İstanbul'un Fethi

Vikipedi, özgür ansiklopedi
(İstanbul'un fethi sayfasından yönlendirildi)
Şuraya atla: kullan, ara
İstanbul'un Fethi
Zonaro GatesofConst.jpg
Fausto Zonaro'nun II. Mehmet'in Konstantinopolis'e Girişi adlı tablosu.
Tarih 6 Nisan-29 Mayıs 1453 (1 ay 3 hafta 2 gün)
Bölge Konstantinopolis (günümüzde İstanbul)
Sonuç Kesin Osmanlı zaferi. Bizans İmparatorluğu yıkıldı.
Taraflar
Osmanlı İmparatorluğu Osmanlı Devleti Bizans İmparatorluğu Bizans İmparatorluğu
Flag of Most Serene Republic of Venice.svg Venedik Cumhuriyeti
Flag of Genoa.svg Ceneviz Cumhuriyeti

Destekleyenler

Komutanlar
Osmanlı İmparatorluğu II. Mehmet
Osmanlı İmparatorluğu Çandarlı Halil Paşa
Osmanlı İmparatorluğu Zağanos Paşa
Osmanlı İmparatorluğu Baltaoğlu Süleyman Bey
Bizans İmparatorluğu XI. Konstantin 
Bizans İmparatorluğu Lukas Notaras İdam edildi
Flag of Most Serene Republic of Venice.svg Giovanni Giustiniani
Güçler
50.000-250.000 [1][2][3][4][5][6][7][8][9][10]
90-300 gemi[1][11][12]
70 top (4 şahi, 10 büyük ve 56 küçük kalibre top)[1][13][14]
7.000-10.000 (5.000 milis)[1][9][15][16]
26 kadırga ve kalyon[17][18]

İstanbul'un Fethi (Yunanca: Άλωση της Κωνσταντινούπολης, Konstantinopolis'in Düşüşü), 6 Nisan-29 Mayıs 1453 tarihleri arasındaki kuşatmanın sonucunda Osmanlı Padişahı II. Mehmet komutasındaki birliklerin Bizans İmparatorluğu'nun[Not 1] başkenti İstanbul'u ele geçirmesi.[1][19]

İstanbul, daha önce de defalarca kuşatılmıştı; VII.-VIII. asırlarda Emeviler ve Abbasiler tarafından kuşatıldı ancak başarısız olundu.[20][21][22] Osmanlılar da şehri daha önce kuşatmıştı, Mateos Kantakuzinos'un Bizans tahtına geçmesini sağlamışlar ve ödül olarak Çimpe Kalesi'ni alarak Rumeli'de ilk kez toprak kazanmışlardı.[23] Rumeli'ye geçişle beraber bölgede sınırları genişleyen Osmanlılar ilk kez I. Bayezid komutasında 1395 yılında İstanbul'u kuşattı.[24][25] Bazı kaynaklarda ise 1391 tarihli farklı bir kuşatmadan söz edilmektedir.[26] I. Bayezid'in kuşatmasında mancınıklar kullanıldı, kuşatma üzerine Macar Krallığı günümüz Bulgaristan topraklarına taarruz etti ve İstanbul kuşatması sonlandırıldı. Ertesi yıl kuşatma tekrar başladı ve bu sefer deniz bağlantısını tümüyle koparmak için Anadolu Hisarı inşa edildi.[27] Bizans imparatorunun ateşkes talebi üzerine kuşatma kaldırıldı.[27] Ankara Savaşı'yla beraber Osmanlı Devleti Fetret Devri'ne girdi. Bu dönemde Bayezid'in oğullarından Musa Çelebi tarafından 1412 yılında İstanbul tekrar kuşatıldı.[28][Not 2] Musa Çelebi, kargaşanın Bizans yüzünden olduğuna ve bazı rakip şehzadelerin Bizans tarafından desteklendiğine inanıyordu.[29] Ancak rakip şehzadelerden Çelebi Mehmet'in harekete geçmesi sebebiyle bu kuşatma da kaldırıldı. Dördüncü kuşatma ise II. Murat döneminde oldu; II. Murat elçiler göndererek Düzmece Mustafa'nın desteklenmemesini talep etti ancak karşılık bulamadı. İsyan ile uğraşan II. Murat, Şehzade Mustafa'ya yardım ettiğine inandığı Bizans İmparatorluğu'nun üzerine yürüdü ve kuşatma başladı.[30][31] Bizans İmparatoru VII. Yoannis'in Karadeniz kıyılarındaki bazı toprakları ve haraç vermeyi teklif etmesiyle bu kuşatma da kaldırıldı.[31] II. Mehmet tahta geçtiğinde etrafı bütünüyle sarılmış bir şehirle karşı karşıyaydı.[1][20][32]

Kuşatma öncesi[değiştir | kaynağı değiştir]

Bizans[değiştir | kaynağı değiştir]

Dördüncü Haçlı Seferi'nde zincir kullanan Bizans İmparatorluğu, bu kuşatmada da Haliç'e zincir gerdi.[33] Dövme demirden imal edilen zincir farklı biçimdeki baklalardan oluşmaktaydı.[34] Önceden farklı devletlerin saldırılarına maruz kalan Bizans, zincir kullanımıyla ilgili geçmişteki eksikleri giderebilmişti. 1204 yılındaki Haçlı saldırısında zincirin Galata'da bağlı olduğu kule Haçlılar tarafından ele geçirilmiş ve zincir safdışı bırakılmıştı.[35] Bundan dolayı Bizanslılar kuleyi güçlendirdi ve etrafını surlarla çevirdi.[35] 1453 yılındaki kuşatma için Bizans donanması takviye edildi, Şubat 1453'te limandaki gemilerin kalması rica edildi fakat birçoğu şehirden kaçtı; sonuç olarak 2 Nisan 1453'te Bartalomeo Soligo tarafından yaptırılan zincir Kastellion ile Eugenios kuleleri arasına çekilerek Haliç kapatıldı ve zincirin arkasında Bizans donanması nöbete başladı.[35][36][37][38] Zincir halkaları aynı değildi, kalınlıkları 1,9 ilâ 6,2 cm arasında değişebilmekteydi.[39][40]

Bizans'ın bir başka savunma aracı ise grejuva idi. Grejuva, suda sönmüyordu ve hem kara hem deniz savaşında etkin şekilde kullanılacaktı.[9][41][42][10] Fakat Bizans başkenti mezhepsel iç sorunlarla uğraşmaktaydı; 1439 yılında Katolik-Ortodoks kiliselerinin birleşmesi kabul edildi ve olaya Bizans halkı tepki gösterdi.[9][20][43][44] Bazı kaynaklar, halkın "Konstantinapolis'de Latin serpuşu görmektense Türk sarığı görmeyi tercih ederim!" düşüncesini paylaştığını belirtmektedir.[45][46][47][48][49][Not 3] İmparator Konstantin'in Avrupalı devletlerden istediği yardımlar da mezhepsel sorunlar sebebiyle aksamaktaydı.[43][50] Kuşatmadan önce Bizans halkına moral aşılamak için önünde Meryem Ana resmi bulunan bir kafile İstanbul sokaklarında dualar eşliğinde ilerlemeye başladı; resmin yere düşmesi ve ardından yağmur yağması sebebiyle Bizans halkı endişelendi.[51] Halk arasında olumsuz söylentiler dolaştı.[51] Kuşatmadan önce ortalıkta dolaşan bazı kehanet söylentileri şehrin düşeceği yönündeydi; bunun da halk üzerinde olumsuz etki yaptığı düşünülmektedir.[52] Kuşatma esnasında sıkıntı çekilmemesi için erzak, mühimmat depoları takviye edildi; çeşitli ülkelerden gelen askerlerle muhafızların sayısı arttırıldı ve şehir surları güçlendirildi.[53][54] Papalık tarafından üç kadırgayla beraber 200 asker ve mühimmat gönderildi, 30 geminin ise sefer için hazırlanmakta olduğu bildirildi.[55] Ocak 1453'te iki gemiyle beraber Cenevizli komutan Giovanni Giustiniani komutasındaki 700 askerle yardıma geldi. İmparator Konstantin tarafından Guistiniani başkomutan olarak atandı.[1][56] Muharebe Bizans zaferiyle sonuçlanırsa Giustiniani'ye Limni adası verilecekti.[55]

Bizans'ın savunma planında ana unsur İstanbul surları idi. İlk olarak 410-442 yılları arasında, 1400 hektarlık alanı kapsayacak şekilde 19 kilometre uzunluğunda Konstantin surları inşa edilmişti.[57] Nüfusun artmasına bağlı olarak II. Theodosius, yaklaşık 1400 metre açığa yeni surlar inşa ettirdi. Bu surların yüksekliği 11 metre, genişliği ise 4,8 metre idi.[57] Surlar tek sıradan oluşmuyordu, ana surun 14,5 metre önünde 8 metre yükseklikte ön surlar bulunuyordu. Bu surların genişliği ise 0,5 ila 1,5 metre arasında değişmektedir. Ön surların da önü tahminen 1000'li yıllarda yapılan çalışmalarla 18 metre genişlikteki hendeklerle çevrilmişti.[57] İstanbul surları sadece karadan gelebilecek taarruza karşı tasarlanmamıştı; kentin deniz kıyısı da bütünüyle surlarla çevriliydi. Günümüzde Sarayburnu olarak bilinen bölge bütünüyle denizden izole edilmişti. 8,5 kilometre uzunluktaki deniz surları yine II. Theodosius tarafından yaptırılmıştı.[58] 36 kapısı, 101 kulesi ve 27 burcu bulunmaktaydı.[58] Haliç kıyısını ören Galata surlarının yapımı ise 439'da başlamıştı. 5,2 kilometre uzunluğa sahip bu surlar 2 ilâ 3 metre genişlikteydi ve 20 kapısı, 172 kulesi bulunmaktaydı.[59] Rum Ortodoks Patrikhanesi'nin bulunduğu yerde de bir iç kale bulunuyordu. XIV. yüzyılda yaşanan Bizans-Ceneviz Savaşı sebebiyle Galata surlarının da önü hendeklerle çevrilmiştir.[59] İstanbul'un su sistemi de geliştirilmişti. Yaklaşık 250 kilometre uzaklıktaki Yıldız Dağlarından, civardaki derelerden kemerlerle su getirilmekteydi. Getirilen sular, sarnıçlara aktarılmaktaydı.[60]

Osmanlı[değiştir | kaynağı değiştir]

1444'te tahtından feragat eden II. Murat, kendi isteğiyle yerini oğlu Mehmet'e bıraktı. II. Mehmet 12 yaşındaydı ve acemi görülüyordu, dönemin sadrazamı Çandarlı Halil Paşa bu kararı uygun bulmamıştı.[61][62] Bu taht değişikliği üzerine bir Haçlı ordusu kuruldu ve Osmanlı üzerine yürüdü,  Sultan Mehmet 12 yaşında olmasına rağmen babasına şu tarihi mektubu yolladı; "Baba,Eğer padişah siz iseniz geliniz ve ordunun başına geçiniz, yok eğer padişah ben isem size emrediyorum gelip ordunun başına geçiniz" Bu mektubun etkisi ve devlet adamlarının ricasıyla II. Murat geri geldi ve başkomutan olarak yönettiği Varna Muharebesi'ni kazandı.[63][64] Bu muharebeden sonra devlet adamlarının da telkinleriyle II. Murat tekrar tahta çıktı, tahttan indirilen veliaht Mehmet Manisa'ya gönderildi.[64] Kasım 1445'te II. Murat tekrar tahtı oğlu Mehmet'e bıraktı, Mehmet'in ikinci hükümdarlığında Edirne'de yangın ve yağma olayları yaşandı. Halil Paşa'nın ve diğer devlet adamlarının girişimleriyle Mehmet tekrar tahttan indirildi.[65] Hammer'a göre II. Mehmet'e tekrar tahttan inmesi teklif edilmedi, Halil Paşa kendisine birlikte ava gitmeyi önerdi ve genç Mehmet tahttan indirildiğini avdan dönünce öğrendi.[65] 1444-46 arasında geçici olarak hükümdarlık yapan II. Mehmet, 1451'de babasının ölümü üzerine son defa tahta çıktı.[66] Sadrazam Halil Paşa tarafından sürgün edilen Zağanos Paşa, II. Mehmet'in müdahelesiyle Edirne'ye geri döndü.[67] Halil ile Zağanos paşaların arasındaki anlaşmazlık kuşatmada da görülecek; Halil Paşa kuşatmadan vazgeçilmesini, Zağanos Paşa ise tam aksine kuşatmanın sürdürülmesini isteyecekti.[1][68][69][70] Tahttan indirilmesine sebep olduğu ve kuşatmayı uygun görmediği için Halil Paşa'nın II. Mehmet tarafından düşman olarak algılandığı belirtilmektedir.[71][72][73]

Kuşatmada Osmanlılar tarafından kullanılmak üzere dökülen ağır toplardan biri.

İstanbul'un deniz bağlantısını tümüyle kesmek, kuşatma esnasında şehre herhangi bir yardımın gelmesi önlemek için II. Mehmet, Rumeli Hisarı'nın yapımını gerekli gördü.[74][75] Konumu I. Bayezid'in yaptırdığı Anadolu Hisarı'nın karşısıydı; 1452 yılının nisan ayında inşa çalışmaları başladı.[76][77][78] Hisarın yapımında beş veya altı bin işçinin çalıştığı belirtilmektedir. II. Mehmet inşaatla bizzat ilgileniyordu.[76][79] Ağustos ayında inşaat bitti; hisarın on üç burcu bulunmaktaydı. Üç büyük burcun üstü kurşun çatı ile örtüldü. 400 askerin ve hisarın komutası Firuz Ağa'ya verildi.[80][81][82][83] Rumeli Hisarı'nın inşası ve boğaz trafiğinin kapatılması Bizans İmparatorluğunu endişelendirmiştir.[9][84][85] Hisarın yapımının durdurulması için gönderilen iki Bizans elçisi, II. Mehmet'in emriyle idam edildi.[43][86] Kasım 1452'de iki Venedik gemisi boğazdan geçme teşebbüsünde bulundu, iki hisardan da ateş açıldı ve Antonio Rizzo adlı kaptanın gemisi batırıldı.[76][80][86][87] Denize atlayarak kurtulan Rizzo, esir alındı ve Edirne'ye götürülerek kazığa oturtuldu. Kaptanın affedilmesi için İstanbul'dan ayrılan Venedik elçisi, infazın yapıldığını görünce geri döndü ve Osmanlıların Venedik'e de savaş açtığı kabul edildi.[87][88]

Askerî hazırlıklarda dönemine göre büyük topların yapımına başlandı.[53] Bizans zindanlarından lağımcılar tarafından kaçırılan Urban adlı bir mühendisin yaptırdığı şahi topu bunlardan biriydi, tek güllesi 550 kilogram civarındaydı ve topun uzunluğu 8, çevresi de 2.5 metreydi.[75] Bu topun İstanbul'a götürülmesini Rumeli Beylerbeyi Dayı Karaca Paşa üstlendi.[53][70][87][89][90][91][92] Osmanlı ordusunun mevcudu hakkında çeşitli düşünceler bulunmaktadır, Hammer'a göre 250.000, Barbaro'ya göre 160.000, Sfrantzes ve Dukas'a göre 200.000 asker idi.[1][10][93] Kuşatmada denizden destek vermesi için Osmanlı Donanması da hazırlanmıştı; Baltaoğlu Süleyman Paşa'nın komutasına verilen[1][94] filonun mevcudiyeti hakkında farklı düşünceler mevcuttur; Dukas 300, Yeorgios Francis ise 160 demektedir.[1]

Kuşatma[değiştir | kaynağı değiştir]

İstanbul surlarını ve kapılarını gösteren harita.

Kuşatmadan önce kentin çevresindeki bazı kaleler ve kasabalar Karaca Paşa komutasındaki 10.000 asker tarafından ele geçirildi.[95][96] Bizans İmparatoru Konstantin, son diplomatik girişim olarak kent dışındaki Rum köylerinin ve bu köylerde yaşayan sivillerin zarar görmemesini rica etti ancak II. Mehmet tam aksini yaparak Rum köylerinde hayvanların otlanmasını ve rastlanılan köylülerin derhal öldürülmesini emretti.[97] İmparator Konstantin'in tepkisi ise İstanbul kapılarını kapatmak ve kentteki Türkleri hapsetmek oldu.[97] Konstantin'in kardeşleri tarafından yönetilen Mora Despotluğu üzerine Osmanlı saldırıları başladı.[1][98][99]

6 Nisan 1453'te Osmanlı kara ordusu, Haliç'ten Marmara'ya uzanacak şekilde surların önüne mevzilendi.[1][10][100] Aynı gün, Bizans ve müttefikleri tarafından zayıf bulunan Adrianapolis Kapısına (Edirnekapı) İmparator Konstantin ve askerleri konuşlandı. Megadük[Not 4] Lukas Notaras ise yüz süvariyle birlikte limanı ve çevresini korumakla görevliydi.[101] Konstantinopolis'te tutulan şehzade Orhan Bey ise askerleriyle birlikte kıyıdaki mahalleleri korumaktaydı. 6 Nisan'da moralleri yükseltme amacıyla imparatorun emriyle zırhlı ve silahlı yaklaşık bin asker, Osmanlı ordusu görecek biçimde surlarda yürüyüş yaptı.[102] Bizans savunmasının biçimi şöyleydi; St. Romanos Kapısı (Topkapı) Giustiniani ve askerlerince tutulmaktaydı, St. Romanos ve Adrianapolis kapıları arası genel olarak Bizans-Ceneviz kuvvetlerince muhafaza ediliyordu.[94] St. Romanos ile güneydeki Selymbria (Silivri) Kapısı arası savunmayı ise Bizans-Venedik kuvvetleri üstlendi.[94] Osmanlı ordusu, hücumdan önce kentin etrafındaki varoşları yıktı.[103] Topların konuşlanacağı yerleri seçmek için surların en zayıf kesimleri tespit edildi. Galata cephesinde Zağanos Paşa'nın kuvvetleri, surların güney kısmında Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa, kuzey kısmında da Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa konuşlandı.[10][104][105] St. Romanos ile Adrianopolis kapıları arasındaki merkez cephesinde ise II. Mehmet, yeniçerileriyle birlikte konuşlandı.[10][105] Bu bölgede Bizans tarafının en zayıf bulduğu surlar bulunmaktaydı.[101] En zayıf kesimi tespit eden Osmanlılar, toplarını buna göre 11 Nisan'da konuşlandırdı;[1][38] üç top Blaherne Sarayı, üç top Piyi (Silivrikapı), iki top Adrianapolis (Edirnekapı), dört top da St. Romanos (Topkapı) Kapısı önüne yerleştirildi.[106] Osmanlıların döktürdüğü en büyük top, başta Kaligaria Kapısı (Eğri Kapı) önüne yerleştirildiyse de kapı dayanıklı bulundu ve daha zayıf görülen St. Romanos Kapısı önüne kaydırıldı, günümüzdeki "Topkapı" ismi bundan gelmektedir.[46][105] Topların konuşlanmasından iki gün sonra Baltaoğlu Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı Donanması Prinkipos'u (Büyükada) ve Antigoni'yi (Burgaz Adası), Tarabya'daki bir Bizans kalesini de Osmanlı ordusu ele geçirdi.[38][107]

Topların da konuşlanmasından sonra, II. Mehmet veziri Veli Mahmud Paşa'yı İmparator Konstantin'e göndererek şehrin teslimini istedi. Konstantin, şehri korumaya yeminli olduğunu ancak istenilirse vergi verebileceğini söyledi.[1][9][38][108][109] 12 Nisan 1453'te Osmanlı topçu ateşi başladı. Dönemine göre kuvvetli görülen bu toplar, birçok kaynağa göre büyük gürültü çıkarmaktaydı ve şehri savunanların moralini bozmaktaydı.[1][110][111] Osmanlı topları yaklaşık iki saatte dolduruluyordu, bundan dolayı topçu ateşi sık değildi. II. Mehmet, topların daha sık ateşlenmesini istedi ve sonuç olarak bir top patlayarak parçalandı, topu döken usta Urban ile çevresindekiler öldü.[53][111][112] Topların bakımı için ordugahta bir tamirathane kurulmuş olsa da, tarihçi Hammer'a göre Urban'ın ölmesi sebebiyle parçalanan top tamir edilemedi.[53][112][Not 5] Macaristan Krallığı komutanı János Hunyadi'den mektup getiren bir elçi, Osmanlı topçularını acemi buldu ve topçular tarafından benimsenecek bir taktik öğretti; küçük toplarla sur üzerinde belirlenen bir hedef noktasının etrafı zayıflatılıyor, sonra büyük toplarla hedef noktasına gülle isabet ettirilerek surdan parçalar düşürülüyor ve gedik açılıyordu.[111][113] Cenevizli komutan Giustiniani'nin askerleri, gediklere süratle demir kazıklar çakıyor ve üstlerini kayalarla, kum dolu varillerle dolduruyordu. Ayrıca şehirdeki ağaçlar da kesilerek bu gediklere yığılıyordu.[110] Venedikli askerler de bir yöntem keşfetti; surların şehre bakan kısmını asmalarla donatıyorlar ve asma dallarını ıslatarak surla kaynaşmalarını sağlıyorlardı, böylece surdan parçaların düşmesi zorlaşmaktaydı.[114] Osmanlı topçu ateşi, 18 Nisan gününe kadar devam etti.[1][53][111]

Savaşta Osmanlıların haricinde Rumların da ateşli silahlara sahip olduğu bilinmektedir. 12-18 Nisan arasında süren Osmanlı topçu ateşi esnasında Rumların bir ağır topu parçalandı; olaya öfkelenen Rumlar topçu kumandanını hain olmakla suçladı ve öldürmek istedi.[115] Ancak yeterli delil bulunamadığından kumandan serbest bırakıldı; bu sırada şehirde mahsur kalanlardan biri olan Alman mühendis[116] Jean Grant, grejuvanın kullanım inceliklerini askerlerlere öğretmekteydi. Grejuvayı artık daha iyi kullanan askerler, St. Romanos kapısı önündeki bir Osmanlı topunu imha etmeyi başardı.[115]

18 Nisan günü Osmanlı merkez ordusunun bulunduğu noktada, Bayrampaşa Deresi taraflarında birinci ve ikinci surlarda gedik açıldı. II. Mehmet'in emriyle surların önündeki hendek taşlarla, kum torbalarıyla dolduruldu.[110] Osmanlı ordusu, gece taarruzu başlattı. Taarruzu desteklemek için II. Mehmet'in emriyle savaş kuleleri inşa edilmişti. Ancak Osmanlılar gece taarruzundan bir sonuç alamadı; yürüyen kuleler grejuvayla tutuştu ve surlara çıkmayı başaran Osmanlı askerleri de inatçı bir savunmayla karşılaştı.[1][117][118] Aynı günlerde Osmanlılar deniz taarruzu da başlatmıştı; 15 Nisan 1453 tarihinde Haliç önlerine yığılan Osmanlı donanması, Bizans ve müttefik donanmalarının savunması sebebiyle zinciri kıramayarak geri çekilmek zorunda kaldı.[1][115][119] Her iki taarruzun da başarısızlığa uğraması Bizans tarafında moralleri yükseltti.[118]

20 Nisan'da kaptan Flantanellas'ın komuta ettiği bir Bizans ve üç Ceneviz kalyonundan oluşan yardım filosu İstanbul'a yaklaştı.[120][Not 6] II. Mehmet, Baltaoğlu Süleyman Bey'i 18 gemi ile yardım filosunun üstüne gönderdi.[9][119] Rüzgarı arkasına alan yardım filosu daha hızlı ilerlemekteydi ve Osmanlı gemileri bir türlü yanaşamamaktaydı. Günümüzde Yeşilköy adını taşıyan bölgenin açıklarında rüzgar kesilince dört kalyon hareketsiz kaldı; Osmanlı gemileri kürek çekerek kalyonlara yetişti. Çarpışmaların uzaması sebebiyle arkadan gelen Osmanlı gemileri de yetişti ve dört gemiden oluşan Ceneviz-Bizans filosunun etrafını yaklaşık 150 Osmanlı gemisi sardı.[121] Ancak kalyonların Osmanlı kadırgalarından daha yüksek olması, en öndeki Osmanlı gemilerindeki tayfaların acemiliği sebebiyle üstünlük kurulamadı.[38][122][123] Ağır kayıp verildiğini gören Baltaoğlu Süleyman Bey, donanmaya geri çekilme emri verdi. Hakim bir tepeden yenilgiyi gören II. Mehmet sinirlendi ve atını denize sürerek Baltaoğlu Süleyman'a emirlerini duyurmaya çalıştı.[1][53][123] Ancak Osmanlı donanması yenilmişti, yardım filosu yoluna devam etti ve karanlık bastırınca Haliç'i kapatan zincirin gevşetilmesiyle iki Venedik gemisinin eşliğinde limana sığınarak Konstantinopolis'e yardımını başarıyla ulaştırdı.[123] Ertesi gün II. Mehmet, on bin atlıyla beraber yenilginin hesabını sormak için donanma komutanlığına gitti. Baltaoğlu Süleyman Bey'i idam etmek isteyen öfkeli padişah, diğer devlet adamlarının yalvarması sonucu idamdan vazgeçti ancak Baltaoğlu'nu topuzuyla döverek azletti; boşalan kaptan-ı deryalığa Çalıbeyoğlu Hamza Bey getirildi.[69][118][122][124]

Gemilerin karadan yürütülmesi[değiştir | kaynağı değiştir]

Fausto Zonaro'nun Osmanlı Donanması'nın Haliç'e İndirilmesi adlı tablosu.

Şehre yapılan hücumların başarısızlığından sonra yardım getiren kalyonların Osmanlı donanmasını yarıp geçmesi üzerine II. Mehmet, devlet adamlarıyla ve komutanlarla toplantı yaptı. Toplantıda Avrupa devletlerinin yardıma geleceğini tekrarlayan Çandarlı Halil Paşa, kuşatmanın kaldırılmasını ve Bizans'ın 70.000 duka altın vergiye bağlanmasını önerdi.[1][125][126] Ancak aralarında II. Mehmet'in eniştesi Zağanos Paşa ile hocası Molla Gürani'nin de bulunduğu diğer kişiler bu öneriye itiraz etti.[69][126] Buna rağmen toplantıda Haliç'e nasıl girileceği konusunda kimse teklifte bulunamıyordu. Mehmet tahta geçmeden 14 yıl önce Venedikli komutan Gattamelata, Adige'den Garda Gölü'ne gemilerini karadan götürmüştü. Gemilerin karadan yürütülmesinde bu olayın örnek alındığı tahmin edilmektedir.[127]

İlk olarak Zağanos Paşa'ya Galata ile Konstantinopolis surları arasında kara bağlantısı kurmak için Haliç üzerine köprü kurması emredildi. Fakat bu köprünün Haliç'teki Bizans ve müttefik gemilerine karşı savunmasız olacağı düşünüldü. Bunun üzerine II. Mehmet, Diplonsion (Günümüz adı Beşiktaş) önlerindeki Osmanlı donanmasının Galata surları önünden kaydıralarak Haliç'e indirilmesini emretti.[1][69][127][128][129] Ek olarak, Haliç surlarını ve Haliç'teki donanmayı vurmak için Galata civarında hakim tepelere toplar yerleştirildi. Gemilerin geçeceği mesafe 2 ilâ 4 kilometreydi ve ormanlıktı; güzergâh üzerindeki ağaçlar kesiliyor sonra da ağaçlar Cenevizlilerin verdiği zeytinyağı ile kayganlaştırılarak toprağa sabitleniyordu. Cenevizliler, savaş boyunca denge politikası izlemiş ve hem Bizans hem Osmanlı tarafına yardım etmiştir.[1][53][128] Gemiler yürütülmeden önce, Galata taraflarına mevzilenen Osmanlı topçuları Haliç'teki gemileri topa tuttu.[53][130] Bizanslıların fark etmemesi için gemiler 21-22 Nisan gecesi yürütüldü.[120] Bu sırada dikkatlerini başka yöne çekecek biçimde St. Romanos Kapısı civarında büyük bir gedik açıldı. O gece şehirde bulunanlar, bu gediği kapatmakla meşgul oldu.[69][131] Sabah olduğunda 72 Osmanlı savaş gemisi başarıyla indirilmiş ve Haliç'i kapatan zincir işlevsiz kalmıştı. Osmanlılar, planın ikinci aşaması olan ahşap köprünün yapımına başladı. 24 Nisan'da Giustiniani'nin bir kadırgası gemileri yakmak üzere yaklaştıysa da Osmanlı topçuları tarafından batırıldı.[132][133] Olayın ardından Bizans tarafındakiler St. Maria Kilisesi'nde toplandı ve ikinci bir saldırı yaparak gemileri yakmayı gerekli gördü.[133][134] Saldırı, Venedikli kaptan Jacomo Coco'nun komutasında gece vakti yapılacaktı. Gemileri saldırıya hazırlama bahanesiyle saldırıyı bir gün erteleten Galata Cenevizlileri, kazandıkları vakitten istifade ederek planı II. Mehmet'e gizlice iletti. [133][135] Planı öğrenen II. Mehmet, Haliç'teki gemilerin takviye edilmesini ve kıyılara iki top daha yerleştirilmesini emretti. 28 Nisan gecesi Jacomo Coco komutasında grejuvayla yüklü iki[136] veya üç[133] gemi, Osmanlı gemilerine yaklaştı. Fakat saldırıdan haberdar olan Osmanlı donanması ateş açtı; Coco'nun gemisi batırıldı. Cabriel Trivixan komutasındaki diğer kadırga, topların gürültüsü sebebiyle Coco'nun gemisine olanları farketmedi ve ilerlemeye devam etti. Osmanlı topçuları bu kadırgayı da vurdu; gövdesinde delik açıldı, ancak iki mürettebatın pelerinlerini deliğe sıkıştırması sayesinde kadırganın su alması önlendi.[136] Buna karşılık Osmanlıların bir gemisi yanmıştı, esir alınan denizciler şehirden görülecek biçimde öldürüldü.[9][137] Misilleme olarak Bizanslılar da ellerinde bulunan 260 esiri infaz etti ve kesik başlarını surlara dikti.[1][132][137]

Haliç surlarının dövülmesi[değiştir | kaynağı değiştir]

Osmanlı gemilerinin Haliç'teki Bizans karşı taarruzlarını savuşturmasından sonra Galata'da mevzilenen topçular Haliç'teki gemilerle birlikte surları da bombalamaya başladı.[53][138] Bunun üzerine Bizanslılar, Haliç surlarına asker kaydırmak zorunda kaldı.[129] Yine de Osmanlı topçusu uzun mesafeden dolayı surları yıkamıyordu; 150 atıştan sadece 1 tanesi isabet etmiş ve bir kadın ölmüştü.[137] Bombardımanda batan gemiler arasında Osmanlı'ya gizlice yardım eden Cenevizlilerin de gemileri vardı; Cenevizlilerin şikayetlerine cevaben II. Mehmet, Haliç'teki bütün gemilerin korsanlık yaptığını ve hasmane bir tutum gösterdiğini söyledi.[137] Haliç surlarının hasar görmemesinden dolayı rahatlayan Bizanslılar, yoğun ateş altındaki gemilerini korumak için 3 Mayıs'ta Haliç surlarına iki adet top yerleştirdi. Açılan ateş sonucunda iki Osmanlı gemisi batırıldı.[138] Osmanlıların tepkisi ise karşı kıyıya üç top getirerek bu iki topu ateş altına almak oldu, gece gündüz devam eden çatışmaya rağmen iki taraf da birbirinin toplarını imha edemedi.[1][139]

Haliç'te karşılıklı bombardıman devam ederken, St. Romanos civarındaki surlar da bombalanmaktaydı. Sayısı arttırılan yürüyen kuleler şehir surlarından yüksekti ve içlerine küçük toplar yerleştirilmişti, bu kuleler vasıtasıyla Osmanlı askerleri açılan gediklerin kapatılmasına mani oluyordu.[140] Surlardan düşen parçalarla dolan hendekler, Osmanlı ordusuna taarruz yapma fırsatı veriyordu.[137] Bizans savunması Osmanlılara kayıp verdirmeye devam ediyordu; dört yürüyen kule yakılmıştı.[137] Surların yeterince yıprandığını düşünen II. Mehmet, 6 Mayıs akşamı taarruz başlattı. Fakat sonuç alınamadı ve ağır kayıp veren ordu geri çekildi. Bu taarruzun ardından surların en yıpranmış bölgesi olan St. Romanos, 400 kadar Venedikli denizciyle takviye edildi.[1][138] Bundan sonra topçu ateşi Kaligaria Kapısı (Eğri Kapı) ile Blakernai Sarayı arasındaki surlara yoğunlaştı. 12 Mayıs günü açılan gediklere giren Osmanlı ordusu, başlarda üstün geldiyse de Bizans ihtiyat güçlerinin yetişmesi sonucu püskürtüldü. Ardından tekrar taarruz yapıldı; bunda da Kaligaria'dan yardıma gelen bin kişilik Bizans kuvveti sebebiyle Osmanlılar sonuç alamadan geri çekildi.[1][138]

Şehir savunması son taarruzları da püskürtmüştü ancak kıtlık başlamıştı.[141] Papa Nicholas'ın söz verdiği Jacomo Loredan komutasındaki 30 kalyonluk filodan haber yoktu, İmparator Konstantin filonun ne zaman yetişeceğini öğrenmek üzere bir tekneyi gönüllü 10 kişiyle birlikte Euboea Adası'na (Eğriboz Adası) gönderdi.[9][142] Osmanlı bayrağı çeken tekne, hiç kimseye yakalanmadan adaya ulaştı ve filonun gelmediğini gördü. Döndüklerinde şehrin düşmüş olmasından endişelenen gönüllüler, imparatora haberi ulaştırmayı gerekli gördü ve şehre geri döndü. Kuşatma sırasında şehirde bulunan Venedikli doktor Barbaro, filonun gelmediğini öğrenen Konstantin'in ümitlerini yitirdiğini ve ağladığını yazmaktadır.[143]

Surlardaki direncin zayıflaması sebebiyle 13 Mayıs günü kaptan Trivixan ve askerleri gemilerini terkederek surlarda konuşlandı.[144] Ertesi gün II. Mehmet, Haliç surlarına ve Bizans gemilerine ateş açan Galata'daki topların Blaherne Sarayı yakınlarına getirilmesini emretti. Bu toplar o güne kadar 91 kiloluk güllelerle 212 atış yapmıştı.[144] Bizans tarafı ise kuşatma boyunca en fazla hasarı alan St. Romanos Kapısını tehlikede görerek 300 kadar piyade ve arbaletli askerle takviye etti.[145] 16 Mayıs gecesi birkaç küçük Osmanlı gemisi süratle Haliç'e ilerledi, buna anlam veremeyen Bizans ve müttefik denizcileri gemilerde Osmanlı'dan kaçan Hristiyanların olduğunu zanneti ve ateş açmadı; fakat yaklaşan gemiler saldırınca karşılık verildi. İki tarafın da kaybı olmadı.[145] 17 Mayıs'ta beş Bizans gemisi Haliç'in ağzına yaklaşarak zincir dışındaki Osmanlı donanmasına ateş açtı; yetmişten fazla gülle atıldıysa da herhangi bir isabet kaydedilemedi.[146] 19 Mayıs sabahı Osmanlı ordusu, surlardan yüksek bir yürüyen kuleyi Adrianapolis Kapısı yakınlarına getirdi. Kat kat öküz/deve derisiyle kaplanmış ahşap bir iskeletten oluşuyordu ve iskeletin boşlukları toprakla doldurulmuştu, ok taş ve ufak güllelerin zarar veremediği bu kule sayesinde surdaki askerlere ok atılırken hendekler de toprakla dolduruldu.[53][147] Aynı gün Osmanlı ordusu Haliç'in daraldığı yerde birbirine bağlanmış fıçılardan oluşan bir köprü inşa etti; Bizanslıların açabileceği bir ateşle yok edilmemesi için Haliç surlarındaki Kynegos Kapısı'na uzatılmadı. Bizans tarafı, yarım kalmış bu köprünün Kynegos Kapısı'na uzatılması ihtimaline karşın Haliç surlarına asker konuşlandırmak zorunda kaldı.[53][148] 21 Mayıs'ta bütün Osmanlı donanması Haliç önlerine geldi, genel taarruzun başlayacağını zanneden şehir halkı paniğe kapıldı ve kiliselerde çanlar çalındı; fakat herhangi bir kara taarruzu olmadığı gibi Osmanlı donanması da birkaç saat sonra geri döndü.[149] Kuşatma esnasında şehirde bulunan Venedikli doktor Barbaro'ya göre surlar aralıksız her gün bombalanmaktaydı; tarif ettiği bir top 544 kiloluk gülle atıyordu ve her atışı şehir içerisinde paniğe yol açıyordu.[150]

Yeraltı savaşları[değiştir | kaynağı değiştir]

16 Mayıs sabahı Kaligaria Kapısı civarında yeraltından sesler işiten muhafızlar, Osmanlı lağımcılarının tünel kazdığını farketti ve bunu durdurmak üzere kendileri de bir tünel kazmaya başladı. Kısa süre içerisinde iki tünel buluşunca yeraltı savaşı başladı; Osmanlıların tünelini her ne pahasına olursa olsun yok etmekle görevli Bizans lağımcılarının kasten çıkarttığı yangın kendileriyle beraber Osmanlı lağımcılarının da ölümüne, her iki tünelin de çökmesine sebep oldu.[132][151] Tünel girişimi önlenmişti ancak şehir halkıyla beraber İmparator Konstantin endişe kapılmıştı; henüz keşfedilmemiş Osmanlı tünelleri olabilirdi.[151] Nitekim 21 Mayıs günü Osmanlı lağımcıları, gözetleme kulelerinden yoksun Kaligaria Kapısı civarında ikinci bir tünel daha açtı ve o da şehirdekiler tarafından farkedildi; önceki tünelde olduğu gibi Bizans lağımcılarının yine yangın çıkartacağını tahmin eden Osmanlı lağımcıları fırsat vermeden kendi tünellerini ateşe vererek kendileriyle beraber Bizans lağımcılarının da ölümüne yol açtı.[151][152] Ertesi gün aynı yerde bir tünel daha keşfedildi; muhafızların döktüğü kızgın yağlar ile içerisindeki lağımcılar öldürüldü ve tünel ateşe verildi, aynı gün yakınlardaki henüz keşfedilmemiş bir Osmanlı tüneli çöktü. Şehri savunanlar arasında bulunan mühendis Jean Grant, başka tünellerin olup olmadığını öğrenmek için çalışmaya başladı ve kuşatmanın son haftasına girilirkenher gün birkaç Osmanlı tüneli daha keşfedilir oldu;[153] 23-24-25 Mayıs günleri yine aynı yerde başka tüneller bulundu. 25 Mayıs'ta farkedilen tünel surların altına ulaşmıştı; imha edilmesi halinde surların çökmesi mümkündü; Bizans lağımcıları tüneli duvarla kapatmakla yetindi.[154]

Son hücum[değiştir | kaynağı değiştir]

İmparatora teslim teklifi[değiştir | kaynağı değiştir]

"Şehri sana teslim etme konusuna gelince, bu ne benim ne de başka birinin yapabileceği bir şeydir. Daha açık konuşmak gerekirse, bunun için hepimizi öldürmen gerekiyor. Bu, senatomuzun oy birliğiyle aldığı karardır. Direneceğiz. Bu uğurda ölmeye de hazırız."[155][Not 7]
İmparator XI. Konstantin Paleologos

Haliç'e indirilen donanma, şehirde başlayan kıtlık, yeraltındaki savaşlar ve surlardan yüksek yürüyen kuleden sonra Osmanlı ordusunun son hücum için hazırlıkları başlamıştı; 23 veya 24 Mayıs günü II. Mehmet, eniştesi İsfendiyaroğlu Kasım Bey'i İmparator Konstantin'e elçi olarak gönderdi.[1][140][156][157][158] Teslim olmaları halinde Konstantin ve ailesinin arzu ettikleri yere güvenle gidebileceği, halkın canına ve malına dokunulmayacağı, son olarak Paleologos Hanedanı'yla dostane ilişkilerin kurulacağı ancak teslim olmazlarsa imparator ve diğer asillerin öldürüleceği, şehir halkının esir edileceği, orduya yağma için müsaade verileceği belirtiliyordu.[157] İmparator şehri teslim etmeyi reddetti fakat vergi vermeye hazır olduğunu belirtti.[1][140][155][157][159] Konstantin-Mehmet arası diyalogdan hemen sonra 25 veya 26 Mayıs günü Macaristan Krallığı elçisi ordugâha geldi, kuşatmanın kaldırılmaması halinde Macar-Bizans ittifakının kurulacağını ve büyük bir Haçlı donanmasının da yola çıkmış olduğunu iletti. Bahsedilen Haçlı donanması, Konstantin'in beklemekte olduğu Jacomo Loredan komutasındaki donanmaydı ve Sakız Adası'na ulaşmıştı.[140][155][160] Bu tehditten sonra 27 Mayıs günü Osmanlı ordugâhında toplantı yapıldı; Sadrazam Çandarlı Halil Paşa'nın endişelerine rağmen kuşatmanın sürdürülmesine ve 29 Mayıs'ta son hücumun yapılmasına karar verildi.[161][162][163] Macar elçisi hapsedildi, hücum kararı ve günü Osmanlı ordusuna duyuruldu; şehrin fethedilmesi halinde bütün askerlerin üç gün boyunca şehri yağmalama hakkına sahip olduğu padişah tarafından ilan edildi.[159][161][164] Ayrıca padişah, surların üzerine çıkacak ilk askere ödül vereceğini fakat savaştan kaçanları da idam ettireceğini ilan etmişti; yağma izninin çıkmasından sonra Osmanlı ordusunda şenlikler başladı ve çadırlar, gemiler ışıklandırıldı; şehirdekiler duyacak biçimde tekbir sesleri yükselmekteydi.[53][161][165]

"Buradan gitmem mümkün değildir, ya ben şehri zapt ederim yahut şehir beni ölü veya diri olarak zapt eder. Eğer şehirden sulhen çekilirsen sana Aforo'yu ve kardeşlerine diğer eyaletleri vereceğim; bu suretle dost oluruz. Şayet şehre harben girecek olursam eşraf ve ayanını ve seni öldürüp halkını esir edip mallarını yağmalatırım."[157]
Sultan II. Mehmet

Artık surlar geceleri de bombalanıyordu ve savunmacılara gedikleri kapatmak için fırsat verilmiyordu, 28 Mayıs'ta St. Romanos Kapısı'nda açılan bir gediğe giren Osmanlı birlikleri Cenevizli Giustiniani'nin birlikleriyle çarpıştı ve püskürtüldü. Çarpışma esnasında komutan Giustiniani'yle dövüşen Murat Paşa, Giustiniani tarafından öldürüldü.[166] O gece halkın ve asillerin katılımıyla Ayasofya'da ayin yapılarak[167] insanların görev yerlerine gitmesi için gün boyu çanlar çalındı.[9][164][166][168] Surların mazgallarına yerleştirilmek üzere Venedik elçisi Bailo tarafından getirtilen yedi araba dolusu kalkan, Bizanslı hamalların istediği paranın zamanında karşılanmaması sebebiyle yerleştirilemedi ve ertesi günkü son muharebede kullanılamadı.[169] Sabah olmadan önce Giustiniani, hasar gören yerlerin tamiratıyla meşguldü ve harap haldeki St. Romanos Kapısı'nın ardına derin bir hendek ile siper yaptırdı. Giustiniani, yaptırdığı sipere yerleştirilmek üzere birkaç top istediyse de Megadük Notaras bunu reddetti.[170]

Muharebe[değiştir | kaynağı değiştir]

Sultan Mehmet ordusunu üç gruba ayırmıştı; ilk grup yaşlılardan ve Hristiyanlardan, ikinci grup orduya katılmış Müslüman köylülerden ve azablardan, üçüncü grup ise yeniçerilerden oluşmaktaydı. Her grubun yaklaşık 50 bin askerden oluştuğu kaydedilmiştir.[171][172] Ordunun büyük kısmı ağır hasarlı St. Romanos Kapısı önlerindeydi. İmparator Konstantin ve Giustiniani de bu hattı savunmak üzere birlikleriyle beklemekteydi.[172] 29 Mayıs Salı günü güneş doğmadan Osmanlı ordusu namaz kıldı ve mehter takımı hücum marşı çalmaya başladı.[172][173] Yaşlılardan ve Hristiyanlardan oluşan ilk grubun öncelikli görevi merdivenleri surlara taşımak idi. Güneş doğmadan muharebe başlamıştı fakat surlara dikilen merdivenler derhal Bizans askerleri tarafından devriliyor, surlara yaklaşan askerler de fırlatılan taşlarla oklarla öldürülüyordu. Bu grubun taarruzu iki saat sürdü.[174] Çoğunluğu imha edilen bu grup, ordugâha doğru kaçmaya başladı. Fakat bir gün önce II. Mehmet'in verdiği emir uygulandı; kaçmakta olan askerler kılıçtan geçirildi ve surlara geri dönmeleri için zorlandı.[175] Sıra ana muharip askerlerden oluşan ikinci gruptaydı, bu grubun da hücumu başladı. Saldırı giderek St. Romanos civarında yoğunlaşıyordu fakat ikinci grubun askerleri bir türlü surlara çıkamıyor, merdivenleri dikemiyordu. Bizans askerleri kızgın yağ, grejuva, ok ve taş kullanarak bütün saldırıları püskürtüyordu.[176] İkinci grup da bitkin düşmekteydi ve bu durum Bizans kuvvetlerinin morali üzerinde olumlu etki yaratıyordu; bir buçuk saatlik savaşın ardından ikinci gruptan da bazı askerler geri kaçmaya başladı. Savaştan kaçanlar da yine komutanlarının infazlarıyla karşılaştı ve Sultan II. Mehmet, birkaç kaçak askeri topuzuyla cezalandırdı. II. Mehmet elinde kalan son grup olan yeniçerileriyle birlikte surlara yaklaştı.[174][177][178] Bizans birlikleri artık yorgun düşmüştü, dinç ve tecrübeli yeniçeriler saflarını bozmaksızın surlara ulaştı; bir gece önce karşı taarruz için Konstantin'in emriyle açılan Kerkoporta Kapısı, elli kadar Osmanlı askerinin içeri girmesine olanak sağlayınca Bizans askerlerinin morali bozuldu.[179][180] O esnada büyük Osmanlı topu ateşlendi ve yeniçerilere bir geçit açıldı, toz bulutunun içerisinde yeniçerilerle Bizans askerlerinin çarpışması başladı. Gözetleme kulesine girmeyi başaran Osmanlı askerleri imha edildi ve yeniçerileri de püskürttüğünü gören Bizans askerleri zafer sevinci yaşamaya başladı ancak Osmanlı topu tekrar ateşlendi; geride kalan Osmanlı birliklerinin taarruzu başlamıştı.[181] Direnci kalmayan ilk sur Osmanlıların eline geçti, azabların da desteğiyle burayı sağlama alan yeniçeriler var güçleriyle ikinci sura yönelik saldırıyı başlatmıştı.

Her iki sur da harap haldeydi ve çarpışmalar sürüyordu. Bu esnada Cenevizli komutan Giustiniani ağır yaralandı, İmparator Konstantin'in ricalarına rağmen yarasının tedavisi için limana götürüldü.[174][182][183] Komutan Giustiniani'nin yaralandığı haberi Bizans birliklerinde bozguna yol açtı, Bizanslı askerler şehrin sokaklarında kaçışmaya başladı; Venedik ve Ceneviz askerleri de gemilerine binip kaçmak üzere limana yöneldi.[176][183] Bozgunun etkisiyle güneydeki Piyi Kapısı da düştü, Osmanlı askerlerinin yağması başlamıştı. Ordunun ağırlığı şehrin merkezine doğru ilerlemekteydi, oradaki zenginlikler daha fazlaydı ve sancaktarlar bir an önce Osmanlı bayraklarını dikmek istiyordu.[184] Öğle olduğunda şehir düşmüş ve yağma başlamıştı ancak Haliç surlarında, Vasileos, Leon, Alexius burçlarında direniş devam ediyordu; daha sonra Haliç surları düşürüldüyse de üç burç direnmeye devam etti, Giritli denizciler tarafından savunulan bu üç burç vire ile teslim oldu ve denizcilere evlerine dönmeleri için II. Mehmet tarafından izin verildi.[9][179]

Ayasofya, şehrin en büyük bazilikası iken fethin ardından sembolik önemli dolayısıyla camiye çevrilmiştir.

Şehir düşerken İmparator Konstantin'e ne olduğu konusunda kesin bilgi bulunmamaktadır. Kaynakların çoğunluğu Konstantin'in savaşırken yüzünden ve sırtından aldığı kılıç darbeleriyle öldürüldüğünü belirtmektedir.[9][185][186] Kaçışan askerlerin altında ezilerek öldüğü,[179] kaçma fırsatı bulduğu fakat kendini astığı,[187] kesik başının Megadük Notaras tarafından tanındığı ve diğer Müslüman ülkelere gönderildiği[187][188] de iddialar arasındadır. Küçük direnişlere rağmen şehirde yağma ve talan devam ediyordu; Osmanlı denizcileri de Galata'ya çıkarak Giudecca adlı Yahudi mahallesini yağmalamaya koyuldu. Chios'lu Leonard'a göre rahibeler tecavüze uğradı, manastır ve kiliseler yağmalandı; 50 ilâ 60 bin sivil köle edildi. Bazı kadınların tecavüze uğramamak için intihar ettiği belirtilmektedir.[189][190][191] Fakat bazı Osmanlı tarihçileri, sadece şüpheli görülenlerin öldürüldüğünü ve çoğu insanın sadece köle edildiğini yazmaktadır.[192] Talandan kaçan bazı denizciler, kadırgalarıyla beraber denize açılmayı ve yağmayla meşgul olan Osmanlı donanmasını atlatmayı başarmıştı; İstanbul'un Fethi hakkında birçok bilgiye kaynaklık eden Chios'lu Leonard ve Nicolo Barbaro da kaçanlar arasındaydı.[193] Yine de denizcilerin çoğunluğu esir edilmiş veya öldürülmüştü, kaptan Cabriel Trivixan esirler arasındaydı.[194] O gün Konstantinopolis'te 300 bin Venedik dukası değerinde yağma yapıldığı tahmin edilmektedir.[195]

II. Mehmet, vezirleri ve komutanlarıyla birlikte St. Romanos Kapısı'ndan (Topkapı) şehre girdi.[196][197][198] Ayasofya'nın önüne gelen II. Mehmet, secdeye kapanarak toprağı öptü ve kiliseye sığınan kalabalığın köle yapılmakla yetinileceğini söyleyerek dışarı çıkmalarını istedi; canlarına dokunulmadı.[192][197][198] Ayasofya'daki mozaikleri ve değerli mermerleri incelediği tarihî kaynaklarda geçmektedir. Bu sırada mermerleri sökmeye çalışan bir askeri görünce tepki gösterdi ve şehirdeki binaların kendi mülkü olduğunu söyledi.[196][199] Hücumdan önce askerlere verdiği üç günlük yağma iznine rağmen yağma ve talanın derhal bitirilmesini, itaat etmeyenlerin idam edilmesini emretti.[9][200][201]

Marmara surlarını savunan Şehzade Orhan, şehrin düştüğünü anlayınca surlardan aşağı atlayarak intihar etmiş ve başı II. Mehmet'e götürülmüştür.[191][202] Megadük Notaras tutuklandı, sonra da idam edildi.[203] Kuşatma boyunca Konstantin'in yanında çarpışan Giustiniani ise yaralarından dolayı öldü.[204] İki tarafa destek veren Ceneviz'deki Galata kolonisi sakinleri diğerleri gibi saldırıya uğramaktan korkuyordu ancak Zağanos Paşa'nın telkinleriyle sakinleştirildiler, Vali Giovanni Lomellino, Galata'yı Osmanlılara teslim etti.[205][206] II. Mehmet'in öldürmekle tehdit ettiği Paleologos ailesi ve birçok asil, Osmanlı donanmasının yağmayla meşgul olmasından istifade ederek Mora'ya kaçtı.[200] Yine de kaçamayan asillerin canına dokunulmadı, esir alınan 29 Venedikli asil 800 ilâ 2000 duka altın fidyeyle serbest bırakıldı,[207] Konstantin'in yeğeni Osmanlı sarayında yaşamına devam etti ve İslamı seçerek Mesih Paşa ismiyle sadrazamlık yaptı.[208]

Sonuçları[değiştir | kaynağı değiştir]

II. Gennadios ile II. Mehmet'i gösteren mozaik.

İstanbul[değiştir | kaynağı değiştir]

Hristiyanların şehirde kalabileceği duyuruldu, İslam şer hukukuna göre yargılanmadılar, ibadetlerini özgürce sürdürdüler ancak ata binmeleri, silah taşımaları ve askerlik yapmaları yasaklandı.[209] Scholarius adlı bir rahip, II. Gennadios ismiyle patrik seçildi ve II. Mehmet'ten bir takım imtiyazlar aldı; patrik tarafından Ortodokslara özel mahkemeler kurulabilecekti ve bu mahkemelerin üyeleri de ruhbanlardan seçilecekti.[210][211] 1461'de II. Mehmet tarafından Ermeni Patrikhanesi kuruldu ve Bursalı I. Hovagim patrik olarak seçildi. Ortodoks patriği gibi Ermeni patriği de imtiyazlar aldı; Süryani, Habeş ve Kıpti kiliseleri bu patrikhaneye bağlandı.[212] Yahudilere de haklar tanındı, Osmanlı himayesindeki ilk hahambaşı Moş Kapsari oldu.[212]

Padişahın koruyucu tutumu sayesinde Ayasofya tahrip edilmedi, daha sonra Ayasofya'nın camiye çevrilmesi sebebiyle mozaiklerinin sökülmesi icap etti ancak sultanın emriyle mozaikler sökülmeyerek kireçle kaplandı.[199] 1847-1849 arası tamiratta Bizans mozaiklerinin korunmuş olduğu görüldü.[213] Çan kuleleri yıkılmadı, geçici olarak ahşap minareler eklendi. Günümüzdeki minareler II. Selim zamanında inşa edilmiştir.[214] Ayasofya'yla beraber çok sayıda kilise ve manastır camiye ve medreseye çevrildi.[214] Medreselerde eğitim vermeleri ve bilim çalışmaları yapmaları için Semerkant, Bağdat, Kahire, Şam, Buhara gibi şehirlerden âlimler davet edildi. Daha sonra tamamlanan Sahn-ı Seman Medresesi'ne gelir getirmesi için bazı binalar ve araziler bağışlandı.[215]

İstanbul'da Osmanlı hâkimiyetinin başlamasıyla beraber, demografik yapı da ciddi değişime uğradı. Şehir fethedildiğinde nüfusunun 30 ilâ 40 bin arasında olduğu tahmin edilmektedir.[216] Başta sanatkârlar olmak üzere birçok insanın İstanbul'a iskân edilmesi emredildi; gönüllü gelenlerin istedikleri mülke sahip olabileceği duyurusundan sonra birçok insan şehre yerleşti. İstanbul çevresindeki tarım arazilerinin işlenmesi için Avrupa'da esir alınan insanlar getirildi. Bunun haricinde isyan tehlikelerinin olduğu Konya, Karaman ve Aksaray yörelerinden de mecburi iskân yapılmıştır.[216][217] 1477 yılında İstanbul'un nüfus sayımı yapıldığında ortaya çıkan tablo şöyleydi;

Millet Aile sayısı
Müslümanlar 9.486
Rum-Ortodoks 3.743
Yahudi 1.647
Ermeni 434
Karamanlı Rumlar 384
Galata halkı 332
Diğer gayrimüslimler 267
Çingeneler 31[218]

Ek olarak İstanbul ile Galata'da toplam 16.324 ev ve 3.927 dükkan kaydedilmiştir.[217]

Osmanlı Devleti[değiştir | kaynağı değiştir]

Çandarlı Halil Paşa'nın idamı[değiştir | kaynağı değiştir]

Osmanlı Devleti için İstanbul'un Fethi'nin sonuçlarından ilki, 1 Haziran 1453'te Sadrazam Çandarlı Halil Paşa'nın azledilmesi oldu. Çandarlı Halil Paşa'nın kuşatma sırasında ordudaki olumsuz söylentilere sebep olduğu ve Bizans'tan rüşvet aldığı düşünülmekteydi ancak herhangi bir kanıt bulunamadı.[163] Şehir düştükten sonra Megadük Lukas Notaras'ın, Çandarlı'nın Bizans'la hep iletişim içerisinde olduğunu padişaha söylemesi üzerine şüpheler kuvvetlendi ve sadrazamın mallarına el konuldu, düzenlenen divan toplantısında azledildiği bildirilerek hapse atıldı.[71][219] Olayı yorumlayan tarihçilerin genel kanısı, Osmanlı Devleti'ne hizmet eden Çandarlı ailesiyle Osmanlı hanedanı arasındaki rekabetin bu idama yol açtığı yönündedir.[71][215][219][220][221][222]

Yedikule Zindanlarına kapatılan Çandarlı Halil Paşa, zindandaki ilk günlerinde nazik muamele gördü. Kendisinden önce idam edilmiş başka bir vezir olmadığı ve ailesi, kısa aralıklarla 154 yıldır iktidarda olduğu için son ana kadar idam edileceğine inanmadı.[221] Çandarlı, azlinden kırk gün sonra, 10 Temmuz 1453'te Edirne'de infaz edildi.[71][219][222]

İdamından önce gözlerine mil çekilirken, cellat: "Padişahın yüzüne dik bakanların akıbeti işte budur." dediğinde, "Zağanos'un bayramı olsun, ahirette iki elim yakasındadır." dedi.[221]

Çandarlı Halil'in 120.000 dukalık hazinesi ve tüm mal varlığı müsadere edildi. Kuşatmanın sürdürülmesini destekleyen devşirme Zağanos Paşa sadrazam oldu, yüksek devlet kadrolarına devşirmeler yerleştirildi ve böylece devlet üzerinde Osmanlı hanedanının otoritesi kurulmuş oldu.[221][223] Diğer Türk soyluların da Osmanlı hanedanına rakip olmasından endişelenen II. Mehmet, birçoğunun mallarına el koydu ve Türk aristokrasisi saf dışı bırakıldı.[224] Hanedanına rakip aile bırakmayan II. Mehmet, halk arasında "Fatih" diye anılır oldu. Fatih Sultan Mehmet artık divan toplantılarına katılmıyor ve halkla teması eskiye nazaran düşük tutuyordu; böylece Osmanlı padişahlarının halktan kopuk yaşamı başlamış oldu.[225][226]

Düzenlenen seferler[değiştir | kaynağı değiştir]

Fetih gerçekleştiğinde papalık makamında V. Nicolaus bulunmaktaydı.

Osmanlıların İstanbul'u almasından sonra II. Mehmet Memlûk Sultanlığı'na,[227] Memlûk himayesindeki Mekke şerifine,[228] Karakoyunlulara[229] fetihnâmeler gönderdi ve bu devletlerden cevap olarak hediyeler, tebrikler geldi.[230] Avrupa'da ise genellikle mücadele hakimdi; Fransa Krallığı ile İngiltere Krallığı arasındaki Yüzyıl Savaşları yeni bitmiş, savaştan mağlup çıkan İngiltere'de York-Lanchester hanedanları arası mücadeleyle iç savaş çıkmış, İskandinavya'da da Danimarka Krallığı ile İsveç Krallığı arasındaki savaş bitmemişti.[231] Rodos'un hakimi Hospitalier Şövalyeleri haricinde bütün Avrupa devletlerinden tebrik için elçiler geldi, Sırp Despotluğu'nun elçisi hediye maksatlı iki kale anahtarı getirdi fakat II. Mehmet sinirlendi, iki kalenin zaten Osmanlı himayesinde olduğunu ve Sırpların Macaristan Krallığı'yla işbirliği yaptığını söyledi.[232][233][234] Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun desteğine rağmen Papa V. Nicolaus'un Haçlı girişimleri sonuç vermedi, bilakis Cenevizliler, Eflak Prensliği ve Mora Despotluğu Osmanlı'ya vergi vereceğini duyurmuş, Venedikliler de Osmanlı'yla ticarete başlamıştı.[232][235] Bundan sonra diğer Rum topraklarına ve Sırbistan'a yönelen Osmanlılar 1454-55 yıllarında Sırp Despotluğu üzerine sefer yaptı, Belgrad kuşatıldı ve Sırbistan tümüyle ilhak edildi.[236] Mora'da ise Konstantin'in kardeşleri Tomas ile Dimitrios taht kavgasına girişti ve tam bu sırada Osmanlıların seferi başladı, 1458'de imzalanan anlaşma ile Korint teslim oldu fakat güney kesim despotluğa ve Venediklilere bırakıldı;[237] üç ay sonra despotluktaki taht kavgası tekrar başlayınca Tomas üstün geldiyse de on bin duka altınlık vergisini vermeyince II. Mehmet taarruza geçti; her iki kardeşin de bütün kaleleri ele geçirildi ve Mora Despotluğu yıkıldı.[238] Dimitrios Osmanlı himayesinde yaşamaya başladı, rakip kardeşi Tomas Avrupa'ya kaçtı ve Bizans tacını VIII. Charles'a satmak zorunda kaldı.[239] Mora meselesi, Osmanlı-Venedik ilişkilerinin bozulmasına yol açtı ve 1463'te Venedik donanması iki kez Mora'ya saldırdı.[239] Mora ile Sırbistan'ın ilhakından sonra Osmanlılar, vergi veren Limni, Midilli, İmroz, Eğriboz, Semadirek, Taşoz adalarını ele geçirdi.[240]

Efsaneler ve söylentiler[değiştir | kaynağı değiştir]

54 günlük kuşatma çeşitli söylentilere de yol açtı.

  • Stavros Sütunu — Bizanslı birçok falcının kehanetine göre kuşatmanın galibi Osmanlılar olacak fakat Osmanlı birlikleri Stavros Sütunu'na geldiklerinde bir melek elinde kutsal bir kılıçla gökten inerek bu kılıcı sıradan bir Bizanslıya verecek ve kılıç sayesinde Osmanlılar İran'a kadar sürülecekti.[48] Bu kehanet sebebiyle birçok insanın Ayasofya'ya sığındığı tahmin edilmektedir çünkü Ayasofya Stavros Sütunu'nun gerisindeydi.
  • Ayasofya'daki keşiş — Muharebeden sonra Ayasofya'yı inceleyen II. Mehmet, rivayete göre iniltiler duydu ve bunun kaynağını bulmaları için askerlerini görevlendirdi. Ayasofya'nın mahzeninden çıkartılarak padişahın huzuruna getirilen keşiş İmparator Konstantin'in falında yenilgi gördüğü için mahzene atıldığını söyledi.[241]
  • Molla Fenari'nin kehaneti — Osmanlı tarafındaki bir diğer rivayete göre II. Murat başkanlığında divan toplantısı yapılırken, Şeyhülislam Molla Fenari[242] dışarıdaki bir çocuğu izlemekteydi. II. Murat'ın uyarısı üzerine cevap veren Molla Fenari İstanbul'u fethedecek kişinin bu çocuk olduğunu söyledi. Kuyu başındaki çocuk II. Mehmet idi. Hacı Bayram-ı Veli ve Akşemseddin'in de aynı kehanette bulunduğu belirtilmektedir.[243][244]
  • Pişmiş balık söylentisi — Bizans tarafındaki yaygın bir inanışa göre felaket zamanı tavada pişirilmekte olan balıklar denize dönmek için çaba sarf eder ve tavadan atlamaya çalışırdı. Rivayete göre 29 Mayıs günü bir manastırda Rum papazlar balık pişirmekteydi ve surların düştüğü haberi duyulunca balıklar tavadan çıkarak yandaki havuza atladı.[245]
  • Cibali efsanesi — Mısır'da şeyhlik yapan Cebe Ali, üç yüz dervişiyle birlikte Anadolu'ya gelir ve Osmanlı ordusuna katılır. Kuşatma sırasında ekmek yapmakla görevlendirilen Cebe Ali, rivayete göre tek fırından yüz binlerce kişiye ekmek çıkartır ve söylentiler ordu içerisinde dolaşır. 29 Mayıs günü üç yüz dervişiyle birlikte Haliç'i geçen Cebe Ali, Haliç surlarının önüne çıkar ve burada öldürülür. Öldüğü yer onun ismiyle anılır; günümüzde Cibali semtinin ismi buradan gelmektedir.[246]
  • Ulubatlı Hasan — Birçok kaynakta ismi geçen Ulubatlı Hasan'ın gerçek olup olmadığı kesin değildir. Rivayete göre son hücum yapılırken Kaligaria Kapısı (Eğrikapı) surlarına 30 arkadaşıyla birlikte tırmanan Hasan, burcun tepesine çıkmayı başardı. Burca çıktığında 18 arkadaşı ölmüştü, palasıyla muhafızları deviren Hasan, Osmanlı bayrağını burcun tepesine dikti. Savaşçıların bütün dikkatini üzerinde toplayan Hasan'a 30-40 kadar ok saplandı fakat Hasan bayrağı dimdik tutmaya devam etti. Bu olay Osmanlı ordusunda şevke yol açtı, morali bozuk askerler taarruza geçti ve surlar aşıldı.[1][53][176][180][246]
  • Yavedud Sultan — Rivayete göre kuşatma altındaki Konstantinopolis'te Yavedud adında bir aziz şehrin düşmemesi için her gün dua etmekteydi. Şehrin uzun süre dayanmasının sebebi olduğu düşünülen Yavedud Sultan, 29 Mayıs'ta ölmüştür.[247] Cesedini bulan Osmanlılar cesedini yıkayarak tabuta koymuş ve törenle defnetmiştir; defnedilirken mezarından "Yavedud" sesi duyulduğu rivayet olunur.[248]
  • Ebu Eyyûb el-Ensarî'nin mezarı — MS 672 yılında Konstantinopolis'i kuşatırken ölen Ebu Eyyûb el-Ensarî'ye ait olduğu düşünülen mezar fetihten sonra Akşemseddin tarafından bulunmuştur. II. Mehmet'in emriyle buraya tekke ve medrese yapıldı; Eyüp Sultan Camii'nin temelleri atıldı. Rivayete göre orada yaşayan bir çoban, hayvanların bu bölgeye girmekten kaçındığını söyledi.[244][249]
  • II. Mehmet'in bedduası — Şehirde yaşayan bir kâhine danışan padişah şehrin Osmanlılarda kalıp kalmayacağını sordu. Kâhin şehrin hiçbir zaman savaşla işgal edilmeyeceğini fakat zamanla şehirdeki malların ve mülklerin yabancılara satılacağı, bir zaman sonra şehrin adeta yabancı toprağı olacağını söyler. Bunu duyan padişahın sinirlenerek "Kendi arazisini yabancılara satanlar Allah'ın gazabına uğrasın" dediği rivayet edilir.[250]

İstanbul'un ismi[değiştir | kaynağı değiştir]

Günümüzde yaygın adıyla bilinen İstanbul'un isim kökeni hakkında farklı bilgiler mevcuttur. Niğbolu Muharebesi'nde esir düştükten sonra Osmanlıların hizmetine giren Johannes Schiltberger, anılarında Bizans hakimiyetindeki İstanbul'a ve İstanbul halkının yaşamına yer vermiştir.[251] Schiltberger'in anılarına göre 1453'ten önce Rumlar şehre "İstimboli", Türkler ise "Stanpol" demekteydi.[252] Galata, Rumlar ve Türkler arasında ortakça "Kalathan" diye adlandırılmaktaydı.[252] İstanbul Boğazı ise Rumlar arasında "Hellespont", Türkler arasında "Boghes" biçiminde bilinmekteydi.[253] Osmanlı hakimiyetindeki İstanbul, "Konstantiniyye" (Konstantin'in Şehri), "Stanpolis" (Şehre Doğru), "Dersaadet" (Mutluluk Şehri), "Asitane" (Büyük Dergah), "Makarr-ı Saltanat" (Saltanatın Merkezi) ve "Dar-ül Hilafe" (Hilafet Merkezi) gibi farklı isimlerle anıldı. Genel olarak Osmanlı padişahları İstanbul için isim seçimi yapmadı, sadece III. Mustafa İslam Şehri anlamına gelen "İslambol"u kullanmaya gayret etti.[254] Fetihten önce de Türkler tarafından yaygınca kullanılan ve "İstanbul" isminin kökeni olduğu tahmin edilen "Stanpol", Rumca iki kelimenin birleşiminden oluşmaktadır.[254] Türkiye Cumhuriyeti döneminde resmî isim olarak sadece "İstanbul" seçildi.[254] Tarih boyunca farklı dillerde İstanbul'a verilen isimler "Çargrad", "Konstantingrad", "Eskomboli", "Megali Polis", "Kalipolis", "Vizantion", "Nova Roma", "Alma Roma", "Bizantiya", "el-Mahsura" idi.[254]

Popüler kültür[değiştir | kaynağı değiştir]

Baş rollerini II. Mehmet rolüyle Sami Ayanoğlu, Konstantin rolüyle Cahit Irgat ve Çandarlı Halil Paşa rolüyle Reşit Gürzap'ın paylaştığı 1951 yapımı siyah-beyaz İstanbul'un Fethi adlı film, fetih hakkındaki ilk Türk filmidir. 2012'de yayına giren Fetih 1453, yönetmeni Faruk Aksoy'un verdiği bilgiye göre 18.200.000$ bütçeyle en yüksek bütçeli Türk filmlerinden oldu.[255][256] 17 ülkede vizyona giren Fetih 1453, toplamda 6.000.000'dan fazla seyirci tarafından izlendi.[257] 2013'te yayına giren Da Vinci's Demons (Da Vinci'nin Şeytanları) adlı ABD-Birleşik Krallık yapımı dizinin 4. bölümünde İstanbul'un Fethi anlatıldı.[258][259] 2006 yılında çekilen Alman yapımı Sturm über dem Bosporus (İstanbul Boğazı Üzerinde Fırtına), fethi ele alan bir belgeseldir.[260]

Galeri[değiştir | kaynağı değiştir]

Notlar[değiştir | kaynağı değiştir]

  1. ^ Doğu Roma İmparatorluğu'nu kasteden "Bizans" terimi esasen o dönemde kullanılmamaktaydı fakat XVI. yüzyılda Hieronymus Wolf'un bu kelimeyi ilk kez kullanmasıyla beraber Bizans adı yaygınlaştı. Bu maddede de yazımda kolaylık açısından Bizans tercih edilecektir.
  2. ^ Bazı kaynaklarda bu tarih 1411 olarak geçmektedir.
  3. ^ O dönemde yaşayan Dukas'ın belirttiği bir ifadedir.
  4. ^ Konstantinapolis'de imparatordan sonraki en yüksek mevki olarak görülmekteydi. Başkomutanlığa tekabül eder.
  5. ^ İsmail Hakkı Uzunçarşılı, topun tamir edildiğini ve tekrar kullanıldığını yazmıştır.
  6. ^ Gemilerin sayısı hakkında belirsizlik bulunmaktadır. Bazı kaynaklar üç veya beş kalyon olduğunu belirtmektedir. Olayın tanığı Barbaro'nun verdiği sayı referans alınmıştır.
  7. ^ Tarihçi Doukas'ın eserinde yer verdiği cevap bu şekildedir. .

Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir]

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

Genel
Özel
  1. ^ a b c d e f g h i j k l m n o p q r s t u v w x y z aa ab ac ad "İstanbul Üzerine Hareket" başlıklı metin, Türk Tarih Kurumu.
  2. ^ Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600), Baskı Yılı: 2008, Yapı Kredi Yayınları.
  3. ^ Paul K. Davis: Besieged: 100 Great Seiges from Jericho to Sarajevo, Oxford University Press, 2003, ISBN 0-19-521930-9, sayfa 80 (İngilizce)
  4. ^ George Childs Kohn: Dictionary of Wars, Infobase Publishing, 2006 , ISBN 1-4381-2916-5, sayfa 136 (İngilizce)
  5. ^ Ikram ul-Majeed Sehgal: Defence Journal (Sayı 8), 2005, sayfa 49 (İngilizce)
  6. ^ Daniel Goffman: The Ottoman Empire and Early Modern Europe, Cambridge University Press, 2002, ISBN 0-521-45908-7, sayfa 52 (İngilizce)
  7. ^ J. E. Kaufmann, Hanna W. Kaufmann: The Medieval Fortress: Castles, Forts, and Walled Cities of the Middle Ages, Da Capo Press, 2004, ISBN 0-306-81358-0, sayfa 101 (İngilizce)
  8. ^ James Patrick: Renaissance And Reformation, Marshall Cavendish, 2007, ISBN 0-7614-7650-4, sayfa 618 (İngilizce)
  9. ^ a b c d e f g h i j k l m Greece.org web sitesi, "The Fall of Constantinople, 1453" başlıklı web sayfası.(İngilizce) (08.03.2015 tarihinde görüntülendi)
  10. ^ a b c d e f Özdek, s. 410
  11. ^ David Nicolle, Constantinople 1453: The end of Byzantium, Osprey Publishing, ISBN 1-84176-091-9, sayfa 44
  12. ^ Mesut Uyar,Edward J. Erickson, A military history of the Ottomans: from Osman to Atatürk, ISBN 978-0-275-98876-0, sayfa 37
  13. ^ Michael Lee Lanning: The Battle 100: The Stories Behind History's Most Influential Battles, Sourcebooks, Inc., 2005, ISBN 1-4022-2475-3, sayfa 139-140 (İngilizce)
  14. ^ Saul S. Friedman: A history of the Middle East, McFarland, 2006, ISBN 0-7864-5134-3, sayfa 179 (İngilizce)
  15. ^ Runciman, Steven (1965). The Conquest of Constantinople, 1453. Cambridge: Cambridge University Press. s. 85. ISBN 0-521-39832-0. 
  16. ^ Spencer C. Tucker: A Global Chronology of Conflict: From the Ancient World to the Modern Middle East: From the Ancient World to the Modern Middle East, ABC-CLIO, 2009, ISBN 1-85109-672-8, sayfa 343 (İngilizce)
  17. ^ "Constantinople 1453: The end of Byzantium" (2000), David Nicolle. Oxford: Osprey Publishing. Sayfa 45. ISBN 1-84176-091-9.
  18. ^ Atilla Şahiner (2008). "Osmanlı Tarihi". Lacivert Yayınları. ss. s. 81. 
  19. ^ Gündüz, s. 53
  20. ^ a b c "Fetih ve İstanbul" başlıklı metin, İBB.
  21. ^ Tahavi, s. 16-18
  22. ^ Hammer, s. 276-277
  23. ^ Eroğlu, s. 91
  24. ^ Eroğlu, s. 92
  25. ^ Özdek, s. 341
  26. ^ Eroğlu, s. 94
  27. ^ a b Eroğlu, s. 96
  28. ^ Özdek, s. 359
  29. ^ Eroğlu, s. 97
  30. ^ Özdek, s. 387-388
  31. ^ a b Eroğlu, s. 99
  32. ^ Eroğlu, s. 100
  33. ^ Genç, s. 27
  34. ^ Genç, s. 65
  35. ^ a b c Genç, s. 189
  36. ^ Barbaro, s. 122
  37. ^ Genç, s. 192
  38. ^ a b c d e Özdek, s. 411
  39. ^ Genç, s. 101
  40. ^ Genç, s. 147
  41. ^ Algül, s. 49/64
  42. ^ Şimşirgil, s. 29/138/145
  43. ^ a b c Tahavi, s. 43
  44. ^ "Fetihten Önce İstanbul" başlıklı metin, İBB
  45. ^ Tahavi, s. 43-44
  46. ^ a b Hammer, s. 279
  47. ^ Uzunçarşılılı, s. 407
  48. ^ a b Öztürk, s. 136
  49. ^ Gregory 2008, s. 316.
  50. ^ Uzunçarşılı, s. 406
  51. ^ a b Emeksiz, s. 152
  52. ^ Hammer, s. 275-276
  53. ^ a b c d e f g h i j k l m n "İstanbul'un Fethi", bizimsahife.org sitesi
  54. ^ Özdek, s. 410-411
  55. ^ a b Uzunçarşılı, s. 412
  56. ^ Barbaro, s. 120-121
  57. ^ a b c Altaş, s. 82
  58. ^ a b Altaş, s. 83
  59. ^ a b Altaş, s. 84
  60. ^ TC Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü: 19. Araştırma Sonuçları Toplantısı, Cilt II / s. 29-33. James Crow & Richard Bayliss & Paolo Bono.
  61. ^ Tektaş, s. 37
  62. ^ Özdek, s. 396
  63. ^ Tektaş, s. 38
  64. ^ a b Özdek, s. 399
  65. ^ a b Tektaş, s. 39
  66. ^ Özdek, s. 403
  67. ^ Tektaş, s. 40
  68. ^ Tektaş, s. 43
  69. ^ a b c d e Özdek, s. 412
  70. ^ a b Uzunçarşılı, s. 404-405
  71. ^ a b c d Tektaş, s. 44
  72. ^ Özdek, s. 423-424
  73. ^ Tahavi, s. 77
  74. ^ Uzunçarşılı, s. 401-402 / 405
  75. ^ a b Gregory 2008, s. 315.
  76. ^ a b c "Boğazkesen Hisarı" başlıklı metin, Tayyip Gökbilgin
  77. ^ Özdek, s. 407
  78. ^ Hammer, s. 263
  79. ^ Şimşirgil, s. 122
  80. ^ a b "Rumeli Hisarı" başlıklı metin, bizimsahife.org (29.06.2014 tarihinde görüntülendi)
  81. ^ "Rumeli Hisarı" başlıklı metin, mimarlikmuzesi.org (29.06.2014 tarihinde görüntülendi)
  82. ^ Uzunçarşılı, s. 403
  83. ^ Hammer, s. 264
  84. ^ Şimşirgil, s. 128
  85. ^ Hammer, s. 262
  86. ^ a b Barbaro, s. 101
  87. ^ a b c Hammer, s. 267-268
  88. ^ Barbaro, s. 102
  89. ^ Tahavi, s. 45
  90. ^ Algül, s. 42
  91. ^ Şimşirgil, s. 126
  92. ^ Özdek, s. 409
  93. ^ Gregory 2008, s. 317.
  94. ^ a b c Tahavi, s. 47
  95. ^ Hammer, s. 278
  96. ^ Uzunçarşılı, s. 408
  97. ^ a b Hammer, s. 265
  98. ^ Uzunçarşılı, s. 409
  99. ^ Hammer, s. 266-267
  100. ^ Barbaro, s. 129-130
  101. ^ a b Barbaro, s. 131
  102. ^ Barbaro, s. 133
  103. ^ Tahavi, s. 46
  104. ^ Tahavi, s. 46-47
  105. ^ a b c Uzunçarşılı, s. 413
  106. ^ Barbaro, s. 134
  107. ^ Uzunçarşılı, s. 414
  108. ^ Tektaş, s. 45
  109. ^ Uzunçarşılı, s. 415
  110. ^ a b c Tahavi, s. 48
  111. ^ a b c d Uzunçarşılı, s. 416
  112. ^ a b Hammer, s. 279-280
  113. ^ Hammer, s. 280
  114. ^ Barbaro, s. 145-146
  115. ^ a b c Hammer, s. 283
  116. ^ Hammer, s. 291
  117. ^ Barbaro, s. 139
  118. ^ a b c Tahavi, s. 49
  119. ^ a b Uzunçarşılı, s. 417
  120. ^ a b Gregory 2008, s. 318.
  121. ^ Barbaro, s. 140-141
  122. ^ a b Hammer, s. 284
  123. ^ a b c Uzunçarşılı, s. 418
  124. ^ Barbaro, s. 143
  125. ^ Uzunçarşılı, s. 418-419
  126. ^ a b Hammer, s. 285
  127. ^ a b Hammer, s. 286
  128. ^ a b Barbaro, s. 147
  129. ^ a b Tahavi, s. 50
  130. ^ Uzunçarşılı, s. 421-422
  131. ^ Barbaro, s. 146
  132. ^ a b c Özdek, s. 413
  133. ^ a b c d Hammer, s. 287
  134. ^ Barbaro, s. 149
  135. ^ Barbaro, s. 150-152
  136. ^ a b Barbaro, s. 153
  137. ^ a b c d e f Hammer, s. 288
  138. ^ a b c d Uzunçarşılı, s. 422
  139. ^ Barbaro, s. 158
  140. ^ a b c d Özdek, s. 416
  141. ^ Barbaro, s. 157
  142. ^ Barbaro, s. 158-159
  143. ^ Barbaro, s. 160
  144. ^ a b Barbaro, s. 165
  145. ^ a b Barbaro, s. 166
  146. ^ Barbaro, s. 168
  147. ^ Barbaro, s. 170
  148. ^ Barbaro, s. 171
  149. ^ Barbaro, s. 173
  150. ^ Barbaro, s. 172
  151. ^ a b c Barbaro, s. 167-168
  152. ^ Barbaro, s. 173-174
  153. ^ Tahavi, s. 54
  154. ^ Barbaro, s. 177
  155. ^ a b c Tahavi, s. 55
  156. ^ Hammer, s. 288-289
  157. ^ a b c d Uzunçarşılı, s. 423
  158. ^ Tahavi, s. 54-55
  159. ^ a b Hammer, s. 289
  160. ^ Uzunçarşılı, s. 423-425
  161. ^ a b c Özdek, s. 417
  162. ^ Uzunçarşılı, s. 425
  163. ^ a b Hammer, s. 293
  164. ^ a b Tahavi, s. 56
  165. ^ Barbaro, s. 178-179
  166. ^ a b Uzunçarşılı, s. 426
  167. ^ Gregory 2008, s. 319.
  168. ^ Barbaro, s. 181-182
  169. ^ Barbaro, s. 181
  170. ^ Hammer, s. 290
  171. ^ Barbaro, s. 183-184
  172. ^ a b c Hammer, s. 294
  173. ^ Barbaro, s. 205
  174. ^ a b c Uzunçarşılı, s. 427
  175. ^ Barbaro, s. 184
  176. ^ a b c Özdek, s. 420
  177. ^ Barbaro, s. 185
  178. ^ Hammer, s. 294-295
  179. ^ a b c Uzunçarşılı, s. 428
  180. ^ a b Hammer, s. 295
  181. ^ Barbaro, s. 187
  182. ^ Tahavi, s. 57
  183. ^ a b Barbaro, s. 189
  184. ^ Barbaro, s. 190
  185. ^ Tahavi, s. 57-58
  186. ^ Hammer, s. 296
  187. ^ a b Barbaro, s. 193
  188. ^ Hammer, s. 301-302
  189. ^ Barbaro, s. 191
  190. ^ Hammer, s. 300
  191. ^ a b Uzunçarşılı, s. 429
  192. ^ a b Öztürk, s. 137
  193. ^ Barbaro, s. 194-195
  194. ^ Barbaro, s. 195
  195. ^ Barbaro, s. 196
  196. ^ a b Hammer, s. 299
  197. ^ a b Uzunçarşılı, s. 430
  198. ^ a b Özdek, s. 421
  199. ^ a b Öztürk, s. 140
  200. ^ a b Uzunçarşılı, s. 431
  201. ^ Gregory 2008, s. 320.
  202. ^ Hammer, s. 301
  203. ^ Hammer, s. 297
  204. ^ Hammer, s. 303
  205. ^ Tahavi, s. 59
  206. ^ Hammer, s. 302
  207. ^ Barbaro, s. 199
  208. ^ Tektaş, s. 79-80
  209. ^ Gündüz, s. 59
  210. ^ Gündüz, s. 60
  211. ^ Uzunçarşılı, II. Cilt, s. 30
  212. ^ a b Gündüz, s. 61
  213. ^ Öztürk, s. 138
  214. ^ a b Öztürk, s. 142
  215. ^ a b Gündüz, s. 57
  216. ^ a b Gündüz, s. 55
  217. ^ a b Kuban, s. 30
  218. ^ Gündüz, s. 56
  219. ^ a b c Özdek, s. 424
  220. ^ Uzunçarşılı, s. 436-437
  221. ^ a b c d "Kuşatma 1453" (2010), Timaş Yayınları, Oktay Tiryakioğlu. Sayfa 280.
  222. ^ a b Uzunçarşılı, II. Cilt, s. 33-34
  223. ^ Gündüz, s. 58
  224. ^ Gündüz, s. 57-58
  225. ^ Gündüz, s. 62
  226. ^ Uzunçarşılı, s. 437
  227. ^ Ateş, s. 14
  228. ^ Ateş, s. 24
  229. ^ Ateş, s. 36
  230. ^ Ateş, s.21/33/44
  231. ^ Uzunçarşılı, II. Cilt s. 26-27
  232. ^ a b Uzunçarşılı, II. Cilt, s. 28
  233. ^ Uzunçarşılı, II. Cilt, s. 35
  234. ^ Özdek, s. 424-425
  235. ^ Uzunçarşılı, II. Cilt, s. 29
  236. ^ Uzunçarşılı, II. Cilt, s. 35-41
  237. ^ Uzunçarşılı, s. 44
  238. ^ Uzunçarşılı, II. Cilt, s. 45-46
  239. ^ a b Uzunçarşılı, II. Cilt, s. 46
  240. ^ Uzunçarşılı, II. Cilt, s. 49-56
  241. ^ Emeksiz, s. 153
  242. ^ Özdek, s. 470-471
  243. ^ Emeksiz, s. 154
  244. ^ a b Özdek, s. 472
  245. ^ Emeksiz, s. 155
  246. ^ a b Emeksiz, s. 156
  247. ^ Emeksiz, s. 156-157
  248. ^ Emeksiz, s. 158
  249. ^ Emeksiz, s. 157
  250. ^ Emeksiz, s. 159
  251. ^ Schiltberger, s. 175-186
  252. ^ a b Schiltberger, s. 175
  253. ^ Schiltberger, s. 176
  254. ^ a b c d Hürriyet web sitesi, 21 Mart 2012 tarihli "'İstanbul' ismi nereden geliyor" haberi. (08.03.2015'te görüntülendi)
  255. ^ Hürriyet web sitesi, 7 Mart 2012 tarihli "Ben rakam vermedim" başlıklı röportajı. (28.02.2015'te görüntülendi)
  256. ^ gazeteciler.com sitesi, 29 Mart 2012 tarihli "Fetih 1453'ün gerçek bütçesi belli oldu" başlıklı haberi. (28.02.2015'te görüntülendi)
  257. ^ Sabah web sitesi, 25 Mart 2012 tarihli "Gişede 6 milyonu geçti!" başlıklı haberi. (28.02.2015'te görüntülendi)
  258. ^ Milliyet web sitesi, 6 Mayıs 2013 tarihli "'Da Vinci' İstanbul'un kuşatmasını böyle anlattı" başlıklı haberi. (28.02.2015'te görüntülendi)
  259. ^ alkislarlayasiyorum.com sitesi 15 Mayıs 2013 tarihli "Da Vinci Demons - İstanbul Diyaloğu" başlıklı paylaşım. (28.02.2015'te görüntülendi)
  260. ^ İlgili belgeselin IMDb sayfası. (28.02.2015'te görüntülendi)