Mübahele Ayeti

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Atla: kullan, ara
Quran cover.jpg

Mübahele Ayeti (Arapça: آية المباهلة), Âl-i İmrân Suresi'nin 61. ayetidir. Mübahele, kelime anlamı olarak "karşılıklı beddua etme" demektir.

Ayet şöyledir:[1]

Artık sana gelen bunca ilimden sonra, onun hakkında seninle çekişip tartışmalara girişirlerse de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah'ın lanetini yalan söyleyenlerin üstüne kılalım.

Ayetle ilgili rivayetler[değiştir | kaynağı değiştir]

Rivayetlere göre İslam peygamberi Muhammed, Necran Hıristiyan'larını İslam'a davet ettmiş, onlar da âlimleri yanlarında olarak yaklaşık 70 kişi ile Medine'ye gelmişlerdir.[2] Amaçlarının Muhammed'in söylediklerinin doğruluğu husunda Muhammed ile tartışmak olduğu ifade edilen gurup ile yapılan tartışmalarda Muhammedin, Nasranîler'i, onların dini kitaplarında "kendisinin geleceğine dair" alametleri göstererek yenilgiye uğrattığı rivayet edilir.

Rivayetlere göre Nasranîler de zaten böyle bir bekleyiş içinde idiler. Onların inanışına göre de, gelecek olan peygamber deveye binerek (Mekke’de bulunan) Faran dağlarından zahir olacak, (dipnot 1) İyr ve Uhud (Medine’de) arasında hicret edecektir. Tartışmaların anlaşmazlıkla sonuçlanması üzerine "Sana gelen bunca ilimden sonra, yine de bu hususta seninle çekişip tartışmalara girişirlerse de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, nefsimizi ve nefsinizi çağıralım; sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah’ın lanetini yalan söylemekte olanların üstüne kılalım." Şeklindeki ayetin indirildiğine inanılır.

Bunun üzerine Muhammedin doğrunun yalancıdan ayırt edilmesi için Nasranî’lere mübahele (karşılıklı beddua) yapma önerisinde bulunmuş, öneri kabul edilerek ertesi gün buluşmak üzere anlaşılmıştır.

Mübahele Günü[değiştir | kaynağı değiştir]

Anlatıldığına göre ertesi gün Necranlılar Medine’nin çıkışında, Muhammed'in çok büyük ve kalabalık bir toplulukla onları yıldırmak ve korkutmak için geleceğini bekliyorlardı. Ancak Muhammed sağında bir genç, solunda hicaplı bir kadın ve ön tarafında ise iki çocuk olduğu bir halde sadece beş kişiyle gelerek necranlıların karsısına çıkmıştır. Necranlıların alimi Oskof, mütercimlerden Muhammed ile gelenlerin kim olduklarını sordu. "O genç, O’nun damadı ve amcası oğlu Ali bin Ebu Talib’tir, O kadın O’nun kızı Fatıma Zehra’dır, O iki çocuk ise O’nun torunları ve kızının evlatları olan Hasan bin Ali ve Hüseyin bin Ali’dir.”demeleri üzerine Oskof "Bakınız Muhammed nasıl da mutmain bir halde en yakınlarını, evlatlarını ve en çok sevdiği azizlerini mübahaleye getirip onları belaya maruz bıraktı. Allah’a and olsun ki, eğer O’nun tereddüt veya korkusu olsaydı, asla onları getirmez ve mübaheleden vazgeçerdi veya en azından ailesinden olan azizlerini bu hadiseden uzak tutardı. O’nunla mübahele yapmamız, kesinlikle doğru değildir. Eğer Rum Kayseri’sinden korkmasaydım ona iman ederdim. Öyleyse O’nun isteklerini kabullenerek O’nunla anlaşıp kendi şehrimize dönelim." demiştir.

Bunun üzerine mübaheleden vazgeçilerek anlaşma yoluna gidilmiştir.

Anlaşma[değiştir | kaynağı değiştir]

Barış anlaşması Ali bin Ebu Talib’in eli ile yazıldı. Evrafi kumaşlarından, her kumaşın kıymeti kırk dirhem olmak şartıyla iki bin kumaş, bin mıskal altın ve bunların yarısının yani bin kumaş ve beş yüz mıskal altının Muharrem ayında ve diğer yarısının da Recep ayında verilmesinin gerekliliği yazıldıktan sonra her iki taraf da imzaladı.

Mübahele Ayeti ile ilgili yorumlar[değiştir | kaynağı değiştir]

  • Bu ayet, Muhammed'in doğruyu temsil ettiğine kendisinin de inandığını göstermesi açısından önemlidir.

"Muhammed bu dört kadını âlemlerin en iyi kadınları olarak saydıktan sonra Fatıma’yı hem dünyada, hem de ahirette diğer üçüne üstün kılmıştır."[4] yorumlarına ulaşılır.

  • Bu ayette, "nefsimizi (kendimizi) ve nefsinizi (kendinizi) çağıralım" bölümünde, Muhammed, Ali'yi "kendi nefsi" olarak tanımlamıştır. Dolayısıyla İbn-i Abbas'tan nakledilen;

"Ali bendendir, ben de O’ndanım; O’nun eti benim etimden ve O’nun kanı benim kanımdandır; O bana nispetle Harun’un Musa’ya olan konumu gibidir. Ey Ümmü Seleme! Duy ve şahit ol ki, bu Ali, Müslümanların seyyidi ve efendisidir."[5] hadisinde olduğu gibi.

Dipnotlar[değiştir | kaynağı değiştir]

(Dipnot 1):İnancın kaynağı olan Tevrat ayeti: 1. Tanrı adamı Musa, ölümünden önce İsrailliler'i kutsadı. 2. Şöyle dedi: "RAB Sina Dağı'ndan geldi, Halkına Seir'den doğdu Ve Paran Dağı'ndan parladı. On binlerce kutsalıyla birlikte geldi, Sağ elinde halkı için alev alev yanan ateş vardı.[6] İfadelerin geçmiş zaman kipi ile ilgili olduğu görülebilir. Paran kelimesinin İbrahim peygamberin karısı Hacer ve oğlunu gönderdiği yer olarak ta "Kutsal kitap"ta geçmesi, İslam âlimleri tarafından bu dağların Mekke’nin etrafındaki dağlar olarak yorumlanmasına yol açmıştır.[7] Tevrat kaynakları söz konusu dağın tevratta iki kere "Paran dağı" olarak anılan Sina Dağı olduğunu ifade ederler. [8]

Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir]

Kaynaklar[değiştir | kaynağı değiştir]