Hilafet

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Atla: kullan, ara

Hilâfet veya Hâlifelik (Arapça: خلافة ), İslami siyâsî ve hukukî yönetim makamına ve yönetime verilen isimdir. Hâlife ise Hilâfet makamındaki kişiye denir. İslam peygamberi Muhammed'in ölümünden sonra makam bir süre daha bir yönetim biçimi olarak varlığını sürdürmüş olsa da zamanla daha çok İslami bir toplumu veya İslam Devleti`ni vurgulamak için kullanılan bir terim olmuştur.

Etimoloji[değiştir | kaynağı değiştir]

Etimolojik olarak 'halife' kelimesi (Arapça: خليفة = Allah'ın temsilcisi) hak kazandığı için adaletle Allah'ı temsil eden; 'yetkili temsilci' anlamına gelmektedir. Kuran'a göre Allah, Adem'i veya onun şahsında sembolik olarak insanlar arasından seçtiği şahısları yeryüzünde halife yapacağını bildirmiştir. Kur'an'da insana Allah'ı temsilen (halife olarak) adaletle karar verme yetkisi verildiği belirtilir.

"Rabbin, Meleklere: 'Ben, yeryüzünde bir halife (temsilci) var edeceğim' demişti. Onlar da: 'Biz seni şükrünle yüceltir ve takdis ederken, yeryüzünde kargaşa çıkaracak ve kan dökecek birilerini mi var edeceksin?' dediler. Allah 'şüphesiz sizin bilmediğinizi ben bilirim' dedi." Bakara 2:30.
''Sizi yeryüzünün halifeleri yapan ve verdiği nimetlerle sizi sınamak için kiminize diğerlerinden üstün dereceler veren Odur. Rabbinin cezası pek sür'atlidir; aynı zamanda O çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.'' En'am 6:165
''...Sizi yeryüzünde halifeler yapan O'dur...'' Fâtır 35:39.

Bu bağlamda Kuran'a göre Allah, Davut'u halife tayin etmiş ve kendisine karar verme yetkisi (Hüküm) vermiştir:

"Ey Davud, gerçek şu ki, Biz seni yeryüzünde halife (temsilci) kıldık. Öyleyse insanlar arasında hak ile hükmet, boş heveslere (hevaya) kapılma; sonra seni Allah'ın yolundan saptırır. Şüphesiz Allah yolundan çıkanlara, hesap gününü unutmalarından dolayı şiddetli bir azab vardır." Sâd suresi 38:26.

Mezhep ayrılıkları[değiştir | kaynağı değiştir]

Halifelik daha çok müslümanların Sünnî kanadının temsilcisi olarak kabul görmüştür. Şiî kanadı büyük ölçüde Sünnî hilafet yönetimi altında yaşasa da Halife'yi kabul etmemişlerdir. Halifeliği Şiî'likteki İmamet'ten farklı kabul etmek gerekir. İmamet teokratik bir özellik taşımasına rağmen, Halifelik teokratik bir özellik taşımamıştır. Halifeler yetkilerini saltanat dahi olsa Ümmet'in biat'ı ile devralmışlar, yönetim işlerini de büyük ölçüde danışmaya dayalı olarak yürütmüşlerdir. Bu anlamıyla teokratik olmaktan öte dünyevîdir.

Halife, ilk zamanlarda İslam toplumunda ileri gelenlerin seçimiyle başa geldiği halde ama nedeni bilinçsiz bir şeklilde, Emevi ailesine geçmesinin ardından saltanat şeklini almıştır. Abbasi Hanedanı'ndan gelen halifelerin 10. yüzyılda zayıflamasına kadar devlet başkanı görevini yürüten halife, bu dönemde siyasi gücün yerel hükümdarların eline geçmesinin ardından sadece ruhani önder veya İslami toplulukların onursal lideri haline gelmiştir. Abbasiler döneminde Bağdat'ta yaşayan halife, Moğolların 1258 yılında Bağdat'ı yağmalamaları sonucunda Mısır'a Memluk himayesine kaçmış, 16. yüzyılın başında Yavuz Sultan Selim'in Memluklar'a son vermesiyle birlikte İstanbul'a taşınmıştır. Daha sonra Osmanlı Hanedanı'na geçen halifelik, 3 Mart 1924 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kaldırılmıştır.

Peygamber bir sözünde şöyle demiştir: "Benden sonra hilafet 30 yıldır. Sonra hanedanlık başlar." İbn-i Kesir bunu şu şekilde yorumlar: "Hasan bin Ali bin Ebu Talib ile halifelik 30 yıla tamamlanmış oldu. Hasan, Muaviye'ye ölümünden sonra halifeliğin Hüseyin'e geçmesi şartıyla halifeliği bıraktı.[kaynak belirtilmeli] Muhammed'in ölümü ile bu tarih arasında geçen süre tam 30 yıldır." Nitekim Muaviye'den sonra hilafet babadan oğula geçmiştir. Bahsi geçen hadis nedeni ile ilk dört halife diğerlerinden hep ayrı tutulmuştur ve Hulefa-i Raşidin (Yetkin Vekiller) olarak adlandırılır.

Halifelik kurumunun oluşması ve zaman içindeki yolculuğu[değiştir | kaynağı değiştir]

622-750 yılları arasında İslam Devleti

Hilafet'in oluşması ve Dört Halife Devri[değiştir | kaynağı değiştir]

İslam öncesi Arap toplumundaki sosyal ve siyasal örgütleniş kabileler düzeyindeydi. Bu düzensiz yapı, İslam öncesi Arap toplumundaki kaos ve güvensizlik ortamının sebebiydi. Birbiri ile sürekli savaşan kabilelerden kurulu toplum her türlü gelişmeden ve ilerlemeden uzaktı.[kaynak belirtilmeli]

İslam, başlangıcından beri bu kabile düzenine ve kabile değerlerine karşı mücadele etmiştir. Arap toplumu, onun ölümünden sonra, dağılıp kabile düzenine geri dönme tehlikesi ile karşı karşıya kaldı. Bu çözülmeyi önlemenin tek yolu, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in ardılını seçerek iç çatışmaların önüne geçilmesi ve bütünlüğün sağlanmasıydı.[kaynak belirtilmeli]

İlk halife seçilen Ebu Bekir, sahte peygamberlerle mücadele ederek içeride birliği sağlamış ve Arapların eski düzene geri dönmesinin önüne geçmiştir. Ayrıca, daha önce kabileler arası savaşlarda harcanan ve Arap toplumuna zarar veren enerjiyi, dışarıya yani Bizans ve Sasani üzerine çevirerek İslam toplumu'nun fetih ve cihat amacında birleşmesini sağlamıştır.

Ebu Bekir'den sonra gelen halife Ömer ise, bir yandan dış fetihlere (Mısır, Kudüs, İran, Horasan) devam ederek Arap dünyasının bölünmesini engellemiş, bir yandan da örgütlenmesini geliştirmiştir. İslam toplumu, Ömer döneminde devlet halini almıştır. Daha sonra İslamî siyâsî yapılanmanın ilk düzenli örnekleri Ömer döneminde görülür.

Üçüncü halife Osman döneminde fetihler aynı hızda devam etmiş ve ilk kez İslam dünyası denizlerde kendini göstermeye başlamıştır. Fakat, Ebu Bekir ve Ömer döneminde bastırılan kabile çekişmeleri, Osman döneminde tekrar yüzeye çıkmaya başlamıştır. Emevi ailesinden gelen Osman'ın kendi kabilesinden olanlara devlet görevlerinde ayrıcalıklar tanıması, yüzeye çıkan bu çatışmaların sonucudur. Osman'ın bu davranışı, İslam dünyasını bölecek olan olayların ilk tohumunu atmıştır. Nitekim bu ayrılık İslam'daki siyasi mezheplerin ortaya çıkışına neden olmuştur.

Kısa zamanda meyvesini veren bu ayrılık tohumları, Osman'ın hilafetinin kanlı bitmesine yol açmıştır. Kendi iktidarına karşı Kufe'de başlayan isyan dalgası, zamanla Mısır ve Basra'ya da sıçramıştır. Osman 656 yılında evine yapılan saldırıyla öldürülmüştür. Saldırıyı yapanın kim olduğu üzerinde kesinlik olmadığı halde, bu cinayetin İslam dünyasındaki karışıklıkların ve mezhep ayrılıklarının kapısını araladığı kesindir.

Sonraki halife olan Ali döneminde, temeli İslam öncesi kabile çatışmalarına (başta Emevi-Haşimi rekabeti olmak üzere) kadar uzanan iç karışıklıklar daha da büyüdü ve Muaviye taraftarları (Emeviler) ile Ali taraftarları arasında savaşa dönüştü. Savaş meydanında Ali'nin askerlerinin galip gelmesine rağmen yapılan görüşmelerde Ali bu üstünlüğü kaybetti. Kısa bir süre sonra Ali'nin Harici Abdurrahman bin Mülcem tarafından öldürülmesiyle birlikte Emeviler hilafeti ele geçirmiş oldu.

Emevî ve Abbâsî Dönemleri[değiştir | kaynağı değiştir]

Ali'nin öldürülmesi, Emevilerin hilafeti elde etmesi için bir engel kalmadığını gösteriyordu. Ali'nin oğlu Hasan'ın çekilmesi ve küçük oğlu Hüseyin'in Kerbela'da öldürülmesi ile iktidar tamamen Muvaiye ve Emevi ailesine geçmişti. Fakat, muhalefeti yok edememişlerdi, başta Irak ve Horasan olmak üzere birçok yerde Muaviye'nin hilafetini meşru bulmayanlar vardı.

Muaviye ile birlikte hilafet, Roma geleneğine dayalı bir veraset anlayışına dayandırıldı. Böylece Hilafet, bir saltanat halini aldı.

Emeviler döneminde Arap-İslam Toplumu, Arap İmparatorluğu biçimini aldı. Devlet örgütlenmesi, Bizans ve İran modellerinden etkilenerek yapıldı ve başarılı, etkili bir bürokrasi kuruldu. Bu dönemde hilafet, tamamiyle siyasi önderlik biçimini aldı ve Abbasiler iktidara gelinceye kadar ruhani önderlik niteliğine sahip olmadı.

Emeviler iktidara kanlı çıkmıştı, inişleri de benzer şekilde oldu. Emevi karşıtı Şii ve Harici muhalefet, Emeviler'in sonunu getirdi. 750 yılında Abbasilere yenilen Emeviler, İslam dünyasının önderliğini Abbasilere kaptırsalar da, Emevi hanedanı İspanya'ya kaçarak orada devam edecekti.

Abbasiler döneminde hilafet, hem siyâsî, hem de ruhani önderlik biçimini aldı. Ama siyâsî otorite hızla kaybedilecek ve halife ruhani önder olarak kalacaktı.

Abbasiler döneminde orduyu oluşturan Türkler devlet yönetiminde etkili oldular ve uzun vadede halifenin siyasi otoritesinin çöküşünü hazırladılar. 10. yüzyıla gelindiğinde Abbasi halifesi, Irak dışındaki topraklarda yönetimi, çoğu Türk kökenli yerel komutanlara ve valilere kaptırmıştı. 945'te Şii Büveyhioğulları'nın Bağdat'ı ele geçirmesi, halifelik makamının siyâsî otoritesinin sonunu getirdi. Bu tarihten sonra halife sadece ruhani önder olarak devam etti. Halife'nin tek siyâsî gücü, menşur vererek Müslüman liderlerin hükümdarlığını onaylamaktı.

Moğollar'ın 1258 yılında Bağdat'ı alması, halifenin Mısır'a, Memluk himayesine kaçmasına yol açtı. Aslında, Moğol Hanı Hulagu'nun tek yaptığı, çoktan işlevini yitirmiş bir kurumu ortadan kaldırmak oldu. [kaynak belirtilmeli]

Memluk Himayesi Dönemi[değiştir | kaynağı değiştir]

Hilafet; Bağdat'ın düşmesinden (13.yy) Osmanlılar'ın Mısır'ı ele geçirmesine (16.yy) kadar Mısır'da Memluk Himayesinde yaşadı. Bu dönemde halife, hiçbir siyasi yetkiye sahip değildir. Dini törenlerde protokolde bulunmasının yanında hiçbir etkisi olmamıştır.

Osmanlı Himayesi Dönemi[değiştir | kaynağı değiştir]

Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim'in 16. yy başında Mısırı alıp Memluklara son vermesiyle son Abbasi Halifesi 3. Mütevekkil Osmanlı'nın başkenti İstanbul şehrine gelmiştir. O dönemde Safevilerle yapılan mezhep mücadelesinde Osmanlıya güç kazandırmak için halifeliği de Osmanlıya kazandırmak isteyen Yavuz Sultan Selim, son Abbasi Halifesini himayesi altına almıştır. Osmanlı İmparatorluğu son Abbasi halifesinin ölümünden sonra Abbasi hanedanından yeni bir halife çıkmasını engellemiş ve halifeliğin kendisine geçmesini sağlamıştır. Batılı kaynaklar özellikle 19. yy'da 2. Abdülhamit dönemindeki Osmanlı dış politikasının meşruluğunu zedelemek için Osmanlının hilafet makamına sahip olmadığından bahsetmişlerse de bu durum tamamen dönemin koşullarından dolayı ortaya atılmış bir yanıltmadır. Ayrıca Osmanlı Padişahlarının sahip oldukları halifelik makamından 19. yy'a kadar yararlanmamalarının sebebi, halifeliğin kendilerinde olmaması değil, padişahlık makamını daha önemli görmeleridir.

Hilafetin Kaldırılması[değiştir | kaynağı değiştir]

1 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılması ile, Sultan-Halife gibi, çifte görevi olan Osmanlı hükümdarının elinden egemenlik hakları, devlet yetkileri alınmıştı. Eski Osmanlı hükümdarına sadece, dini başkanlık yetkiler tanınmıştı. Hükümet, TBMM'nin seçtiği Halife Abdülmecid Efendi'den, sadece Müslümanların Halifesi ünvanını kullanmasını, gösterişli hareketlerde bulunmamasını istemişti. Abdülmecid, halife seçildikten sonra kendisine verilen talimata aykırı olarak, "Halife-i Müslimin" ünvanından başka sıfat ve ünvanlar taşıyarak, Cumhuriyet hükümetinin talimatı dışına çıkmıştır.

Bazı politikacılar ise; "Hilafet aynı hükümettir, hilafetin hukuk ve görevini iptal etmek hiç kimsenin hiçbir meclisin elinde değildir" diyerek, Halife'yi, Padişah gibi yaşatmak istiyorlardı. Bu durum halifelik kurumu hakkında bir an önce önlem alınmasını gerektiriyordu. Fakat Mustafa Kemal Paşa'yı halifeliğin kaldırılması için zorlayan önemli sebep, Halife mevcut oldukça Türkiye'de yapılması zorunlu olan sosyal ve laik karakterdeki devrimlerin yapılamayacağı idi.

3 Mart 1924 tarihli, "Hilafetin ilgasına ve Hanedan-ı Osmaniye'nin Türkiye Cumhuriyeti Memalik-i Hariciyesine Çıkarılmasına Dair Kanun"la hilafet kaldırılmıştır. Böylece, yeni Türkiye önemli bir adım daha atmıştır. Hilafetin kaldırılmasının Türkiye'de ve dünyada geniş yankıları olmuştur. Hilafetin kaldırıldığı 3 Mart 1924 günü, bir diğer kanunla da Şer'iye ve Evkaf Vekaleti (Bakanlığı) kaldırılmıştır. Şer'iye ve Evkaf Vekaleti'nin kaldırılması sonucu, bu vekalet tarafından yönetilen okullar ve medreseler de kaldırılmıştır. Ayrıca aynı gün, Erkan-ı Harbiye-i Umumiye vekaleti de kaldırıldı. Böylece ordu siyaset çatışmasının da önüne geçilmiş oldu. Tevhid-i Tedrisat kanunu da o gün kabul edilmişti.

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

  • Hilafetin İlgasının Arkaplanı, İnsan Yayınları, Mustafa Sabri Efendi (Son Osmanlı Şeyhulislamı)
  • Namık Sinan Turan, Hilafetin Tarihsel Gelişimi ve Kaldırılması, Altın Kitaplar - Kurtuluş Savaşı Kütüphanesi, 1. Basım
  • Ira M. Lapidus, İslam Toplumları Tarihi, İletişim Yatınevi
  • Hatiboğlu, Mehmet Said, İslâm'da İlk Siyasi Kavmiyetçilik "Hilafetin Kureyşiliği", Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, c. XXIII (1978), Ankara
  • Hatiboğlu, Mehmed Said, Hilafetin Kureyşliliği, OTTO yayınları, Ankara 2012.
  • Hasan Gümüşoğlu, İslam'da İmamet ve Hilafet (Doktora Tezi), Kayıhan Yayınları, İstanbul 1999 I. Baskı, 2011 II. Baskı
  • Hasan Gümüşoğlu, İntikalinden İlgasına Osmanlı'da Hilafet, Kayıhan Yayınları, İstanbul 20011, I. Baskı

Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir]