Sabahattin Ali

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Şuraya atla: kullan, ara
Sabahattin Ali
Sabahattin Ali
Sabahattin Ali
Doğum 25 Şubat 1907(1907-02-25)
Osmanlı İmparatorluğu
Eğridere, Gümülcine Sancağı1
Ölüm 2 Nisan 1948 (41 yaşında)
Kırklareli
Meslek Öğretmen, öykü ve roman yazarı
Şair, çevirmen
Edebî akım Toplumcu gerçekçilik
Realizm

Sabahattin Ali, (25 Şubat 1907 - 2 Nisan 1948) Türk yazar, şair, öğretmen, ve gazeteci. İlköğrenimini İstanbul, Çanakkale, İzmir ve Edremit'in çeşitli okullarında tamamladı. Ardından Balıkesir Öğretmen Okulu'nda 5 yıl öğrenim görüp 1926 yılında ise İstanbul Öğretmen Okulu'ndan mezun oldu. Almanya'da iki yıl kaldı ve bu süreçte Almanca'yı öğrendi. Türkiye'ye geri döndüğünde çeşitli okullarda Almanca öğretmenliği yaptı. Edebi kişiliğini toplumcu gerçekçi ve realist bir düzleme oturttu. Babasının mesleği gereği çeşitli şehirlerde eğitim gören ve bir süre cezaevinde kalan Sabahattin Ali, yaşantısındaki bu farklılıkları eserlerine de yansıttı. Eserleri, Türk sinemasının çeşitli dönemlerinde yapıt konusu oldu.[1] 41 yıllık yaşamında ağırlıklı olarak öykü türünde yazdı, bu türde toplam altmış dört eser veren Sabahattin Ali yazdığı romanlarıyla da ön plana çıktı. Romanlarında sevgi ve aşk konusu öne çıkarken, öykülerinde ise sevgi ve aşk ile beraber kırsal kesim sorunlarına değindi. Eserlerinde ideolojik bir görünüm ağır basmaz, bu doğrultuda genellikle üstü kapalı ifadeleri tercih eden Sabahattin Ali, sevgi ve aşk konuları üzerine verdiği yapıtlarında ise uzun tasvirlere yer vermiştir. 1937'de çıkardığı Kuyukcaklı Yusuf adlı romanı Milli Eğitim Bakanlığı’nın ortaöğretim öğrencilerine tavsiye ettiği 100 Temel Eser listesindedir. Bu romanı Feyzi Tuna tarafından aynı adla sinemaya da uyarlanmıştır. Kürk Mantolu Madonna adlı romanı ise ilk olarak Hakikat gazetesinde “Büyük Hikâye” başlığı altında olmak üzere kırk sekiz bölüm şeklinde yayınlandı. Yazarın başyapıtlarından olan bu roman, Maureen Freely ve Alexander Dawe tarafından İngilizce'ye çevrildi. 1944'te İstanbul'a gelen Sabahattin Ali, burada Marko Paşa adlı mizahi dergiyi çıkarmıştır. Bu dergide yayımlanan bir yazısı nedeniyle 3 ay hapis cezası almıştır. Daha önce de bir yıl hapis cezası almış olan olan yazar, 1948 yılında Bulgaristan sınırına geçmek üzereyken uğradığı saldırı sonucunda hayatını kaybetmiştir. Kesin ölüm tarihi bilinmemekte olup, çeşitli kaynaklarda geçen 2 Nisan tarihi bedeninin bulunduğu günü ifade etmektedir.[2]

Hayatı[değiştir | kaynağı değiştir]

25 Şubat 1907'de Edirne Vilayeti'nin Gümülcine Sancağı'na bağlı Eğridere kazasında doğdu. Babası piyade yüzbaşısı (Cihangirli) Selahattin Ali Bey'in görev yerlerinin sık sık değişmesi dolayısıyla, ilköğrenimini İstanbul, Çanakkale ve Edremit'in çeşitli okullarında tamamladı. 1921'de Edremit'e göçtüklerinde bölge Yunan işgalinde olduğu için emekli olan babası aylığını alamadı ve aile çok zor günler geçirdi. İlkokulu bitirdikten sonra parasız yatılı olarak Balıkesir Öğretmen Okulu'na girdi ve beş yıl burada okudu. 1926 yılında İstanbul Öğretmen Okulu'ndan mezun oldu. Bir yıl kadar Yozgat'ta ilkokul öğretmenliği yaptı, Millî Eğitim Bakanlığı'nın açtığı sınavı kazanarak Almanya'ya giderek iki yıl (1928-1930) orada okudu. Yurda döndükten sonra, Orhaneli’nde ilkokul öğretmenliğine atandı. Aydın ve sonra Konya ortaokullarında Almanca öğretmenliği yaptı.

Sabahattin Ali'nin Sinop Cezaevinde kaldığı koğuştan bir görünüm.

1932 yılında Konya'da bulunduğu sırada, bir arkadaş toplantısında Atatürk'ü yeren bir şiir okuduğu iddiasıyla tutuklandı. Bir yıla mahkûm olarak Konya ve Sinop cezaevlerinde yattı, 1933 yılında Cumhuriyetin onuncu yıl dönümü dolayısıyla çıkarılan af yasasıyla özgürlüğüne kavuştu. Cezaevinden çıktıktan sonra Ankara'ya gitti ve Millî Eğitim Bakanlığı'na başvurarak yeniden göreve alınmasını istedi. Dönemin bakanı Hikmet Bayur'un "eski düşüncelerinden vazgeçtiğini ispat etmesini" istemesi üzerine 15 Ocak 1934 tarihinde Varlık dergisinde "Benim Aşkım" adlı şiirini yayımlayarak Atatürk'e bağlılığını göstermeye çalıştı. Aynı yıl Bakanlık Neşriyat Müdürlüğü'ne alınmış, Ankara II. Ortaokul'da öğretmenlik yapmıştır. 16 Mayıs 1935 günü Aliye Hanım ile evlenip, 1936'da askere alınmıştır. 1937 Eylülünde kızı Filiz Ali dünyaya gelmiştir. Yedek Subay olarak askerliğini Eskişehir'de tamamlamış, 10 Aralık 1938'de Musiki Muallim Mektebi'nde Türkçe öğretmeni olarak göreve başlamıştır. 1940 yılında tekrar askere alınıp, askerliğini yaptıktan sonra 1941-1945 yılları arası Ankara Devlet Konservatuarı'nda Almanca öğretmenliği yapmıştır.

"İçimizdeki Şeytan" romanı milliyetçi kesimde büyük tepki topladı. Nihal Atsız'ın hakkında yazdığı hakaret dolu bir yazıya karşılık dava açtı, dava sırasında çok sıkıntı çekti. 1944 yılında davayı kazanmasına rağmen tepkilerden kurtulamadı. Olaylı duruşmalar sonunda bakanlıkça görevinden alındı, 1945 yılında İstanbul'a giderek gazetecilik yapmaya başladı. Ancak fıkra yazdığı La Turquie ve Yeni Dünya gazeteleri, Tan olayları sırasında tahrip edilince işsiz kaldı, 1946 - 1947 yılları arası Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz'la Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Öküz Paşa gibi siyasal mizah dergilerini çıkardı. Ancak, bu gazeteler tek parti iktidarının baskılarıyla karşılaştı, dergilerin isimlerindeki Paşa ifadesiyle "Milli Şef" İsmet Paşa ile alay edildiği iddiası ile kapatıldı, yazılar ve yazarları hakkında soruşturmalar açıldı. Dergilerde çıkan yazılarından dolayı üç ay hapis yattı ve karşılaştığı baskılardan bunaldı. Ali Baba dergisinde yayımladığı "Ne Zor Şeymiş" başlıklı yazıda, içinde bulunduğu durumu şöyle anlatmaktadır: "Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi".

Bir başka dava nedeni ile 1948'de Paşakapısı Cezaevi'nde üç ay yattı. Çıktıktan sonra zor günler geçirmeye başladı, işsiz kalıp, yazacak yer bulamadı. Baskılardan uzaklaşmak için yurt dışına gitmeye karar verdi ancak kendisine pasaport verilmedi. Yasal yollardan yurt dışına çıkma olanağı bulamayınca da Bulgaristan'a kaçmaya karar verdi ve para karşılığı Ali Ertekin adlı bir kaçakçıyla anlaştı. Ordudan atılmış olan bir astsubay olan Ertekin, geçimini yurt dışına adam kaçırmakla sağlamakta, öte yandan Millî Emniyet Hizmeti Riyâseti adına ajanlık yapmaktaydı. Resmi açıklamalara göre Ertekin, "milli hislerini tahrik ettiği için" Sabahattin Ali'yi başına sopa vurarak öldürdü. Cesedin 2 Nisan 1948 tarihinde Bulgaristan sınırında şaibeli bir şekilde bulunmasından sonra, 28 Aralık 1948'de tutuklanan Ertekin, Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandı. Yaptırımı 18-24 yıl olan adam öldürme suçundan, 15 Ekim 1950'de "milli hisleri tahrik" gerekçesiyle cezası indirilerek 4 yıla hüküm giydi.[3][4] Ancak yazarın yakın çevresi ise Sabahattin Ali'nin Kırklareli'de Milli Emniyet tarafından sorgulanırken işkence sonucu öldüğü ve Ertekin'in paravan olarak kullanıldığını iddia etse de bu hiçbir zaman kanıtlanamadı.[4] Sabahattin Ali'yi öldürdüğünü itiraf eden ve Milli Emniyet mensubu olduğu iddia edilen Ali Ertekin, dört yıla hüküm giymiş; fakat birkaç hafta sonra çıkartılan aftan yararlanarak serbest kalmıştır.[5]

Bulgaristan’ın Eğridere (Ardino) kentinde, Sabahattin Ali’nin 100. doğum yılı kutlandı. 31 Mart 2007 günü gerçekleşen toplantıya, başta Bulgaristan Yazarlar Birliği Başkanı olmak üzere Sofya ve Bulgaristan’ın çeşitli kentlerinden Türk ve Bulgar yazarlar, şairler, okurlar ve Sabahattin Ali’nin kızı Filiz Ali katıldı. Bütün eserleri 1950'li yıllardan beri Bulgaristan’daki tüm okullarda okutulduğundan, Sabahattin Ali bu ülkede çok tanınan bir yazardır.[2][6]

Edebi kişiliği[değiştir | kaynağı değiştir]

İlk yazın denemelerini okulda çıkarttıkları gazetede şiir ve öyküler yazarak yapmıştır. Sabahattin Ali asıl yazın yaşamına ise şiirle başlamış, hece vezniyle yazdığı ve halk şiirinin açık izleri görülen bu ürünlerini 1926 yılında Balıkesir'de çıkan ve Orhan Şaik Gökyay tarafından yönetilen Çağlayan dergisinde yayımladı. 1926-1928 yılları arası Servet-i Fünun, Güneş, Hayat, Meşale gibi dergilerde de yazdı, bu arada öykü de yazmaya başladı, ilk öyküsü "Bir Orman Hikayesi" 30 Eylül 1930 tarihinde Resimli Ay'da yayımlandı. Toplumsal eğilimli bu öyküyü Nazım Hikmet, şu sözlerle okurlara sundu: "Bu yazı bizde örneğine az tesadüf edilen cinsten bir eserdir. Köylü ruhiyatının bütün muhafazekâr ve ileri taraflarını, iptidaî sermaye terakümünü yapan sermayedarlığın inkişaf yolunda köylülüğü nasıl dağıttığını ve en nihayet, tabiatın deniz kadar muazzam bir unsuru olan ormanın muğlak, ihtiraslı hayatını, kımıldanışların zeki bir aydınlık içinde görüyoruz".

Af yasasından yararlanarak hapisten çıktıktan sonra, 1934-1936 yılları arası özellikle Varlık dergisinde yayımladığı "Kanal", "Kırlangıçlar", "Arap Hayri", "Pazarcı", "Kağnı" gibi öyküleriyle dikkat çekti. Anadolu insanına yaklaşımıyla edebiyata yeni bir boyut kazandırdı. Ezilen insanların acılarını, sömürülmelerini dile getirdi ve aydınlar ile kentlilerin Anadolu insanına karşı takındıkları küçümseyici tavrı eleştirdi.

Romancılığı[değiştir | kaynağı değiştir]

Sabahattin Ali'nin üç romanı önce tefrika edilmiş ardından da kitap olarak yayınlanmıştır. İlk romanı olan Kuyucaklı Yusuf'un gazetelerdeki tefrikası zaman zaman kesintiye uğramıştır. Roman, Tan gazetesinde tamamı tefrika edildikten sonra kitap olarak ilk kez 1937 yılında basılmıştır. İçimizdeki Şeytan adlı romanı Ulus gazetesinde 87 bölüm şeklinde tefrika edilmiş, 1940 yılında ise kitap olarak basılmıştır. Hakikat gazetesinde tefrika edilen Kürk Mantolu Madonna romanı ise toplamda 50 gün olmak üzere 48 sayı şeklinde tefrika edilmiştir.[2]Romanının yazılış zamanı Sabahattin Ali'nin ikinci kez askere alındığı döneme gelmektedir. Sabahattin Ali bu romanına, İstanbul'da bulunan Büyükdere asker çadırında başlamıştır ve romanını günü gününe yazıp gazeteye göndermiştir. Yedi Meşalaciler topluluğundan olan Cevdet Kudret Solak: Sabahattin Ali’nin bu romanı için “Lüzumsuz Adam” başlığını düşündüğü sonradan da vazgeçtiğini dile getirmiştir. Pertev Naili Boratav ise Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’yı ilk önce bir öykü olarak yazdığını dile getirip başlığını da “Yirmi Sekiz” şeklinde koyduğunu ve öykünün ilk sayfasını da kendisine gösterdiğini dile getirmiştir.[7]

Öykücülüğü[değiştir | kaynağı değiştir]

Sabahattin Ali' nin 1935'te çıkardığı ilk öykü kitabı Değirmen'de 16, 1936'daki Kağnı'da 13, 1937'deki Ses'te 5, 1943'teki Yeni Dünya'da 13 ve 1947'deki Sırça Köşk adlı yapıtında 13 öykü olmak üzere toplamda 60 öyküye sahiptir. Ardından da son kitaplarında 4 öykü daha yayınlayarak bu sayıyı 64'e çıkarmıştır. Romanlarında olduğu gibi öykülerinde de dönemin siyasi ve sosyal özelliklerini görmek mümkündür. Öykülerindeki temel kavramlar sevgi, aşk ve kırsal kesim sorunlarıdır. Değirmen, Viyolonsel, Kırlangıçlar, Kurtarılamayan Şaheser, Bir Cinayetin Sebebi, Komik-i Şehir, Sarhoş, Arap Hayri, Gramofon Avrat, Köstence Güzellik Kraliçesi, Yeni Dünya, Hanende Melek, Hasanboğuldu, ve Sırça Köşk adlı öykülerinin genel konuları sevgi ve aşk olmuştur. Ayran, Asfalt Yol, Bir Orman Hikayesi, Candarma Bekir, Değirmen, Bir Firar, İki Kadın, Kafa Kağıdı, Kanal, Kamyon, Kazlar, Ses, Sıcak Su ve Sulfata adlı öykülerinde ise kırsal yaşam ve kırsal yaşamın sorunlarına değinmiştir. Kırsal kesimi işlediği öykülerinde çeşitli toprak ve miras kavgaları gibi nedenlerden dolayı işlenen cinayetlere de yer vermiştir.

Sabahattin Ali öykülerinde öne çıkan konulardan birisi de hapishaneler olmuştur. Çeşitli dönemlerde, farklı sebeplerden dolayı hapishaneye giren Sabahattin Ali; bu yaşantısını öykülerine de yansıtmıştır. Bir Şaka, Candarma Bekir, Duvar, Kazlar ve Katil Osman adlı öykülerinde hapishane yaşamı ve mahkumlar konusu üzerine durmuştur. Türk edebiyatında toplumcu gerçekçi kişilerin başında gelen Sabahattin Ali, öykülerindeki karakterleri tasvir yoluyla anlatarak iyi veya kötü yanlarını ortaya koyar. Öykülerindeki tasvirler romanlarında olduğu gibi uzun ve ayrıntılı değildir.

Öykülerindeki karakterler ilk zamanlar hayvanlar olurken daha sonra çeşitli insan tiplerini karakter olarak seçmiştir. Kırlangıçlar ve Bahtiyar köpek adlı öykülerinde karakter olarak hayvanlar daha ağır basmaktadır. Kırlangıçlar adlı öyküsünde hiçbir insan karakteri bulunmaz, Sabahattin Ali bu eserinde birbirine aşık olan iki kırlangıcın hikayesini anlatmıştır. Bahtiyar Köpek adlı eserinde insanlar bulunsa bile asıl önemli rolü köpek karakterine vermiştir. İnsanları ve insan ilişkilerini ön plana çıkardığı öykülerinde ağırlıklı olan karakterler; erkeklerdir. Eserlerindeki erkek karakterleri daha hırslı ve daha yoğun düşünen tiplerdir, ve genellikle işsizlerdir. Karakterlerde en fazla ortaya çıkan meslek grubu memurlardır. Köyde geçen öykülerinde daha çok ağa, imam, muhtar ve köylü insanı gibi karakterler öne çıkar. Kırsal kesimi anlattığı öykülerinde, halkın tarlasını ve mahsullerini yöneten köyün ağaları olmuştur. Ağalar gerekirse cinayet işletir ve suçu başka birisinin üzerine yıkar. Hapishane öykülerinde ise: cezaevi müdürü, jandarma ve gardiyan gibi karakterler ön plandadır.

Sabahattin Ali öykülerinde kadın karakter sayısı ise azdır ve genellikle kadınlar ikinci plandadır. Öykülerindeki kadınlar, tarlada ve bahçede çalışan; çamaşırla ve ev hizmetiyle uğraşan tiplerdir. Köy öykülerindeki kadınlar evlerine ve eşlerine bağlıdır. Sabahattin Ali "Kazlar" öyküsünde hapiste olan eşini rahat ettirebilmek için komşusunun kazını çalan kadının hapse düşmesi olayını anlatır. Öykülerinde güçlü ve çekici görünen kadın sayısı az da olsa vardır. Bu kadınlar genellikle toplumca yadırganan yönleriyle ele alınmaktadır. İstanbul'da geçen öykülerinde ise güzel ve varlıklı kadınlara rastlanır. Öykülerindeki çocuklar ise genellikle bir fon değerindedir.

Öykülerindeki memur karakterleri genellikle yoksul, geçim sıkıntısı yaşayan, silik ve etrafınca fazla önemsenmeyen insanlardır. Her kademedeki memurlar adil değillerdir ve genellikle eli güçlü olanın yanında dururlar. Bir dönem Almanca öğretmenliği de yapan Sabahattin Ali, öykülerinde öğretmenlere de yer verir. Öğretmenlerin iyi yanlarını daha çok göstermekle beraber olumsuz yanlarına da değinmiştir. Doktor karakterleri ise genellikle çıkarcı ve duyarsız bir görünüm verirler. "Böbrek" adlı öyküsünde doktorların nasıl anlattığını görmek mümkündür.

Öykülerindeki mekanlar ağırlıklı olarak Anadolu ve İstanbul'dur. Yurt dışında geçen öykülerine örnek olarak "Köstence Güzellik Kraliçesi" adlı yapıtı verilebilir. Bu yapıt Romanya'da başlar ve Berlin'de devam eder. "Bir Gemici Hikayesi" adlı yapıtında ise makan olarak Kızıldeniz (Şap Denizi) ve Akdeniz kıyısında bulunan Port Said kentinin adı geçmektedir. "Viyolonsel" adlı öyküsü, bir gemi kazası sonucunda gelişir ve Afrika'nın sığ bir ormanında geçer.. Sabahattin Ali'nin Anadolu anlayışı genellikle Orta Anadolu ve Ege Bölgesi ile sınırlıdır. Bu sınırlamayı Kuyucaklı Yusuf adlı romanında da görmek mümkündür. Ayran, Bir Orman Hikayesi, Hasanboğuldu, Kırlangıçlar, Köpek ve Ses adlı öykülerinde ise makan olarak doğa kavramı öne çıkar. Kapalı mekanlara ise hastane, otel, han ve cezaevleri örnek gösterilebilir.

Öykülerindeki dilin sade bir görünümü vardır. Romanlarında sık rastlanan ve günümüzde çok kullanılmayan ifadelere öykülerinde daha az rastlanır. Karakterleri konuştururken yerel ifadeler ve şive özelliklerini vermeyi zaman zaman tercih etmiştir. İçimizdeki Şeytan romanındaki Türkçe'yi iyi düzeyde konuşamayan ev sahibi Rum kadında bunu görmek mümkündür. Karakterlerin yerel ağızlarını yansıtırken ölçülü bir üslubu tercih etmiştir. Öykülerine yerel olarak ifade edilebilecek argo sözcüklerde vardır. Çakıcının İlk Kurşunu adlı yapıtında Ege Bölgesi'ne ait yerel izlenimler görmek mümkündür. Yapıtlarında sade ve yalın bir dili seçen Sabahattin Ali, kendi yazın döneminde Türkiye'de harf inkılabı gerçekleşmiştir. Türk dilindeki değişimler onun eserlerine zamanla yansımıştır. Günümüzde Yapı Kredi Yayınları tarafından basılan Sabahattin Ali eserlerinde, kullanımı azalmış olan kelimelerin bugünkü karşılıkları okurlara verilmiştir. Müddeiumumi (savcı), esbab- ı muhaffefe, istihfaf etmek, istiğna, münferit, zaviye, aksata, nefis itikadı, hamakat, taalluk etmek, iktifa, zevat, atalet, hicap müdafaa, mayii, yeis, silsile, irtikap, mütalaa, tesellüm, tecessüs, mağmum, muvasalat, mükaleme ve kaime gibi sözcükler, Sabahattin Ali eserlerinde geçen yaygınlığını yitirmiş sözcüklere örnek verilebilir.[2]

Sabahattin Ali kendi şiir ve öykücülüğü hakkında "Şiir ve hikayelerim arasında, yazmış olmaktan utanacağım kadar kötüleri olduğunu biliyorum. Bunların bir kısmının çocuk denecek bir yaşta yazılmış olmaları bence bir mazeret değildir; çünkü bu çeşit bir yazıyı bugün herhangi bir imzanın üstünde görsem, sahibini ıslah olmaz bir zevksizlik ve tam istidatsızlıkla suçlandırmakta tereddüt etmem. Bunların, benim san'at hayatımın gelişmesini göstermesi bakımından, sadece kendim için bir ehemmiyeti vardır ki, bu da onları başkalarına okutmak için bir sebep olamaz. (...) Bir kere okuyucuyu önüne sermiş olduğum taraflarımı sonradan örtbas etmeye hakkım olmadığı kanaatindeyim: ama böylece belkide eski bir hatayı devem ettirmekten başka bir şey yapmıyorum. İyiden kötüden ayırmak külfetini okuyucuya bıraktığım için özür dilerim."[8][9]ifadelerini kullanmıştır.

Diğer türlerdeki yetkinliği[değiştir | kaynağı değiştir]

Halk şiirinden esinlenerek yazılmış şiirlerini içeren "Dağlar ve Rüzgâr" (1934) adlı kitabı edebiyat çevrelerinde ilgi uyandırdı. Örneğin Yaşar Nabi Nayır, Hakimiyeti Milliye'de şu övücü satırları yazdı: "Bu kitabın mümeyyiz vasfı halk edebiyatı tarzında bir deneme teşkil etmesidir. Sabahattin Ali'nin tecrübeli muvaffak neticeler vermiş. Ve bize, şiirleri doğrudan doğruya bir halk şairi elinden çıkmamış olduklarını hissetirmekle beraber, o tanıdığımız ve sevdiğimiz samimi edayı tattırabiliyor. Komplike imajlardan kaçınılmış olması, bu şiirlere büyük bir sadelik vermiş." Ancak, bu kitabından sonra şiirle ilgilenmedi, sadece hikâye ve roman yazdı. 'Leylim Ley', 'Aldırma Gönül' gibi halk dilinden yararlanarak yazdığı şiirler de vardır.

Sabahattin Ali, Varlık'ta Esirler (1936) adlı üç perdelik bir oyun da yazdı, ancak bu türü de bir daha denemedi.

Eserleri[değiştir | kaynağı değiştir]

Roman

Öykü

  • Değirmen (1935)
  • Kağnı (1936)
  • Ses(1937)
  • Yeni Dünya (1943)
  • Sırça Köşk (1947)

Şiir

  • 1934: Dağlar ve Rüzgâr
  • 1937: Kurbağanın Serenadı ve Öteki Şiirler'le birlikte

Oyun

  • Esirler (1936)

Derlemeler

  • Markopaşa Yazıları ve Ötekiler (1998)
  • Çakıcı'nın İlk kurşunu (2002)
  • Mahkemelerde (2004)
  • Hep Genç Kalacağım (2008)
  • Canım Aliye, Ruhum Filiz (2013)

Çevirileri

  • Tarihte Garip Vakalar, Max Memmerich (1941)
  • Antigone, Sofokles (1942)
  • Minna Von Barnhelm, Lessing (1943)
  • Üç Romantik Hikaye, H. Von Kleist - A.V. Chamisso - E.T.A. Hoffmann (1944)
  • Fontamara, Ignazio Silone (1944)
  • Gyges Ve Yüzüğü, Fr. Hebbel (1944)
  • Yüzbaşının Kızı, A.S. Puşkin (1944) (Erol Güney ile birlikte)

Bestelenen şiirleri

Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir]

Galeri[değiştir | kaynağı değiştir]

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

  1. ^ Sinemada Sabahattin Ali uyarlamaları, Rıza Oylum, Erişim tarihi: 29 Mayıs 2016
  2. ^ a b c d "Sabahattin Ali'nin yaşamı ve yapıtlarına genel bakış". Çukurova Üniversitesi Türkoloji Araştırmaları Merkezi. http://turkoloji.cu.edu.tr/mehmet_ozmen_armagani/mozmen_armagan_parca7.pdf. Erişim tarihi: 26 Mayıs 2016. 
  3. ^ Sabahattin Ali'nin kızı Ulus'a konuştu, Hürriyet, 26 Mayıs 2016 tarihinde kaynağından erişildi
  4. ^ a b "Sabahattin Ali cinayeti". Cumhuriyet Ansiklopedisi 1923-2000. 2. Cilt (3. bas.). İstanbul: YKY. Mayıs 2002. ss. 138. 
  5. ^ "Sabahattin Ali’s Madonna in a Fur Coat – the surprise Turkish bestseller". The Guardian. https://www.theguardian.com/books/2016/may/21/sabahattin-ali-madonna-fur-coat-rereading. Erişim tarihi: 26 Mayıs 2016. 
  6. ^ Sönmez, Sevengül (2009) (Türkçe). A'dan Z'ye Sabahattin Ali. YKY. ISBN 978-975-08-1644-4. 
  7. ^ Kürk Mantolu’yu neden çok sevdik?, Radikal, Erişim tarihi: 31 Mayıs 2016
  8. ^ Ali, Sabahattin (Türkçe). Değirmen. YKY. s. 9. 
  9. ^ Öyküler Şiirler ve Oyun, 26 Mayıs 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi
  10. ^ Grup Çağrı - Bir Yürek Kaldı Avucumda, 26 Mayıs 2016 tarhinde kaynağından arşivlendi

Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]