Selefilik

Vikipedi, özgür ansiklopedi
(Selefiyye sayfasından yönlendirildi)
Şuraya atla: kullan, ara
Tarafsız Bakış Açısı Bu maddede belli bir dinî grubun bakış açısının ağırlıkta olduğu bir tür sistemik yanlılık sorununun bulunduğu düşünülmektedir.
Maddenin evrenselleştirilmesi ve uygun hâle getirilmesi için lütfen tartışmaya katılınız.
Şablonu maddeden çıkarmadan önce şablonun yardım sayfasını lütfen inceleyiniz.
Evrenselleştirme

İslâm Fıkhı
Basmalah-1wm.svg

Selefîlik (Arapça: السلفية Selefîyye), temelleri İbn-i Teymiye tarafından atılmış olan İslâm dîni itikadî mezheplerinden biridir. Selef halefin tersidir ve tarihsel olarak önde olanlar anlamına gelir. Selefîyye, dinde selef kabul edilen kişilere hiçbir değişiklik yapmadan tâbi olmayı esas alır. İbnü'l Cevzî'nin kendi devrindeki Asarî İtikadî Mezhebi'nin bazı tâkipçilerine yönelttiği eleştrilerin ışığı altında Selefîyye, "Ta'til" (Muattıla i'tikadı) ile "Temsîl" (Mücessime ve Müşebbihe i'tikatları) arasında bir konuma hâizdir.[1]

Tarihçe[değiştir | kaynağı değiştir]

Eş'ârîlik ve Mâtürîdîlik kurulana kadar Sünni Müslümanlar i'tikadî yönden Selefîyye'ye bağlı sayılıyordu. Müslümanlar arasında mezheplerin kurulmuş olduğu 8. ve 9. asırların öncesinde yaşayan sahabe ve tabiin gibi Müslümanlar "Selef-i Salihin" kabul edilir ve doğru yolda olduklarına inanılırdı. İslam tarihindeki en eski hareketlerden biri olan Selefi gelenek; Ehl-i sünnet-i hassa, Ehl-i Hadis, Ashabu'l-Hadis gibi isimlerle de anılmıştır. Selefi gelenek hadisçilerin temsil ettiği bir ekol olması, katı nakilci tavrı, aklı öncelemekten kaçınması, kıyas ve re'y gibi metodlara itîbar etmemesi ile farklılaşır. Bu noktada Kûfe'de başlayıp Irak'ta kurumsallaşan rey ekolünden farklılaşmaktadır. Hanbeliliğin de kurucusu olan imam Ahmed bin Hanbel ile ilk devresini yaşayan Selefilik, Harranlı İbn-i Teymiyye ile ikinci aşamasını geçirdi.

Günümüzde de devam eden üçüncü kuşağın öncüsü, 18. yüzyılın başında doğmuş olan Muhammed bin Abdülvahhab'dır. Selefiyye terimi günümüzde çoğu kez Hanbeli ekolünden Muhammed bin Abdülvahhab'ın öğretilerini benimseyen ve İslam Coğrafyası'nda karşıtları tarafından yaygın şekilde Vahhâbîlik olarak tanımlanan inanç sistemine mensup kişileri tanımlamak için kullanılmaktadır. Kimilerine göre Ehl-i Sünnet'in dışında olduğu varsayılan öte yandan da kendisini Selef-i Salihin'in gerçek tâkipçileri olarak tanımlayan Vehhâbî akımı Haricîler'in kollarından biri sayılır.[kaynak belirtilmeli] Nitekim günümüzdeki Selefi ve Vahhabi toplumların fikirleri ve davranışları Haricîler ile mutabıktır.[2] Vahabi ve Selefiler diğer itikad ve mezheplerin Müslümanlarını, küfür, şirk ve bidat ile itham etmektedirler.

Selefiliğin ilkeleri[değiştir | kaynağı değiştir]

Selefiliğin yedi temel ilkesi bulunur. Bunlar takdis, tasdik, acz, sükut, imsak, kef ve marifet ehline teslim olmaktır. "Takdis" ve "takdir" Allah'ın sıfatları ile ilgilidir. Birincisine göre Allah'ın hiç bir kötü sıfatının yoktur, ikincisine göre tüm güzel sıfatlar ona aittir. Sonraki dört ilke ise insanın davranış biçimi ile ilgilidir. "Acz", insanın Kuran'ı anlayamayacağını, buna gücünün yetmeyeceğini anlayıp aczini kabul etmek demektir. "Sükut", Kuran'da anlamadığı, kafasına takılan yerleri konuşmaması, başkasına sorarak onun da kafasını karıştırmaması, hatta konusu açıldığında bu konuyu bilemeyiz diyerek kapatmasıdır. Tutmak anlamına gelen "İmsak" da, sükuta benzer bir ilkedir. Anlaşılmayan bir konuyu insan içinde tutmalıdır. "Kef", sükut ve imsakın çaresiz kalması durumunda devreye giren ilkedir. Kuran'da anlaşılmayan konularda susmayı ve içinde tutmayı beceremediği durumda "kalben ve zihnen başka şeylerle meşgul" olarak kef yapabilir. Başka şeyleri düşünerek beladan kurtulabilir. Son ilke olan "marifet ehline teslim olma" ise selefilik anlayışının kurucuları ve alimlerinin söylediklerini yapmaktır.[3]

Selefiyye i'tikadı[değiştir | kaynağı değiştir]

Selefiyye; İ'tikadî konularda aklın da kullanılması husûsunda Mutezile mezhebinin tam tersidir. Mu'tezile mezhebi, aklı birinci sıraya koymakla beraber akıl ile naklin çeliştiği durumlarda aklı kullanarak te'vil (görünür mânâ hâricinde bir başka mânâda kabul etme) yoluna gidip genel olarak felsefeci bir tutum benimserken Selefiyye mezhebi ise i'tikadî konularda akla yer vermez, sâdece nakil (Kur'an-Sünnet) ile hareket eder ve Kur'ân'daki müteşâbih âyetleri olduğu gibi kabul ederek, bu âyetlerde kastedilen mânâyı insanların bilemeyeceğini, konunun mânâsını Allah'a havâle ettiklerini belirtir.

Kur'ân'da geçen "Allah'ın eli" gibi antropomorfik (cisimleştirilmiş) ifâdeler; çoğu Sünnî ve Şî'î müfessir (tefsîrci) tarafından "Allah'ın kudreti" şeklinde anlaşılır. Örneğin; Fetih Sûresi 10. âyetin (48/10) me'âli; Sünnî müfessirlerden Elmalılı Hamdi Yazır'ın Türkçe kaleme aldığı Kur'ân tefsîrinde şöyle verilir:

Her hâlde sana bî'at edenler, ancak Allah'a bî'at etmiş olurlar. Allah'ın eli (kudreti), onların elleri üstündedir. Onun için her kim cayarsa yalnızca kendi aleyhine caymış olur. Her kim de Allah'a verdiği sözü yerine getirirse, O da ona yarın büyük bir mükâfat verecektir.

Elmalılı Hamdi Yazır; "eli" kelimesini parantez içinde "kudreti" mânâsında te'vil ederken, Selefiyye'de ise bu vb. ifadeler; daha zâhirî boyutta ele alınır ve aklî bir şekilde te'vîl edilmez. Selefîler; bu gibi müteşâbih âyetleri, "Allah'ın bir eli olduğu âyette belirtilmiştir, buna göre Allah'ın bir eli vardır; fakat bu elin keyfiyeti (nasıllığı) nedir, biz bilemeyiz, bunu Allah'a havâle ederiz." şeklinde cevaplandırır, hiçbir şekilde te'vîle gitmezler.

Basmala.svg

İslâm'da İ’tikad ve Mezhepler
The Blue Mosque at sunset.jpg

Selefiyye mezhebi; akıl ve nakil konusunda mutlak nakle inanır ve aklı, sahîh nakle tâbi' görür. İmân esasları ile ilgili konularda Kur'ân ve Sünnet'teki açıklamalar ile yetinip bunları aynen kabul eder. Bu kabule müteşâbihler de dâhildir; te'vîl etmemenin yanı sıra, Mücessime'nin yaptığı tecsîm (cisimleştirme) yaklaşımında da bulunmazlar.[4]

Genellikle amelde (fıkıhta) Hanbelî Mezhebi'ne bağlı olanlar; i'tikatta Selefî'dirler. Ancak Selefîler, fıkıhta Mezhep taklîdini benimsemedikleri için, kendilerini bir mezhebe bağlı saymazlar. Dört büyük Sünni mezhebinin imâmlarını esas alırlar. Hadîslere ve muhaddislere (hadîs âlimlerine) çok önem verirler. İ'tikad olaraksa İbn-i Teymiye'yi şeyhülislâm olarak görür ve belli bir dînî konuda ihtilâf varsa genel görüşe yanî icmâ'ya uyarlar. Bugün Selefîler'in en yoğun olduğu bölge Suudî Arabistan'dır.

İmân görüşü[değiştir | kaynağı değiştir]

Ana madde: İmân

Büyük Selefî âlim ve muhaddislerin imân konusundaki görüşü; genel olarak şöyledir:[5]

İmân; kalp ile tasdîk, dil ile ikrâr ve âzâlarla ameldir.

Selefiyye'ye göre amel, imânın bir parçası olduğu için; eğer amellere gereken özen gösterilmezse imân, hem derece nicel hem de nitel açıdan azalır. Tam tersi, eğer amellere gereken önem verilip amelî yöndeki çabalar arttırılırsa imân, hem nicel hem de nitel açıdan artar.

Selefilik'te namaz[değiştir | kaynağı değiştir]

Ana madde: Namaz

İddia;

Ehl-i sünnet'in Asarî-Hanbeli i'tikadından olan ve temelleri Muhammed bin Abd ul-Vahhab ile onun Yirminci yüzyıldaki en önemli takipçisi Muhammad Nâsır ud-Dîn el-Albanî[6] tarafından atılan Vehhâbî-Selefilik'te namazın sünnetlerinin bidat sayılabileceği ihtimâli göz önünde bulundurulmak suretiyle bir günde sâdece 17 rekât farz[7] olan kısmı kılınır. Namaz vakitlerine karşı aşırı hassâsiyet gösteren Vehhâbîler, namazlarını vaktin girmesiyle birlikte hiç zaman kaybetmeden icrâ ederler. Türkiye'deki namaz vakitleriyle karşılaştırıldığında, muhtemelen öğle namazı 5-6 dakika, ikindi 6-7 dakika, akşam namazı 7-8 dakika ve yatsı namazı da 10-15 dakika daha evvel kılınabilmektedir. Kısacası, Türkiye'de daha henüz ezanlar okunmaya başlamamışken bir Vehhâbî bahsi geçen namazların farzlarını tamamlamış olabiliyor. Ayrıca, sabah ve Cuma namazı haricindeki diğer namazların başına ya da sonuna her hangi bir sünnet[8] namazının eklenmemesi de bidat olabileceği endişesinden olsa gerek, ayrıca üzerinde titizlikle durdukları hususlar arasında gelmektedir. Sağa sola selâm vermek suretiyle namazın sona ermesinin hemen ardından topluca yapılan tesbihatlara katılmayarak, sünnete uygun bir biçimde tek başına yapılmaktadır.

Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir]

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

  1. ^ Muhammed Ebû Zehra, İslâm’da Siyâsî ve İ’tikadî Mezhepler Tarihi, Ethem Ruhi Fığlalı ve Osman Eskicioğlu Tercümesi, sahife 259 - 261, Yağmur, İstanbul, 1970.
  2. ^ 1783–1836'de yaşamış Şam'lı Hanefi fıkıh alimi "İmam İbni Abidin es-Șami" Vahhabileri ifrat köktendincilikle itham edip Harici olarak görmektedir. El Fadl, Khaled Abou. (2001) "Islam and the Theology of Power." Middle East Report. c. 221: s. 28-33 (İngilizce)
  3. ^ Selefiliğin Tarihsel Gelişimi ve Felsefi Altyapısı, M. İlyas Bozkurt, TESAM Akademi Dergisi, s. 17.19
  4. ^ TDK Güncel Türkçe Sözlük, tevil
  5. ^ sf 24-26, "İman-Küfür Sınırı", Ahmed Saim Kılavuz. Marifet Yayınları, İstanbul, 1990
  6. ^ Sheikh Mohammad Nasir Ad-Din Al-Albani.
  7. ^ "Understanding Salat" from Albalagh
  8. ^ Ibn Abi Zaid al-Qayrawani, Ar-Risala.