Liberalizm
Liberalizm veya Özgürlükçülük, bütün bireylerin özgürce yaşaması gerektiğine yönelik inancı belirten değişim temelli bir ideoloji, politika geleneği ve düşünce akımıdır. Toplumları oluşturan bireylerdir, bireylerin mutsuzluğu toplumun mutsuzluğudur. Tarihsel süreç içinde özgürlüğün önünde duran en önemli engel devlet olagelmiştir. Halkın cebindeki paranın haksızca, ülkeyi yönetenlerin kişisel çıkarları uğruna, zor kullanılarak alınması zaman içinde devletin sahip olduğu gücün sınırlandırılması ihtiyacını doğurmuştur. Sürekli arttırılan vergiler, gücü elinde tutan belirli toplulukların diğerleri üzerinde kurduğu mutlak tiranlığın oluşumu ve bunların önlenmesi ancak uzlaşmayla kurulan devlete ait yetkilerin sınırlandırılmasıyla gerçekeşebilir. Tüm yetki halka aittir, onu oluşturan bireylere aittir. Bireylerin özgürlüğü, güvenliği ve mutluluğu önceliktir. Ayrım gözetilmeden devletin bayrağı altına yaşayan tüm bireylerin ihtiyaçları diğerlerini haksızlığa uğratmayacak biçimde karşılanabilmelidir. Özgürlük, yaşama ve mutluluğa erişme hakları vazgeçilemez haklardır. Hiçbir iktidar Yaradan tarafından insanlara bağışlanan bu hakları bireylerin elinden alamaz, çıkarları uğruna onları köleleştiremez. Özetle liberalizm tüm bu görüşleri bünyesinde barındıran, savunan bir ideolojidir.
Konu başlıkları |
[değiştir] Liberalizmin Doğası ve Kökenleri
[değiştir] Doğuşu
Liberalizmin kökenlerini ilk çağ'da Eski Yunan Siyasi ve İktisadi düşüncesinde bulmamız olasıdır. Örneğin, İ.Ö. 5. yüzyılda sofistlerin ( Protagoras, Gorgias, Antiphon, Kallikles, Tharsymachos ve diğerleri) düşünce sistemlerinde liberal düşüncenin izlerini görebiliriz. Yine İlk Çağ'da kimi düşünürler yapıtlarıyla onlardan sonraki düşünürler üzerinde etki oluşturmuş ve liberalizmin doğuşuna kaynak yaratmıştır. Örneğin, Aristo'nun Politika adlı eseri bu konuyla ilişkilendirilebilir. Orta Çağ'da ise gerek Hristiyan gerekse İslam dünyasında kimi liberal düşünürleri görüyoruz. Örneğin Hristiyan dünyasında Saint Thomas d'Aquino ilk kez iktidarın sınırlandırılması ve özgürlüğün kournması yönünde fikirler ortaya atmıştır. Aquino bu anlamda Anayasalcılığın (iktidarın sınırlandırılması anlayşının) ilk savunucularından birisi olarak kabul edilebilir. O dönemde Saint Paulus'un "Bütün iktidar Tanrı'dan gelir" sözüne karşılık, Saint Thomas, "Bütün iktidar Tanrı'dan gelir, fakat halkın aracılığıyla kullanılır" görüşünü savunmuştur. Bu sözün demokrasi ve liberalizm açısındın büyük değeri vardır. Yine Orta Çağ'da büyük İslam düşünrü İbn'i Haldun liberalizmin ilk habercilerindendir. İbn'i Haldun'un Mukaddime adlı eserinde liberalizmin bazı temel ilkelerine rastlarız. [1]
[değiştir] Etimolojisi ve Tarihsel Kullanımı
Avrupa kaynaklı, İspanyolca'dan türetilmiş bir kelime olmakla birlikte, aslı Latincedir. İspanyolca'dan İngilizceye geçmiş ve ilk defa 19. yüzyılın başlarında siyasi terminolojiyle girmiştir. Kelime, önceleri İngiltere kaynaklı, ulusal olmayan politikiları ifade etmek amacıyla kötüleyeci-suçlayıcı bir anlamda kullanılmıştır. Garip ve ilginç bir şekilde, izleyen yıllarda İspanyollar "Liberal" sıfatını İngiltere kaynaklı politikaların nitelendirilmesi amacıyla kullanmaya başlamış ve Lockecu anayasal monarşi ve parlementer yönetim ilkelerini savunan milletvekillerini "liberales" olarak adlandırmıştır. Bir başka görüşe göre, Adam Smith, Ulusların Zenginliği'ndeki "liberal ihracat ve ithalat sistemi" ifadesiyle liberal kavramını ilk kullanan yazar olmuştur. Zamanla kullanımı yaygınlaşan kavram yüzyılın ortalarına ve sonlarına doğru siyaset sözlüğüne iyice yerleşerek "laissez faire laissez passer" (bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler) ifadesinin yerini almış ve düşünce özgürlüğünü, ifade özgürlüğünü, basın özgürlüğünü ve serbest ticareti savunanların adlandırılmasında kullanılan etiket duruman dönüşmüştür. Ancak daha sonraları liberalizmin bir kavram olarak gittikçe belirsizleştiğini ve aşırı esneklik kazandığına tanık olunmuştur.
[değiştir] Gelişim Süreci
[değiştir] Rönesans
Rönesans hareketi ile insana, topluma, bilime, sanata, dine, tarihe tüm siyasal ve sosyal olgulara bakış olarak büyük bir nitelik değişimi oluşmuştur. Avrupa açısından karanlık çağın bitişi insana ve insan aklına olan güven ile birlikte aydınlanma çağının başlamasıdır. Avrupa açısından rönesans bir tarihsel dönüşüm, bir devrimdir. [2] Rönesans’ın süreklilik içinde değişme anlamında bir gelişim mi yoksa geçmişle köktenci bir kopuş mu olduğu sorusunun cevabı net değildir. Ekonomik, siyasal ve kültürel düzeylerde 12. yy’dan itibaren süreklilik içinde bir değişimden söz etmek mümkündür. Rönesansla birlikte gelişen yeni bir insan anlayışı ve bu anlayışa bağlı olarak vurgulanan özgürlük kavramı en önemli boyutudur.[3] Rönesansın asıl önemi dinsel niteliği ağır basmayan bir özgürlük kavramı etrafında oluşan bireycilik anlayışının gelişimine temel oluşturan bir hareket olarak yeni bir insan felsefesi doğurmuş olmasıdır.[4] Bu felsefe liberalizmin en önemli ilkeleri olan bireycilik ve özgürlük anlayışının gelişmesini katkıda bulunmuştur.
[değiştir] Sanayi Devrimi
Sanayi devrimi ilk kez dış ticaretin oldukça gelişip sermaye birikiminin hızlandığı, teknik icatların ve yeni ekonomik buluşların doğrultusunda üretime makineyi, motoru ve organizasyonu uygulayan İngiltere’de görüldü. Sonra Fransa ve Batı Avrupa’dan Amerika’ya yayıldı. [5] Düşünce ve davranış yapısındaki şu değişimler sanayi devriminin düşünsel boyutunu oluşturdu;[6] zaman ve mekan anlayışındaki devrim, doğa ve insan anlayışındaki devrim, madde ve paraya yönelme, rasyonalizm, bireycilik. Ekonomik ve sosyal yapıdaki şu değişimler de sanayi devrimini gerçekleşmesine katkıda bulunmuştur: teknik alanda icatların hızla artması, nüfus patlaması, tarımsal alanda aşırı üretim ve üretim fazlası mal elde edilmesi, şehirlere göç, işgücü akımı ve ucuzlayan emek, büyük keşifler ve uluslararası ticaret, Avrupa’ya altın, gümüş gibi değerli madenlerin akımı ve bunların zenginliği arttırması, faizle fiyatın ucuzlayıp yatırımların hızlanması, ulaşım, taşıma, pazarlama alt yapılarının oluşturulması, piyasaların ve ekonominin bütünsel bir ağ ile örülmesi.[7]
[değiştir] Amerikan Devrimi ve İnsan Hakları Bildirisi
İngiltere’de 17.y.y.başlarında Cromwel olayı ile noktalanan Püritenist devrim gerçekleşmişti. Püritenist anlayış bütün insanların Tanrı önünde eşit olduğunu savunuyor, bu eşitliği bozan her şeye karşı tepki duyuyordu. Püritenler Protestanlığın inanç özgürlüğünü ve doğal hukuku savunuyorlardı. Görev dağılımı ve temsilde eşitlik, insan özgürlüğünün sınırlanmaması gerektiği düşüncelerini kıtaya yaymaktaydılar. İngiltere’de ve kıta Avrupa’sında faydacılık ve liberalizm akımlarının gelişmesi belirli ekonomik ve sosyal aşamaların sonucunda olmuştur. Devrim sırasında Amerikan kolonilerinin ekonomik ve sosyal ilişkilerinde ağır basan kesim ticaret ya da sanayi değil, tarımdı. Yani Amerikan devrimine bir tarım toplumu şekil vermiştir. Ancak bunlar kendilerini özgür sayan ve bu özgürlüklerinin doğuştan kazanıldığına inanan Püriten bir dünya görüşüne sahip göçmenler, çiftçilerdi. [8] Göçler kesintisiz devam ediyor, Avrupa ve İngiltere’deki mutlakiyet rejimlerinden kaçan göçmenler, kafalarında umutları ve Avrupa’daki özgürlük düşünceleri ile Amerika kıyılarından karaya çıkıyorlardı. Artan göçlerle beraber, çeşitli koloniler arasında milliyetçilik gelişmeye başladı. İngiliz kolonileri, 13 tane idi ve her koloninin başında bir vali vardı. Vali ile beraber koloni halkının seçtiği bir de meclis vardı. Vali ile halk meclisi devamlı çatışma halindeydi. Yedi yıl savaşlarında bozulan bütçe için yeni ve ağır vergilerin konması, kolonileri eyleme geçirdi. İngiltere’ye karşı eylemlerin birincisi 1765’te “Stampt Act Congress” (Pul Kanunu Kongresi) oldu. 5 Eylül 1774’te Pennsylvania’nın Filadelfiya kentinde toplanan ilk parlamento iki kıta kongresi yaptı. Kongre, şu önemli kararı aldı: “Sömürge fermanına uygun hareket etmeyen Vali iktidarını kaybeder. Hükümetsiz koloni kendi kaderini kendi tayin eder. Koloni halkı, ayrı, özgür ve bağımsızdır”. 19 Nisan 1775’te başlayan ilk çatışmalarla Amerikan kolonileri, İngiltere’ye karşı bağımsızlık için savaşa başladı. Bütün Amerika’yı etkileyen oradan da Avrupa’yı etkisi altına alacak olan bir beyanname ile Amerika bağımsızlığını ilan eder. Bu beyanname; siyasal liberalizmin ilk ve en önemli siyasal belgesi olarak tarihe geçmiştir. Thomas Jefferson tarafından düzenlenen “4 Temmuz 1776 Bağımsızlık Bildirgesi” dir bu beyanname. Aşağıdaki metinde beyannamenin bir bölümü verilmiştir;
| “ | Aşağıda gerçekler bizim için gayet açıktır: Tüm insanlar eşit yaratılmışlardır; Yaradan’ları tarafından bağışlanmış, belli bazı vazgeçilemez haklara sahiptirler; yaşam, özgürlük ve mutluluğa erişme hakları da bunların arasındadır. Bu hakları güvence altına almak amacıyla, insanlar kendi aralarında yönetimler kurarlar; bu yönetimler gerçek güçlerini, yönetilenlerin onamasından alırlar; herhangi bir yönetim biçimi, bu hedeflere ulaşmada köstekleyici olmaya başladığında, bu yönetimi değiştirmek ya da düşürmek, yeni bir yönetim kurmak ve bu yeni yönetimin yetkilerini ve dayandığı temelleri, güvenlik ve mutluluklarını sağlayacağına en çok inandıkları bir biçimde düzenlemek ve kurmak, halkın hakkıdır; aslında sağgörü, uzun bir geçmişi olan yönetimlerin sudan ve geçici nedenlerle değiştirilmemesini buyurur; bu yüzden insanların durumlarını düzeltmek amacıyla alışılagelen yönetim biçimlerini değiştirmek yerine, kötülüklere katlanmayı yeğlediklerini deneyimler göstermiştir; ancak sürekli aynı amaca yönelik, uzun bir yolsuzluklar ve zorbalıklar silsilesi, ulusu, mutlak bir despotizme sürüklemek niyetini açığa vurursa, o zaman böyle bir yönetimi yıkmak ve gelecekteki güvenlikleri için yeni koruyucular seçmek, o ulusun hakkı ve görevidir. | ” |
Thomas Jefferson
| “ | Her kuşak yeni bir devrime gereksinir. | ” |
|
— Thomas Jefferson[9], |
||
Thomas Jefferson Amerikan bağımsızlık bildirisinin ardındaki büyük düşünür olması bakımından önemli biridir. Okul yılları sırasında William & Mary'de Profesör William Small'dan felsefe, matematik ve metafizik dersleri almıştır. Small, Jefferson'a İngiliz deneyselcilik akımının öncüleri olan John Locke, Francis Bacon ve Isaac Newton gibi bilim adamlarının çalışmalarını ilk olarak tanıtan kişidir. Jefferson, daha sonra bu üç isim hakkında "dünyanın yetiştirdiği en büyük üç adam" tanımlamasını yapmıştır. Doğanın sürekli bir değişim durumunda olduğuna inanan Thomas Jefferson, her kuşağın kendinden önceki kuşağın yasalarıyla yetinemeyeceğini ve kendine özgü yasalara ihtiyaç duyacağını savunmuştur. Jefferson tarımcılığa büyük önem vermiştir. Öyle ki çiftçilere "Çiftçiler, yeryüzünün en değerli yurttaşlarıdır" [10] ifadesiyle övgüde bulunmuştur. Jefferson, bankacılık kurumlarına karşı büyük bir güvensizlik sergilemiştir. Şu sözü bankacılık kurumlarına ilişkin görüşlerini açıklamaktadır:
| “ | Bankacılık kurumlarının özgürlüklerimize karşı düzenli ordulardan daha tehlikeli olduğuna inanıyorum. Eğer Amerikalılar bir zaman özel bankaların kendi paralarının basılmasını kontrol etmesine, önce enflasyon, daha sonra deflasyonla izin verirse; bankaların etrafında büyüyen banka ve şirketler; insanları, çocukları atalarınca fethedilmiş kıta üzerinde evsiz olarak uyanana kadar tüm mülkiyetten yoksun bırakacaklar. | ” |
|
— Thomas Jefferson, 1802 [11], |
||
[değiştir] Virginia İnsan Hakları Bildirgesi
Virginia İnsan Hakları Bildirisi 16 maddeden oluşur ve bireysel özgürlükler, siyasal özgürlükler ve liberalizmin tüm kurum ve güvencelerini kapsar. Bu bildiri halen Amerika anayasasının temelidir.[12] Bu bildiri Avrupa’yı da etkilemiş, siyasal liberalizmin temel felsefesindeki gelişmeleri hızlandırmış, halkın özgürlük ve eşitlik taleplerini arttırmıştır. Maddeleri;
- Madde 1: Tüm insanlar doğuştan eşit derecede özgür ve bağımsızdırlar. Doğar doğmaz edindikleri belli bazı hakları vardır; siyasal bir topluluk kurdukları zaman, hiçbir antlaşmayla gelecek nesilleri bu haklardan yoksun bırakamaz, onları bu haklardan vazgeçmeleri için zorlayamazlar; yaşama ve özgürlük haklarıyla, mülk edinme ve sahip olma, mutluluk ve güvenlik arama ve kazanma olanağı da bunların arasındadır.
- Madde 2: Tüm güç halkta toplanır ve halktan gelir; yetkili kişiler halkın vekilleridirler; halk için çalışırlar; halka karşı her zaman sorumludurlar.
- Madde 3: Yönetim; halkın, ulusun ya da kamuoyunun ortak yararı, savunması ve güvenliği için kurulmuştur, bu amaçla kurulmalıdır; çeşitli yönetimler ve yönetim biçimleri içinde en iyisi, en fazla mutluluğu ve güvenliği sağlayabilen ve iktidarın kötüye kullanılması tehlikesine karşı en etkin önlemleri alabilen yönetimdir; herhangi bir yönetim bu göreve layık olmadığını gösterir ya da bu görevi hiçe sayarsa, toplumun çoğunluğunun, kamu yararına en uygun gördükleri bir biçimde, bu yönetimde ıslahata gitmek, yapısını değiştirmek ya da yönetimi ilga etmek hakkı doğar; bu hak vazgeçilmez, devredilemez ve iptal edilemez bir haktır.
- Madde 4: Herkese açık kamu görevinde bulunan, hiçbir kişi ya da kişiler topluluğu, kamu yararına ters düşecek, özel ve ayrı kazançlar ya da ayrıcalıklar sağlayamaz; bu görevler devredilemeyecekleri gibi, memurların, milletvekillerinin ve yargıçların makamları da babadan oğula geçmemelidir.
- Madde 5: Devletin yasama ve yürütme güçleri, yargılama gücünden ayrı ve bağımsız olmalıdır; bu ilk iki gücün üyeleri, halkın sıkıntılarını hissedebilmeli, bu sıkıntılara ortak olabilmeli ve belli aralıklarla, kendi seçim bölgelerine, özel yaşamlarına geri dönmelidirler ki, iktidarsızlık çekmesinler; kadrolardaki açıklar, önceden kararlaştırılan sürekli ve düzenli seçimlerle doldurulmalıdır; bu seçimlerde eski görevlilerin tamamı ya da bir kısmı, yasaya uygunluğuna bakılarak yeniden seçilebilir.
- Madde 6: Meclislerde halkın temsilcisi olarak çalışılacak kişilerin seçimi serbesttir; topluma bağlılık ve sürekli genel ilgi beslediğine dair yeterli delili alan herkesin oy hakkı vardır; kamu yararı için, kendinin ya da seçtiği temsilcilerin rızası olmadan, kimse ne vergi ödemeye zorlanabilir, ne de mülkü elinden alınabilir; aynı biçimde kimse, kamu yararını gözönünde bulundurarak kabul etmediği yasalara uymakla yükümlü değildir.
- Madde 7: Herhangi bir yetkinin, herhangi bir makam tarafından kullanılması, yasaların icrası ya da sürüncemede bırakılmaları, halk temsilcilerinin onayı olmadıkça, halkın haklarına bir tecavüzdür; bu yüzden asla yapılmamalıdır.
- Madde 8: Tüm ciddi yolsuzluk ve cürüm hallerinde, herkes kendisi hakkında yapılan suçlamanın gerekçesini ve niteliğini sormak, suçlamayı yapanlarla, tanıklarla yüzleşmek, kendi lehine olan delilleri göstermek, kendi çevresinden seçilmiş oybirliğiyle karar vermedikçe suçlu sayılmayacağı, tarafsız bir jüri önünde, hızla yargılanmak hakkına sahiptir. Hiç kimse kendi aleyhine delil göstermeye zorlanamaz. Ülkenin bu konuda bir yasası ya da kendisine eşit kişilerin bir kararı olmadıkça kimsenin özgürlüğü elinden alınamaz.
- Madde 9: Hiç kimseden aşırı kefalet akçesi istenemez; yüksek para cezaları ya da zulüm sayılabilecek, olağandışı cezalar verilemez.
- Madde 10: Bir memura ya da özel görevliye, işlenen suç hakkında açık bir delil olmadan kuşkulu yerleri araması ya da tarif edilmemiş, suçu açıkça anlatılıp, delilleri gösterilmemiş kişi ya da kişileri yakalaması için verilen arama ve tutuklama müzekkereleri haksız ve despotiktir; bu tür müzekkerelerin verilmemesi gerekir.
- Madde 11: Mülkiyetle ilgili ya da kişiler arasındaki özel davalarda, eski, jüriyle yargılama yöntemine dokunulmamalı ve bu yöntem diğer yargılama yöntemlerine yeğlenmelidir.
- Madde 12: Özgürlüğün en güçlü kalelerinden birisi de basın özgürlüğüdür; despotik yönetimler dışında, asla sınırlandırılamaz.
- Madde 13: Vatandaşlar arasından seçilen, silah eğitimi görmüş kişilerden kurulu, düzenli bir milis gücü özgür bir ülkenin en uygun, en doğal ve en emin güvenlik aracıdır; barış zamanında sürekli ordular bulundurmak, ülkenin iç özgürlüğü için tehlikeli sayılmalı ve bundan kaçınılmalıdır; ordu her durumda, sivil gücün emri altında bulunmalı ve sivil güç tarafından yönetilmelidir.
- Madde 14: Halkın bölünmez bir yönetim kurmaya hakkı vardır, bu yüzden bu sınırlar içinde Virginia yönetiminden ayrı, bağımsız bir yönetim kurulamaz ya da oluşturulamaz.
- Madde 15: Ancak adalete, ılımlılığa, tutumluluğa, alçakgönüllülüğe ve erdeme sıkı sıkıya bağlı kalarak, her fırsatta temel ilkeleri anarak, bir halk özgür bir yönetime ve özgürlüğün nimetlerine sahip olabilir.
- Madde 16: Yaradan'a borçlu olduğumuz görevimiz, dinimiz ve bunu yerine getirme tarzımız, şiddet ve baskıyla değil, ancak irade ve inançla belirlenebilir; bu yüzden herkes, dininin gereklerini, vicdanının buyruklarına göre yerine getirmek hakkına sahiptir; birbirine karşı, Hıristiyan sabrını, sevgisini ve merhametini göstermek herkesin görevidir.
[değiştir] Fransız Devrimi ile İnsan ve Yurttaşlık Hakları Bildirisi
Fransız Devriminin getirdiği ilkeler liberal düşünürlerin teorilerini yansıtıyordu ve kendisinden sonra gelecek düşünürlere de cesaret veriyor, yol gösteriyordu. Hiç şüphesiz ki bu ilkeler ideolojik soyutluktan kurtulup somut bir yapıya, kurumsal bir çerçeveye Fransız devrimiyle oturuyordu. Bundan sonra yapılacak şey bu ilkeleri geliştirip her alanda özgürlüğe ulaşmak olacaktır.
[değiştir] Bildiri Neleri Değiştiriyordu?
- Bildiri ister koruyucu ister cezalandırıcı olsun herkesin yasa önünde eşit sayılacağı ilkesini açıklıyor ve eski düzenin ayrıcalıklara dayanan yapısını yıkıyordu. Yasa önünde eşit sayılan yurttaşların yeteneklerine göre her türlü kamu görevi , rütbe ve mevkilere eşit olarak kabul edilebilecekleri ilan ediliyordu. Bu ilan eski düzeni temelinden yıkmaktaydı.(md.6)
- Keyfi tutuklamaları ve cezaları yasaklayan bildiri eski düzenin keyfi yönetimine son veriyordu. (md.7,8,9)
- Konuşma, yazma ve yayın özgürlüğünü getiren bildiri eski düzenin sansürcü sistemini yıkıyordu.
- Egemenlik bundan böyle ulusundur. Hiç kimse, hiçbir kuruluş açıkça ulustan kaynaklanmayan bir iktidarı kullanamaz. Yasa genel iradenin bir ifadesidir. (md.6)
- Devletin, siyasal toplumun ve iktidarın varlık nedeni insanların sahip olduğu haklarının ve özgürlüklerinin korunmasıdır. Devlet, iktidar ve toplumun yararı için kurulmuştur.
- Vergi koymayı ulusun ya da ulusun temsilcilerinin iradesine bağlayarak eski düzenin keyfi vergileme sistemine, keyfi el koymalarına son veriyor, vergide adalet ve eşitlik ilkesini getiriyordu. (md. 14)
- Bildiri , eski düzenin Katolik kilise örgütünün insanları vicdanları üzerinde kurduğu tekeli yıkıyor, dini inanç özgürlüğünü getiriyordu. “Hiç kimse inançları nedeniyle ki bunlar dini inanç olsa bile rahatsız edilmeyecektir.” ilkesini savunuyordu. (md.10)
- Bildiri kuvvetler ayrılığını savunarak kuvvetler ayrılığının benimsenmediği bir siyasal yapının bir anayasal düzene sahip olmayacağı belirtiliyordu (md.16)
- Bildiri giriş bölümünde insan haklarının evrensel olduğunu belirtiyor ve insan haklarının doğal haklar olduğunu söylüyordu. Doğal haklar insanın sırf insan olmasından dolayı sahip olduğu haklardır ve insanın dışında hiç bir güçten ve iktidardan kaynaklanmaz. İnsan hakları devredilmez. İnsanlar kendi istekleri ile dahi bu haklardan vazgeçemezler. Bu haklar zaman aşımına uğramaz. Bu haklar kutsaldır, ihlal edilemezler. Devletin amacı da insanların bu kutsal haklarını korumaktır. İnsanların bu doğal hakları; özgürlük, mülkiyet, güvenlik ve baskıya karşı direnmedir. (md.2)
[değiştir] Liberalizmde Eğilimler
[değiştir] Sosyal Liberalizm
Sosyal liberalizm veya liberal sol, Bireylerin doğuştan kazandıkları kimi vazgeçilmez haklarının tanınmasıyla birlikte toplumsal konularda devletin farklı gelir grupları arasında oluşan eşitsizlikleri gidermesi amacıyla eğitim, sağlık gibi hizmetlerin halka tümüyle ücretsiz sunulması gerektiğini savunan siyasi ideolojidir. Sosyal liberalizmde refah devleti desteklenir, sivil haklar savunulur. Genellikle merkez ya da merkez sol olarak tanımlanır.
[değiştir] Yeşil Liberalizm
Yeşil liberalizm, doğaya yönelik kaygılarını dillendiren liberalleri ifade eden bir kavramdır. Yeryüzünün bozulmadan sonraki kuşağa aktarılması amacını güderler. Yeşil liberaller dünyanın kendi içinde bir doğal sisteme sahip olduğunu kabul eder ve korunması gerektiğini savunur. Doğal dünya üzerinde insan türünün yarattığı zararın en aza indirilmesi ve hasarlı bölgelerin onarımını amaçlarlar. Yeşil liberaller, mutlak mülkiyet içeren hakları reddeder. Ekonomik konularda klasik liberalizm ve sosyal liberalizm arasında bir konum alırlar.
[değiştir] Ulusal Liberalizm
Ulusal liberalizm özellikle ekonomik konularda kimi liberal politikaları ulusalcı anlayışla bütünleştiren siyasi ideolojidir.
[değiştir] Muhafazakar Liberalizm
Muhafazakar liberalizm bireysel özgürlük, serbest ekonomi girişimciliği, düşünce, din ve vicdan özgürlüğünü; halkın geleneksel, kültürel yapısını göz önünde bulundurarak reformu öngören sağcı ideoloji özgürlüğüdür.
[değiştir] Liberteryenizm
Liberteryenizm olarak adlandırılan siyasal felsefeye göre, her insan kendinin tek yöneticisidir. Hiç kimse başka birisinin yaşamı üzerinde onun düşüncelerini biçimlendirme, davranışlarını yönlendirme, sınırlandırma.. Özetle bir başkasını yönetme hakkına sahip değildir. Bütün bireyler toplumsal, doğal düzenin işleyebilmesi için gerekli kimi tarafsız nitelikteki kurallar dışındaki göreceli kurallardan bağımsız yaşaması onların hakkıdır. Hiç kimsenin kimseye efendi olma ve yine kimsenin kimseyi köle edinme hakkı yoktur. Başkalarının yaşamları sizin onlara son vermeniz ya da onlar üzerinden yararlanmanız için değildir. Tarihsel süreçte gözlemlenen olaylar doğrultusunda çıkarılan sonuç açıkça bize bir gerçeği görtermektedir ki devlet insan açısından bilinen en tehlikeli kurumdur. Devletin biricik görevi insan haklarını teminat altına alarak insanları başkalarının saldırılarından korumaktır. İnsanların devlet tarafından korunması gereken temel hakları, yaşam hakkı, özgürlük hakkı ve mülkiyet hakkıdır. Bunlardan biri;
[değiştir] Sol Liberteryenizm
Sol liberteryenizm bir kısım düşünür tarafından bireysel özgürlüğe çok güçlü bir bağı olan bir doktrin olarak düşünülmektedir ve doğal kaynaklar ile ilgili olarak, kişinin bu kaynaklar üzerinde başkalarının zararına olacak şekilde özel mülkiyet iddia etmesini hukuk dışı olduğu inancına sahip olmalarından dolayı eşitlikçi bir görüşe sahiptir.
[değiştir] Liberalizmin Temel Fikirleri
[değiştir] Bireycilik ve Bireysel Özgürlük
Bireycilik başlıca iki türde anlamı bünyesinde barındırır. Bunlardan ilki, liberalizm yöntem bilimsel anlamda bireycidir; özetle toplumun, toplumsal düzenin ve toplumsal yapıların ancak bunların kurucu unsuru veya temel birimleri olan bireylerden, onların davranışları doğrultusunda açıklanabileceğini savunur. Başka bir anlatımla, liberalizmin bireyciliği onun toplumsal olanın varlığını reddettiği anlamına gelmez; yalnızca toplumsal gerçeğin bireysel elementleriyle açıklanabileceğini söyler. [13]İkinci olarak, liberalizm ahlâki veya düzgüsel anlamda da bireycidir. Normatif bireycilik her bir bireyin ayrı bir değer olduğunun kabul edilmesini ifade eder. Her bir birey kendisi için yaşamı neyin değerli kıldığına ancak kendisi karar verebilir. Bu çerçevede, bir soyutlama olarak toplumun onu oluşturan bireylerinkinden ayrı bir varlığı, iradesi ve amaçları yoktur. Bireylere bağımsız bir değer olarak saygı göstermek gereği onların her birinin ahlâki bir statüye sahip olmalarından kaynaklanır. Ahlâki bir değer olarak bireycilik, bireysel insanların kendi potansiyellerini geliştirebilecekleri ve değerlerini belirleyip gerçekleştirebilecekleri bir alanın varlığına gereksinim gösterir. Kendini geliştirme ancak bireysel olarak başarılabilir.
[değiştir] Özgürlük Anlayışının Özellikleri
[değiştir] Birinci Özellik
Özgürlük bireysel bir bir durumu belirtir,özetle özgürlüğün öznesi herhangi bir toplu varlık biçimi (toplum, ulus, sınıf, grup, cemaat vs.) değil, yalnızca ve her zaman birey olarak insandır. Dolayısıyla, liberallerin “özgür toplum” sözüyle belirttikleri, genellikle, özgür bireylerden oluşan ve özgürlüğü güvenceleyen kurumlarla donatılmış olan bir toplumdur.
[değiştir] İkinci Özellik
Liberal kuramda özgürlük esas olarak politik bir değerdir. Politik anlamda özgürlük özetle siyasi baskıdan korunmuşluk durumunu belirtir.
[değiştir] Üçüncü Özellik
Liberal özgürlüğün üçüncü özelliği, onun prensipte negatif bir değer olarak görülmesidir. Çağdaş liberalizm içinde, özgürlüğün negatif anlamını onun “pozitif” anlamından ayrıştırarak bu ayrımı felsefi-ahlâki olarak temellendirmeye çalışan ilk düşünür Isaiah Berlin olmuştur. “Negatif özgürlük”le denilmesi istenen, bireyin ancak herhangi bir keyfi kısıtlama veya baskı altında olmaması durumunda özgür olduğu anlayışıdır. Bu anlayış açısından, harici ve keyfi bir sınırladırmadan etkilenmeyecek bireyin hangi amaçlara yöneleceği veya amaçlı bir etkinlikte bulunup bulunmayacağı tümüyle onun takdirine ve seçimine kalmıştır. Berlin ayrıca pozitif özgürlük anlayışının kapsayıcı bir siyasi ilke haline getirilmesi durumunda totaliter bir potansiyel taşıdığına da dikkat çekmiştir.
[değiştir] Hoşgörü
John Locke’tan bu yana hoşgörünün liberal bir değer olduğu konusunda liberaller arasında fikir birliği vardır. Esasen, kökleri dini hoşgörüde yatan liberalizm “aklın özgür kullanımının ortak dini inancı üretemediğinin kabul edilmesiyle bir siyasi kuram olarak ortaya çıkmıştır.” .[14] Dini inançları akılcı yoldan ortak bir noktada buluşturmanın olanaksızlığı gerçeği Locke’u, liberalizmin bugün de temel sorunsalını oluşturan şöyle bir arayışa itmişti: Farklı yaşantılara sahip olan ama ortak bir toplumsal dünyayı paylaşmayı isteyen insanları bir arada yaşatmanın ahlâki bir formunu nasıl bulacağız? [15] Hoşgörü bu soruya çoğu liberalin verdiği cevaptır. Hoşgörü, bir toplumda insanlar arasında çıkarlar, inançlar ve yaşamsal seçimleri bakımından varlığı kaçınılmaz olan farklılıkların yarattığı çatışma olasılığının üstesinden gelmenin uygun bir yolunu sağlamaktadır. Hoşgörü, kısaca, kişinin başka birinin onaylamaya değer bulmadığı davranışını değiştirmek için güç kullanmayı reddetmesidir.
[değiştir] Özerklik
Özerkliğin farklı anlamları vardır. William Galston özerklikten kendini yönetmeyi kastetmektedir. Liberal özerklik çok kere kendinin, başkalarının ve toplumsal pratiklerin devamlı olarak akılcı incelemeden geçirilmesiyle ilişkilendirilmiştir. [16] Andrew Mason da buna benzer şekilde, özerkliğin kendi kendini yönetme veya kendi yazgısını kararlaştırmayla ilgili olduğunu belirtmekte ve bunun akıl tarafından yönetilmek ve başkalarının iradesinden bağımsız olmak (kendisi tarafından yönetilmek) gibi iki unsuru bulunduğunu belirtmektedir. Bu ikinci unsurla ilgili başlıca özerklik anlayışları ise “bağımsız düşünceli” olmak ve “eleştirel-düşünme” yeteneğidir. [17] Susan Mendus ise özerkliği, Kantçı bir tarzda, kişinin kendisi için belirlediği bir yasaya itaat etmesi olarak tanımlamaktadır. Bu tanımın da üç unsuru var:
-
- Özerk kişi eylemde bulunabilecek bir konumda olmalıdır; yani, işkence veya ceza tehdidi gibi dış etkenlerin zorlaması altında olmamalıdır.
- Özerk kişinin eylemlerini istekleri yönetmemelidir veya kişi ussallığını baltalayacak güçlü etkenlerin baskısıyla hareket etmemelidir. Özetle özerk kişi akılcı, özgür bir seçici olmalıdır.
- Özerk birey uyacağı yasayı kendisi yaratmalı veya koymalıdır. Başkalarının zor kullanılarak yaptırılan eylemlerinden bağımsız olmanın yanında, onların iradesinden de bağımsız olmalıdır. Onun için, üzerinde düşünüp taşınmadan geleneğe veya günün pratiğine uyan kişinin doğru anlamda özerk olduğu söylenemez, çünkü onun iradesi çevresindekilerin iradesi tarafından belirlenmektedir. Özerkliğin bu anlatımı kişinin yalnızca (zordan, sınırlandırmadan ve tehditten özgür olma gibi) standart negatif özgürlükleri değil, fakat aynı zamanda toplumsal törenin ve geleneklerin boğucu sınırlarının ötesine geçip özgür olmayı da gerektirmektedir. [18]
Kısaca özerklik fikri kişinin seçimlerinin dışsal etkenler tarafından belirlenmemesini, kendi gerçek iradesinin sonucu olması gerektiğini savlar.
[değiştir] Çoğulculuk ve Tarafsızlık
Liberalizm toplumsal-siyasi tasarımı açısından bakıldığında kuşkusuz çoğulcu bir teoridir. Charles Larmore’un belirttiği gibi, [19] liberalizm, nihai önemdeki meseleler hakkındaki görüş farklılıklarımıza rağmen, birlikte yaşamanın zora başvurmayan bir yolunu bulabileceğimize ilişkin umudumuzu simgeler. Ona göre, hayatı neyin yaşanmaya değer kıldığı konusundaki farklı görüşlerimizi koruyarak öz bir ahlakilik açısından anlaşmaya varabiliriz. Liberalizmin çoğulculuğunun epistemolojik ve ahlâki temelleri bulunmaktadır. Liberalizm başlangıçta insan aklının özgür kullanımı yoluyla ahlâki ve siyasi konularda doğrunun bulunabileceği inancının baskın etkisi altında kalmışsa da, zamanla toplumsal bilimlerdeki gelişmeler ahlâk ve toplumsal düzen konularında akla uygun olarak farklı sonuçlara ulaşılabildiğini, başka bir anlatımla, “aklın yolu”nun hiç de “bir” olmadığını' göstermiştir. Farklı kültürler arasında olduğu kadar, her bir kültürün kendi içinde de durum böyledir. Belli bir toplumda aynı anda farklı iyi anlayışlarının var olduğu anlamına gelen bu durum liberallerin akla güveni büsbütün yitirmelerine yol açmamışsa da, bunlar arasında daha ölçülü bir akılcılığı yeşertmiştir. Bu durum ayrıca kimi liberalleri göreceliğe ve “değer kuşkuculuğu”na yaklaştırmıştır.
[değiştir] Öz-Sahiplik
Bütün liberaller aynı fikirde olmasa da, John Locke’un “öz-sahiplik” düşüncesinin liberalizmin temellerinden olduğuna kuşku yoktur. Bu o kadar böyledir ki, örneğin liberalizm eleştiricilerinden G. A. Cohen, öz-sahipliği kabul etmedikleri için Rawls ve Dworkin’in liberal sayılamayacaklarını ileri sürmüştür. Öz-sahiplik düşüncesini Matt Zwolinski’nin anlatımını izleyerek şöyle özetleyebiliriz: Locke’un başkalarına zarar vermenin yasak olduğuna ilişkin inancı onun her bir bireyin “onun kendi kişisi üstünde bir mülkiyete” sahip olduğuna ilişkin daha temel inancından kaynaklanır. Başka bir anlatımla, bireyler kendilerinin sahibidirler. Bu, her bireyin kendi bedeni üstündeki bütün kullanım haklarına sahip olduğu anlamına gelir. Ayrıca, yapmak istediğimiz hemen hemen her şey için harici malların kullanımına da ihtiyacımız olduğundan, Locke bunlar üzerinde de bir şekilde mülkiyet edinebilmemiz gerektiğini düşünmüştür. Bunun da olağan yolu, sahip olduğumuz kendi “emek”imizi bu harici mallara katmaktır. Böylece onları da mülk edinmiş oluruz. Böylece, Tanrı’nın onlara ortak olarak verdiği dünya bireylerin özel kullanımına açılmış olur. Ancak, Locke’a göre, harici malları özel mülk haline getirebilmenin bir sınırı vardır. “Lockecu şart” denen bu sınıra göre, sahiplenmenin meşru olması için geriye “başkalarının ortak kullanımı için yeterli miktarda ve iyi durumda” bırakılmış olmalıdır.
[değiştir] Temel ilkeleri
[değiştir] Bireycilik
Bireycilik, bireyin haklarını toplumun haklarından üstün gören ve her türlü değerin bireylerden geldiğine inanan, toplumsal hayatta bireyi her şeyden üstün tutan siyaset ve toplum görüşünü ifade etmektedir. Liberalizm, bireylerin siyasal özgürlüğünü savunur. Rönesans döneminden önce toplumsal, siyasal hayata egemen olan kilisenin toplumcu eğilimine bir tepki olarak ortaya çıkan bireycilik, bireyi toplumun önüne geçiren ve yerleşik dini, geleneksel değer yargılarına meydan okuyan bir hareket olarak ortaya çıkıp gelişmiştir. John Locke, bireyin her türlü otoriteden kurtularak özgür olmasını ve kendi hayatını kendisinin kurması gerektiğini “herkes kendinin yargıcıdır” ifadesiyle, [20] Immanuel Kant “kendi yasanı kendin yap” [21] formülüyle bireyciliği özetlemişlerdir. Bireyciliğin tarihiyle liberalizmin tarihi aynı düzlemde gelişmiştir bir anlamda aynı şeylerdir. Liberalizme göre birey temel unsurdur. Bireyin varlığı sınıf, halk gibi bütünlerin varlıklarından daha gerçektir. Birey, insan toplumlarının her türlü kurum ve yapılarının üstündedir. Liberalizmde birey herhangi bir toplumsal bütünden daha fazla ahlaki değere sahiptir. Birey toplumdan önce vardır ve bireysel haklar toplumsal haklardan önce vardır. Bireye dayanmayan ve bireysel istek ve iradeden kaynaklanmayan her türlü toplumsal bütün liberalizm için en büyük tehdittir.
[değiştir] Özgürlük
Özgürlük, liberalizm için olmazsa olmaz bir değerdir. Hoşgörü, tolerans ve özel hayat gibi daha başka değerlerin, anayasacılık, kanun hakimiyeti gibi kurumsal yapılaşmaların da kaynağıdır. Bu yüzden liberalizm özde özgürlük teorisidir. Nitekim liberal düşünürler tüm görüşlerini özgürlüğü merkeze alarak savunmuşlardır. Milton Friedman, liberalizm için asıl olanın gönüllü işbirliği ve özgür tartışma olduğunu söyler. Ona göre sorumlu bireylerin özgürlüğü olmazsa olmaz şarttır liberalizm için. Liberalizmin özgürlük anlayışı negatif özgürlüktür. Negatif özgürlük, bireyin dışardan gelen bir zorlama altında kalmaksızın davranabilmesidir. Birey, davranışlarına müdahale edilmediği oranda özgürdür. İnsanın herhangi bir dış müdahaleye maruz kalmadan davranabildiği alan ne kadar geniş ise özgürlüğü de o oranda geniştir. Burada özgürlük “bir şeyden özgürlüktür”, “bir şeye özgürlük” değildir. Özgürlükte esas olan bireye bir şey sağlanması değil, onun dış zorlamalara ve baskılara maruz kalmamasıdır. [22] Friedrich August von Hayek’e göre “özgürlük kavramı barış, güvenlik, huzur gibi insanın önünde bir engelin veya kötülüğün olmaması gibi negatif anlamdadır. Bu engel bir insana diğer insanlar tarafından yapılan bir müdahaledir. Bu tip müdahaleler pozitif olup bizim kendi kendimize -kendimiz için- yapacağımız kararlardan bizi engellediği için bize sunulmuş bir fırsat, lütuf değildir.” [23] Bu açıdan bakıldığında liberalizm neyin, nasıl ve niçin olması gerektiği düşüncesinden çok nelerin olmaması gerektiği konusunda yoğunlaşır. Özgürlük teorileri olmaması gerekenlerin dünyasını ve bu dünyanın temel ilkelerini sunar. Aksi onu da totaliter bir dünya kurgulamasına götürür. Özgürlükler, doğal haklar çerçevesiyle sınırlandırılmış bir siyasal iktidar yapısı içerisinde kendiliğinden işleyen bir düzen kurgusu topluma pozitif değerlerle yüklü bir disiplin ve kontrol sisteminin ilkelerini ve araçlarını kullanma imkanı tanımaz. Çünkü bu yine Hayek’in ifadesiyle “müdahale bir insanın diğer insanlar tarafından kontrol edilmesidir. Kendi belirlediği ve kendisi için olan planlarına göre değil onların amaçlarına hizmet etmek için ona müdahale edilir.” [24] Bu, liberal kuramının öncüsü olan Locke’un “hiç kimse özgürlük hakkıma aykırı olarak zorla köle yapmaktan başka bir şey için beni mutlak erki altına almak istemez” [25] sözlerinin çağdaş anlamda devamı gibidir. Liberalizme göre bireyin özgürlüğüne yönelebilecek en büyük tehdit devlettir. Devletin bireylerin özgürlüğünü hiçe sayan, yok eden bir despot olması önlenmelidir. Bunun da yolu devletin birey için var olduğuna inanmak ve onu sınırlamaktır. Hiç kimse -ne tek tek kişiler, ne kilise, ne de devlet- insanların mallarına ve sivil haklarına tecavüz etme yetkisine sahip değildir. [26]
[değiştir] Doğal Düzen
Yazılı kanunlardan bağımsız genel yasalar vardır. Toplumlar bu genel yasalar çerçevesinde işler. Bu doğal yapı içinde bireyler en üst mutluluğa ulaşır. Onların doğal düzende mutluluğunu engelleyen şeylere karşı doğal düzenlemeler ortaya çıkar. İnsanların toplumdan sağladığı tatminlerle kendi kaynaklarıyla baş başa bırakıldıklarında sağlayabilecekleri arasında çok büyük bir fark vardır. Doğal düzeni bozacak unsurlar; baskı ile herkesin başına bir iktidarın getirilmesi diğeri de insanları kandırarak ortak çıkar adına bir takım yaptırımlara itaate ikna edilmesidir. Doğal düzen sürekli bir ilerleme düzenidir. Doğal düzen özgürlük düzenidir. İnsanlar çatışma değil uyum içinde özgürlüklerini kullanırlar. Devletin doğal düzene müdahale etmemesi gerekir. İnsanlar arasında suni sorumluluk ve ilişkilerin konması toplumu bozar. Devlet insanların doğal düzenini devam ettirmek için vardır. Hiç kimse diğerini bir şey yapmaya zorlayamaz. [27] Liberalizmin kurucusu kabul edilen Locke’un doğal haklar teorisi aktüel alana taşındığında kendiliğinden düzen ve piyasa ekonomisinin temelleri oluşur. Yaşama, özgürlük ve mülkiyet hakları bizi bu sonuca götürür. Her bireyin hayatını idame ettirmek için gerekli eylemleri yapma hakkı vardır. Bireylerin özgürlüklerini korumaktaki en önemli nokta siyasi toplumun oluşturulmasından sonra onların siyasal yönetime karşı korunmasıdır. Devletin bireylerin hayatına müdahalesi sınırlanmak durumundadır ve bireylerin ne devletin ne de başka bireylerin tecavüz edebileceği özel bir alanı vardır. Mülkiyet ise hayat ve özgürlük haklarının sözde kalmasının ötesine geçerek bir anlam kazanması, somut haklara dönüşebilmesi için kaçınılmaz olarak varolması gereken bir haktır. Eğer bu haklar varsa ve uygulanırsa bu düzen “kendiliğinden düzen” olacaktır. [28] Hume kendiliğinden düzen fikrinin ilk savunucusudur. Onu “görünmez el” teorisiyle Smith izler. Daha sonra sosyal darvinist Spencer bunu geliştirir. İşlerin doğal akışına bırakılmasını, zorlama ve yönlendirmelerle karşılaşılmamasını, bunların zarar doğuracağını söylemişlerdir. Sırf insan aklına dayanarak sosyal bir düzen kurulamaz diyerek salt rasyonalizmi eleştirirler. Kendiliğinden düzen rasyonel olarak örgütlenmeye dayanan düzenden farklı olarak aklın bütün insan ilişkilerini içine aldığı sanılan yapay düzenlemeler yapamayacağını, insan ilişkilerinin tümünü önceden kurallara bağlayan düzenlemeler gerçekleştiremeyeceğini savunur. [29] Kendiliğinden düzen herhangi bir özel amaçtan bağımsızdır. Bu sistemde birbirinden çok farklı hatta çatışan amaçların izlenmesi mümkündür. Bu yüzden kendiliğinden düzen ortak amaçlara değil tarafların karşılıklı yararları için farklı çıkar ve amaçların uzlaştırılmasıdır. Dolayısıyla tam bir plüralizmdir. Kendiliğinden düzen üyeleri ortak bir menfaate sahip grupların ötesinde insanların karşılıklı yararları için barış içinde birlikte var olmalarına imkan sağlayarak büyük ya da açık toplumun var olmasını sağlar. [30]
[değiştir] Liberal Devlet
Liberal devlet bireycidir. Tarihi ve toplumu birey psikolojisiyle, bireysel tercihlerle açıklar. Devletin kalkış noktası bireydir. Amaç bireydir. Varış noktası bireyin mutluluğudur. Liberalizme göre tek ve gerçek değer bireydir. Birey yaratıcıdır. Toplumu ve devleti bireyler kendi serbest iradeleriyle yaratmıştır. Birey toplumdan ve devletten öncedir. Toplum içine birey özgürlüklerine sahip ve doğuştan haklarıyla doğar. Özgürlük ve doğal haklar bireyin doğuştan kazandıkları haklardır. Özgürlük bireylerin kendi kendilerini aklının ve iradesinin yol göstericiliğinde çizme yoludur. Özgürlük, akıl ve irade bağımsızlığıdır. Akıl ve iradenin yol göstericiliğinde bireylerin kendini serbestçe geliştirecekleri küçük dünyaları vardır. Bu özgürlüklerin küçük dünyaları başkalarının özgürlük alanlarıyla sınırlıdır. Liberalizm işte bu küçük dünyaların birlikte ve barış içinde yaşatılmasını savunur. Devlet de bu barışı sağlamakla görevlidir. Bireylerin özgürlükleri ve devletin otoritesi arasındaki ikilem liberalizmin temel sorunudur. Liberalizm iktidar karşısında kişi özgürlüklerine sahip çıkmaktadır ve devletin bu alanlara müdahalesini engellemeye çalışmaktadır. Birey hak ve özgürlükleri iktidarın sınırıdır. İktidar bireylerin dünyasına giremez, karışamaz. İktidar bu haklara saygı göstermelidir. Onlara dokunamaz, onları yok edemez. Bireyi birey yapan bu hakları devlet vermemiştir. Devlet bu yüzden bireyi eritemez, onu araç haline getiremez.
[değiştir] Sınırlı Devlet
Liberalizm, bireyin ve toplumun üstünde sınırsız ve mutlak güçle donatılmış bir siyasal iktidar anlayışını reddeder. Liberalizm, devlet anlayışı için bireysel özgürlüklerin ve toplumsal rızanın temel alınması gerektiğine inanır. İktidarın bozucu, mutlak iktidarın mutlaka bozucu olduğunu savunan liberalizm bu iktidarın sınırlanması gerektiğine inanır. Lock’un “devlet, gücünü, kendi başına buyruk olarak değil, amacı toplumun barışı, güvenliği ve iyiliğinden başka bir şey olmayan halkın bildiği kurulu yasalarla tarafsız ve dürüst olarak kullanmak zorundadır” [31] şeklinde özetlediği liberal anlayış siyasal iktidarı toplumsal yasalarla (canların, özgürlüklerin ve malların korunması) belirlenen amaçların aracına indirger. Bu, devletin bir amaç olarak sahip olduğu gücün toplumu araçsallaştırmasının reddidir. Çünkü Locke’a göre toplum sözleşmesi ile kurulan devlet “herkesin özgürlüğünü ve mallarını daha iyi korumak amacıyla yapıldığından toplumun ya da onlarca kurulan yasamanın etki alanının genel iyiliğin ötesine yayılacağı düşünülemez”. [32] Locke, toplumsal rıza ve devlet arasında toplum sözleşmesi ile kurulan meşruiyet mutabakatını egemen lehine tek taraflılığa dönüştürmeyi gasp, egemenliğin halkın iyiliği dışında kullanılmasını ve meşruiyet ilkesini topluluk yasaları olarak da ifade ettiği özgürlük, can ve mal haklarını bu meşruiyet ilkelerinden başka bir kaynaktan beslenerek veya başka bir amaçla kullanarak halkı kendisine boyun eğdirmek yolunda kullanan egemeni “ister bir ister bir çok olsunlar tiranlık” [33] olarak niteler. Ona göre “yasanın bittiği yerde tiranlık başlar” ve egemen bu ilkelerinin dışına çıkar veya aşarsa “egemen olmaktan çıkar ve yetkisiz olarak hareket ettiği için ona karşı konabilir”. [34] Kurucu meşruiyetin temelini oluşturan devlet kaynaklı egemenliği reddeden Locke “hiç kimse özgürlük hakkıma aykırı olarak zorla köle yapmaktan başka bir şey için beni mutlak erki altına almak istemez” [35] ifadesiyle mutlak, sınırsız egemenlik anlayışını reddeder.
[değiştir] Liberal Demokrasi
Temel liberal ilke, devletin hizmet sunan bir organizasyon olarak faaliyet alanı ne olursa olsun yaptırım gücü olan bir kurum olarak belli niteliklere sahip yasalarla sınırlandırılmasıdır. Liberalizm bu yasaların nitelikleriyle ilgili bir kuramdır. Liberalizmin bu temel savı “yasaların egemenliği” ilkesi ile özdeşleşir. Bireysel özgürlük yani insanların kendilerine özgü bilgileri kendi amaçları için kullanmaları durumunun korunduğu bir siyasal düzenin insanların değişik amaçlarını gerçekleştirmelerine en uygun düzen olduğudur. Bu düzen ancak çoğunluğun iradesi doğrultusundaki yaptırımlar da dahil olmak üzere soyut, genel ve adil olma gibi belli nitelikleri olan yasalarla sınırlandığı zaman oluşabilir. Liberalizm yasaların egemenliği ilkesini korumak için iki araç geliştirmiştir. Bunlardan ilki “kuvvetler ayrılığı” ikincisi “yazılı anayasalar”dır. Amaç yasayı koyanların özgül koşullara göre davranıp belirli yaptırımlarda bulunmalarını önlemektir. İnsanların değil yasaların egemenliğini savunan liberalizm, ancak bu sistemde yaşayabilir. Eğer uygulamalarından bağımsız olarak konmuş genel, soyut kurallar anlamında yasalara uyarsak başka insanların iradelerine tabi olunmamış olur, işte özgürlük budur. [36]
[değiştir] Bazı Liberal Düşünürler
- John Locke
- Thomas Hobbes
- Niccolò Machiavelli
- Desiderius Erasmus
- John Trenchard
- Charles de Montesquieu
- Thomas Gordon
- François Quesnay
- Jean-Jacques Rousseau
- Denis Diderot
- Jean le Rond d'Alembert
- Richard Price
- Anders Chydenius
- Adam Smith
- Immanuel Kant
- Anne Robert Jacques Turgot
- Joseph Priestley
- August Ludwig von Schlözer
- Patrick Henry
- Thomas Paine
- Thomas Jefferson
- Marquis de Condorcet
- Jeremy Bentham
- Emmanuel Sieyès
- Destutt de Tracy
- Anne Louise Germaine de Staël
- Benjamin Constant
- Jean-Baptiste Say
- Wilhelm von Humboldt
- David Ricardo
- James Mill
- José María Luis Mora
- Frédéric Bastiat
- Johan Rudolf Thorbecke
- Harriet Martineau
- Ralph Waldo Emerson
- William Lloyd Garrison
- Friedrich Schiller
- John Stuart Mill
- Juan Bautista Alberdi
- Henry David Thoreau
- Jacob Burckhardt
- Herbert Spencer
- Thomas Hill Green
- Auberon Herbert
- Matthew Kalkman
- Will Kymlicka
- Carl Menger
- Lester Frank Ward
- Oliver Wendell Holmes Jr.
- Lujo Brentano
- Tomáš Masaryk
- Eugen von Böhm-Bawerk
- Louis Brandeis
- Thorstein Veblen
- John Dewey
- Friedrich Naumann
- Santeri Alkio
- Max Weber
- Leonard Hobhouse
- Benedetto Croce
- Walther Rathenau
- William Beveridge
- Ludwig von Mises
- José Ortega y Gasset
- Salvador de Madariaga
- Adolf Berle
- Wilhelm Röpke
- Bertil Ohlin
- Friedrich Hayek
- John Hicks
- Raymond Aron
- Donald Barkly Molteno
- Simone de Beauvoir
- John Kenneth Galbraith
- Isaiah Berlin
- Milton Friedman
- James Buchanan
- Murray Newton Rothbard
- Ayn Rand
- Ralf Dahrendorf
- Karl-Hermann Flach
- Joseph Raz
- Noam Chomsky
- Ronald Dworkin
- Richard Rorty
- Amartya Sen
- Robert Nozick
- Hernando de Soto
- Bruce Ackerman
- Will Kymlicka
- Matthew Kalkman
[değiştir] Kaynakça
- ^ Liberal doktrinin doğuşu ile ilgili olarak bkz: Ayferi Göze, Siyasal Düşünceler ve Yönetimler, İstanbul, Beta Basım Yayım Dağıtım, 1986, s. 153-226; Yayla, a.g.e., s. 25-135
- ^ Çotuksöken, Betül: “Ortaçağ ve Rönesans Üzerine Kimi Bilgiler”, Gergedan, sayı 13.
- ^ (1991b) Tanrı Devletinden Kral Devlete, İmge Yayınları, Ankara..
- ^ Kılıçbay, M.Ali: “Bir İtalyan İcadı: Rönesans ve Doğunun Olanaksız/ Olanaklı Rönesansı”,Gergedan, Sayı 13 .
- ^ Maillet, Jean: (1983) İktisadi Olayların Evrimi, Çev: Ertuğrul Tokdemir, Remzi Kitabavi, İstanbul.
- ^ Aron, Rymond: (1974) Sanayi Toplumu, Boğaziçi Yayınları, İstanbul.
- ^ Hamitoğulları, Beşir: (1986) Çağdaş İktisadi Sistemler, Savaş Yayınları, Ankara.
- ^ Akın, İlhan: (1968) Temel Hak ve Özgürlükler, İ.Ü.Yayınları,İstanbul.
- ^ , Sözün İngilizcesi için bakınız,[1]
- ^ Sözün İngilizcesi için bakınız, [2]
- ^ Sözün İngilizcesi için bakınız, [3]
- ^ Kapani, Münci: (1981) Kamu Hürriyetleri, A.Ü. Hukuk F. Yayınları, Ankara.
- ^ Yayla, Atillâ, Liberalizm (Ankara: Liberte, 2. b., 1998).
- ^ Gaus, Gerald F. (2003), Contemporary Theories of Liberalism: Public Reason as a Post-Enlightenment Project (Sage).
- ^ Tomasi, John, Liberalism Beyond Justice: Citizens, Society, and the Boundaries of Political Theory (Princeton and Oxford: Princeton University Pres, 2001).
- ^ Galston, William A. (1995), “Two Concepts of Liberalism”, Ethics, 105 (April), ss. 516-534.
- ^ Mason, Andrew D. (1990), “Autonomy, Liberalism and State Neutrality”, The Philosophical Review, Vol. 40 No. 160, ss. 433-452.
- ^ Mendus, Susan (1987), “Liberty and Autonomy”, Proceedings of Aristotelian Society,
- ^ Larmore, Charles (1990), “Political Liberalism”, Political Theory, Vol. 18 No. 3 (August), ss. 339-360.
- ^ John (1969) Civil Goverment, Aktaran: Mete Tunçay; Siyasal Düşünceler Tarihi, c.II, A.Ü.S.B.F. Yayınları, Sevinç Matbaası, Ankara.
- ^ Immenual (1982) Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi, Hacettepe Ü. Yayınları, Ankara.
- ^ Atilla (1992) Liberalizm, Turhan Yayınları, Ankara.
- ^ (1960) The Constitution of Liberty, The University of Chicago Press, Chicago.
- ^ (1960) The Constitution of Liberty, The University of Chicago Press, Chicago.
- ^ John (1969) Civil Goverment, Aktaran: Mete Tunçay; Siyasal Düşünceler Tarihi, c.II, A.Ü.S.B.F. Yayınları, Sevinç Matbaası, Ankara.
- ^ (1998) Hoşgörü Üstüne Bir Mektup, Çev: Melih Yürüşen, Liberte Yayınları, Ankara.
- ^ Frederic (1964) Economic Harmonies, Translated by: Hyden Boyers,Nostran Press, London.
- ^ POUJET, J.M.- M.- M. (1995) Ekonomik Sistemler, Çev: Cafer Umay, Ekin Yayınları, Bursa.
- ^ Atilla (1992) Liberalizm, Turhan Yayınları, Ankara.
- ^ (1967)Studies in Plosophy, Roudledge and Kegan Paul Company,London.
- ^ John (1969) Civil Goverment, Aktaran: Mete Tunçay; Siyasal Düşünceler Tarihi, c.II, A.Ü.S.B.F. Yayınları, Sevinç Matbaası, Ankara.
- ^ John (1969) Civil Goverment, Aktaran: Mete Tunçay; Siyasal Düşünceler Tarihi, c.II, A.Ü.S.B.F. Yayınları, Sevinç Matbaası, Ankara.
- ^ John (1969) Civil Goverment, Aktaran: Mete Tunçay; Siyasal Düşünceler Tarihi, c.II, A.Ü.S.B.F. Yayınları, Sevinç Matbaası, Ankara.
- ^ John (1969) Civil Goverment, Aktaran: Mete Tunçay; Siyasal Düşünceler Tarihi, c.II, A.Ü.S.B.F. Yayınları, Sevinç Matbaası, Ankara. sayfa 183
- ^ John (1969) Civil Goverment, Aktaran: Mete Tunçay; Siyasal Düşünceler Tarihi, c.II, A.Ü.S.B.F. Yayınları, Sevinç Matbaası, Ankara. Sayfa 172
- ^ Ruhdan (1988) “Liberalizmin Temel İlkesi”, Yeni Forum,c. 9. sayfa 24
[değiştir] Kaynaklar
- Atilla YAYLA'nın "Liberalizm Nedir?" adlı makalesi
- Halis ÇETİN'in "Liberalizmin Tarihsel Kökenleri" adlı makalesi
- Mustafa ERDOĞAN'ın "Liberalizme Yeniden Bakış: Tarihi ve Felsefi Temelleri" adlı makalesi
[değiştir] Dış Bağlantılar
|
|||||