Hilafet
Vikipedi, özgür ansiklopedi
| Bu maddenin veya bölümün özgün araştırma, doğrulanamaz veya yorumsal ifadeler içerdiği düşünülmektedir. Ayrıntılar için maddenin tartışma sayfasına lütfen bakınız. Maddeye uygun bir biçimde kaynak ekleyerek Vikipedi'ye katkıda bulunabilirsiniz. |
Hilafet veya Halifelik, İslami siyâsî ve hukukî yönetim makamına ve yönetime verilen isimdir. Halife ise Hilafet makamındaki kişiye denir. İslam Peygamberi Muhammed'in ölümünden sonra makam bir süre daha bir yönetim biçimi olarak varlığını sürdürmüş olsa da zamanla daha çok İslami bir toplumu veya İslam Devleti`ni vurgulamak için kullanılan bir terim olmuştur.
Halifelik daha çok müslümanların Sünnî kanadının temsilcisi olarak kabul görmüştür. Şiî kanadı büyük ölçüde Sünnî hilafet yönetimi altında yaşasa da Halife'yi kabul etmemişlerdir. Halifeliği Şiî'likteki İmamet'ten farklı kabul etmek gerekir. İmamet teokratik bir özellik taşımasına rağmen, Halifelik teokratik bir özellik taşımamıştır. Halifeler yetkilerini saltanat dahi olsa Ümmet'in biat'ı ile devralmışlar, yönetim işlerini de büyük ölçüde danışmaya dayalı olarak yürütmüşlerdir. Bu anlamıyla teokratik olmaktan öte dünyevîdir.
Halife, ilk zamanlarda İslam toplumunda ileri gelenlerin seçimiyle başa geldiği halde, Emevi ailesine geçmesinin ardından saltanat şeklini almıştır. Abbasi Hanedanı'ndan gelen halifelerin 10. yüzyılda zayıflamasına kadar devlet başkanı görevini yürüten halife, bu dönemde siyasi gücün yerel hükümdarların eline geçmesinin ardından sadece ruhani önder veya İslami toplulukların onursal lideri haline gelmiştir. Abbasiler döneminde Bağdat'ta yaşayan halife, Moğolların 1258 yılında Bağdat'ı yağmalamaları sonucunda Mısır'a Memluk himayesine kaçmış, 16. yüzyılın başında Yavuz Sultan Selim'in Memluklar'a son vermesiyle birlikte İstanbul'a taşınmıştır. Daha sonra Osmanlı Hanedanı'na geçen halifelik, 3 Mart 1924 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kaldırılmıştır.
Sözcüğün Kökeni ve Anlamı:
Hilafet sözcüğü, Arapça'da birinin ardından gelen anlamındaki half sözcüğünden türemiştir. Yaygın kullanımda, İslam Peygamberi Muhammed'in ölümünden sonra İslam toplumunun önderliğini yapma görevini ifade eder.
Peygamber bir sözünde şöyle demiştir: "Benden sonra hilafet 30 yıldır. Sonra hanedanlık başlar." İbn-i Kesir bunu şu şekilde yorumlar: "Hasan bin Ali bin Ebu Talib ile halifelik 30 yıla tamamlanmış oldu. Hasan, Muaviye'ye ölümünden sonra halifeliğin Hüseyin'e geçmesi şartıyla halifeliği bıraktı.[kaynak belirtilmeli] Muhammed'in ölümü ile bu tarih arasında geçen süre tam 30 yıldır." Nitekim Muaviye'den sonra hilafet babadan oğula geçmiştir. Bahsi geçen hadis nedeni ile ilk dört halife diğerlerinden hep ayrı tutulmuştur ve Hulefa-i Raşidin (Yetkin Vekiller) olarak adlandırılır.
Konu başlıkları |
[değiştir] Halifelik kurumunun oluşması ve tarihsel evrimi
[değiştir] Hilafet'in oluşması ve Dört Halife Devri
İslam öncesi Arap toplumundaki sosyal ve siyasal örgütleniş kabileler düzeyindeydi. Bu düzensiz yapı, İslam öncesi Arap toplumundaki kaos ve güvensizlik ortamının sebebiydi. Birbiri ile sürekli savaşan kabilerden kurulu toplum her türlü gelişmeden ve ilerlemeden uzaktı.[kaynak belirtilmeli]
İslam, başlangıcından beri bu kabile düzenine ve kabile değerlerine karşı mücadele etmiştir. Arap toplumu, onun ölümünden sonra, dağılıp kabile düzenine geri dönme tehlikesi ile karşı karşıya kaldı. Bu çözülmeyi önlemenin tek yolu, Muhammed'in ardılını seçerek iç çatışmaların önüne geçilmesi ve bütünlüğün sağlanmasıydı.[kaynak belirtilmeli]
İlk halife seçilen Ebu Bekir, sahte peygamberlerle mücadele ederek içeride birliği sağlamış ve Arapların eski düzene geri dönmesinin önüne geçmiştir. Ayrıca, daha önce kabileler arası savaşlarda harcanan ve Arap toplumuna zarar veren enerjiyi, dışarıya yani Bizans ve Sasani üzerine çevirerek İslam toplumu'nun fetih ve cihat amacında birleşmesini sağlamıştır.
Ebu Bekir'den sonra gelen halife Ömer ise, bir yandan dış fetihlere (Mısır, Kudüs, İran, Horasan) devam ederek Arap dünyasının bölünmesini engellemiş, bir yandan da örgütlenmesini geliştirmiştir. İslam toplumu, Ömer döneminde devlet halini almıştır. Daha sonra İslamî siyâsî yapılanmanın ilk düzenli örnekleri Ömer döneminde görülür.
Üçüncü halife Osman döneminde fetihler aynı hızda devam etmiş ve ilk kez İslam dünyası denizlerde kendini göstermeye başlamıştır. Fakat, Ebu Bekir ve Ömer döneminde bastırılan kabile çekişmeleri, Osman döneminde tekrar yüzeye çıkmaya başlamıştır. Emevi ailesinden gelen Osman'ın kendi kabilesinden olanlara devlet görevlerinde ayrıcalıklar tanıması, yüzeye çıkan bu çatışmaların sonucudur. Osman'ın bu davranışı, İslam dünyasını bölecek olan olayların ilk tohumunu atmıştır. Nitekim bu ayrılık İslam'daki siyasi mezheplerin ortaya çıkışına neden olmuştur.
Kısa zamanda meyvesini veren bu ayrılık tohumları, Osman'ın hilafetinin kanlı bitmesine yol açmıştır. Kendi iktidarına karşı Kufe'de başlayan isyan dalgası, zamanla Mısır ve Basra'ya da sıçramıştır. Osman 656 yılında evine yapılan saldırıyla öldürülmüştür. Saldırıyı yapanın kim olduğu üzerinde kesinlik olmadığı halde, bu cinayetin İslam dünyası'ndaki karışıklıkların ve mezhep ayrılıklarının kapısını araladığı kesindir.
Sonraki halife olan Ali döneminde, temeli İslam öncesi kabile çatışmalarına (başta Emevi-Haşimi rekabeti olmak üzere) kadar uzanan iç karışıklıklar daha da büyüdü ve Muaviye taraftarları (Emeviler) ile Ali taraftarları arasında savaşa dönüştü. Savaş meydanında Ali'nin askerlerinin galip gelmesine rağmen yapılan görüşmelerde Ali bu üstünlüğü kaybetti. Kısa bir süre sonra Ali'nin Harici Abdurrahman bin Mülcem tarafından öldürülmesiyle birlikte Emevi ailesi, hilafeti ele geçirmiş oldu.
[değiştir] Emevi ve Abbasi Dönemleri
Ali'nin öldürülmesi, Emevilerin hilafeti elde etmesi için bir engel kalmadığını gösteriyordu. Ali'nin oğlu Hasan'ın çekilmesi ve küçük oğlu Hüseyin'in Kerbela'da öldürülmesi ile iktidar tamamen Muvaiye ve Emevi ailesine geçmişti. Fakat, muhalefeti yok edememişlerdi, başta Irak ve Horasan olmak üzere birçok yerde Muaviye'nin hilafetini meşru bulmayanlar vardı.
Muaviye ile birlikte hilafet, Roma geleneğine dayalı bir veraset anlayışına dayandırıldı. Böylece Hilafet, bir saltanat halini aldı.
Emeviler döneminde Arap-İslam Toplumu, Arap İmparatorluğu biçimini aldı. Devlet örgütlenmesi, Bizans ve İran modellerinden etkilenerek yapıldı ve başarılı, etkili bir bürokrasi kuruldu. Bu dönemde hilafet, tamamiyle siyasi önderlik biçimini aldı ve Abbasiler iktidara gelinceye kadar ruhani önderlik niteliğine sahip olmadı.
Emeviler iktidara kanlı çıkmıştı, inişleri de benzer şekilde oldu. Emevi karşıtı Şii ve Harici muhalefet, Emeviler'in sonunu getirdi. 750 yılında Abbasilere yenilen Emeviler, İslam dünyasının önderliğini Abbasilere kaptırsalar da, Emevi hanedanı İspanya'ya kaçarak orada devam edecekti.
Abbasiler döneminde hilafet, hem siyâsî, hem de ruhani önderlik biçimini aldı. Ama siyâsî otorite hızla kaybedilecek ve halife ruhani önder olarak kalacaktı.
Abbasiler döneminde orduyu oluşturan Türkler devlet yönetiminde etkili oldular ve uzun vadede halifenin siyasi otoritesinin çöküşünü hazırladılar. 10. yüzyıla gelindiğinde Abbasi halifesi, Irak dışındaki topraklarda yönetimi, çoğu Türk kökenli yerel komutanlara ve valilere kaptırmıştı. 945'te Şii Büveyhioğulları'nın Bağdat'ı ele geçirmesi, halifelik makamının siyâsî otoritesinin sonunu getirdi. Bu tarihten sonra halife sadece ruhani önder olarak devam etti. Halife'nin tek siyâsî gücü, menşur vererek Müslüman liderlerin hükümdarlığını onaylamaktı.
Moğollar'ın 1258 yılında Bağdat'ı alması, halifenin Mısır'a, Memluk himayesine kaçmasına yol açtı. Aslında, Moğol Hanı Hulagu'nun tek yaptığı, çoktan işlevini yitirmiş bir kurumu ortadan kaldırmak oldu.
[değiştir] Memluk Himayesi Dönemi
Hilafet, Bağdat'ın düşmesinden (13.yy) Osmanlılar'ın Mısır'ı ele geçirmesine (16.yy) kadar Mısır'da Memluk Himayesinde yaşadı. Bu dönemde halife, hiçbir siyasi yetkiye sahip değildir. Dini törenlerde protokolde bulunmasının yanında hiçbir etkisi olmamıştır.
[değiştir] Osmanlı Himayesi Dönemi
- Daha çok bilgi için: Halifeler listesi
Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim'in 16. yy başında Mısırı alıp Memluklara son vermesiyle son Abbasi Halifesi 3. Mütevekkil Osmanlı'nın başkenti Kostantiniye(İstanbul)şehrine gelmiştir. O dönemde Safevilerle yapılan mezhep mücadelesinde Osmanlıya güç kazandırmak için halifeliğide Osmanlıya kazandırmak isteyen Yavuz Sultan Selim son Abbasi Halifesini himayesi altına almıştır.Osmanlı İmparatorluğu son Abbasi halifesinin ölümünden sonra Abbasi hanedanından yeni bir halife çıkmasını engellemiş ve halifeliğin kendisine geçmesini sağlamıştır.Batılı kaynaklar özellikle 19. yyda 2. Abdülhamit dönemindeki Osmanlı dış politikasının meşruluğunu zedelemek için Osmanlının hilafet makamına sahip olmadığından bahsetmişlersede bu durum tamamen dönemin koşullarından dolayı ortaya atılmış bi yanıltmadır. Ayrıca Osmanlı Padişahları sahip oldukları halifelik makamından 19. yy a kadar yararlanmamaları haliifeliğin kendilerinde olmamalarından değil, Osmanlının padişahlık makamını daha önemli görmesidir.
[değiştir] Hilafetin Kaldırılması
- Ana madde: Halifeliğin Kaldırılması
1 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılması ile, Sultan-Halife gibi, çifte görevi olan Osmanlı hükümdarının elinden egemenlik hakları, devlet yetkileri alınmıştı. Eski Osmanlı hükümdarına sadece, dini başkanlık yetkiler tanınmıştı. Hükümet, TBMM'nin seçtiği Halife Abdülmecid Efendi'den, sadece Müslümanların Halifesi ünvanını kullanmasını, gösterişli hareketlerde bulunmamasını istemişti. Abdülmecid, halife seçildikten sonra kendisine verilen talimata aykırı olarak, "Halife-i Müslimin" ünvanından başka sıfat ve ünvanlar taşıyarak, Cumhuriyet hükümetinin talimatı dışına çıkmıştır.
Bazı politikacılar ise; "Hilafet aynı hükümettir, hilafetin hukuk ve görevini iptal etmek hiç kimsenin hiç bir meclisin elinde değildir" diyerek, Halife'yi, Padişah gibi yaşatmak istiyorlardı. Bu durum halifelik kurumu hakkında bir an önce önlem alınmasını gerektiriyordu. Fakat Mustafa Kemal Paşa'yı halifeliğin kaldırılması için zorlayan önemli sebep, Halife mevcut oldukça Türkiye'de yapılması zorunlu olan sosyal ve laik karakterdeki devrimlerin yapılamayacağı idi.
3 Mart 1924 tarihli, "Hilafetin ilgasına ve Hanedan-ı Osmaniye'nin Türkiye Cumhuriyeti Memalik-i Hariciyesine Çıkarılmasına Dair Kanun"la hilafet kaldırılmıştır. Böylece, yeni Türkiye önemli bir adım daha atmıştır. Hilafetin kaldırılmasının Türkiye'de ve dünyada geniş yankıları olmuştur. Hilafetin kaldırıldığı 3 Mart 1924 günü, bir diğer kanunla da Şer'iye ve Evkaf Vekaleti (Bakanlığı) kaldırılmıştır. Şer'iye ve Evkaf Vekaleti'nin kaldırılması sonucu, bu vekalet tarafından yönetilen okullar ve medreseler de kaldırılmıştır. Ayrıca aynı gün, Erkan-ı Harbiye-i Umumiye vekaleti de kaldırıldı. Böylece ordu siyaset çatışmasının da önüne geçilmiş oldu. Tevhid-i Tedrisat kanunu da o gün kabul edilmişti.
Ancak bazı kaynaklara göre halifeliğin kaldırılmasında Avrupalı devletlerin baskı ve isteklerinin etkili olduğu iddia edilmektir. Mustafa Kemal'in halifeliğin kaldırılmasından önce halifeliği öven o makamından kutsallığı ve de İslam dünyası için öneminden bahseden konuşmaları vardır. İngiliz delegesi Lord Curzon'un bunu bir şart olarak ortaya koyduğunu ve de Atatürk'ün halifeliğin kaldırılması meselesini ilk defa dile getirdiği İzmir İktisat Kongresi'nin yapıldığı tarihlerde Lozan görüşmelerinin devam etmekte olmasının bu tezlerini destekleğini iddia etmektedirler.[kaynak belirtilmeli]
Büyük Doğu Dergisinin 29 Mayıs 1946'da ki basımında hiç bir kanıt, belge, tanık ve dayanak gösterilmeden şu yazı yer almış:
"Türklere dinlerinin ve din temsilciliğini (hilafeti) feda ettirmek şartıyla, suni istikbal için gizli bir anlaşmanın müessiri (etkeni), tek kelime ile Yahudiliktir. Buna memur-u müşahhas (görevli) kimse de, şimdi Mısır Hahambaşısı bulunan Hayim Naum'dur. Bu Hayim Naum, bu korkunç teşebbüse, evvela Amerika'da, Türkler lehine bir seri konferanslar vermek ve emperyalizma şeflerine, Türk'ün maddesini serbest bırakmaları, buna mukabil ruhunu ta içinden ve kendi öz adamları vasıtasıyla yıktırmaları fikrini telkin etmek suretiyle başlamıştır. Yani masonluk hasebiyle Kuran'ın ahkamını (hükümlerini) kaldırmak, milleti dinsiz yapmak. Hayyam Naum, müthiş planın zeminini Amerika'da hazırladıktan sonra, İngiltere'ye geçmiş ve halis Yahudi olan Lord Curzon ile temas ederek, şu teklifte bulunmuştur: 'Siz Türkiye'nin mülki tamammiyetini (toprak bütünlüğünü) kabul ediniz. Onlara ben İslamiyeti ve İslami temsilciliklerini (hilafeti) ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüd ediyorum." [1]
Hayim Naum, 1918'de A. İzzet Paşa tarafından gerçekten, 'ateşkes yapılması için Amerika'yla ilişki kurmak üzere' Avrupa'ya gönderilmiş. Ama İngilizlerin engel olması üzerine, Amerika'ya geçemeden Hollanda'dan geri dönerek 8 Mart 1919 günü İstanbul'a gelecektir. Yani Amerika'da hiç bulunmamıştır. [2]
Lord Curzon'un Yahudi olduğu hiçbir kaynakta geçmiyor.[2] Kaynakçanın 566. sayfasındaki dipnotta Yahudi olmadığı kanıtlanıyor.
"Üstelik 1919 başında, henüz geleceği belirleyecek hiç bir ipucu bulunmuyor: Ne galip devletlerin Türkiye hakkındaki kararları netleşmiş, ne Milli Mücadele başlamış, ne Mustafa Kemal tarih sahnesinde belirmiş, ne TBMM hükümeti kurulmuş, ne de Saltanat ve Hilafet sarsılmış. Osmanlı Devleti bütün kurumlarıyla ayakta duruyor." [2]
Lord Curzon'un bunu bir şart olarak ortaya koyabilmesi için Lozan görüşmelerinin 2. dönemine katılmış olması gerekiyordu. Ancak:
"Dışişleri Bakanı Lord Curzon, Lozan barış görüşmelerinin birinci dönemine katılmış (20 Kasım 1922- 4 Şubat 1923), barış görüşmelerinin kesilmesinden sonraki ikinci dönemde ise (23 Nisan-1923- 24 Temmuz 1923) İngiltere'yi, İstanbul'daki Yüksek Komiser Sir Harold Rumbold temsil etmiştir.
Birinci dönem, şiddetli tartışmalarla geçmiştir. Görüşmelerin kesilmesine sebep olan da özellikle Lord Curzon'dur. Bu yüzden savaşın yeniden başlaması olasılığı belirir, Türkiye geniş askeri önlemler alır. Şu halde, Lord Curzon'un da katıldığı birinci dönemde anlaşma olmamıştır." [3]
İsmet İnönü'nün hatıralarında ise Lozan görüşmeleri sırasında Ankara'yla haberleşme üzerine aşağıdaki bilgi yer alıyor: [4]
"Ankara ile telgrafla temas ederdik. Her gün muntazam rapor yazardım. Özel görüşmeler, resmi müzakereler, bunların hepsini bir harp raporu gibi Ankara'ya bildirirdim. Ben raporlarımı doğrudan Başvekile (Rauf Orbay) gönderirdim. Başvekil ile muhabere ederdik. Sonradan aramızda karşılıklı şikayetler olduğu zaman, BMM Reisine (M. Kemal'e) yazardım. Fakat özel muhabere vasıtam olmadığı için onları da Başvekile gönderirdim. Yalnız, 'TBMM Reisine mahsustur' derdim. Başvekilde okur, sonra götürür, BMM Reisine verirdi. Mustafa Kemal Paşa'da bana yazacağı zaman, aynı şekilde hareket ederdi."
Rauf Bey TBMM'deki 2. grup (Mustafa Kemal'e muhalif) Milletvekillerindendi ve hilafetin kaldırılmasına karşıydı. Ancak anılarında hiç bir şekilde Lozan'da hilafetin pazarlık konusu olduğundan söz etmiyor.
[değiştir] Kaynakça
- Hilafetin İlgasının Arkaplanı, İnsan Yayınları, Mustafa Sabri Efendi (Son Osmanlı Şeyhulislamı)
- Namık Sinan Turan, Hilafetin Tarihsel Gelişimi ve Kaldırılması, Altın Kitaplar - Kurtuluş Savaşı Kütüphanesi, 1. Basım
- Ira M. Lapidus, İslam Toplumları Tarihi, İletişim Yatınevi
- Hatiboğlu, Mehmet Said, İslâm'da İlk Siyasi Kavmiyetçilik "Hilafetin Kureyşiliği", Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, c. XXIII(1978), Ankara
- ^ Turgut Özakman, Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele, 7.baskı, sayfa565
- ^ a b c Turgut Özakman, Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele, 7.baskı, sayfa566
- ^ Turgut Özakman, Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele, 7.baskı, sayfa570
- ^ Turgut Özakman, Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele, 7.baskı, sayfa 570 dipnot 16, (İ.İnönü, Hatıralar,2C,s115)
[değiştir] Ayrıca bakınız
| Osmanlı İmparatorluğu Devlet Organizasyonu | ||
|---|---|---|
| Hanedan | Osmanlı Hanedanı - Harem - Saray Okulları - Halifelik | |
| Divan | Sadrazam - Şeyhülislam - Kazasker - Nişancı - Defterdar - Meclis-i Mebusan - Bâb-ı Âli | |
| Osmanlı Hükümeti | Hariciye Nazırlığı - Harbiye Nazırlığı - Bahriye Nazırlığı - Dahiliye Nazırlığı - Adliye Nazırlığı - Maarif Nazırlığı - Nafıa Nazırlığı - Ticaret ve Ziraat Nazırlığı - Efkaf Nazırlığı ayrıca bakınız: Partiler listesi |
|
| Yönetim Alt Bölümleri | Bey - Paşa - Millet | |