelik sistematik düşmanlık, ayrımcılık ve kalıplaşmış önyargılar bütünü olarak tanımlanan bu olgu, Avrupa medeniyet tasavvurunun sınırlarını çizen temel parametrelerden biridir. Vamık Volkan'ın büyük grup kimliği ve seçilmiş travma teorilerine göre, toplumlar kendi iç bütünlüklerini sağlamak için kötü olan her şeyi dışsallaştırıp bir düşman imgesine yansıtırlar.[1][2] Edward Said'in Oryantalizm tezinde, Batı'nın kendi rasyonel, demokratik ve medeni benliğini inşa edebilmesi için, irrasyonel, despotik ve barbar bir ötekine ihtiyacı vardır; tarihsel süreçte bu boşluğu en somut ve tehditkar biçimde dolduran öznenin Türkler olduğu savunulur.[3][4]

Akademik literatür, bu karşıtlığın kökenlerini genellikle Hunların Avrupa'ya girişine kadar geri götürmektedir.[5] Hunların etnik kökeni tarihçiler arasında tartışmalı bir konu olsa da, Attila figürü üzerinden Avrupa kolektif hafızasında "Doğu'dan gelen, medeniyeti tehdit eden yıkıcı ve barbar güç" arketipinin ilk örneğini oluşturmuşlardır. Ancak bu karşıtlığın kristalize olması, dağınık bir korkudan sistematik bir nefret ideolojisine dönüşmesi, Türklerin İslamiyet'i kabul etmesi ve akabinde Selçuklu ile Osmanlı aracılığıyla Hristiyan Avrupa'yla doğrudan, uzun süreli ve varoluşsal bir askeri-siyasi temasa geçmesiyle gerçekleşmiştir. Bu süreçte "Türk", sadece etnik bir kimlik olmaktan çıkarak, Hristiyanlık karşıtı kafirin somutlaşmış hali, Avrupa'nın jeopolitik bütünlüğünü tehdit eden yegane güç olarak kodlanmıştır. Bu bağlamda, Türk karşıtlığının konjonktürel bir korku veya basit bir yabancı düşmanlığı refleksi olmanın ötesinde; Avrupa kimliğinin inşasında kurucu öteki olarak işlev gören stratejik, tarihsel derinliğe sahip ve çok katmanlı bir ideoloji olduğu ileri sürülür.[6]

Kavramsal çerçeve

[değiştir | kaynağı değiştir]

Literatürde sıklıkla birbirinin yerine kullanılan Antitürkizm ve Türkofobi (İngilizce: Turkophobia) kavramları, esasında tarihsel bağlamda farklı psikososyal dinamiklere, farklı dönemlere ve farklı motivasyonlara işaret etmektedir. Antitürkizm, olgunun en geniş, yapısal ve ideolojik tanımını oluşturur ve Yahudi karşıtlığını ifade eden Antisemitizm kavramına benzer bir işlev görerek, Türklere karşı duyulan sistematik, teolojik temelli ve kültürel husumeti tanımlar. Buna karşın Türkofobi terimi, 19. yüzyılda bir politik olgu olarak ortaya atılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun Doğu sorunu bağlamında Avrupa diplomasisinin merkezine oturduğu 18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyılda, özellikle İngiliz ve Batı Avrupa siyasi literatüründe Türkofobi kelimesi icat edilmiş ve dolaşıma sokulmuştur. Bu dönemde -fobi eki, bir ulusa karşı duyulan siyasi husumeti ve stratejik karşıtlığı tanımlamak için modern politik jargonun bir parçası haline gelmiştir. Gladstone dönemi İngiltere'sindeki liberal çevreler, Türk karşıtı tutumlarını medeniyet savunusu olarak sunmuş ve bu terim, tarihsel korkuyu modern bir siyasi nefrete dönüştürmüştür.

Clermont Konsili

[değiştir | kaynağı değiştir]
Papa II. Urbanus, Clermont Konsili'nde.

Hristiyan Avrupa'nın Doğu dünyasıyla ve dolayısıyla Türklerle olan ilk kitlesel ve ideolojik karşılaşması, Haçlı Seferleri dönemine denk düşmektedir. 1095 yılında Papa II. Urbanus'un Clermont Konsili'nde yaptığı tarihi çağrı, Avrupa tarihinde organize, kurumsal ve kıta çapında bir İslam karşıtı retoriğin miladı kabul edilmektedir. Papa II. Urbanus, o dönemde feodal çatışmalarla bölünmüş olan Avrupa soylularını ve halkını birleştirmek, aynı zamanda Papalığın sarsılan otoritesini Doğu Kiliseleri üzerinde de tesis etmek amacıyla, Doğu'daki Müslüman varlığını "Hristiyanlığın düşmanları" olarak tanımlamış ve bu düşmanlığı, Avrupa kimliğinin kurucu bir unsuru haline getirmiştir.[7][8]

Birinci Haçlı Seferi

[değiştir | kaynağı değiştir]

Birinci Haçlı Seferi'ne katılan veya tanıklık eden kronik yazarları, Papa'nın başlattığı bu retoriği daha da derinleştirerek, sonraki yüzyıllara miras kalacak kalıp yargılar üretmişlerdir. Albert of Aachen ve Guibert of Nogent gibi yazarlar, İslam'ı teolojik bir sapkınlık olarak ele almanın ötesine geçerek, onu bir "şehvet dini" ve Türkleri de bu şehvetin ve şiddetin uygulayıcıları olarak tasvir etmişlerdir. Bu metinlerde, Türklerin sözde çok eşliliği, haremleri ve Hristiyan kadınlarına yönelik sözde arzuları, onların "doğal ahlaksızlığının" kanıtı olarak sunulmuştur[9]

Özellikle Antakya Kuşatması (1097-1098) sırasında yaşanan zorluklar, açlık ve liderler arasındaki anlaşmazlıklar, kronik yazarları tarafından "Türklerin şeytani kurnazlığı" ve "acımasızlığı" üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır. Haçlı ordusundaki disiplinsizlik ve başarısızlıklar, düşmanın insanüstü kötülüğüyle meşrulaştırılmıştır. Bu dönemde üretilen "Müslüman barbarlığı" fikri, sadece düşmanı tanımlamakla kalmamış, aynı zamanda Hristiyanların kendi içindeki birliği sağlama aracı olarak da kullanılmıştır. Haçlı liderlerinin mektuplarında ve dönemin anlatılarında, Hristiyan birliği retoriği, sahadaki gerçek bölünmüşlüğe rağmen sürekli vurgulanmış; bu birlik, ancak ortak düşman Türklerin yok edilmesi hedefiyle mümkün görülmüştür.[10]

16. yüzyıl Avrupa'sındaki Türk korkusunu yansıtan, 1569 tarihli bir propaganda broşürü. İçinden Türk kafası çıktığı iddia edilen bu yumurta gibi doğaüstü sayılan olaylar, o dönemde Osmanlı İmparatorluğu'nun ilerleyişine dair ilahi bir uyarı veya kıyamet alameti olarak yorumlanıyordu.

Türk karşıtı retorik, teolojik ve eskatolojik anlatılarla desteklenen bir insanlıktan çıkarma motifine dayanır. Türklerin Batı'ya doğru ilerleyişi, İncil'deki kıyamet alametlerinin gerçekleşmesi olarak yorumlanmıştır. Orta Çağ Hristiyan kozmolojisinde, Ye'cüc ve Me'cüc kavimlerinin, İskender'in Kafkasya'da inşa ettiği devasa bir duvarın arkasına hapsedildiğine inanılırdı. Türklerin Anadolu'ya girişi ve Avrupa kapılarına dayanması, Hristiyan teologlar tarafından bu duvarın yıkıldığının, Deccal'in ordularının serbest kaldığının ve kıyamet sürecinin başladığının kanıtı olarak sunulmuştur.[11] Türkler, Ebstorf Haritası'nda; Tarraconta adasında yaşayan, Ye’cûc ve Me’cûc soyundan gelen, "doğmamış bebek yiyerek beslenen barbar ve kirli bir halk" olarak tasvir edilmiştir.[12] Türk karşıtlığı ile Antisemitizmin kesiştiği tarihsel nokta biri ise, özellikle Alman halk kültüründe ve teolojisinde yer bulan Kızıl Yahudiler (Almanca: Die Roten Juden) efsanesidir. 13. yüzyıldan itibaren yayılan bu inanca göre, Türkler aslında İsrail'in Kayıp On Kabilesi'dir ve Hristiyanlığı yok etmek üzere Doğu'dan gelen intikamcı bir güçtür. Türklerin sünnet olması ve domuz eti yememesi gibi pratikler, bu iki grubun aynı "şeytani kökene" sahip olduğu fikrini güçlendirmiştir. Reformist teolog Philipp Melanchthon, Türkleri açıkça Kızıl Yahudiler olarak tanımlayarak, o dönemde Avrupa'da halihazırda var olan Yahudi düşmanlığını Türk korkusu ile birleştirmiş ve her iki gruba yönelik nefreti teolojik bir zemine oturtmuştur.[13][14]

I. Viyana Kuşatması dönemi, Türk korkusunun (Almanca: Türkenfurcht) zirveye ulaştığı dönemdir. Bu dönem aynı zamanda matbaanın yaygınlaşmasıyla, Türk karşıtı retoriğin tarihteki ilk kitlesel medya propagandasına dönüştüğü çağdır. 17. yüzyılın başına kadar 2463 adet "Türk baskısı" (Almanca: Türkendrucke) üretilmiştir.[15][16] Bu yayınlarda öne çıkan temalar sistematik bir barbarlaştırma ve ötekileştirme üzerine kuruluydu. Sultan'dan geldiği iddia edilen sahte mektuplar yayımlanarak, Türklerin Hıristiyanları yok etme, kiliseleri ahıra çevirme ve kadınlara tecavüz etme planları olduğu gibi halkı korkutacak hikayeler ileri sürülmüştür. Broşürler, Türklerin Hıristiyanlara uyguladığı iddia edilen işkenceleri (deri yüzme, kazığa oturtma, parçalama, bebekleri ikiye bölme) en ince detayına kadar betimlemiştir.[17][18] Bu anlatılar, okuyucuda tiksinti ve dehşet uyandırarak, Türkleri insanlık çemberinin dışına itmiştir.

Alman ksilograf ve ressam Erhard Schön'ün Turkish Atrocities in the Vianna Woods çizimi, öldürülen kadınları ve kazığa oturtulan çocukları tasvir ediyor.[19]

Erhard Schön’ün 1530 tarihli Turkish Atrocities in the Vianna Woods adlı ağaç baskısı, Osmanlı askerlerinin bebekleri mızraklara geçirmesi ve hamile kadınların karınlarını deşmesi gibi şiddet sahneleri üzerinden kurgulanan vahşet propagandasının önemli bir örneğidir. Hristiyan ikonografisindeki Masumların Katli sahnesine görsel bir atıf niteliği taşıyan bu betimlemeler, Türkleri İncil'deki bebek katilleriyle özdeşleştirerek teolojik bir kötülük düzlemine taşımış; özellikle hamile kadınlara ve fetüslere yönelik saldırı tasvirleri, düşmanın sadece mevcut askeri gücü değil, toplumun biyolojik devamlılığını ve geleceğini de hedef aldığı mesajını vererek karşı şiddeti meşrulaştıran bir "sınır vahşet" işlevi görmüştür. 16. yüzyıl el ilanlarından Balkan Savaşları raporlarına kadar uzanan bir süreklilikle işlenen bu tema, Hans Sachs gibi dönemin edebi figürlerinin eserleriyle halk tabanına yayılmış, böylece Türk imgesini insanlık dışı bir varlığa dönüştüren bu retorik, Türkenfurcht kavramının Avrupa'nın kolektif hafızasına ve gündelik yaşamına yerleşmesinde belirleyici bir rol oynamıştır.

Türk karşıtı ittifak

[değiştir | kaynağı değiştir]

14. yüzyılda Marino Sanudo Torsello gibi Venedikli devlet adamları, Bizans ve Türkler arasındaki dengeyi gözeterek, 1332-1334 yılları arasında ilk ciddi anti-Türk birliğinin kurulmasına öncülük etmişlerdir.[20] Bu dönemde Haçlı Seferi kavramı, yerini daha seküler ve savunma odaklı ittifaklara bırakmaya başlamıştır. Özellikle Macar Kralı Matthias Corvinus ile Papa IV. Sixtus arasındaki mektuplaşmalar, Türk tehdidini nasıl bir pazarlık unsuru haline geldiğini gösterir. Corvinus, krallığını ve kendisini Hristiyanlığın kalesi olarak konumlandırarak Papalık'tan maddi ve manevi destek talep etmiştir.[21] Benzer şekilde Polonya Kralı Johannes Olbracht'ın Haçlı seferi propagandası, aslında içerideki siyasi hedeflerini gizleyen bir araç olarak kullanılmıştır.[22] Bu dönemde sınır bölgelerinde (Hırvatistan, Macaristan, Banovina) inşa edilen kaleler ve gözetleme kuleleri, gibi yapılar, anti-Türk direnişin taşa kazınmış sembolleriydi. Banovina'daki kaleler üzerine yapılan disiplinlerarası dijital rekonstrüksiyon çalışmaları, bu yapıların "Türk korkusu" ile şekillenen bir savunma mimarisinin ürünü olduğunu ortaya koymaktadır.[23]

Hristiyanlığın merkezi olan Constantinople'un kaybedilmesi bir travma olarak değerlendirilir.[24][25] Bu kayıp Hristiyan Avrupa'da derin bir jeopolitik travma ve teolojik bir şok etkisi yaratmıştır. Doğu Roma İmparatorluğu'nun başkentinin düşüşü, sadece stratejik bir kalenin kaybı değil, Hristiyanlığın doğudaki son kalesinin çöküşü ve İslam'ın Avrupa'nın kalbine doğru durdurulamaz yürüyüşünün başlangıcı olarak algılanmıştır.[26][27] Bu olay, dönemin Kilise babaları ve entelektüelleri tarafından, Hristiyan dünyasının günahlarına karşılık Tanrı'nın gönderdiği bir ceza, bir Flagellum Dei (Tanrı'nın kırbacı) olarak yorumlanmıştır. Rönesans hümanisti ve daha sonra Papa olacak olan II. Pius, 1459'da Mantua Konsili'nde yaptığı konuşmada, Türk tehdidini Avrupa medeniyetine yönelik varoluşsal bir tehlike olarak sunmuştur. Piccolomini'ye göre Türkler, sadece Hristiyanlığın değil, aynı zamanda güzel sanatlar ve edebiyata da düşmandı. İstanbul'un fethinden sonra kütüphanelerin yakıldığı, sanat eserlerinin tahrip edildiği yönündeki çoğu abartılı veya kurgusal anlatılar, Türklerin "barbar ve medeniyet düşmanı" temasını pekiştirmek için kullanılmıştır. Bu retorik, Avrupa'nın kendi içindeki siyasi bölünmüşlüğü aşarak yeni bir Haçlı Seferi ruhuyla birleşmesi gerektiğini savunan Türk tehlikesi literatürünün temelini oluşturmuştur. [28]

Rönesans, Reform ve Aydınlanma Çağı

[değiştir | kaynağı değiştir]

16. yüzyıl, Türkengefahr (Türk tehdidi) kavramının en yoğun yaşandığı dönemdir. Protestanlığın kurucusu Martin Luther, erken dönem yazılarında Türkleri, yozlaşmış Katolik dünyasını cezalandırmak için Tanrı tarafından gönderilmiş bir kırbaç olarak nitelendirmiştir.[29] Türklerin Viyana'yı kuşattığı sırada kaleme aldığı Vom Kriege wider die Türken adlı eseri, bu dönemin en etkili teolojik-politik metinlerinden biridir. Luther, bu eserinde geleneksel Katolik Haçlı Seferi fikrine şiddetle karşı çıkmıştır. Ona göre, Papa'nın liderliğinde yapılan Haçlı Seferleri, Tanrı'nın iradesine karşı gelmekti; çünkü Türkler, Tanrı'nın günahkar Hristiyanları cezalandırmak için gönderdiği bir "ilahi sopa" idi. Tanrı'nın sopasına karşı savaşmak yerine, Hristiyanların önce tövbe etmesi ve günahlarından arınması gerekiyordu.[30] Ancak Luther, bu teolojik duruşunun pasifist bir teslimiyet olarak algılanmasını da engellemek istemiştir. Eserinde ince bir ayrım yaparak, "savaş" ile Haçlı Seferi'ni birbirinden ayırmıştır. Luther'e göre, eğer savaşı Papa veya Kilise adına değil, sivil otorite olan imparator halkını korumak adına başlatırsa, bu meşru bir savunma savaşı olurdu. "Eğer Türk'e karşı savaşılacaksa, bu İmparator'un emriyle, onun sancağı altında yapılmalıdır" diyerek, savaşı seküler bir meşru müdafaa zeminine çekmiştir.[31] Bu yaklaşım, Türk tehdidine karşı askeri direnişi meşrulaştırırken, Papalığın bu savaştan siyasi ve dini rant elde etmesini engellemeyi amaçlamıştır.[32]

Macaristan Ulusal Müzesi'nde bulunan 16. yüzyıldan kalma bir baskıda, Türk savaşçının bebekleri katlettiğini tasvir ediyor.

Bu dönemde matbaanın yaygınlaşmasıyla birlikte, Türkler hakkında binlerce propaganda broşürü basılmıştır. Bu yayınlardaki görsellerde Türkler, "bebekleri şişe geçiren vahşiler" olarak resmedilmiş, kiliselerde Türk ordularının geldiği haber veren "Türk Çanları" (Almanca: Türkenläuten, Türkenglocken) çalınmıştır.[33][34] Desiderius Erasmus 1530 yılında yazdığı De bello Turcico kitabında, Türkleri; "barbar", "kökeni belirsiz" ve "zalim" olarak tanımlayarak dönemin yaygın söylemini tekrar etti. Erasmus'un asıl hedefi, Haçlı Seferleri adı altında savaş çığırtkanlığı yapan Hristiyan prenslerdi. Erasmus'a göre, Hristiyanlar ahlaken öylesine yozlaşmıştı ki, Türklerden farkları kalmamıştı, hatta onlardan daha kötü durumdaydılar.[35] Erasmus, Avrupalıların kendi "içlerindeki Türkleri" yenmeden dışarıdaki Türk'ü yenemeyeceğini savundu:

Eğer gerçekten Türkleri boynumuzdan söküp atmak istiyorsak, önce kalplerimizden daha da iğrenç bir Türk ırkını kovmalıyız; açgözlülük, hırs, iktidar tutkusu, kendini beğenmişlik, tanrısızlık, savurganlık, zevk düşkünlüğü, sahtekârlık, öfke, nefret ve kıskançlık.[36]

Niccolò Machiavelli, modern siyaset biliminin kurucu metni sayılan Prens adlı eserinde, Osmanlı devlet yapısını monarşi türlerini analiz etmek için bir model olarak kullanmıştır. Machiavelli, Türk İmparatorluğu'nu, feth edilmesi son derece zor ama bir kez ele geçirildikten sonra elde tutulması çok kolay bir yapı olarak tanımlamıştır. Ona göre, Osmanlı'da tüm devlet aygıtı tek bir hükümdara bağlıydı ve diğer yöneticiler (paşalar, vezirler) onun kulları statüsündeydi. Bu yapı, içeriden isyan çıkarmayı veya soyluları ayartarak krala karşı kışkırtmayı imkansız kılıyordu, çünkü halkın gözünde bu atanan yöneticilerin Sultan'dan bağımsız bir meşruiyeti yoktu. Machiavelli'nin bu analizi, Türkleri dini bir düşmandan ziyade, mutlakıyetçi bir güç modeli olarak sunmuştur. Bu model, Avrupa siyasi düşüncesinde doğu despotizmi kavramının temellerini oluşturacak şekilde, özgürlüğün, aristokrasinin ve sivil hakların olmadığı bir rejim olarak kodlanmıştır. Giovanni Botero gibi sonraki dönem düşünürleri, Machiavelli'nin "devlet aklı" kavramını eleştirirken, Türklerin başarısını Tanrı'nın iradesine değil, tiranlığa, şiddete ve Hristiyan prenslerin aksine "ahlaki kaygılardan yoksun olmalarına" bağlamışlardır.[37]

Ancak bu dönemlerde Türk imgesi sadece korkudan ibaret değildir; aynı zamanda bir hayranlık ve gıpta unsuru da barındırır. Habsburglara elçi olarak giden Ogier Ghiselin de Busbecq gibi hümanistler, Türk ordusunun disiplinine, liyakat sistemine ve temizliğine hayran kalmış, bunu Avrupa'nın soyluluğa dayalı yozlaşmış sistemiyle kıyaslamıştır. Machiavelli de Prens adlı eserinde Osmanlı yönetim sistemini mutlak gücün ve istikrarın bir örneği olarak analiz etmiştir. Bu ikilem, Robert Schwoebel'in belirttiği gibi, "Hilal'in Gölgesi" altında yaşayan Avrupa'nın, Türkleri hem yok edilmesi gereken bir düşman hem de askeri/idari bir model olarak görmesine neden olmuştur[38][39]

18. yüzyılda Osmanlı'nın gerilemesiyle korku yerini küçümsemeye bırakmıştır. Aydınlanma düşünürleri, Türk karşıtlığını teolojik zeminden medeniyet zeminine taşımıştır. Montesquieu, Kanunların Ruhu eserinde geliştirdiği Oryantal Despotizm teorisiyle, Türklerin sıcak iklim nedeniyle doğuştan tembel ve köle ruhlu olduğunu, ancak korkuyla yönetilebileceğini iddia etmiştir.[40] Bu teori, Türklerin özgürlük ve hukuk devleti gibi kavramlara biyolojik ve çevresel olarak yabancı olduğunu savunarak, onları "irrasyonel öteki" olarak kodlamıştır. Voltaire ve Leibniz gibi düşünürler de Türklerin Avrupa medeniyetinin gelişimi önünde bir engel olduğunu savunmuşlardır.[41][42][43] Volney ve Baron de Tott gibi gezginlerin hatıratları, Türk toplumunu "gelişime kapalı" ve "batıl inançlara saplanmış" olarak tasvir ederek, 19. yüzyıl emperyalizminin medenileştirme misyonuna meşruiyet kazandırmıştır.[44][45]

Avrupalıların gözünde "Korkunç Türk" imajı.

Filhelenizm'in yükselişi

[değiştir | kaynağı değiştir]

19. yüzyılda Türk karşıtlığının karakterini değiştiren en önemli faktör, Avrupa'da yükselen Romantizm akımı ve Filhelenizm olmuştur. antik Yunan medeniyetini Avrupa'nın beşiği olarak gören Lord Byron, Victor Hugo ve Percy Bysshe Shelley gibi romantik entelektüeller, modern Yunanları, antik Yunanların doğrudan torunları, Türkleri ise bu kutsal toprakları işgal eden barbarlar olarak kodlamışlardır. Yunan Bağımsızlık Savaşı ile Avrupa kamuoyunda yaratılan bu hava, Türkofobiyi bir entelektüel duruş haline getirmiştir. Victor Hugo Les Orientales adlı eserinde Türkleri yıkıcılıkla özdeşleştirmiş, Lord Byron ise bizzat savaşa katılarak bu düşmanlığı romantize etmiştir. Bu entelektüel zemin üzerinde, İngiltere Başbakanı William Ewart Gladstone, Türkofobi kavramının modern politik mimarı olmuştur. 1876'da yazdığı Bulgarian Horrors broşüründe Türkleri "insanlığın devasa bir insanlık dışı örneği" olarak tanımlamış ve Avrupa'dan "tası tarağıyla" atılmaları gerektiğini savunmuştur.[46] Gladstone'un bu tutumu, Türk karşıtlığını liberalizmin ve insan hakları savunuculuğunun bir gereği gibi sunarak, Batı kamuoyunda kalıcı bir "Ahlaki Türkofobi" yaratmıştır. Gladstone'un şu sözleri tarihe geçmiştir:

Türkler, suiistimallerini tek bir şekilde ortadan kaldırabilirler: Kendilerini ortadan kaldırarak. Zaptiyeleriyle, müdürleriyle, binbaşılarıyla, paşalarıyla, hepsi birden, taslarını taraklarını toplayıp, yakıp yıktıkları ve kirlettikleri bu topraklardan defolup gitmelidirler.[47]

I. Dünya Savaşı

[değiştir | kaynağı değiştir]

20. yüzyılın başında Türk karşıtlığı, savaş propagandasıyla endüstriyel bir boyuta ulaşmıştır. Özellikle İngiltere ve ABD'de kurulan propaganda büroları kamuoyunu savaşa hazırlamak için Türkleri sistematik olarak şeytanlaştırmıştır. Bu dönemde üretilen posterlerde ve kitaplarda "The Unspeakable Turk" (Ağıza Alınmaz/Tarif Edilemez Türk) sloganı yaygınlaşmıştır. Arnold Toynbee gibi tarihçilerin o dönemde İngiliz Dışişleri Bakanlığı için yazdığı propaganda metinleri, Türkleri "yönetme yeteneğinden yoksun" ve "azınlıklara zulmeden" bir millet olduğu algısını pekiştirmiş, bu algı Sevr Antlaşması'nın zihinsel altyapısını oluşturmuştur. Bu dönemde üretilen sahte haberler ve abartılı anlatılar, Batı dünyasının Türklere yönelik algısını yıllar boyunca zehirlemiştir.

Dönemin İngiliz Başbakanı David Lloyd George'un kullandığı dil, bu propagandanın zirve noktası olarak kabul edilir. Lloyd George, Türkleri "insan kanseri" olarak nitelemiş ve "yönettikleri toprakların etine işleyen, her yaşam lifini çürüten bir ıstırap" olduklarını söylemiştir.[48] Bu biyolojik ve patolojik metafor, Türklerin siyasi bir varlık olarak meşruiyetini tamamen elinden almış ve onlara yapılacak her türlü müdahaleyi rasyonalize etmiştir. Propagandalarda, Türkler; "insan dışı", "mahkum ırk", "aşağı ırk", "medeniyet yıkıcı", "zulümkar", vahşi hayvan", "çekirge sürüsü", "medeniyet ve özgürlük düşmanı, "medenileştirilemez ırk" gibi hakaretlerle sistematik olarak aşağılanmıştır.[49]

Wellington House tarafından hazırlanan en etkili ve uzun vadeli sonuçları olan eser, kısaca Blue Book olarak bilinen The Treatment of Armenians in the Ottoman Empire adlı rapordur. Lord Bryce'ın editörlüğünde ve genç tarihçi Arnold Toynbee'nin derleyiciliğinde hazırlanan bu 700 sayfalık çalışma, savaş koşullarında toplanan misyoner raporları ve Ermeni komitelerinin ifadelerine dayanarak, Türk hükümetinin Ermenilere yönelik sistematik bir imha politikası yürüttüğünü iddia etmiştir. Kitap, Amerikan kamuoyunu etkilemek için "tarihsel bir belge" formatında sunulmuş olsa da, temel amacı Müttefiklerin Osmanlı'yı parçalama planlarına ahlaki bir zemin kazandırmaktı.[50]

The Clean-Fighting Turk

[değiştir | kaynağı değiştir]

The Clean-Fighting Turk (Türkçe: Temiz Dövüşen Türk) ifadesi, özellikle I. Dünya Savaşı'nın Çanakkale Savaşı safhasında İngiliz-Avustralya basınında kullanılan bir söylemdir. Bu ifade, Türk askerinin savaşta dürüst, mert, kurallara saygılı ve gereksiz vahşetten uzak bir şekilde çarpıştığı yönündeki algıyı anlatır. Batı basınında, özellikle ANZAC askerlerinin hatıratlarında, Türk askerleri çoğu düşman orduya kıyasla şövalye ruhlu ve centilmen olarak tasvir edilmiştir.[51] Wellington House'un "barbar Türk" anlatısını zayıflattığı için, İngiliz propagandası bu olumlu imgeyi kırmak adına özel bir çaba sarf etmiştir. 1917 ve 1918'de yayınlanan The Clean-Fighting Turk başlıklı broşürlerde, bu algının bir "Alman yalanı" veya "yanılsama" olduğu iddia edilmiştir.[52] Bu metinlerde, Türklerin aslında Alman militarizminin sadık öğrencileri olduğu, esirlere korkunç muameleler yaptıkları ve "temiz dövüşme" maskesi altında vahşi bir doğaya sahip oldukları işlenmiştir. Propaganda, askerlerin sahadaki deneyimini itibarsızlaştırarak, siyasi hedeflere (Osmanlı'nın tasfiyesi) uygun nefret söylemini yeniden tesis etmeye çalışmıştır.[53]

  1. ^ Volkan, Vamık D (2009). "Large-group identity: 'Us and them' polarizations in the international arena". Psychoanalysis, Culture & Society (İngilizce). Springer Nature. 14 (1): 4–15. doi:10.1057/pcs.2008.50. ISSN 1543-3390. 
  2. ^ Volkan, Vamik D. (1997). Bloodlines: From Ethnic Pride to Ethnic Terrorism (İngilizce). Farrar, Straus and Giroux. ISBN 978-0-374-11447-3. 
  3. ^ Said, Edward W. (1995). Orientalism (İngilizce). Penguin Books India. ISBN 978-0-14-302798-0. 
  4. ^ Neumann, Iver B. (1999). Uses of the Other: "The East" in European Identity Formation (İngilizce). University of Minnesota Press. s. 39-63. ISBN 978-0-8166-3083-7. 
  5. ^ Hernandez, David (2009). The Greatest Story Ever Forged (Curse of the Christ Myth) (İngilizce). Dorrance Publishing. s. 219. ISBN 978-1-4349-6299-7. 
  6. ^ Robins, Kevin (1996). "Questions of Cultural Identity". Gay, Paul du; Stuart, Hall (Ed.). Interrupting Identities Turkey/Europe (İngilizce). Thousand Oaks: Sage Publishing. ss. 62,64,80-81. doi:10.4135/9781446221907.n5. 
  7. ^ Godfrey, Amanda J. (2023). "The Spread of Anti-Islamic Sentiment in Middle Age Europe". University of Colorado Honors Journal (İngilizce). Boulder: University of Colorado Boulder: 37. doi:10.33011/cuhj20231875. 
  8. ^ Samuk, Fevzi (2007). Attila Sendromu: Batı Hıristiyanlığının Şuurötesi. İstanbul: Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı. s. 97. ISBN 978-975-6444-52-8. 
  9. ^ Schaller, Henry (2018). "Crusader Orientalism: Depictions of the Eastern Other in Medieval Crusade Writings" (İngilizce). Tacoma: University of Puget Sound: 1-49. 1 Haziran 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. 
  10. ^ Chamberlain, Hannah M. (2015). Rhetoric and Reality: Latin Christian Unity during the First Crusade (Tez) (İngilizce). Corvallis: Oregon State University. ss. 1-49. 
  11. ^ Gow, Andrew (1998). "Gog and Magog on Mappaemundi and early printed world maps: Orientalizing ethnography in the apocalyptic tradition". Journal of Early Modern History (İngilizce). Leiden: Brill. 2 (1): 61,63.66-67,81-84. doi:10.1163/157006598X00090. ISSN 1570-0658. 
  12. ^ İnan Aliyazıcıoğlu, Z. (2021). "Orta Çağ Avrupa'sında Çizilen Dünya Haritalarında Ye'cuc ve Me'cuc (Gog ve Magog) Halkının/Ülkesinin Tasviri". Cihannüma: Tarih ve Coğrafya Araştırmaları Dergisi. Çiğli: İzmir Katip Çelebi Üniversitesi: 19-22. doi:10.30517/cihannuma.970781. ISSN 2148-8843. 
  13. ^ Höfert, Almut (2003). Almut Höfert, Den Feind beschreiben. "Türkengefahr" und europäisches Wissen über das Osmanische Reich (1450-1600) (Almanca). Frankfurt: Campus Verlag. ss. 48,58-60,77,183,186-187. ISBN 978-3-593-37482-6. 
  14. ^ Gow, Andrew Colin (1994). The Red Jews: Antisemitism in an Apocalyptic Age, 1200-1600 (İngilizce). Leiden: Brill. s. 6. 
  15. ^ Johnston, Sky Michael (2017). Köhler, Hans-Joachim; Hebenstreit-Wilfert, H.; Weismann, Christoph (Ed.). "Sixteenth Century Pamphlets Online / Flugschriften Online". Journal of Jesuit Studies (İngilizce). Leiden: Brill. 4 (1). doi:10.1163/22141332-00401005-04. ISSN 2214-1332. 
  16. ^ Tafifiłowski, Piotr (2017). "The 16th to the 18th century printed Turcica preserved in Polish collections". Art of the Orient (İngilizce). Toruń: Wydawnictwo Adam Marszałek: 233-240. doi:10.11588/ao.2017.0.9102. ISSN 2658-1671. 
  17. ^ Silver, Larry (2018). "Europe's Turkish Nemesis". Karner, Herbert; Ciulisová, Ingrid; García García, Bernardo J. (Ed.). The Habsburgs and Their Courts in Europe, 1400-1700: Between Cosmopolitism and Regionalism (İngilizce). ss. 242,246,249. doi:10.11588/arthistoricum.86.81. ISBN 978-94-6018-483-3. 
  18. ^ Zika, Charles (2020). "Visualising Violence in Reformation Europe". Antony, Robert; Carroll, Stuart; Pennock, C. D. (Ed.). The Cambridge World History of Violence (İngilizce). Cambridge University Press. s. 643. doi:10.1017/9781316340592.033. ISBN 9781316340592. 
  19. ^ Contadini, Anna (2021). "Changing Perceptions of Middle Eastern Objects and Cultures in Eighteenth-Century Europe". Dolezalek, Isabelle; Guidetti, Mattia (Ed.). Rediscovering Objects from Islamic Lands in Enlightenment Europe. ss. 25-26. doi:10.4324/9781003105657. ISBN 978-0-367-61595-6. 
  20. ^ Laiou, A. (1970). Keçiş, Murat tarafından çevrildi. "Marino Sanudo Torsello, Byzantium and the Turks: The Background to the Anti-Turkish League of 1332-1334". Speculum. Chicago: University of Chicago Press. 45 (5): 197-198. 
  21. ^ Tafiłowski, Piotr (2013). "Anti-Turkish Correspondence between Matthias Corvinus and Pope Sixtus IV" (PDF). Rocznik Orientalistyczny (İngilizce). Varşova: Dom Wydawniczy Elipsa. 66 (2): 14-31. 
  22. ^ Niemczyk-Wiśniewska, K. J. (2019). "Antemurale Christianitatis? Anti-Turkish propaganda and Johannes Olbracht's crusade in the sources". Zeszyty Naukowe Uniwersytetu Jagiellońskiego, Prace Historyczne. Kraków: Wydawnictwo Uniwersytetu Jagiellońskiego: 43-61. doi:10.4467/20844069PH.19.003.9567. ISSN 0083-4351. 
  23. ^ Kamnik, Rok; Jelenko, Saša Djura; Nekrep, Matjaž Perc; Jaušovec, Marko (2022). "Using Interdisciplinary Techniques for Digital Reconstruction of Anti-Turkish Fortification Watchtower". Archaeological Landscape and Settlement (İngilizce). Basel: MDPI. 11 (10). doi:10.3390/land11101756. 
  24. ^ van den Oever, J. (2012). Time after Constantinople: Apocalyptic Expectations and the Fall of Constantinople (1453 A.D.) (Tez) (İngilizce). Nijmegen Radboud Üniversitesi. s. 31. 
  25. ^ Bisaha, Nancy (2004). Creating East and West: Renaissance Humanists and the Ottoman Turks (İngilizce). Philadelphia: University of Pennsylvania Press. s. 240. ISBN 978-0-8122-3806-8. 
  26. ^ Malherbe, Jacques (2024). "The Decline of the Eastern Empire and the Fall of Constantinople: An Omen for Europe?". Athens Journal of History. Atina: Athens Institute for Education and Research. 10 (2): 87-96. doi:10.30958/ajhis.10-2-1. ISSN 2407-9677. 
  27. ^ Lazzarini, Isabella (2015). Communication and Conflict: Italian Diplomacy in the Early Renaissance, 1350-1520 (İngilizce). Oxford University Press. ss. 10–30. doi:10.1093/acprof:oso/9780198727415.003.0002. ISBN 978-0-19-872741-5. 
  28. ^ Debby, Nirit (2012). "Visual rhetoric: images of Saracens in Florentine churches". Anuario de Estudios Medievales (İngilizce). Barselona: Institución Milá y Fontanals de Investigación en Humanidades. 42 (1): 7-28. doi:10.3989/AEM.2012.42.1.01. ISSN 0066-5061. 
  29. ^ Tanyu, Hikmet (1981). "Martin Luther'in Türkler Hakkındaki Sözleri". Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi. Ankara: Ankara Üniversitesi. 24 (1): 157. ISSN 1301-0522. 
  30. ^ Miller, Gregory J. (2017). The Turks and Islam in Reformation Germany (İngilizce). Routledge. ss. 100-103,123,133. ISBN 978-1-351-47068-1. 
  31. ^ Francisco, Adam S. (22 Aralık 2016). "Martin Luther, Islam, and the Ottoman Turks". Oxford Research Encyclopedia of Religion (İngilizce). Oxford: Oxford University Press. doi:10.1093/acrefore/9780199340378.013.273. 
  32. ^ Luther, Martin (1967). Schultz, Robert C. (Ed.). Luther's Works: The Christian in Society (İngilizce). Lehmann, Helmut T. tarafından çevrildi. Fortress Press. ISBN 978-0-8006-0346-5. 
  33. ^ Vögele, Wolfgang (2023). "Sounds and Silence: Ringing of the Bells in the Period of Reformation". Carillon and Bell Culture in the Low Countries (İngilizce). Amsterdam: Amsterdam University Press. 2 (1): 73 - 86. doi:10.5117/BKL2023.1.003.VOGE. 
  34. ^ Fichtner, Paula S. (2008). Terror and Toleration: The Habsburg Empire Confronts Islam, 1526-1850 (İngilizce). Londra: Reaktion Books. s. 24. 
  35. ^ Ron, Nathan (2020). "The Non-Cosmopolitan Erasmus: An Examination of his Turkophobic/Islamophobic Rhetoric". Academic Journal of History and Idea. DergiPark. 7 (1): 92,98-99,101. ISSN 2148-2292. 
  36. ^ Kiefer, Julian (2020). "Identifying the Other: Grotius and Erasmus on Bad Christians as Jews and Muslims". Erasmus Student Journal of Philosophy. Rotterdam: Erasmus University Rotterdam. 17: 21. 
  37. ^ Kalkan, Mehmet Talha (2024). "The Grand Turk vs. Machiavelli: Understanding Turks in Early Modern Period from Botero's Perspective". Journal of Ottoman Civilization Studies (İngilizce) (21): 115–138. doi:10.21021/osmed.1419307. ISSN 2458-9519. 
  38. ^ Bisaha, Nancy (2006). Creating East and West: Renaissance Humanists and the Ottoman Turks (İngilizce). University of Pennsylvania Press. ss. 175-180. ISBN 978-0812219760. 
  39. ^ Schwoebel, Robert (1967). The Shadow of the Crescent: The Renaissance Image of the Turk (İngilizce). ss. 166-170,224-226. ISBN 978-9061943099. 
  40. ^ Çirakman, Aslı (2001). "From Tyranny to Despotism: The Enlightenment's Unenlightened Image of the Turks". International Journal of Middle East Studies. Cambridge: Cambridge University Press. 33 (1): 49–68. ISSN 0020-7438. 
  41. ^ Konrad, Felix (2011). "From the 'Turkish Menace' to Exoticism and Orientalism: Islam as Antithesis of Europe (1453–1914)? From the 'Turkish Menace' to Orientalism" (İngilizce). 
  42. ^ Gángó, Gábor (2015). "Information and Propaganda in Print: Leibniz's Eastern Europe". European Review (İngilizce). Cambridge: Cambridge University Press. 23 (3): 332–340. doi:10.1017/S1062798715000058. ISSN 1062-7987. 
  43. ^ Karlsson, Ingmar (2006). "The Turk as a Threat and Europe's" (PDF). International Issues & Slovak Foreign Policy Affairs (İngilizce). Bratislava: Center of the Slovak Foreign Policy Association: 62-72. 
  44. ^ Aksan, Virginia (2002). "Breaking the Spell of the Baron de Tott: Reframing the Question of Military Reform in the Ottoman Empire, 1760–1830". The International History Review. Taylor & Francis. 24 (2): 254–257. doi:10.1080/07075332.2002.9640964. ISSN 0707-5332. 
  45. ^ Çırakman, Aslı (2004). From the "Terror of the World" to the "Sick Man of Europe": European Images of Ottoman Empire and Society from the Sixteenth Century to the Nineteenth (İngilizce). Lozan: Peter Lang. ISBN 978-0820451893. 
  46. ^ Çiçek, Nazan (2006). "The Turkish response to Bulgarian horrors: A study in English Turcophobia". Middle Eastern Studies (İngilizce). Taylor & Francis. 42 (1): 87–102. doi:10.1080/00263200500399579. ISSN 0026-3206. 
  47. ^ Gladstone, W. E. (1876). Bulgarian horrors and the question of the east (İngilizce). University of California Libraries. Londra: John Murray. ss. 61-62. 
  48. ^ Kołodziejczyk, Dariusz (2006). "The "Turkish Yoke" Revisited: the Ottoman Non-Muslim Subjects Between Loyalty, Alienation, and Riot". Acta Poloniae Historica (İngilizce). Varşova: Tadeusz Manteuffel Institute of History: 180. ISSN 0001-6829. 
  49. ^ Salt, Jeremy (1993). Imperialism, Evangelism and the Ottoman Armenians, 1878-1896 (İngilizce). Taylor & Francis. ss. 13,25,29-30,33,45,124,145-146. ISBN 9781135191450. 
  50. ^ Yıldızeli, Fahriye Begüm (2024). "James Bryce's Role in the Armenian Question". Turkish Journal of History. İstanbul: İstanbul University Press. 2 (83): 166-191. doi:10.26650/iutd.20241450659. 
  51. ^ Steel, Daniel (2019). Iron Cross and Crescent Press Discussion of the Ottoman Empire in the United Kingdom, 1914-1918 (Tez) (İngilizce). Canterbury: University of Canterbury. ss. 47,51,57-58. doi:10.26021/10223. 
  52. ^ Johnston, Harry H. (1918). The ‘Clean-Fighting Turk’, Yesterday, To-day and To-morrow. Londra: Eyre & Spottiswoode. 
  53. ^ McEvoy, Sadia (2016). The construction of Ottoman Asia and its Muslim peoples in Wellington House's propaganda and associated literature, 1914-1918 (Tez) (İngilizce). Londra: King's College London. ss. 120-122,133-134. 

Diğer okumalar

[değiştir | kaynağı değiştir]

Dış bağlantılar

[değiştir | kaynağı değiştir]

Birincil kaynaklar

[değiştir | kaynağı değiştir]

Birleşik Krallık devlet arşivleri

[değiştir | kaynağı değiştir]

I. Dünya Savaşı

[değiştir | kaynağı değiştir]

Tamer Torun, Aytül (2010). Analyzing the propaganda activities of United Kingdom and USA against the Ottoman State in the context of British and American press during the First World War (Tez). Ankara: Ankara Üniversitesi.