Said Nursî

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Atla: kullan, ara
Said Nursî

Said Nursî'nin fotoğrafı
Doğumu 5 Ocak 1878
Nurs Köyü, Hizan, Bitlis, Vilâyet-î Bitlis, Osmanlı İmparatorluğu
Ölümü 23 Şubat 1960 (82 yaşında)
Şanlıurfa, Türkiye
Çağı 19., 20. yüzyıl
Bölgesi İslam felsefesi
Okulu Şafii
Önemli fikirleri Risale-i Nur Külliyatı

Said Nursî[1][2] veya soyadı kanunundan sonraki hâliyle Said Okur[3] (d. 5 Ocak 1878 Nurs Köyü, Hizan, Vilâyet-i Bitlîs, Osmanlı İmparatorluğu [4] - ö. 23 Mart 1960 [5] mektubat isimli kitabında milliyetini şöyle tarif etmiştir. "Siz Türksünüz. Maşaallah, Türklerde her nevi ulema ve ehl-i kemal vardır. Said bir Kürttür. Milliyetinizden olmayan birisiyle teşrik-i mesai etmek hamiyet-i milliyeye münâfidir." sualine karşı cevabı: ^^Ey bedbaht mülhid. Ben felillahilhamd müslümanım.Her zamanda kudsi milletimin üçyüz elli milyon efradı vardır.Böyle ebedî bir uhuvveti tesis eden ve dualarıyla bana yardım eden ve içinde Kürtlerin ekseriyet-i mutlakası bulunan üç yüz elli milyon kardeşi, unsuriyet ve menfi milliyet fikrine feda etmek ve o mübarek hadsiz kardeşlere bedel, Kürt namını taşıyan ve Kürt unsurundan addedilen mahdut birkaç dinsiz veya mezhepsiz bir mesleğe girenleri kazanmaktan yüz bin defa istiâze ediyorum. Ey mülhid! Senin gibi ahmaklar lâzım ki, Macar kâfirleri veyahut dinsiz olmuş ve frenkleşmiş birkaç Türkleri muvakkaten, dünyaca dahi faydasız uhuvvetini kazanmak için, üç yüz elli milyon hakikî, nuranî menfaattar bir cemaatin bâki uhuvvetlerini terk etsin. [6] İslam âlimi ve tefsir yazar.[7][8][9][10][11] Risale-i Nur Külliyatı'nın yazarı ve Nur Cemaati'nin ilk lideri olarak ünlüdür. 15 yaşında bir medrese öğrencisi iken hocası tarafından verilen Bedîuz-zamân (zamanın harikası veya eşsizi) lakabı ismiyle birlikte kullanılır.[12][13] Kendisinin "Bediüzzaman" isminin yanı sıra "Molla Said", "Molla Said-i Meşhur", "Said-i Nursî", "Said-i Kürdî" gibi isimler kullandığı da bilinmektedir.

Birinci Dünya Savaşı esnasında gönüllü alay komutanı iken çekilen fotoğrafı[14]

Hayatı[değiştir | kaynağı değiştir]

Said Nursî, 1878[4] yılında Bitlis’in Hizan ilçesine bağlı İsparit nahiyesinin Nurs köyünde doğdu. Babasının adı Mirza, annesinin adı Nuriye'dir.

Van'da Medresetü’z-Zehra isimli bir okul kurma fikrini gerçekleştirebilmek için 1907 yılında İstanbul'a geldi.[15] Daha sonra İttihat ve Terakki Cemiyetiyle irtibata geçmek için Selanik'e gitti. Said Nursî, 31 Mart İsyanı sonrasında tutuklandı, yargılandı ve suçsuz bulunarak serbest bırakıldı. 1916'da Osmanlı-Rus savaşı sırasında esir düştü, bir yıl Rusya'da esir kamplarında kaldıktan sonra kaçarak ülkeye döndü.[15][16][17]

1922 yılı sonlarında, Mustafa Kemal'in daveti üzerine Ankara'ya giderek kendisiyle görüştü. Bir süre Ankara'da kaldıysa da, Mustafa Kemal ile dini konularda ters düşmeleri üzerine ilişkileri koptu. Said Nursî'ye göre, Atatürk İslamiyet karşıtı görüşlere sahipti.[18][19][20][21] Daha sonra Van'a yerleşti. Şeyh Said'e isyan etmemesini telkin etmesine rağmen [22] Şeyh Said İsyanı sonrasında takibe alındı ve Barla'ya sürgün edildi. 1925 ile 1952 yılları arasında çeşitli sürgün ve hapis cezaları dolayısıyla Burdur, Isparta, Kastamonu ve Emirdağ'da kaldı. Kitaplarından dolayı yargılandığı dönemlerde aylarca Eskişehir, Denizli, Afyon hapishanelerinde tutuklu kaldı ancak beraat etti.

Said Nursî, hayatının "Eski Said", "Yeni Said" ve "Üçüncü Said" olmak üzere üç dönemden oluştuğunu ifade eder. Eserlerinde, 45 yaşına kadar olan hayatını "Eski Said" dönemi olarak ifade etmiştir. Eski Said, imani yöntemlerle birlikte İslamiyete siyaset yoluyla da hizmet edilebileceği fikriyle hareket etmiştir. Daha sonra, zamanın gelişen olayları onun bu fikrini değiştirmiş ve siyasetten tamamiyle çekilmiştir.[23].

Eski Said'in "Yeni Said"'e geçişinde, Said Nursî'nin, Abdulkadir Geylani'nin Fütuh'ul Gayb isimli kitabından aldığı ders önemli rol oynamıştır.[24] Risale-i Nur Külliyatı'nın büyük kısmı Yeni Said döneminde yazılmıştır. Said Nursî, Eski Said ile Yeni Said dönemlerini "Eski Said, daha ziyade akli gidiyordu, Yeni Said ise ilhama da mazhardır, akıl-kalp ittifakıyla hareket eder." diye özetlemektedir:

1948'deki Afyon hapsinden sonraki hayatını ise "Üçüncü Said" dönemi olarak ifade etmiştir.[25] 23 Mart 1960'da Şanlıurfa’da vefat etti. Urfa'daki Halil-ur Rahman Dergahı'na defnedildi. Ancak 12 Temmuz 1960'da 27 Mayıs Darbesi hükümetinin emriyle mezarı yıktırıldı ve bilinmeyen bir yere nakledildi.[26]

Gençlik çağı ve eğitimi (Eski Said)[değiştir | kaynağı değiştir]

İlk eğitimini ağabeyi Molla Abdullah'tan almıştır. Dokuz yaşında (1887) Tağ Köyü’ndeki Molla Mehmed Emin Efendi’nin medresesinde öğrenim hayatına başladı. 1888'de medrese eğitimi bırakarak köyüne döndü. Tarihçe-i Hayat'ta izzetine çok önem verdiği, âmirane söylenen en küçük bir söze bile tahammül edemediği, bu sebeble köyüne geri döndüğü yazılmıştır.[27] Köyüne döndükten sonra, medrese öğrencisi olan ağabeyi Molla Abdullah'ın derslerini takip ederek kendini ilerletmiştir. Beş yıl süren tahsil hayatı boyunca Molla Mehmed Emin Efendi Medresesi, Mir Said Veli Medresesi, Molla Fethullah Efendi Medreselerinde eğitim aldı. Risalelerinde, bu süre zarfında Kur’an’ı hatmettiğini, sarf ve nahiv kitaplarını İzhar’a kadar okuduğunu, Doğu Beyazıt’ta bulunan Şeyh Mehmet Celali’nin medresesinde üç ay süren bir eğitim gördüğünü, bu eğitimi sırasında her gün günde üç saat meşgul olarak yüze yakın kitabı okuyup ezberine aldığını, medreselerde eğitimi yapılan kitaplar dışında pek çok başka kitabı da okuduğunu yazmıştır.[28][29][30][31][32][33] Nakşibendî tarikine intisabı, Halidî şeyhlerin sosyal aktivitelerine katılımıyla olmuştur.[34] Daha sonra icazetini aldığı ve sonra Doğubeyazıt’tan ayrıldığı bildirilmektedir.[35] Bu sırada arkadaşları ve bazı hocalarıyla olan tartışmaları ve kavgaları sebebiyle medrese eğitiminde aksamalar olmuştur.[36] Köyüne döner ve kışı köyünde geçirir.

Gördüğü bir rüyadan etkilenerek eğitimine dönme isteğini babasına söyler, Müküs ocağındaki Mir Hasan Veli Medresesine gider.[37] Zor konularda gösterdiği anlayış, okuduğu kitapları kolaylıkla ezberine alması ve ilmi tartışmalardan galip ayrılması gibi özellikleri Molla Fethullah Efendi tarafından "Bediüzzaman" şeklinde isimlendirilmesine yol açar.[33][38][39][40]

Risalelerinde, bu dönemden sonra Bitlis’e gelen Said Nursî'nin ilmi alt yapısı ve farklı kişiliğinin, Bitlis Valisi Ömer Paşanın dikkatini çektiği ve Vilayet konağında kalarak çalışmalarına devam etmesi için ona bir oda tahsis edildiği yazılmıştır.[41] Burada iki yıl kalan Nursî daha sonra Van Valisi Hasan Paşa tarafından Van'a davet edilmiş, valilik konağında, Hasan Paşa ve sonrasında İşkodralı Tahir Paşa zamanlarında konağın kendisine ayrılan bölümünde yaklaşık olarak 10 yıl çalışmalarına devam etmiştir.[42] Bu dönemde Horhor Medresesi'nde de talebelerine ders vermekte olduğu da eserlerinde anlatılmaktadır.[43][44][45]

Said Nursî, idealinde Van'da kurulmasını arzu ettiği, fen bilimleriyle İslami ilimlerin birlikte okutulacağı, Medresetüz-Zehra ismini verdiği üniversite düşüncesini hükümete iletmek için 1907 yılında İstanbul'a gelir. El Ezher Üniversitesine kardeş olarak tarif ettiği bu üniversitede Arapça, Türkçe ve Kürtçe olmak üzere üç dilde eğitim yapacağını belirtmektedir.[46] İstanbul’da Ferik Ahmed Paşa’nın evine yerleşmiş,[47] idealindeki üniversite ile ilgili bir dilekçeyi padişahın özel kalem dairesi olan Mabeyn-i Hümayun’a sunmuş, ancak Said Nursî'nin bu talebi için hükümet bir teşebbüste bulunmamıştır. Gelişinden iki ay sonra Fatih'te bulunan Şekerci Hanı'na yerleşen [48] Said Nursî, odasının kapısına “Burada her suale cevap verilir, her müşkül hallolunur; fakat sual sorulmaz” şeklinde bir yazı asmıştır.[49]

Medresetü’z-Zehra ile ilgili dilekçesini II. Abdülhamid'e vermek amacıyla, selamlıkta düzenlenen törene üzerinde yöresel kıyafetleri, başında sarığı ve hançeri ile katıldı. Bu hareketi neticesinde önce tutuklandı daha sonra akıl hastahanesine kapatıldı.[15] Serbest kaldıktan sonra keskin bir Abdülhamit muhalifi olarak İttihat ve Terakki Cemiyetiyle irtibata geçmek için Selanik'e gitti. Selanik'te cemiyetin önde gelen isimlerinden daha sonra Selanik Mebusu olacak olan Emanuel Karasso ile ve cemiyetin diğer önderleri ile görüştü.[50] Selanik'te Meşrutiyetin İlanı'ndaki kutlamalarda II. Abdülhamit idaresine karşı hürriyet nutukları söyledi. Nutuklarında hürriyet'in gelmesinden önce Gebermiş İstibdadı muhafaza için şeriat meselesinden geri adım atılmış olduğunu söylemişti.[50] Bu dönemde Osmanlı Devletinin güvenlik ve istihbarat kurumu olan Teşkilat-ı Mahsusa'da görev aldığı, İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne üye olduğu yazılmıştır.[15][16][17] Teşkilat-ı Mahsusa tarafından 1915 yılında Bitlis'te Rus Cephesinde görevlendirildiği, Libya'ya gönderildiği tarihçi Cemal Kutay tarafından yazılmış ancak bu görevlendirilme bilgisinin doğru olmadığı yönünde itirazlar olmuştur.[51]

Abdülhamid sonrasında, eğitimle ilgili düşüncelerini Sultan V. Mehmet'e sunmak üzere İstanbul’a geldi. Van'da kurmayı planladığı Medresetü'z Zehra padişah tarafından kabul gördü ve 19 bin altın ödenek ayrıldı.[52]

1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilanından hemen önce İstanbul’a geldi. İstanbul'da Derviş Vahdeti'nin Volkan Gazetesi'nde yazdı. İslamcı bir siyasal parti olan İttihad-ı Muhammedi Fırkası'nın (Fırka-i Muhammediye) kurucuları arasında yer aldı. Volkan Gazetesi bu fırkanın yayın organıydı. 13 Nisan 1909 (Rumi 31 Mart 1323) tarihinde 31 Mart Vakası patlak verdi. Selanik'ten gelen Hareket Ordusu aradan 11 gün geçtikten sonra isyanı bastırabildi. Bazıları İttihad-ı Muhammedi Fırkası'nın ileri gelenleri olmak üzere isyanı çıkaranlar ve Derviş Vahdeti ile birlikte Divan-ı Harp Mahkemesinde yargılandı, Derviş Vahdeti ve 16 kişi idam edildi, Said Nursî davadan beraat etti. Serbest kaldıktan sonra Serbesti Gazetesi'nde "ordunun ruhu ve ülküsünün okullu subaylar olduğunu, bunlara isyan etmenin cinayet olduğunu" yazmıştır.[53] İsyanın ardından Batum üzerinden Van'a gitti. 1911 yılında tekrar İstanbul’a döndü.

1911'de Şam, Emevîye Camii'nde okuduğu hutbe daha sonra Hutbe-i Şamiye adıyla kitaplaştırıldı. Münâzarat ve Muhakemât gibi eserlerini telif etti.

1915-1917 arasında Osmanlı-Rus Savaşında Kafkas Cephesinde albay rütbesiyle gönüllü alay komutanı olarak Birinci Dünya Savaşı'na katıldı.[54] 1916'da Bitlis savunması esnasında yaralanarak Ruslara esir düştü. Sibirya esir kamplarında bir yıl geçiren Nursî 1917'de Kostroma Esir Kampından kaçarak İstanbul'a döndü ve Osmanlıda en üst fetva kurulu olan Dar-ül Hikmet-ül İslamiye'ye atandı.

Rusya'daki esaretinden İstanbul'a dönerken Alman resmi makamları tarafından çekilen fotoğrafı

Nursî I. Dünya Savaşı sonlarında imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması mütareke günlerinde, Çamlıca’daki evinde yeğeni Abdurrahman ile birlikte kalmıştır. Bazı araştırmalar bu dönemde Kürdistan Teali Cemiyeti’ni ve Kürt Neşriyat Cemiyeti gibi cemiyetlere katıldığı yönünde olmasına rağmen [55] Kürt Teali Cemiyeti'nin üyeleri [56][57][58] nin Said Nursî'yi cemiyetlerine davet ettikleri, ancak Nursînin bu teklifi cemiyete gönderdiği bir mektupla reddetttiği diğer yazarlar tarafından ifade edilmektedir.[59][60][61] İngiliz Hava Kuvvetleri Komutanlığı tarafından Bağdat’tan yazılan gizli raporda, Kürtleri Türklere karşı kışkırtarak ayaklandırmak amacıyla kurulmuş olan Kürdistan Teali Cemiyeti’nin kurucuları arasında Said-i Kürdî (Nursî)’nin de adı geçer.[55] 15 Şubat 1919 tarihinde sonradan Teâli-i İslâm Cemiyeti adını alan Cemiyet-i Müderrisîn'in Mustafa Sabri, İskilipli Mehmet Atıf Hoca, Ermenekli Saffet Efendi gibi din ve eğitimcilerle birlikte kurucu azaları arasında yer aldı.[62][63] 1919'da Mesnevî-i Nuriye adlı eserini yazmaya başladı. Bu günlerde Said-i Nursî “Sünûhât” (1920), “Hakikat Çekirdekleri” (1920), “Nokta” (1921), “Rumûz” (1922) gibi bazı kitapçıkları kaleme almıştır.[55]

Said-i Nursî, İstanbul’da “Darül-Hikmet’ül İslamiye”de çalışmakta iken, Mustafa Kemal, Doğu Anadolu’da, Kuzey Irak’ta ve Suriye’de İslamı anlatabilecek, bölgedeki insanları Kurtuluş Savaşı’na katılmaya çağıracak din adamlarına ihtiyaç duymaktaydı. Emirdağ Lahikası’nın bir bölümünde Said-i Nursî'nin Kürt bölgelerinde tanınmış ve hatırı sayılan bir din adamı olması dolayısıyla Mustafa Kemal'in O'nu Güney Doğu Anadolu’ya vaiz olarak göndermek istediği kaydedilir. Mustafa Kemal böylece bir ittifak oluşturacak ve doğulu halkın da bu ittifakta toplanmasını sağlayacaktı. Ancak Said-i Nursî bu dönemde Anadolu’ya geçmeye yanaşmamış, Kurtuluş savaşının bitimine rastlayan 1922 senesinde Anadolu'ya geçmiştir.

Said Nurs-i, İstanbulda İngiliz politikalarına karşı bir risale ve Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarını “dinsiz” ve “zındık” ilan eden hıyanet fetvasına karşı, “bu fetvanın ilmen geçersiz olduğunu” beyan eden “Hutuvat-ı Sitte” adlı bir bildiri hazırlamıştır. Bu eser yüzünden işgal kuvvetleri tarafından gıyabında ölüm cezasına mahkûm edildi.[64] Said Nurs-i bu bildiriyi yayınlamadan önce 3 müftü tarafından imzalanan ve 64 müftünün de onayladığı “düşmana karşı mücadele etmenin din gereği olduğu”nu anlatan bir karşı fetva yayınlanmış bulunmaktaydı.[55][55]

Eski Van Valisi Tahsin Bey gibi dostlarının ve Mustafa Kemal'in davetleri sonucu, 9 Kasım 1922'de Ankara’ya gitmiş [65] ve Milli Meclis'in 2. oturumuna dinleyici olarak katılmıştır.[66] Ancak, milletvekillerine yaptığı, on maddelik, "Türkiye'nin şekillenmesinde mânevî dinamiklerin ihmal edilmemesini" de içeren çağrısı sert tepkiler aldı.[67][68] Said Nursî, Medreset-üz Zehra ideali için, II. Meşrutiyet döneminde Van’da temelini attığı fakat savaş yüzünden inşaatı başlatılamayan üniversitenin kurulması için Mebuslara bir kanun teklifi hazırlattırdı. Bu teklif mecliste iki yüz milletvekilinden 163’ünün imzasıyla kanunlaştı. 7 Nisan 1923'de talebe yetiştirmek ve münzevi bir yaşam sürmek üzere Van’a gitti, Erek Dağı’nda iki senesini geçirdi.[69][70]

Yeni Said[değiştir | kaynağı değiştir]

1925 yılında ortaya çıkan Şeyh Said Ayaklanması'na destek verdiği iddiasıyla Burdur'a sürgün edilen Said Nursî,[71][72] yargılandığı mahkemede, Şeyh Saide yazdığı mektupta "Yaptığınız mücadele kardeşi kardeşe öldürtmektir ve neticesizdir. Türk milleti İslâmiyete bayraktarlık etmiş, dini uğrunda yüz binlerle, milyonlarla şehid vermiş ve milyonlar veli yetiştirmiştir. Binaenaleyh kahraman ve fedakar İslam müdafiilerinin olan Türk milletine kılınç çekilmez ve ben de çekmem."[73] şeklinde görüşünü bildirdiğini söyleyerek kendisini savunmuştur. Said Nursî Burdur’da Nur’un İlk Kapısını, 1926'da sürüldüğü Barla'da ise Sözler, Mektûbat ve Lem'alar’ın da büyük bölümünü yazmıştır.

Buradaki faaliyetleri şüpheli bulunarak 1934'te Isparta’ya sürüldü. 1935 yılında “gizli cemiyet kurmak, rejimin temel düzenini yıkmak” iddiasıyla Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesinde aleyhinde dâvâ açıldı ve Tesettür Risalesi’nden dolayı kendisi on bir ay, on altı öğrencisi de altı ay hapse mahkûm edildi.[74] 1936'da Hapis cezasının bitiminden sonra 7 yıllığına Kastamonu’ya sürüldü.

1943 yılında 126 talebesiyle birlikte "rejimin temel düzenini yıkmak" iddiasıyla tutuklanarak Denizli hapishanesine sevk edildi. 9 ay tutuklu kaldı. Beraat etti. Daha sonra Emirdağ’a götürülerek burada zorunlu ikâmete mahkûm edildi. 1947 yılında aynı suçlamalarla tekrar tutuklanarak 54 talebesiyle birlikte Afyon hapishanesine sevk edildi. Yaklaşık 20 ay hapiste kaldı. Buradan tekrar Emirdağ’a götürüldü.

Said Nursî'nin Barla'ya ilk geldikleri zaman hükümetin isteği üzerine çekilen ve Ankara'ya gönderilen fotoğraf [75]

Üçüncü Said[değiştir | kaynağı değiştir]

1952'de Gençlik Rehberi isimli eseri hakkında açılan dava münasebetiyle İstanbul’a geldi ve bu davadan beraat etti. 1953'te Emirdağ’a döndü. İkinci defa İstanbul’a geldi ve üç buçuk ay burada kaldı. Bundan sonraki hayatı genellikle Emirdağ ve Isparta’da geçti.

Bu dönemde, yazımı tamamlanmış olan Risale-i Nur'un farklı kesimlerden insanlara ulaştırılmasıyla ilgilenmiştir. Bu amaçla birçok şehir ve köylerde el ile yazılan risalelerin okunması, okutulması, bazı merkezlerde risalelerin daktilo ile çoğaltılması; Ankara, İstanbul ve doğu illerini de kapsayacak şekilde risalelerin bütün toplumsal tabakalara ulaştırılması işleri ile ilgilenmiştir. Yine bu dönemde mahkemelerden iade edilen Nur Risaleleri ve bazı illerde bir kısım Nur Talebelerine dava açılması sebepleriyle resmi makamlarla görüşmeleri olmuştur. 1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti hükümetinin Risale-i Nur hareketine olumsuz bakmaması ve yayımlanmasına engel olmaması sebebiyle, risaleler bu dönemde matbaalarda basılmış Anadolu'nun yanında Mısır, Pakistan, ABD, İtalya gibi çeşitli ülkelere de gönderilmiştir.[76]

Ölümü ve mezar yeri[değiştir | kaynağı değiştir]

23 Mart 1960'ta Şanlıurfa’da vefat etti. Urfa Halil-ur Rahman Dergahı'na defnedildi. 27 Mayıs Darbesi sonrasında 12 Temmuz 1960'ta cuntanın emriyle mezarı yıktırıldı.[26] Naaşı konusunda yapılan iddialara göre Isparta’ya götürülerek şehir mezarlığına gizlice defnedilmiş, bu mezar ise 1969'da bir-iki talebesi tarafından açılarak, cesedi kendileri dışında kimsenin bilmediği bir yere gömülmüştür.[26] Soner Yalçın ise Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı Efendi 2 adlı kitabında naaşın Urfa'dan alındıktan sonra cesedin Kıbrıs açıklarında denize atıldığını iddia etti.[77] Son iddia ise naaşın taşındığı uçakta yer alan Erol Türegün tarafından ortaya atıldı. Buna göre Said Nursî'nin naaşı Isparta-Afyon arasında bir yere gömülmüştür.[78]

Nur Cemaati[değiştir | kaynağı değiştir]

Ana madde: Nur Cemaati

Nur Cemaati, Said Nursî'nin [2][79] risalelerinde açıkladığı fikirlerine dayanan, 20. yüzyıl başlarında doğan İslâmî hareket. Said Nursî takipçilerini ifade etmek için Nur talebeleri ve Nurcu kelimelerini kullanmıştır.[80]

Mensupları Said Nursî'nin risalelerinde yazdığı fikirlerine ve dünya görüşüne uyarlar, itikâdi ve fıkhi bakımdan Sünnî İslâm'a bağlıdırlar. Nur Cemaati, bir tasavvufi tarikat değildir. Farklı gruplardan oluşan cemaatin ana faaliyeti Risale-i Nur'ların okunması, yorumlanması ve çoğaltılıp yayılmasıdır.

Said Nursî tarafından yazılan, yaklaşık 6000 sayfadan oluşan Nur Risaleleri'ni okuyan ve Risale-i Nur hizmetini birinci önceliği olarak kabul eden kişilere Nurcu (Nur Talebesi) denilmektedir. Cemaat, abi, kardeş gibi kavramlarla, Risale-i Nur külliyatında verilen kurallar ve meşveret kararlarına hürmet etmeyi gerektiren yazılı olmayan bir anlayışın öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Nur Risaleleri'ndeki konuların başkalarına anlatılması olayı ve bunun için oluşturulan ev, yurt, yayın faaliyeti gibi kurumsal yapı ve faaliyetlere ise Hizmet denilmektedir.

Said Nursî'den sonra Nur Talebeleri farklı eğilim ve liderlikler etrafında toplanan değişik gruplar oluşturmuşlardır.

Düşünce yapısı[değiştir | kaynağı değiştir]

Said Nursî klasik İslamcılara benzer şekilde batıdan Fen ve sanatın alınması, ancak batılı yaşam tarzı ve batı kültürünün reddedilmesi taraftarıdır. Nursî, kapitalizm karşısında sosyalizmi halkın medeniyeti olarak niteler ve bunun daha adaletli olduğunu söyler. Ona göre mutlak adalet şeriatla mümkündür. "Şeriatın bir hakikatına, bin ruhum olsa feda etmeğe hazırım! Zira şeriat, sebeb-i saadet ve adâlet-i mahz ve fazilettir."[81] Said Nursî değişik yerlerde Komünizm ve Bolşevizm'in insanlık üzerindeki yıkımları üzerinde durur ve onları ahir zamanın büyük deccalı olarak niteler.[82][83]

Tarihçe-i Hayat'a göre Said Nursî Cumhuriyet öncesi ve sonrasında siyasi otoritelerle problemlidir. Cumhuriyete karşı olmamakla birlikte devrimler, özellikle de tekke ve zaviyelerin kapatılması, kılık kıyafet devrimi, ve şeriat kanunlarının ilgası anlamına gelen laiklik kendisinin öfkesini çekmektedir.[84] Ahir zaman fitnesi olarak gördüğü bu durum karşısında imanı kuvvetlendirmeye dönük eserler yazmaya ve bu konuda çalışmaya yönelir.

Said Nursî inşikak-ı kamer mucizesini de anlattığı Mucizat-ı Ahmediyyede, ayrıca Yunus, Eyyub ve benzeri peygamber kıssalarında Peygamberler tarihi, Ahmediyye, Muhammediyye gibi siyer kaynaklarından aktardığı mistik-destansı unsurlarla süslenmiş gerçeküstü anlatımları, değişik yorum ve çıkarımlarla destekler. Said Nursî'ye göre deprem, sel gibi olaylar ilahi emirle hareket eden Dünya'nın günahkarlara karşı harekete geçmesidir. [85]

Said Nursî sıklıkla cifr ve ebced kullanarak yaptığı tefsirlerde, ayetlerin değişik mana tabakaları bulunduğu iddiasındadır. Muhammed'in, "Ümmetimden bir grup kıyamet kopuncaya kadar hak uğrunda mücadele etmeye devam edecek" [86][87][88][89] hadisini ebced hesabına tabî tutmuş ve kıyametin yaklaşık tarihini hesaplamıştır. [90][91]

Risalelerde şeriata göre kadınlara mirastan erkeğin yarısı kadar pay verilmesinin hak ve adalete uygunluğu anlatılır. Kadınların örtünme ihtiyacı ise; “Hem kadınların on adetten altı yedisi, ya ihtiyardır, ya çirkindir ki, ihtiyarlığını ve çirkinliğini herkese göstermek istemezler. Ya kıskançtır, kendinden daha güzellere nisbeten çirkin düşmemek veya tecavüzden ve ittihamdan korkar; taarruza mâruz kalmamak ve kocası nazarında hıyanetle müttehem olmamak için, fıtraten tesettür isterler. Hattâ dikkat edilse, en ziyade kendini saklayan, ihtiyarlardır. Ve on adetten ancak iki üç tanesi bulunabilir ki, hem genç olsun, hem güzel olsun, hem kendini göstermekten sıkılmasın” sözleriyle anlatılmaktadır.

Eleştiriler[değiştir | kaynağı değiştir]

Said Nursî'ye çeşitli kişiler tarafından eleştiriler yapılmaktadır. Bunlardan bazıları; Muhammed'i kitlelere olağanüstü gösterme çabası[92], doğadışı bazı olaylara olan inancı, [93][94] bilimsel altyapısının yetersiz oluşu[95][96][97], zayıf hadislere itibar etmesi[98] ve ebced hesabını uygulayarak yorumlar yapması[99][100] şeklinde sıralanabilir.

Ayrıca 1964 yılında Mustafa Sabri tarafından yazılan Nurculuk Hakkında adlı kitapta [101] Risalelerin içeriğinin Müslümanlık esaslarına göre dini ve ilmi kıymeti olmadığı ve Risale-i Nur'un ilhamla yazıldığı, müellifince gaybden ihtarlar alındığı, Kuran tefsirine mananın tahammül edemeyeceği tarzda batıni ve indi manalar verildiği ve ilmi değeri olmadığı, hatta sapkınlık olduğu eleştirileri yapılmıştır.[101][102] "Nurculukla Mücadele Komitesi" üyelerinden Neda Armaner, söz konusu kitab hakkında "27 Mayıs darbe hükümetinin emriyle ve sırf Nurculuk aleyhinde olsun diye öyle bir işin yapıldığını" ve "Diyanet tarafından çıkarılarak, ondan 10 yıl önce ölmüş bulunan Mustafa Sabri'nin eseri olarak piyasaya sürüldüğünü" ifade etmiştir.[103]

Kitapları[değiştir | kaynağı değiştir]

Ana madde: Risale-i Nur

Uluslararası arenada düzenlenen Risale-i Nur ve Said Nursî konulu sempozyumlarda yayınlanan bildirilerde[104][105], Said Nursî'nin risalelerindeki fikirlerin, felsefik ve alegorik anlamlar taşıyan Kuran Tefsirleri olduğu ifadelerine yer verilmiştir.[106]

Eski Said Dönemi Eserleri

İlgili film ve biyografiler[değiştir | kaynağı değiştir]

  • Hür Adam
  • Allah'ın Sadık Kulu
  • Tarihçe-i Hayat, Bediüzzaman Said Nursi
  • Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi, Necmeddin Şahiner, Yeni Asya Yayınları
  • [2] Said Nursi belgeseli, eleştirel
  • çizgilerin Diliyle Bediüzzaman Sait Nursi

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

  1. ^ Said Nursi'nin, Said Nursi ifadesi hakkında Risale-i Nur külliyatındaki ifadesi
  2. ^ a b Said Nursi'nin imzasının (isminin bulunduğu bir mektubu
  3. ^ Isparta Cumhuriyet Müddei Umumiliğinin 954/311 ve 956/8 numaralı 1956 tarihli iddianamesinde adı Said Okur olarak listelenmiştir.
  4. ^ a b Köprü dergisinde doğum tarihiyle ilgili makale,
  5. ^
  6. ^ Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, s.407-408
  7. ^ Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, s.407
  8. ^ Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, s.410
  9. ^ Divan-ı Harb-i Örfî, s.20
  10. ^ Divan-ı Harb-i Örfî, s.161
  11. ^ Divan-ı Harb-i Örfî, s.169
  12. ^ "Bediüzzaman Said Nursi (Ocak-Mart 1878 - 23 Mart 1960)" Köprü dergisi- Bahar 2000-70. Sayı URL erişim tarihi: 19 Temmuz 2011
  13. ^ Bediüzzaman Said Nursi, İçtimai Reçeteler, İstanbul 1990, C.1, s. 23; Abdülkadir Badıllı, Bediüzzaman Said Nursi: Mufassal Tarihçe-i Hayatı, İstanbul 1990, C. 1, s. 76.
  14. ^ http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/saidnursi/photos/html/photos.asp?num=12
  15. ^ a b c d Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi, Necmeddin Şahiner, Yeni Asya Yayınları
  16. ^ a b Tempo Dergisi, 8 Nisan 2003
  17. ^ a b haber5 internet sitesi, Taha Kurutlu
  18. ^ Beyanat ve Tenvirler
  19. ^ Emirdağ Lâhikası
  20. ^ Emirdağ Lâhikası
  21. ^ Emirdağ Lâhikası
  22. ^ Tarihçe-i Hayat sf. 150
  23. ^ Said Nursi, Şualar - On Dördüncü Şua s.426
  24. ^ Lem'alar - 8.Lem'a - Envar Neşriyat s.49
  25. ^ Said Nursi Tarihçe-i Hayatı - Isparta Hayatı - Envar Neşriyat s.525
  26. ^ a b c Konuşan yalnız hakikattir
  27. ^ Said Nursi Tarıhçe-i Hayatı, Envar Neşriyat, sh.32
  28. ^ Risale-i Nur Külliyatı, Tarihçe-i Hayat | Birinci Kısım : İlk Hayatı
  29. ^ Bediüzzaman Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Germany 1994, s. 68.
  30. ^ Bediüzzaman Said Nursi, İçtimai Reçeteler, İstanbul 1990, C.1, s. 10.
  31. ^ Bediüzzaman Tarihçesi, Abdurrahman, İstanbul 1919, s.10-12
  32. ^ Sikke-i Tasdik-i Gaybi Osmanlıca, s.62
  33. ^ a b Emre Aköz, Bir rüya gördü hayatı değişti, Sabah
  34. ^ Bediüzzaman Said Nursi ve Şeyh Ahmed Sirhindi
  35. ^ 4. Sadık Albayrak, Son Devrin İslam Akademisi, İstanbul 1972, s. 198.
  36. ^ Boğaziçi Üniversitesi, Atatürk Enstitüsü, Said Nursi biyografisi
  37. ^ Tarihçe-i Hayat | Birinci Kısım : İlk Hayatı | 30
  38. ^ Tarihçe-i Hayat | Birinci Kısım : İlk Hayatı | 41
  39. ^ Bediüzzaman Said Nursi, İçtimai Reçeteler, İstanbul 1990, C.1, s. 23
  40. ^ Abdülkadir Badıllı, Bediüzzaman Said Nursi: Mufassal Tarihçe-i Hayatı, İstanbul 1990, C.1, s.76
  41. ^ Said Nursi, Emirdağ Lahikası, s.229
  42. ^ Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, s.41
  43. ^ Horhor Medresesi'nin varlığı hakkında
  44. ^ Horhor Medresesi hakkında
  45. ^ Horhor Medresesi
  46. ^ Abdurrahman Nursi, Bediüzzaman’ın Hayatı, 1993, s. 45
  47. ^ Abdülkadir Badıllı, Bediüzzaman Said Nursi: Mufassal Tarihçe-i Hayatı, 1990, C.1, s. 142
  48. ^ Said Nursi, Asar-ı Bediyyât, s.331.
  49. ^ Tarihçe-i Hayat | Birinci Kısım : İlk Hayatı | 45
  50. ^ Kaynak hatası: Geçersiz <ref> etiketi; ilkh isimli refler için metin temin edilmemiş (Bkz: Kaynak gösterme)
  51. ^ Latif Salihoğlu, Yeni Asya, Teşkilât-ı Mahsusa yalancıları
  52. ^ http://www.radikal.com.tr/yazarlar/oral_calislar/said_i_nursi_ataturk_ve_vana_universite-1113904.
  53. ^ Mevzuat Dergisi, 1998-08-02
  54. ^ Said Nursi Tarıhçe-i Hayatı, Envar Neşriyat, sh.107
  55. ^ a b c d e Sinan Meydan (31.12.2010). "İŞTE HÜR ADAMIN GERÇEK ÖYKÜSÜ" (Türkçe). odatv.com. http://www.odatv.com/n.php?n=iste-hur-adamin-gercek-oykusu-3112101200. Erişim tarihi: 31 Ağustos 2011. 
  56. ^ Tarık Zafer Tunaya, Türkiye'de Siyasal Partiler
  57. ^ F.Gülen Davası, Savcılık iddianamesi, Nurculuğu Tarihsel Gelişimi
  58. ^ Kürtçülük, 1787-1923, Bilal Şimşir
  59. ^ Mustafa Nezihi Polat, Mülâkat, Erzurum 1964, s. 30-34
  60. ^ Necmeddin Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursî, İstanbul 1979, s. 214-216.
  61. ^ Yanlış tanıtılmaya çalışılan bir dahi: Said Nursi, Ahmet Akgündüz
  62. ^ Tunaya, Tarık Zafer, Türkiye'de Siyasal Partiler, Hürriyet Vakfı Yay., İstanbul, 1988, cilt 2, s.182.
  63. ^ Köprü Dergisi, 72. Sayı, İslâm'ın Siyasallaşma Sürecinde Cemiyet-i Müderrisin'den Teâli-i İslâm'a
  64. ^ Said Nursi Tarihçe-i Hayatı, Envar Neşriyat, sh.138
  65. ^ 45. Necmeddin Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi, İstanbul 1994
  66. ^ Vahdettin, M.Kemal ve Milli Mücadele, yalanlar, yanlışlar ve yutturmacalar
  67. ^ TBMM Zabıt Ceridesi'nin 9 Kasım 1338/1922 Perşembe tarihli nüshası
  68. ^ Ilk hayati
  69. ^ Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, 1994, s. 439.
  70. ^ Abdülkadir Badıllı, Bediüzzaman Said Nursi: Mufassal Tarihçe-i Hayatı, İstanbul 1990, C. 1, s. 457
  71. ^ Din Işığı Altında Nurculuğun İçyüzü, Faruk Güventürk, Okat Yayınevi, İstanbul 1964.
  72. ^ - Beyanat ve Tenvirler s. 19
  73. ^ - Osmanlıca teksir Asa-yı Mûsa, s. 250
  74. ^ Mevzuat Dergisi, Sayı:8, Ağustos 1998
  75. ^ http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/saidnursi/photos/html/photos.asp?num=19
  76. ^ Said Nursi Tarihçe-i Hayatı - Isparta Hayatı - Envar Neşriyat s.527
  77. ^ Nursi'nin ilk mezarını böyle parçaladılar, http://www.haber7.com, Erişim: 21.02.2013
  78. ^ 52 Yıl Sonra Said Nursi’nin Mezarında Flaş Gelişme, http://www.bitlisnews.com, Erişim: 21.02.2013
  79. ^ Said Nursî'nin kendi eserlerindeki isminin doğru yazılışı
  80. ^ Bu şuhur-u mübarekede, Nurcuların şirket-i mâneviyesine inşaallah pek çok kudsî servet girecek. Herbir Nurcu, binler lisanla ve yüzer kalemle çalışacak gibi kâr kazanacak. Emirdağ Lahikası 1, Mektup No: 108, s.1747
  81. ^ [1] Divanı harbi örfi
  82. ^ Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, s.353
  83. ^ http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Yazi&YaziNo=882
  84. ^ http://www.fikirbahcesi.org/muceddidler/deccal-sufyan-ve-rejimi.html
  85. ^ http://www.tesbihat.asia/joomla/index.php/risale-i-nur-lar/risale-i-nurun-icyuezue/683-nur-risaleleri-ve-depremler.html
  86. ^ Buhari, İ'tisam:10
  87. ^ Müslim, İman: 247
  88. ^ İbni Mace, Mukaddime:1
  89. ^ Tirmizi, Fiten: 51
  90. ^ Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, s. 23
  91. ^ Mehdi ve Deccal, Şaban Döğen, Gençlik Yayınları, s 164
  92. ^ http://www.ihsaneliacik.com/2010/03/soylesi-haberaleminet.html
  93. ^ http://www.erdemyolu.com/coktanriciliksirk2/kur%E2%80%99an-isiginda-cemaatcilik-7-prof-abdulaziz-bayindir.html
  94. ^ http://www.islamkutuphanesi.com/turkcekitap/online/saidinursi_gercegi/
  95. ^ http://19.org/tr/2245/nurcular/
  96. ^ http://19.org/tr/3785/said-nursi-2/
  97. ^ http://19.org/tr/4150/tokat/
  98. ^ http://www.scribd.com/doc/50047468/18/SLAM-DECCALI-HORASAN-TARAFINDAN-ZUHUR-EDECEK
  99. ^ http://www.tabularatalanayalanabalta.com/Arif%20Tekin.htm
  100. ^ http://www.aliumuc.com/?p=45
  101. ^ a b Nurculuk Hakkında. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı. 1964. Milli Kütüphane 1965 AD 95 yer numarasıyla kayıtlı
  102. ^ Manaz, Abdullah. Dünyada ve Türkiye'de Siyasal İslamcılık. Ayraç. ISBN 975-8087-70-3. 
  103. ^ Neda Armaner röportaji: Benim fikirlerim kemikleşmiş, değişmez artık
  104. ^ Köprü Dergisi, Said Nursî’nin Felsefeye Bakışı
  105. ^ Risale-inur internet sitesi
  106. ^ İnsanlık onuru için "Adalet" arayışında Risale-i Nur modeli konuşuldu

Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]