Türk Kurtuluş Savaşı Batı Cephesi

Vikipedi, özgür ansiklopedi
(Kurtuluş Savaşı Batı Cephesi sayfasından yönlendirildi)
Batı Cephesi
Türk Kurtuluş Savaşı
Ermoscharge.JPG
Batı Cephesi'nde Gediz Nehri yakınlarındaki Yunan piyadeler hücum ediyor
Tarih15 Mayıs 1919 - 11 Ekim 1922
Bölge
Sonuç

Kesin Türk zaferi[13]

Coğrafi
Değişiklikler
Batı Anadolu tekrar Türklerin eline geçti.
Taraflar

Türk Ulusal Hareketi

Maddi destek:
Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti Rusya SFSC[1]
İtalya Krallığı İtalya (gizlice)[2][3][4]
Flag of France (1794–1815, 1830–1958).svg Fransa (Kasım 1920'den sonra)[5][6][7]
Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Krallığı Birleşik Krallık (gizlice)[8][9]
Yunanistan Krallığı Yunanistan
Destek:
Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Krallığı Birleşik Krallık (Kasım 1920'ye kadar)[10][11][12]
Flag of the First Republic of Armenia.svg Ermeni gönüllüler
Komutanlar ve liderler
Mustafa Kemal Paşa
Fevzi Paşa
Çerkes Ethem
İsmet Paşa
Yakub Şevki Paşa
Ali İhsan Paşa
Nureddin Paşa
Fahreddin Paşa
Refet Paşa
Yunanistan Krallığı I. Konstantin
Yunanistan Krallığı Elefterios Venizelos
Yunanistan Krallığı Leonidas Paraskevopulos
Yunanistan Krallığı Anastasios Papulas
Yunanistan Krallığı Yeoryos Hacıanestis
Yunanistan Krallığı Nikolaos Trikupis (esir)
Güçler
19 Mayıs 1919: ~35.000 savaşçı[14][Not 1]
1922: 18 piyade tümeni, 5 süvari tümeni ve 3 bağımsız alay=[15][16][Not 2]
208.000 asker[15]
100.352 tüfek[Not 3]
2.025 hafif ve 839 ağır makineli tüfek
323 savaş topu
5.282 kılıç
198 kamyon[Not 4][16]
67.974 hayvan[Not 5][16]
33 oto ve ambulans
10 uçak[Not 6]
Aralık 1919: 80.000 asker[17]
Eylül 1920: 107.500 asker[17]
1922: 12 piyade tümeni, 1 süvari tümeni ve 9 bağımsız alay=[15][16][Not 7]
225.000[15]-250.000[18] asker
90.000 tüfek[16]
3.139 hafif ve 1.280 ağır makineli tüfek
418 savaş topu
1.300 kılıç
4.036 kamyon[16]
63.721 hayvan[16]
1.776 oto ve ambulans[16]
50 uçak[Not 8]
Kayıplar

Askerî: 9.121 ölü[19][Not 9]
33.685 yaralı[19][Not 10]
+48.000'den fazla asker firari[20][21]


7.000-22.000 esir[22][23][Not 11]
19.362 ölü
18.095 kayıp
48.880 yaralı
4.878 muharebe dışı ölen
~10.000 esir[24][25]
Toplam zayiat: ~135.973
640.000 Türk ve 264.000 Yunan sivil iki tarafın da gerçekleştirdiği katliamlarda öldürüldü.[26][27][28][29]
840.000 Müslüman mülteci durumuna düşürüldü.[30]

Batı Cephesi (Garp Cephesi), Türk-Yunan Cephesi ya da Türk-Yunan Savaşı (Yunanca: Μικρασιατική εκστρατεία / Mikrasiatiki ekstrateia; anlamı: "Küçük Asya Seferi", Μικρασιατική καταστροφή / Mikrasiatiki katastrofi; anlamı: "Küçük Asya Felâketi", Μικρασιατική περιπέτεια / Mikrasiatiki peripeteia; anlamı: "Küçük Asya Macerası"), Yunan ordusunun 15 Mayıs 1919'da İzmir'e çıkmasıyla başlayıp aynı kentin 9 Eylül 1922'de Türkiye'nin TBMM Hükûmeti ordusu tarafından geri alınmasıyla biten savaş veya Türk Kurtuluş Savaşı'nın cephelerinden birine verilen ad. Aynı zamanda askerî tarih açısından savaş sırasında Batı Anadolu'da Yunan ordusunun genel taarruzuna karşı 25 Haziran 1920'de kurulup 1923'te kaldırılan askerî birimlerden birine verilen ad.

İşgalin arka planı[değiştir | kaynağı değiştir]

Birinci Dünya Savaşı'nda İngiliz politikasını yönlendiren en önemli isim İngiltere Başbakanı David Lloyd George idi. Lloyd George İngiltere'deki siyasi çevreler tarafından iyi bir Helensever ve büyük bir Türk düşmanı olarak bilinmekteydi.

« Türkler neredeyse İngiltere'nin savaşı kaybetmesine sebep olacaktı. Onlara güvenemezdik. Türkler çökmüş bir milletti. Diğer yandan Yunanlılar bizim dostlarımız ve yükselmekte olan bir milletti. Doğu Akdeniz'deki en önemli adaları ellerinde bulunduracaklardı. Adalar, İngiltere'nin Süveyş Kanalı yoluyla Hindistan, Uzak Doğu ve Avusturalya ile gerçekleştireceği bağlantıların hemen paralelinde uzanmaktaydı. Eğer Yunanların sınırlarını genişlettikleri bu dönemde onlara sadık bir dost olursak, onlar da İngiliz İmparatorluğu'nu adına Akdeniz'deki iletişiminin ve ulaşımın korunmasında garantörlerden biri olacaklardır.[31][32] »

Lloyd George, 1912 yılından beri yakın arkadaşı olan Yunanistan başbakanı Elefterios Venizelos için şöyle diyordu: “O büyük bir adam, çok büyük bir adam, Venizelos iş başında olduğu sürece Yunanistan güvenilir ellerde olacaktır.”[33]

Selanik cephesindeki Almanya-Fransa savaşı haritası

1912-13 Balkan Savaşları'ndan güçlenerek çıkan Yunanistan, Balkanlar'da dikkate değer bir güç konumuna gelmişti. Venizelos, Yunanistan'ı daha da güçlendirmek için İngiltere'nin tarafında yer almak gerektiğine inanıyordu. Bu nedenle 1914 yılında önemli İngiliz yetkilileriyle bir dizi temaslar gerçekleştirdi. Ancak Venizelos'un verdiği güvenceye rağmen, Yunanistan Kralı Konstantin, İngiltere'nin yanında savaşa girmeyi reddetti. Askerî eğitimini Almanya'da almış olan kral Konstantin, aynı zamanda Alman kralı II. Wilhelm'in kız kardeşi Sophia ile evliydi. Eğer Almanların yanında savaşa girilseydi bu durumda Osmanlı ile ittifak halindeki Almanların Yunanistan'a vaat edebilecekleri sınırlıydı. Aynı zamanda İngiliz ve Fransız donanmalarına karşı Yunanistan savunmasız durumdaydı. Bu nedenle Venizelistlerin aksine Konstantin ve taraftarları "olumlu tarafsızlık" politikasını takip ettiler.

Fransız savaş gemisi Mirabeau Atina'yı bombalıyor. (1916)
Yunanistan'ı ablukaya alan Fransa donanması (10 Aralık 1916)

Özellikle 1915 Çanakkale harekâtında Yunanistan'ın Müttefik Devletler lehine savaşa girmesi için yoğun baskı yapıldı. Konstantin'in bu teklifi de reddetmesi İngilizleri kızdırırken Alman kralı tarafından memnuniyetle karşılandı.[34] Venizelos ve Konstantinos arasındaki anlaşmazlıklar daha sonra da devam etti ve Yunanistan'da Ulusal Bölünme'ye neden oldu. Konstantin, tarafsızlığına rağmen Yunanistan'ın topraklarını hem Bulgaristan'a hem de Türkiye'ye karşı savunacağını açıkladı. Venizelos, Bulgarların İtilâf Devletleri safına katılmasına dayanarak, Yunanistan'ın Bulgarlara karşı askeri seferberliğini İngiliz-Fransızlara bildirdi ve İtilâf Devletleri lehine 150.000 askerini Selanik'e gönderme olasılığını değerlendirdi.[35][36] Konstantin, Venizelos'u derhal saraya çağırdı ve onu başbakanlık görevinden azlederek, yerine Dimitrios Gunaris hükûmetini kurdurdu. Ve Alman kralına telgraf çekerek endişelenmemesi gerektiğini ve "kararlaştırıldığı gibi, Venizelos'un görevinden çoktan ayrıldığını" söyledi.[37] Bu sırada İtilâf güçleri, Yunan hükûmetini görmezden gelerek Selânik ve Ege'deki hâkimiyetlerini kademeli olarak genişlettiler. Konstantin'in İtilâf Devletleri'nin yoğun ısrarına rağmen tarafsızlığını korumakta ısrar emesi, sürekli yapılan teklifleri ve toprak vaatlerini reddetmesi Fransız ve İngiliz filoları ile Atina'daki Yunan ordusu birlikleri arasında bir dizi çatışmalara neden oldu.

Bu olaylar, Kral Konstantin ile Müttefik Devletler arasında, Atina merkezli "kraliyet Yunanistan"ına deniz ablukası uygulayan nihai bir kopuşa yol açtı.[38] İngilizler için, I. Konstantin artık "Avrupa'da Alman kralı II. Wilhelm'den sonraki en nefret edilen kişi oldu."[39] Müttefikler (İtilâf), Yunanistan'ı savaşa girmeye mecbur bırakmayı denediler. Yunanistan’ın limanlarını ablukaya aldılar, ticaretine el koydular, haberleşmesini kontrol ettiler ve topraklarını işgal ettiler. Yunanistan’a uyguladıkları ambargolarla Yunan halkını açlığa mahkûm ettiler.

İngilizler ayrıca kral Konstantin'i aşamalı olarak devirmek amacıyla, 1916 yılının Ekim ayında, destekledikleri Venizelos’a Selanik’te "Milli Savunma Hükûmeti" veya "Selanik Devleti" isminde ikinci bir hükûmet kurdurdular. Böylece Yunanistan'da Atina ve Selânik merkezli iki yönetim ortaya çıktı. Her iki yönetim biriminin ve taraftarlarının mücadelesi sonunda ülkede yer yer çarpışmalar oldu. Bu gelişmelerin sonrasında İngiliz Başbakanı Lloyd George'un da desteği ile Fransızlar, ablukayı kaldırmak için Konstantin'in tahttan çekilmesini ve Yunanistan’ı terk etmesini istediler. Bunun için Fransız donanması Atina kraliyet sarayını bile bombaladı.[40] Nihayetinde Kral Konstantin İsviçre'ye sürgüne giderek ülkesini terk etti. Yerine Aleksandros tahta çıktı ve Elefterios Venizelos Atina’ya gelerek 27 Haziran 1917’de kendi hükûmetini kurdu. Böylece İngiliz yanlılarının hakimiyeti ele geçirmesiyle başkent Atina'ya uygulanan abluka kaldırıldı ve Yunanistan 1917 yılında İttifak Devletleri'ne savaş ilan ederek İngilizlerin yanında yer aldı.[41]

I. Dünya Savaşı’nın bitmesi üzerine Venizelos, İngiltere nezdinde harekete geçerek Anadolu üzerindeki planlarını konferans başlamadan önce 1918 yılının Kasım ayında yakın dostu olan İngiltere Başbakanı Lloyd George’a yazdığı mektubuyla bildirdi. Venizelos’un Lloyd George’a önerileri Anadolu’nun kuzeydoğusunda bir Ermenistan Devleti’nin kurulması, İzmir ve civarının Yunanistan’a verilmesi, Batı Anadolu’daki Müslümanlar ile Anadolu’daki Yunanların mübadele edilmesi ve İstanbul ve Boğazlar bölgesinin -Paris Barış Konferansı'nın 25 Ocak 1919'da yapılan toplantısında kurulması kararlaştırılan- Milletler Cemiyeti yönetimine bırakılmasıydı.[42]

Türk bağımsızlık tezini savunan Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı ve Lozan Antlaşması İngiliz heyet başkanı George Nathaniel Curzon.

Yunanistan kendi taleplerini İngiliz desteğiyle gerçekleştirirse, elbette İngiltere’nin rehberliğini kabul etmek zorunda kalacaktı. Yani eğer Türkiye Yunanistan’ın kara gücüyle tahakküm altına alınabilirse, Yunanistan’a da Büyük Britanya’nın deniz gücüyle hükmetmek mümkün olacaktı. Böylece İngiliz Hükûmeti, herhangi bir masraf yapmadan Yakın ve Ortadoğu’daki savaş hedeflerine ulaşabilme imkânını bulacaktı.[43] Ayrıca bu Çanakkale Boğazı'nın gelecekteki bir Rus tehdidine karşı kapalı kalmasına da yardımcı olacaktı.[44] Ancak David Lloyd George ile aynı fikirde olmayan Lord Curzon'un 1919'da İngiltere Dışişleri Bakanlığı görevine gelmesi dengeleri biraz değiştirdi. Curzon, İngiliz kabinesine verdiği memorandumlarda farklı bir tez ortaya attı. Büyük Savaş'tan sonra bir İngiliz / İtilâf aleyhtarlığı oluşmaması için Almanya, Avusturya, Macaristan, Çekoslavakya, Polonya ve Finlandiya'da henüz 1918 yılı bitmeden cumhuriyet ilan edilmişti. Ayrıca Araplara da kendi kendini yönetme ve bağımsızlık hakları verilmişti. Curzon'a göre bu politika Türkiye'de de uygulanmalıydı. Anadolu, Selçuklu döneminden bu yana Türklerin anavatanı olmuştu, gelecekte de parçalanmadan Türk Devleti içinde kalmalıydı. Türkiye; Yunanların, İtalyanların veya Fransızların yararına paylaştırılmamalıydı. Onun görüşüne göre, Türk'ün Konstantinopolis'ten her ne kadar çıkarılması "kaçınılmaz ve arzu edilir" olsa da Türklerin "mülteci" durumuna düşürülüp gönderilmeleri ve pratikte Türk imparatorluğunun ve muhtemelen hilâfetin de artık olmayacağı anlaşıldığında, bu tür radikal değişikliklerin en tehlikeli Müslüman tutkularını ve "kolayca vahşi bir çılgınlığa dönüşebilecek asık suratlı kızgınlığı" alevlendireceğinden endişeleniyordu. Eski Hindistan valisi olan Curzon, Hindistan'daki 70.000.000 Müslümanı ve Afganistan, Mısır ve Arabistan'daki müminleri düşünüyordu.[45] [46]

Öte yandan 900 yıl boyunca bir Hıristiyan kilisesi olan Ayasofya orijinal haline geri dönecek ve fakat İstanbul'daki büyük İslam camilerinin Müslüman nüfus için fazlasıyla yeterli olan bütünlüğüne ve kutsallığına titizlikle saygı gösterilecekti. Bununla birlikte beş asırdır Avrupa'da kibirlenen Türkler Avrupa'dan atılmalı ve yeni Türkiye Asya merkezli bir ülke olmalıydı. Bu ise ancak başkentin Anadolu'ya taşınması ile mümkündü. Curzon'a göre yeni başkent Bursa, Konya veya Ankara olabilirdi. Fakat yeni Türk Devleti’nin belirlenen sınırlarda özgürlüğü ve bütünlüğü garanti edilmeliydi. Böylece Türklerdeki milliyetçilik duygusunun patlamasının önüne geçilecekti. Aksi halde bu durum, pek çok sorunu beraberinde getireceği gibi İslam dünyası olan Mısır, Ortadoğu ve Hindistan'daki İngiliz çıkarlarına da zarar verecekti.[47][48][49]

Curzon, antlaşmanın geciktirilmesinin büyük bir hata olacağını söylüyordu. Barış Konferansı'ndaki üç aylık ihmal, zaten durumda ciddi bir bozulmaya yol açmıştı. Konstantinopolis'te, İttihat ve Terakki, arka planda faaliyetteydi. Enver Paşa, hâlâ milli kahraman olarak görülüyordu. Çanakkale kaleleri, yalnızca zayıf Müttefik müfrezeleri tarafından işgal edilmiş olarak kaldı. Müttefik Devletlerin kendi iradelerini icrâ etme kâbiliyetinin göstergeleri her tarafta günden güne azalıyordu. Fransızlar ve Yunanlılar Ukrayna'dan atılmıştı. İngilizler, Özbekistan ve Hazar'dan çekiliyordu; Kafkasya'nın tahliye edileceği yaygın olarak biliniyordu; çok geçmeden İngiliz bayrağı Hazar'da dalgalanmayacaktı. Mısır, yaygın ve ciddi bir isyan içindeydi ve Nil Vadisi'nde fiilen Türk bayrağı yeniden çekilmişti. Filistin şenliği kararsız kaldı; Suriye'de Fransa ve Büyük Britanya keskin bir şekilde bölündü. Hâlâ eski rejimi yeniden kurmayı uman Eski Türk ile, gücü yetiyorsa zaferin ganimetlerini İngilizlerden almak isteyen Jön Türk'ün, İstanbul'un düşmüş gözetleme kulelerinden baktığı tablo işte böyleydi.[50]

Curzon, İtalyan işgalini haksız bulurken Yunanistan’ın Selanik’in beş mil ötesinde bile düzeni sağlayacak gücü olmadığını ifade ederek talep ettikleri Aydın vilayetinde barışı ve düzeni nasıl sağlayabileceğini sorgulamaktaydı. Lord Curzon’a göre Anadolu’yu parçalama politikası sadece adâletsiz bir politika değil, aynı zamanda tehlikeliydi. Ve ayrıca İngiliz Hindistanı nüfusunun dörtte birini oluşturan Hintli Müslümanlar, padişahın dünya Müslümanları üzerindeki manevi liderliğinin sonunun gelebileceği ihtimalinden mutsuzdu. Hindistan'daki camiler, sürekli halîfe için dua ettiler. Küçük bir azınlık, açıkça Osmanlı'nın yanında yer aldı ve bunu söylediği için hapse atıldı; geri kalanı, somurtkan halde sessiz kaldı. 1919'da Müttefiklerin, Osmanlı imparatorluğunu bölmeyi, padişahı tahttan indirmeyi ve hilâfeti kaldırmayı planladıklarına dair söylentiler Paris'ten Hindistan'a geri döndüğünde, Müslüman gazeteler İngilizlerden, onu koruması için yalvaran makaleler yayınladılar ve yerel ileri gelenler hilâfet komiteleri kurdular. Wilson'ın halifeliği korumak için söz verdiğine dair dilekçeler İngiliz makamlarına dökülüp taştı. Hilâfet ve İslam birliği adına kurulan Hint Hilâfet Hareketi adı altındaki oluşum kısa sürece büyüdü. İngiliz murahhas heyetleri, görünüşte önemsiz bir mesele gibi görünen halifeliğin kaldırılmasının, aniden Hindistan'da başlıca sorun haline gelmesiyle alarma geçti. Britanya İmparatorluğu'nun Hindistan dışişleri bakanı Edwin Montagu da bu doğrultuda Türkiye'yi bölme planlarına karşı çıktı. Hindistan'daki İngiliz güvenliğinin Türk barışına bağlı olduğunu yineledi.[51][52][53][54][55]

Paris Barış Konferansı’nda Başbakan Venizelos bölgedeki Yunan nüfusunun çoğunlukta olduğunu vurgulayarak Wilson prensiplerine göre İzmir ve çevresinin Yunanistan’a bağlanmasında ısrar etti.[56][57] Venizelos’un toprak isteklerini İngiliz ve Fransız delegeler kabul ederken İtalyanlar ve Amerikalılar ise karşı çıkmaktaydılar.[58][59]

Fransız hükûmeti Denikin’in Beyza Ruslarına yardım etmek için asker yollama kararı verdiğinde Clemenceau Yunanlara başvurmuştu. Fransızların desteğini kazanmak isteyen Venizelos tereddüt etmeden, Fransız komutasında 1919 Ocak ayında iki Yunan tümenini Odesa’ya (Ukrayna) göndermiş ve Yunanlar epey asker kaybetmişti. Karşılığında Fransa, Paris Barış Konferansı’nda Yunan taleplerine göz yummak zorunda kaldı.[60]

Yunanları İzmir'e gönderenin yalnızca başbakan Lloyd George olduğu da açıktı. O, sadece Lord Curzon'a değil, tüm askeri ve siyasi uzmanlara karşı, yerel koşullarla ilgili herhangi bir çalışma yapmadan ve tavsiyelere karşı çıkarak, tamamen kendi inisiyatifiyle hareket etmişti. Olabilecek sonuçları anlamsız bir şekilde göz ardı ederek ve etnografik, politik, ekonomik veya stratejik gerekçelerle gerekçelendirmeksizin Yunan iddialarını desteklemekle Venizelos'un büyüsüyle büyülendiği muhakkaktı.[61] Buna karşılık Curzon, Anadolu'da herhangi bir bölünmeye, özellikle de Yunanların İzmir'e çıkarılmasına karşıydı.[62]

1918'de bölgenin demografik haritası.

Venizelos’un memorandumu üzerine Paris’te görevli olan İngiliz uzman Toynbee bir rapor hazırladı:

  1. İzmir bölgesi ne nüfus, ne ekonomik, ne de coğrafi olarak Anadolu’dan koparılamaz.
  2. Venizelos’un istatistikleri şüphelidir.
  3. Venizelos’un toplam sayıya adalardaki Rum nüfusunu da dahil etmesi aslında Rumların Batı Anadolu’da azınlıkta olduğunu göstermektedir.
  4. Venizelos’un talepleri Wilson prensiplerine göre Türklerin kendi kendilerini yönetme haklarını ihlal ediyor.
  5. Hiç kimse Anadolu’daki Rumların Türk egemenliğine verileceğini ifade etmemektedir. Çözüm bu bölgenin tarafsız bir devletin manda yönetimine verilmesidir.[63]

Diğer taraftan İtalyanların amacı bir işgal hareketi değildi, aksine Türk direnişine yardımcı olarak Venizelos'un ilerlemesine engel olmak, bağımsız bir Türkiye'de ticari kazanımlar elde etmek ve Yunanistan'ı burada yıpratarak Arnavutluk ve Balkanlardaki İtalyan nüfuzunu artırmaktı. Böyle stratejik bir tutum, 1912'ye kadar Osmanlı'ya bağlı olan Trablusgarp'taki İtalyan aleyhtarlığını da önleyecekti. İtalya daha çok Arnavutluk, Hırvatistan ve Trablusgarp ile ilgileniyordu. İtalyanlar, Venizelos'un İzmir'i istediğini biliyordu. Bahar olayları, bu önseziyi doğruladı.[64] Mart ayının ilk günlerinde, Antalya'daki sivil kargaşanın durumu hakkında Sidney Sonnino'ya bilgi verildi. Bu, askeri bir müdahale için mükemmel bir bahane olurdu. Mart'ın 16'sında ise Konstantinopolis Ortodoks Patriği, Antalya'nın Ortodoks Yunan Devletine ilhakını talep etti. Ayrıca Antalya'nın Hıristiyan mahallesi bir bombalamayla sarsıldı.[65]

Katolik İtalyanlar harekete geçerek 21 Mart’ta Antalya’yı işgal etmek için İngiltere’den izin istediler. Ancak Lloyd George buna olumlu bir cevap vermedi. Fransız Başbakanı Clemenceau ise İtalya’nın bu isteğine ses çıkarmadı. Bunun üzerine İtalyanlar 23 Mart’ta bütün sorumluluğu üstlenerek resmi karar aldılar ve 25 Mart’ta Antalya’yı işgal ettiler.[66] İtalyanlar daha sonra 24-25 Nisan’da Konya’yı, 11 Mayıs’ta Bodrum’u, 12 Mayıs’ta Marmaris ve Fethiye’yi işgal ettiler.[67] Yunanistan da karşılık olarak Midilli, Sakız ve Sisam adalarına askeri birlikler gönderdi.[68] ABD başkanı Woodrow Wilson’a göre İtalya’nın savaş sonrası izlediği politika ile Arnavutluk ve Fiume boyunca toprak istekleri kendisinin savaş sonrasında ortaya koymuş olduğu etnik ve stratejik prensiplere uygun değildi.[69] 23 Nisan 1919'de Wilson, İtalyanları açgözlü davranmakla suçladı. Bunun üzerine İtalya 24 Nisan’da görüşmelerden ayrıldı. İtalya’nın görüşmelerden ayrılması Yunanistan’ın ve Venizelos’un işini kolaylaştırmış ve Yunan yanlısı Lloyd George’a aradığı fırsatı sunmuştu. Lloyd George, İtalyanların Yunanlara karşı Türkleri cesaretlendirdiğini ve bölgedeki Türklerin Yunanlara zulmettiklerini, İtalyanların niyetlerinin Türkler ile Yunanlar arasında hadiseler çıkartarak asayişi sağlamak bahanesiyle İzmir’e asker çıkarmak olduğunu iddia etti.[70] Bunu önlemek için de Yunanistan’ın Batı Anadolu’daki yurttaşlarını korumak niyetiyle İzmir’e asker çıkarmasını teklif etti. Bunun üzerine Clemenceau ve ABD Başkanı Woodrow Wilson, Lloyd George’un Yunanistan’ın İzmir’e asker çıkarması teklifine onay verdi.[71] İngiliz askeri uzmanı Henry Wilson, "Her şey çılgınca ve kötü" diye yazdı.[72] James Balfour ise olan biteni gördüğünde büyük bir öfkeye kapıldı: "Orada oturan kafalarına göre kıtaları bölen, her şeye gücü yeten ve tamamen cahil üç adamım var." Lloyd George'a Türkiye'yi bölmenin ne kadar tehlikeli olacağını anlatan güçlü bir memorandum gönderdi. Türkiye'yi bölmenin, Hindistan da dahil olmak üzere Müslüman dünyayla “ebedi savaş” anlamına geldiği konusunda bir kez daha uyarmak için Londra'dan koşan Churchill ve Montagu da öyleydi.[73]

Lloyd George, Paris'e gelen İngiliz kabinesinin dehşete düşmüş üyeleriyle görüştükten sonra, Anadolu'da Fransız yerine Amerikan kontrolü önerdi. Bu, İstanbul işgal kumandasını yoğun tartışmalardan sonra İngilizlere vermeye razı olan Clemenceau'yu iyice çileden çıkardı. Clemenceau, Türkiye ile en çok ekonomik ve kültürel ilişkilere Fransızların sahip olduğunu savundu ve şiddetli kavgaya tutuştular. Osmanlı borçlarının %60'ı sadece Fransa'ya aitti. Fransa ile İngiltere arasında kutuplaşma ortaya çıktı. Suriye konusunda [*İngilizler, sonradan, Fransa'ya bırakılması kararlaştırılan Suriye'de bir bağımsız Suriye devleti kurulması fikri ortaya atmışlardı.] da Lloyd George'a zaten kızgındı.[74] Fransa ve İtalya, İngiltere'nin Türkiye konusundaki üstünlüğünü belirtme konusundaki kesin kararını hiç memnuniyetle karşılamamıştı.[75]

6 Mayıs 1919 tarihinde alınan işgal kararından Osmanlı Devleti 14 Mayıs günü saat 11:30'da Amiral Webb’in Sadrazam Damat Ferit Paşa’ya İzmir’in Amiral Calthrope komutasındaki İtilâf güçleri tarafından ateşkes antlaşmasının şartlarına ve İzmir bölgesinden gelen raporlara istinaden teslim alınacağını bildirmesiyle haberdar oldu. Ve bir gün sonra 15 Mayıs 1919 tarihinde sabahın ilk saatleri ile Yunan ordusu İzmir’e çıktı ve işgal başladı.[76]

Bu sırada İstanbul'da olan Mustafa Kemal paşa artık gidilecek yerin, milliyetçi ideallere bağlı asker ve subayların bulunduğu Anadolu olduğuna karar vermişti. Sorun oraya nasıl gidileceğiydi. Ve bu sorun, asayişi yeniden sağlamak için Samsun'a bir subay gönderilmesinde ısrar eden İngiliz işgal yetkilileri tarafından yanlışlıkla çözüldü. Mustafa Kemal Paşa 30 Nisan 1919'da 9. Ordu müfettişi olarak atandı ve kararname, işgal kararından bir gün önce 5 Mayıs'ta dönemin Resmi gazetesi olan Takvîm-i Vekâyi'de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Bu doğrultuda 3. ve 15. kolordular emrine verilmişti. Ayrıca Trabzon, Erzurum, Sivas, Van, Erzincan, Samsun, Diyarbakır, Bitlis, Elazığ, Ankara, Kastamonu, Kayseri, Maraş vilayetleri ve sancakları, ayrıca buralarda bulunan 1 nci, 12 nci, 14 nci, 17 nci ve 20 nci Kolordular, göreviyle ilgili olarak Mustafa Kemal Paşa'nın bütün emir ve taleplerini kabul edecek ve yerine getireceklerdi. İzmir işgalinin ertesi günü, İngilizlerden aldığı bir vize ile İstanbul'dan ayrıldı. 19 Mayıs'ta Samsun'a gelerek Milli mücadele'yi resmen başlattı. İngilizler olan biteni anladıklarında iş işten geçmişti. Lloyd George buna dair “Türkiye'nin parçalanmış ve tükenmiş ordularını yeniden organize etme konusunda Anadolu'daki faaliyetleri hakkında hiçbir bilgi alamadım. Askeri istihbaratımız hiç bu kadar akılsız olmamıştı.” diyerek durumdan dert yandı.[77]

Londra'da, Osmanlı İmparatorluğu hakkında Paris'teki herkesten daha çok şey bilen biri, tüm bunları endişe ve umutsuzlukla izliyordu. Balfour'un yokluğunda Dışişleri Bakanlığı'ndan sorumlu olan, daha sonra da dışişleri bakanı olacak olan Curzon, 'Türklerin işini bitirdiğini varsaymanın tehlikeli olduğunu ve kapsamlı bir anlaşmayı geciktirmenin aptallık olacağını' bildiren bir dizi memorandum ve mektup gönderdi. Curzon'a göre antlaşma bir an önce yapılmalıydı. Lloyd George, Frances Stevenson'a 'Curzon'dan ve temsil ettiği her şeyden nefret ettiğini; tavırlarından, ideallerinden, geleneklerinden iğrendiğini' söyledi. Liberal partiye bağlı Başbakanlık ile Muhafazakar partiye bağlı Dışişleri bakanlığı arasında ciddi görüş ayrılıkları vardı, özellikle de Türkiye konusunda.[78]

Tarihleriyle Yunan ilerleyiş haritası.

Öte yandan Yunanları bir de sürpriz bekliyordu. İngiliz istihbarat raporlarına göre Türkler zaten Mart 1919'dan itibaren silahlanıyordu. İngilizler de bunun farkındaydı. Yunanlar daha ilk gün karşılarında organize bir direniş buldular. Çıkan olaylarda çok sayıda insan öldü ve Yunan ordusunun prestiji ciddi zarar gördü. Dahası işgal kararı, bölgede iş yapan İngiliz vatandaşların tepkisini çekti. Kapitülasyonlardan faydalanan İngilizlerin bölgedeki en büyük ticari rakipleri Yunanlardı.[79][80] İngiliz yerel yetkilillerin Londra'ya gönderdikleri raporlar hep aynıydı: Yunanlıların derhal geri çekilmesi gerekliydi. Amiral Calthorpe, güvenliğin tesis edilmesi için barış antlaşmasının biran önce imzalanması gerektiğini söyledi. Ancak antlaşma o kadar gecikti ki ancak işgalden 15 ay sonra yapılabildi. O tarihte Türk direnişi çoktan örgütlenmişti.[81] Halbuki İngiliz istihbarat subayı Yarbay Smith, 13 Mayıs'ta şöyle bir rapor sunmuştu: "Eğer Yunanlılar tarafından bir işgal yapılacaksa, bu, ancak, her şeyden önce, Fransız veya İngiliz kuvvetleri tarafından bölgenin kontrolü ve polisliğinin üstlenilmesi ile yönetimin kontrol altına alınması ve daha sonra geri çekilen birliklerin yerini aşamalı olarak Yunan birliklerine devretmesiyle gerçekleştirilebilirdi."[82] Fakat bu gerçekleşmedi ve böylece bir Türk-Yunan savaşının ilk kıvılcımı alevlendi. Daha sonra ise İngiliz savaş dairesinin fikirleri 16 Temmuz 1919'da şu şekildeydi: "Görüşümüz, İngilizlerin bu askeri girişim ile ilişkilendirilmesinin en istenmeyen durum olacağıdır, çünkü her ihtimalde, bu nedenle bölgede çok uzak olmayan ciddi askeri ve siyasi zorluklarla karşılaşılacaktır." Savaş bakanlığı (Churchill, Henry Wilson) açık şekilde işgal yanlısı değildi.[83] Ezcümle, İngiliz temsilcilerin Mayıs çıkartmasından önce olay yerindeki tahminleri ve önerileri tek bir yöne meylediyordu: Müttefiklerin vesayeti altında bir Yunan çıkartması ve işgali gerçekleşecekti. Bu kesinlikle olmadı ve böylece Anadolu'daki Yunan varlığı elverişsiz koşullar altında başladı ve bir direnişi tetikledi.[84] Yunanistan'ın İzmir Yüksek Komiseri Aristidis Stergiadis, Atina'ya İtalyan propagandasının İzmir'deki yerel Türk yetkilileri kendilerine karşı manipüle ettiğini ve bunun sonucunda birçok gösteri ve ayaklanmanın gerçekleştiğini bildiriyordu.[85]

İşgalin başlaması, 15 Mayıs 1919[değiştir | kaynağı değiştir]

Yunan ordusunun İzmir'e çıkışı.
İzmir'de Airco DH.9 bombardıman uçağı. (1919)

Yunanistan'ın İzmir'i işgali, Paris Barış Konferansı kararıyla gerçekleştirildi. Konferansın bu kararı esasen Mondros Mütarekesi şartlarına aykırı idi. Yunanistan'ın işgal ettiği yerler ve tarihleri şu şekildeydi:

  • 15 Mayıs 1919 - İzmir, Yunanlarca işgal edildi. İlk karaya çıkılır çıkılmaz Hasan Tahsin ve Albay Süleyman Fethi öldürüldü. Karakollara giren işgalciler, karakoldaki 50-100 eri öldürdüler.
  • 16 Mayıs 1919 - Yunanların Urla, Çeşme, Karaburun ve Sisam, Midilli, Sakız, Ahikerya, İpsara adalarını işgali
  • 18 Mayıs 1919 - Yunanların Söke'nin Yunanlarca işgali
  • 21 Mayıs 1919 - Yunanların Menemen ve Torbalı'yı işgali
  • 22 Mayıs 1919 - Yunanların Selçuk ve Bayındır'ı işgali
  • 23 Mayıs 1919 - Yunanların Foça'yı işgali
  • 25 Mayıs 1919 - Yunanların Manisa'yı işgali
  • 26 Mayıs 1919 - Yunanların Germencik'i işgali
  • 27 Mayıs 1919 - Yunanların Aydın ve İncirliova'yı işgali
  • 28 Mayıs 1919 - Yunanların Atça'yı işgali
  • 29 Mayıs 1919 - Yunanların Turgutlu'yu işgali
  • 30 Mayıs 1919 - Yunanların Tire'yi işgali
  • 1 Haziran 1919 - Yunanların Ödemiş'i işgali
  • 2 Haziran 1919 - Yunanların Kınık ve Kiraz'ı işgali

İşgale karşı ilk cephe[değiştir | kaynağı değiştir]

Mudanya'da Yunan işgal askerleri. (1919)

Türk Kurtuluş Savaşı’nda ilk cepheler Yunanların işgal ettiği bölgelerde kuruldu. Bunlardan ilki Ayvalık Cephesi’ydi. 172. Alay komutanı Yarbay Ali Bey (Çetinkaya), halkı da silahlandırarak 29 Mayıs 1919’da Ayvalık’ı işgal eden Yunanlara karşı direnişe geçti. Bu arada Yörük Ali Efe gibi çete reisleri de zaman zaman Yunanlara karşı baskınlar düzenliyordu. Aydın Cephesi’ndeki Kuvâ-yi Milliye, 28 Haziran 1919’da Yunan askerlerine saldırıya geçti ve üç gün süren kanlı çatışmalardan sonra işgalcileri Aydın’dan çıkarmayı başardı. Ne var ki Yunanlar kısa bir süre sonra kenti yeniden işgal ettiler. Bu bölgede faaliyet gösteren Çerkez Ethem Bey ise Salihli Cephesi’ni oluşturdu.

Batı Cephesi’nin kuruluşu[değiştir | kaynağı değiştir]

20 Eylül 1919 Cumartesi günü gecesi saat üçte Binbaşı İsmail Hakkı, Yüzbaşı İsmet ve Yüzbaşı Süleyman ve Mülazım Tahsin Beyler Kuvâ-yi Milliye teşkilatı yapmak üzere Kütahya'ya gelerek icabeten teşkilat yapıp yardım olarak ahaliden yüz elli bin lira iane alınmasına karar verdiler. Kuvâ-yi Milliye Heyeti Reisliğine eski Kütahya ahızasker şubesi reisi binbaşı Nüzhet Bey seçildi.

Mütarekeyi müteakip Çanakkale Boğazı'nın düşman tarafından tazyiki üzerine pek çok cephanelik mühimmat Kütahya'ya nakledilip büyük bir handa muhafaza edildi. İngilizlerin bu cephanelere el koymak istemesi haberi üzerine Bedrettin oğlu Şeyh Seyfi Efendi, yazı işleri müdürü Hasan Sami ve polis başkomiseri Fevzi Beylerin himmetleriyle bu cephanelerin bir kısmı geceleyin şehre ve civar köylere, köylüler vâsıtasıyla naklettirildi.

Millî Mücadele'nin bilhassa ilk zamanlarında silaha çok ihtiyaç vardı. Düşmanın yavaş yavaş ilerlemesi ve muhâcirlerin gelişi henüz halkı heyecanlandırmamıştı. Daha İsmail Hakkı Bey gelmeden Alaşehir'in düşman eline geçtiği duyulmuş ve elinde silahı olanların bir hizmet olmak üzere silahlarını hükûmete vermeleri ilan olunarak camilerde hocalar vâsıtasıyla halka telkin yapılmıştı. Bazı kişilerin karşı propagandasıyla halk tereddüt etmiş ve vaziyeti iyice kavrayamamıştı. Bunun için Kuva-yi Tedibiye kumandanının şiddetli bir beyanname yazması gerekliydi. Nitekim böyle bir ilan yayımlanmış ve bu ilan üzerine üç gün zarfında Kütahya'da iki yüz işe yarar silah ve yüzlerce cephane toplandı ve bundan başka köylere de silahlar gelmeye başladı.[86]

Asıl olarak Yunan işgaline karşı Batı Anadolu'da verilen savaşları kapsayan Batı Cephesi ya da Garp Cephesi, 22 Haziran 1920'de Milne Hattı'ndan başlayan Yunan ordusunun gelen taarruzunun hemen ardından, 25 Haziran 1920'de oluşturuldu ve komutanlığına Ali Fuat Paşa getirildi. Bu arada Yunan kuvvetleri 24 Mart 1920'de Dumlupınar'ı, 28 Mart'ta da Afyon'u ele geçirmişlerdi.

Sevr Sulh Antlaşması projesine doğru: 10 Ağustos 1920[değiştir | kaynağı değiştir]

19 mayıs 1919 Pazartesi günü saat 15.00'te bir İngiliz kabine toplantısı yapıldı.

Başbakan, Büyük Dörtlü'nün Anadolu'nun bölünmesi planını askıya aldığını söyledi. Hint hilâfet delegasyonunun argümanları bunda etkili olmuştu. Bununla birlikte Yunanistan'ın İzmir'den çıkarılması şimdilik zor görünüyordu. Vittorio Emanuele Orlando, kendileri için önemli olan yerin Batı Anadolu değil, Fiume (Hırvatistan) ve Adriyatik kıyıları olduğunu söylemişti. Montagu ise, İtalya ve Fransa'ya Türkiye'den herhangi bir bölge verilmemesi gerektiğini söyledi. Fransa'nın Cezayir ve Afrika'daki tutumu nedeniyle, İtalya'nın ise Trablusgarp boyunca saldırıları islam dünyasının tepkisi çekiyordu. Mandacılık için sadece ABD ve İngiltere ön plana çıkıyordu.

Curzon kendi görüşlerini şöyle sıraları:

  • Türkler Arabistan, Irak, Suriye, Filistin ve Ermenistan'dan ayrıştırılmalıydı.
  • İstanbul mutlaka alınmalı ve sadece Amerikan mandasına bırakılmalıydı. Bu, Türklerin savaşta yenildiğinin kesin bir göstergesi olacaktı. Böylece Türklerin boğazlardaki hakimiyeti sona erecek, Rus yayılmacılığına karşı önlem alınacak ve İngiltere hiçbir askeri ve mâli külfete girmemiş olacaktı. İtalya ve Fransa İstanbul'dan uzak tutulmalı ve yeni başkent Anadolu'ya taşınmalıydı.
  • Türkiye'nin dış vilayetleri (Mezopotamya, Suriye) ve İstanbul ile ilişiğinin kesilmesi yeteri kadar sert bir darbe olacaktı. Türkler zaferin iki sembolü olarak İstanbul'u (Ayasofya'yı) ve Mekke'yi (Kabe'yi) kaybetmelilerdi. Yunan işgali son derece yanlıştı. Keza İtalyanlar ve Fransızlar da bölgeyi boşaltmalıydılar.
  • Hilâfet bir sorundu ve Türkiye kendi halinde kalmalı, sınırları dışarısında bir oyun kurmamalıydı. Türk sınırı Ermenistan'a kadar uzanmalı ve Ermenistan mümküse ABD mandasına bırakılmalıydı. Böylece İngiltere Kafkaslar'dan çekildiği zaman Bolşeviklere karşı bölge güvenliği sağlanmış olacaktı.
1916 Sykes-Picot Antlaşması projesi.

Balfour, 1916 Sykes-Picot'a dikkat çekti. Curzon ise bunun uygulanamaz bir antlaşma olduğunu vurguladı. Churchill de İtalya ve Fransa'nın çıkarılıp bölgede bir ABD mandasını uygun gördü. Ayrıca İtalya'nın Fiume'ye karşılık Anadolu'dan kolaylıkla çıkacağını belirtti.[88] Curzon'un 19 mayıs 1919'da önerdiği Amerikan mandası fikri, Türkiye ile barışın 6 ay ertelenmesine neden oldu. Ve bu süre Mustafa Kemal paşanın gerçek bir milli direniş oluşturabilmesi için tam da ihtiyâcı olan süreydi. İngilizlerin yaptığı bu kritik hata onlara çok pahalıya mâl olacaktı.[89]

Ekonomik olarak bakıldığında ise savaştan önce Türkiye ticâretinin %26.7'si İngiltere ileydi. Bu Türkiye'nin Fransa (%12.3) ve Almanya (%14.7) ile olan toplam ticâretine eş değerdi. Başka bir deyişle, Türkiye kaosa girerse Britanya İmparatorluğu'nun ticareti de kaybedilecekti. Bu Manchester'da çok sayıda insanın işsiz kalması anlamına geliyordu.[90] Fransa da Türklerin en çok borcu olan devlet olduğu için bir bölünmeye karşıydı.

27 Haziran 1919'da Konferans, Curzon'un önerisi üzerine, Amerika Birleşik Devletleri hükûmeti Türkiye'nin herhangi bir bölgesi için manda alıp almayacağına karar verene kadar, Türkiye ile Barış Antlaşması'nın askıya alınmasına karar verdi.[91]

'Çok erken bir barış', çıkan çatışmalara karşı tek çareydi ve hem Londra'ya hem de Paris'e iletildi.[92] 29 Temmuzda General Milne'nin bölgedeki askeri sorumlu olmasına karar verildi ve General Milne böylece 7 Ekim'de Milne Hattı'nı oluşturuldu. Bu hat 3 Kasım'da Türklere bildirildi. Savaş Bakanlığı, Venizelistlerin geri çekilip İzmir ile yetinmesi gerektiğini düşünüyordu. Yunanlar ise bunu kendilerini sınırlayan bir engel olarak gördüler.[93][94] Bölgedeki ekonomik durum, Türk tarım nüfusunun kaçması nedeniyle çökmüştü.[95]

İşgâle sonuna kadar karşı çıkan ve işgalden önce antlaşmanın gecikmemesi gerektiğini söyleyen Curzon'un, Dışişleri Bakanlığı'nda özel sekreteri olan Robert Vansittart, Türkiye'de erken bir barış olasılığının en düşük düzeyde olduğunu vurguladı.[96] Venizelos ise Yunanistan'ın Anadolu'daki varlığını çok uzun süre finanse edemeyecek olması nedeniyle zamanın kısıtlı olduğunu düşünüyordu. Zaman Yunanistan'ın aleyhine işliyordu. Sonuçta 1912 yılından beri savaşlar sürüyordu. Çözüm ne kadar uzatılırsa, Yunanistan gibi küçük bir ülke için finansal zorluk o ölçüde artacaktı.[97]

Monroe Doktrini gereği kendi kıtası dışına çıkma eğiliminde olmayan ABD, İngiliz istekleri doğrultusunda Amiral Bristol ve General Harbourd'u incelemeler yapmak üzere Türkiye'ye gönderdi. Hazırlanan raporlarda İzmir işgalinin haksız olduğu, doğuda Ermenilerin çoğunlukta olmadığı ve Anadolu'da Amerikan ihtiyaçlarını karşılayacak bir kaynak olmadığının belirtilmesiyle İngilizlerin teklifi değerlendirilmedi. İngiliz tarafının kararlaştırdığı plan, Trakya'nın Midye-Enez hattına kadar olan Yunanistan'a bırakılmasını ve İzmir bölgesinin özerk halde Türk egemenliği altında bırakılmasını içeren bir tür uzlaşmaydı. Fransızlar da Türkiye'nin asla bölünmemesi görüşünü savunuyordu. Fransa daha Paris'teyken, Anadolu'daki Yunan varlığına Fransız desteğini geri çekme belirtileri göstermişti.[98][99]

Fransa Dışişleri Bakanlığı sekreteri Philippe Berthelot ve İngiliz murahhas Curzon, Londra Konferansı öncesinde Aralık 1919'da Londra'da bir araya geldiklerinde iki önemli nokta üzerinde anlaşmışlardı; bağımsız bir Ermenistan devleti kurma planı ve Türkiye'nin artık İstanbul'u ve Boğazları tutmaması gerektiği. Ancak Yunanistan, Trakya'ya karşılık olarak İzmir'den çıkmalıydı. İtalyanların ve Yunanların çekilmeleri ile Anadolu, herhangi bir manda yönetimi olmadan Türklerin eline bırakılmalıydı.[100] Lloyd George ise hala İzmir'in Venizelos'a verilmesi gerektiğini düşünüyordu. İngiliz Savaş bakanlığı (Churchill, Henry Wilson) ve Hindistan Ofisi (Montagu) ise Türk'ün İstanbul'da kalması gerektiğini söylüyordu. Churchill'e göre İstanbul'un günlük maliyeti en az £50.000 tutarındaydı. İngiltere cephesinde üç farklı görüş ortaya çıkmıştı. Sonunda Lloyd ve Curzon'un isteği ile İstanbul'a girilmesi kararlaştırıldı. Curzon 4 Ocak 1920'de verdiği memorandumda İstanbul'un mutlaka ama mutlaka işgal edilmesi gerektiğini savunuyordu. Ona göre eğer bu yapılmazsa, Çanakkale savaşı tamamen anlamsız kalacaktı. Kabinedeki diğer üyelerin aksine, Curzon'a göre, asıl tehlike Mustafa Kemal değil, İstanbul'daki Sultan Vahdettin'di. Başkent Anadolu'ya taşınırken, halife olan Sultan ise bir "Vatikan" gibi boğazlarda kalabilirdi.[101][102]

Churchill'e göre de Sultan Vahdettin, asla İstanbul'tan ayrılmamalıydı. Eğer bu olursa derhal Enver, Mustafa Kemal, Troçki gibi kişileri etrafında toplayacak ve Anadolu ile Arabistan'da, İngilizlere karşı büyük bir askeri güç oluşturacak ve tüm bölgeyi kaynayan bir bela kazanına çevirecekti. Onu göz önünde tutmak en doğru seçenekti.[103]

Venizelos, Londra Konferansı'na kadar, İzmir'e ilişkin doğrudan bir ilhak politikasını savunmuştu. Ona göre Curzon'un önerdiği bir 'Türk özerk egemenliği' gelecekte sorun yaratacaktı. Bu sadece savaşın uzaması anlamına geliyordu ve gerçek bir çözüm değildi. Fakat konferansta Fransız ve İtalyanlar bu fikri reddettiler. Fransızlar, esas olarak Suriye'deki istikrarsız konumlarından dolayı da endişeliydiler.[104]

22 Aralık 1919'da İngiliz ve Fransız delegeler İstanbul'un işgali hakkında görüştüler. Fransız delege Philippe Berthelot, Anadolu'ya taşınacağı varsayılan başkentin, Anadolu'da bir yer bunun için hazırlanmadıkça, bu işgalin yapılmaması gerektiğini belirtti. Bununla birlikte ekonomik bir felaket oluşmaması için Türk'ün İstanbul'dan çok hızlı bir şekilde değil de, kademeli olarak Anadolu'ya nakledilmesi gerektiğini söyledi. Ayrıca, konferansta, işgal sonrası Ayasofya için, tüm mezheplerin ve inançların eşit ilgiye sahip olacağı, herhangi bir inanç tarafından dini ibadet amacıyla kullanılmaması gereken eski bir anıt olarak kabul edilmesi kararlaştırıldı.[105]

Yine konferansta 1919 yılı sonunda Amerikanın bölgede bir manda almayacağı ortaya çıkmasıyla İngiltere ve Fransa, Türkiye'de mandalara ve bireysel nüfuz alanlarına (1916'da imzalanan Anlaşmalarda tanımlanan Suriye ve Irak toprakları hariç) izin verilmeyeceği konusunda prensipte mutâbakata vardı.[106] Fransa'nın Sivas'a doğru uzanan etki alanlarından vazgeçmesine dair, Lord Curzon, 'Bunların Türkler lehine taviz olmaktan çok, Fransız çıkarları için tasarlanmış önlemler gibi göründüğünü' söyledi.[107]

İstanbul'un uluslararası bir kalıcı boğazlar komisyonu kurulması için işgali ve başkentin Anadolu'da bir yere nakledilmesi durumu için Mareşal Sir Henry Wilson'un raporu 6 Ocak 1920'de kabineye sunuldu:

(i) Boğazları korumak için mâkul bir güvenlik yeterlidir. Ancak Karadeniz'in kontrolü üstün bir Müttefik Filosu'nun varlığını gerektirir.

(ii) Türkiye sınırlarının Midye-Enez hattına kadar uzanacağı durumda 2 Tümen yeterli olacaktır.

(iii) Pâdişah ve hükûmet Anadolu'ya götürülürse, tüm askerî pozisyon bizim aleyhimize değişir, çünkü onu kontrol etme gücümüzü kaybederiz. Ve çok daha büyük bir garnizon ve daha ayrıntılı bir savunma sistemi gerekli olacaktır. [108]

İstanbul'un işgali 26 Şubat 1920'de İngiliz parlamentosunda bir dizi tartışmaya neden oldu:

Walter Guinness: Biz Anadolu'yu hiç fethetmedik. Çok zor ve masraflı bir sefer olmadan da fethedemeyiz. Özellikle de Barış şartlarının açıklanmasındaki gecikme nedeniyle İstanbul Hükûmeti'nin kontrolü çok hızlı bir şekilde azalıyor, ve Küçük Asya'nın tamamı -bu devasa bölge- Ekim Devriminden sonra Rusya'da olduğu gibi yavaş yavaş bir devlet haline geliyor. Fakat Türkleri Konstantinopolis'ten çıkarmanın ve onları Anadolu'ya göndermenin etkisi, neredeyse kesinlikle İstanbul Hükûmeti'ni düşürüp tamamen Mustafa Kemal'i iktidara getirmek olacaktır. Genel olarak yeni Türk başkentinin Bursa olabileceği varsayılır. Türk Konstantinopolis'i terk ederse, Müttefik deniz gücünün kontrolü altında kalması muhtemel midir? Milletler Cemiyeti'ne gülebileceği en ulaşılmaz semte taşınacak.[109]

Aubrey Herbert: Bazı çevrelerde Hintlilerin Sultan'ı gerçek halîfe olarak kabul etmede oldukça yanlış oldukları söyleniyor, ancak Hindistan Müslümanları esas olarak onun öyle olduğunu düşünüyor ve gerçekten önemli olan da bu.[110]

Lloyd George: Büyük savaşta İstanbul'u Ruslara vereceğimize dair antlaşma yapmıştık. Ancak Bolşeviklerden sonra Müttefikler, elbette bu karardan vazgeçtiler. Müttefik Konferansı, daha iyi yolun Türk'ü İstanbul'da tutmak olduğu sonucuna vardı. 1918'de savaş şartları ağırlaşmıştı. İnsanlar bizim emperyalist olduğumuzu düşünüyordu. Hindistan'da askere almak için özel bir çaba sarf ediyorduk. Fransa için bulabileceğimiz tüm adamlara ihtiyacımız vardı. Britanya İmparatorluğu'nun 4'te 1'i Müslüman bir kitleden oluşuyor ve onları ikna etmek için Türklere ve İstanbul'a dokunmayacağımıza dair güvence vermek zorundaydık. Güvenceden sonra destek ciddi şekilde arttı. Şimdi bize istediğimizi yapabileceğimiz söyleniyor. Fakat bunu söyleyenler dünyadaki en büyük Müslüman gücünün Britanya İmparatorluğu bünyesinde olduğunu unutuyorlar. Biz ciddi bir söz verdik, kabul ettiler ve bizim ona uymamamızdan rahatsız oldular. Hindistan gönüllü olarak, savaş sırasında 1.160.000 kişiyi yardımımıza gönderdi ve öncesi ile birlikte ise neredeyse bir buçuk milyon. Onların yardımı olmadan galip gelemezdik. Gerekli birliklerimiz yoktu. Zafer saatinde onlarla olan inancımızı mı kıracaktık? Karşılaştığımız şey buydu. Onlara gidip "Şartlar değişti. Size bu sözü 1918 Ocak'ında verdik. Türk, 1918 Kasım'ına kadar boyun eğmedi" deseydik hiçbir şey Asya'daki İngiliz gücüne bundan daha fazla zarar veremezdi. Bu bizim için ölümcül bir tehlikeydi. Ancak Türklerin boğazları kapatması savaşı uzattı ve bunu çözmeliyiz. Türklerin yanlış yönettiği milletler üzerindeki hâkimiyetini elinden almalı ve onu böylesine bir güç haline getiren Karadeniz yolunun hakimiyetinden tamamen yoksun bırakmalıyız.[111]

Albay Yate: Hükûmetin, Sultanın İstanbul'da kalması politikasını ifade ettiğini duymaktan çok memnun oldum. Hem Hindistan Müslümanları hem de Afganistan Müslümanları olan Müslümanlar arasında çok yaşadım. Hive, Buhara ve Orta Asya'dan gelenleri tanıyorum. Asya'daki ve özellikle Orta Asya'daki bu Müslümanların tamamı, Sultan ve Halifelerinin bağımsız bir hükümdar olması gerektiğini dinlerinin temel bir ilkesi olarak görüyorlar.[112]

Londra Konferansı esnasında (Mart 1920), Türkiye'deki Müttefik birliklerin yerleşimi şu şekildeydi: Yunanistan yaklaşık 90.000 askerini karaya çıkarmıştı; İngiliz birlikleri yaklaşık 12.000, Fransa Kilikya'da 20.000 ve Konstantinopolis'te 8.000 civarındaydı; İtalyanların ise yaklaşık 10.000 askeri vardı.[113]

9 Mart 1920'de, işgalden önce, İngiliz yüksek komiseri Amiral De Robeck verdiği raporda şöyle diyordu: "Venizelos'u ve Yunanistan'ı ödüllendirmek için neredeyse kesin olarak Asya'yı kana bulama riskini göze almak akıllıca mı? Veniselos'un ölümsüz olup olmadığını merak etmeliyim. Başka bir deyişle, o sadece geçicidir. Bolşevik tehdidine karşı hayati önem taşıyan proje, asker bulunamadığı için terk edilmek zorunda kalındı. Fakat İmparatorluğu korumak değil de, Venizelos'un aşırı taleplerini tatmin etmek konusunda, bütün bu güçlükler ortadan kalkıyor. Diğer taraftan, askerlerimin Venizelos için kendilerini feda etmeye çağrılmaktan pek hoşlanacaklarını sanmıyorum."[114]

Yeşil bölge Balkan Savaşları ile, turuncu bölge Neuilly ile, sarı bölge Sevr ile alınan yerler.

Yunan cephesinde ise, Venizelos, 27 Kasım 1919'da Neuilly Antlaşması'nda, Bulgar işgali altında olan Batı Trakya'nın Yunanistan'a eklenmesini sağladı. Elefterios Venizelos şöyle diyordu: "Müttefik Devletlerin iradesini dayatacağı Türkiye'nin, Avrupa'dan tamamen çıkarılacağına yürekten inanıyorum. Sonra ise Küçük Asya'daki İtalyanlarla en yakın işbirliğinin temelleri atılacak. Yunanistan tüm Trakya'yı hak ediyor."[115]

Venizelos girişimlerini sürdürerek yeni İtalya dışişleri bakanı Tommaso Tittoni ile Venizelos-Tittoni anlaşması'nı yaparak aralarındaki sorunları çözmeye çalıştı. Daha sonra 18-26 Nisan 1920'daki San Remo Konferansı'nda Lloyd George ve Venizelos önderliğinde Sevr'in taslağı hazırlandı.

Curzon ise, Lloyd George'dan bağımsız olarak, Türkiye üzerinden Fransızlarla anlaşmanın şart olduğunu kabul etti. Kasım 1919'da Paris ile temasa geçti ve gizli görüşmeler önerdi. Zamanın tükenmekte olduğunu düşünüyordu. 1919 Ekim ayında Mustafa Kemal paşa'yı tanıyan yeğeni Yarbay Alfred Rawlinson'ı, hangi barış koşullarının kabul edilebileceğini öğrenmek için görevlendirmişti. Türk milliyetçileri artık iç bölgenin dörtte birinden fazlasını kontrol ediyordu; Yıl sonuna kadar, Ankara'da İstanbul'a rakip bir başkent kurulmuştu. İstanbul'un işgali üzerine yeni meclis Ankara'da açılacaktı. Gücün merkezi artık açıkça Ankara'daydı. Curzon, en doğru tercihin Mustafa Kemal'in başında olduğu yeni bir Türkiye'nin ortaya çıkmasına izin vermek olabileceği sonucuna varıyordu. Maalesef Lloyd George'u ikna edemedi.[116]

Rawlinson, Kâzım Karabekir Paşa ile de görüşmüştü.

Sivas'ta kumandanlar toplantısında (16-28 Kasım 1919) Meclis'in İstanbul'da toplanması kararı alınmış ve sonra Millî hükûmetin Anadolu'da kurulmasını temin için Rauf Orbay, gerekirse İngilizlere İstanbul'da toplanacak meclisi bastırmak vazifesini üzerine almıştır.

İngiltere Başbakanı David Lloyd George. (1916-1922)

Öte yandan 1920 yılı ilerledikçe bazı beklenmedik gelişmeler olmaya başladı. Fransa Başbakanı Georges Clemenceau, Küçük Asya'daki sistemin ve Yunan ilerleyişinin yanlış olduğunu vurguladı. Clemenceau'nun istifası ile 20 Ocak 1920'de başbakan olan ve daha sonra 23 Eylül 1920'de de Cumhurbaşkanı olacak olan Alexandre Millerand'ın gelişiyle Fransız siyaseti daha çok Türk yanlısı olmuştu.[121] Aynı zamanda Temmuz 1920'de yoğun bir Yunan karşıtı olan Kont Sforza'nın (Aynı zamanda İtalya, 1918 İstanbul işgal komiseri) İtalya dışişleri bakanlığına gelmesi ve Venizelos-Tittoni Antlaşması'nı derhal iptal etmesi ve bu antlaşmayı yapan Tittoni'yi kınaması ile İtalyanlar da Türk yanlısı olduklarını gösterecekti. İngiltere başbakanı Lloyd George, 1920'nin sonuna gelindiğinde, Yunan politikalarını desteklemeye devam eden tek güç olarak kalacaktı.

Aldığı bilgilerden endişelenen Venizelos, tekrar Paris ve Londra'ya gitmeye karar verdi. 6 Mart 1920'de Londra'daki görüşmelerinde Yunanistan'a karşı olumsuz bir hava ile karşılaştı. Dönemin Savaş Bakanı Winston Churchill, İngiliz Ordusu Genelkurmay Başkanı General Henry Wilson ve Curzon ile yaptığı görüşmelerde, İngiltere'nin Yunanistan'a Küçük Asya'daki operasyonlarında askeri olarak yardım edemeyeceği ortaya çıktı ve aslında bölgedeki Yunan harekâtının başarısızlığını öngördüler. General Wilson şöyle yazdı: "Churchill ve ben bu öğleden sonra Venizelos ile bir saat geçirdik. Yeterince savaş yorgunu olduğumuzu ve bu yüzden onlara ne askeri, ne maddi, ne Trakya'da, ne de İzmir'de yardım etmeyeceğimizi açıkça belirttik. Yardım sadece silah ve cephâne yönünden olacaktı. Ona ülkesini yok edeceğini, Türklerle ve Bulgarlarla yıllarca savaşacağını, Yunanistan'ın büyük askeri ve ekonomik kayıplara uğrayacağını belirttik. Söylediklerimizin tek bir kelimesine bile katılmadığını söyledi."[122] [123] Venizelos ise Churchill'e, Kemalist güçlerin tehlikesini ana hatlarıyla belirtti ve saldırı için izin istedi. Saldırıdan sonra Venizelos, Yunan birliklerinin tekrar konumlarına çekilebileceklerini önerdi. Churchill, Yunanistan Başbakanı'nın sunduğu rakamları dikkate almadan Venizelos'un bu önerisini reddetti. Zaman tamamen Yunanistan'ın aleyhine ve Türklerin lehine işliyordu.[124] Örneğin, Şubat 1920'nin başlarında, Türkler, Müttefiklerin mütareke şartlarına göre tüfek, silah ve mühimmat bulundurduğu Gelibolu'daki kışlalara saldırmıştı. Ancak Curzon, 24 Şubat 1920'de Gelibolu olayından sonra Venizelos'tan müzâkereler sırasında askeri statükoyu korumaya çalışmasını istemiştir.[125][126] Bu sırada Yunan toplam bütçesinin üçte ikisi çekilen kredilere dayanıyordu. Ayrıca Venizelos, seçimleri ertelemiş, ülke Türkiye ile savaş halinde olduğu için barış anlaşması imzalanmadığı sürece sıkıyönetim uygulamasına devam etmişti.[127] Öte yandan Venizelos, Müttefikler tarafından yerine getirilmesi gereken bir görev olan Türk terhisinin yavaşlığından şikayetçiydi. Her durumda Osmanlı büyük bir imparatorluktu. Türk Harbiye Nezareti ile direniş hareketleri arasında bağlantılar olduğunu bildirdi: "Toplam 300.000 kişilik bir kuvvetin yakında savaş durumuna gelmesi muhtemeldir ve 'olacak' dedi. Böyle bir orduya yetecek miktarda malzeme ve mühimmat ellerinde var."[128]


Venizelos'a karşı Müttefik çekinceleri San Remo Konferansı'nda da tekrarlandı. Bununla birlikte, Sevr Antlaşması'nın fiilen iptali için en ciddi tehlike, Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğindeki Millî Mücadele hareketiydi. Yakın dostu Lloyd George'un desteğine güvenen Venizelos antlaşmanın son metninin hazırlandığı 3 Temmuz 1920'de Mustafa Kemal Paşa'ya ve Türklere antlaşmayı kabul ettireceğini taahhüt etti. 7 Temmuz 1920'deki konferansta Türk delegeleri antlaşmayı imzalamayı reddettiler. Antlaşma nedeniyle idam edileceklerini ve sorumluluk alamayacaklarını açıkladılar. Fakat Müttefik Devletlerin baskısı sonucu nihayet 10 Ağustos 1920'de geldiler ve antlaşmayı imzaladılar.[129]

Sevr sulh projesinin 1920 tarihli bir haritası.
1920 Sevr sulh projesinin renklendirilmiş haritası.

Önemli maddeleri[değiştir | kaynağı değiştir]

Millî Mücadele'deki cepheler.
  1. Sınırlar (madde 27-36): Trakya'nın büyük bölümü Yunanistan'a; Ceyhan, Antep, Urfa, Mardin ve Cizre kent merkezleri Suriye'ye (Fransız Mandası); Musul vilayeti El Cezire'ye (sonradan Irak) bırakılacak;
  2. Boğazlar (madde 37-61): Boğazlar silahtan arındırılacak, bütün devletlerin gemilerine açık olacak; uluslararası bir komisyon tarafından yönetilecek;
  3. Kürt Bölgesi (madde 62-64): İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerinden oluşan bir komisyon Fırat'ın doğusundaki Kürt vilayetlerinde bir yerel yönetim planı hazırlayacak; bir yıl sonra Kürtler dilerse Milletler Cemiyeti'ne bağımsızlık için başvurabilecek;
  4. İzmir (madde 65-83): İzmir ilinde Osmanlı İmparatorluğu egemenlik haklarının kullanımını beş yıl süre ile Yunanistan'a bırakacak; bu sürenin sonunda bölgenin Osmanlı veya Yunanistan'a katılması için plebisit (halk oylaması) yapılacak;
  5. Ermenistan (madde 88-93): Osmanlı, Ermenistan Cumhuriyeti'ni tanıyacak; Türk-Ermeni sınırını hakem sıfatıyla ABD Başkanı belirleyecek;
  6. Arap ülkeleri ve Adalar (madde 94-122): Osmanlı savaşta veya daha önce kaybettiği Arap ülkeleri, Kıbrıs ve Ege Adaları üzerinde hiçbir hak iddia etmeyecek;
  7. Askeri Konular (madde 152-207): Osmanlı İmparatorluğu'nun askeri kuvveti 50.700 kişiyle sınırlı olacak ve Türk donanması tasfiye edilecek;
  8. Borçlar ve Savaş Tazminatı (madde 231-260): Osmanlı İmparatorluğu'nun savaş tazminatı istenmeyecek, Türkiye'nin Almanya ve müttefiklerine olan borçları silinecek; ancak Türk maliyesi müttefiklerarası mali komisyonun denetimine alınacak;
  9. Kapitülasyonlar (madde 260-268): Osmanlı'nın 1914'te tek taraflı olarak feshettiği kapitülasyonlar müttefik devletler vatandaşları lehine yeniden kurulacak; hükümlerini içeren bir antlaşmadır.

433 maddeden müteşekkil olan antlaşmada Fransa veya İtalya lehine bir nüfuz alanı bulunmamaktadır. Bu bağlamda Sevr, Sykes-Picot projesi ile karıştırılmaktadır.


Anlaşmaya önceki İngiliz Kraliyet Donanma Komutanı Lord Rosslyn Wester Wemyss'in tepkisi şöyle oldu:

« İzmir ile ilgili düzenlemenin kaosu ortadan kaldırmaya yardımcı olduğuna gerçekten inanan var mı? Bir plebisitin, ne zaman olursa olsun, tüm kıskançlıkları yatıştıracağına ve tüm bu sorunları bir kez olsun çözeceğine gerçekten inanan var mı? Ben bunlara sadece bir perde olarak bakıyorum ve ilk rüzgarda da uçup gideceğinden eminim. Mesela, Nil nehri'nin denize döküldüğü yerde plebisitle birlikte yerel bir Parlamento'nun kurulmasının, bizi o ülkedeki güçlüklerden kurtarmanın bir yolu olacağını düşünen herhangi biri, hatta en çılgın hayal gücüne sahip biri olabilir mi? Peki ya Trakya? Nüfusu Türk olan yerleri Yunanistan'a bırakmak da ne demek?

Kendime şu soruyu soruyorum, bu işlemin sebepleri nelerdir? Tatmin edici bir cevap bulamıyorum. Yunanistan'a ödül mü? Bu pek mümkün değil. Yunanistan, tüm Müttefikler arasında, savaşta en az şey yapan ve savaştan en az zarar gören ülke gibi görünüyor; ve "ödül" kelimesinin Müttefik kelime dağarcığında yeri olmadığını yeterince yüksek sesle ilan etmedik mi?

Türkiye'ye izledikleri yoldan dolayı verilen bir ceza olduğuna da inanamıyorum. Cezanın etkili olabilmesi için caydırıcı olması gerekir. Bu ise caydırıcı olmaktan son derece uzak. Korkarım ki bu, sadece, yakında pek çok eli silahlı kimseyi görmemize neden olacak.

Ateşkes imzalanmasından bu yana yirmi ay geçti. Elimizde ise barış yerine savaş var. Zafer saatimizde bize güvenen halkların, müzakere saatinde bize güvenmemeyi öğrendiği yirmi aylık gecikme ve kararsızlık dolu; hipnotize edilmiş bir dünyanın üzerine mükemmel bir edebiyat ve hitabet selinin döküldüğü yirmi ay, sadece düşmanlarımızın elinde propaganda için malzeme yapmaya hizmet eden her türlü imkansız ve uygulanamaz fikri ortaya çıkardı. Türk İmparatorluğu'nun, makul olarak beklendiği gibi meşru, orijinal parçalarına değil, küçük devletlerin karmaşıklığında doğası gereği mümkün olmayacak şekilde çözüldüğü yirmi ay.

Böyle bir zaman, Hindistan'daki milyonlarca insanın duygularını çileden çıkaran ve şimdiye kadar bizi dostları olarak gören insanların düşmanlığını doğurmaya yardımcı olan bir Antlaşmayı dünyaya duyurmak için doğru bir zaman mı?[131] »

Sevr'in dışarıdaki etkileri[değiştir | kaynağı değiştir]

Anlaşmaya dair Curzon, Lloyd'a şöyle dedi: "Türkiye'de barışı sağlamak istiyorum ancak İzmir'deki Yunanlılar ve Venizelos'un emirlerini yerine getiren Yunan tümenleriyle bunun imkansız olduğunu biliyorum." Sahadaki Türk-Yunan savaşı, politik olarak ise koalisyon hükûmetindeki Curzon ile Lloyd'un mücadelesi gibiydi. Curzon sık sık kendisini dışlayan ve yabancıların önünde küçümseyen Lloyd ile anlaşamıyordu.[132][133]

Boğazların bu statüsü, elbette Karadeniz ve Kafkasya'da Rus güvenliği için ciddi tehlike arz ediyordu. Dolayısıyla bir Türk-Sovyet yakınlaşması doğuracağı muhakkaktı. Rusya aynı zamanda Polonya ile de savaş halindeydi ve hem Avrupa'da hem Kafkasya'da hem Orta doğu ve Hindistan'da sürdürdüğü yayılmacı politika gereği Batı ile arası açılmıştı.[134][135]

Birleşik Krallık Genelkurmay Başkanı Mareşal Sir Henry Wilson.

Fransız Mareşal Ferdinand Foch, Türkiye'nin direnmesi durumunda anlaşmayı uygulamak için en az yirmi yedi tümen gerekeceği sonucuna varmıştı. Wilson'a göre de 25-30 tümen gerekliydi.[136][137] İngiltere ise Yunanistan'a yardım yapma konusunda istekli değildi. Mareşal Sir Henry Wilson, 17 Haziran 1920'de şöyle demişti: "Winston Churchill'e söyledim ki, bana göre, Konstantinopolis, Dardanelya (Çanakkale), Mezopotamya ve İran'da felâkete doğru gidiyoruz. Tekrar ve tekrar söylediğim gibi, politikamız emrimiz altındaki güçlerle orantılı değil. Ve tüm bu taahhütlerimizi gerçekleştiremeyiz. İrlanda'da [*Bu tarihte İrlanda Bağımsızlık Savaşı devam ediyordu], Konstantinopolis, Filistin, Mezopotamya (Irak) ve İran'da, kabine politikasını yürütmek için yeterli bir asker yok. İngiltere, Mısır (Mısır bir isyan içerisindeydi) ve Hindistan'dan (Hindistan'da hilâfet lehine bir propaganda ve ciddi huzursuzluk vardı) bahsetmiyorum bile."[138]

İngiliz Yüksek Komiseri Amiral de Robeck, 7 Nisan'da Curzon'a şöyle diyordu: 'Türkiye'nin dostluğu bizim için Yunanistan'ın dostluğundan muhtemelen daha değerlidir, hatta çok daha değerlidir. Türkler gibi sağlam bir muhâfazakar halkın, Orta Doğu'daki Bolşevizm mayasına karşı son derece değerli bir tampon olduğu unutulmamalı''.[139] Churchill de İngiltere'nin Türkiye ile bir an önce barış yapması gerektiğine inanıyordu ve Yunanlıları desteklemenin hiçbir değeri yoktu. Yunanistan Ruslara karşı boğazların güvenliğini sağlayamazdı. Churchill: "Türk giderse, uluslararası güç dışında İstanbul'u savunacak kimse kalmayacak." Kabinenin diğer üyesi Montagu'ya göre Trakya bile Türklere geri verilmeliydi. Türklere destek verilmesi gerektiği fikrinin en hararetli savunucuları ise Muhafazakar grubun en önde gelen üyeleri, General Sir Charles Townshend, Sir Aubrey Herbert ve Lord Lamington idi.[140][141][142]

1 Nisan 1920 tarihli Savaş Bakanlığı bildirisi de şöyleydi: 'Rusya'nın, Türkiye'nin tükendiği ve Almanya'nın desteği olmadığı bir dönemde tekrarlanabilecek Konstantinopolis yürüyüşünü artık düşünmediğini gösterecek hiçbir şey yok. Ya Konstantinopolis'teki Rus üstünlüğüne hazırlıklı olmalıyız ya da çok geç olmadan Türkiye ile anlaşıp çıkarlarımız için potansiyel bir engel olarak yeniden inşa etmeliyiz.'[143]

Orta doğu ve Asya'da Rus yayılmacılığına karşı Türkiye ile diplomatik ittifak yapmak İngiliz imparatorluk çıkarları için en uygun seçenekti. Yunanistan ilerlemesi devam ederken, önce boğazları çevrelemek sonra ise zamanla İstanbul'u da ele geçirmek ve Karadeniz'de de bir Pontus devleti kurma hayali taşıyan Venizelos'un faaliyetleri Fransa ve İtalya'nın tepkisini çekiyordu. Dahası, büyüyen bir ortodoks Yunanistan, katolik İtalya'nın tarihsel amacı olan Akdeniz'in kontrolü için, daimi bir tehdit unsuruydu.[144][145] Ayrıca İtalya, Libya'yı İtalyan ekonomisi için bir kaynak haline getirmenin en uygun yolunun Türkiye ile kurulacak iyi ilişkilere bağlı olduğunu düşünüyordu.[146] Türkiye'nin bağımsızlığına verilecek destek, uzun vadede ticari ayrıcalıklar elde etmek için stratejik bir hamleydi.[147]

Anadolu'da işgale karşı direniş örgütlenirken, bir yandan Rusya ile etkileşime geçilmiş, karşılıklı müzâkereler başlamış, diğer yandan Eylül 1919'da Mustafa Kemal Paşa, General James Harbord yönetiminde bir Amerikan Askeri Misyonu bile almıştı.[148] Harbord, raporunda, Türklerin amacının tek bir çıkarsız gücün, tercihen Amerika'nın mandası altında İmparatorluğun toprak bütünlüğünü korumak olduğunu ifade ediyordu.[149] Elbette bunlar İngilizleri yakından ilgilendiriyordu. Özellikle Rus teması Bolşeviklerin Müslüman dünyasını İngiliz İmparatorluğu'na karşı döndürme tehlikesini gösteriyordu.[150] Mustafa Kemal paşanın milliyetçi hareketinin daha da güçlenmesindeki son kıvılcım, Osmanlı başkentine 28 Ocak'taki Misak-ı Millî kararlarından sonra yapılan ismen uluslararası, ama gerçekte İngiliz işgaliydi. Curzon, bu işgalin yapılmasında Misak-ı Millî açıklanmadan önce de fazlasıyla ısrarcıydı.[151]

Fransa ise bir taraftan Türkiye ve Suriye'de karşılaştığı ciddi aleyhtarlık ve direniş hareketlerinin arkasında İngiliz istihbarat faaliyetlerinin olduğuna emindi.[152] Diğer taraftan İzmir'in işgali Fransız stratejik vizyonunun bir parçası değildi. Aralık 1919'da Fransızlar, Yüksek Komiser M. Picot vâsıtası ile Mustafa Kemal'le Sivas'ta temas kurmuş ve ona 'gayri resmi bir şekilde, Fransa'nın oradaki tüm ekonomik tavizlerin tekelini alması koşuluyla Fransız birliklerinin Kilikya'dan çekileceğini garanti etmişti.'[153] Bu görüşme Curzon'u son derece rahatsız etmişti.[154] Burada bir mutâbakat sağlanmamıştı. Fransızlar, sonra, Mayıs 1920'de bir heyeti müzâkere yapmak üzere Ankara'ya göndermişti ve Kilikya'da iki taraf arasında geçici bir ateşkes yapılmıştı. Bir yandan Suriye'deki karışıklıklar ve Maysalun savaşı, Fransızları, çıkarları gereği Türklerle antlaşmaya zorluyordu.[155]

Tüm bunlar, özellikle Fransızların "kırmızı kumaş" olduğu Alman yanlısı Konstantin'in 1920 yılı Kasım ayı seçimleri sonunda sürgünden dönüşüyle birleşince İtalya, Fransa ve Rusya'nın desteğinin Türkiye'de temerküz etmesine neden oldu. [156][157] Tüm dengelerin değişmesi ve Türk zaferi olasılığının birdenbire yükselmesi Emperyalist İngiliz çıkarları gereği Yunanistan'a zorunlu bir muhâlefet oluşturdu. Eğer Batı Anadolu ve Kuzey Afrika boyunca bir İtalyan genişlemesi olursa, bu Britanya İmparatorluğu'nun bölgedeki etkisinin kırılıp kalbinden hançerlenmesi anlamına gelirken, diğer İngiliz hakimiyet alanları ise kolaylıkla Fransa'ya hatta Rusya'ya gidebilirdi. Fakat İngiltere bir yanda sürekli azalan ekonomik ve askeri kaynaklar gereği Bolşevik tehdidine karşı İtalya ve Fransa ile ortak harekete de mecburdu.[158][159]

Suriye'de Fransa'ya olan mevcut gerilimlere ek olarak, Almanya'daki ve Ren'deki Fransa ve İngiltere arasında bölgesel anlaşmazlıklar da vardı. Bu nedenle, Yunanistan'ı desteklemeye devam etmek ve İngiliz-Fransız çatlağının daha da alevlenmesi yalnızca meseleleri daha da zorlaştırır ve Avrupa, Orta Doğu ve Asya'daki İngiliz İmparatorluk çıkarlarına zarar verirdi. Yunanistan'a karşı oluşan ve Fransız-İtalyan-Sovyet-Türk İttifakı ile sonuçlanan Fransa'nın ve İtalya'nın sert dış politika değişikliği, tüm dengelerin değişmesine ve İngiltere'nin tüm orta doğu hesaplarını gözden geçirmesine neden oldu. Yeni durumda Yunanistan'a vereceği destek ile İngilizlerin kazanacağı hiçbir şey yoktu. Fakat Türkler zaferi kazandıklarında Kıbrıs'tan ve Musul'dan İngilizlerin çıkarılmasını şart koşacaklardı. Kıbrıs stratejik açıdan hayati önemdeydi. Keza değerli petrol rezervlerine hâvi Filistin ve Musul da öyle. Hilafet'in Hindistan'daki müslümanlar üzerindeki etkisi ise göz ardı edilemezdi. Bu yeni koşullar ışığında, 9 Haziran 1921'de bir kabine toplantısı, İngiliz politikacıları arasında tartışmaya neden oldu ve Mareşal Wilson dedi ki: "Yunan ordusunu desteklemek imkansızdı ve gerçek önemdeki tek şey, Türkiye'yi dost yapmaktı." [160][161][162]

İngiliz Mareşal Henry Hughes Wilson, kendi görüşlerini Dışişleri Bakanlığına şöyle belirtti: "Tüm bunların Türkiye ve Rusya ile savaş anlamına geldiğini ve İstanbul'dan atıldığımızda sona ereceğini belirteceğim. Bir dereceye kadar Venizelos'u gördüm. Lloyd George'a her şeyi vaat ediyor ve Lloyd George, söylediği her şeye inanıyor; fakat Venizelos'u sıkıştırdığım zaman görüyorum ki aslında hiçbir şey bilmiyor ve hiçbir şey söz veremiyor. Onlara Türkiye ve İrlanda'daki şartların büyük ölçüde aynı olduğunu söyledim. Fakat İrlanda'dan çıkamayız. Türkiye'den ise çıkmalıyız. Türklere yazın ki; 'Şimdiye kadar ilgilendiğimiz İzmir, Boğazlar, İstanbul, Trakya ve Edirne'yi devralmaya hoş geldiniz. Eskiden olduğu gibi arkadaşlığımıza devam ediyor ve Türkiye'yi tamamen tahliye ediyoruz'. Sonra Yunanlılara da söyleyin ki, 'Venizelos'un kumandası altında kendi yıkımlarına sebep olacak ve herkesi tehlikeye atacak kadar genişlemeyi denediler. Bu nedenle tekrar anlaşma yapmaları gerekir'. Kısa sürede politikamızı kesinlikle ters çevirin ve Yunanlıların yerine Türklerle arkadaş olun. Fakat bana Lloyd George'un bunu asla yapmayacağını söylediler. Onlara Türklerle anlaşmak için bir kez daha yalvardım ve Türklere Bolşeviklerden daha fazlasını sunabileceğimizi söyledim. Saatlerce konuştuk. En son Lloyd George bana 'önce Venizelos ile konuşması gerektiğini' söyledi."[163]

Sevr'de herhangi bir ermeni sınırı çizilmemişti. ABD başkanı Woodrow Wilson, bu sınırı 7 Kasım'da Gümrü'de Ermeniler yenildikten 15 gün sonra, 22 Kasım'da çizmişti.[164] Türkiye ve Rusya'ya karşı iki ateş arasında kalan Ermeniler yenilmişti. 2 Aralık'ta Gümrü antlaşması ile Ermeniler Doğu Anadolu'yu Türkiye'ye bırakırken; Türkiye ve Rusya'nın Kafkasya'daki ortak harekâtı sonucu Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan sovyetleştirilmişti.

Wilson'ın, Kazım Karabekir Paşa, Ermenileri yendikten sonra çizdiği sınır.

Planlanan Kürt topraklarının bir kısmının Türk denetimine bırakılması anlamına gelse bile bağımsız bir Kürt devleti söz konusu değildi ki bu Curzon ve Lloyd George'un üzerinde anlaşabildikleri tek konu olmuştu. Savaş sırasında, Osmanlı ve Rus orduları kuzey uçlarında savaşmış ve İngilizler güneyden ilerlemişti. Belki de 800.000 kadar Kürt Osmanlı ordularında İngiliz ve Ruslarla savaşırken ya da açlıktan ve hastalıktan ölmüştü.[165] Ayrıca Kürtler, 1919 boyunca İngiliz işgal güçlerine karşı mücadele ediyor ve buldukları İngiliz ajanlarını öldürüyorlardı. Nisan 1920'de San Remo'da Lloyd George şunları itiraf etti: "Yaptığımız araştırmalardan sonra İstanbul, Bağdat ve başka yerlerde bizimle anlaşabilecek herhangi bir Kürt temsilcisi bulamadık. Öte yandan, Kürtler büyük bir Gücün desteği olmadan varlıklarını sürdüremeyeceklerini hissettiler. Ve onlar Türk yönetimine alışmıştı. Alternatif bir koruyucu bulunmadıkça onları Türkiye'den ayırmak zordu." Anlaşmada Kürdistan'ın statüsü havada bırakıldı ki İngilizlerin planı eğer ileride Kürtleri ayrılmaya ikna ederlerse bu sayede Türklerin Musul'a ve Mezopotamya'ya inmesini önlemekti. Halbuki Yunan taarruzu bir Müslüman-Hristiyan savaşı gibi görüldü ve onları Milli Mücadele'ye destek olmaya sevk etti.[166]

Yunan taarruzlarının özeti[değiştir | kaynağı değiştir]

İngiliz yanlısı Yunanistan Başbakanı Elefterios Venizelos.

Sevr projesi, Venizelos'un büyük bir diplomatik başarısıydı, ancak Yunanistan dahil onu imzalayan tarafların hiçbiri tarafından onaylanmadı. Bu sırada Kuva-yı Milliye çoktan teşkilatlanmıştı. Curzon'un bölgede Amerikan mandası önermesi nedeniyle süreç epey uzamış, barış ancak 15 ay sonra yapılabilmişti. Yine Curzon'un, boğazların kontrolü ve başkentin Anadolu'da bir yere nakli için istediği İstanbul'un işgali sonucu TBMM bir duvar gibi Yunanların karşısına dikilmişti. Dolayısıyla, bu bir barış antlaşmasından ziyade esâsen bir "savaş antlaşması" idi. Venizelos, Sevr'in "ölü bir mektup" olarak kalma tehlikesi olduğunu anlayınca bunu empoze etmeye karar verdi. 1920 yazında askeri operasyonların (hızla her iki tarafta da sert şekilde totaliter bir savaşa dönüşen) yoğunlaştırılmasını ve ordunun Anadolu'nun iç kesimlerine ilerlemesini emretti . 1920 yazında Yunan kuvvetleri, İngiliz kuvvetleriyle birlikte ilerledi ve Bandırma, Mudanya, Bursa, İzmit ve Uşak işgal edildi. Yunan ordusunun Anadolu'daki Müttefik kuvvetleri ile birlikte gerçekleşen tek operasyonu buydu. Bu operasyon General Paraskevopoulos tarafından yönetildi.


Venizelos, 5 Ekim 1920'de David Lloyd George'a uzun bir telgrafta, Yunanistan'ın durumunu gerçekçi terimlerle sundu ve askeri operasyonların kesinlikle gerekli olduğunun altını çizdi. İkincisi, bu sefer sadece finansal olarak değil, aynı zamanda savaş alanında da gerçek yardımla İngiltere tarafından desteklenmeliydi. Yunanistan, kıştan önce yardım almazsa, "siyasi ve mâli durumlar" göz önünde bulundurularak Yunan Ordusunun terhis edilmesini emretmek zorunda kalacaktı. "Tek radikal çare," diye vurguladı Venizelos, 'İngiliz desteğiyle yapılacak yeni bir harekât olurdu'. Bu sırada Yunanistan'da seçimlerin ertelenmesi ve uygulanan sıkı yönetim nedeniyle halkın zâten var olan memnuniyetsizliği muhâlefeti iyice artırdı.[167] Venizelos, 12 Ağustos 1920'de eski kralcı subaylar tarafından bir suikaste uğramış ve yaralanmıştı. Eski subaylar, Venizelos'u, 'ülkelerine sefâlet getiren bir zorba' olarak nitelemişlerdi.[168]

Genç kralın ölümü ve Konstantin'in dönüşü: Yunanistan için kırılma noktası[değiştir | kaynağı değiştir]

Alman yanlısı Kral I. Konstantin.

Alman Yanlısı Kral Konstantin'in sürgüne gönderilmesi üzerine yerine tahta çıkan genç kral Aleksandros bir maymun ısırığı sonucu 12 Ekim 1920'de öldü (Gregoryen takviminde 25 Ekim 1920) ve Yunanistan'da seçimlere gidildi. Yunan halkının çoğunluğu hem savaştan hem de Venizelistlerin neredeyse diktatörlük rejiminden bıkmıştı. Ayrıca Venizelist karşıtları İzmir'den çekilme fikrini de desteklediler. Birinci Dünya Savaşı sırasında Konstantin'in şiddetli düşmanı olan Venizelos, eski kralın dönüşüne karşı çıktı ve Yunanistan'da bir cumhuriyet ilan etmeyi istedi. Ancak Başbakan, büyük Avrupalı ​​güçlerin ülkenin kurumsal yapısını değiştirmeye kararlı olmadıklarının farkındaydı. Venizelos ve destekçileri şu anda hiçbir netice vermeyen bir Yunan-Türk savaşından sorumlu görünüyorlardı. Yunanistan bu noktada 1912'den beri kesintisiz sekiz yıldır savaş halindeydi: I.Dünya Savaşı gelmiş ve geçmişti, ancak ülke halihazırda Türklerle savaş halindeyken, kalıcı bir barış belirtisi yoktu. Genç erkekler yıllardır savaşıyor ve ölüyordu, topraklar onları yetiştirecek kimseler olmadığı için nadasa bırakılmıştı ve ahlâki olarak bitkin olan ülke ekonomik ve politik çözülmenin eşiğindeydi. Referandum öncesinde de halk prenslerin önünde, “İzmir’i istemiyoruz! Trakya’yı istemiyoruz!” diye bağırmıştı.

1 Kasım 1920'de (Gregoryen takviminde 14 Kasım) yapılan 1920 Yunanistan genel seçimleri'ni Dimitrios Gunaris kazanırken, "Yunanistan'ın kurtarıcısı" ilan edilen Venizelos 369 sandalyeden sadece 118'ini aldı. Kendisi milletvekili bile seçilemedi ve Venizelos hükûmeti düştü. 4 Kasım'da Venizelos, aktif siyasetten emekli olduğunu açıkladı ve Fransa'ya gitti. Venizelos, Yunan halkının büyük bölümünün kendisini zalim olarak nitelendirdiğinden ve kendisinden kurtulmak için Sevr’i istemediğinden yakınmaktaydı.[169] Venizelos'un kaybedişindeki bir etmen de Müslümanlar ve Yahudilerin oyunu alamamasıydı. Türkler Makedonya’daki camilerini ışıklarla süslemişler, Kemalistler ise rahat bir nefes almışlardı.[170]

Dimitrios Gounaris liderliğindeki yeni hükûmet, Kral Konstantin'in dönüşü üzerine bir halk oylaması için hazırlandı. Kral'ın Birinci Dünya Savaşı sırasındaki düşmanca tutumuna dikkat çeken İtilâf, Yunan hükûmetini, kralın tahta geri dönmesi durumunda Yunanistan'a yapılacak tüm mâli ve askeri yardımı kesecekleri konusunda uyardılar. Fakat halkın bundan pek haberi yoktu ve Konstantin %99 oy alarak tahtına geri döndü.

İngiliz cephesinde, Bonar Law, bu âni değişiklik üzerine 'Türklere karşı eski korumacı sevgisine geri dönmüştü'. Lloyd George ve Curzon ise daha çok 'bekle ve gör' tavrında oldular.[171] Churchill'e gelince, İzmir'in Türklere geri verilmesi gerektiğini savunarak Lloyd George'un politikasını eleştirdi. İzmir'in özerkliğine bile karşıydı. 'Antlaşmanın yararına yapıldığı Yunanistan' ortadan kaybolmuştu. Kabinenin diğer üyeleri Bonar Law, Austen Chamberlain ve Edwin Montagu da bu fikri desteklediler.[172][173]

Savaş bakanı Churchill şöyle diyordu: 'Geçmişte baktığımız zaman, Rusya düşmanımızken Türk dostumuzdu. Türkiye düşmanımız iken Rusya dostumuzdu. Şimdi ise elimizde sadece Alman yanlısı bir Yunanistan var. Arap ile Türk arasındaki bölünmeden sonuna kadar istifade ettik. Biz dünyanın en büyük Müslüman gücüyüz. Bu nedenle, Britanya imparatorluğundaki müslüman hassasiyetini de göz önünde bulundurarak Türkiye ve Araplarla bir dostluk politikası uygulamalı ve istikrarlı ve tutarlı bir şekilde takip etmeliyiz. Bu kararlar da uzun süre ertelenemez. Lord Curzon'un son konferansta önerdiği, "Yunanistan'ın İzmir'de yenilmesine izin vermemiz gerektiği ve böylece olanlardan bizim hiçbir sorumluluğumuzun kalmaması ve sonra da Türkler tarafından başarılmış gerçeğe boyun eğmemiz gerektiği" politikasına tamamen karşı çıkıyorum. Biz, Yunan tümenleri geri çekilmeden önce Türklerle anlaşmalıyız. Zaten Yunanistan'a para akışını kestik. Konstantinopolis'i kapsayan Yunan birliklerinin çökmesi veya geri çekilmesi, Türklerle olan pazarlık gücümüzün büyük bir bölümünü yok edecektir. Eğer Türkiye ile tatmin edici bir barış yapacaksak, bunu sahadaki Yunan orduları dağılmadan önce yapmalıyız. Curzon'un önerdiği şey, bizi bir Türk zaferi ile karşı karşıya bırakacak ve İstanbul'daki konumumuz tehlikeye girecektir. Bence Mustafa Kemal'i ve uzlaşmış bir Türkiye'yi Bolşeviklere karşı bir bariyer haline getirmeli ve Orta Doğu ve Hindistan'daki tüm işlerimizi yumuşatmak için kullanmalıyız.' Churchill'e göre, Türklerle anlaşma Yunanistan parçalanmaya terk edilmeden önce yapılmalıydı. İngiltere'nin hiçbir sorumluluk almayacağı şekilde Yunanistan'ın yenilmesi gerektiğini ifade eden Curzon'a katılmıyordu.[174][175][176]

Mareşal Henry Wilson: 'Lloyd George'u anlayamıyorum. İmparatorluğumuzun geleceğini düşünen herhangi bir bilge adam, İzmir'den Bakü'ye kadar bizimle Bolşevikler arasına sağlam bir dost Türk bloğu ve Bolşevikler ile Hindistan arasına da sağlam bir dost Afgan bloğu koyardı.'[177] General Harington Müttefikleri ve Türkleri Britanya'nın gerçek tarafsız tutumuna ikna etmek amacıyla Yunan gemilerinin Konstantinopolis'ten ayrılmalarını önerdi. Dahası Mustafa Kemal'e kapıyı kapatmanın yanlış olacağını savundu. Dışişleri Bakanlığı, 'Kemalistlerle flört ediliyor izlenimi vermemeyi' gerekli gördü'[178][179] İngiliz politikacılar, Yunanistan'ın derhal geri çekilmesi için bastırmanın İngiliz davası için bir risk olacağına inanıyorlardı. Bu, Kemal'i daha da talepkar hale getirirdi. Curzon'un en önemli adamlarından Nicolson'un görüşü de şöyle oldu: 'Yunanistan ambargomuzun sadece devamı ile Mustafa Kemal'e verilen muazzam teşvik, kısa bir süre içinde Türkiye ile Yunanistan arasında, İtalya'nın desteğiyle Türkiye'nin galip geleceği bir savaşa yol açacaktır.'[180]

Fransa'da ise Konstantin'in dönüşü üzerine Fransızların talep ettiği şey, yeni rejimi kınamak ve Yunanistan'a müttefik desteğini geri çekmek için ortak bir bildiriydi.[181] Fransız Alexandre Millerand, Türklere karşı politikayı değiştirmenin zamanının geldiğini fark etti ve müttefik bir konferansın planlandığı Londra'ya gitmeden önce İtalyan Kont Carlo Sforza'yı kendisini ziyaret etmeye davet etti. 28 Kasım'da Sforza, Elysée'de Millerand ile buluşmak için Roma'dan ayrıldı. Söyleşi, Türk Sorunu üzerine odaklandı. Millerand, bölgeyi istikrara kavuşturmak için gelecekte Yunanistan'a güvenmenin imkansız olduğunu söyledi. Sonuçta, Müttefiklerin askeri müdahale şansı yoktu. Geriye tek çözüm kalıyordu, 'Türklere destek vermek'. Bu sırada hem Curzon hem de Fransa Cumhurbaşkanı, Türkler ve Bolşevikler arasında Batı ülkelerine karşı olası bir ittifaktan da endişe duyuyorlardı. Sorun bir an önce çözülmeliydi.[182][183][184][185][186]

Millî Mücadele'de Ankara'ya yoğun şekilde destek veren İtalya Dışişleri Bakanı Kont Carlo Sforza.

Yunanistan ekonomik olarak zaten zor bir süreçten geçiyordu ve ekonomisi sürekli geriliyordu. İngilizlere 14 milyon sterlin, Fransızlara 300 milyon frank ve Amerikalılara 50 milyon dolar kredi borcu vardı. Mayıs 1919 - Aralık 1920 dönemi için Küçük Asya seferinin giderleri tam 1.018.012.000 Fransız Frangı tutarındaydı.[187] Sonuç olarak İngiltere ve Fransa, Konstantin'i devlet başkanı olarak tanımayı reddederek Yunanistan'a verilen tüm kredileri [*Yapılması öngörülen yardım toplam 850.000.000 altın frank tutarındaydı.[188]] ve desteği kestiler, askeri ambargo uyguladılar ve gelişmeler de Yunan halkından gizlendi. Aynı zamanda Ankara'ya kademeli olarak desteklerini artırdılar. Mustafa Kemal Paşa güçlenirken Yunanistan’ın Anadolu’daki geniş cepheyi müttefik yardımı olmaksızın tutabilmesi imkansızdı. Ekonomisi birdenbire zayıflamaya başladı. Bu arada İtalyanlar gizlice, Fransa ise Türkiye’ye diplomatik ve finansal desteğe başlamıştı. İngilizler ise herhangi bir doğu macerasına iç politikalarından dolayı harcama yapma niyetinde değillerdi. İngilizler tarafsız görünürken sadece başbakan Lloyd George, sözlü olarak Yunanistan'ı desteklemeye devam etti.[189] [190][191][192]

İtilâf devletleri Konstantin'e çok öfkelilerdi ve Yunanistan kendisini uluslararası sahnede izole buldu. Konstantin ve destekçilerinin iktidara dönüşünün diplomatik düzeyde olduğu kadar askerî sonuçları da oldu. Yunan ordusunda, tüm Venizelist generallerin ihrâç edilmesine yol açtı. Büyük ölçüde İzmir ve Anadolu'daki ilerlemeyi sağlayan Birinci Dünya Savaşı gazileri görevden alınırken, yerlerine pek çok tecrübesiz subay getirildi. Ordu Kumandanlığına da Konstantin'e çok yakın bir kişi olan General Anastasios Papulas getirildi.

İlerleyen süreçte ise Fransızlar ve İtalyanlar, Ankara ile ardı ardına barış anlaşmaları imzalayıp çekildiler. Dahası, iki Akdeniz gücü, Konstantin'e karşı koymak için Ankara'ya silah satmayı kabul etti. İtalyanlar da Antalya'daki üslerini Türk milliyetçilerine yardım etmek ve onlara Yunan kuvvetleri hakkında bilgi vermek için kullandılar. Türkler ve Fransızlar arasında imzalanan bir anlaşma, Kilikya'daki Fransız askeri varlığına son verdi. Fransa daha sonra Türk silahlı kuvvetlerine 10.000 üniforma, 10.000 tüfek, 2.000 at, 10 savaş uçağı ve kontrol ettiği Adana telgraf merkezi ve Akdeniz limanlarını ücretsiz verdi. Son olarak Fransa, Türk ordusunu ikmâl için Adana'da bir mühimmat fabrikası bile kurdu.[193][194]

Düzenli ordunun kurulması[değiştir | kaynağı değiştir]

Ekim 1920'de Ali Fuat Paşa ile Kuva-yi Seyyare Komutanı Çerkes Ethem Yunan işgaline karşı Gediz Muharebeleri harekâtını düzenlediler. Gediz'i geri alarak, İzmir'in İşgalinden sonra ilk defa Yunanların işgal ettikleri bir bölgeden geri çekilmelerini sağladılar. Türk askeri toplam 316 kayıp verirken Yunan zâyiâtı toplam 165'ti. Harekât dönüşü İngiliz yanlısı Venizelos'un düşmesi ve Yunanistan'daki iç karışıklıklar hengâmında düzenli ordu kurulması emri verildi ve Kuvâ-yi Milliye Komutanlığı lağvedildi. Bu karara göre Kuzey Cephesi, İzmit, Ertuğrul, Eskişehir, Kütahya sancaklarını kapsayacak şekilde Genelkurmay Başkanı Albay İsmet Bey (İnönü) komutasına verildi. Güney Cephesi ise Afyonkarahisar, Isparta, Burdur, Denizli, Aydın, Menteşe, Antalya, Konya, Silifke, Niğde ve Adana merkez sancağını kapsayacak şekilde İçişleri Bakanı Albay Refet Bey (Bele) komutasında kuruldu. 21 Kasım'da Batı cephesi komutanı olan Ali Fuat Cebesoy ise Moskova büyükelçiliğine atandı.

Yeni kurulan (Aralık 1920) düzenli ordunun Batı Cephesi Komutanlığı'nda bulunan kuvvetler, 1.728 subay ve 27.571 er idi.[196]

İnönü Muharebeleri, Ocak–Nisan 1921[değiştir | kaynağı değiştir]

Birinci İnönü Muharebesi, 6 Ocak 1921[değiştir | kaynağı değiştir]

Yunan gözüyle Batı Cephesi: Yeoryos Prokopiu'nun "Sonuna Kadar" (Μέχρις Εσχάτων) adlı tablosu.
Mustafa Kemal Paşa cephede denetlemelerde bulunuyor, Eskişehir, 4 Aralık 1920.

Balkan Savaşı'nın muzaffer Başkumandanı Konstantin'in Atina'ya dönüşü son derece coşkulu kutlamalara sahne olmuştu. Seçimlerden önce barış yapılacağı söylenirken bu durum Anadolu'daki helen nüfusunun akıbeti için büyük sorun teşkil ediyordu. Ayrıca Kralcı ve Venizelist olarak orduda da bir bölünme ve particilik çıktı. Venizelos döneminde 1917-20 arasında ordudan atılan 1500 subayın tekrar geri getirilmesi iç karışıklıkları iyice artırdı.[198] Konstantin, tüm bunlara rağmen Anadolu'yu boşaltma planını geçici olarak askıya aldı ve bir keşif taarruzu yapılmasını emretti. Keşif taarruzu kararının alınmasının sebebi, Çerkez Ethem ve Demirci Mehmet Efe gibi Kuva-yı Milliyecilerin tasfiyesinden sonra kurulan yeni Türk düzenli ordusunun denenmesinin yanında, yeni atanmış olan Yunan subaylarının da tecrübe kazanmasının istenmesiydi. Ordu yeni şekliyle henüz denenmemiş olduğundan ve kış şartlarından dolayı harekât kapsamlı tutulmadı. Ulaşımın düğüm noktası olması sebebiyle, taarruz için Eskişehir seçildi.

Yunan Genelkurmay tarihinde yazdığına göre, “2 Ocak 1921’de İzmir Kolordusu’na (3. Kolordu’ya) Bozüyük’e doğru hareket emri verilmiştir. Gerekli halde, orada bulunan Türk kuvvetlerini dağıtmak için İnönü’ne kadar ilerleyecektir. Bu görev tamamlandıktan sonra, kolordu tekrar üstlerine geri dönecektir… Harekâtın başlangıç tarihi olarak 6 Ocak 1921 belirlenmiştir.”[199]

Savaşta Türk ordusunda 12.000 askerin elinde 6.000 tüfek, 50 makineli tüfek ve 28 sahra topu vardı. Saldıran Yunanlıların 18-20.000 askerinin ise 12.000 tüfeği, 140 makineli tüfeği ve 72 sahra topu vardı.[200]

6 Ocak 1921 tarihine kadar Uşak ve Bursa bölgesinde hazırlıklarını sürdüren Yunanlar, Türk-Batı Cephesi birliklerinin Çerkez Ethem Kuvvetlerinin Tenkili harekâtı ile meşgul olmasından da faydalanarak, İnönü-Eskişehir istikametinde taarruza başladılar. İsmet Bey ve Refet Bey, Ethem’e karşı yürütülen harekâtı durdurup Bilecik'e yöneldiler. 6-9 Ocak 1921 tarihleri arasındaki muharebeler, örtme ve emniyet kuvvetleri harekâtı şeklinde cereyan etti. İnönü mevzilerindeki muharebeler 10 Ocak 1921 tarihinde başladı ve Yunan kuvvetlerinin taarruz çıkış hatlarına çekildiği 11 Ocak 1921 tarihine kadar sürdü.

Sonuç[değiştir | kaynağı değiştir]

Muharebenin sonunda Mustafa Kemal Paşa.

Yunan ordusu bu savaşta 51 ölü, 130 yaralı zâyiât verirken[203] Türk kayıpları ise 121 ölü, 97 yaralı ve 34 er esir olmak üzere toplam 252 kişidir.[204] Türk tarafı, her ne kadar sürekli geri çekilmiş olsa da, Yunan kuvvetlerinin Eskişehir yönünde ilerlemesini durdurmuş olduklarını ileri sürerek savaşı, kesin bir zafer olarak tanımlamaktadırlar. Yunan tarafı ise, harekâtın zaten sınırlı hedefli olduğu ve planlanan hedeflere ulaşıldığı gerekçesiyle bunu reddetmektedirler. Bu tartışmalar günümüzde de sürmektedir.

Savaşı, Türk tarafının zaferi olarak değerlendiren çevrelerde ileri sürülen görüşler temelde, Türk tarafının belirli bir miktar malzeme kaybetmesine, bölgedeki demiryollarının imha edilmiş olmasına karşın, toprak kaybetmediği olgusuna dayanmaktadır. Yunan kuvvetlerinin geri çekilmesinin ise, plan ne olursa olsun, gerek Türk, gerek dünya ve gerekse de Yunan kamuoyunda, Yunan kuvvetlerinin zaferi olarak algılanmadığı ileri sürülmektedir. Çünkü, savaş sonrasında, kazanan tarafın, karşı tarafa iradesini kabul ettirdiği bir antlaşma yoktu.

Savaştan hemen sonra Türk tarafında durum bu şekilde değerlendirildi ve Ankara'da geniş çaplı kutlamalar yapıldı. Gerek Türk kamuoyu, gerekse de Türk Silahlı Kuvvetleri, muharebeleri kesin bir zafer olarak değerlendirdi.

Londra Konferansı[değiştir | kaynağı değiştir]

28 Kasım 1920'de Kont Sforza ve Lord Curzon bir görüşme gerçekleştirdi. Curzon, İtalya'yı Ankara'ya silah satmakla suçlarken, Sforza çözüm için uğraştığını ve aksi bir durumun sadece Türkleri Ruslara yaklaştıracağını iddia ederek kendini savundu.[205] Lloyd George, her ne kadar Sforza ile aynı fikirde olsa da Sevr'in zayıflamasına karşıydı.[206] Londra'da Müttefikler, Sevr Antlaşması'nın revizyon şartları üzerinde anlaşamadılar ve tartışmayı erteleme kararı aldılar.

Konstantin'in dönüşüyle 24 Ocak 1921'de, Paris'te yeniden bir Müttefik toplantısı düzenlendi. Fransa Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Aristide Briand ile Lloyd George, Lord Curzon ve Kont Sforza yer aldı. Briand toplantıda Konstantin'in Yunanistan'a dönüşünden sonra Müttefiklerin artık kararlarını yeniden gözden geçirmek zorunda olduklarını vurguladı. Sforza, Briand'ın görüşlerini tamamen tasdik etti:" Benim fikrim, Türk meselesinin ancak Türklerin rızasıyla çözülebileceğidir. Yani Ankara'nın".[207] Çünkü, İtalyan ticaretini ve firmalarını genişletmenin mümkün olduğu bağımsız bir Türkiye'nin tanınmasını umuyordu. Roma bunun için gerekenleri yapmaya hazırdı.[208] Lloyd, Yunanistan'ın Türklerin eline bırakılmaması gerektiğini söyleyerek bir şekilde Yunan çıkarlarından yanaydı, Curzon ise Sevr'de revizyona gidilmesini teklif etti.

Paris'teki toplantı 29.01.21 tarihinde sona erdi. 21 Şubat 1921'de Doğu Sorunu'nu gözden geçirmek için Londra'da yeni bir özel konferans düzenlemeyi kabul ettiler. Konferans yapılması teklifi bizzat İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon'dan geldi.[210] Lloyd George Ankara'nın konferansa katılması teklifini reddetti. Ancak Sforza Türk liderini kendi inisiyatifiyle Londra Konferansı'na katılmaya davet etti.[211]

Konferansta Sadrazam Tevfik Paşa, söz sırası kendisine gelince, "Ben sözü Türk Milletinin gerçek temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başdelegesine bırakıyorum" diyerek konuşma yetkisini Bekir Sami Bey (Kunduh)'e bıraktı.

Curzon'un konferanstaki revizyon teklifi şuydu: İzmir bölgesi Türk egemenliği altında kalacak, ancak Hristiyan bir valiyle yerel özerkliğe sahip olacaktı. İstanbul tahliye edilecek ve Türkiye'de 'kalıcı Boğazlar Komisyonu Başkanlığı' kurulacaktı. Ancak bu teklifi Atina da Ankara da kabul etmedi.[212]

Bu tarihlerde Fransız basını da Trakya ve İzmir'in Türklere verilmesi gerektiğini yazıyordu.[214] Gerek Fransa ve gerekse İtalya, Ege’nin iki tarafına yayılacak daha büyük bir Yunanistan fikrine karşı çıkmışlardır. Fransa’nın tepkisinin başlıca sebebi, İngiltere’nin Ortadoğu’da daha da güçlenebileceğidir. İtalya ise Balkanlar’daki dengenin bozulabileceği ve Yunanistan sebebiyle kendi beklentilerinin suya düşebileceği sebebiyle kaygılanmıştır.[215] Buna karşın İngiltere Lloyd George'un Yunan yanlısı, Lord Curzon'un ise Türk yanlısı olmasıyla birlikte Sevr Antlaşması’nın yeniden düzenlenmesinin diğer antlaşmalar için de kötü bir örnek teşkil edebileceğinden endişelenmektedir.[216]

Londra Konferansı, Doğu Meselesi’nin halli ve aslında Sevr’in Fransız ve İtalyan talepleri doğrultusunda yeniden düzenlenmesi için gerçekleştirilmiştir. Bunda Ankara-Moskova yakınlaşması da etkili olmuştur.[217] 9 Mart 1921 tarihli bir haber Türk-Fransız anlaşmasının çoktan hazır olduğunu duyurmaktadır. Nitekim bu tarihte Türk-Rus antlaşması da imzalanmak üzereydi.[218][219] Mayıs 1921'de ise İtilâf, Türk-Yunan savaşında tarafsızlıklarını resmen ilân ettiler.[220]

İkinci İnönü Muharebesi, 23 Mart 1921[değiştir | kaynağı değiştir]

İngiliz 6 inç 30cwt obüs Yunanların hizmetinde.
Yunan askerleri siperde.

Londra Barış Konferansı’ndan bir sonuç çıkmaması üzerine, isteklerini zorla Türklere kabul ettirmek isteyen Yunanlar, Bursa üzerinden Eskişehir’e, Uşak üzerinden Afyon’a doğru 23 Mart 1921'de saldırıya geçtiler. Asıl amaçları Türk ordusunun ikmalini durdurmak amacıyla Eskişehir-Afyon-Kütahya demiryolu hatlarını ele geçirmekti.

Yunanlar, Bilecik’i, İnönü’de Metris Tepe’yi ve Uşak’ı ele geçirmeleri üzerine, TBMM Muhafız Taburu cepheye gönderildi. Böylece güçlenen Türk kuvvetleri karşı saldırıya geçerek Yunan saldırısını püskürttü. Fransız demiryolu şirketi de 28 Mart gece yarısından itibaren asker ya da savaş malzemesi taşıyan hiçbir vagonun hareket ettirilmemesini emrederek Yunanların ikmal yapmalarını engellemiş ve Yunanları geri çekilmeye mecbur etmiştir.[221] Böylece 1 Nisan 1921’de Yunan ordusu Bursa’ya çekilmeye başladı. Sonuç olarak Yunanlar İnönü’de ikinci kez yenildiler.

Savaştaki Türk kayıpları toplam 3.875, Yunan kayıpları ise toplam 4.138'dir.

Sonuç[değiştir | kaynağı değiştir]

  • TBMM Hükûmeti varlığını bütün Avrupa devletlerine, resmen olmasa da kabul ettirdi; içte ve dışta nüfuz ve saygınlığı yükseldi.[kaynak belirtilmeli]
  • Avrupa ülkelerinde, İngiliz ve Yunan politikasına karşı güvensizlik ve muhalefet başladı.[kaynak belirtilmeli]
  • Ordu mensuplarında, her bakımdan kendilerine güven arttı.[kaynak belirtilmeli]
  • Bu durum karşısında, Fransızlar Zonguldak’tan, İtalyanlar Güney Anadolu’dan çekilmeyi tercih ettiler.[kaynak belirtilmeli]
  • TBMM Hükûmeti ordusunun kazandığı zaferler, İtilaf Devletleri’ni Türkler hakkında yararlı kararlar almaya zorladı.[kaynak belirtilmeli]
  • II. İnönü Muharebesi’nin kazanılmasından, Sovyet Rusya ve Afganistan gibi dost devletlerde büyük bir memnunluk duyuldu ve bu resmen Ankara Hükûmeti’ne bildirildi.[kaynak belirtilmeli]

Kütahya–Eskişehir Muharebeleri, 10 Temmuz 1921[değiştir | kaynağı değiştir]

Konstantin 29 Mayıs 1921'de (İstanbul'un fetih yıldönümüne -29 Mayıs 1453- gönderme yaparak ) İzmir'e geldi ve Türk direnişini tamamen kırıp Ankara'yı işgal edecek büyük bir askeri harekât düzenlenmesi kararlaştırıldı.[226] İngilizler harekât yapılmadan önce bir arabuluculuk teklif ettiler. Fakat Konstantin'in bu öneriyi reddetmesi Londra'da hoş karşılanmadı.[227]

17 Haziran 1921’de Yunanistan’ın Anadolu Ordusu, Kuzey ve Güney Cephe’den oluşmaktaydı. Kuzey Cephe 3. Kolordu ve Kuzey Tümenler Grubu’nu kapsamaktaydı. 694 subayla 32.833 erden oluşuyordu.

Güney Cephe ise 1. Kolordu’yu, 2. Kolordu’yu, Güney Tümenler Grubu’nu ve 9. Tümen’in Karma Kıtası’nı içermekteydi. 1.438 subay ve 58.567 erden müteşekkildi. Yunan ordusunun ayrıca Uşak’taki komutanlığında 254 subay ve 11.076 eri, Bursa’daki komutanlığında da 140 subayla 5.000 eri vardı.[228][229]

Yunanlar Kütahya civarında toplanmış olan Türk ordusunu zayıf olan sol cenahını yok etmeyi, bu ordudan arda kalanların amansızca takibini gerçekleştirmeyi ve Eskişehir’deki asıl Türk ikmal merkezlerini işgal etmeyi hedeflemiştir. Yunan ordusunun harekât planı, “Türk kuvvetlerini kuzeyde oyalayıp asıl kuvvetlerle güneyden kuşatarak yok etmek” şeklinde özetlenebilir.

Kütahya-Eskişehir Muharebesi.

Buna göre kuzeyden güneye doğru sırasıyla:

  • iki tümen İnönü-Eskişehir istikametinde,
  • iki tümen Kütahya mevzii kuzey kesimine,
  • bir tümen Kütahya mevzii güneydoğu kesimine,
  • dört tümen Türk kuvvetlerinin güney kanadını kuşatacak şekilde Seyitgazi genel istikametinde taarruz edecek;
  • süvari tugayı ile iki tümen de güney kanat korunmasına tahsis edilecekti.

Birlikler genel olarak 19 Temmuz 1921’de harekâta başlayacaklardı. Genel olarak Yunan ordusunda 30 bin kişiden mürekkep 4 tümen kuzeyde, diğer 60 bin kişilik kuvvetler ise güneyde konuşlanmıştı. Buna mukabil cephede yaklaşık 90.000 ve geri hizmette yaklaşık 30.000 kişi ile toplam mevcudu 122.131[230] kişi olan Türk ordusundaki 18 tümenin 13'ü kuzeyde, geri kalan 5 tümen ise güney hattındaydı.[231]

Harekât kapsamında Yunan ordu kuvvetlerinin ağırlığı kuzeyden güneye doğru kaydırılmıştır. Ayrıca İzmir-Afyon-Kütahya-Eskişehir-Ankara demiryolu hattı sayesinde ikmal ve taarruz yapılması da epey kolaylaşacağı için taarruz yönü olarak güney cephesi seçilmiştir. Ancak İsmet paşa Yunanların yine kuzeydeki İnönü istikametinden Eskişehir'e doğru saldıracaklarını düşünmesi ordunun güney kanadının zayıf kalmasına neden olmuştur. Zira düşmanın asıl taarruzu Altıntaş ve Afyon üzerinden yapılmıştır.


10 Temmuz’da Yunan saldırısı İnönü-Eskişehir, Afyon ve Kütahya hattında geniş bir cephede başladı. Bu durumda Mustafa Kemal Paşa fazla kayıplar verilmeden ordunun Sakarya Irmağı'nın doğusuna çekilmesine karar verdi. Ordu, Sakarya’nın doğusunda toparlanmaya başladı. Yunanlar da Sakarya Irmağı kıyılarına kadar ilerlediler. Yunanlar Sakarya Irmağı'nın batı tarafında durdu, yeni bir saldırı için hazırlıklara başladı. Türk ordusu, yok olmamak için Sakarya Irmağı'nın doğu kıyısına çekildi.

Yunan ordusu Kütahya-Eskişehir Muharebeleri’nde toplam 8.073 kayıp vermiştir. Bunlardan 75 subay ve 1.416 er ölü, 208 subay ve 6.264 er yaralıdır. Ayrıca 110 er de kayıptır.[234] Türk ordusu ise 55.000 asker kayıp vermiştir. 121’i ölü, 267’si yaralı ve 54’ü esir olmak üzere toplam 442 subayı savaş dışı kalmıştır. Erlerin 1.522’si ölmüş, 4.714’ü yaralanmış ve 320’si esir düşmüştür. 48.000 asker ise ricat esnasında silahlarıyla birlikte firar etmiştir.[235][236][237]

Yunan kralı I. Konstantin zafer bayraklarına madalya takıyor. (Kütahya, 1921)

Sonuç olarak:

Meclis heyetinin cepheye gönderilmesi[değiştir | kaynağı değiştir]

23 Temmuzda Yunan taarruzu üzerine TBMM'de meclisin Kayseri'ye nakli tartışıldı.

TBMM 24 Temmuz 1921'de bir oylama yaparak hem askere moral vermek hem de tahkikat yapmak amacıyla cepheye 15 kişilik bir tahkik heyeti gönderilmesini kararlaştırdı.[238] Sinop Mebusu Rıza Nur, Karesi Mebusu Vehbi ve İzmir Mebusu Mahmut Esat Beylerden oluşan heyet cepheden dönüşte TBMM'de 2 Ağustos 1921'de şunları belirtti:

5 Ağustos'ta Sinop Mebusu Rıza Nur ve 8 arkadaşının imzası ile teklif olunan Başkumandanlığın TBMM Reisi Mustafa Kemal Paşa'ya tevcihi hakkındaki kanun 183 mebustan 169'unun oyları ile kabul olundu.[241]

Tahkik heyeti raporu üzerine ilk iş olarak ordunun gereksinimlerinin sağlanması için 7-8 Ağustos 1921'de Tekâlif-i Milliye Emirleri (Ulusal Yükümlülükler) yayımlandı. Tekâlif-i Milliye emirlerinin uygulanmasında çıkacak aksaklıkları ortadan kaldırmak için çeşitli yerlerde İstiklal Mahkemeleri açıldı.

Sakarya Meydan Muharebesi, 23 Ağustos 1921[değiştir | kaynağı değiştir]

Yunan 9. Piyade Bölüğü bozkırda ilerliyor.

28 Temmuz 1921’de, Kral Konstantin’in başkanlığında Kütahya’da “Savaş Meclisi” toplandı ve meclise Başbakan Gunaris, Savaş Bakanı Theotokis, Başkomutan Papulas, Genelkurmay Başkanı Dusmanis de katıldılar. Türk ordusunda bir çözülme görülmesiyle birlikte yok edilemediği ifade edilerek ordunun Ankara’ya doğru taarruza geçmesi kararlaştırıldı.[244]

Yunan ordusu 22 Temmuz-11 Ağustos arası 20 günlük bir hazırlıktan sonra "Tuz Çölü" olarak adlandırdıkları bozkırı kat ederek Sakarya'ya ilerlemeye başladı. Türk ordusundaki 16 tümene karşılık Yunan ordusu 9 tümenden oluşuyordu.

Batı cephesindeki toplam Türk kuvveti 6.855 subay, 122.186 asker iken, toplam Yunan kuvvetleri ise 5.500 subay ve 178.000 askerdi. 19 ve 20 Ağustos'ta Yunan birlikleri Sakarya'yı geçtiler. Savaşın başladığı tarih, 23 Ağustos 1921’dir. Türk Kurtuluş Savaşı tarihinde Subaylar Muharebesi ve Melhame-i Kübra olarak da isimlendirilen muharebe, 13 Eylül günü Yunanların Sakarya Nehri’nin doğusunu tamamen terk etmesiyle son buldu.

5 Ağustos'ta Başkumandan olan Mustafa Kemal Paşa, 12 Ağustos'ta Ankara Polatlı'daki Batı Cephesi karargâhına geldi. Derhal geriye kalan birlikler toplandı ve ordu intizâm altına alındı. Ankara istikametine doğru ardışık 4-5 km aralıklı üç savunma hattı oluşturuldu. Savaşta Yunanlar 1. ve 2. savunma hattını aşsalar bile 3. hattı asla aşamadılar. 23 Ağustos-13 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan Sakarya Meydan Muharebesi, Yunan ordusunun saldırısıyla başladı ve 22 gün-22 gece sürdü.

Mustafa Kemal Paşa, Sakarya Meydan Muharebesi'nde orduya şu emri verdi:

Hatt-ı müdâfaa yoktur, sath-ı müdâfaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanı ile ıslanmadıkça bırakılamaz. Onun için küçük, büyük her birlik bulunduğu mevziden atılabilir; fakat, küçük büyük her birlik durabildiği noktadan yeniden Yunan birliklerine karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki birliğin çekilmek zorunda kaldığını gören birlikler, ona uymaz; bulunduğu mevzide sonuna kadar durmaya ve direnmeye mecburdur.[245]

Muhârebe yaklaşık 100 kilometrelik bir cephe üzerinde gerçekleşmiştir. Yunanların güneyden kuşatma harekâtı ile Türk ordusunun yönü başlangıçta batıya dönükken sonradan güneye dönmüş, arkasını kuzeye yaslamıştır. Denk kuvvetler nedeniyle kuşatma harekâtı başarısız olmuş ve mücadele karşılıklı siper savaşına dönüşmeye başlamıştır. 10 Eylül'de Türk ordusu bir karşı taarruza girişmiş, kanlı muharebelerden sonra takviye ve ikmal sorunları yaşayan Yunan birlikleri 11 Eylül'de aşamalı olarak geri çekilmeye başlamışlardır.

Ayrıca Türk ordusu süvari alayları ile Yunan ordusunun arkasına akınlar düzenleyip yıpratma girişiminde bulundular. Nitekim 27 Ağustos'ta üç Türk süvari alayı (Albay Fahrettin Altay komutasında) Uzunbeyli köyünde bulunan Yunan Ordu Karargâhına saldırdı. Uzunbeyli Köyü’nde General, Albay ve Prens George, kurmaylarının esir düşmeleri son anda önlendi.[246] Savaştan sonra ise Fahrettin (Altay) köye uğradığında, köylülerden buranın Yunan ordusunun başkomutanlık karargâhı olduğunu öğrenmiştir.[247]

Kuvvetlerin Mukayesesi[248]
Subay Er Tüfek Mak. Tüfek Top Uçak
Türk Ordusu 5.401 96.326 54.572 825 169 2
Yunan Ordusu 3.780 120.000 75.900 2.768 286 18

Türk ordusu zâyiâtı 5.713 ölü, 18.480 yaralı, 828 esir ve 14.268 kayıp olmak üzere toplam 39.289'dur. Yunan Ordusu zâyiâtı ise 208’i subay 3.750'si asker toplam 3.958 ölü ve 19.163’ü yaralı ve 354’ü kayıp olmak üzere 23.475'tir.[249]

Sakarya’dan dönüşte Yunanlılar, özellikle geri çekilirken Polatlı, Haymana, Sivrihisar, Mihalıççık, Mahmudiye, Çifteler ve Eskişehir merkez ilçesinde yolları üzerindeki köylerde veya kısa süre konakladıkları yerlerde cinayetler işlemişler, yolları üzerinde bulunan köyleri planlı bir şekilde yakmış ve imha etmişlerdir.[250]

Mustafa Kemal Paşa ve diğer Türk komutanlar Zafertepe'de, 9 Eylül 1921.
Yunanların geri çekilirken yok ettiği Mülk köyünün harabeleri.

Sakarya Muharebesi sonunda İsmail Habip Sevük’e göre Türk ordusunun 1683 yılında II. Viyana Kuşatması’ndaki yenilgisinden beri süregelen çekilmesi sona erdi.[252][253] Bu savaş, Türk ordusunun son savunma savaşıdır.

Sonuçları[değiştir | kaynağı değiştir]

Afyon Taarruzu / Güzelim Dağı Muharebesi, 1 Ekim 1921[değiştir | kaynağı değiştir]

Sakarya Muharebesi sonrası geri çekilen Yunan birliklerinin toparlanmalarına fırsat vermeden geri püskürtmek ve çekilmeye zorlamak maksadıyla yapılan taarruzdur. 1-8 Ekim 1921 tarihleri arasında gerçekleşmiştir. Fakat Türk taarruzu erken fark edilip karşı saldırılarla geri püskürtülmüştür. Böylece baskın harekâtı, meydan muhârebesine dönüşmüştür. Bu muhârebede Türk ordusu 1700 asker zâyiât vererek savaşı kaybetmiş ve geri çekilmiştir.

Yunanistan'ın İstanbul'u işgal planı[değiştir | kaynağı değiştir]

28 Aralık 1921'de Yunan Deniz Bakanı Petros Mavromichalis, Londra'da bulunan Yunanistan Başbakanı Gounaris'e şu telgrafı çekti: "Paramız yok. Maliye Bakanlığı, Aralık ayı maaş bordrosu için herhangi bir ödeme yapabilecek durumda değil. Lütfen donanmanın Konstantinopolis ve İzmir'den çekilmesine izin verin, çünkü birkaç gün içinde tayfalara yiyecek tedariki bile imkansız olacak".[255] Yaşanan ekonomik kriz nedeniyle, Yunan ordusunun gerekli silahlarla donatılması işlemi tamamlanamamış, hattâ askerlerin yeterli beslenmesi dahi sağlanamamıştı. Askerin morali bozuktu ve çok sayıda firar olduğu bildiriliyordu. Anadolu'yu tamamen tahliye etme fikirleri tartışılıyordu.[256] Londra ve Paris, Yunanistan'ın mecburen talep ettiği yeni bir kredi vermeyi kesin olarak reddettiler. Yunanlar enflasyonu göze alarak çözüm için iç borçlanmaya gittiler. 1920'de 1 Pound, 25 Yunan drahmisine eşdeğerken 1922'de bu değer 425 drahmiye yükselmişti.[257] Durumun zamanla düzeleceğine inanmak mümkün değildi. Yunan Hükûmeti, İngiliz diplomatik müdahalesi için yalvarıyordu. Curzon ise Yunanistan lehine herhangi bir sorumluluk alma niyetinde değildi ve onların İzmir'den çıkarılmaları konusunda kararlıydı.[258] Yunan Hükûmeti'nin ise onursuz bir geri çekilme emri veremeyeceği açıktı çünkü bu İzmir ve civarındaki Yunanların hayatlarını tehlikeye atmaktı ve yoğun bir iç muhâlefete neden oluyordu. Gounaris, Şubat 1922'de Curzon'a, 'Askeri takviye, savaş malzemesi ikmâli ve mâli yardım yapılmadığı müddetçe olası bir Türk taarruzuna karşı direnmelerinin zor olacağını' belirtmişti.[259] Curzon ise diplomatik bir şekilde Anadolu'nun şimdilik tahliye edilmemesini istedi. Ve Gounaris Atina'ya şöyle yazdı, "Herhangi bir umut yok".

Yeni bir Müttefikler Konferansı nihayet Mart 1922'de Paris'te toplandı ve orada Müttefikler savaşan taraflara ateşkes teklif ettiler. Müttefiklerin Mart 1922 önerileri, Yunanistan için İzmir'in ve yanısıra Doğu Trakya'nın yarısının kaybedilmesini içeriyordu. Bu müzâkerelerin sonucunda Yunanistan'ın Anadolu'dan tahliyesini tamamlaması için dört aylık bir süreyi, Gelibolu Yarımadası'nın Müttefiklerin askeri işgalinde tutulması ve İstanbul'un Türklere teslim edilmesini içeren bir öneri oldu.[260] Bu sırada kabinenin Müslüman yanlısı üyesi Montagu, Hindistan müslümanlarından ve hilâfet savunucularından Türkiye lehine davranılması için gelen yoğun baskılar sonucu Curzon'un ve Lloyd'un izledikleri politikayı eleştiren bir protesto yayınladı. Bu Curzon ve Lloyd'u çileden çıkardı ve Montagu istifa etmek zorunda kaldı. Bu protesto en çok Türk yanlısı Fransızları memnun etmişti. Müttefik önerisini kabul etmeye hazır olan Yunan başbakan Gounaris ise, karar Yunan parlamentosunda tartışıldıktan sonra gelen tepkiler üzerine istifâ etti. Gunaris yerine yeni hükûmeti kurma görevi Stratos’a verildi. Yunan Hükûmetini geçici olarak kurtaran yalnızca Mustafa Kemal paşa oldu. Mustafa Kemal, Müttefik planını reddetti. Karşı önerisi, ateşkesin imzalanmasından sonra ve herhangi bir barış görüşmesi başlamadan önce Anadolu'nun tahliyesiydi. Gounaris Mayıs 1922'ye kadar görevde kaldı. Ancak Stratos hükûmeti de 17 Mayıs'ta güvenoyu alamayarak istifa etmişti. Neticede 22 Mayıs 1922’de Protopapadakis’in Başbakan ve Stratos’un İçişleri Bakanı olduğu bir koalisyon hükûmeti kuruldu.

25 Mayıs 1922'de General Papulas da istifa edince yerine Hacıanestis atandı. Hacianestis, başkomutanlığı 5 Haziran'da üstlendi ancak Anadolu cephesindeki kuvvetleri geri çekmek ve Trakya’daki kuvvetleri de elinde bulundurmak koşuluyla görevi kabul etti. Anadolu Ordusu’ndaki tümen ve kolordu komutanlıklarında da yeniden değişikliğe gitti.

15 Temmuz 1922'de Yunan İzmir Yüksek Komiseri, bölgeyi Türklerden korumak amacıyla İzmir bölgesinin özerkliğini ilan etti. Bu bir 'umutsuz çaresizlik' eylemiydi. Fakat Müttefik devletler bu planı hemen reddettiler.[262]

Yeni kurulan koalisyon hükûmeti barışın teessüsü için son çâre olarak İstanbul'un işgal edilmesini kararlaştırdı. Yunanistan'ın ekonomik ve askeri olarak 6 ay dayanacak hali bile kalmamıştı. Bu hayalci plan daha önce de gündeme gelmiş ancak son çâre olduğu düşünülerek ertelenmişti. 23 Temmuz’da Başkomutan Hacianestis büyük bir gizlilik içinde Pire’nin Keraçini mevkiine gelmişti. Orada Averof Zırhlısı’nın içinde Başbakan ve Savaş Bakanı’yla bir araya gelerek, İstanbul’a doğru yapılması düşünülen harekâtın detaylarını görüştüler. Görüşmeler neticesinde harekâtın başlama tarihi olarak 29 Temmuz belirlendi.

Yunanistan, 1922 yılı Temmuz ayı başından itibaren Doğu Trakya’daki birliklerini takviye etmeye başlamıştı. Başlangıçta 9700 asker (2 tümen) var iken Haziran başında 2 tümen daha eklenmişti. Anadolu'dan Tekirdağ'a gönderilen 25.000 asker ile, Trakya’da bulunan Yunan kuvvetleri 34.000 askere ulaşmıştı.[263] Yunanlar takviyeye sürekli devam ettiler. Planlanan mevcut 50.000 askerdi.[264] Anadolu’da savunmaya geçen Yunan birlikleri ağırlık merkezini Trakya’ya kaydırarak taarruz pozisyonu aldılar. İstanbuldaki toplam Müttefik askerleri ise 17.000 kişiydi (10 bin fransız, 5 bin ingiliz, 2 bin italyan).

Bu askeri hareketlilik bittabi İngilizlerin dikkatinden kaçmadı.[265] 21 Temmuz 1922 tarihinde İstanbul'da bulunan Yunan Askeri Heyeti Başkanı Albay Paallidas ile görüşen İngiliz General Harington, Yunanistan'ın planları hakkında bilgi almaya çalıştı. Paallidas, ileri bölgelerden tamamen çekilmek için düzenleme yaptıklarını ileri sürdü. Yunan hükûmetinin Trakya'nın kaybedilmesinden de endişe ettiğini ifade eden Paallidas, yaptıkları takviyenin nedeninin bu oldugunu iddia etti. Harington, Yunanların İstanbul'u işgali ile ilgili kararın ciddiyeti hakkında bilgi istedi. Fransızların ve İtalyanların açıkça Ankara'ya yardım ettiklerini ileri süren Paallidas, durumun, kendilerini "sert bir harekette" bulunmaya mecbur bırakacagını beyan etti. "Sert hareket" sözleri ile ne kastettigini tam olarak açıklamayan Paallidas, Türklerin, İstanbul'u savunmak amacıyla kurdukları gizli teşkilattan dolayı endişelerini de bildirdi. Harington, müttefik işgali altındaki İstanbul'un olası işgaline karşı önleyici tedbirler almaya başladı. İngiliz Savaş Bakanlıklarının da onayını almıştı.[266][267]

Bu işgal planı Müttefik devletler tarafından bir 'hakâret' olarak değerlendirildi. Yunanların asıl amacı İstanbul'a yapılacak bir saldırı değil, yapılacak işgal sonucu barış müzâkerelerinde elini güçlendirmek ve çözümün hızlandırılması için Müttefiklere baskı kurmaktı. Şüphesiz bu durum, barış müzâkerelerinde Konstantin'in elini epey güçlendirecekti. Müttefikler ise herhangi bir saldırı durumunda Boğazları kapatacak ve tüm Yunan limanlarını ablukaya alacaklardı. Bu sırada Anadolu'daki Yunan Cephe hattı 713 kilometreye kadar genişlemişti. Yunan ordusunda çok sayıda firari vardı ve askerler terhis edilmek istiyorlardı.[268] Ayrıca bölünmüş bir Yunan ordusu, Türk taarruzu için can alıcı bir fırsattı. Trakya'ya gönderilen Yunan birlikleri geri getirilmemiş ve orada kalmışlardı. Bu tarihe kadar İtalyanlar ve Fransızlar; Antalya, İskenderun ve Mersin limanları üzerinden Türk ordusuna ikmal yapıyorlardı.

Bu sırada Türk dostu olarak bilinen İngiliz General Townshend Konya'ya gelmiş ve 24 Temmuz 1922'de Mustafa Kemal paşa ile görüşmüştü. İngiliz Milletvekili Green, İngiliz general Townshend'den Yunanların İstanbul'u işgal etmesi halinde "Kemal barış görüşmelerine hazırdır" diye bir telgraf aldı.[269] 27/28 Temmuz gecesi Mustafa Kemal paşa, İsmet paşa ve Fevzi paşa taarruz kararı aldı ve hazırlıkların 15 Ağustos'a kadar tamamlanması kararlaştırıldı. Mustafa Kemal paşa, 6 Ağustos 1922'de gizli olarak Batı cephesi ordusuna taarruza hazırlık emrini verdi.[270] Diğer taraftan 31 Temmuz 1922 tarihinde Yunan hükûmeti, Müttefiklerin, Yunan ordusunun İstanbul'a girişine izin vermelerini talep etti. Müttefikler talebi reddederek herhangi bir işgale asla tolerans göstermeyeceklerini belirttiler.[271] Fransa derhal İstanbul'a ilave 3 tabur asker sevketti.[272] Olası bir saldırı durumunda Harington, yaklaşık 20.000 Osmanlı askerini de Yunanlara karşı kullanacaktı.[273] Başta Fransa olmak üzere Müttefiklerin kararlı duruşu İstanbul'un işgaline engel oldu. İngiliz cephesinde ise Lloyd George yunan yanlısı olsa da, Curzon'un bir barış anlaşması müzâkere etme girişimlerinin tüm mantığı, meseleyi zorlaştırmaya yönelik her Yunan girişimini reddetmek üzerine kuruluydu.[274] Lloyd George, İngiliz parlamentosunda 4 Ağustos'ta şöyle diyordu: "Biz orada olmasaydık, Yunanların birkaç saat içinde o başkenti işgal edeceğine hiç şüphe yoktu. Sadece yüzüğü aralarında tutsaydık ve "İşte buradasın, hallet şunu" deseydik, başkente yürür ve onu alırlardı. Peki bunu kim engelliyor? İngiliz, Fransız, İtalyan birlikleri ve donanmaları."[275]

Büyük Taarruz, 26 Ağustos 1922[değiştir | kaynağı değiştir]

Türk topçular Yunan mevzilerini döverken, Türk piyade birlikleri hücum için siperlerde bekliyor.

15 Ağustos'ta yapılması planlanan taarruz, hazırlıkların tamamlanamaması üzerine önce 20 Ağustos'a, sonra da 26 Ağustos'a ertelendi. 26 Ağustos 1922’de Mustafa Kemal’in başkomutanlığında Büyük Taarruz başladı. Batı Cephesi birlikleri, 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar Meydan Muharebesi’nde Yunanlara karşı büyük bir zafer kazandı. İzmir’e doğru çekilen Yunanları izleyen Türk birlikleri, 9 Eylül 1922’de İzmir’e girdi.

Hazırlık[değiştir | kaynağı değiştir]

Başkomutan Mustafa Kemal Yunan ordusuna kesin darbeyi indirmek için hızlı biçimde hazırlıklara girişti.

  • Doğu ve Güney cepheleri tam anlamıyla güvenlik altına alındığından buralardaki birlikler tam bir gizlilik içinde Batı’ya kaydırıldı.
  • Ordunun eksiklikleri giderildi.

Taarruz[değiştir | kaynağı değiştir]

Mustafa Kemal Paşa Kocatepe'de, 26 Ağustos 1922.
2 Eylül'de esir alınan Yunan komutanlar: soldan sağa 4. Tümen komutanı Dimaras, 1. Kolordu komutanı (Başkumandanlığına yeni tayin edilen) Nikolaos Trikupis, Kurmay Albay Adnan Bey, 2. Kolordu komutanı Dighenis (Diyenis), Yüzbaşı Emin.

Sakarya Muharebesi ve ondan önceki muharebelerde Türklerin taarruza geçememesinin sebebi TBMM'nin yeterli güce ulaşamamasıdır. Fakat Kütahya-Eskişehir muharebeleri sonrası cepheye giden TBMM heyetinin raporu doğrultusunda ordunun ihtiyaçlarının giderilmesi için çıkarılan Tekalif-i Milliye emirlerinden sonra halkın desteğiyle ordu taarruz gücüne ulaştı. Mustafa Kemal paşa 27/28 Temmuz gecesi İsmet paşa ve Fevzi paşa ile birlikte taarruz kararı aldı. Bu sırada Yunan cephe hattı 713 km'ye kadar genişlemiş, ordusunun bir kısmı ise İstanbul'un işgali amacıyla Trakya'ya sevkedilmişti. Fakat bu gönderilen birlikler plan iptal olduktan sonra bile geri getirilmedi. 6 Ağustos 1922’de Türk ordusuna gizlice taarruz için hazırlanması emri verildi. Mustafa Kemal Akşehir'e gelerek komutanlarla toplantı yaptı. Toplantıda 26 Ağustos taarruz günü olarak belirlendi. Taarruz Afyon'un güneyinden Dumlupınar yönüne doğru baskın şeklinde başlayacak ve sonra da meydan savaşına dönüştürülerek Yunan kuvvetleri tümüyle yok edilecekti.

26 Ağustos 1922 sabahı saat 05.30'da Türk topçularının ateşiyle Kocatepe'den taarruz başladı. Başkomutan Mustafa Kemal de bu esnada taarruzu Kocatepe'den sevk ve idare ediyordu. Sıklet merkezi 1'inci Ordu'da olmak üzere, 1'inci Ordu güneyden, 2'nci Ordu kuzeyden taarruzla, harekât kısa sürede başarılı bir şekilde gelişti. Yunan savunma hattı parçalandı. 26/27 Ağustos gecesi Yunan mevzileri ele geçirildi. 27 Ağustos'ta Türk ordusu Afyon'u Yunan işgalinden kurtardı. Dumlupınar mevzilerine çekilen Yunan birliklerine karşı 29 Ağustos'ta taarruz eden Türk ordusu, 30 Ağustos'ta Yunan ordusunu tamamen kuşatarak büyük bir kısmını imha etti. General Hacıanestis'in yerine yeni tayin edilen I. Kolordu kumandanı General Trikupis, -askerlerinin savaşmayı reddetmesi üzerine- beraberindeki 4400 askeri ile birlikte esir düştü. Kütahya'daki Yunan ordusu temizlendi. Bu muharebeyi Başkomutan Mustafa Kemal doğrudan kendisi yönettiği için bu zafere Başkomutanlık Meydan Muharebesi denir.

İzmir’in Kurtuluşu, 9 Eylül 1922[değiştir | kaynağı değiştir]

Başkomutan Mustafa Kemal’in 1 Eylül 1922’de, Türk ordusuna verdiği emrinin son paragrafı,

Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!

şeklinde 2 Eylül 1922 tarihli Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde yayımlandı. Yunan işgalindeki tüm yerleri tek tek kurtaran Türk ordusu 9 Eylül 1922’de İzmir’e girdi.

Yunan yakıp yıkma taktiği[değiştir | kaynağı değiştir]

Yunan birliklerinin geri çekilirken yaktığı bir Türk köyünde sıhhiyeciler yaralıları taşıyor. (Ağustos 1922)
Savaş boyunca yakılan kasabalar.

Birçok kaynağa göre, Yunan ordusu savaşın son kısmında Anadolu'dan çekilirken bir yakıp yıkma taktiği izledi.[276] Orta Doğu tarihçisi Sydney Nettleton Fisher'a göre, "Geri çekilme sırasında Yunan ordusu bir yakıp yıkma taktiği izledi ve öfkelerini savunmasız Türk köylülerinden bilinen her yolda çıkardı."[276] Norman M. Naimark'a göre, "Yunan geri çekilişi yerel halk için işgalden daha yıkıcıydı."[277]

James Loder Park, dönemin İstanbul ABD Konsolos Yardımcısı, Yunanların Anadolu'yu boşaltmasından hemen sonra bölgeyi gezdi ve İzmir'i çevreleyen, gezdiği yerlerdeki durumu ve 1922 Manisa yangını gibi olayları rapor etti.[278]

Kinross'a göre, "Bölgedeki kasabaların çoğu harabeye dönmüştü. Uşak'ın üçte biri artık yoktu. Alaşehir, yamaçları tahrif eden karanlık bir kavrulmuş boşluktan başka bir şey değildi. Köyün ardına köy, Yunan askerleri tarafından kül yığını haline getirildi. Tarihi kutsal şehir Manisa'daki 18.000 binadan sadece 500'ü ayakta kaldı."[279]

Geri çekilme sırasındaki Yunan vahşeti örneklerinden birinde, 14 Şubat 1922'de Aydın Vilayeti'nin Türk Karatepe köyünde, köy Yunanlar tarafından kuşatıldıktan sonra tüm sakinler camiye konuldu ve cami yakıldı. Ateşten kaçmayı başaran az sayıda kişi vuruldu.[280] İtalyan konsolosu M. Miazzi, Yunanların 60 kadın ve çocuğu katlettiği bir köyü ziyaret ettiğini rapor etti. Bu rapor, daha sonra Fransız konsolosu Captain Kocher tarafından doğrulandı.[281]

Johannes Kolmodin, İzmir'deki İsveçli bir doğubilimci idi. Kendisi mektuplarında Yunan ordusunun 250 Türk köyünü yaktığını yazdı.[282]

Çanak Krizi[değiştir | kaynağı değiştir]

Büyük taarruzdan sonra Türk birlikleri Çanakkale Boğazı tarafsız bölgesinde İngiliz ve Fransız mevzilerine karşı ilerledi. 15 Eylül'de Lloyd George, Dominyonları (Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda ve Güney Afrika dahil) krize asker katkısında bulunmaya çağıran bir telgraf gönderdi. Bir süre için İngiltere ve Türkiye arasında savaş mümkün görünüyordu, ancak Kanada; Fransa ve İtalya gibi savaşmayı reddetti. Fransa ve İtalya çoktan birliklerini çekme emri vermişlerdi. Fransa başbakanı Raymond Poincaré, İtalya'nın da onayıyla, İngilizlere de, askerlerini Çanak'tan çekmelerini tavsiye etti. Lloyd George tek başına kalmıştı. Derhal Atlantik donanmasını bölgeye çağırdı. Fakat gözardı ettiği şey ise İngiliz kamuoyu savaş istemiyordu. İngiliz ordusu da bunu yapmadı ve olay yerindeki en üst düzey general Sir Charles Harington, müzâkere edilmiş bir anlaşmaya güvendiği için Türklere bir ültimatom vermeyi reddetti. Britanya'nın koalisyon hükûmetindeki Türk yanlısı Muhafazakarlar da, savaş çağrısı yapan Yunan yanlısı Liberal Başbakan Lloyd George'u takip etmeyi reddettiler.

Mudanya Mütarekesi[değiştir | kaynağı değiştir]

Dışişleri Bakanı Lord Curzon'un yokluğunda, Lloyd George'un, Türkiye'yi, savaş ilanıyla tehdit eden bildirisi tepkiyle karşılandı. İngiliz siyasetinde, Liberal başbakan Lloyd George, Yunan yanlısıydı ve savaş istiyordu; koalisyonun hükûmetindeki muhafazakar isimler ise çoğunlukla geleneksel olarak Türk yanlısıydı ve savaşı reddettiler. Ayrıca, İngiliz halkı Çanak krizi ve tekrar savaşa girme olasılığı ile alarma geçti. Dominyon başbakanlarına danışmadan saldırı kararı alması ve dominyonların bunu reddetmesi Lloyd George'un altını oydu ve koalisyon hükûmetindeki konumu savunulamaz hale geldi. Diğer taraftan yenilen Yunan ordusu, 27 Eylül 1922'de kral Konstantin'i tahttan indirdi ve Yunanistan'da hükûmet yeniden değişti. Hiç şüphe yok ki bu beklenmedik gelişme, Helensever Lloyd George'a yeni bir umut verdi. Venizelos'un ilhamı altında hızlı bir Yunan canlanmasının desteklenebileceğini düşünüyordu. Buna tamamen karşı çıkan Türk yanlısı Curzon, korkularını Chamberlain'e şöyle yazdı: "Yunanlıların güvenilmez ve bence değersiz ittifâkını aramak sadece bu hükûmetin düşmesine neden olur. Ayrıca, tüm Müttefik birliğimizi (İngiltere-İtalya-Fransa) de bir darbede yok edecektir."[283] Bu sırada Fransız General Charpy, Paris'ten gelen direktifler doğrultusunda Türklerin ileri sürdükleri tüm istekleri kabul ettiğini bildirmişti. Ve bu destekten cesaretlenen İsmet Paşa, talepler hemen kabul edilmezse, 6 Ekim'de Türk Ordusununun harekete geçeceğini bildirdi. Curzon 7 Ekim'de İtalyan ve Fransız temsilcilerle görüştü ve Doğu Trakya'nın Türkiye'ye verilmesi formülünde uzlaşıldı. Curzon, Başbakan Lloyd George'a rağmen savaşı engellemişti. Böylece 11 Ekim 1922'de Mudanya Mütarekesi imzalandı.

Lloyd George'un düşüşü[değiştir | kaynağı değiştir]

Başbakan'ın bir taraftan yeniden Yunan yanlısı bir politika isteği kabinede ciddi huzursuzluğa neden oldu. Buna ilâve olarak Çanak Krizi'ni sert şekilde ele alması ise tam bir facia idi. Çanak krizi, İngiltere'nin, Dominyonları otomatik olarak savaşa sürükleyeceği varsayımına temelden meydan okudu. Kriz, Kanadanın ve ayrıca Dominyonların, Londra ile ilişkilerini değiştirdi ve Dominyonların savaş ilan etme gücüne sahip olduğunu açıkça ilan eden (1923'teki Halibut Antlaşması, 1926 Balfour Raporu ve) 1931 Westminster Statüsü'nün yolunu açtı. Tüm bunlar dominyonların (Güney Afrika, Kanada, Yeni Zelanda, Avustralya) bağımsızlıklarını kazanmasıyla İmparatorluğun içeriden çözülmesi anlamına geliyordu.

19 Ekim 1922 Perşembe günü Carlton Club'da savaş çığırtkanı Başbakan'ın düşürülmesi kararlaştırıldı. Koalisyonda, Liberaller, 133 milletvekili, Muhafazakarlar ise 383 milletvekiline sahipti ve Bonar Law ile Curzon'un başını çektiği Muhafazakar partinin çekilmesiyle hükûmet düştü. Bonar Law yeni başbakan oldu, Curzon ise dışişleri bakanı olarak devam etti.

Lloyd George, İrlanda bağımsızlık hareketini engelleyememiş ve İrlanda bağımsızlığını kazanmıştı. İngiltere'de dış ülkelere açılan krediler yüzünden işsiz sayısı 2 milyonu geçmişti. Savaş hatıralarını para karşılığında yazacağının ortaya çıkması Başbakan'a yönelik tepkileri artıran diğer etmenlerden biriydi. Büyük savaştan sonra, muhafazakar partinin muhalefetine rağmen, Yunan yanlısı politikası İngiltere'yi neredeyse hiçbir müttefikinin onu desteklemeye istekli olmadığı bir savaşa sürüklemişti. Büyük savaşın muzaffer başbakanının karizması kısa sürede yerle bir oldu.

Türk düşmanı Lloyd George'un düşmesi ve geleneksel Türk yanlısı muhafazakarların iktidara gelişiyle, yapılacak barış antlaşmasının önündeki tüm engeller ortadan kalkmıştı. Bu doğrultuda Müttefikler, 28 Ekim 1922'de Ankara'yı Lozan konferansına davet ettiler.

Saltanatın Kaldırılması, 1 Kasım 1922[değiştir | kaynağı değiştir]

Müttefiklerin, Lozan konferansı için hem İstanbul hem de Ankara hükûmetini davet etmeleri üzerine, Sinob Mebusu Dr. Rıza Nur Beyin hazırladığı ve 78 mebusun da imzaladığı, Osmanlı İmparatorluğunun münkarîz olduğuna ve yeni Türkiye Hükûmetinin onun vârisi bulunduğuna, Makam-ı Hilâfetin esâretten kurtulacağına dâir takriri 30 Ekim 1922'de görüşüldü. 132 beyaz, 2 kırmızı, 2 yeşil olmak üzere 136 kişi rey ile nisâp olabilmek için 25 rey daha lazım olduğundan celse 1 Kasım'a ertelendi.[284]

Verilen takrir:

  1. Osmanlı İmparatorluğu otokrasi sistemiyle beraber münkarîz olmuştur.
  2. Türkiye Devleti nâmiyle genç, dinç, Millî Halk Hükûmeti esasları üzerine müesses Büyük Millet Meclisi Hükûmeti teşekkül etmiştir.
  3. Yeni Türkiye Hükûmeti münkarîz Osmanlı İmparatorluğu yerine kâim olup onun hudûd-u millî dâhilinde yegâne vârisidir.
  4. Teşkilât-ı Esâsiye Kanuniyle hukuk-u hükümranî milletin nefsine verildiğinden, İstanbul'daki Padişahlık mâdum ve tarihe müntekildir.
  5. İstanbul'da meşru bir hükûmet mevcûd olmayıp İstanbul ve civarı da Büyük Millet Meclisine aittir. Binâenaleyh oraların umur-u idaresi de Büyük Millet Meclisi memurlarına tevdî edilmelidir.
  6. Türkiye Hükûmeti hakk-ı meşru olan Makâm-ı Hilâfeti esir bulunduğu ecnebîler elinden kurtaracaktır.[285]

Takrir 1 Kasım'da 1 muhâlif oy hâricinde ittifakla kabul edildi.

Lozan antlaşması sınırları - 1923

"Madde.1 - Teşkilât-ı Esâsiye Kanuniyle Türkiye halkı, hukuk-u hâkimiyet ve hükümranisini mümessîl-i hakikisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin şahsiyet-i mâneviyesinde gayr-i kâbili terk ve tecezzî ve ferağ olmak üzere temsile ve bilfiil istimâle ve irâde-i milliyeye istinâd etmiyen hiçbir kuvvet ve heyeti tanımamaya karar verdiği cihetle, Misâk-ı Millî hudutları dâhilinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti'nden başka şekl-i Hükûmeti tanımaz. Binâenaleyh Türkiye halkı hâkimiyet-i şahsiyeye müstenid olan İstanbul'daki şekl-i Hükûmeti 16 Mart 1336 dan itibaren ve ebediyyen tarihe müntakîl addeylemiştir.

Madde.2 - Hilâfet, Hânedân-ı Âli Osman'a aidolup halifeliğe Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından bu Hânedânın ilmen ve ahlâkan erşâd ve aslâh olanı intihâb olunur. Türkiye Devleti, Makam-ı Hilâfetin istinatgâhıdır."[286]

Saltanatın kaldırılmasından sonra TBMM; İsmet Paşa, Dr. Rıza Nur ve Hasan Saka'yı murahhas heyetine seçti ve heyet 8 Kasım 1922'de Lozan'a hareket etti. Lozan Antlaşması 24 Temmuz 1923'te imzalandı.

Batı Cephesi’nin kaldırılması[değiştir | kaynağı değiştir]

Hollandalı sanatçı Patricq Kroon'un bir karikatürü: Yunan kralı Konstantin, üzerinde "KEMAL" yazan bombadan kaçıyor.

Büyük Taarruz’un ardından Mudanya’da başlayan ateşkes görüşmelerine İsmet Paşa, Batı Cephesi komutanı olarak katılmıştı. Mudanya Mütarekesi’nin ardından İsmet Paşa Batı Cephesi komutanlığından ayrılarak hâriciye vekili oldu. Batı Cephesi komutanlığını Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa üstlendi. Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından sonra, savaş ortamı tamamen ortadan kalktı ve 1 Eylül 1923’te Batı Cephesi karargâhı kaldırıldı.

İngiltere'de her ne kadar Liberal partili Başbakanlık Yunan yanlısı olsa da, Muhafazakar partiye bağlı Dışişleri bakanlığı ve Savaş bakanlığı geleneksel olarak Türk yanlısı bir politika takip ettiler. Konstantin'in dönüşü, Başbakan Lloyd George'un Yunanistan'a yardım yapmasını engellerken, Dışişleri bakanı Curzon, İngiltere'nin hiçbir sorumluluk almayacağı şekilde Türkiye'nin galip gelmesini sağlayacak bir politika takip etmişti.[287][288][289] Diğer taraftan Rusya, İtalya ve Fransa'nın Türk ordusunu desteklemesi ile, yalnız kalan Yunanistan'ın mağlubiyeti kaçınılmazdı.

Takip eden Gelişmeler[değiştir | kaynağı değiştir]

  • 24 Temmuz 1923'te Lozan antlaşması imzalandı.
  • 23 Ağustos 1923'te Türkiye Lozan'ı onayladı.
  • 25 Ağustos 1923'te Yunanistan Lozan'ı onayladı.
  • 13 Ekim 1923'te Ankara başkent ilan edildi.
  • 29 Ekim 1923'te cumhuriyet ilan edildi.
  • 3 Mart 1924'te hilâfet kaldırıldı ve osmanlı hânedânı sürgüne gönderildi.
  • 12 Mart 1924'te İtalya Lozan'ı onayladı.
  • 31 Mart 1924'te Türkiye, antlaşmayı onayladığına dair belgeyi teslim etti.[290]
  • 15 Mayıs 1924'te Japonya Lozan'ı onayladı.
  • 16 Temmuz 1924'te İngiltere Lozan'ı onayladı.
  • 6 Ağustos 1924'te tüm tarafların onaylamasıyla antlaşma yürürlüğe girdi.

I. Dünya Savaşı sonrası Milletler Cemiyeti ekseninde yeni bir dünya düzenine geçilirken, İngiltere'nin Avrupa'daki siyasi rakibi olan dört büyük imparatorluk da yıkılmış (Rusya, Almanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı) ve yerlerine cumhuriyetler ilan edilmişti. İngiltere'nin diğer siyasi rakibi olan İtalya İmparatorluğu ise kaybettiği II. Dünya Savaşı'ndan sonra yıkıldı ve 2 Haziran 1946'da cumhuriyeti ilan etti.

Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]

Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir]

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

  1. ^ Jelavich, Barbara (1983). History of the Balkans: Twentieth century. Cambridge University Press. s. 131. ISBN 978-0-521-27459-3. 
  2. ^ The Place of the Turkish Independence War in the American Press (1918-1923), Bülent Bilmez 2 Haziran 2018 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.: "...the occupation of western Turkey by the Greek armies under the control of the Allied Powers, the discord among them was evident and publicly known. As the Italians were against this occupation from the beginning, and started "secretly" helping the Kemalists, this conflict among the Allied Powers, and the Italian support for the Kemalists were reported regularly by the American press." ("...Batı Türkiye'nin İtilaf Devletleri'nin kontrolündeki Yunan ordularınca işgal edilmesi(nin yarattığı) ihtilaf aşikardı ve herkesçe biliniyordu. İtalyanlar bu işgale başından beri karşı çıktıklarında ve Kemalistlere "gizlice" yardım etmeye başladıklarında, İtilaf Devletleri arasındaki bu çatışma ve İtalyanların Kemalistlere verdiği destek, Amerikan basını tarafından düzenli olarak rapor edildi.")
  3. ^ "Mütareke Döneminde Mustafa Kemal Paşa-Kont Sforza Görüşmesi, Mevlüt Çelebi" (PDF). 22 Aralık 2018 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. Erişim tarihi: 23 Ağustos 2019. 
  4. ^ "Mustafa Kemal Paşa – Kont Sforza ve İtalya İlişkisi". 23 Ağustos 2019 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 23 Ağustos 2019. 
  5. ^ "21 Şubat 1921: Sevr Antlaşması'nın Revizyonuna İlişkin Londra Konferansı". 4 Mart 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 4 Mart 2020. 
  6. ^ "Türk İstiklal Savaşı'nda Ekonomik Sıkıntılar (10) Dış Ülkelerden Yapılan Para ve Silah Yardımları (b) Fransa'nın Yardımları". 22 Ocak 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 22 Ocak 2020. 
  7. ^ DDF, 1920, Tome III, Peretti De La Rocca to Paul Cambon and Barrère, Paris, November 28, 1920, 352-54.
  8. ^ Yusuf Hikmet Bayur, Türkiye Devletinin Dış Siyasası, s. 95
  9. ^ TBMM Tutanakları, Dönem:1, Cilt:2, 59. Oturum, 2 Ağustos 1921
  10. ^ Ζολώτα, Αναστασίου Π. (1995). Η Εθνική Τραγωδία. Αθήνα, Πανεπιστήμιο Αθηνών, Τμήμα Πολιτικών Επιστημών και Δημοσίας Διοικήσεως. σελίδες 44 και 58.
  11. ^ ^ Χρήστος Κονταρίδης, «Ο Οθωμανικός Στρατός (1299-1922) -οργάνωση, οπλισμός, πολεμική τακτική και στρατιωτικές μεταρρυθμίσεις», «Ευρασία», Αθήνα 2012
  12. ^ «ΤΑ ΦΟΒΕΡΑ ΝΤΟΚΟΥΜΕΝΤΑ – ΣΑΓΓΑΡΙΟΣ ΕΠΟΠΟΙΪΑ ΚΑΙ ΚΑΤΑΡΕΥΣΗ ΣΤΗΝ ΜΙΚΡΑ ΑΣΙΑ», ΔΗΜ. ΦΩΤΙΑΔΗΣ, ΕΚΔ. ΦΥΤΡΑΚΗ, ΑΘΗΝΑ, 1974
  13. ^ Mustafa Kemal Paşa'nın Mudanya Konrefenası Reisi Batı Cephesi Kumandanı İsmet Paşa'ya yazdığı telgraf (8 Ekim 1922), Atatürk'ün Bütün Eserleri, Atatürk'ün Bütün Eserleri, Cilt: 13 (1922), Kaynak Yayınları, İstanbul, Haziran 2004, ISBN 975-343-394-8, s. 401.
  14. ^ [1] 27 Nisan 2011 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. News Times, Şubat 2011, Sayı 6, Sayfa 8.
  15. ^ a b c d Atilla Kollu, Büyük Zafer (Öncesi ve Sonrası İle) Atatürk Araştırma Merkezi, (Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, sayı 24, Cilt VIII, Temmuz 1992), Kaynaktan= Türk ordusu: 8.658 subay ve 199.283 er (=207.941 asker), Yunan ordusu: 6.546 subay ve 218.432 er (=224.978)
  16. ^ a b c d e f g h Büyük Taarruz Planı; 26 Ağustos 1922 ve Orduların Durumları, NTV Tarih dergisi, Sayı 31
  17. ^ a b Atatürk Araştırma Merkezi: Kuva-yi Milliye'nin Askeri Açıdan Etüdü (Yrd. Doç. Dr. Kadir Kasalak; Sayı 42, Cilt: XIV, Kasım 1998, Türkiye Cumhuriyeti'nin 75. Yılı Özel Sayısı)
  18. ^ T. Walter Williams: When Greek meets Turk; How the Conflict in Asia Minor Is Regarded on the Spot - King Constantine's View, New York Times, 10.09.1922 tarihli makale. (İngilizce)
  19. ^ a b [2] 23 Şubat 2013 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. Sabah, Mehmet Barlas: Kurtuluş Savaşı'nın bazı önemli rakamları!.., 28.08.1997.
  20. ^ Tarih İçinde Polatlı 17 Eylül 2011 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi., Ankara Polatlı Belediyesi, sayfa 111 (Pdf sayfa 7)
  21. ^ Andrew Mango, Atatürk, 1999, İstanbul, s. 307
  22. ^ Osman Akandere, 1923 Yılı Ortalarında Uluslararası Kızılhaç Komitesince Görevlendirilen Heyetin Anadolu’daki Teftiş Gezileri ve Hazırladıkları Rapor, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 53, Cilt: XVIII, Temmuz 2002
  23. ^ Ahmet Özdemir, Savaş esirlerinin Millî mücadeledeki yeri, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, Cilt: 2 Sayı: 6 Yayın Tarihi: 1990, sayfa 325-333 (PDF sayfa 5-13)
  24. ^ Επίτομος Ιστορία Εκστρατείας Μικράς Ασίας 1919–1922 (Abridged History of the Campaign of Minor Asia), Directorate of Army History, Athens, 1967, Table 2 (Yunanca)
  25. ^ Σειρά Μεγάλες Μάχες: Μικρασιατική Καταστροφή (Νο 8), συλλογική εργασία, έκδοση περιοδικού Στρατιωτική Ιστορία, Εκδόσεις Περισκόπιο, Αθήνα, Νοέμβριος 2002, σελίδα 64 (Yunanca)
  26. ^ Rumel, Rudolph, Turkish Democide, Power Kills, Lines 363 & 382. University of Hawai'i.
  27. ^ McCarthy, Justin (1995), Death and Exile: The Ethnic Cleansing of Ottoman Muslims, 1821-1922, Darwin Press, ISBN 9780878500949, 26 Mayıs 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 21 Mayıs 2011 
  28. ^ McCarthy, Justin (1995), Death and Exile: The Ethnic Cleansing of Ottoman Muslims, 1821-1922, Darwin Press, ISBN 9780878500949, 26 Mayıs 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 21 Mayıs 2011 
  29. ^ Ergene, Boğaç A. (1997). "Book Reviews: Death and Exile: The Ethnic Cleansing of Ottoman Muslims, 1821-1922 by Justin McCarthy". Turkish Studies Association Bulletin. Indiana University Press. 21 (2): 63. JSTOR 43385387. From 1919 to 1922, about 640,000 Muslims died in the region. 
  30. ^ Karpat, Kemal H. (1997). "Book Reviews: Death and Exile: The Ethnic Cleansing of Ottoman Muslims, 1821-1922 by Justin McCarthy". The International Migration Review. Sage Publications, Inc. 31 (2): 472. doi:10.2307/2547230. The Greek invasion of western Anatolia from 1919 to 1922 caused the death of approximately 640,000 Muslims and produced 860,000 refugees ... 
  31. ^ Riddell, Lord Riddell’s intimatediary of the peace conference and after 1918-1923, 1933, s. 208
  32. ^ Churchill, The world crisis: the aftermath 1974, s. 390
  33. ^ Smith, Anadolu üzerindeki göz. (H. İnal, Çev) İstanbul: Hürriyet Yayınları, 1978, s. 27
  34. ^ Μαυρογορδάτος, Γιώργος (2015). 1915- Ο Εθνικός Διχασμός. Αθήνα: Πατάκης. s. 56. (Yunanistan'da Ulusal Bölünme)
  35. ^ Richter, Heinz (2018). Ελλάδα(Yunanistan) 1915-1917: Μέσα από τα ρωσικά αρχεία. Αθήνα(Atina): Γκοβόστης. s. 22-23.
  36. ^ Μαυρογορδάτος, Γιώργος (2015). 1915: Ο Εθνικός Διχασμός. Αθήνα(Atina): Πατάκης. s. 56.(Yunanistan'da Ulusal Bölünme)
  37. ^ Dakin, Douglas (2012). H ενοποίηση της Ελλάδας(Yunanistan'ın Birleşmesi). Αθήνα(Atina): ΜΙΕΤ. s. 315.
  38. ^ Ρίζας, Σωτήρης (Rizas Sotiris) (2019). Βενιζελισμός και Αντιβενιζελισμός (Venizelizm ve Anti-Venizelizm). Αθήνα(Atina): Ψυχογιός. s. 52
  39. ^ Dakin, Douglas (2014). Η ενοποίηση της Ελλάδας (Yunanistan'ın birleşmesi). Αθήνα(Atina): ΜΙΕΤ. s. 319-21.
  40. ^ Celia Bertin, Paris, Perrin, 1982, s. 215-220
  41. ^ Demirhan, H. (2012), Yunanistan’da emperyalist kavga (1914-1918). İstanbul: İdil Yayıncılık. s. 192-193
  42. ^ Diomidis, Greeceat the Paris Peace Conference (1919), 1978, s. 73
  43. ^ Toynbee, Türkiye’de ve Yunanistan’da batı meselesi. (K. M. Orağlı, Çev.)İstanbul: Yeditepe Yayınevi, 2007, s. 86
  44. ^ Nicolson, (Curzon: the last phase 1919-1925), 1934, s. 97
  45. ^ The Soviets in world affairs : a history of the relations between the Soviet Union and the rest of the world, s. 402
  46. ^ Ronaldshay, The Life Of Lord Curzon Vol-iii, (George Nathaniel Marquess Curzon of Kedleston), 1928, London, s. 266 18 Nisan 1919
  47. ^ Nicolson, (Curzon: the last phase 1919-1925), 1934, s. 110
  48. ^ Ronaldshay, The Life Of Lord Curzon Vol-iii, (George Nathaniel Marquess Curzon of Kedleston), 1928, London, s. 262-264
  49. ^ Lord Kinross, Atatürk, Bir milletin yeniden doğuşu, s. 175
  50. ^ Ronaldshay, The Life Of Lord Curzon Vol-iii, (George Nathaniel Marquess Curzon of Kedleston), 1928, London, s. 264-265 25 Mart 1919
  51. ^ Nicolson, (Curzon: the last phase 1919-1925),1934, ss. 76-79
  52. ^ Churchill, The world crisis: the aftermath, 1974, s. 392
  53. ^ The Deliberations of the Council of Four: Notes of the Official Interpreter Paul Mantoux tr. A. S. Link (Princeton, 1992) vol. 2 p. 99.
  54. ^ “The Turkish Peace-II” in Official: Cabinet: Various papers (5 February 1919-17 January 1920). The Churchill Papers (CHAR 22/1)
  55. ^ PARIS SIX MONTHS THAT CHANGED THE WORLD, 1919, Margaret MacMillan, s. 511
  56. ^ MacMillan, Peacemakers, the Paris Conference of 1919 and its attempt to end war, 2001, ss. 361-362
  57. ^ Kitsikis, Yunan propagandası,(H. Devrim, Çev.), İstanbul: Kaynak Kitapları, 1974, s. 19
  58. ^ Foreign Office 286/702/3 (Reports of the Committee on Greece's Territorial Claims)
  59. ^ Foreign Office 286/702/5 (Reports of the Committee on Greece's Territorial Claims, 18.02.1919- 08.03.1919)
  60. ^ Michael Llewellyn Smith, Yunan Düşü, Ayraç Yayınları, Ankara 2002, s. 103
  61. ^ Nicolson, (Curzon: the last phase 1919-1925), 1934, s. 92
  62. ^ Nicolson, (Curzon: the last phase 1919-1925), 1934, s. 94
  63. ^ Diomidis, Greeceat the Paris Peace Conference (1919), 1978, s. 178
  64. ^ Sforza, Makers of Modern Europe, s. 364-366.
  65. ^ Flussi, “La diplomazia delle cannoniere…,” s. 45. Grassi, Atatürk, s. 150 ve devamı.
  66. ^ Budak, Misak-ı Milli’den Lozan’a. İstanbul: Küre Yayınları, 2014, s. 44
  67. ^ Foreign Office Papers, 608/93-9071,609 (From Lord Curzon to Balfour, 02.05.1919.)
  68. ^ Foreign Office Papers, 286/702,53220 (From Lord Curzon to R. Rodd, 05.04.1919)
  69. ^ Albrecht-Carrie, The present significance of the treaty of London of 1915, Political Science Quarterly, Vol.54, 1939, s. 370
  70. ^ Akşin, 1986, s. 176-177 (Paris Barış Konferansı’nın Yunanlıları İzmir'e Çıkarma Kararı. Üçüncü askeri tarih semineri bildirileri)
  71. ^ Foreign Office Papers, 608/89/3, 9328 (Mr. Hankey's Mr. to Balfour, 07.05.1919)
  72. ^ Smith, s. 79; P. Mantoux, vol. 1, s. 495-96; vol. 2, s. 29-31, 36; Callwell, vol. 2, s. 192
  73. ^ P. Mantoux, vol. 2, s. 55, 70; N. Nicolson, s. 84; British Library, Balfour Papers, Add. MS 49752, vol. 2, “The Problem of Italy and Turkey in Anatolia,” 16.5.19.
  74. ^ P. Mantoux, vol. 2 s. 133-34; Roskill, vol. 2, s. 91; Churchill College, Hankey diary, 21.5.19; Andrew and Kanya-Forstner, s. 197; Steed, vol. 2, s. 330
  75. ^ Sachar, The emergence ofthe Middle East, s. 246. 'The situation in the Smyrna district, January to April 1919. the formative months.' s. 75.
  76. ^ Foreign Office Papers, 608/104, 10126 (From Webb to Balfour, 14.05.1919)
  77. ^ Kinross, A Biography of Mustafa Kemal, Father of Modern Turkey. London, 1964. s. 177; D. Lloyd George, Truth About the Peace Treaties, vol. 2, s. 1285.
  78. ^ F. Stevenson, George: A Diary, ed. A.J.P. Taylor. London, 1971 s. 76; Gilmour, D. Curzon. London, 1994, s. 491, 534-35.
  79. ^ Foreign Office Papers, Public Record Office, 608/108, Intelligence Surnmary 4.3.1919,31 March 1919
  80. ^ Service of Historical Archives, Ministry of Foreign Affairs, 1919 A/AAK 5, File Smyrna, no 5843, Smyrna, Stergiadis to Athens, 13 June 1919
  81. ^ Documents on British Foreign Policy 1919-1939, vol. IV, no 434, Calthorpe to Curzon, 29 June 1919, s. 657.
  82. ^ Foreign Office Papers, Public Record Office, 371/4157-72532, General Staff Intelligence Lieutenant Colonel Smith, 13 May 1919
  83. ^ Foreign Office Papers, Public Record Office, 371/4219-103511, WO (War Office) to FO (Foreign Office), 16 July 1919
  84. ^ Service of Historical Archives, Ministry of Foreign Affairs, 1919, A15NI 10, File Asia Minor, no 7077, Canellopoulos to Calthorpe, 20 July 1919
  85. ^ Service of Historical Archives, Ministry of Foreign Affairs, 1919, A/AAK File Smyrna June-July 1919, no 6301, Stergiadis to Athens, June 1919
  86. ^ Uzunçarşılı, İ.H. Kütahya Şehri, İstanbul Devlet Matbaası, 1932, s, 180, 181, 183
  87. ^ TBMM Zabıt Cerideleri, Cilt:1, s. 6
  88. ^ CAB 23 First World War conclusions, CAB 23/44b Original Reference "A" Minutes of meetings, 1917 6 Apr - 1919 10 Dec s. 75-77
  89. ^ Lord Kinross, Atatürk, Bir milletin yeniden doğuşu, s. 245
  90. ^ Cabinet Conferences of Ministers, Conclusions of Meetings held between October 51st, 1919, and September 8th, 1920. v.23-37
  91. ^ (Documents on British Foreign Policy), DBFP, vol. IV, no 430, Notes of a meeting held at President Wilson's House in the Place des EtatsUnis, 27 June 1919, s. 652.
  92. ^ (Documents on British Foreign Policy), DBFP, voI. IV, no 433, Admiral Webb to Sir R. Graham, 28 June 1919, s. 654, no 434, Admiral Calthorpe to Curzon, 29 June 1919, s. 657, no 445, Admiral Calthorpe to Balfour, 8 July 1919, s. 666-7
  93. ^ Foreign Office Papers, Public Record Office, 608/91-18665, Milne's Report on Situation in Turco-Greek front at Smyrna, 5 September 1919.
  94. ^ Foreign Office Papers, Public Record Office, 371/4219-103048, WO to GHC, Constantinople, 15 July 1919
  95. ^ oreign Office Papers, Public Record Office, 371/4220-119182, Milne to War Office, 22 August 1919.
  96. ^ (Documents on British Foreign Policy), DBFP, vol. IV, no 515, Letter from Vansittart to Sir Tilley, 20 September 1919, s. 771-2.
  97. ^ Papers Relating to the Foreign Relations of the United States, 1919, vol. IY, Notes of a Meeting of the Heads of the Delegations at the Quai d' Orsay, 8 November 1919, s. 43
  98. ^ Papers Relating to the Foreign Relations of the United States, PPC, 1919, vol. IX, Notes of a Meeting of the Heads of the Delegations, 8 November 1919, s. 35-73
  99. ^ Foreign Office Papers, 899/1513, Anglo-French Conference on the Turkish settlement, 31 December 1919
  100. ^ Cabinet Papers, 23-20, The Turkish Peace Treaty, s. 6-7
  101. ^ PRO, CAB 23/20, 6 January 1920
  102. ^ (Documents on British Foreign Policy), DBFP, vol. VII, no 50, Meeting of Allied representatives, 5 March 1920, Appendix 1, s. 422
  103. ^ CAB 23 First World War conclusions, CAB 23/44b Original Reference "A" Minutes of meetings, 1917 6 Apr - 1919 10 Dec s. 277
  104. ^ (Documents on British Foreign Policy), DBFP, vol. VII, no 20, Meeting of Allied representatives, 21 February 1920, s. 186-7.
  105. ^ Cabinet Papers, Cab 24 / 95, ANGLO-FRENCH CONFERENCE ON THE TURKISH SETTLEMENT, s. 3
  106. ^ Cabinet Papers, Cab 24 / 95, ANGLO-FRENCH CONFERENCE ON THE TURKISH SETTLEMENT, Appendix to Minutes of First Meeting, First part of M. Berthelot's note of the 12th December with comments of Political Section of British Peace Delegation, s. 4
  107. ^ Cabinet Papers, Cab 24 / 95, Fourth Meeting: Turkish Settlement, s. 31
  108. ^ CAB 23 First World War conclusions, CAB 23/20 Original Reference "A" Minutes of meetings, 1920 6 Jan - 1920 31 Mar s. 5
  109. ^ UK Parliament, Hansard, Commons: 26 February 1920, Commons Chamber, Orders Of The Day, Turks And Constantinople, Column 1993
  110. ^ a.g.e.
  111. ^ UK Parliament, Hansard, Commons: 26 February 1920, Commons Chamber, Orders Of The Day, Turks And Constantinople
  112. ^ UK Parliament, Hansard, Commons: 25 March 1920, Commons Chamber, Orders Of The Day, Foreign Affairs
  113. ^ (Documents on British Foreign Policy), DBFP, vol. VII, no 50, Meeting of Allied representatives, 5 March 1920, s. 416.
  114. ^ Cabinet papers, CAB 24/101, s. 388
  115. ^ Εφημερίδα Μακεδονία (Makedonya Gazetesi), 19/11/1919, s. 1
  116. ^ A. L. Macfie, “The British Decision,” s. 393; Rawlinson, A. Adventures in the Near East 1918-1922: In Three Parts. London and New York, 1924 s. 190, 250-52; Scottish Record Office, Lothian s. 1-9, memorandum, “America and the League of Nations,” 14.11.19.
  117. ^ Rawlinson A., Adventures In The Near East 1918-1922, s. 250
  118. ^ Paşaların Kavgası, Kazım Karabekir, s.65
  119. ^ Hatıraları ve söyleyemedikleri ile Rauf Orbay, Feridun Kandemir, 1965, İstanbul, s. 45-50
  120. ^ Rauf Orbay, Cehennem Değirmeni - Siyasî Hatıralarım - 2, 1993, İstanbul, s. 31
  121. ^ Βαρούτσος Παναγιώτης, Πανεπιστήμιο Πελοποννήσου(Peloponnese Üniversitesi) ("Küçük Asya felaketi ve Büyük Güçlerin katılımı"), 2019, s. 93
  122. ^ Ξενοφών Στρατηγός (1925). Η Ελλάς εν Μικρά Ασία. Αθήνα(Atina). Στρατηγός, s. 86 (Küçük Asya'da Yunanistan)
  123. ^ Βαρούτσος, Παναγιώτης (2019). «Η Μικρασιατική καταστροφή και η εμπλοκή των Μεγάλων Δυνάμεων» (pdf). Μεταπτυχιακή διατριβή (Πανεπιστήμιο Πελοποννήσου). s. 91 (Küçük Asya Felaketi ve Büyük Güçlerin Katılımı - Peloponnese Üniversitesi)
  124. ^ DBFP, vol. VII, no 55, Meeting of Allied Representatives, 10 March 1920, s. 452-4
  125. ^ (Documents on British Foreign Policy), DBFP, vol. Xill, no 1, De Robeck to Curzon, 12 February 1920, s. I ve 2, De Robeck to Curzon, 13 February 1920, s. 1-2.
  126. ^ (Documents on British Foreign Policy), DBFP, vol. Xill, no 7, Letter from Earl Curzon to Venizelos, 24 February 1920, s. 8.
  127. ^ Mark Mazower, Greece and the Inter-war Economic Crisis, s. 63.
  128. ^ Papers Relating to the Foreign Relations of the United States, PPC, 1919, Vol. VII, Notes of the Heads of Delegations held at the Quai d' Orsay, 15 July
  129. ^ Εφημερίδα Μακεδονία (Makedonya Gazetesi), 30/07/1920, s. 1
  130. ^ TBMM Zabıt Cerideleri, C:1, 21. Oturum, s. 39
  131. ^ UK Parliament, Hansard, Lords: 4 August 1920, Lords Chamber, The Treaty With Turkey, Volume 41.
  132. ^ Rawlinson, s. 295-96; Busch, Mudros to Lausanne, s. 207; Smith, s. 122; M. Kent, Moguls and Mandarins, s. 100.
  133. ^ Nicolson, Curzon: The Last Phase, s. 278
  134. ^ Howard, Harry N. The Partition of Turkey: A Diplomatic History 1913-1923. Norman: University of Oklahoma Press, 1931
  135. ^ “Memorandum by the British Delegation in Paris on a Suggested Policy for Russia (Doc. 17).” s. 82-92; British Documents on Foreign Affairs: Reports and Papers from the Foreign Office Confidential Print, Pt. 2, Series A: The Soviet Union 1917-1939. v. 1: Soviet Russia and Her Neighbors, Jan. 1917 –Dec. 1919. Frederick: University Publications of America, 1984.
  136. ^ Documents on British Foreign Policy 1919-1939, vol. VIII, Proceedings of the Conference of San Remo, April 18-26 1920, no 7,20 April 1920, s. 54-67
  137. ^ Callwell, Field Marshall Sir Henry Wilson, s. 233
  138. ^ Callwell, Charles Edward, Sir, Major-General. Field Marshall Sir Henry Wilson, bart., G.C.B., D.S.O., His Life and Diaries. v. i and ii. New York: C. Scribner's Sons, 1927. s. 244.
  139. ^ PRO, FO (Foreign Office) 404/43, no 190, De Robeck to Curzon, submitting a Memorandum by the Political Officer of the Staff, Commander Luke, 7 April 1920
  140. ^ CHURCHILL COLLEGE ARCHIVES, Churchill Papers, CHAR 16/48, Note by Churchill, 6 January 1920
  141. ^ Gilbert. Churchill, vol. IV, Companion, Part 11, Churchill to A. J. Balfour, 12 August 1919, s. 797, s- 1054-5. s. 1114-6, s. 1198-1200.
  142. ^ PRO, CAB 29/28/1, Paris Meeting, 19 May 1919
  143. ^ War Office Papers, 33/1004, General Staff Memo on Turkish Peace Treaty, 1 April 1920
  144. ^ George, David Lloyd. The Truth About the Peace Treaties. v. i and ii. London: Purnell and Sons, 1938. s. 1248.
  145. ^ Howard, a.g.e.
  146. ^ DDI, s. VI, v. 2, Sforza to Sonnino, Constantinople, February 28, 1919, s. 570, 393-95.
  147. ^ Sforza, Makers of Modern Europe, s. 365.
  148. ^ Salahi Ramsdan Sonyel. Turkish Diplomacy, 1918–1923, p. 21-30
  149. ^ Harbord, James, Conditions in the Near East, Report of the American Military Mission to Armenia, April 13 1920, p. 17
  150. ^ PRO, CAD 21/177,Bolshevik influence on Moslems, written by the Intelligence Department of the High Commissioner of Constantinople, 25 December 1919
  151. ^ Sonyel, Turkish Diplomacy (London, 1975)
  152. ^ George, David Lloyd. The Truth About the Peace Treaties. v. i and ii. London: Purnell and Sons, 1938. s. 1044-1045
  153. ^ Millerand, Notes of a conversation with Picot, 10 February 1920. Cited by I leinireich, From Paris to Sevres, s. 1834. Andrew and Kanya-Forstner, France overseas, s. 215.
  154. ^ Cab 24/95, 4 January 1920, Memorandum by Curzon of Kedleston, s. 568
  155. ^ Andrew and Kanya-Forstner, France overseas, s. 218-9
  156. ^ George, David Lloyd. The Truth About the Peace Treaties. v. i and ii. London: Purnell and Sons, 1938. s. 1349
  157. ^ Smith, Michael Llewellyn. Ionian Vision: Greece in Asia Minor 1919-1922. London: Allen Lane, 1973.
  158. ^ “Lord Miller’s letter.” George, David Lloyd. The Truth About the Peace Treaties. v. i and ii. London: Purnell and Sons, 1938. s. 898-901
  159. ^ Callwell, Charles Edward, Sir, Major-General. Field Marshall Sir Henry Wilson, bart., G.C.B., D.S.O., His Life and Diaries. v. i and ii. New York: C. Scribner's Sons, 1927. s. 257.
  160. ^ Callwell, Charles Edward, Sir, Major-General. Field Marshall Sir Henry Wilson, bart., G.C.B., D.S.O., His Life and Diaries. v. i and ii. New York: C. Scribner's Sons, 1927. s. 295
  161. ^ Kinross, Lord. Atatürk: The Rebirth of a Nation. London: Weidenfeld and Nicolson, 1964.
  162. ^ “War Office Memorandom.” George, David Lloyd. The Truth About the Peace Treaties. v. i and ii. London: Purnell and Sons, 1938. s. 1151-1155-1238.
  163. ^ Callwell, Charles Edward, Sir, Major-General. Field Marshall Sir Henry Wilson, bart., G.C.B., D.S.O., His Life and Diaries. v. ii. New York: C. Scribner's Sons, 1927, s. 244-294-313
  164. ^ Walker, C.J. Armenia: The Survival of a Nation. London, 1990. s. 315-6
  165. ^ McDowall, Modern History of the Kurds. London and New York, 1996. s. 108-9
  166. ^ Helmreich, P. C. From Paris to Sèvres: The Partition of the Ottoman Empire at the Peace Conference of 1919-20, 1974, s. 301-2; Temperley, A History of the Peace Conference of Paris, London, 1920-24. vol. 6, s. 90-91; McDowall, Modern History of the Kurds. London and New York, s. 450-51
  167. ^ Documents on British Foreign Policy 1919-1939, vol. XIII, no 152, Telegram from Venizelos to Lloyd George-Secret, 5 October 1920, s. 157-8.
  168. ^ The Times, 13 August 1920
  169. ^ Γεώργιος Βεντήρης, Η Ελλάδα του 1910-1920, Α-Β, Αθήνα 1931, Εκδόσεις Ίκαρος, (George Ventiris, Yunanistan 1910-1920), 1970, s. 423-427
  170. ^ Χατζηαντωνίου «Μικρά Ασία - Ο απελευθερωτικός αγώνας (1919 - 1922)» (Hatziantoniou "Küçük Asya - Kurtuluş Mücadelesi"), s. 123-126.
  171. ^ Hankey Diary, 28 November 1920, in Roskill, Hankey, s. 200
  172. ^ PRO, CAB 23/23, 2 December 1920
  173. ^ CAB 24/115, C. P 2153, Situation in the East, Note by Montagu, 22 November 1920.
  174. ^ CHURCHILL COLLEGE ARCHIVES, Churchill Papers, CHAR 17/6, Churchill to Lloyd George, 4 December 1920
  175. ^ Winston S. Churchill. Companion volume, Randolph Spencer, 1911-1968, s. 1267-1272. (21 Aralık 1920)
  176. ^ CHURCHILL COLLEGE ARCHIVES, Churchill Papers, CHAR 16/53/B, Churchill Memorandum, 16 December 1920
  177. ^ Winston S. Churchill. Companion volume, Randolph Spencer, 1911-1968, s. 1276. (28 Aralık 1920)
  178. ^ Foreign Office Papers, 371/6471-E6786/l/44, Rattigan to Foreign Office, Enclosure Memorandum by Ryan, 13 June 1921 and Minutes by Osborne
  179. ^ Foreign Office Papers, 371/6523-E8195/143/44, Rattigan to Foreign Office, 18 July 1921 and -E8196/143/44, Harington to War Office, 18 July 1921
  180. ^ Foreign Office Papers, 371/6466-E2764/l/44, Granville Report with minutes by Nicolson, 2 March 1921
  181. ^ (Documents on British Foreign Policy), DBFP, vol. XII, no 438, Record of a conversation between Sir Eyre Crowe and M. Cambon, 19 November 1920, s. 512-3
  182. ^ Sforza, Diario, November 28, 1920, 61.
  183. ^ Sommella, Un console in trincea, 340
  184. ^ Micheletta, Italia e Gran Bretagna, 269.
  185. ^ DDF, 1920, Tome III, Peretti De La Rocca to Paul Cambon and Barrère, Paris, November 28, 1920, 352-54
  186. ^ Grassi, Atatürk, s. 216
  187. ^ Διονύσιος Τσιριγώτης: «Η ελληνική στρατηγική στη Μικρά Ασία: σύγχρονη ελληνική ιστορία και εξωτερική πολιτική», εκδ. "Ποιότητα" , 2010 (Dionysios Tsirigotis: "Küçük Asya'da Yunan stratejisi: modern Yunan tarihi ve dış politikası", "Kalite" yayınları, 2010) https://infognomonpolitics.gr/2018/08/blog-post_511-4-2/
  188. ^ T. Veremis, 'Two letters- Memoranda of E. Venizelos to Winston Churchill', Deltio Kentrou Mikrasiatikon Spoudon -Δελτίο Κέντρου Μικρασιατικών Σπουδών, 4 (1983), s. 347
  189. ^ H Δίκη των Εξ, τα εστενογραφημένα πρακτικά, εκδόσεις Πελεκάνος
  190. ^ Ζολώτα, Αναστασίου Π. (1995). Η Εθνική Τραγωδία.(Ulusal Trajedi) Αθήνα, Πανεπιστήμιο Αθηνών, Τμήμα Πολιτικών (Atina Üniversitesi) Επιστημών και Δημοσίας Διοικήσεως. σελίδες s. 44-58
  191. ^ John Mavrogordato, Modern Greece: A Chronicle and a Survey, 1800-1931, MacMillan and Co. Limited, London 1931, s. 131
  192. ^ Mazower, Greece and the interwar economic crisis, s. 60.
  193. ^ Site d'histoire de la ville d'Antalya 2006-10-18 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi..
  194. ^ Michael Smith, Ionian Vision: Greece in Asia Minor, 1919-1922 , University of Michigan Press, 1999.
  195. ^ David Lloyd George, The Truth about the Peace Treaties, v. 2 (Gollancz, London: 1938), s. 1348-1349.
  196. ^ Genelkurmay Başkanlığı, Türk İstiklal Harbinde Batı Cephesi, C.II, 2. Kısım, Ankara 1999, sayfa 225
  197. ^ TBMM Tutanakları, Cilt.1, s. 255
  198. ^ Bujak, 1918-1922 Yunan Ordusu’nun Seferi, Çev. İbrahim Kemal, İstanbul: Askeri Matbaa, 1939, s. 14.
  199. ^ ΠΟΛΕΜΟΣ ΚΑΙ ΕΛΕΥΘΕΡΙΑ - Η ΜΙΚΡΑΣΙΑΤΙΚΗ ΕΚΣΤΡΑΤΕΙΑ ΟΠΩΣ ΤΗΝ ΕΙΔΑ,  ΣΠΥΡΙΔΩΝ ΓΕΩΡΓΙΟΣ. (Savaş ve Özgürlük - Gördüğüm kadarıyla Küçük Asya Kampanyası, George Spyridon, Atina), 1957, s. 110-111
  200. ^ Erikan, Celal, Komutan Atatürk, İş Bankası, Ankara 1972, s. 608
  201. ^ 1. Ordu Kumandanı Ali İhsan Sabis, İSTİKLAL HARBİ VE GİZLİ CİHETLERİ, Harp Hatıralarım, Cilt:5 s. 334
  202. ^ VECİHİ HÜRKUŞ Anlatıyor: 10 Ocak 1921 (2)
  203. ^ Επιθετικαί επιχειρήσεις Δεκεμβρίου 1920 – Μαρτίου 1921, (Agresif operasyonlar Aralık 1920 - Mart 1921), s. 37
  204. ^ Türk İstiklal Harbi, II. Cilt, Batı Cephesi, III. Kısım, s. 247
  205. ^ Sforza to Giolitti, London, Kasım 29, 1920, in ACS, CS, b. 1, f. 2
  206. ^ Sforza to Giolitti, London, Aralık 1, 1920, in ACS, CS, b. 1, f. 2
  207. ^ British Documents on Foreign Policy (BDFP), First Series, v. VIII, Notes of a Conference, December 3, 1920, n. 98, 847
  208. ^ Sforza, Discorsi Parlamentari, “Sull’interrogazione relativa ai lavori e ai risultati della Conferenza interalleata di Parigi,” Senato del Regno, February 7, 1921, s. 103
  209. ^ TBMM tutanakları, Dönem:1, Cilt:2, İçtima:2, s. 329
  210. ^ Selahattin Tansel, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, IV, İstanbul 1991, s.33
  211. ^ Sommella, Un console in trincea, s. 346-347
  212. ^ Nicolson, (Curzon: the last phase 1919-1925), 1934, s. 259
  213. ^ «ΤΑ ΦΟΒΕΡΑ ΝΤΟΚΟΥΜΕΝΤΑ – ΣΑΓΓΑΡΙΟΣ ΕΠΟΠΟΙΪΑ ΚΑΙ ΚΑΤΑΡΕΥΣΗ ΣΤΗΝ ΜΙΚΡΑ ΑΣΙΑ», ΔΗΜ. ΦΩΤΙΑΔΗΣ, ΕΚΔ. ΦΥΤΡΑΚΗ, ΑΘΗΝΑ, 1974
  214. ^ ΕΦΗΜΕΡΙΣ ΤΩΝ ΒΑΛΚΑΝΙΩΝ, Σχετικά με τη Διάσκεψη του Λονδίνου, (Balkanların Gazetesi, Londra Konferansı Hakkında), 14 Φεβρουάριος (Şubat) 1921, s. 2.
  215. ^ Η ΤΕΛΕΥΤΑΙΑ ΦΑΣΗ ΤΟΥ ΑΝΑΤΟΛΙΚΟΥ ΖΗΤΗΜΑΤΟΣ, ΨΩΜΙΑΔΗΣ Ι. ΧΑΡΑΛΑΜΠΟΣ, (Psomiadis I. Karalampos, Doğu Sorununun Son Aşaması), 2004, s. 48-51
  216. ^ Εφημερίδα των Βαλκανίων (Balkan Gazetesi), 21 Φεβρουαρίου (Şubat) 1921, s. 2.
  217. ^ Γιαννόπουλος, Γεώργιος, Από Το Νέστο Ώς Το Σαγγάριο, (Giannopoulos, Georgios, Nestos’tan Sakarya’ya), Αθήνα(Atina), 1987
  218. ^ Πιθανή τουρκο-ελληνική συμφωνία, Εφημερίδα των Βαλκανίων (Balkan Gazetesi, Muhtemel Türk-Yunan anlaşması), 9 Mart (24 Şubat) 1921, s. 2
  219. ^ Documents on British Foreign Policy 1919-1939, First Series, v. XVII, Buchanan to Earl Curzon, Foreign Office, March 24, 1921.
  220. ^ Nicolson, (Curzon: the last phase 1919-1925), 1934, s. 260
  221. ^ Στυλιανός Γονατάς, Απομνημονεύματα, (Stylianos Gonatas, Anılar), Αθήνα (Atina): 1958, s. 159-160
  222. ^ Akbaş, Mareşal Fevzi Çakmak, s. 176
  223. ^ Ali İhsan Sabis, Harp Hatıralarım, Cilt:5 İSTİKLAL HARBİ VE GİZLİ CİHETLERİ, s. 411-12
  224. ^ Seniha Sâmi Moralı: “Hamdullah Suphi ve Türk Ocakları”, Tarih Mecmuası, Mart 1969.
  225. ^ Atatürk'ün Hususiyetleri, 1998, s. 64
  226. ^ Εφημερίδα Εμπρός (Empros gazetesi), 30 Ενδέχεται (Mayıs) 1921, s. 1
  227. ^ Documents on British Foreign Policy 1919-1939, Vol. XVII, no 88, Notes of meetings related to Allied mediation in the Near East, Appendix 2,18-19 June 192 1, s. 597
  228. ^ Επιτομος Ιστορια Της Εις Μικραν Ασιαν Εκστρατειας (Küçük Asya Seferinin Kısa Tarihi) 1919-1922, s.141.
  229. ^ Επιχειρησεις Ιούνιος-Ιούλιος 1921 (Haziran-Temmuz 1921 İşleri), s. 118-120.
  230. ^ Türk İstiklal Harbi, II. Cilt, Batı Cephesi, 4. Kısım, s. 44-46.
  231. ^ Türk İstiklal Harbi, II. Cilt, Batı Cephesi, 4. Kısım, s. 98-100.
  232. ^ TBMM tutanakları, 1. dönem, 2. yasama yılı, 54. birleşim, s. 348 (23 Temmuz 1921)
  233. ^ Ali İhsan Sabis, Harp Hatıralarım, Cilt:5 İSTİKLAL HARBİ VE GİZLİ CİHETLERİ, s. 158-159-338
  234. ^ Επιτομος Ιστορια Της Εις Μικραν Ασιαν Εκστρατειας (Küçük Asya Seferinin Kısa Tarihi), 1919-1922, s. 204
  235. ^ Türk İstiklal Harbi, II. Cilt, Batı Cephesi, 4. Kısım, s. 583
  236. ^ Tarih İçinde Polatlı, Ankara Polatlı Belediyesi, sayfa 111
  237. ^ Andrew Mango, Atatürk, 1999, İstanbul, s. 307
  238. ^ TBMM tutanakları, 1. dönem, 2. yasama yılı, 55. birleşim, s. 360 (24 Temmuz 1921)
  239. ^ Bayur, Yusuf Hikmet, Türkiye Devletinin Dış Siyasası, s. 95
  240. ^ TBMM tutanakları, Dönem:1, Cilt:2, 59. Birleşim, 2 Ağustos 1921
  241. ^ TBMM tutanakları, 1. dönem, 2. cilt, 2. içtima, 5 Ağustos 1921, s. 174
  242. ^ TBMM tutanakları, Dönem:1, Cilt:2, İçtima:2, s. 213
  243. ^ TBMM tutanakları, Dönem:1, Cilt:2, İçtima:2, s. 221
  244. ^ Επιχειρήσεις προς Άγκυραν 1921 (Ankara’ya Doğru Operasyon 1921), Μέρος πρώτον (Bölüm Bir), s. 5-6
  245. ^ https://books.google.com/books?id=2JYKAQAAIAAJ&q=bulundu%C4%9Fu+mevzide+sonuna+kadar+durmaya+ve+direnmeye+mecburdur&dq=bulundu%C4%9Fu+mevzide+sonuna+kadar+durmaya+ve+direnmeye+mecburdur&hl=tr&sa=X&ved=0ahUKEwiJ5dT4zJ7bAhXNFTQIHTc9DuwQ6AEIJzAA Atatürk: komutan, devrimci ve devlet adamı yönleriyle, Gnkur. Basımevi, 1980
  246. ^ Χατζηαντωνίου «Μικρά Ασία - Ο απελευθερωτικός αγώνας (1919 - 1922)» (Hatziantoniou "Küçük Asya - Kurtuluş Mücadelesi"), s. 234
  247. ^ Fahrettin Altay, 10 yıl savaş ve sonrası, s. 302-3
  248. ^ Türk İstiklal Harbi, II. Cilt, Batı Cephesi, 5. Kısım, 2. Kitap, Ankara: Genelkurmay Basımevi, 1973, s. 4.
  249. ^ Türk İstiklal Harbi, II. Cilt, Batı Cephesi, 5. Kısım, 2. Kitap, s. 484
  250. ^ Hüseyin Işık, “Prens Andre’nin İtirafı”, Askeri Tarih Bilteni, Cilt: 16, Sayı: 30, 1991, s. 98-99
  251. ^ Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, Türkiye Yayınevi, İstanbul, 1960, s. 997
  252. ^ "Sakarya Meydan Muharebesi". Genelkurmay Başkanlığı. 4 Mart 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 12 Ağustos 2009. 
  253. ^ Kate Fleet, Suraiya Faroqhi, Reşat Kasaba: The Cambridge History of Turkey (Volume 4)], Cambridge University Press, 2008, ISBN 0-521-62096-1, sayfa 138 9 Aralık 2014 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi..
  254. ^ İstiklal Harbi ve Gizli Cihetleri, Ali İhsan Sabis, Harp Hatıralarım Cilt:5, s.100-154
  255. ^ Service of Historical Archives, Ministry of Foreign Affairs, 1921, File 32.7, Mavromichalis to Gounaris, 28 December 1921
  256. ^ Foreign Office Papers, 371/6536-E 13183/143/44, Rumbold to Curzon, 1 December 1921
  257. ^ The History of the Greek Nation 1913-1941, Η Ιστορία του Ελληνικού Έθνους 1913-1941 T6, (Atina, 1978), s. 300-1.
  258. ^ Winston Churchill, The World Crisis, The, aftemath (London, 1929), s. 412-3.
  259. ^ Foreign Office Papers, 371/7855-E1931/5/44, Gounaris to Curzon, 15 February 1922
  260. ^ Documents on British Foreign Policy, vol. XVIII, Chapter IV, Conversations in Paris between British, French, and Italian representatives, March 22-6,1922, s. 560-570, s. 668-763.
  261. ^ Ali İhsan Sabis, Harp Hatıralarım, Cilt:6 İSTİKLAL HARBİ VE GİZLİ CİHETLERİ, s. 199
  262. ^ Angelornatis, Chronicle ofa great tragedy, s. 163
  263. ^ Ronaldshay, The Life Of Lord Curzon Vol-iii, (George Nathaniel Marquess Curzon of Kedleston), 1928, London, s. 298
  264. ^ Michael Smith, Ionian Vision: Greece in Asia Minor, 1919-1922 , University of Michigan Press, 1999. s. 280
  265. ^ "Telegram from Harington to the British War Department, 17 July 1922", War Office Papers, Public Record Office, 32/5746, l(k)
  266. ^ "Telegram from Harington to the British War Department, 21 July 1922', War Office Papers, Public Record Office, 32/5746
  267. ^ "Letter from the British Foreign Office to the War Department, 26 July 1922", War Office Papers, Public Record Office, 32/5746,
  268. ^ G. Christopoulos and 1. Bastias,The History of the Greek Nation (Yunan milletinin tarihi) 1913-1941, Vol. IE - (Η Ιστορία του Ελληνικού Έθνους 1913-1941 T6), (Atina, 1978), s. 201.
  269. ^ https://www.historical-quest.com/current-issue/112-archive/20os-aionas-ellada/108-to-sxedio-gia-tin-katalipsi-tis-polis-1922.html (Konstantinopolis'i işgal etme planı: kaçırılmış bir fırsat mı yoksa bir kuruntu mu?)
  270. ^ Gazi Mustafa Kemal, Nutuk, 13. bölüm, Taarruz plânımızın esası-Taarruza hazırlık emri, s. 511-512.
  271. ^ Bentinck to M. Baltazzi 3 July 1922, Foreign Office Papers, 371/7870, E 8168.
  272. ^ Foreign Office Papers, Public Record Office, 371/7870, E 8050
  273. ^ Foreign Office Papers, Public Record Office, 371/7869, E 7660.
  274. ^ Michael Smith, Ionian Vision: Greece in Asia Minor, 1919-1922 , University of Michigan Press, 1999. s. 282
  275. ^ UK Parliament, Hansard, Commons: 4 August 1922, Commons Chamber, Near East
  276. ^ a b Fisher 1969, s. 386.
  277. ^ Naimark 2002, s. 46.
  278. ^ U.S. Vice-Consul James Loder Park to Secretary of State, Smyrna, 11 April 1923. US archives US767.68116/34
  279. ^ Kinross 1960, s. 318.
  280. ^ Toynbee, Arnold (6 Nisan 1922) [9 March 1922], "Letter", The Times, Turkey .
  281. ^ Howell, HG (15 Eylül 1922), Report on the Nationalist Offensive in Anatolia, İstanbul: The Inter-Allied commission proceeding to Bourssa, F.O. 371-7898, no. E10383 .
  282. ^ Özdalga, Elizabeth. The last dragoman: the Swedish orientalist Johannes Kolmodin as scholar, activist and diplomat (2006), Swedish Research Institute in Istanbul, p. 63.
  283. ^ Ronaldshay, The Life Of Lord Curzon Vol-iii, (George Nathaniel Marquess Curzon of Kedleston), 1928, London, s. 305
  284. ^ TBMM tutanakları, Devre:1, Cilt:24, İçtima senesi:3, 30 Ekim 1922, s. 278-297
  285. ^ TBMM tutanakları, Devre:1, Cilt:24, İçtima senesi:3, 30 Ekim 1922, s. 293
  286. ^ TBMM tutanakları, Devre:1, Cilt:24, İçtima senesi:3, 1 Kasım 1922, s. 314-5
  287. ^ Churchill Papers, Churchill College Archives, CHAR 17/6, Churchill to Lloyd George, 4 December 1920
  288. ^ Winston Churchill. Companion volume, Randolph Spencer, 1911-1968, s. 1267-1272. (21 Aralık 1920)
  289. ^ Churchill Papers, Churchill College Archives, CHAR 16/53/B, Churchill Memorandum, 16 December 1920
  290. ^ LEAGUE OF NATIONS, Treaty Series, Publication of Treaties and International Engagements registered with the Secretariat of the League of Nations, VOLUME XXVIII, 1924 NUMBERS 1, 2, 3 and 4.

Dipnotlar[değiştir | kaynağı değiştir]

  1. ^ Bütün Anadolu'da bulunan kuvvet.
  2. ^ Yunan tümenlerinin, Türk tümenlerine göre ortalama yüzde 25 personeli fazladır.
  3. ^ Türk tarafında piyade tüfeklerinin yüzde 10-15'i gerilerde depolara gönderilmişlerdi. Muharip birlikler'in elinde 92.792 tüfek vardı.
  4. ^ 100 adedi birer tonluk Berliet, 98'i demir tekerlekli 2,5 tonluk eski kamyonlar.
  5. ^ Bu miktarın 45.530'u ester ve beygir geri kalanı öküz ve eşek.
  6. ^ 10 uçaktan 6'sı keşif, 4'ü avcı uçağı.
  7. ^ 1919'da Yunanistan'nın başbakanı Venizelos Fransa başbakanı Georges Clemenceau ile yaptığı bir görüşmede, "Yunanistan'nın 12 tümenden oluşan 325.000 kişilik bir ordusu var, mütareke döneminden çok daha güçlü bir ordu. Mustafa Kemal'in ise sadece 70.000 adamı var." ifadesini kullandı. (Documents on British Foreign Policy 1919-1939, (ed. E.L. Woodward and Rohan Butler) First Series, Vols:I-II, London, His Majesty's Stationery Office, 1947, sayfa 236)
  8. ^ 50 uçaktan 40'ı keşif uçağı ama bombardıman görevi de verilebiliyor, 10'u avcı uçağı.
  9. ^ Hastanede ve yaralarından dolayı ölenler dahil değil. 24.399 asker bütün cephelerde hastanede hastalıktan ve yaralarından dolayı öldü.
  10. ^ Tüm Kurtuluş Savaşı'nda yaralanan askerler.
  11. ^ Yunanistan’ın elinde bulunan Türk harp esirleri konusunda Türk ve Yunan tarafları farklı rakamlar vermişlerdir. Yunan Kızılhaçı Türk esir sayısını 510 subay, 6.012 asker 309 sivil olmak üzere 6.813 olarak verirken, mübadeleye esas olan Türk esir sayısı ise 329 subay, 6.002 asker ve 15.742 sivil esir olarak belirtildi. Fakat başka kaynaklara göre farklı esir sayıları mevcuttur. (Ayrıntılı bilgi için bkz. a.g.e. Ahmet Özdemir sayfa 325-333)
Lozan Barış AntlaşmasıLozan Barış KonferansıAnkara Anlaşması (1921)Kars AntlaşmasıLozan Barış KonferansıMudanya Ateşkes AntlaşmasıSevr Barış AntlaşmasıMoskova Antlaşması (1921)Londra KonferansıSan Remo KonferansıParis Barış KonferansıGümrü AntlaşmasıLondra KonferansıSelanik Ateşkes AntlaşmasıMondros Ateşkes AntlaşmasıMisak-i MilliAmasya ProtokolüSivas KongresiAlaşehir KongresiBalıkesir KongresiErzurum KongresiAmasya TamimiKing-Crane KomisyonuMilli KongreAhmet İzzet FurgaçMehmed Talat PaşaBaşkomutanlık Meydan MuharebesiSakarya Meydan Muharebesiİkinci İnönü MuharebesiBirinci İnönü Muharebesiİzmir'in İşgaliİstanbul'un İşgaliTürk Ulusal Hareketi