Cemaleddin Afgani

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Atla: kullan, ara
Cemaleddin Afgani

Cemaleddin Afgani, tam adı Cemaleddin el-Afgani es-Seyid Muhammed ibn Safder han (1838, Esadabad - 9 Mart 1897, İstanbul), Müslüman siyaset adamı, aktivist ve gazeteci. 19.yüzyıl İslam modernizminin en önemli sözcülerinden biridir.[1]

Avrupa egemenliğine karşı, güçlü bir İslam uygarlığının yeniden canlandırılabileceğine olan inancıyla, 19. yüzyılda İslam coğrafyasını dolaşarak İslami düşüncenin gelişimini etkilemiş, birçok modern İslami harekete öncülük etmiş bir eylemcidir. Panislamizm akımının önde gelenlerinden biri.

Çok hareketli bir yaşam süren Afgani, Afganistan, Osmanlı İmparatorluğu, Mısır, Fransa, Rusya, İran, Londrada çeşitli siyasal etkinliklerin içinde yer aldı; görüşleri ve etkinlikleri nedeniyle bu ülkelerin pek çoğundan sınırdışı edildi. Hayatını, II. Abdülhamit’in daveti ile geldiği İstanbul’da tamamladı.

Konu başlıkları

Yaşamı [değiştir]

Ailesi ve gençliği üzerine çok az şey bilinir. “Afgani” lakabını almasına (lakabını kendisi seçmişti) ve bu adla tanınmasına karşın, bazı araştırmacılara göre, Afgan değil, İran’ın Hemedan yakınındaki Esedabad'da doğmuş bir İranlıdır. Ancak bu konudaki hakim fikir Afgani’nin Kâbil yakınlarındaki Kuner kasabasının Esedâbâd köyünde doğduğu yönündedir[2].

Gençliğinde, büyük olasılıkla din ve felsefe eğitimini ilerletmek için, Irak'taki Şii merkezleri olan Kerbela ve Necef kentlerine ve Hindistan'a gitti. Avrupa bilim ve edebiyatı ile Hindistan’da tanıştığı [2] ve İngiliz sömürü rejiminin tutumunu gördükten sonra Batı aleyhtarı bir tutum takınmaya başladığı[3] düşünülür. 1857’de hac maksadıyla çıktığı seyahatte Hicaz, Mısır, Yemen, Türkiye, Rusya, İngiltere ve Fransa gibi bir çok ülkeyi ziyaret ettikten sonra Afganistan’a döndü. Etkilendiği düşünce akımları bilinmemekle birlikte, genç yaşında dinsel açıdan şüpheci bir tutum benimsedi. Yalnızca Afganistan'daki Kandehar'da bulunduğu Kasım 1866 dolaylarından sonraki yaşamı ve etkinlikleri konusunda tutarlı bilgiler vardır.

Düşünceleri [değiştir]

Mısır'da Britanya hakimiyetine karşı birlik çağrısı yapmıştır. Dinde bir reform ile modernleşme isteyen Afgani, İslamcı düşüncelerin canlanmasını ve tüm dünya Müslümanlarının birleşmesini istemiştir.[4] Liberal bir anayasa talebinde bulunmuştur. [kaynak belirtilmeli] Rejimi sert bir biçimde eleştirmiştir. Düşünceleri daha sonra öğrencisi olan Muhammed Abduh tarafından geliştirilmiştir.

Afganistan [değiştir]

Afganistan lideri Dost Muhammed Han’ın hizmetine giren Afgani, Han’ın 1863’teki ölünden sonra ülkede yaşanan iç savaş sırasında Dost Muhammed Han’ın oğullarından Azam’ı destekledi. 1866 sonlarında Azam, Kandehar'ı ele geçirdiğinde, Afgani en güvendiği danışmanlarından biri olarak ardından Kabil'e gitti. O dönemde “İstanbuli” olarak bilinen Afgani, Eylül 1868'de Azam’ın kardeşi Şir Ali Han tarafından tahttan indirilmesine değin başvezirlik görevini sürdürdü. Kasım 1868’de Afganistan’dan sınırdışı edildi.

Aftanistan’dan sınırdışı edilince Hindistan’a giden (1869) fakat varlığından rahatsız olan İngilizler tarafından Mısır’a gönderilen Afgani, 40 gün kadar kaldıktan sonra İstanbul’a geçti; Mısır’da geçirdiği kısa süre içinde sonradan İslam’daki modernist hareketin önderi olan Muhammed Abduh ile tanışmıştı[5].

İstanbul [değiştir]

1870'te İstanbul'da görülen Afgani’nin kendini ilk kez bu şehirde “Afgani” olarak tanıttığı ve amacının Şii inançtan geldiğinin anlaşılmasını önlemek olduğu söylenir[3]. Burada verdiği "peygamberlik sanattır" konulu halka açık konferansta peygamberliğin insan yeteneğine ve becerisine dayandığını öne sürdü. Bu görüş, önde gelen din adamlarınca hoş karşılanmadı ve dinden sapma olarak nitelendi. Gösterilen büyük tepki üzerine İstanbul'dan ayrılmak zorunda kalan Afgani, 1871'de Kahire'ye gitti[5].

Mısır [değiştir]

Mısır’da bulunduğu sekiz yıl boyunca bir grup genç yazar ve din adamını çevresine toplayan Afgani’nin adı kısa sürede inançsıza çıktı. Çevresinde toplanan gençlerin arasında[Muhammed Abduh ile Mısır'daki milliyetçi Vafd Partisi'nin kurucusu Saad Zaglul da vardı. Ulusal bağımsızlığı tehlikeye düşürdüğü düşüncesiyle dönemin Mısır hıdivi İsmail Paşa’ya muhalefet eden Afgani, 1879’da İsmail Paşa’nın görevden alındıktan sonra onun ardılı ve oğlu olan Tevfik Paşa’da da güven uyandırmamıştı; cumhuriyetçilik düşüncesini yaymaya çalıştığı inancıyla Mısır’dan sınırdışı edildi; zorunlu ikamet etmek üzere Hindistan’a gönderildi.

Hindistan [değiştir]

Üç yıllık zorunlu ikamet için Haydarabad'a giden Afgani, burada “Er-Red-aled-Dehriyyin” (Tabiatçılığa Reddiye) isimli bir kitap yazdı (1879)[2]. Eserinde pozitivizme, ateizme, laikliğe şiddetli eleştiriler yöneltti.

Bu arada Mısır’da Arabi Paşa isyanı başlayınca İngilizler tarafından Hindistan halkını Mısır’daki isyanı desteklemeye çağırdığı gerekçesiyle gözetim altına alındı. İsyan bastırıldıktan sonra beş yıl bir İslam ülkesine ayak basmaması kayıyla ülkeden çıkış izni verildi. İngiltere’ye giden Afgani, kısa bir süre sonra Fransa’ya geçti.

Fransa [değiştir]

Afgani’nin Avrupa egemenliğine karşı bir savaşçı ve bir İslam reformcusu olduğu yolundaki efsane ve ölümünden sonra yayılan etkisi, büyük ölçüde Ocak 1883’te vardığı Paris'teki yaşamına dayanır.

Pek çok gazete ve dergide siyasi görüşlerini yayınlayan Afgani, Fransız tarihçi ve filozof Ernest Renan ile de, İslamın bilim karşısındaki konumu üzerine ünlü bir tartışmaya girdi. İslam’ın ilme karşı olduğu, Arap milletinin de doğası gereği metafizik ilimlere karşı meylinin bulunmadığı iddiasını Arapça bir makale ile yanıtladı.

Paris’teki en önemli çalışması Beyrut’ta sürgünde bulunan Muhammed Abduh’u da Paris’e davet ederek onunla birlikte El-Urvetü'l-Vuska(Türkçesi, "Sağlam Kulp") Dergisini çıkartması idi. Dergi, doğu ülkelerinin sömürgecilerden kurtulması, hilafetin canlanması yolunda fikirler yaymayı amaçlıyordu. Dergi, ilk sayısını 13 Mart 1884’ten çıkardı; 18 sayı yayınlantan sonra bu fikirleri kendi çıkarlarına aykırı bulan İngilizler’in girişimi ile kapandı.

İran [değiştir]

Derginin kapanmasından sonra 1886’da İran Şahı’ndan gelen davet üstüne İran’a giden Afgani, Nasıreddin Şah’tan ülkede reform yapmasını isteyince onunla ters düştü ve bu ülkeden de ayrılarak Rusya’ya gitti.

Rusya [değiştir]

Afgani’nin 1887, 1888 ve 1889'da Rusya'da bulunduğu belgelenmiştir. Bu süre içinde Rusya ile İngiltere’yi karşı karşıya getirmeyi amaçlayan çeşitli girişimlerde bulundu, bu girişimleri başarıszı olsa da Rusya’daki Müslümanların Kur’an-ı Kerim basma izni gibi bazı hakler elde etmesinde etkili oldu[5].

Çar tarafından tehlikeli bulunduğu için 1889’da Rusya’dan sınırdışı edilen Afgani, Almanya’ya gitti. Münih’te bir sergide Nasıreddin Şah ile karşılaştı ve onunla yeniden İran’a gitmesi için davet edildi[5].

İran [değiştir]

1889’da Nasıreddin Şah’ın daveti ile tekrar İran’a giden Afgani, şahın danışmanı olarak siyasal bir rol oynamaya çalıştı ancak ıslahat düşüncelerinde ısrar edince tekrar sapkınlıkla suçlandı. Nasıreddin Şah'ın, kendisiyle ilgili kuşkuları artınca Afgani de, şaha karşı açık bir muhalefete başladı. 1890'da kuvvet zoruyla sınırdışı edildi.

İran dışına sürüldükten sonra da başta Mirza Hasan Şirazi olmak üzere ulemaya gönderdiği mektuplarla “Tütün Ayaklanması”’nın hazırlayıcısı oldu[5]. İran’da onun görüşlerini benimseyen gruplar “İttihat-i İslam” adlı gizli bir örgüt kurarak ve kimi zaman terör eylemlerine de baş vurarak varlıklarını uzun süre devam ettirdiler. İran ve İslam dünyasında meydana gelen bütün radikal İslam örgütlenmelerinde bu grubun büyük etkisi oldu. “Batı beşeri bilimlerine evet, manevi ve siyasi baskılarına hayır” sloganıyla hareket eden grup ilk ciddi eylemini Kaçar şahı Nasireddin’e karşı 1 Mayıs 1896 yılında düzenlediği suikastla gerçekleştirdi[3].

Londra [değiştir]

Dinlenmek için Londra'da kalan Afgani, bu arada yönettiği gazete aracılığıyla şaha ve özellikle bir İngiliz vatandaşına verilen tütün imtiyazına karşı direniş çağrısında bulundu.

İstanbul [değiştir]

Afgani, 1892’de II. Abdülhamid'in yakın adamı Ebu'l-Huda'nın çağrısı üzerine İstanbul'a gitti. Kendisine bir ev, maaş tahsis edildi[5]. II. Abdülhamid'in Afgani'yi Panislamizm propagandası için kullanmayı umduğu sanılır.

1896'da İran şahı Nasıreddin'in öldürülmesinden sonra cinayeti tertiple itham edilen Afgani kuşkulu görülmeye başladı ve Nişantaşı’nda bir konakta göz hapsinde tutuldu. Amin Maalouf'un Semerkand adlı eserinde de II. Abdülhamid'in Afgani'yi diş doktoru aracılığı ile öldürtme girişiminden söz edilir.

Ölümü [değiştir]

Cemalettin Afgani, çenesinde başlayan boğaz kanseri sonucu 9 Mart 1897’de İstanbul’da vefat etti. Nişantaşı’ndaki Şeyhler Mezarlığı'na defnedildi.

1944'te Afganistan hükümetinin talebi üzerine cenazesi bu ülkeye gönderildi. Kabil'de üniversite içinde Afgani için bir anıtmezar yapıldı.

Kaynakça [değiştir]