Benjamin Constant

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Atla: kullan, ara
Benjamin Constant
Benjamin Constant.jpg
Doğum Henri-Benjamin Constant de Rebecque
Lausanne, İsviçre
Ölüm Paris, Fransa
Vatandaşlık İsviçre
Meslek Yazar
Tür Roman, siyaset bilimi

Henri-Benjamin Constant de Rebecque[değiştir | kaynağı değiştir]

(Ekim 25, 1767 – Aralik 8, 1830)

Özgürlük bir bireyin devlet yönetiminde temsilcilerini seçmek ve dilekçe vermek suretiyle isteklerini bildirmek haklarını içerir.

Huguenotslarin soyundan gelme Fransız göçmen bir ailenin cocugu olan Constant ,birçok özel ogretmenden ders almis ayrica University of Erlangen, Bavaria, ve University of Edinburgh, da egitim almistir. Çeşitli aralıklarla Fransa, İsviçre, Almanya ve İngilterede yasamini surdurmustur..

Constant, hayatı boyunca birçok kadınla ilişkiye girmiş olmasına rağmen bu kadınlardan hiçbiriyle uzun ve düzenli bir beraberliği sürdürmeyi başaramadı. Taaki 1764 te Anne Louise Germaine de Staël'le tanışana kadar...

1815-30 yillari arasinda Fransa da hem politik dusuncenin liderligini yapmis hem de donemin politikasinda fiili olarak bulunmustur. Bu donemde;önce Danıştay üyesi olarak atanmış daha sonraları fransiz ulusal meclisinin kurulmasini saglamistir. Cok iyi bir hitabete sahip olan Constant donemin Bagimsizlar adiyle bilinen sol-liberal guruplarin liderligini yapmistir.

Benjamin Constant’ın dusunce yapisi geleneksel Fransiz düşünce yapisindan cok Anglo-Saxon gelenegine yakindir. Ozgurluk ve Ticaret toplumu hakkindaki görüşleri bunu acikça gostermektedir.

Klasik liberal anlayis ile Modern liberal anlayis arasinda bir ayrim yapmistir. Ona göre, klasik liberalizm katilimcidir, halkin siyasi kararlara katilimi direkt olarak mümkün olmaktadir. Kararlara katilim direk oldugundan halkin siyasete ayirdigi zaman, emek ve enerji sarfiyati cok olmustur. Bu durum toplumsal katmanlarin olmasi hasebiyle mumkun luyordu. Ust sinif olan elitin zamani siyasete giderken maddi ihityaclarin karsilanmasi icin Kole insanlar calismak durumundaydi. Klasik toplumlarin sayica kucuklugu de direk katilimi mumkun kilmaktaydi.

Modern toplumsal yapinin klasik olandan farkli olmasi liberal kavramın anlamını da değiştirmektedir.Modern libaralizm bireyin ozgurlugune ve kanunlarin yaptirim gucune dayanmaktadir. Modern toplumsal yapi icindeki bireylerin direkt olarak siyasi surece katilmalari imkânsizdir. Cunku hem sayi olarak bu mumkun degildir hem de bireylerin uzmalik alanlari buna musaade etememektedir. Buna ilaveten Modern toplumsal yapida koleligin olmamasi ve herkesin hem calisip hem de siyasi iradenin bir parcasi olmalari, temsili secim sistemini zorunlu kilmaktadir. Secilen parlementerler toplum adina siyasi kararlar almakta ve yine toplum adina toplumun haklarini korumaktadirlar.

Constant Napolyonun savasci ruhuna ates puskurtmekteydi. Cunku diyordu eski zamanlarda toplumun tum bireyleri savasci iken hakkini savas ile elde ediyor iken, gunumuzun bireyleri ticaret ile hayatlarini kazanmaktadirlar. Dolayisiyla devletin organize edilmesinde savas prensipleri degil ticari yaşama uygun baris prensipleri kurucu olmalidir. Ona gore Fransa İhtilal donemi boyunca Klasik liberalizmi taklit etmeli Roma donemindeki kurumlari ikame etmeliir.( Fransiz Konsoloslugu ve Adalet Tribunatesi). Bu kurumlar Napolyonun koydugu keyfi kurallar yerine daha adaletli kanunlar yapmalidirlar.

Eger fransız devrimi sonrasi doneme kadar, Fransa halki liberalizmi ayakta tutmayi basarirsa, o zaman modern toplumsal yapiya gore yeniden kurumlar insa etmelidir. Ona gore modern yapiya en uygun yonetim bicimi anayasal monarşi yonetimidir.

Buna gore kralın gucu dengelenebilmeli,sınırlanabilmelidir. Yasama Yurutme ve Yargi güçlerini birbirlerinden ayrılmasi gerekmektedir. Yürütme erkini Kralin atadigi meslis baskani yapmalıdır. Baskan sadece parlamentoya karsi sorumlu olmalı. Kral yeni secimlerin yapılmasina karar verecek, yargı başkanını ve kabine baskanını atayacak, ama hiçbir şekilde direk olarak yürütmeye karısmayacaktır.

Donemin liberal anlayısına cok sey katmakla beraber Constant radikal bir Liberalizm taraftarı değildir. Adolphe adlı romanıyla edebi kişiliğine sahit oldugumuz Constant ayrıca dinler tarihi adlı kapsamlı çalışmasıyla tanınmaktadir.

Bireyin ozgurlugunun kaynagında ozveriinin onemi ustunde durmus. Bireyin duygusal gerçekliği onun özgür olmasinin yegane temelidir felsefesine inanan Constant ayrıca fransız dusunur Jean-Jacques Rousseau’dan cok etkilenmistir.

Eserleri:

De la force du gouvernement actuel et de la nécessité de s'y rallier (1796)

Des réactions politiques (1797)

Des effets de la Terreur (1797)

Fragments d'une ouvrage abandonné sur la possibilité d'une constitution républicaine dans un grand pays (1803-1810)

Principes de politique applicables à tous les gouvernements représentatifs (1806-1810)

De l'esprit de conquête et l'usurpation (On the spirit of conquest and on usurpation) (1815), an important pamphlet against Napoleon

Adolphe, a novel

De la religion (1824-1831), a five-volume history of ancient religion.

A.Pitt "The Religion of the Moderns: Freedom and Authenticity in Constant's De la Religion", History of Political Thought, xxi, 1, 2000, 67-87

"Principles of Politics Applicable to all Representative Governments", Constant: Political Writings (Cambridge Texts in the History of Political Thought) - Biancamaria Fontana (Trans & Ed.) Cambridge, 1988

Birçok yazara göre liberalizmin 3 ana version-evresinden bahsedilmektedir. Bunların birincisi olan İngiliz liberalizmi politik alanda dini hoşgörü, rızaya dayalı hükümet, kişisel özgürlüklerin ve özellikle iktisadi özgürlüğün korunması üzerinde odaklaşmıştır. Buna karşın Fransa da daha ziyade seküralizm ve demokrasiye vurgu yapılmaktadır. ABD de ise Liberal gelenek kişisel özgürlüğe beslenen büyük bağlılığı kapitalizme karşı duyulan antipatiyle birleştirir. Boyle bir ayrımı rehber edindiğimizde Benjamin Constant İngiliz geleneğine daha yakın durmaktadır. Fransız liberal geleneğinin ana beslenme damarı olan demo vurgusunun tersine Constant demokratik vurguya katılmakla beraber rızaya dayalı yönetim şeklini ön planda tutmaktadır. Bir taraftan devrimi savunur ve eski rejime karsi gelir, diğer taraftan libaralizmin ruhuna nüfuz etmekle beraber sebep olduğu kaotik durumu critik eder. İnsanların uğruna savaştığı, çok insanın bu uğurda kurban olduğu şey; seçim sisteminin kalıtsal sistemin yerine ikame edilmesidir. Bu Fransız devriminin asıl çözmeye çalıştığı soruların başında gelmektedir. Constant seçim sisteminin kurulmasından yanadır çunku eşitliği sağlayan yegane sistem budur der. Ve bu eşitlik, aslında insanlığın ulaşması gereken tarihsel bir hedefidir. İnsan türünün olgunluğa ermesi demek, eşitliğe ne kadar yakın olduğuyla parallelik arz etmektedir. Eşitlik insanlar arasındaki ilişkinin hakikatliğini sağlamaktadır. Eşitlik devrim öncesi libarallerin doğal devletle varsayımsal olarak kurduğu bir vazgeçilmez kavramdı. Constan’ta göre eşitliğin kaynağı T. Hobbes ve J. J. Rousseau nun iddia ettikleri gibi doğa devleti (state of nature) değil olgunluğa erişen tarihtir. Sosyal yapının, dinin, politik değişimin beraberinde getirdiği farklı tarihsel boyut; kaçınılmaz olarak eşitliği ortaya çıkarmaktadır. Constant her ne kadar doğal devlet kuramcılarının tezini tasvip etmezse de bu kavrama da yönelmektedir. Eşitliğin tek başına hakikatı vereceği tezi, politik meşruluğun bireyler arasındaki eşitliğe kaynaklık etmeyeceğini düşünmektedir.

Doğal devlet teorisi ister istemez bizi kesin, üstün bir egemenlik tasavvurunu kabul etmemizi zorlamaktadır .Constant’a gore doğa devleti kavramı, tek başına politik egemenliğin meşruiyetini sağlamayacaktır. Ona gore doğal halin tarihsel süreç baskısı ile birleşmesi Fransız devrimin alamet-i farikasıdır. Constant ve doneminin düşünürlerin fikirlerini her hâlde en iyi Danton’un şu sözleri özetleyebilir“Papazlar ve asiller suçlu değildirler. Onlar, “sadece tarihsel sürecin dışında kalmaları hasebiyle” modaları geçmiş ürünlerdir. Tarihin ruhuna sahip değildirler ya da başka bir değişle tarihin akışına karşı papazlar ve soylular durağan kalmaktadırlar.” Devrim sonrası dönemin toplumsal hissiyatinin resmini veren bu sözler aslında egemenliğin yegane kaynağı olarak toplumun bizzat kendisi olarak görülmesinin bir sonucudur.

Egemenliğin kaynağı olarak toplumun addedilmesi aslında ontolojik kaymanın açık bir resmini önümüze sunmaktadır.

Mutlak egemenliğin tek başına anlamı bir anlamda anarşinin ta kendisidir. Birilerinin sonsuz hak-özgürlük peşinde koşması onların başkasına karşı meşruiyetsizliğinide getirmektedir. İnsanın varlığından dolayı egemen olması onu egemenliğin altına sokmaktan alıkoymaktadır. Peki bu haliyle düzen nasıl kurulacaktır. Oyle bir toplumsal yapı düşünün ki; herkes kendi egemenliğini elinde taşiyor ve bu egemen bireyleri birbirine bağlayacak sosyal ya da ekonomik kurumlardan mahrum bir yapı. Bu anarşik ortam ister istemez zorlu bir gücün ortaya çıkışını kaçınılmaz kılmaktadır. Tamda burada seçilmiş bir devletin meşruiyeti ortaya çıkmaktadır. Sparta toplumu ile modern toplumu karşılaştıran Constant Sparta’daki halkin hem azlığı sebebiyle hem de kişisel hayata çok dalmamaları, onların egemenliği direkt olarak kullanmalarına müsaade edecek şartlar sağlamaktaydı fakat modern bireyin kendisi hem tercihlerini birincil anlamda çalışarak ekonomik kazanctan yana kullanmakta hem de kendi özel hayatına daha fazla yer vermektedir. Modern bireyler kendi özel teşebbüslerine yönelmekten, ya da kurdukları fanteziler peşinde koşmaktan hoşlanmaktadırlar. Dolayısıyla sparta toplumu gibi her birey toplumsal egemenliği kullanmayacaktır ya da kullanamayacaktır. Birde bireyin bağımsızlık isteği ve birey olma arzusu egemenliğin kullanımını zora sokmaktadır. Başka bir değişle egemenliğin yargılama gücünü etkisiz kılmaktadır. Rousseau’nun toplumsal sözleşmesinde geçen mutlak halk egemenliği bir despotik halk yönetim biçimini kaçınılmaz kılmaktadır. Diğer tarafta kendisinin anlatmaya çalıştığı halka ait devredilemeyen mutlak egemenliğin uygulanabilirliğini mümkün kılmamaktadır. Aslında )Rousseau’nun düştüğü hata anachronismdir der Constant. Yani tarihte sparta halkına ait egemenlik kavramını bu günün toplumsal yapısına mal etmektedir.