Sabahattin Ali

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Şuraya atla: kullan, ara
Sabahattin Ali
Sabahattin ali.jpg
Sabahattin Ali
Doğum 25 Şubat 1907(1907-02-25)
Eğridere, Osmanlı İmparatorluğu
Ölüm 2 Nisan 1948 (41 yaşında)
Kırklareli, Türkiye
Meslek Yazar · şair · öğretmen · tercüman
Dönem Cumhuriyet
Edebî akım Toplumcu gerçekçilik · realizm
Önemli eserler Kuyucaklı Yusuf (1937)
İçimizdeki Şeytan (1940)
Kürk Mantolu Madonna (1943)
Evlilikler Aliye Ali (e. 1935; ö. 1948)
Çocuklar Filiz Ali

Sabahattin Ali (25 Şubat 1907, Eğridere - 2 Nisan 1948, Kırklareli), Türk yazar ve şair. Edebi kişiliğini toplumcu gerçekçi bir düzleme oturtarak yaşamındaki deneyimlerini okuyucusuna yansıttı ve kendisinden sonraki cumhuriyet dönemi Türk edebiyatını etkileyen bir figür hâline geldi. Daha çok öykü türünde eserler verse de romanlarıyla ön plana çıktı; romanlarında uzun tasvirlerle ele aldığı sevgi ve aşk temasını, zaman zaman siyasi tartışmalarına gönderme yapan anlatılarla zaman zaman da toplumsal aksaklıklara yönelttiği eleştirilerle destekledi. Kuyucaklı Yusuf (1937), İçimizdeki Şeytan (1940) ve Kürk Mantolu Madonna (1943) romanları Türkiye'deki edebiyat çevrelerinin takdirini toplayarak hem 20. yüzyılda hem de 21. yüzyılda etkisini sürdürdü.

Eğridere'de doğan Sabahattin Ali, ilk hikâye ve şiir denemelerine Balıkesir'de başladıktan sonra İstanbul'daki edebiyat öğretmeni Ali Canip Yöntem'in desteğiyle ilk kez Akbaba ve Çağlayan dergilerinde şiirlerini yayımlattı. Anadolu'da kısa süre öğretmenlik yaptıktan sonra Türk devleti tarafından dil eğitimi için Almanya'ya gönderildi. Türkiye'ye döndüğünde Almanca öğretmeni olarak göreve başlasa da önce komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla bir süre tutuklandı, ardından ise Türk devlet yöneticilerini eleştirdiği iddiasıyla tekrar tutuklandı. Bu dönemde memurluktan ihraç edilince görevine geri dönebilmek için Atatürk hakkında bir şiir yazdı ve tekrar devlet kurumlarında görevlendirildi. Ayrıca kendisine yüklenen sosyalist algısını kırmak için de Esirler adlı bir oyun kaleme aldı.

Hayatının son yıllarında Türk milliyetçileriyle yaşadığı tartışmalarla da öne çıktı, özellikle Türkçü-Turancı yazar Nihal Atsız ile yaşadığı gerilim giderek artarak Irkçılık-Turancılık davasının bir parçası oldu. Bu dönemde Aziz Nesin'le beraber çıkardığı Markopaşa dergisinde siyasileri eleştirmesi yüzünden çeşitli davalarla uğraşmak zorunda kaldı. Hakkındaki davaların aleyhinde seyrettiği bir dönemde Türkiye'den ayrılmak istedi ve Bulgaristan sınırını geçmek isterken kendisine kaçma girişiminde rehberlik eden Ali Ertekin tarafından milliyetçi gerekçelerle öldürüldü.

Ailesi[değiştir | kaynağı değiştir]

Sabahattin Ali'nın kız kardeşi Saniye Süheyla Conkman (1922-2017)

Sabahattin Ali, Karadeniz kökenli bir aileye mensuptur. Büyükbabası Bahriye Alay Emini[not 1] Oflu Salih Efendi'dir.[1] Sabahattin Ali'nin Mehpare Taşduman'a[not 2] yazdığı 24 Ağustos 1928 tarihli mektupta geçen "Babam İstanbul'un eski ve asil bir ailesinin çocuğu idi."[2] cümlesi, büyükbabasının gençken veya çocukken İstanbul'a gelip yerleştiğini göstermektedir.[3] Bazı kaynaklar ise Sabahattin Ali'nin büyükbabasının Yüzbaşı Mehmet Ali Bey olduğunu hatalı bir şekilde yazmaktadır.[4] İçimizdeki Şeytanlar adlı eserinde Nihal Atsız, Sabahattin Ali'nin kendisine Oflu bir babanın çocuğu olduğunu söylediğini belirtti.[5] Aliye Ali, Ramazan Korkmaz'ın kendisiyle yaptığı özel bir görüşmede, eşinin Karadeniz kökenli olduğunu fakat büyükbabasının sonradan İstanbul'a yerleştiğini söyledi.[6]

Yazarın babası Ali Selahattin Bey (1876-1926) Eğridere'de zabit olarak çalışırken kendisinden on altı yaş küçük olan Hüsniye Hanım'la tanıştı ve evlendi.[2] Bu evlilikten Sabahattin (1907) ve Fikret (1911) adında iki çocuğu oldu. Ali Selahattin Bey I. Dünya Savaşı yıllarında "Divan-ı Harb Orfi Reisi" olarak Çanakkale'ye çağrıldı ve eşi ile çocuklarını alarak Çanakkale'ye gidip dört yıl kadar bir süre orada kaldı. Sabahattin Ali burada geçirdiği yıllardan zaman zaman mektup ve yazılarında bahsetti.[7] Babası savaştan sonraki dönemlerde kalp hastası oldu, annesi histeri hastalığına yakalandı, kardeşi Fikret ise kekeme oldu. Ali Selahattin Bey biriktirdiği para ile İzmir'e gelerek tiyatro veya gazino işleriyle uğraşmak istemekteydi. Belirli bir süre yolunda giden işleri, İzmir'in işgali ile sekteye uğradı. Daha sonra ise ailecek Edremit'e göç ederek Hüsniye Hanım'ın babasının yanına gittiler. Ali Selahattin Bey burada maddi sıkıntılar çekerken eşi de ruhsal sorunlar yaşadı. Sabahattin Ali'nin, annesinin bu durumunu belirtmek için "muhakkak bir bahane bularak kavga çıkarır ve adama yediğini içtiğini zehir eder." şeklinde cümleler kullandığı görülmektedir. 1920'li yıllara gelindiğinde aileye Suha (1920) adında bir kız çocuğu katıldı. Ali Selahattin Bey, evin geçimini sağlamak adına veresiye eşya alarak bunları çarşıda satmaya başladı. Sonraları Hüsniye Hanım farklı hastanelerde tedavi görmeye başladı. Bu dönemlerde baba Ali Selahattin Bey, Pelidköylü Mehmet Bey'in yardımcılığını yapmaya başlayarak ekonomik anlamda daha rahat bir duruma geçti. İstanbul'daki eşinin iyileşmeye başladığı haberini alan Ali Selahattin Bey, eşini getirmesi için kâtibini gönderdi. Fakat Hüsniye Hanım taburcu olmadan bir gün önce Ali Selahattin Bey hayatını kaybetti.[8]

Hayatı[değiştir | kaynağı değiştir]

Sabahattin Ali 25 Şubat 1907 tarihinde Edirne Vilayeti'nin Gümülcine Sancağı'na bağlı Eğridere ilçesinde (günümüzde Ardino) doğdu.[9][10] Babası Ali Selahattin Bey, dönemin entelektüel kesiminden olan Tevfik Fikret ve Prens Sabahattin'le olan dostluğundan dolayı çocuklarına bu kişilerin isimlerini vermeyi düşünmekteydi ve bu doğrultuda ilk oğluna Sabahattin, ikincisine ise Fikret ismini verdi.[11] Sabahattin Ali yedi yaşına geldiğinde İstanbul'da Üsküdar'ın Doğancılar mahallesinde Füyûzâtı Osmâniye Mektebi'ne başladı. Aynı dönemde Ali Selahattin Bey'in Çanakkale'ye tayini çıktı ve ailecek oraya taşındılar. İlköğrenimine Çanakkale İptidai Mektebi'nde devam ederken seferberlik ilan edildi ve okul öğretmensiz kalınca kapandı. Daha sonraları Ali Selahattin Bey'in de çabalarıyla okul tekrardan açıldı.[4]

Sabahattin Ali'nin annesi on altı yaşında evlendi ve ruhsal sorunlarından ötürü defalarca intihara kalkıştı.[12] Yazarın Edremit'ten çocukluk arkadaşı olan Ali Demirel, anne Hüsniye Hanım'ın çok sinirli bir insan olduğunu ve diğer oğlu olan Fikret'e daha fazla yakınlık gösterdiğini söyledi.[13] Yazar ise kardeşi Fikret'i şımarık, asalak ve kaba bir külhanbeyi olarak niteledi.[14] Edremit'teki İptidai Mektebi'nde okurken de (1918-1921) dış çevreye kapalı bir görünüm vermekteydi. Arkadaşı Ali Demirel o günlerde Sabahattin Ali'nin arkadaş ortamlarında oynanan oyunlara katılmadığını, kendi halinde takılmayı tercih ettiğini, ya eve gidip kitap okuduğunu ya da resim çizdiğini söyledi.[15] Buna karşın Sabahattin Ali, Edremit İptadi Mektebi'nde sınıfının başarılı öğrencilerinden biri oldu; Gümülcine'den babasının çok yakın dostu olan Mehmet Şah Bey'in özel ilgisi ile okumaya daha fazla özendi ve kesintilere rağmen başarılı bir öğrencilik dönemi geçirdi.[16]

Gençlik dönemi[değiştir | kaynağı değiştir]

Yazar 1921 yılında Edremit İptidai Mektebi'ni bitirdikten sonra İstanbul'daki büyük dayısının yanına gitti ve burada bir yıl kaldı. Ardından Balıkesir'e dönerek 1922-1923 ders yılının başında Balıkesir Muallim Mektebi'ne kaydoldu.[17] Burada şiir ve hikaye deneyimlerini geliştirmeye başlayarak okulun ikinci yılında gazete ve dergilere yazılar gönderdi.[18] Ayrıca arkadaşlarıyla birlikte bir okul gazetesi çıkardı. Bu okulda geçirdiği süre içerisinde günlük tutmaya başladı, tiyatro ve sinemaya daha fazla gitti ve bunların sonucunda sanata olan ilgisi arttı. Kendisinin 23 Ocak-18 Mart (1924) tarihleri arasına ait günlükleri incelendiğinde, yazarın o dönemde yalnız ve karamsar bir ruh haline sahip olduğu anlaşılmaktadır. Sanata ve serbest bir yaşama daha fazla özenen Sabahattin Ali, okulun disiplinli ortamından sıkılıp fırsat buldukça kaçarak sinema ve tiyatroya gitmeye başladı. Bunun farkına varan okul müdürü ise kendisini ailesinin yanına göndermekle tehdit etti.[19] Sonrasında Sabahattin Ali intihar etmeye kalkıştı. Kendisinin blöf olarak nitelendirdiği bu intihar girişimi, arkadaşı ve öğretmenleri sayesinde engellendi.[20] Ardından okul müdürünün de desteğiyle İstanbul'a naklini aldırdı. İstanbul Muallim Mektebi'nde de hemen dikkatleri üzerine çekti.[21] Bu dönemlerde edebiyat öğretmeni olan Ali Canip Yöntem'in desteğiyle, Çağlayan[22] ve Akbaba gibi dergilere şiir ve hikâyeler gönderdi. Belirli bir süre düzenli bir hayat sürdürürken annesinin sağlık sorunları arttı. 21 Ağustos 1927 tarihinde öğretmenlik diplomasını aldı.[23]

Öğretmenliğinin ilk yılları[değiştir | kaynağı değiştir]

Sabahattin Ali öğretmenlik diplomasını aldıktan sonra Ankara'da bir hastanede baştabip yardımcısı olarak görevini sürdüren dayısı Rıfat Ali Ertüzün'ün yanına gitti. Dayısının Yozgat Devlet Hastanesi'nde başhekimlik görevi için tayini çıkınca, yeğenini yanına almak isteyen Ertüzün, dönemin mebuslarından Cevat Dursunoğlu Bey ile görüştü ve yeğeninin Yozgat Merkez Cumhuriyet İlkokulu'na öğretmen olarak atanmasını sağladı.[24] Sonrasında ailecek Yozgat'a gittiler. Burada yazarın çevresi, dayısının da etkisiyle gelişti. Fakat burada kendi söylemiyle yazdığı şiirleri ve hikâyeleri okuyacak, kendisini anlayacak kişiler bulmakta zorlanmaktaydı. Buradaki durumunu İstanbul'daki yakın arkadaşı olan Nahit Hanım'a yazdığı 24 Kasım 1927 tarihli mektupta sitemli bir şekilde anlatmaktaydı ve yalnızlığından şikâyet etmekteydi.[25] Nahit Hanım, öğretmenlik stajında tanıştığı Sabahattin Ali'nin sevdiği kişilerden biridir. Önce dostluk havasında yürüyen arkadaşlıkları zamanla tek taraflı bir aşka dönüştü. Yozgat'ta yazdığı şiirlerin ana temasında Nahit Hanım'a duyduğu sevgi vardır. Servet-i Fünun dergisinin 2 Şubat 1928 tarih 168. sayısında yayınlanan Bir Macera adlı şiiri Nahit Hanım'a ithaf edilmiştir. Yazar, karşılık görmeyen aşkını "Ne Kazandık" (1927), "Kalbimde Aşkınız" (1927), "Ebedi" (1928), "Yat ve Uyu" (1928), "Bütün İnsanlara" (1928), "Firar" (1928) ve "Kudurmak" (1928) adlı şiirlerinde işledi.[26][27]

Almanya'ya gidişi ve dönüşü[değiştir | kaynağı değiştir]

Yazar, Yozgat'ta geçirdiği sıkıntılı bir yıllık süreden sonra artık İstanbul'a dönmek istedi. Dayısı Rıfat Ali Ertüzün de Ankara'da özel bir hastane açarak oradan ayrıldı. İstanbul'a tatile giderken Ankara Mili Eğitim Bakanlığından tanıdığı kişilere uğradı ve onlara şaka ile karışık bir şekilde Yozgat'tan ayrılmak istediğini ve geri dönmesi halinde alacaklılarının kendisini öldürme ihtimalinden bahsetti. Yetkililer ise kendisinin genç bir öğretmen olmasına dikkat çekerek onu Avrupa'ya gitmeye teşvik ettiler.[28] Nitekim, yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti tarafından 1928 yılı Kasım ayında Almanya'ya eğitim amacıyla gönderildi.[29]

Sabahattin Ali, on beş gün Berlin'de kaldıktan sonra Potsdam'a yerleşti. İlk olarak dil öğrenmek için yaşlı bir kadının evine pansiyoner olarak girdi. Daha sonra Almancasını güçlendirmek için özel bir kurum olan Deutsches Institut Auslander'ın kurslarına başladı. Ayrıca I. Dünya Savaşı'nda Türkiye'de bulundu ve biraz Türkçe bilen eski bir subaydan dersler aldı. Yazar burada Almanya'ya giden ekipten olan Melahat Togar'la da görüşmekteydi.[30] Melahat Togar "Arkadaşım Sabahattin Ali" yazısında yazarın Almancayı tam öğrenmeden Almanca üzerinden Rus yazarlarını okuduğunu belirtti.[29] Sabahattin Ali bu yönü sayesinde İvan Turgenyev, Maksim Gorki, Edgar Allan Poe, Guy de Maupassant, Heinrich von Kleist, ETA Hofmann ve Thomas Mann gibi isimleri tanıdı ve onların eserlerinden ilham aldı.[31]

Potsdam'da kaldığı süre içerisinde İstanbul'u ve karşılıksız kalan aşkını özlemekteydi. 1 Ocak 1929 tarihinde Nahit Hanım'a yılbaşı hediyesi olarak yazdığı şiirleri gönderdiyse de cevap alamadı. Postdam'daki dil kurusunu bitirdikten sonra Berlin'de yatılı bir okula yerleşti. Almanya'ya altı veya yedi yıl kalmak için gönderildiğini düşündüyse de aslında bu süre dört yıl olarak planlanmıştı. Bu karşın yazar ikinci yılını tamamlayamadan Türkiye'ye geri döndü. Geri dönüşü hakkında üç farklı iddia mevcuttur. Bu iddialar Sabahattin Ali'nin Nihal Atsız'a anlattığına göre; "Bu parazit Türkleri buradan atmalı!" diyen Alman öğrenciyi dövmüş olduğu[32] veya Alman öğrencilere komünizm propagandası yaptığı şeklindedir.[29] İkinci iddia yazarın Almanya dönüşü Nihal Atsız'la görüşmesi, Türk Ocakları'nı ziyaret etmesi ve Atsız Mecmua'da hikâye ve şiirler yayımlatmış[33] olmasından dolayı zayıf bir ihtimal dahilindedir. Ayrıca yazarın bazı yorumlarında Almanları sevmediği ve onları domuz değerinde gördüğü ifade edilmektedir.[34]

Öğretmenlik hayatı ve soruşturmalar[değiştir | kaynağı değiştir]

Sabahattin Ali'nin Sinop Cezaevi'nde kaldığı koğuştan bir görünüm.

Sabahattin Ali'nin Almanya'dan dönüşü 1930 yılının Mart ayı ortalarına denk gelmektedir. Döndükten sonra İstanbul Yüksel Muallim Mektebi'nde yatılı okumakta olan Nihal Atsız, Pertev Naili Boratav, Orhan Şaik Gökyay, ve Nihad Sâmi Banarlı gibi arkadaşlarının yanında kaldı. Daha sonra bu okulun müdürünün de yardımıyla Bursa'nın Orhaneli ilçesine ilkokul öğretmeni olarak atandı. Aynı yılın eylül ayında ise Gazi Terbiye Enstitüsü'nde açılan Almanca yeterlilik sınavına girdi, ardından da Aydın Ortaokulu'na Almanca öğretmeni olarak atandı.[35] Burada komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla hakkında soruşturma açıldı. 25 Mayıs 1931 tarihli Vakit gazetesi haberinde Sabahattin Ali'nin de dahil olduğu bazı kişilerin mahkeme için İstanbul'a sevk edildiği yazmaktadır.[36] Aynı gazete iki gün sonra ise Sabahattin Ali'nin tutuksuz yargılanacağını yazdı.[37] Daha sonra soruşturmalar derinleştirildi ve kendisinin tutuklu yargılanmasına karar verildi. 9 Eylül 1931 tarihine kadar Aydın Hapishanesi'nde tutuklu kaldı. Serbest kaldıktan yirmi bir gün sonra ise Konya Ortaokulu'na Almanca öğretmeni olarak atandı.[38]

Sinop Cezaevi'ndeki Sabahattin Ali bölümü.

Sabahattin Ali, Yozgat'ta iken Nahit Hanım'a, Almanya'da iken Frolayn Puder'e,[39] Aydın'da iken bir miralayın kızına ve Konya'da ise Melahat Muhtar[40][41] adlı öğrencisi ile Muhsine adındaki bir şarkıcıya büyük sevgi besledi veya aşık oldu. Bu kişilerden Melahat Muhtar adlı öğrencisine duyduğu ilgi karşılık buldu.[42] Melahat Muhtar'a atfen "Çocuklar Gibi" adlı şiiri yazdı. Bu şiirde eski aşklarını birkaç günlük düşkünlükler şeklinde yorumladı. Bu sevgisinden Pertev Naili Boratav'a yazdığı mektuplarda bahsetti.[43] Fakat yazarın bu ilgisi ilerleyen dönemlerde tutuklanması ile yarım kaldı. Bir toplantıda okuduğu şiir ile Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü gibi Türk devlet yöneticilerini yerdiği iddiasıyla 22 Aralık 1932 tarihinde tekrar tutuklandı.[44] Tutuklanmasına sebebiyet veren şiiri "Hey anavatanından ayrılmayanlar" şeklinde başlamaktaydı.[45] Bu şiiriyle Atatürk'ü tahkir ettiği iddiasıyla Konya Asliye Ceza Mahkemesi tarafından bir yıllık cezaya çarptırıldı. Fakat daha sonra davaya temyizde iki ay daha eklendi ve ceza on dört aya çıkarıldı.[46] Sabahattin Ali, Konya Cezaevi'nden Ayşe Sıtkı'ya yazdığı bir mektubunda bu olaylardan şöyle bahsetti:

Benim mesele, senin zannettiğin gibi fiyakalı bir zamanımda ağzımdan kaçırdığım sözlerin neticesi değildir. Aramın açıldığı bir iki namuzsuz başıma bu işi getirdi. Geçen sene Mayıs'ında falanca yerde Gazi'yi ima ve telmihen tahkiri tazammün eden bir şiiri falan yerde okudu, dediler. Adli safahat lehimde olduğu halde, müdde-i umumi yaranmak için mahkumiyetimi talep etti, hakim de korktuğu için mahkum etti. Temyiz, cezayı aleyhimde nakseti, cezama iki ay daha ilave edildi. Şimdi 14 aya mahkumum ve aşağı yukarı üç ayını yattım. 11 ayım kaldı demektir.[47]

22 Aralık 1932'de tutuklanmasından sonra 29 Nisan 1933 tarihinde 1249 sayılı kanun sonucunda memurluktan kaydı silindi. Daha sonra Konya'dan Sinop Cezaevi'ne gönderildi. Bir iddiaya göre hapishane müdürü, Sabahattin Ali'yi cinayetten tutuklu olan Mehmet Kuşüzümü adlı kişiye emanet etti. Yazar ile aynı koğuşta yatan bu kişi, yazarın cezaevinde geceleri sürekli okuduğunu, gündüzleri ise bir sandık üzerinde yazı yazdığını söyledi.[48] Yaşamındaki değişimleri eserlerine yansıtan yazar, bu cezaevinde edindiği tecrübe ve gözlemlerini de "Bir Şaka", "Kanal", "Kazlar", "Bir Firar", "Katil Osman" ve "Çaydanlık" adlı hikâyelerinde kullandı. Buradaki koğuş arkadaşı Hüseyin Kuşüzümü, bir hatırasını anlatırken; "(...) sonradan okuduğum Katil Osman hikayesi aynen olmuştur. Yazdıkları doğru. Osman, biz içerideyken kahvede bir adam öldürüp gelmişti. Çelimsiz bir çocuktu, iddia üzerine adam vurmuş." cümlelerini kullandı.[49] Sabahattin Ali, on ay yedi gün süren tutukluluğunun ardından Cumhuriyet'in 10. kuruluş yıl dönümü sebebiyle çıkan genel aftan yararlanarak serbest kaldı.[50]

Yeniden atanması[değiştir | kaynağı değiştir]

Sabahattin Ali, tutukluluğu bittikten sonra İstanbul'daki yakınlarını ziyaret etti, ardından da yeniden göreve atanabilmek için Ankara'ya gitti. Burada dönemin Orta Öğretim Genel Müdürü Reşat Şemseddin Sirer ve Müsteşar Vekili Rıdvan Nafiz Edgüer'e danıştı.[51] Tutuklu kalma gerekçesi Atatürk'ü tahkir etmek olduğu için bu kişiler sorumluluk almaktan çekinmekteydi. Ancak Reşat Şemseddin Sirer bu durumdan Hasan Ali Yücel'e bahsetti. Yücel ise yazarın durumunu yakın arkadaşı olan maarif vekili Hikmet Bayur'a bildirdi.[50] Yazar bir mektubunda Hikmet Bayur'la olan görüşmesinde "ikinci bir şiir yazmamı mı istiyorsunuz" şeklinde bir cümle kurduğunu yazdı. Hikmet Bayur ise Müdürler Encümeni tarafından verilecek karara uyacağını söyledi. Kurul toplantısında Sabahattin Ali'nin öğretmenlik dışında başka bir göreve atanması kararlaştırıldı. Fakat Maarif Vekili eski düşüncelerini değiştirmediği sürece yeniden atanmasını doğru bulmayarak kurul kararını reddetti. Sabahattin Ali yeniden atanmak için uğraştığı süre içerisinde dayısı Rıfat Ali Ertüzün'ün evinde kaldı ve küçük tercümeler yaptı. 1934 yılında ise kendisinden Atatürk hakkında bir kaside yazılması istendi. Kendisi de bu istek doğrultusunda Varlık dergisinin 15 Ocak 1934 tarihli 13. sayısında "Benim Aşkım" adında bir şiir yazdı.[52] Fakat bu şiirinden sonra da göreve atanabilmek için bir süre daha bekletildi. Ardından Maarif Vekili ile görüşen yazar, kendisine atfedilen edilen komünist sıfatının doğru olmadığını ispat edebilmek için yazılar yazdığını ve Esirler adlı oyununun halkevleri tarafından sahneye konacağını söyledi. Göreve atanabilmek için beklerken arkadaşı Ayşe Hanım'a yazdığı mektubun sonuna bir not bırakarak kendisine evlenme teklifi etti. Ayşe Hanım ise 22 Şubat 1934 tarihli mektubunda Sabahattin Ali'nin bu teklifini şaka olarak niteleyerek geri çevirdi.[53] Yazar sonrasında ise Atatürk'ten izin alınarak önce geçici olarak Ortatedrisat Şube Müdürlüğüne (Mayıs 1934), ardından da asli olarak Milli Talim ve Terbiye'ye atandı.[54]

Aliye Hanım'la evlenmesi[değiştir | kaynağı değiştir]

Sabahattin Ali'nin eski sevdiklerinden Nahit Hanım, Halil Vedat Fıratlı ile evlenmişti; arkadaşı Ayşe Hanım da evlilik teklifine red cevabı vermişti. Aliye Hanım'la ise 1932 yazında İstanbul'da eczacı Salih Başotaç'ın evinde tanıştı.[55] Kendisiyle yaptığı evlilikte Başotaç ailesinin etkisi büyük oldu. Aliye Hanım'ın ailesi Sabahattin Ali'nin poliste sicil kaydının bulunduğunu gerekçe göstererek evliliğe mesafeli yaklaştı. Fakat sonradan Aliye Hanım'ın da isteği ile evliliğe izin verdiler. Daha sonraları yazar, nişanlısından gelen fotoğrafa karşılık olarak bir mektup yazarak Değirmen ile Dağlar ve Rüzgar adlı kitaplarını gönderdi. İkilinin nikahları 16 Mayıs 1935 tarihinde Kadıköy Evlendirme Dairesi'nde kıyıldı. Sabahattin Ali ve eşi nikahtan sonra Ankara'ya gittiler ve buradaki düğünün ardından Ulus'ta bir apartman dairesine yerleştiler. Sabahattin Ali ilerleyen dönemlerde "mümeyyizlik" görevinden başka bir göreve atandı, ayrıca bir ortaokulda Almanca dersleri verdi. Bu dönemlerde maddi açıdan rahatlayan yazar, Varlık'ta "Kağnı", "Arap Hayri", "Pazarcı" adlı hikâyelerini yayınladı, Knut Hamsun, Liam O'Flaherty ve Panteleymon Romanov'tan tercümeler yaptı; Ayda Bir adlı dergide ise "Kamyon", "Bir Şaka", "Apartman", "Arabalar Beş Kuruşa" ve "Düşman" adlı öykülerini yayınladı.[56]

Soyadı düzenlemesi[değiştir | kaynağı değiştir]

Sabahattin Ali'nin ailesi Soyadı Kanunu sonrasında "Şenyuva" soyadını aldı. Fakat yazar babasının ön adı olan "Ali"yi kullanmak istedi. Ayrıca çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanan şiir ve hikayelerinde "Sabahattin Ali" imzasını kullandı. Yazar soyadını bu yönde değiştirebilmek için nüfus müdürlüğe gitti fakat "Ali" ismini soyadı olarak kullanmasına izin verilmedi. Kendisi de buna karşılık olarak "O halde 'Alı' olsun." şeklinde beyanat bildirdi.[57]

Askerlik sonrası yaşamı[değiştir | kaynağı değiştir]

Yazar, askerliğinin bitiminde Ankara'daki Musiki Muallim Mektebi'ne Türkçe öğretmeni olarak atanmıştır.

Yazar otuz yaşına gelince İstanbul Eski Harbiye'de askerliğe başladı ve iki ay er, altı ay da yedek subay öğrencisi olarak eğitim gördü. Eşi Aliye Ali'yi de askerlik süresince bulunduğu şehirlere götürdü. İstanbul'da askerlik yaptığı dönemde kızları Filiz Ali doğdu. Askerlik bitiminde ise Musiki Muallim Mektebi'ne Türkçe öğretmeni olarak atandı ve Ankara'ya yerleşti.[58] Ankara'da geçirdiği dönemlerde Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat, Mediha (Berkes) Esenel ve Niyazi Ağırnaslı gibi isimlerle yakın ilişkiler kurdu. İlerleyen dönemlerde Devlet Konservatuvarı'na atanarak Karl Albert'in asistanlığını yaptı.[59] Çevresindeki hareketliliğin azalması sonrasında edebi çalışmaları yoğunlaştı ve İçimizdeki Şeytan adlı eserini (1939) yazdı. Bu roman yayımlandıktan sonra siyasi tartışma konusu haline geldi. Nihal Atsız bu romana karşılık olarak Sabahattin Ali'nin hayatı hakkında çeşitli bilgiler de içeren İçimizdeki Şeytanlar adlı eserini yayınladı.[60] II. Dünya Savaşı öncesinde çıkarılan seferberlik sonrasında tekrar askere alındı ve dört ay İstanbul'da askerlik yaptı. İkinci kez askere alındığı bu dönemde Kürk Mantolu Madonna'yı yazdı ve Hakikat Gazetesi'nde tefrika ettirdi (18 Aralık 1940-8 Şubat 1941). Ankara'daki çevresi genişleyen yazar, dönemin siyasileriyle de yakın ilişkiler kurdu. Aliye Ali, eşinin Şükrü Saracoğlu ile siyasi düşünceleri farklı olmasına rağmen iyi anlaştığını ve bazen de ailecek görüştüklerini belirtti.[61]

Yaşamına yönelik eleştiriler[değiştir | kaynağı değiştir]

Sabahatin Ali 1940 - 1943 yılları arasında Adelbert von Chamisso, Ludwig Tieck, Heinrich von Kleist ve Friedrich Hebbel gibi isimlerden çeviriler yaptı. Yine bu dönemlerde çeşitli dergilere yazılar gönderen yazar, ayrıca Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı Türk Dil Kurumu ve Tercüme Odası gibi yerlerde görev yaptı. Ekonomik anlamda rahatlaması, çevresi tarafından lüks bir yaşam sürmesi ve savunduğu fikirlere aykırı olması gibi düşünceler doğrultusunda eleştirildi. Samet Ağaoğlu yazarın ölümünden sonra "Böylece hiçbir zaman gerçek bir komünist olamadı. (...) Hikayelerinin aksine realitede burjuva manzarası gösteriyordu." ifadelerini kullandı.[62] Arkadaşı Emin Türk de yazarı savunduğu düşüncelere aykırı olmakla itham ederek bencil ve gösteriş düşkünü olmakla suçladı.[63] Adalet Cimcoz'un eşi Mehmet Ali Cimcoz ise yazarın yaşam tarzına yönelik olarak "gösterişi seven, alkışı seven bir insan", "bugün anladığımız gibi bir komünist değildi" şeklinde ifadeler kullandı.[64]

Tartışmalı yılları[değiştir | kaynağı değiştir]

Yazar, sağ ve sol kesim tarafından birtakım eleştirilere maruz kaldı. Ülkenin sol kesimi kendisini lüks ve burjuva görünümlü yaşantısından dolayı daha radikal tavırlar almaya zorlarken, sağ kesim de sosyalist misyon yüklenmek istenen birisinin Dil Kurumu azalığı gibi görevlere getirilmesini doğru bulmuyordu. Sağ kesimin eleştirilerinin başlıca kaynaklarından birisi de Sabahattin Ali'nin Almanya'dan dönen öğrenci grubundaki kişilerden daha önce ve daha etkili görevlere getirilmesiydi. Nihal Atsız, Orhun dergisinde Şükrü Saracoğlu'na atfen yazdığı yazıda (1 Nisan 1944) Sabahattin Ali'nin "herkesçe bilinen bir komünist olduğunu, Hasan Âli Yücel'in şahsi sempatisi yüzünden göreve getirildiğini ve daha önceden Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Ali Çetinkaya gibi isimlere hakaret ettiğini" söyleyerek yazarı vatan haini olarak niteledi ve devlet tarafından korunmasını kınadı.[65][66] Bu mektup üniversite öğrencileri ve halk arasında etki uyandırdı, Nihal Atsız ise görevden alındı.[67]

Sabahattin Ali mektup sonrasında Nihal Atsız'a hakaret davası açtı ve ilk duruşma 2 Nisan 1946'da yapıldı. Dava öncesinde adliye sarayı önünde toplanan ve çoğunluğu Siyasal Bilgiler ve Tıp Fakültesi öğrencisi olan kişiler yazarın aleyhinde gösteri yaptı. Davaya Sabahattin Ali avukatsız olarak katılırken[68], Nihal Atsız'ı ise Hamit Şevket İnce başkanlığındaki avukatlar savundu. Dava görülürken içeride ve adliye önünde "İstiklâl Marşı" okundu, ortam gerilince[69] de dava başka bir tarihe ertelendi.[70]

İlk duruşmadan sonra konservatuvarda İsmet İnönü ile görüşen yazar, İnönü'nün "Nasılsın?" sorusuna "Sağ olun, iyim paşam." şeklinde cevap verdi ve İsmet İnönü'den "Daha iyi olacaksın." cevabını aldı.[68] İlerleyen dönemlerde Hamit Şevket İnce, Nihal Atsız'ın avukatlığından istifa etti. Yine bu dönemde Falih Rıfkı Atay, Ulus gazetesinde Sabahattin Ali lehinde seri yazılar yazdı. İkinci duruşmada Nihal Atsız'ı Ferruh Agan ve Rasih Yeğengil savundu. Savcı Hadi Tan ise Nihal Atsız'ın Sabahattin Ali'ye vatan haini diyerek hakaret ettiğini söyledi ve cezalandırılmasını talep etti. Üçüncü duruşmada ise Nihal Atsız altı ay ceza aldı fakat "mazisinin temiz olması" ve "millî tahrik"[71] gibi gerekçelerle bu ceza dört ay indirilerek tecil edildi.[72]

Dava sonrasında konservatuvardaki görevine bir süre devam etti[73] ardından da üçüncü kez askere çağrıldı. Çankırı'da bir buçuk ay görev yapan yazar, mesleğine geri döndü. Daha sonra ise bakanlık emrine alınarak konservatuvardan ayrıldı. 4 Aralık 1945 günü İstanbul'da çıkan komünizm karşıtı gösterilerde Sabahattin Ali'nin de faaliyet gösterdiği bazı kurumlara çeşitli saldırılar oldu.[74]

1944 sonrasında Markopaşa, Malum Paşa veya Ali Baba gibi yerlerdeki yazılarında daha sert ve daha eleştirel bir dil kullandı. Zekeriya Sertel'e 1946 yılında söylediğine göre siyaset ve politikayla daha fazla ilgilenmek istiyordu.[75] Yine aynı yıl ailesini Ankara'da bırakarak İstanbul'a geldi ve Aziz Nesin'le beraber Markopaşa dergisini çıkardı. Markopaşa ilk üç sayısında tırajını artırarak yayın hayatına devam etti. Daha sonra da mizahî yönünden çok siyasî yönüyle tartışmalara neden oldu. İlerleyen dönemlerde dergide çıkan ve çoğu imzasız olan yazılardan ötürü davalar açıldı. Bu davalar derginin sorumluluğunu üstlenen Sabahattin Ali'ye karşı açıldı. Davaya konu olan yazılardan biri dışındaki yazılar Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz'a aitti fakat derginin sorumlusu Sabahattin Ali olduğu için yazar hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul ve Paşakapısı Cezaevi'nde bir süre yatan yazar, 10 Eylül 1947 tarihinde tahliye oldu.[76] Yine bu dönemlerde Markopaşa kapatıldı, bunu takiben de Merhum Paşa ve Malum Paşa gazeteleri çıkartıldı.[77]

İlerleyen dönemlerde yazar hakkında tekrar tutuklama kararı çıkartıldı fakat tutuklama işlemi gerçekleşmedi. Bu dönemlerde Ali Baba dergisini çıkardı ve "Sırça Köşk" adlı öyküsünü yayınladı. Bu öykü Bakanlar Kurulu kararıyla toplatıldı, kendisi de Sultanahmet Cezaevi'ne gönderildi.[78] 31 Aralık 1947 tarihinde serbest kalan yazar, ekonomik sıkıntılar çekti ve Ali Baba dergisi kapatıldı. Daha sonra nakliyecilik yapmak istedi ve Adalet Cimcoz'un da yardımlarıyla bir kamyon aldı. Kamyonun parasını Adalet Cimcoz'un avukat eşi M. Ali Cimcoz'un eski müvekkili olan yaşlı ve zengin bir kadın ödedi. Yazarın M. Ali Cimcoz'a anlattıklarına göre bu mesleğe başlamasında şehirlerin sıkıcı etkisinden kurtulmak, yeni insanlar tanımak ve edebi eserleri için malzeme toplamak gibi amaçlar gütmesi etkiliydi. Eşi Aliye Ali bu dönemler için "1947'de Markopaşa'nın çıkmasıyla hayatımız bozuldu. Yurt dışına gitmek istiyordu: İngiltere veya Fransa'ya falan" ifadelerini kullanmıştır. Niyazi Berkes'in aktardığı bilgiler Sabahattin Ali'nin Fransa'ya gitmek istediğini fakat kendisine pasaport verilmediği yönündedir. Nihayetinde Sabahattin Ali 1948 yılı Mart ayı sonlarında arabasının tamirini yaptırdı ve "Edirne'ye peynir götüreceğim" diyerek M. Ali Cimcoz'la sabah beş civarı vedalaşarak ayrıldı.[79]

Ölümü[değiştir | kaynağı değiştir]

Yazarın Eğridere'deki büstü.

Sabahattin Ali'nin Edirne'ye gitmekteki amacı peynir taşımak değil, Bulgaristan sınırını aşarak Avrupa'ya ulaşmaktı. Kendisine yasal yollardan pasaport verilmediği için kaçak yollarla bu amacına ulaşmaya çalıştı. Bulgaristan sınırını denemeden önce de Suriye sınırından kaçmak istedi fakat başarılı olamadı. Avrupa'ya kaçmak istediği dönemler ise hakkındaki davaların aleyhinde seyrettiği zamanlardı. Evinde kaldığı Mehmet Ali Cimcoz'la vedalaşırken asıl amacını söylemedi. Çünkü Cimzoz'un MAH ajanı olduğundan şüphelenmekteydi.[64] Avrupa'ya kaçış için kendisine yardım edecek kişi Üsküdar Paşakapısı Cezaevi'nden Berber Hasan'dır. Berber Hasan, Sabahattin Ali'yi Ali Ertekin'le tanıştıran isimdir. Sabahattin Ali'ye rehberlik edecek Ali Ertekin eski bir subaydır ve silah çalmak suçundan ordudan ihraç edilmişti.[80][81]

Sabahattin Ali ve Ali Ertekin tanıştıktan bir süre sonra Kırklareli'ne doğru kamyonla yol aldılar.[82] Kamyonda ilk başta üç kişi olsalar da daha sonradan şoför Salim'i bırakıp beraber yola devam ettiler. Ali Ertekin'in Kırklareli Cumhuriyet Savcılığına verdiği ifadeye göre: Sabahattin Ali'nin kendisine sınırı geçtikten sonra Bulgaristan ve Rusya'da çalışmalar yaparak Türkiye'de komünist bir ihtilal çıkaracağını söylediğini ve konuşmalarından onun kötü bir insan olduğunu düşündüğünü söyledi.[83] Nokta dergisindeki bir röportajında ise yol boyunca Sabahattin Ali'yle tartıştıklarını ifade etti. İlerleyen vakitlerde Ertekin, Sabahattin Ali'yi kitap okuduğu sırada elindeki bir sopayla kafasına defalarca vurarak öldürdü.[82] Öldürmesine gerekçe olarak da millî hislerini tahrik ettiğini öne sürdü.[84] Ayrıca Ali Ertekin'in Millî İstihbarat Teşkilatı mensubu olduğu da iddia edilegeldi.[85]

Ali'nin bedenini bir çoban buldu ve 16 Haziran 1948 günü jandarmaya giderek durumu bildirdi. Yapılan incelemeler sonucunda ölünün kimliği teşhis edilemedi. Bu dönemlerde İstanbul polisi Bulgaristan'a adam kaçıran bir şebekeyi yakaladı. Sabahattin Ali'yi öldüren Ali Ertekin de bu şebekenin mensubuydu ve yakalanınca Sabahattin Ali'yi öldürdüğünü itiraf etti.[86][87] Ali Ertekin idam cezasıyla yargılanmasına rağmen[88] dört yılla hüküm giydi, kısa bir süre sonra da serbest kaldı. Sabahattin Ali'nin cesedi üzerinden çıkan giysilerle Ali Ertekin'in verdiği bilgiler doğrultusunda ele geçirilen eşyaları yakın çevresi tarafından teşhis ettirildi.[89] Bu dönemlerde ölümü üzerine farklı spekülasyonlar yapıldı ve yazılı medyada yaşayıp yaşamadığına dair farklı iddialar yer aldı. Ayrıca ölüm şekli ve ölüm yerine yönelik olarak da farklı iddialar mevcuttur.[90] Rasuh Nuri İleri, Sabahattin Ali'nin sınırı geçtiğini sandığını bir yerde yakalanıp ardından da Kırklareli'nde yargılandığı sırada işkenceden öldüğünü öne sürdü.[91] Yalçın Küçük ise Rasuh Nuri İleri ve Kemal Bayram Çukurkavaklı'nın "işkencede öldü" iddiasını "kahrolası bir köylü ideolojisi" ile öne sürüldüğünü belirterek: Sabahattin Ali'nin kaçakçı şebekesine karşı emniyetle işbirliği yaptığını ve sınırda çıkan bir çatışmada öldüğünü iddia etti. Yalçın Küçük'ün diğer bir iddiası ise Sabahattin Ali'yi Ali Ertekin'in öldürmediği ve suçun onun üzerine kaldığı yönündeydi.[92] Sabahattin Ali'nin ölümünün siyasi nedenlerden olduğunu savunanlar da vardır. Arkadaşı Aziz Nesin ise Sabahattin Ali'yi MİT'in öldürmediğini iddia ederek Ali'nin "kişisel kusurları yüzünden" ölüme gittiğini söyledi.[93]

Siyasi görüşleri[değiştir | kaynağı değiştir]

Sabahattin Ali fikir hayatına Türkçülük düşüncesiyle başladı ve Ziya Gökalp'i "Milliyet aşkını gönüllere serpen nebi" diye niteledi. Nihal Atsız, Sabahattin Ali'nin Türk Ocakları'na gittiğini ve oradaki ortama uygun şiirler yazdığını söyledi.[94] Kendisinin komünizmle tanışmasının Almanya'da olduğunu ve propaganda yaptığı iddiasıyla Türkiye'ye geri gönderildiğini iddia edenler vardır.[29] Fakat kendisinin Nihal Atsız'a anlattığına göre Türklüğe hakaret eden bir Alman'ı dövdüğü için Almanya'dan geri gönderilmişti.[32] Sabahattin Ali, Almanya dönüşünde hem Resimli Ay dergisinde hem de Atsız Mecmua'da şiir ve yazılar yazdı. Ayrıca romantik karakterli hikâyeler yerine toplumsal içerikli hikâyelere yöneldi. Kendisinin toplumcu gerçekçi yönüyle yazdığı hikâyeler Resimli Ay'da takdir ve kabul gördü. Bu durum Nâzım Hikmet'in "Türk edebiyatında hikayeci olarak yalnız sen varsın!" tepkisiyle karşılık buldu.[95]

Türk devlet büyüklerine hakaret ettiği iddiasıyla tutuklanmasının ardından tek parti yönetimine karşı daha sert ve eleştirel bir üslup kullandı. Hasan İzzettin Dinamo, Sabahattin Ali'nin tutukluluğu hakkında "Konya'daki bu şiir ihbarı olmasaydı onun solculuğu tatlı bir gevezelik olarak kalacaktı." ifadelerini kullandı.[96] Nâzım Hikmet ise 1952 yılında Novoye Vremya gazetesinde yayınlanan bir yazısında, Sabahattin Ali'nin Sovyetler Birliği'ne derin bir sevgi beslediğini iddia etti.[97]

Sabahattin Ali, Markopaşa gibi yerlerde yazdığı yazılarında yabancı sermayelerin Türkiye'de ikinci kapitülasyonlar dönemini başlatacağını ve ülke bağımsızlığını etkileyeceğini; niteliksiz yöneticiler ve yarı aydınların kendi çıkarları için ülkeyi Amerikan ve İngiliz emperyalizmine peşkeş çekeceğini ve bunun tehlikeli sonuçlar doğuracağını söyleyerek millet idaresine dayalı nitelikli politikalar üretilmesi gerektiğinden bahsetti.[98] Bu konudaki bir görüşü şu şekildedir:

Biz istiyoruz ki, bu memlekette yapılan her iş, üç beş kişinin çıkarına değil, bu toprakları dolduran milyonların yararına olsun. (...) Biz istiyoruz ki, bu topraklar ve onun üzerinde yaşayan insanlar, hiçbir yabancı devletin oyuncağı olmasın. (...) Dünya işlerinde politikamız, şunun bunun kölesi gibi peşinden gidilerek değil, bu milletin selametini en iyi sağlatacak yolları müstakil olarak seçmek şeklinde kendini göstersin.[99]

Genel olarak tek parti yönetimine karşı sert ve eleştirel bir tutum sergileyen Sabahattin Ali, partinin çalışmalarını da "baskıcı" şeklinde nitelendirdi. Ayrıca Bakanlar kurulu tarafından toplatılan Sırça Köşk adlı eseri bu tutumundan izler taşımaktaydı. Kendisinin ırkçılık ve Turancılık gibi fikirler ile yozlaşmış dini kalıplara yönelik yazıları da vardır. Sabahattin Ali'nin Marksist yönü de edebi eserlerine yansıdı fakat bu fikirleri bir yaşam tarzı[100] olarak görmemekteydi. Kendisi bu yönü hakkında çeşitli eleştirilere de maruz kaldı. Girmek istediği bir işçi partisi ise kendisini güvenilir kabul etmeyerek onu parti üyeliğine almadı. Arkadaşı Emir Türker de Sabahattin Ali'yi öyküleri dışında Marksist bir yönünün olmamasını gerekçe göstererek eleştirdi. Ayrıca Samet Ağaoğlu ve M. Ali Cimcoz da kendisini bu yönde eleştiren diğer isimlerdir.[101]

Sanatı ve edebi görüşleri[değiştir | kaynağı değiştir]

Sabahattin Ali ilk yıllarında sanatı "İçinde yaşanan cemiyet şartlarının şuurlu veya şuursuz bir ifadesi" olarak yorumlamaktaydı.[102] Daha sonra da sanatın yalın bir yansıtma işi olmasına karşı çıkarak "sanatın bir maksadı olmalı" değerlendirmesinde bulundu. Muzaffer Reşit'le yaptığı bir konuşmada ise sanatın insanı yükseltmek ve daha iyiye götürmek dışında bir maksadının olmadığını vurguladı.[102] Kendisi dönemin sanatkârlarını değerlendirirken onları "eski gazelhanlar" veya "sahib-i mezak" şeklinde değerlendirdi[103], halktan yana olmayan eserler verdiklerini, yüksek zümreye hitap ettiklerini ve zamanla unutulup gideceklerinden bahsetti. Yeni edebiyatçıların da kalıcı olabilmeleri için realist olmaları gerektiğini söyledi.[104] 1938 yılında kendisiyle yapılan bir söyleyişide ise şiir hakkında "Bence şiirin eskisi yenisi yoktur. İyi şiir, muhakkak ki insana bir şey ilave eder, bu şey bazen tez olur, bazen bizim manen daha genişlememizi temin eden bir heyecan olur." ifadelerini kullandı.[105]

Sabahattin Ali, öykü ve roman gibi türlerde kalıcı olabilmek için seçilen karakterlerin canlı olmasını ve konuların güncelliğini yitirmeyecek türden olması gerektiğini savundu.[106] Edebi eserler üzerine yapılan eski-yeni tartışmasını ise lüzumsuz olarak değerlendirdi, eserlerin iyi-kötü ölçeğinde değerlendirilmesi önerisinde bulundu. Bu önerisine örnek olarak da yeni ve kalitesiz yazarlar yerine eski ve kaliteli yazarların okunacağını, hatta kendisinin Fuzûlî ve Şeyh Galip gibi isimleri okuduğunu belirtti.[103] Yaşar Nabi Nayır'a gönderdiği bir mektubunda ise Orhan Veli Kanık'ın öncülüğünü yaptığı Garip hareketini halktan uzak, lüzumsuz ve anlaşılmaz olarak değerlendirdi.[107] Dilde sadeliğe de büyük önem verem Sabahattin Ali, bu düşüncesini eserlerine de yansıttı. Dergide yazdığı bazı öykülerinin kitap olarak toplatılmasından sonraki hali daha sade bir görünüme sahiptir. Ayşe Sıtkı'ya yazdığı bir mektubunda da bazı hikâyelerini sadeleştirme gereği duyduğunu yazdı. Dilde sadeleşmeyi destekleyen Sabahattin Ali, Öz Türkçede aşırıya gidilmesine de karşı çıkarak dile yerleşen, oturan ve kalıplaşan kelimelerin kullanılmasını gerektiğini Melahat Togar'a yazdığı bir mektubunda belirtti.[108]

Romanları[değiştir | kaynağı değiştir]

Sabahattin Ali'nin üç romanı önce tefrika edilmiş ardından da kitap olarak yayımlandı. İlk romanı olan Kuyucaklı Yusuf'un gazetelerdeki tefrikası zaman zaman kesintiye uğradı. Roman, Tan gazetesinde tamamı tefrika edildikten sonra kitap olarak ilk kez 1937 yılında basıldı. İçimizdeki Şeytan adlı romanı Ulus gazetesinde seksen yedi bölüm şeklinde tefrika edildi, 1940 yılında ise kitap olarak basıldı. Hakikat gazetesinde tefrika edilen Kürk Mantolu Madonna romanı ise Büyük Hikâye başlığı altında toplamda elli gün olmak üzere kırk sekiz sayı şeklinde tefrika edildi. Romanının yazılış zamanı Sabahattin Ali'nin ikinci kez askere alındığı döneme denk gelmektedir. Sabahattin Ali bu romanına, İstanbul'da bulunan Büyükdere asker çadırında başladı ve romanını günü gününe yazıp gazeteye gönderdi. Yedi Meşaleci Cevdet Kudret Solok, Sabahattin Ali'nin bu romanı için Lüzumsuz Adam başlığını düşünüp sonra da vazgeçtiğini dile getirdi. Pertev Naili Boratav ise Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna'yı ilk önce bir öykü olarak yazdığını dile getirip başlığını da Yirmi Sekiz şeklinde koyduğunu ve öykünün ilk sayfasını da kendisine gösterdiğini dile getirdi.[109] Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna romanı, 2016 yılında Maureen Freely ve Alexander Dawe tarafından Madonna in a Fur Coat başlığı altında İngilizceye çevrildi.[110]

Sabahattin Ali'ye ait romanlarda ilk olarak bireysel temalar ön plana çıkar. İşlediği bireysel konular sevgi ve aşk kavramlarıdır. Bu kavramlardan sonra ikinci olarak evlilik teması üzerinde yoğunlaşır. Eserlerinde diğer öne çıkan konular ise sosyal sorunlar, iletişimsizlik ve yalnızlıktır. Sosyal ve toplumsal konuları işlerken köylü, işçi, mesai arkadaşı, esnaf ve memur gibi sıfatlara sahip olan karakterler yer alır. Aydın kesim insanlarına değindiği romanlarında ise eleştirel ve realist bir tavır sergiler. İçimizdeki Şeytan adlı romanı aydın kesime ait eleştirel ifadelerinden izler taşımaktadır.[111]

Yazara ait Kuyucaklı Yusuf romanında aşk teması ön plana çıkar. Evlilik ile Anadolu'nun sosyal ve ekonomik yapısı dikkat çeken diğer temalardır. İçimizdeki Şeytan ve Kürk Mantolu Madonna romanlarında da öne çıkan tema aşk ve evliliktir. Bu evlilikler genelde sağlıklı bir şeklide yürümeyen bir görünüm taşır. Yazara ait üç romanın sonu birbirlerine oldukça benzemektedir: Kürk Mantolu Madonna'da Maria Puder ve Kuyucaklı Yusuf'da Muazzez karakteri romanın sonunda ölen kişiler olurken, İçimizdeki Şeytan''da ise Macide son olarak Bedri'ye yönelir. Romanlarındaki yozlaşma konusu ise daha çok kırsal kesimde ele alınır. Kuyucaklı Yusuf'taki Şahinde, Hacı Etem, Şakir ve Hilmi Bey; bir tür toplumsal yozlaşmanın örneğidir. Aydın kesimdeki yozlaşmalara ise İçimizdeki Şeytan romanında değinir. Romanda Ömer'in yakın çevresi belirli bir eğitim görmüş ve çeşitli sıfatlara sahip kişilerdir fakat davranışları sahip oldukları eğitim ve sıfatları gölgelemektedir.[111]

Sabahattin Ali, romanlarındaki kişileri konunun geçtiği mekanlara göre seçer. Kuyucaklı Yusuf'ta köylüler, kasabalılar, memurlar; İçimizdeki Şeytan'da yazar, öğretmen ve profesör gibi sıfatlara sahip kişiler; Kürk Mantolu Madonna'da ise Raif Bey'in çalıştığı yerdeki arkadaşları, Almanya'da tanıştığı kişiler ve aşık olduğu Maria Puder onun roman kadrosunu oluşturur. Kuyucaklı Yusuf romanı en geniş karakter kadrosuna sahip romanıdır. Üç romanında, Yusuf, Ömer ve Raif Efendi ana erkek kahramanlardır. Sabahattin Ali romanlarında erkek karakterler daha ön plandadırlar fakat bu kişiler güçlü ve etkin bir görünüme sahip değillerdir. Romanlarındaki ana erkek kahramanların ortak özellikleri bulundukları çevreye uyum sağlayamamış kişiler olmalarıdır. Kısa sürede ciddi değişimler yaşayan bu karakterler olayları yönlendirmede güçlük çekmektedirler. Buna örnek olarak çözümü yakın çevresindekileri öldürmekte bulan Yusuf veya soğuk havalarda saatlerce sokaklarda gezen Raif Bey karakteri verilebilir.[111][112]

Roman konularındaki zaman dilimi farklılıklar göstermektedir. Kuyucaklı Yusuf romanı "1903 yılı sonbaharında eşkıyalar Kuyucak köyünü basmıştır." cümlesiyle başlamakta ve 1903-1915 yılları arasında yaşanan olaylar anlatılmaktadır. Ayrıca Yunan işgaline karşı seferberlik ilan edilmesi bu romandaki zaman kavramlarına örnek verilebilir. Romanda olaylar ileriye doğru anlatılır ve özet yöntemiyle de zamanlar arasında geçiş yapılır. Sabahattin Ali'nin bu romanındaki bazı cümleler kesin tarihler belirtirken bazı cümleleri ise herhangi bir tarih belirtmez fakat kıyaslama yapılan iki zaman arasındaki süre verilir. Romanda geçen "Yusuf Kuyucak'tan çıkalı altı sene olmuştu" cümlesi, yazarın tarih vermeden zamanlar arasındaki farkı belirtmesine örnek olarak gösterilebilir. Romanın son kısımlarında Yusuf'un evdeki herkesi öldürmesi olayı yaklaşık iki dakika içerisinde gerçekleşir. İçimizdeki Şeytan romanındaki gelişmeler ise yaklaşık üç ile beş ay arasında gerçekleşir. Macide'nin bir mektubunda kullandığı "üç ayı geçen beraber hayatımız" ifadesi, romandaki zaman aralığı hakkında bilgi verir. Kürk Mantolu Madonna romanı ise ileriye doğru yazılmamış olup, geriye doğru giden bir anlatıma sahiptir. Bu romandaki zaman aralığı da tıpkı Kuyucaklı Yusuf'ta olduğu gibi on iki ile on beş yıl arasındadır.[111]

Romanlarındaki olayların geçtiği mekânlar birbirlerine göre farklılık göstermektedir. Kuyucaklı Yusuf romanındaki mekan bir kasabayken, İçimizdeki Şeytan romanında ise İstanbul gibi büyük bir kenttir. Bu romanda deniz kenarı ve cadde kaldırımları da seçilen mekanlardandır. Roman karakterlerinden Macide'nin Balıkesirli olmasından dolayı bu şehirden de kısaca söz edilmektedir. Balıkesir'de geçen olaylar genellikle Macide'nin gittiği okullarda geçer. Kürk Mantolu Madonna romanında ise mekan olarak Almanya'nın Berlin kenti seçilmiştir. Romanın sonlarına doğru ise olaylar Ankara'da geçmektedir. Ankara'da tren istasyonunda geçen kısımlar Maria Puder'in akıbeti hakkında bilgiler verir. İlk romanı olan Kuyucaklı Yusuf'ta ise olaylar Kuyucak köyünde başlayıp Edremit'te devam eder. Bu romanındaki diğer mekanlar ise Burhaniye ilçesi ve Yusuf'un tahsildarlık yaptığı köylerdir. Romandaki Yusuf karakteri zaruri olarak ayrıldığı Kuyucak köyüne büyük bir özlem duymaktadır fakat romanın ilerleyen bölümlerinde Yusuf'un bu özleminden daha az söz edilmektedir. Kuyucaklı Yusuf romanı bir köy kasabasında geçtiği için bu romandaki doğa kavramı yazar tarafından mekan olarak da seçilmiştir. Yusuf doğaya ve toprağa bağlı, bağa ve bahçeye de fazlasıyla meraklı bir köy insanıdır. Romanda bağ ve bahçeler karakterlerin toplu olarak bulunduğu yerlerdir.[111][113]

Öyküleri[değiştir | kaynağı değiştir]

Sabahattin Ali'nin 1935'te çıkardığı ilk öykü kitabı Değirmen'de on altı, 1936'daki Kağnı'da on üç, 1937'deki Ses'de beş, 1943'deki Yeni Dünya'da on üç ve 1947'deki Sırça Köşk'te on üç öykü olmak üzere toplamda altmış öyküye sahiptir. Ardından da son kitaplarında dört öykü daha yayınlayarak bu sayıyı altmış dörde çıkardı. Romanlarında olduğu gibi öykülerinde de dönemin siyasi ve sosyal özelliklerini görmek mümkündür. Öykülerindeki temel kavramlar sevgi, aşk ve kırsal kesim sorunlarıdır. "Değirmen", "Viyolonsel", "Kırlangıçlar", "Kurtarılamayan Şaheser", "Bir Cinayetin Sebebi", "Komik-i Şehir", "Sarhoş", "Arap Hayri", "Gramofon Avrat", "Köstence Güzellik Kraliçesi", "Yeni Dünya", "Hanende Melek", "Hasanboğuldu", ve "Sırça Köşk" adlı öykülerinin genel konuları sevgi ve aşktır. "Ayran", "Asfalt Yol", "Bir Orman Hikayesi", "Candarma Bekir", "Değirmen", "Bir Firar", "İki Kadın", "Kafa Kağıdı", "Kanal", "Kamyon", "Kazlar", "Ses", "Sıcak Su" ve "Sulfata" adlı öykülerinde ise kırsal yaşam ve kırsal yaşamın sorunlarına değinilir. Kırsal kesimi işlediği öykülerinde çeşitli toprak ve miras kavgaları gibi nedenlerden dolayı işlenen cinayetlere de yer verir.[114][115]

Sabahattin Ali öykülerinde öne çıkan konulardan birisi de hapishanelerdir. Çeşitli dönemlerde, farklı sebeplerden dolayı hapse atılan Sabahattin Ali; bu yaşantısını öykülerine de yansıtır. "Bir Şaka", "Candarma Bekir", "Duvar", "Kazlar" ve "Katil Osman" adlı öykülerinde hapishane yaşamı ve mahkumlar konusu üzerine durur. Türk edebiyatında toplumcu gerçekçi kişilerin başında gelen Sabahattin Ali, öykülerindeki karakterleri tasvir yoluyla anlatarak iyi veya kötü yanlarını ortaya koyar. Öykülerindeki tasvirler romanlarında olduğu gibi uzun ve ayrıntılı değildir.[114][116]

Öykülerindeki karakterler ilk zamanlar hayvanlar olurken daha sonra çeşitli insan tiplerini karakter olarak seçer. "Kırlangıçlar" ve "Bahtiyar Köpek" adlı öykülerinde karakter olarak hayvanlar daha ağır basmaktadır. "Kırlangıçlar" adlı öyküsünde hiçbir insan karakteri bulunmaz, Sabahattin Ali bu eserinde birbirine aşık olan iki kırlangıcın hikâyesini anlatır. "Bahtiyar Köpek" adlı eserinde insanlar bulunsa bile asıl önemli rolü köpek karakterine verir. İnsanları ve insan ilişkilerini ön plana çıkardığı öykülerinde ağırlıklı olan karakterler erkektir. Eserlerindeki erkek karakterleri daha hırslı ve daha yoğun düşünen tipler olup genellikle işsiz durumdadırlar. Öykü karakterlerde en fazla ortaya çıkan meslek grubu memurlardır. Köyde geçen öykülerinde daha çok ağa, imam, muhtar ve köylü insanı gibi karakterler öne çıkar. Kırsal kesimi anlattığı öykülerinde, halkın tarlasını ve mahsullerini yöneten köyün ağaları bulunur. Ağalar gerekirse cinayet işletir ve suçu başka birisinin üzerine yıkar. Hapishane öykülerinde ise: cezaevi müdürü, jandarma ve gardiyan gibi karakterler ön plandadır.[114]

Öykülerinde kadın karakter sayısı azdır ve genellikle kadınlar ikinci plandadır. Öykülerindeki kadınlar, tarlada ve bahçede çalışan; çamaşırla ve ev hizmetiyle uğraşan tiplerdir. Köy öykülerindeki kadınlar evlerine ve eşlerine bağlıdır. Sabahattin Ali "Kazlar" öyküsünde hapiste olan eşini rahat ettirebilmek için komşusunun kazını çalan kadının hapse düşmesi olayını anlatır. Öykülerinde güçlü ve çekici görünen kadın sayısı az da olsa vardır. Bu kadınlar genellikle toplumca yadırganan yönleriyle ele alınır. İstanbul'da geçen öykülerinde ise güzel ve varlıklı kadınlara rastlanır. Öykülerindeki çocuklar ise genellikle bir fon değerindedir.[114]

Öykülerindeki memur karakterleri genellikle yoksul, geçim sıkıntısı yaşayan, silik ve etrafınca fazla önemsenmeyen insanlardır. Her kademedeki memurlar adil değillerdir ve genellikle eli güçlü olanın yanında dururlar. Bir dönem Almanca öğretmenliği de yapan Sabahattin Ali, öykülerinde öğretmenlere de yer verir. Öğretmenlerin iyi yanlarını daha çok göstermekle beraber olumsuz yanlarına da değinir. Doktor karakterleri ise genellikle çıkarcı ve duyarsız bir görünüm verir. "Böbrek" adlı öyküsünde doktorların nasıl anlattığını görmek mümkündür.[114]

Öykülerindeki mekanlar ağırlıklı olarak Anadolu ve İstanbul'dur. Yurt dışında geçen öykülerine örnek olarak "Köstence Güzellik Kraliçesi" adlı yapıtı verilebilir. Bu yapıt Romanya'da başlar ve Berlin'de devam eder. "Bir Gemici Hikayesi" adlı yapıtında ise mekan olarak Kızıldeniz (Şap Denizi) ve Akdeniz kıyısında bulunan Port Said kentinin adı geçmektedir. "Viyolonsel" adlı öyküsü, bir gemi kazası sonucunda gelişir ve Afrika'nın sığ bir ormanında geçer. Sabahattin Ali'nin Anadolu anlayışı genellikle Orta Anadolu ve Ege Bölgesi ile sınırlıdır. Bu sınırlamayı "Kuyucaklı Yusuf" adlı romanında da görmek mümkündür. "Ayran", "Bir Orman Hikayesi", "Hasanboğuldu", "Kırlangıçlar", "Köpek" ve "Ses" adlı öykülerinde ise mekan olarak doğa kavramı öne çıkar. Kapalı mekanlara ise hastane, otel, han ve cezaevleri örnek gösterilebilir.[114]

Öykülerindeki dilin sade bir görünümü vardır. Romanlarında sık rastlanan ve günümüzde çok kullanılmayan ifadelere öykülerinde daha az rastlanır. Karakterleri konuştururken yerel ifadeler ve şive özelliklerini vermek zaman zaman tercih edilir. İçimizdeki Şeytan romanındaki Türkçeyi iyi düzeyde konuşamayan ev sahibi Rum kadında bunu görmek mümkündür. Karakterlerin yerel ağızlarını yansıtırken ölçülü bir üslubu tercih eder. Öykülerine yerel olarak ifade edilebilecek argo sözcüklerde vardır. "Çakıcının İlk Kurşunu" adlı yapıtında Ege Bölgesine ait yerel izlenimler görmek mümkündür. Yapıtlarında sade ve yalın bir dili seçen Sabahattin Ali, kendi yazın döneminde Türkiye'de harf inkılabı gerçekleşmiştir. Türk dilindeki değişimler onun eserlerine de zamanla yansır. Günümüzde Yapı Kredi Yayınları tarafından basılan Sabahattin Ali eserlerinde, kullanımı azalmış olan kelimelerin bugünkü karşılıkları okurlara verilmiştir. Müddeiumumi (savcı), esbab- ı muhaffefe, istihfaf etmek, istiğna, münferit, zaviye, aksata, nefis itikadı, hamakat, taalluk etmek, iktifa, zevat, atalet, hicap müdafaa, mayii, yeis, silsile, irtikap, mütalaa, tesellüm, tecessüs, mağmum, muvasalat, mükaleme ve kaime gibi sözcükler, Sabahattin Ali eserlerinde geçen yaygınlığını yitirmiş sözcüklere örnek verilebilir.[114] Sabahattin Ali kendi şiir ve öykücülüğü hakkında şu ifadeleri kullanmıştır:

Şiir ve hikayelerim arasında, yazmış olmaktan utanacağım kadar kötüleri olduğunu biliyorum. Bunların bir kısmının çocuk denecek bir yaşta yazılmış olmaları bence bir mazeret değildir; çünkü bu çeşit bir yazıyı bugün herhangi bir imzanın üstünde görsem, sahibini ıslah olmaz bir zevksizlik ve tam istidatsızlıkla suçlandırmakta tereddüt etmem. Bunların, benim san'at hayatımın gelişmesini göstermesi bakımından, sadece kendim için bir ehemmiyeti vardır ki, bu da onları başkalarına okutmak için bir sebep olamaz. (...) Bir kere okuyucuyu önüne sermiş olduğum taraflarımı sonradan örtbas etmeye hakkım olmadığı kanaatindeyim: ama böylece belkide eski bir hatayı devem ettirmekten başka bir şey yapmıyorum. İyiden kötüden ayırmak külfetini okuyucuya bıraktığım için özür dilerim.[117]

Şiir ve oyunları[değiştir | kaynağı değiştir]

Sabahattin Ali'nin toplamda yetmişten fazla şiiri bulunur. Bu şiirlerinden 28 tanesini Dağlar ve Rüzgar adlı kitabında yayımladı. Bu kitap yazarın 1931-1934 yılları arasında yazdığı şiirlerden oluşmaktadır. Ayrıca kitabın ön sözü de ona aittir. Kitapta bulunan "Dağlar", "Rüzgar", "Kara Yazı", "Mayıs" ve "Unutamadım" adlı şiirler daha önceden dergilerde yayımlanmış olan şiirleridir. Diğer şiirler ise ilk kez bu kitapta yayınlandı. 1926-1928 yılları arasında yazdığı şiirlerden 21 tanesini ise Kurbağanın Serenadı adlı defterde topladı. Almanya'da eski harflerle yazılan bu defter, zamanla el değiştirmiş olup son olarak da Asım Bezirci tarafından muhafaza edildi. Bu defterdeki sekiz şiir daha önceden yayınlanmamış olan şiirleridir.[118]

Şiirlerindeki temalar ise tıpkı romanlarında olduğu gibi sevgi ve aşk kavramlarıdır. Hapishaneleri konu edinen şiirlerinde, hapishane yaşamının zorluğu üzerinde dururken aşk temasına ise tekrardan değinir. Karamsarlık, bireysel yalnızlık, bunalma ve kaçış gibi konular da şiirlerinin diğer temalarıdır. Kişileri konu edinen şiirlere de sahiptir, bu kişiler: Babası Selahattin Bey, Mustafa Kemal Atatürk, Abdülkâdir Geylânî ve Ziya Gökalp'tir.[118]

Sinop Hapishanesi'ndeyken Hapishane Şarkısı adıyla oluşturduğu beş parçalık bir şiir bütünü bulunur. Bu şiirler birden beşe kadar numaralandırılmış şekildedir ve ilerleyen yıllarda ise Ahmet Kaya, Zülfü Livaneli ve Edip Akbayram gibi isimler tarafından bestelenmiştir.[118]

Sabahattin Ali şiirleri üçlük, dörtlük ve daha değişik sayıda dizeden oluşan bentlerden oluşur. "Rüzgar", "Köprünün Çocukları", "Köprünün Geceleri", "Serserinin Ölümü", "Kümeste Sabah" adlı şiirler düz uyak biçiminde yazılmıştır. "Gazel Naziresi", "Terkib-i Bend Risalesi", "Mesnevi" başlıklı şiirlerinde Divan şiiri gelenekleri görülür. Üçlüklerle kurulan şiir sayısı dokuz, dörtlüklerle kurulan şiir sayısı elli, serbest ölçüdeki şiirlerinin sayısı dokuzdur fakat bu dokuz şiirden sadece "Sokakta Kalan Adam" adlı şiir ölçüsüz ve uyaksız olarak yazılmıştır.[118]

"Gazel Naziresi", "Terkib-i Benci Risalesi" ve "Mesnevi" adlı şiirlerinde aruz ölçüsü kullanırken diğer yetmiş iki şiirinde ise hece ölçüsünü tercih etmiştir. Genellikle hecenin sekizli kalıbıyla şiirler yazmıştır. Dağlar ve Rüzgar adlı kitapta bulunan şiirlerden biri hariç geriye kalan şiirlerin çoğu hecenin sekizli kalıbıyla yazılmıştır. Sabahattin Ali'nin tercih ettiği şiir kalıplarından bir diğeri ise on dörtlü kalıptır, bu tarzda ise yirmi şiir yazmıştır. Bu kalıpların dışında bazı şiirlerinde 7'1i, 11'li, 13'lü kalıpları kullanmıştır. "Kurbağa" adlı iki dizeden oluşan şiirde ise 17'li kalıbı tercih etmiştir. Öksüz Kız Masalı adlı şiirde ise 13'lü ve 8'li kalıpları beraber kullanmıştır.[118]

Sabahattin Ali'ye ait Esirler adında yayımlanmış tek bir oyun mevcuttur. Bu oyun bir tablo ve üç perdeden oluşmaktadır ve Türk tarihindeki Kürşad İhtilali'nden esinlenilerek yazılmıştır. Sabahattin Ali, Ayşe Sıtkı İhlal'e yazdığı mektuplarında bu oyundan sıkça söz eder. Mektuplarında oyunu bitirdiğini ve Ayşe Sıtkı İhlal'e okuması için göndereceğini belirtir. Bir başka mektubunda Esirler oyununu, Pertev Naili Boratav aracılığı ile Muhsin Ertuğrul'a verilmesini ister. 15 Ocak 1934 tarihli bir mektubunda ise oyunun Ulvi Cemal Erkin tarafından bestelendiğini ve "Musiki Muallim" öğrencileri ile oynanmasının kararlaştırıldığı yazar.[118]

Etkisi[değiştir | kaynağı değiştir]

Sabahattin Ali Türk edebiyatının önde gelen yazarlarından biridir. Genel olarak "toplumcu gerçekçi yazarlar" kategorisine dahil edilmektedir.[119] Kürk Mantolu Madonna, İçimizdeki Şeytan ve Kuyucaklı Yusuf romanları Türk edebiyatının önemli yapı taşlarındandır. Özellikle Kürk Mantolu Madonna Türkiye'de en çok okunan kitapların başında gelmektedir. Türk Kütüphaneciler Derneği'nin yayımladığı istatistiklere göre 2015 yılında Türkiye'de en çok okunan kitaptır. Romanın bu denli popüler olmasının altında okullarda öğrencilere önerilmesi ve sosyal medyada çok fazla paylaşım alması gibi nedenler vardır.[120] Almanca, Arapça, Rusça, İngilizce İspanyolca ve İtalyanca gibi çeşitli dillere çevirilen Kürk Mantolu Madonna[121], İran gibi İslamist ülkelerde bazı kısımlarında sansüre uğramıştır.[122]

Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı tarafından ortaöğretim öğrencilerine tavsiye edilen ve MEB 100 temel eserden biri olan Kuyucaklı Yusuf[123] ile yazarın Hanende Melek, Hasanboğuldu, Komik-i Şehir Kağnı, Ses, Gramofon Avrat ve Ayran gibi hikâyeleri Metin Erksan, Yılmaz Duru ve Feyzi Tuna gibi yönetmenlerce sinema ve televizyona uyarlandı.[124][125][126] Aldırma Gönül, Leylim Ley, Çoçuklar Gibi, Kız Kaçıran ve Göklerde Kartal Gibiyim adlı şiirleri ise Ahmet Kaya, Sezen Aksu, Nükhet Duru, Volkan Konak, Edip Akbayram ve Zülfü Livaneli sanatçılarca bestelendi.[127]

Süreç içerisinde popüler kültürün bir ögesi olan yazarın[128][129] hayatı ve eserleri akademik olarak birçok kez incelendi.[130] Ramazan Korkmaz 1991 tarihli Sabahattin Ali İnsan ve Eser adındaki doktora tezini daha sonra kitaplaştırdı.[131] Sevengül Sönmez A' dan Z' ye Sabahattin Ali kitabı ile geniş çaplı bir çalışma yayımladı.[132] Hıfzı Topuz ise yazar hakkındaki Başın Öne Eğilmesin adlı eseriyle Orhan Kemal Roman Armağanı ödülünü kazandı.[133] Ayrıca yazarın yakın çevresinden Kemal Bayram Çukurkavaklı, Asım Bezirci ve kızı Filiz Ali'nde benzer çalışmaları mevcuttur.[130]

Eserleri[değiştir | kaynağı değiştir]

Roman
Öykü
Şiir
  • Dağlar ve Rüzgâr (1934)
  • Kurbağanın Serenadı (1937)
  • Öteki Şiirler (1937)
Oyun

Notlar[değiştir | kaynağı değiştir]

  1. ^ Osmanlı İmparatorluğu'nda bir bir alayın hesap işlerine bakan kişi
  2. ^ Nihal Atsız ve Sabahattin Ali'nin ortak tanıdığı.

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

Özel
  1. ^ Gövsa, İbrahim Alaettin (1946), Türk Meşhurları Ansiklopedisi, Yedigün Neşriyat, ss. 332, OCLC 7193074 
  2. a b Laslo, Filiz Ali; Özkırımlı, Atilla (1979), Sabahattin Ali, İstanbul: Cem Yayınları, ss. 320 
  3. ^ Korkmaz, Ramazan (1991). Sabahattin Ali - İnsan ve Eser (Doktora tezi). Elazığ: Fırat Üniversitesi. s. 3. 
  4. a b Nesin, Aziz (11 Şubat 1949), "Sabahattin Ali Bibliyografyası", Gelincik (1): 12 
  5. ^ Atsız Nihal (1940), İçimizdeki Şeytanlar, İstanbul: Arkadaş Kitabevi, ss. 4-5, OCLC 75618403 
  6. ^ Korkmaz 1997, s. 4.
  7. ^ Korkmaz 1997, s. 5.
  8. ^ Korkmaz 1997, s. 6.
  9. ^ Yazar, Mehmet Behçet (1938), Edebiyatçılarımız ve Türk edebiyatı, İstanbul: İstanbul: Kanaat Kitapevi, ss. 372, OCLC 20773697 
  10. ^ Solok, Cevdet Kudret (1 Haziran 1966), "Sabahattin Ali Konusunda Aydınlığa Doğru", Varlık (671): 7 
  11. ^ Korkmaz 1997, s. 7.
  12. ^ Laslo, Filiz Ali; Özkırımlı, Atilla (1979), a.g.e, s. 321
  13. ^ Bezirci, Asım (1987), Sabahattin Ali, İstanbul: Çınar Yayınları, ss. 15, ISBN 9753480352 
  14. ^ Korkmaz 1997, s. 9.
  15. ^ Bezirci 1987, s. 15.
  16. ^ Akpak, Ünsal (Mart 1973), "Sabah Yıldızı", Yansıma (15): 187 
  17. ^ Boratav, Pertev Naili (1982), Folklar ve Edebiyat I, İstanbul, ss. 440, ISBN 9789944795890 
  18. ^ Laslo, Filiz Ali; Özkırımlı, Atilla (1979), a.g.e, s. 304
  19. ^ Korkmaz 1997, s. 11-12.
  20. ^ Bezirci 1987, s. 18-19.
  21. ^ Aksel, Malik (1977), İstanbul'un Ortası, İstanbul: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, ss. 250, ISBN 9751724198 
  22. ^ Bozdağ, Erdal, Yerel Bir Mecmua Örneği: Çağlayan Mecmuası (İnceleme - Fihrist), Dicle Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, ss. 1080-1081, http://www.turkishstudies.net/Makaleler/1745796205_51_bozda%C4%9Ferdal-edb_S.pdf 
  23. ^ Korkmaz 1997, s. 13-14.
  24. ^ Ertüzün, Reşit Mazhar (1985), Sabahattin Ali Olayının Gerçeği / Benim Bildiğim Sabahattin Ali, İstanbul: Gür Yayınları, ss. 13, OCLC 13990468 
  25. ^ Bezirci 1987, s. 23-24.
  26. ^ Bezirci 1987, s. 25.
  27. ^ Korkmaz 1997, s. 15-16.
  28. ^ Korkmaz 1997, s. 17.
  29. a b c d Togar, Melahat (1979), Arkadaşım Sabahattin Ali, İstanbul, ss. 60-61-62-63 
  30. ^ Korkmaz 1997, s. 18.
  31. ^ Bezirci 1987, s. 29.
  32. a b Atsız 1940, s. 5.
  33. ^ Yiğit, Mehmet Fatih (2014). Erken Dönem Cumhuriyet Türkiye'sinde Ulus İnşa Süreci ve Atsız Mecmua Örneği (Yüksek Lisans tezi). İstanbul: İstanbul Üniversitesi. s. 78. 
  34. ^ Korkmaz 1997, s. 19-20.
  35. ^ Bezirci 1987, s. 55.
  36. ^ Vakit: s. 1. 25 Mayıs 1931. 
  37. ^ Vakit: s. 1. 27 Mayıs 1931. 
  38. ^ Korkmaz 1997, s. 20-21.
  39. ^ Kürk Mantolu'yu neden çok sevdik?, Radikal, 4 Ağustos 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi, http://web.archive.org/web/20160804203922/http://kitap.radikal.com.tr/makale/haber/kurk-mantoluyu-neden-cok-sevdik-351700 
  40. ^ Hıfzı Topuz 85 yaşında, BirGün, 8 Ekim 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi, http://web.archive.org/web/20161008185440/http://www.birgun.net/haber-detay/hifzi-topuz-85-yasinda-16130.html, erişim tarihi: 4 Eylül 2016 
  41. ^ Ali Kocatepe (7 Nisan 2013), Müzikalite başlıyor, Yeni Asır, 22 Şubat 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi, http://web.archive.org/web/20140222132246/http://www.yeniasir.com.tr:80/Sarmasik/Yazarlar/ali_kocatepe/2013/04/07/muzikalite-basliyor, erişim tarihi: 4 Eylül 2016 
  42. ^ Ertüzün 1985, s. 40.
  43. ^ Boratav, Pertev Naili (1982), Folklar ve Edebiyat II, İstanbul: Adam Yayıncılık, ss. 445, ISBN 9754181055 
  44. ^ Korkmaz 1997, s. 21.
  45. ^ Sabahattin Ali neden öldürüldü?, soL, 11 Şubat 2012, 21 Nisan 2017 tarihinde kaynağından arşivlendi, http://web.archive.org/web/20170421093639/http://haber.sol.org.tr/kultur-sanat/sabahattin-ali-neden-olduruldu-haberi-51481, erişim tarihi: 19 Nisan 2017 
  46. ^ Korkmaz 1997, s. 22.
  47. ^ İlhan, Ayşe Sıtkı; Akın, Doğan, İki Gözüm Ayşe, Bilgi Yayınevi, ss. 55-56, ISBN 975494637X 
  48. ^ Taşan, Berin (Ocak 1976), "Sabahattin Ali Sinop'ta", Soyut (87): 45-45 
  49. ^ Taşan, Berin (1976): a.g.y, s.48
  50. a b Korkmaz 1997, s. 24.
  51. ^ Ali 2005, s. 140.
  52. ^ Ali, Sabahattin (15 Ocak 1934), "Benim Aşkım (şiir)", Varlık (13): 201 
  53. ^ Ali 2005, s. 140-41-42-43-44-45.
  54. ^ Çukurkavaklı, Kemal Bayram (1978), Sabahattin Ali Olayı Bir Devletin Faili Malum Cinayeti, Ankara, ss. 182-204, ISBN 9786056296604 
  55. ^ Korkmaz 1997, s. 27-28.
  56. ^ Korkmaz 1997, s. 29.
  57. ^ Korkmaz 1997, s. 29-30.
  58. ^ Bezirci 1987, s. 30.
  59. ^ Sertel, Sabiha (1966), Roman Gibi, istanbul: Belge Yayınları, ss. 240-241, ISBN 9789750727054 
  60. ^ Atsız 1940, s. 1-16.
  61. ^ Ali, Aliye, Ali, Filiz; Özkırımlı, Atilla, haz., Birlikte Olduğumuz Günler, ss. 36-37 
  62. ^ Çukurkavaklı 2012, s. 301.
  63. ^ Çukurkavaklı 2012, s. 164.
  64. a b Çukurkavaklı 2012, s. 360.
  65. ^ Atsız, Nihal (1 Nisan 1944), "Başvekil Saraçoğlu Şükrü'ye İkinci Açık Mektup", Orhun (16): 2-3 
  66. ^ 3 Mayıs 1944 Davası, ulkuocaklari.org.tr, 9 Mart 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi, http://web.archive.org/web/20160309004726/http://www.ulkuocaklari.org.tr:80/ulkucuhareket/tarihi-donemecler/3-mayis-1944/3-mayis-1944-davasi, erişim tarihi: 27 Eylül 2016 
  67. ^ Erer, Tekin (1985), Basında Kavgalar, İstanbul: Rek-Tur Kitap Servisi, ss. 94-95, OCLC 23553339 
  68. a b Çukurkavaklı 2012, s. 150-151.
  69. ^ Aydın Üzerine Tezler IV, İstanbul: Mızrak, 1986, ss. 223-224, ISBN 6054339044 
  70. ^ Erer 1985, s. 105.
  71. ^ Sertkaya, Osman F. (1987), Hüseyin Nihal Atsız, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, ss. 8, ISBN 9751701252, https://turkalevi.files.wordpress.com/2017/02/osman-f-sertkaya-nihal-atsc4b1z.pdf 
  72. ^ Erer 1985, s. 109.
  73. ^ Başaran, M. (Aralık 1968), "Sabahattin Ali Hasanoğlan'da", Yeni Ufuklar (211): 20-22 
  74. ^ Erer 1985, s. 174.
  75. ^ Sertel, Zekeriya (1978), Hatırladıklarım, İstanbul: Remzi Kitabevi, ss. 276, ISBN 9751407699 
  76. ^ Korkmaz 1997, s. 37-38.
  77. ^ Adatepe, M. Kemal, Sabahattin Ali ve Markopaşa'sı, ss. 1-5, 20 Haziran 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi, http://web.archive.org/web/20160620145154/http://mkadatepe.de/pdf%20dosyalari/Sabahattin%20Ali%20ve%20Markopasa.pdf 
  78. ^ "Sırça Köşk Bakanlar Kurulu Kararıyla Toplatıldı". Başdan: s. 1. 31 Ağustos 1948. 
  79. ^ Korkmaz 1997, s. 39-40.
  80. ^ Ababey, Durin; Sen, Can, haz. (23 Mart 1986), "Sabahattin Ali'nin Son Saatleri / Karanlıkta İki Gölge: Katil ve Kurban", Nokta (11): 53 
  81. ^ Muradoğlu, Abdullah (Kasım 2011), Muhalif Sabahattin Ali'ye sınırda devlet işkencesi, Yeni Şafak, 22 Nisan 2017 tarihinde kaynağından arşivlendi, http://web.archive.org/web/20170422182617/http://www.yenisafak.com/yazidizileri/muhalif-sabahattin-aliye-sinirda-devlet-iskencesi-352968, erişim tarihi: 20 Nisan 2017 
  82. a b "Sabahattin Ali'nin Katili Aranıyor". Yeni Sabah: s. 1-3. 13 Ocak 1949. 
  83. ^ Akşam: s. 2. 26 Haziran 1949. 
  84. ^ Korkmaz 1997, s. 42-43.
  85. ^ "Sabahattin Ali'nin Katili Aranıyor". Yeni Sabah: s. 3. 13 Ocak 949. 
  86. ^ Hergün: s. 1-3. 12 Ocak 1949. 
  87. ^ "Sabahattin Ali Öldürüldü". Hergün: s. 1-3. 12 Ocak 1949. 
  88. ^ Hergün: s. 1. 29 Mart 1949. 
  89. ^ Vatan: s. 2. 13 Mart 1978. 
  90. ^ Korkmaz 1997, s. 42-43-44.
  91. ^ Rasuh Nuri İleri (13 Mart 1978). "Sabahattin Ali Nasıl Öldürüldü". Vatan: s. 2. 
  92. ^ Küçük, Yalçın (1985), Bilim ve Edebiyat, İstanbul: İthaki Yayınları, ss. 269-304, ISBN 9758725750 
  93. ^ Çukurkavaklı 2012, s. 354.
  94. ^ Atsız 1940, s. 4.
  95. ^ Korkmaz 1997, s. 50-51.
  96. ^ Çukurkavaklı 2012, s. 73.
  97. ^ Nâzım Hikmet (1952). "Savaş Eri ve Yazar Sabahattin Ali". Novoye Vremya. 
  98. ^ Korkmaz 1997, s. 53.
  99. ^ Ali, Sabahattin. "Ne İstiyoruz?". Markopaşa (10): 1. 
  100. ^ Çukurkavaklı 2012, s. 55.
  101. ^ Korkmaz 1997, s. 53-54.
  102. a b Reşit Muzaffer (15 Mart 1936), "Sabahattin Ali İle Bir Konuşma", Varlık (651): 264 
  103. a b Aygün, İhsan (I Teşrin 1935), "Gençler Diyorlar ki (Anket)", Yücel (8): 57 
  104. ^ Korkmaz 1997, s. 48.
  105. ^ Nazif, Ümran (1. Kanun 1938), "Sabahattin Ali İle Bir Konuşma", Varlık (108): 566 
  106. ^ Nazif, Ümran (1938): a.g.y. s. 566
  107. ^ Nayır, Yaşar Nabi (1972), Dost Mektuplar: Mektuplarıyla Edebiyatçılarımız, İstanbul, ss. 85, OCLC 581846052 
  108. ^ Korkmaz 1997, s. 49.
  109. ^ Sönmez, Sevengül (12 Mart 2013), Kürk Mantolu’yu neden çok sevdik?, Radikal Kitap, 7 Ekim 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi, http://web.archive.org/web/20161007210140/http://kitap.radikal.com.tr:80/makale/haber/kurk-mantoluyu-neden-cok-sevdik-351700, erişim tarihi: 20 Nisan 2017 
  110. ^ Kürk Mantolu Madonna İngilizcede yayımlandı, Hürriyet, 6 Mayıs 2016, 1 Ekim 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi, http://web.archive.org/web/20161001193103/http://www.hurriyet.com.tr/kurk-mantolu-madonna-ingilizcede-yayimlandi-40100336, erişim tarihi: 20 Nisan 2017 
  111. a b c d e Korkmaz 1997, s. 223-286.
  112. ^ Güneş, Zeliha, "Sabahattin Ali'nin Romanlarında Aydınlar", Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi (2000-2001): 1-21, https://earsiv.anadolu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11421/529/153757.pdf?sequence=1&isAllowed=y 
  113. ^ Aydoğan, Bedri (2014), Sabahattin Ali'nin Yaşamı ve Yapıtlarına Genel Bir Bakış, Adana, ISBN 978975487196-8, http://web.archive.org/web/20160604170445/http://turkoloji.cu.edu.tr/mehmet_ozmen_armagani/mozmen_armagan_parca7.pdf 
  114. a b c d e f g Korkmaz 1997, s. 64-222.
  115. ^ Gür, Bensu Funda, Sabahattin Ali Öykücülüğü, Ankara: Hacettepe Üniversitesi, 9 Mayıs 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi, http://web.archive.org/web/20150509222921/http://www.academia.edu:80/7770266/Sabahattin_Ali_%C3%96yk%C3%BCc%C3%BCl%C3%BC%C4%9F%C3%BC 
  116. ^ Karaca, Alaattin, Sabahattin Ali'nin Öykülerinde Toplumsal Konular, ss. 1-12, http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/12/850/10758.pdf 
  117. ^ Değirmen, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2002, ss. 9, ISBN 9750806603 
  118. a b c d e f Korkmaz 1997, s. 288-310.
  119. ^ Mehmet Onur Hasdenoğlu (Eylül 2008), Toplumcu Gerçekçilik ve Sabahattin Ali'nin Hikaye Kişileri, İKÜ, 13 Nisan 2017 tarihinde kaynağından arşivlendi, http://web.archive.org/web/20170413071537/http://acikerisim.iku.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11413/544/MehmetOnurHasdedeogluYLtez.pdf?sequence=1, erişim tarihi: 20 Nisan 2017 
  120. ^ Özen, Burcu (3 Haziran 2016), Kürk Mantolu Madonna’yı ‘en çok okunan kitap’ yapan nedenler, Sözcü, 13 Nisan 2017 tarihinde kaynağından arşivlendi, http://web.archive.org/web/20170413073106/http://www.sozcu.com.tr/hayatim/kultur-sanat-haberleri/kurk-mantolu-madonnayi-en-cok-okunan-kitap-yapan-nedenler/, erişim tarihi: 12 Nisan 2017 
  121. ^ Kürk Mantolu Madonna hakkında bilinmesi gereken 10 şey, NTV, 2 Nisan 2017, 13 Nisan 2017 tarihinde kaynağından arşivlendi, http://web.archive.org/web/20170413071624/http://www.ntv.com.tr/galeri/sanat/kurk-mantolu-madonna-hakkinda-bilinmesi-gereken-10-sey,_mHv_u9pHkicoT1QRl98nQ, erişim tarihi: 20 Nisan 2017 
  122. ^ Kürk Mantolu Madonna’ya ‘öpüşmek’ yasak, Hürriyet, 2 Nisan 2017, 13 Nisan 2017 tarihinde kaynağından arşivlendi, http://web.archive.org/web/20170413071322/http://www.hurriyet.com.tr/kurk-mantolu-madonnaya-opusmek-yasak-40415057, erişim tarihi: 20 Nisan 2017 
  123. ^ 100 Temel Eser, 3 Nisan 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi, http://web.archive.org/web/20150403001446/http://www.meb.gov.tr:80/duyurular/duyurular/100temeleser/100temeleser.htm 
  124. ^ Azap yolu (1967), imdb.com, 22 Nisan 2017 tarihinde kaynağından arşivlendi, http://web.archive.org/web/20170422182648/http://www.imdb.com/title/tt0429621/?ref_=nm_flmg_wr_7, erişim tarihi: 12 Nisan 2017 
  125. ^ Kuyucakli Yusuf, imdb.com, 22 Nisan 2017 tarihinde kaynağından arşivlendi, http://web.archive.org/web/20170422182655/http://www.imdb.com/title/tt5119310/?ref_=nm_flmg_wr_5, erişim tarihi: 12 Nisan 2017 
  126. ^ Hanende Melek (1975), imdb.com, 22 Nisan 2017 tarihinde kaynağından arşivlendi, http://web.archive.org/web/20170422182701/http://www.imdb.com/title/tt0381237/?ref_=nm_flmg_wr_6, erişim tarihi: 12 Nisan 2017 
  127. ^ Sabahattin Ali şiiri olduğunu bilmediğiniz 10 bilinen şarkı, t24, 17 Ekim 2016, 20 Ekim 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi, http://web.archive.org/web/20161020010611/http://t24.com.tr:80/haber/sabahattin-ali-siiri-oldugunu-bilmediginiz-10-bilinen-sarki,365601, erişim tarihi: 12 Nisan 2017 
  128. ^ Muratpaşa'da 'Popüler Kültür Konuşmaları' Başladı, Milliyet, 19 Ekim 2016, 13 Nisan 2017 tarihinde kaynağından arşivlendi, http://web.archive.org/web/20170413073602/http://www.milliyet.com.tr/muratpasa-da-populer-kultur-konusmalari-antalya-yerelhaber-1603262/, erişim tarihi: 12 Nisan 2017 
  129. ^ Doğu, Pınar, Sabahattin Ali’yi seviyorsak sebebi var!, t24, 13 Nisan 2017 tarihinde kaynağından arşivlendi, http://web.archive.org/web/20170413071857/http://t24.com.tr/yazarlar/pinar-dogu/sabahattin-aliyi-seviyorsak-sebebi-var,16617, erişim tarihi: 12 Nisan 2017 
  130. a b Korkmaz 1997, s. 389-397.
  131. ^ Sabahattin Ali İnsan ve Eser, idefix, 13 Nisan 2017 tarihinde kaynağından arşivlendi, http://web.archive.org/web/20170413071951/http://www.idefix.com/Kitap/Sabahattin-Ali-Insan-ve-Eser/Ramazan-Korkmaz/Edebiyat/Edebiyatcilar/urunno=0000000684556?gclid=CJiQm-LPn9MCFWcq0wodmH8M2g, erişim tarihi: 12 Nisan 2017 
  132. ^ Sabahattin Ali’nin komşuları, Evrennsel, 9 Nisan 2017, 15 Nisan 2017 tarihinde kaynağından arşivlendi, http://web.archive.org/web/20170415060724/https://www.evrensel.net/haber/315243/sabahattin-alinin-komsulari, erişim tarihi: 12 Nisan 2017 
  133. ^ 'Orhan Kemal Roman Armağanı' Hıfzı Topuz'a verildi, Milliyet, 1 Haziran 2007, 3 Haziran 2007 tarihinde kaynağından arşivlendi, http://web.archive.org/web/20070603221446/http://www.milliyet.com.tr:80/2007/06/01/son/sonyas13.asp, erişim tarihi: 12 Kasım 2012 
Genel