Gadir-i Hum

Vikipedi, özgür ansiklopedi
(Ghadir El-Khumm sayfasından yönlendirildi)
Şuraya atla: kullan, ara

Gâdir-î Hum (Arapça غدیر الخم "Hum Gölcüğü") Şiî i'tikadına göre Muhammed Mustafa'nın Ali bin Ebâ Tâlib Merkedî'yi kendisine halef olarak seçtiğini ilân ettiği, günümüz Suudi Arabistanının Mekke Vilâyeti ile Medine Vilâyeti'ni birbirinden ayıran "Rabiğ Vadisi" üzerinde "Rabiğ" şehri yakınlarında yer alan bir mıntıkânın adı olan Gadir-i Hum, eskiden Medine'den Mekke'ye giden yolun yaklaşık 5. km'sinde sol tarafa düşen, adı geçen vadide bir nehir sebebiyle oluşmuş bir gölcük ya da bataklıktı.

Gâdir-î Hum Bayramı[değiştir | kaynağı değiştir]

Ali bin Ebâ Tâlib Merkedî'nin Gâdir-î Hum'da hilâfete vekil tâyin edilişini temsil eden minyatürü, (İlhanlılar devrine ait yazma kitaptan alınma)

Ali el-Mûrtezâ'nın İslam peygamberi Muhammed tarafından "Velâyet" makâmına atandığına inanılan bu gün Şiî Müslümanlar tarafından Kurban Bayramı ve Ramazan Bayramı'na ilâveten Hicrî takvime göre Zilhicce Ayı'nın On Sekizinci günü üçüncü bir bayram olarak kutlanmaktadır.

Şiîlerin inancına göre İslam peygamberi, Ali bin Ebî Tâlib'i kendisinden sonra gelecek halef tayin etmiştir. Bunun kaynağı olarak Gadir-i Hum'u öne sürerler. Bunu anmak için her sene Hicrî Zilhicce ayının 18inde "Gadir-i Hum Bayramı" kutlanır. Bu gün, Gadir-i Hum Hadisi'nin yıldönümüdür. Ali bin Ebî Tâlib'in birinci sırada halife oluşuna delil olarak getirilen hadisin bir kısmı:

Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır. Ey Allahım, onu sevenleri sev, ona düşman olanlara da düşman ol. [1]

Şiîliğin İmâmiye-i İsnâ‘aşer’îyye, İsmâil’îyye, Nizâr’îyye, Tâyyîb’îyye, Mustâ‘lîyye, Davûdîlik, Alavî Buhra ile Süleymanî Buhra kollarından olanlar bu bayrama katılırlar.

Sünnîlerin halifelikle ilgili görüşleri[değiştir | kaynağı değiştir]

Ehl-i Sünnet i'tikadının mensupları Şiîlerin Ali bin Ebî Tâlib'in bütün ümmetin bilgilisi olduğu ve ilk halife olması gerektiği iddiasını reddeder. Şiîlerle Sünnilerin ayrılığının temeli bu ihtilaftır. Ehl-i Sünnetin görüşüne göre İbn-i Asakir'in kitabı Tarih-i Dimeşk 'te bir rivayet geçer. Buna göre, Ali bin Ebi Talib'e "Bize kimseyi halife tayin etmeyecek misin?" denildiğinde şöyle cevap verdi:

Allah'ın Elçisi yerine birini halife bırakmadı ki ben de halife bırakayım.[2] Allah insanların hayrını arzu ediyorsa Peygamberden sonra onları içlerinde en hayırlı olanın etrafında topla­dığı gibi yakında bunları da en hayırlılarının etrafında toplayacaktır.[3]

Ali bin Ebî Tâlib'in peygambere verdiği "Kuran'ın mushafını toplayana kadar evimden dışarı çıkıp birşeylere karışmayacağım" sözü nedeni ile halifeliğe isyan etmedi Ehl-i Sünnet'in Şiîlerin halifelikle ilgili iddiasını reddetme gerekçelerindendir. O, gerçekliği kanıtlanamayan bir Hanbeli kaynağına göre

Ebu Bekir ve Ömer, ümmetin en faziletlisidir. Bana ulaştığına göre bázı kimseler, beni o ikisinden bilgeli kabul etmektedir. O ikisi üzerine beni üstün kabul edeni bulursam o yalancıdır, yalancıya gereken ceza ona da gerekir.[4]

İslam peygamberi "size iki şeyimi emanet ediyorum biri Kuran öbürü Ehl-i Beyt'imdir bunlar görmesini bilenler için kurtarıcıdır" diyerek buyurmuştur

İslam peygamberi'nin vefatını müteakip gelen yıllarda Şiilerin İmamı İmam Cafer-i Sadık (H. 83-148), Sünnîlerin çok hürmet ettiği İmâm-ı Â’zam Ebû Hanîfe Nu’man İbn-i Sâbit (H. 80-150) ve Malik bin Enes (H. 93-179), Medine'de Mescid-i Nebevi'de İmam Cafer-i Sadık'tan dini dersler öğrendiler. Kasım bin Muhammed bin Ebu Bekir, Muhammed Bâkır, Zeyd bin Ali ve birçok fakih ve alim de onlarla birlikteydi ve aralarında Ali bin Ebî Tâlib'in İmamet'ine ve ilk Halife olması konusunda fikir ayrılıkları vardır

Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir]

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

  1. ^ Ahmed bin Hanbel, Müsned, IV, s. 368. Sözün Arapça orijinali: "من كنت مولاه فهذا عليّ مولاه أللهم والِ من والاه و عادِ من عاداه"
  2. ^ İbn-i Asakir, Tarih-i Dimeşk, c. 42, s. 537,561
  3. ^ İbn-i Asakir, Tarih-i Dimeşk, c. 42, s.561
  4. ^ İmam Rabbanî (terc. Abdülkadir Akçiçek) (1977). Mektubat-ı Rabbani, c. 1, 266. Mektup. İstanbul: Çile Yayınları. s. 655.