Çin-Türkiye ilişkileri

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Çin-Türkiye ilişkileri
Haritada gösterilen yerlerde People's Republic of China ve Turkey

Çin

Türkiye

Çin-Türkiye ilişkileri, Çin ile Türkiye'nin birbirini resmen tanıdığı 5 Ağustos 1971 tarihinden bu yana sürdürdüğü uluslararası politikaları içerir.

Tarihçe[değiştir | kaynağı değiştir]

Modern Çin'in kurucusu kabul edilen askerî ve siyasi lider Çan Kay Şek, Sun Yat-sen'in 1925 yılındaki ölümünden sonra Kuomintang'ın başına geçti. Çan Kay Şek'in başında olduğu Kuomintang, Çin'deki iktidar ve iktidarı kontrol eden savaş beylerine karşı ihtilal başlattı. Kuzey Seferi'nin komutanlığını yapan Çan Kay Şek, 1928'de başarıyla sonuçlanan seferin sonunda başkenti Nankin'e taşıyıp kendi başkanlığında bir milliyetçi hükûmet kurarak 1928-1948 arasında Çin Cumhuriyeti Milliyetçi Hükûmeti'nin önderi olmuştur.

Çan Kay Şek Kuzey Seferi sırasında iş birliği yaptığı Çin komünistlerinin, Mao Zedong yönetiminde başlattıkları Güz Hasadı İsyanı'nı kanlı biçimde bastırdı. Bu olaydan sonra Çin İç Savaşı Çan Kay Şek rejimiyle komünistler arasındaki bir savaşa dönüştü. II. Dünya Savaşı sırasında Japonya Çin'i ele geçirme girişimine başladığında bile komünistlerle milliyetçiler arasındaki mücadele devam etmekteydi. Çan Kay Şek'in savaş sırasında Mançuryalı bir savaş beyi tarafından Şian'a kaçırılıp komünistler aracılığıyla kurtarılmasından sonra Çin Komünist Partisi ile Kuomintang Japonya'ya karşı ittifak kurmuş ve Çan Kay Şek, birleşik cephe ordularının başkomutanı olmuştur. 1945'te Japonya'nın teslim olmasından sonra Çin'de yeniden iç savaş başladı.

1949 yılında, komünistlere karşı Çin'de kontrolü kaybeden milliyetçiler Çan Kay Şek liderliğinde Tayvan'a çekildiler ve Tayvan'da Çin Cumhuriyeti adı altında hakimiyetini sürdürdüler. Çan Kay Şek, hayatının sonuna kadar Çin'in meşru hükûmetinin kendi hükûmeti olduğunu savundu. 1949 yılında Yeni Çin’in (Çin Halk Cumhuriyeti) kuruluşunun başında Soğuk Savaş başladı, o zamanlar Türk hükûmeti siyasi, ekonomik, askerî ve diplomatik alanlarda Amerika Birleşik Devletleri ve Batı Avrupa ile paralel bir Çin politikası uyguladı. Türkiye, Sovyet ve komünizm karşıtı politikanın bir türevi olarak, Çin Halk Cumhuriyeti'ni değil Çin Cumhuriyeti'ni tanımaya devem etti.

Japonya, San Francisco Barış Antlaşması ile 1952 yılında Tayvan üzerindeki tüm bölgesel haklarından resmen feragat etti. Tek Çin politikası uyarınca 1971'de Birleşmiş Milletlerin Çin Halk Cumhuriyeti'nin kabulü ve çoğu devletin Tayvan'ı tanımaktan vazgeçmesi ile Çin Cumhuriyeti dış ilişkiler alanında zor durumda kaldı.

Çin-Türkiye diplomatik ilişkileri 1971 yılında ancak tesis edilmiş olsa da çok köklü bir tarihî arka plana sahiptir. İkili ilişkiler tarih boyunca rekabetçi ve biri diğerinden daha üstün olma mücadelesinin hakim olduğu bir zeminde gelişmiştir. Uyumun ve işbirliğinin egemen olduğu dönemler nispeten az olmuştur. Çin'de 1976 yılında Mao'nun ölmesi ve 1979 yılında dışa açılma politikasını başlatmasının ardından Türkiye ile Çin arasında üst düzey ziyaretler de gerçekleşmeye başlamış ise de istikrarlı ikili ilişkiler kurulamamıştır. Çin Halk Cumhuriyeti, 2003 yılı ilk yarıyılı itibarıyla Japonya ve Güney Kore’yi geçerek Asya-Pasifik ülkeleri arasında Türkiye'nin en büyük ticari partneri haline gelmiştir. Ticaret hacminin artmasına paralel olarak, iki ülke arasındaki ilişkiler ivme kazanmıştır.

Çin-Türkiye ilişkileri, 2009’dan itibaren de her alanda optimum seviyeye ulaşırken, 2010 yılında stratejik işbirliği düzeyine yükseltilen iki ülke ilişkileri, karşılıklı üst düzey ziyaretlerin artması ile hareketlilik kazanmış ve ayrı bir boyuta yükselmiştir. Türkiye ve Çin’in son dönemde yakaladıkları büyüme hızları her iki ülkeyi ekonomik anlamda da birbirlerini daha fazla dikkate almaya zorlamaktadır. Çin için Türkiye Balkanlar ve Avrupa’ya bir çıkış kapısı, Orta Doğu ve Orta Asya’da iyi bir ekonomik ortaktır. Türkiye ise Çin’i siyasi, ekonomik ve güvenlik ile ilgili alanlarda karşılıklı ilişkilerin güçlendirilmesi gereken bir partner olarak görmektedir. Türkiye Asya ülkeleri ile ilişkilerini geliştirme konusunda da Çin’in işbirliğine özel bir önem atfetmektedir. Bu bağlamda Türkiye Şanghay İşbirliği Örgütüne büyük bir önem vermektedir. Nitekim Çin, Rusya ve diğer üye ülkelerin desteğiyle Türkiye 6-7 Haziran 2012 tarihlerinde Pekin’de düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Devlet Başkanları Zirvesi’nde oybirliğiyle diyalog ortaklığına kabul edilmiştir. 26 Nisan 2013 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti'ne Şanghay İşbirliği Örgütünün Diyalog Ortağı Statüsü Tanınmasına İlişkin Muhtıra imzalanmıştır. Söz konusu belge, diyalog ortağı Türkiye ile Şanghay İşbirliği Örgütü arasında başta bölgesel güvenlik, terörle mücadele, uyuşturucu kaçakçılığı ve organize suçların önlenmesi ile ekonomik ve kültürel alanlar olmak üzere çeşitli konularda işbirliğinin geliştirmesini öngörmektedir. Bu sayede Türkiye, uluslararası ticaretten güvenlik işbirliğine kadar pek çok alanda ilişkilerini daha iyi bir noktaya taşıyabileceğini düşünmekte ve ASEAN gibi uluslararası örgütlerle ilişkilerini yoğunlaştırmayı amaçlamaktadır.

İlişkilerdeki en önemli sorun dış ticaretteki makasın Çin lehine gittikçe açılmasıdır. Bu durum ekonomik ve ticari ilişkilerin hükûmetler düzeyinde mercek altına alınması sonucunu doğurmuştur. Türk dış ticaretindeki makasın giderek Çin lehine açılması söz konusudur.

Türkiye, Kıbrıs başta olmak üzere diğer uluslararası sorunlarda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyesi olan Çin’in desteğini almaya çalışmıştır. Geçmişe göre Çin, Kıbrıs da dahil Türkiye'nin hassasiyet duyduğu konularda daha duyarlı bir tavır almaya çalıştığı, izleyen dönemde Türkiye’nin uluslararası platformlarda artan etkisine paralel olarak Birleşmiş Milletler, G20, ASEAN ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi örgütler bünyesinde iki ülke arasında siyasi, ekonomik, kültürel ve güvenlikle ilgili alanlarda işbirliği imkanı zeminini daha da güçlendirilebileceği ileri sürülmektedir.

Her iki ülke kritik öneme sahip uzun vadeli çıkarların sürdürülebilirliği açısından etkili bir stratejik işbirliği geliştirmektedir. Çok boyutlu şekillenen dünya güç sistematiği içerisinde Çin-Türkiye ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için askerî ve kültürel boyut ayrı bir öneme haizdir. Bu noktada, her yıl dönüşümlü düzenlenmesi planlanan Türkiye-Çin Forumu’nun amacı, sorun alanlarını ihmal etmeden yeni dönemde Çin ve Türkiye ikili ilişkilerindeki fırsatlar ve tamamlayıcılık ilişkisini stratejik bir bakış açısı ile Türk ve Çin kamuoyu nezdinde ortaya koymak ve kurumsal, entelektüel bir zemin inşa etmektir.

Temmuz 2009 Urumçi başkaldırıları[değiştir | kaynağı değiştir]

Temmuz 2009 Urumçi başkaldırıları, Çin'e bağlı, Doğu Türkistan adıyla da bilinen, Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nin başkenti Urumçi'de 5 Temmuz 2009 günü başlayan olaylardır.

Çin medyasına göre çıkan çatışmalarda 137'si Han, 46'sı Uygur, 1'i Hui olmak üzere 184 kişi hayatını kaybetmiş, yaralanmış, 2344 kişi tutuklanmıştır. Dünya Uygur Kongresi lideri Rabiye Kadir ise; Washington'da yaptığı açıklamada Edindiğimiz bilgilere göre ölü sayısı 800'ün üzerinde, kimileri de 4 bin rakamını telaffuz ediyor dedi.

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Doğu Türkistan'daki olayların vahşet boyutuna vardığını ve olayların bir an evvel engellemesi ve sorumlularının adalet karşısında hesap vermesi gerektiğini kaydetti. Türkiye Lideri Erdoğan ayrıca olayı Türkiye'nin geçici üyesi olduğu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne taşıyacaklarını duyurdu. Olayların "iç meselesi" olduğunu savunan ve konseyde veto hakkı bulunan Çin, Türkiye'nin bu girişimine karşı çıktığını açıkladı. Erdoğan, birkaç gün sonra İtalya'da düzenledeği bir basın toplantısında Çin'deki ölümler hakkında "adeta bir soykırım yaşanıyor" ifadesini kullandı. Aynı gün Dışişleri Bakanlığı tarafından Türkiye'nin Çin ile ilişkilerine çok önem verdiğini belirtilerek ve "Türkiye’nin Çin Halk Cumhuriyeti’nin iç işlerine karışmak gibi bir niyeti yoktur, olmamıştır" şeklinde açılama yapıldı. Türkiye Devleti'nin, Çin'e baskı yapması sonucu Çin geri adım atmıştır. Türkiye bölgedeki sorunları yakın takipte izlemektedir.

 İşbu makale Nuraniye Hidayet Ekrem URL tarafından CC BY-SA 3.0 lisansı altında yayınlanan metin içermektedir.