Hüsn-i hat

Vikipedi, özgür ansiklopedi
(İslam hat sanatı sayfasından yönlendirildi)
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Hamid Aytaç, "Ya Latif" Esma-ül Hüsna.

Hüsn-i hat ya da hat sanatı, özellikle İslâm kültüründe, yazı ve güzel yazı mânâlarında kullanılmıştır. Hüsn-i hat, estetik kaidelere bağlı kalarak, ölçülü, güzel yazma san’atıdır; fakat yalnız İslâm yazıları için kullanılan bir tâbirdir. San'atkârına verilen en eski lâkab kâtip, muharrir ve verrak kelimeleridir. Takrîben 10. asırdan sonra hattat denilmiştir.

İslâm milletlerinin müşterek geliştirdikleri ve sanat seviyesine yükselttikleri hat sanatı, Osmanlıların İslâm dünyasında mihver devlet rolünü devralmaları İle İstanbul'da şaheserlerini vermiştir. Hat sanatında Amasyalı Şeyh Hamdullah ile açılan yeni üslûb dört asır daha Osmanlılar'ın ince sanat mevhumu ve zevkleriyle şekillenerek, XIX. asırda tekamülünü tamamlamış, millî bir karakter kazanmıştır.[1]

Etimoloji[değiştir | kaynağı değiştir]

Hüsn-i hat terimi Türkçeye eski dilden miras kalmıştır. Osmanlı Türkçesinde hüsn (حسن) tabiri "güzel", hat (خط) ise "yazı" mânâsına gelmekte olup hüsn-i hat tam kelime anlamıyla günümüz Türkçesinde "güzel yazı" demektir.

Tarihçe[değiştir | kaynağı değiştir]

Bu gün cihanda geniş bir coğrafyaya sâhip olan, İslâm medeniyetinin yazı dili Arap yazısıdır. İslâm dinini kabul eden milletlerin dini bir gayretle sahip çıktıkları Arap yazısı zamanla bütün müslümanların geliştirdiği İslâm yazıları vasfını kazanmıştır.

Şarkiyatçıların Sûriye ve Sînâ yarımadasında, İslamiyet'ten önceki asırlara ait Arapça kitabeler üzerinde yaptıkları araştırmalar, Arap dilini ifade eden yazı sistemi (hurufu'l-hicâ)'nin, aslen Fenike yazısına bağlanan bitişik Nabat yazısının gelişmiş bir devamı olduğunu ortaya koymuştur. Kuzey Arabistan'dan, Hicaz bölgesine intikal eden Nabat yazısının farklı karakterde iki üslûbu bilinmektedir. Cahiliye devrinde el-cezm ve el-meşk diye adlandırılan bu yazılar, İslâmiyetle yeni bir safhaya girmiş, dinî, içtimaî ve idarî zaruret ve ihtiyaçlara bağlı kalarak ehemmiyet kazanmıştır, medenî nizâmın tesîsi, İslâm'ın tebliğ ve telkini, vahyin yazılması, muhafazası ve yayılmasında vâsıta olmuştur. Hat, hicri I. ve II. asırlarda bir yazi sistemi olarak gelişirken, diğer taraftan da san'at yazısı mevkiine yükselmiş, İslâm san'atlarının en mühim şûbelerinden biri olmuştur.

Kurân- Kerimi Allah sözüne yaraşır güzellikte yazma heyecânı, gayret ve titizliği "güzel şeyler güzel mahfazalara konulur" anlayışı, yazının san'at yazısı (hüsn-i hat) seviyesine yükselmesinde mühim bir faktör olmuştur.[2]

Asr-ı saâdet[değiştir | kaynağı değiştir]

Allah'ın insanlığa ilk hitabı "oku" ve "yaz" emridir. İslâm Peygamberi Hz. Muhammed de ashabı arasında okuma ve yazma seferberliği başlatarak cehaletle mücadele etti. İlme ve sanata ihtiyaç duymayan insanların kendisine ve cemiyete büyük zarar vereceği, dinî ve insanî değerlere, hakikatlere, yüksek medenî seviyeye ancak ilim ve sanat yoluyla varılabileceğini ehemmiyetle tenbih etti.

Daha hicri ilk asırlarda Kur'an'ın ve Hz. Muhammed'in tavsiyelerini hayata geçiren müslümanlar, askerî, siyasî ve iktisâdî muvaffakiyetlerini ilim ve san'at sâhalarındaki hamleleriyle birleştirerek medenî seviyeye ulaşmışlardır. İslâm devletlerinde âlim ve san’atkârı korumak, desteklemek devlet geleneği hâline gelmiş, halifeler, sultanlar, vezirler ve zenginler geleceğe ışık tutacak kalıcı abide ve eserlerin meydana getirilmesinde öncülük etmiş, çevrelerinde yüksek seviyede san'at muhitleri oluşturmuşlardır. Kur’an istinsahına tahsis edilen el-cezm yazısı daha çok gelişme zemini bulduğu İslâm kültür merkezlerinin ismine nisbetle Mekkî, hicretten sonra Medenî daha sonra Kûfî isimlerini alarak gelişti. Kur'ân-ı Kerîm Abbasîler'in ilk devirlerine kadar parşömen üzerine, noktasız ve harekesiz olan Kûfî hatla yazıldı.

Yuvarlak ve yumuşak çizgileriyle el-meşk yazısı, günlük işlerde, halife divanlarında, kitap istinsahında verraklar tarafından geliştirildi. Kavisli ve yumuşak şekilli olması sebebiyle bu hat, sanat yazısı olmaya müsait bir bünyeye sahipti.

Abbasiler devrine ait bir kur'an sayfası.

Emevî ve Abbâsîler devri[değiştir | kaynağı değiştir]

Emevî ve Abbâsîler zamanında, iktisadî refahla beraber ilim ve sanatta dünyaya nisbeten büyük hamleler oldu. Kur'an'ın en güzel şekilde yazılması hususunda hattatlar birbirleriyle yarıştılar ve sanat aşklarını, bütün mesailerini, yazının güzelleşmesine verdiler. VII. asırda halifelerin destek ve teşvikleriyle sayıları kırka ulaşan yazı karekterleri bu yuvarlak yazıdan ortaya çıktı. Buna "mevzun hatlar" denildi.[3]

Hat sanatı tarihinde en mühim gelişmelerden biri Abbâsî veziri İbn Mukle (ç.328/940) ve kardeşi Ebu Abdullah el-Hasan b. Ali ile idrak edildi. Mevzun hatları ayıklamaya tabi tutarak, daire esasına göre, tasnif ettiği yazıların hendesi ölçülerini, harflerin boy ve kalınlıklarını, nisbetlerini tesbit etti. Böylece, aklam-ı sitte (altı çeşit yazı) tebarüz etmeye başladı. Mevzun hatların yerini "el-hattü'l-mensup" (nisbetli yazı) aldı.[4] İslâm yazılarının kaideleri, kanunları daha sonra sanatkâr İbn Bevvab (ö. 413/1022) eliyle daha da güzel ölçülere kavuştu.[5] Bu yazıların en mütekamil şekliyle estetik değer kazanması, aki klasik nisbetlerine kavuşması ise Yakutu'l-Mustasımî (ö. Hir. 698/1298) tarafından gerçekleştirilmiştir. Tevki, Rika, Muhakkak, Reyhanî, sülüs, nesih diye isimlendirilen aklam-ı sitte teşekkül edip bütün kaidelerini bulmuştur. Yakut, kamış kalemin ağzını eğri kesmek suretiyle bu yazılara letafet kazandırmıştır.[6]

Yâkut üslûbu yetiştirdiği üstadlar (esatîze-i seba) eliyle Anadolu, Mısır, Suriye, İran ve Maveraünnehre kadar yayıldı. Yâkut'un vefatından sonra Bağdat, beş asırlık ilim ve san'at merkezi olma özelliğini yavaş yavaş kaybetmiş, yerini İslâm dünyâsındaki gelişmeleri başlangıcından beri yakînen tâkip eden Kahire'ye bırakmıştır.

İslâm coğrafyasında 9. yüzyıldan 14. yüzyıla dek[değiştir | kaynağı değiştir]

Mısır'da hüküm süren Tolunoğulları (868/905) zamanında Kahire ilim ve san'atta Bağdat'la yarışacak seviyeye gelmişti. Emir Tolunoğlu Humâreveyh (ö. 270/884)'in katibi Tabtab el-Muharrir bütün İslâm dünyâsının alakasını celbeden kudretli bir hattat idi. Fâtimîler (909-1171) ve Eyyûbîler (1169-1252) devrinde de Kahire ilim ve san'at sahalarındaki canlılığını korudu. Memlûkler (1250-1517) zamânında Kahire, Bağdat'tan sonra ilim ve san'ata yön veren merkez oldu.

Doğu İslâm dünyâsında ve İran sahasında ise, Gazneliler (963/1186) ve Selçuklular zamânında yazı san’atı ehemmiyetini korumuş, İlhanlılar (1256-1353), Celâyirliler (1340-1431) ve bilhassa Timurlular (1370-1506) zamâninda Herat kültür ve san'at faâliyetlerine merkez olmuş, hattat vezir Baysungur b. Şahrûh (ö. 837/1433) bütün seçkin san'atkârı kütüphânesinde çalıştırarak, mîmârî, tezhip, cilt ve hat san'atlarında yeni bir üslûbun doğmasına öncülük etmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu'nda hat sanatı ve üslûplar[değiştir | kaynağı değiştir]

Ahmed Karahisârî hattıyla müselsel besmele ve satrançlı kûfî.

Osmanlı hat san'atında üslûp arayışı ve ilk yenilik hareketleri Fâtih Sultan Mehmed devrinde ve İkinci Bâyezîd'in yirmi altı sene süren Amasya vâliliği esnâsında başladı. Bunu, İstanbul’un fethiyle Türk İslâm mefkûresini gerçekleştiren Fâtih'in cihâd-ı ekber olarak îlân ettiği ilim ve güzel san'atlarda başlattığı hamlelerin netîcesi olarak kabul etmek gerekir.[7] Amasya vâlîsi II. Murâd'ın nişancısı Abdullah Çelebi (Bağdâdîzâde), II. Murad ve Fâtih'in reîsülküttâbı Ahmed Çelebi'nin ve Sultan I. Mehmed'in Dîvân-ı Hümâyun hocalarından Sinâneddin Yusuf Çelebi'nin hat san’atının Amasya sancağında yayılmasında mühim hizmetleri oldu. Daha sonra Sinâneddin Yusuf Çelebi veya Yahyâ-yı Rûmî'nin talebesi kabul edilen Amasya'da Şehzâde Alâeddin'in dîvan kâtibi Hayreddin Halil Çelebi (Mar’aşî)'nin etrâfında geniş bir hat muhîti, mektebi teşekkül etmeye başladı.

Fâtih'in kendi kütüphanesi için hattatlara istinsah, müzehhiplere tezhip ettirdiği kitapların bir kısmı Süleymâniye ve Topkapı Sarayı Müzesi kütüphânelerinde bulunmaktadır. Bu eserlerin her biri kitap san’atlarımız bakımdan ehemmiyetle üzerinde durulması, incelenmesi gereken vesikalardır. Bu kitaplarda cilt, tezhip, minyatür ve hat san'atlarında yeni üslûpların doğduğu ve müstakbel tekâmülün temellerinin atıldığı görülmektedir.

Aklâm-ı sitte dışında doğan ve Osmanlılarda gelişen nesta’lik hattının Fâtih zamanında İstanbul'da yayılmaya başladığı bilinmektedir.

Osmanlı Devleti'nde dîvandan çıkan kararların yazıldığı dîvânî yazı, mevcut örneklerinden anlaşıldığına göre, Fâtih devrinde tekâmül etmeye başlamıştır. Bu konuda Mustafa Âlî şunları kaydediyor: Anadolu'da dîvânî hattatları Acem dîvânî üslûbunu değiştirmişler, bu yazıyı okunması ve yazılması kolay bir hâle getirmişlerdir. Bu üstatların en meşhurları: Kâtib Tâc (Tâceddin), Tâcî Beyzâde ve Matrakçı Nasuh'tur.[8]

Aklâm-ı sitte ve celî sülüste ise Edirneli Yahyâ Sûfî, oğlu Ali b. Yahyâ ve Hayreddin Halil Çelebi mihrakları etrâfında hat san'atında millî benliği ve millî zevki arayan hattatlar ve Esâtize-i Rum bu zeminde yetişmiş, hat san’atında yeni ufuklar açılmıştır. Mir Tâcî, Seyyid İbrâhim, 841/1437 de şöhreti yayılan Şeyh Mehmed Vesîmî talebesi, Abdurrahmân-ı Sâyiğ, Yahyâ-yı Rûmî talebesi Mecdeddin, Ali Yetim, Fâtih'in hattatı Mehmed b. Seyyid Gârî, Muhyiddin-i Acemî (ö. 880/1475), Bağdatlı Ergun Kâmil neslinden, Hayreddin Mar’aşî talebesi Muhyiddin Köseç (ö. 910/1505), aklâm-ı sittede Rûm’un Yedi üstâdı (Esâtize-i Rûm) kabul edilen Şeyh Hamdullah'ın dayısı Celâleddin, oğulları Cemal ve

Muhyiddin Amâsî, Abdullah Amâsî, Şeyh Hamdullah, oğlu Mustafa Dede, Esedullâh-i Kirmânî'nin talebesi Ahmed Karahisârî, Bursalı Şerbetcizâde İbrâhim Efendi, Osmanlı hat mektebinin teşekkülünde büyük hizmetler vermiş üstadlardır.

Şeyh Hamdullah Üslûbu[değiştir | kaynağı değiştir]

Şeyh Hamdullah tarafından yazılmış bir eser.

Fâtih devrinde Amasyalı hattatlar tarafından Türk hat san’atına üslûp kazandırma yolundaki gayretlerinin II. Bâyezid zamânında semeresi alınmıştır. II. Bâyezid şehzâdeliğinde yazı hocası olan Şeyh Hamdullâh'ı talebeleriyle Amasya'dan İstanbul'a dâvet etmiş, kendisine sarayda oda ayırmış, timâr vermiş, Mushaf ve kıt'alar yazdırmak sûretiyle hat san'atında Osmanlı üslûbunun doğmasına vesile olmuştur. Şeyh Hamdullah uzun çileli bir çalışma ve tedkik neticesinde yazıda arzuettiği kemâle ermiş, Osmanlı hat mektebinin temelini atmıştır. Açtığı çığır dört asırdır. Bütün İslâm âleminde benimsenmiş, hattatların üstadı kabul edilmiş, Kıbletü'l-küttab nâmiyle yâdedilmiş ve bir buçuk asır süren Yâkut üslûbu sona ermiştir.[9]

Şeyh Hamdullah ekolünde, aklâm-ı sittenin bütün nevîlerinde olgunluk çağı idrak edilmiş, Mushaf-ı Şerif, cüz, murakka, kıt'a ve kitaplarda, yeni bir anlayışla hat san'atının en güzel örnekleri verilmiştir. Şeyh'in Topkapı Sarayı Müzesi, Emanet Hazinesi, 2083, 2084, 2086 numaralarda kayıtlı bulunan, aklâm-ı sitte murakka'ları, altı nevî yazıdaki gelişmeyi gösteren en güzel eserleri arasında bulunmaktadır.

Şeyh Hamdullah'ın san’at hayâtında, Amasya ve İstanbul olmak üzere iki safha vardır. Yâkut yazı tarzının hâkim olduğu (evâil) gençlik, başlangıç yazılarını Amasya’da, kendi yazı üslûbunu ortaya koyduğu eserlerini ise İstanbul'da vermiş. Şeyh’in başlangıç yazılarından Topkapı Sarayı Müzesi A. 1996 ve Ayasofya 3740 numarada kayıtlı eserleri ile İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi A. 6680 numarada kayıtlı Yâkut Mushafı mukayese edilirse, nesih yazıda üslûb benzerliğini görmek mümkündür. Ayrıca ustalık devrine âit, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi A. 6662 numarada bulunan Kur'ân-ı Kerîm adı geçen eserlerle karşılaştırıldığında, Şeyh ekolünde verdiğimiz mümeyyiz vasıflar nazarı itibâre alınarak tedkik edilirse, kolayca tefrik edilmiş olur.

Şeyh Hamdullah ile beraber Mushaf kitâbetinde reyhânî yerine nesih yazı büyük ehemmiyet kazanmış, sahîfe nizâmi, satır araları en güzel ölçülerini bulmuş, Mushaf yazısına zerâfet, sâdelik devamlılık ve sevimlilik getirilmiştir. Şeyh mektebinde nesih yazının insanda hayranlık ve hürmet uyandıracak derecede güzelleşmesi ve kolay okunan bir yazı nevî olması, kitap ve Mushaf-ı Şerif yazısı olarak tercih edilmesine sebep olmuştur. Ayrıca Şeyh mektebinde Mushaf metni bir çeşit yazıyla, nesihle yazılarak, metinde devamlılık ve okumada kolaylık sağlanmış, zamanla muhakkak, reyhânî veyâ aklâm-ı sittenin karışık olarak kullanıldığı Yâkût tertîbi Mushaf kitâbeti terk edilmiş, yerine bütün İslâm dünyâsında Şeyh üslûbu, nesih hatla mushaf yazma geleneği hâkim olmuştur. Eserlerinin ekserîsini murakka ve kıt'a olarak vermiş olan Şeyh Hamdullah koltuklu sülüs nesih kıt'anın Türk zevkine uygun ölçü ve şeklini ortaya koymuştur. Kendinden sonra gelen bütün hattatlar şeyh kıt'alarındaki ebat, şekil, metin hattâ kağıt rengine varıncaya kadar taklit etmişlerdir.

Yâkut Musta'sımîden sonra yaygınlaşmaya başlayan güzel yazı albümü, murakka’lar kıt'alardan meydâna gelir. Yazı grubuna ve nev’ine göre, ekseriyâ aklâm-ı sitte murakka’ı, sülüs, nesih murakka'ı, muhakkak reyhânî murakka'ı, tevkî rika' murakka’ı, diye isimlendirilir.

Daha ziyâde sülüs nesih yazıların işlendiği ve kullanıldığı Şeyh mektebinde zamanla reyhânî ve tevkî terkedilmiş, muhakkak yazı besmele kitâbetinde, rika’, hatt-ı icaze adıyla hattat ketebelerinde ve ilmiye icazetnâmelerinde ve kitapların ferağ sahîfelerinde sınırlı kalmıştır.

Yâkutâne yazılardaki durgunluk, Şeyh tavrında harflerin tenâsübü, aralıkları, kelimelerin satira oturuş vaziyetleri en güzel şekilde sağlanarak, akıcılık, kıvraklık, sevimlilik ve canlılık getirilmek sûretiyle ortadan kaldırılmıştır. Kanûnî devrinde hattin güneşi olarak kabul edilen Ahmed Karahisârî istisnâ edilirse, Yâkut üslûbu Şeyh mektebi karşısında devrini tamamlamış bulunuyordu. Bütün hattatlar Şeyh gibi Şeyh vâdîsinde yazmaya gayret etmişler, bu vâdîde başarılı olan hattatlara, “Şeyh gibi yazdı” demişlerdir.

Şeyh Hamdullah etrafında teşekkül eden Osmanlı Hat Ekolü Şeyh'in oğlu Mustafa Dede (ö. 945/1538) Damadı Şükrullah Halife ve elliye varan üstad seviyesinde talebeleriyle devam etmiştir. Şeyh mektebi daha sonra Saray ve Osmanlı münevverinin destek, teşvik ve sanat zevkiyle; Derviş Mehmed b. Şükrullah (988/1580), Hasan b. Hamza Üsküdârî (1023/1614), Hâlid Erzurûmî (1040/1630), Derviş Ali (1084/1673), Mustafa Suyolcuzâde (1097/1685), Hâfız Osman (1110/1698), Seyyid Abdullah (1144/1731), Hoca Mehmed Râsim (1169/1755) Efendi gibi meşhur hattatlar elinde devir devir işlenerek yeni tarz ve şîveler kazanmış, canlı tutulmuştur.

Hâfız Osman tarafından yazılmış bir Hüsn-i Hat (Muhakkak, Nesih)
Mustafa Râkım Efendi'nin imzasız, rokoko tezhipli bir eseri

Hafız Osman, Mustafa Rakım ve Şevki Efendi Üslûpları[değiştir | kaynağı değiştir]

XVII. asrın ikinci yarısında Hafız Osman (ö. 1110/1698) Şeyh Hamdullah'ın yazıları üzerinde yaptığı estetik değerlendirme ile yeni bir üslûp ortaya koymuştur. Hat sanatında açtığı bu yeni yol devrinin bütün hattatlarıni tesiri altında bıraktığı gibi asırlarca İslâm dünyasında hakim ve ideal üslûp olarak tesirini sürdürmüştür.

İlk defa Hilye-i Şerif terkip (kompoze) eden Hafız Osman altı çeşit yazıda sayısız murakkâ , levhalar, enam, Delâilü'l-hayrât ve yirmi beş Mushaf-ı Şerif yazmıştır. Bu mushaflardan bazıları okunuşundaki rahatlık ve kolaylık sebebiyle basılarak İslâm dünyasına yayılmış ve çok rağbet görmüştür."[10]

İsmail Zühdî (ö. 1221/1806) ve kardeşi Mustafa Rakım (ö. 1241/1826) Hafız Osman'ın yazılarindan ilham alarak altı çeşit yazıda bilhassa celi sülüste gerek harf gerekse kompozisyon bakımından büyük bir başarı sağladı. Yeni bir hat üslûbunun sahibi oldu. Padişah tuğralarıni islah ederek en güzel nisbet ve kaideleri ortaya koydu.[11]

Celî sülüs'te Rakım mektebi, Sâmi Efendi (ö. 1912) ile yeni bir şîve kazanarak ve güzelleşerek devam etti.[12] Bu üslûp Çarşambalı Arif Bey, Mehmed Nazif Bey, Ömer Vasfi, Serneyzen Mehmed Emîn Yazıcı, İsmail Hakkı Altunbezer, Macit Ayral, Mustafa Halim ve Hamit Aytaç gibi büyük celi üstadları tarafından temsil edilerek Osmanlı hat sanatının şaheserleri verilmiştir.

Rakım üslûbu, muasırları arasında yayılırken Mahmud Celaleddin (ö. 1245/1829) Rakım üslûbu karşısında farklı bir üslûp açtı. Ancak keskin, sert ve donuk duran yazı husûsiyetleriyle bu ekol bir müddet devam ettikten sonra terkedildi.Bestekâr, hattat Kazasker Mustafa İzzet Efendi (ö. 1876),[13] talebesi Mehmed Şefik Bey,[14] Abdullah Zühdî Efendi, Çırçırlı Ali Efendi, Muhsinzade Abdullah Hamdi Bey gibi üstadlar Hafız Osman ve Mahmud Celaleddin karşımı bir üslûpta yazmışlardır. Kayışzâde Hafız Osman (ö. 1894), ve Hasan Rıza Efendi, Kazasker tavrını devam ettiren, Kur'ân-ı Kerîm yazmada meşhur hattatlardandır.

Hafız Osman ve Rakım üslûbunun en güzel taraflarını alarak yeni bir üslûbun sahibi olan Şevki Efendi (ö. 1887) sülüs nesih yazılarını en mükemmel seviyede yazmayı başardı.[15] Talebesi Bakkal Arif ve Fehmi Efendi, Hacı Kâmil Akdik bu üslûbu takip eden üstadlardır. Bakkal Arif Efendi'nin talebesi Şeyh Mehmed Azîz er-Rifaî, Şevkî Efendi üslûbunu Türkiye'de ve on iki yıl kaldığı Kâhire'de Tahsinü'l-Hututi'l-Arabiyye medreselerini İslâm ülkelerinden gelen genç nesillere öğretti. Bugün Arap dünyasındaki hattatlar dolayısıyla Aziz Efendi'nin talebeleri sayılır.[16]

Mehmed Es’ad Yesârî'nin Nesta'lik kıt'ası.

Osmanlılarda Aklam-ı sitte haricinde gelişen hat çeşitleri ve üslûplar[değiştir | kaynağı değiştir]

Osmanlı Nesta'lîk üslûbu[değiştir | kaynağı değiştir]

İran'da nesta’lîk yazının bütün hususiyetleriyle şekillenmesine müteâkip kütüphânelerde mevcut eserlerden anlaşıldığına göre İstanbul'un ilim muhitlerinde de bu yazı tarzı kullanılmaya başlanmıştır. Târihin kaydettiği ilim ve san'at sâhasında görülen böyle hamleler siyasî sınırları önüne geçilmez bir zorlayışla aşan bir kültür hâdiseşidir. Bu sebeble komşu ve akraba san’atının İstanbul'da yeni bir gelişme zemîni bulması çok tabiîdir.

Osmanlılar'da İran, Azerbaycan, Akkoyunlu ve Karakoyunlular'la olan siyâsî münâsebetleri, ayrıca Iran kültür ve san'at muhitleriyle olan yakın alakaları nesta'lîk yazının İstanbul'da öğrenilmesi ve yayılmasına zemin ve imkân hazırlamıştır. İlmî, edebî, hikemî ve dînî yazma eserlerin murakka’ların elden ele dolaşması, alınıp satılması, istinsah edilmesi İslâm milletleri arasındaki bu fikir alış verişini, kültür ve medeniyet yarışını, akışını hızlandırmış, canlandırmış; müşterek bediî zevkin gelişmesine vesîle olmuştur.

Nesta'lîk yazı İstanbul'un fethinden sonra Osmanlı meşihat dâiresi ve İlmiye sınıfının resmî yazısı olmuş; muhasebât, vesîkalar, kayıtlar, edebî eserler bilhassa divanlar, şiirler nesta'lîk ve incesi (hatt-i kitâbet) ile yazılmistir. XVIII. asırdan itibâren mîmârî eserlerin kitâbelerinde mezar taşlarında Türkçe ve Farsça metinlerin yazılmasında celî nesta'lîk yazı celî sülüse tercih edilmiştir.“[17]

Osmanlı nesta’lîki XVII. asırdan sonra İmad mektebinin tesiri ile yeni bir safhaya girmiş, İmad'ın yazıları Türk nesta’lik üslûbunun müessisi Yesârî'ye kadar örnek alınmıştır. İmad üslûbunun İstanbul'da tanınması ve yayılmasında öncülük edenlerin başında talebesi Derviş Abdî Mevlevî gelir. Osmanlı hattatları arasında Ahmed Siyâhî, Durmuşzâde Ahmed Efendi, Abdülbâkî Arif Efendi, Hekimbaşı Kâtipzâde Mehmed Refiz, Şeyhülislam Veliyüddin Efendi gibi İmâd-ı Rum ünvanını alarak nesta’lîki İmad kudretinde yazan hattatlar yetişmiştir. Osmanlı hattatları sülüs, nesih ve celîde olduğu gibi nesta’lîk ve bahusus celisinde de diğer milletlere öncülük etmişlerdir. Yalnız ince nesta’likte İran hattatları dâima üstünlük sağlamışlardır.

Yesârîzâde Mustafa İzzet Efendi - Hilye-i Şerif

Yesârî Mehmet Efendi (ö. 1798), Îran asıllı nestâlîk hattını millîleştirmiştir. Böylece Îran nesta’lîki yanında, bâzı husûsiyetleriyle ayrı bir Türk nesta'lîk mektebinin doğmasına sebep olmuştur. Yesârî'nin yazılarında şekillerin tenâsübü, sükûn ve muvâzeneyi ifâde eder. Yesârî'de yazı öyle esaslı kaidelere oturmuştur ki, diğer hattatların üslûbundan hemen farkedilir.[18] Oğlu Yesârîzâde,[19] Yesârî ekolünün büyük üstâdıdır. Râkım Efendi'nin sülüs-celîsinde yaptığı yeniliği Yesârîzâde nestaʼlîk hattında yapmıştır. İri bünyeli nesta’lîk yazılarında harflerin incelik ve kalınlıkları, bağlantıları ve boyları, kaidelere oturmuş; nisbetler ve satir nizamı en güzel şekilde sağlanmıştır. Nihâyet Türk nesta'lîki, Ali Haydar Sâmî Efendi gibi bir üstâdın elinde son şeklini almıştır. Talebeleri Ömer Vasfî, Nazif, Necmeddin Okyay, Hulûsî Efendi, Hafız Kemal Batanay Sâmî Efendi yolunda hizmet etmiş; Türk san'at dünyâsına ölümsüz eserler kazandırmışlardır.

Nesta'lîk bünyesinin en mühim unsurlarından biri, eğri çizgilerdir. Yer yer incelip kalınlaşan harfler ve bağlantıları, canlılık, akıcılık verir. Sülüs yazıdaki metânet, ihtişam ve tezyînî husûsiyetler nesta’líkte görülmez. Her türlü hareke ve tezyînat külfetinden kurtulmuş, sâde, çıplak, asılıp duran son derece ölçülü çanaklar, uzayıp giden keşideler (çekilişler) melekleşmiş, zengin şark rûhunun tecellîsi olarak görünürler.

Dîvânî[değiştir | kaynağı değiştir]

Osmanlı Devleti'nin resmî hattıdır. Pâdişah fermanları, menşurları, şikâyet, mühimme ve ahkâm defterleri devletin resmî kararları Dîvân-ı Hümâyun'da bu yazı ile yazılmıştır. Bu sebeple buna “dîvâna mensub” mânâsına gelen dîvânî adı verilmiştir.

Kanunî Tuğrası ve divanî hat

Tevkî ve tâ’lik husûsiyetleri taşıyan dîvânî, Türkler tarafından geliştirilmiş bir yazıdır. Ta'lîk yazının tesîri daha bârizdir. Osmanlı Türk Devleti'nin kurduğu nizâmın kuvvet, ihtişam, asâlet, ulviyet ve azametini sembolize eder. Dîvânî yazıda dik hatların sola doğru yükselerek meydana getirdiği cereyan, harflerin iç içe, yer yer büyüklük ifâdesiyle kıvrılıp mübâlağlı bir şekilde uzaması ile doğan estetik bu yazının en bâriz karakterlerindendir. Başındaki tuğrâ ile fermanların aldığı şekil karşısında, devletin hüküm ve irâdesini görmemek mümkün değildir. Padişah ferman ve menşurlarındaki ehemmiyet ancak böyle ifade edilebilirdi.

Türkler, dîvânîyi Selçuklular devrinden îtibâren kullanmaya başlamışlardır. Ancak bu devre âit elde bulunan yazılar dîvânînin gelişmemiş nümûneleridir. Fâtih devrinde diğer İslâm yazıları gibi dîvânî de ehemmiyet kazanmış, islâh edilmiştir. Osmanlı hattatları dîvânî hattinda Îran üslûbunu tamamiyle değiştirerek okunması ve yazılması kolay, göze hoş gelir bir şekle sokmuşlardır. Bunlar içinde en meşhûru Matrakçı Nasuh'tur. Fâtih devri ricâlinden Tâcüddin, yaptığı bâzı islâhatla dîvânî hattının bugünkü şeklinin vâzı olarak kabûl edilir.

Dîvânînin, basitleşmiş dîvânî kırması ile daha gelişmiş dîvânî celîsi çeşitleri vardır.

Pâdişah irâdeleri altında yazanın imzâsı olmadığı için bu yazının gelişmesine hizmet eden hattatlar hakkında teferruatlı bilgimiz yoktur. Yalnız XX. asrin başlarında bilinen en güzel dîvânî yazan hattatlarımız arasinda Sâmî, Nâsih, Hacı Kâmil, Recâî ve Aziz Efendi'ler ile Hakkı, Ferid ve Süreyyâ Bey'ler meşhurdurlar.[20]

Tuğra[değiştir | kaynağı değiştir]

Türkçe bir kelime olan tuğrag, tuğ (Arapça, tevki' ve alâmet, Farsça, nişan) içinde pâdişâhın ismi yazılı husûsî bir şekildir. Sud eller begge, Ferman, berat, hüküm, nâme, emir gibi pâdişâha âit belgeler ile sikkeler, resmî evrak ve âbideler, kontrol damgası olarak altın ve gümüş işler üzerinde yer alır.

Siputes subegovina Osmanlı pâdişahlarına âit en eski örneği basit hatlardan meydana gelen Sultan Orhan tuğrasıdır. Zamanla şekil bakımından gelişen tuğra, XVI. asırda tezhipli, güzel örneklerini vermiş nihâyet III. Selim'den sonra Mustafa Râkım'la yeni bir üslûp kazanmış, Sâmi Efendi ile en güzel estetik ölçülerini bulmuştur.

Tuğra, pâdişah ve babasının adının bulunduğu kürsü (sere), iç ve dış beyza (beyze), tuğ, kol ve hançerler, aşağı doğru kıvrılarak inen zülfe gibi kısımlardan teşekkül eder. Pâdişâha ait, devleti temsil eden bu husûsî şekil içinde tarîkat büyüklerinin isimleri ile âyet ve hadisler de yazılmıştır.[21]

Rik'a[değiştir | kaynağı değiştir]

Sözlükte “kâğıt parçası fiş, mektup” gibi mânâlara gelen rik'a, süratli ve kolay yazma ihtiyacı ile Dîvân-ı Hümayun'da doğup XIX. asrın başlarında Bâb-ı Âlî kalemlerinde geliştirilen divânî karakterinde bir yazı çeşididir. Osmanlılardan daha çok günlük hayatta, mektuplarda, resmi yazılarda kullanılan rik'a yazısı arap memleketlerinde de benimsenmiş ve yayılmıştır. Hâlâ İslâm âleminde en çok kullanılan hatlardandır. İlk örnekleri, Bâb-ı Âlî memurlarından Mümtaz Efendi (1810-1871) tarafından geliştirilen üslûptur. Buna eski rik'a veya yazıldığı yere izâfeten Bâb-ı Âlî rik’ası da nilmiştir. Bu üslupta dîvânî yazıdaki teferruật ortadan kaldırılmış, kalemin tabîatına uygun, süratli ve kolay yazma ihtiyâcını karşıladığı için harf bünyeleri basitlesmiş; fe, kaf, mim, vav gibi harflerin başları ufalmış, sin, şın. harflerinin dişleri yok olmuştur. Sola doğru dik ve köşeli çizgiler, kelimelerin satırlara meylederek yaptıkları akıcılık, bu yazı çeşidinin karakteristik husûsiyetlerindendir. Rik’a’nın, kaideleri kırılarak yazılan şekline rika kırması denilir.

Diğeri Mümtaz Efendi’den sonra Galatasaray Sultânîsi hüsn-i hat muallimi Rehber-i Sıbyan ve Hutut-ı Osmâniyye adlı meşk mecmûalarının müellefi İzzet Efendi (ö. 1320/1903)'nin üslûbudur. Rik’a yazısı bu üslûpta kat’î ölçüler ve nisbet lerle san'at yazısı hâline esi Sofu Mehmet Efendi'nin rîka satırları. gelmiştir. Bu tarzın yayılmasından sonra Mümtaz Efendi rik’ası unutulmuş, hattatlar İzzet Efendi üslûbunda yazmışlardır. İzzet Efendi'nin talebesi Mehmed Hamdi Efendi çok zarif rik’a yazan hattatlardandır. İbnülemin Son Hattatlar isimli eserinde bazı meşhur rik’a hattatlarına bir bölüm ayırarak biyografilerini kaydetmiştir.[22]

Siyâkat[değiştir | kaynağı değiştir]

Abbasîler'den İran yoluyla Selçuklulara, Selçuklulardan Osmanlı'lara geçtiği ileri sürülen siyâkat resmî ve mâlî kayıtlarda şifre gibi kullanılmış arşiv yazilarındandır. İbni Bibi (M. Th. Houtsma baskısı, Tevârîh-i Âl-i Selçuk, s. 253)'de geçen bir manzûmede siyâkat ve rakamlarının Selçuklular'da kullanıldığını anlıyoruz. Sâdece Selçuklular’da değil muâsır diğer Türk devletlerinde de resmî devlet kayıtlarında bu çeşit yazı kullanilmıştır. Tek bir örneği olmayan siyâkatın her devre ve hattata göre değişik husûsiyetleri vardır. Siyâkat harfleri diğer yazıların harflerinden ayrı bir şekilde olmakla berâber, yerine göre nesih-kırması, nesta'lîk-kırması, incedîvânî, rik'a kırması hatta kûfî hurdesi gibi bâzı yazılarin harfleri karıştırılarak yazılmıştır (M. Yazır, Siyâkat Yazası, 5). Son devir siyâkatinin rik’aya yakın bir surette yazılmış olduğundan okunması daha kolaydır.[23]

Aklâm-ı sitte, diğer İslâm yazıları ve bilhassa sülüs, nesih yazıları Osmanlı hattatları elinde XV. yüzyıldan itibâren beş asır süren bir süzülüp, arınma ve üslûplaşma hareketine girmiş olduğu, XIX. asırda altın çağını idrak ettiği anlaşılmaktadır. Osmanlı hâkimiyetindeki Mısır, Sûriye ve Irak gibi ülkelerde de Osmanlı hat üslûbu benimsenmiş, bu vadîde kudretli, mâhir hattatlar yetişmiş; vücûda getirdikleri eserlerle İslâm kültürünü zenginleştirmişlerdir.

Kullanılan yazı takımı ve malzemeler[değiştir | kaynağı değiştir]

18.,19. yüzyıl Osmanlı hat takımı; Mühre, kalemtraş, Makas, Makta ve cımbız. Mühre, sapının etrafını çeviren yapraklı motiflerle hakkedilmiş ve akik uçludur. Sapı, fildişi ve mercandan yapılmış. Altın kakma çelikten mamül makasın kulpunda mercan ve abanoz kullanılmıştır. Oyma sanatıyla, vazolardan çıkan nebati motifler ile süslenmiş fildişi makta ve üst kısmında mercan ve abanoz olan madeninde altın kakma cımbız.

Kalem[değiştir | kaynağı değiştir]

Hüsn-i hat san'atında kullanılan en marûf ve makbul kamış kalem, Hazar denizi sahilleri ile Dicle nehrine yakın Vâsıt (Kūt) şehri civarında yetişen kamışlardan elde edilmiştir. Sarımsı beyaz renkli ham kamış sazlıktan kesildiği haliyle kalem yapılamaz, belli bir sıcaklıkta kuruması için gübre içinde bekletilerek sertleştirilir ve kamışın cinsine göre değişik kahverengi, kızıl hatta siyaha döner. Kamışın içinde nâl denilen lifler vardır, ilk açışta bunlar çekilip çıkartılır. Narin kamışlar açma esnasında çatladığından sağlamlığını tecrübe için 8-10 cm yükseklikten sert bir yere bırakılır, sağlam ve iyi cins kamış ise bilindik tok bir ses vererek sıçrar, çatlak ve zayıfsa zırıltılı bir ses çıkararak düştüğü yerde kalır, Kalemin kâğıda temas eden ağız kısmı mürekkebin de tesiriyle zamanla tahrip olur yazıyı bozmaya başlar tekrar açılmak icab eder. Ancak Kuran gibi uzun vetirede yazılan eserlerde kalem açmanın mahzûru vardır. Kalem tekrar yontulurken uç kısmının genişliği zerre kadar farklı olursa bu hususen Nesih gibi ince hatlarda mühim bir zahiri kusur meydana getirir. Bunun gibi tafsilatlı eserleri yazmak için ismini aldığı Cava Adası'nda yetişen bir tropikal ağaçtan hasıl olan koyu renkli sert, sağlam ve ince parçalar Cava Kalemi imalatında kullanılır, bu kalemin ağzı kolay aşınmaz.

Celî (kalın) yazılar için, kalın kargı kalem veya sert bambu kamışlar kullanılır. Kamış kalemi açmak için tutan avuç içine koyup cidârı bâdem şekline gelene kadar, aşağıya doğru meyilli olarak dikkatlice yontulur. Kalemin dil ve ağız kısımları aynı hizada bırakılırken ağız kısmı daha genişçe bırakılırsa buna çakşırlı kalem denilir. Kalemin dili uzunsa süratli yazmaya yardım eder, kısa bırakılırsa ağır yazılır. Kalem ucunun kenarları yazı genişliği ne kadar olması gerekiyorsa ona göre daraltılır. Yontma merhalesi bittikten sonra kalemin ağız makta üstünde kamış boyuna müvazi olarak birkaç santimetre uzunluğunda düz bir hat halinde çatlatılarak iki yakaya ayrılmasına şakk-ı kalem denir. bu çatlağın eğri olmaması gerekir. Kalem ucunda hazne vazifesi yapan bu çatlak, mürekkebi tutarak, yazarken aşağıya doğru devamlı akar. Kaleme kalemtraş müdahalesi yapılırken maktâ üzerindeki yuvaya yatırılması mühimdir. Kalemin ağız kısmının eğri şekilde kat edilmesi de maktâ vasıtasıyla yapılır. Bu son kesme faslına katt-ı kalem denilir. Kalem kullanıldığı süre zarfında ağzı tahrip olduğunda hat da bozuşmaya başlarsa tekrar maktâ'a vurulur. Harflerin muvazenesi nokta ile tespit edildiği, nokta büyüklüğünün de kalemin açılış şekline bağlı olması sebebiyle, kalemin kalitesi, hat sanatında kabiliyetin yanında en mühim vasıtadır.

Divit

Divit, kubur, kalemdan[değiştir | kaynağı değiştir]

Hüsn-i hat san'atını icra eden ince ruhlu üstâdların kalemdanları, bu zevk ve sanat kültürünü hissettiren divit ismiyle meşhur hokkalı mahfazaları dahi yüksek sanatın bu şedit tesirinden nasibini almış sanatkârın hiçbir malzemesi sanatsız olmamıştır, Kalem gibi mühim yazı vasıtalarının muhafazasına gösterilen itimam ilme ve yazıya ne derece itibar edildiğini bize göstermektedir.

Kalemtraş ve makta[değiştir | kaynağı değiştir]

Kalemtıraş; kakma sanatıyla tezyin edilmiş kısa bir bıçak ve kıymetli malzemelerden mamül sap, bu iki kısmı birleştiren madeni pırazvanadan meydana gelir. Kalemin şakk ve katt işleri, mermer, cam yada maden gibi sert yerde yapılırsa kalemtıraşın bıçağı tahrip olup zamanla işe yaramaz hâle gelir. Maktâ; kullanılacak kaleme göre değişmekle beraber vasati 2-3 cm genişlik, 10-15 cm boyunda olan, üzerinde kalemin yatırılması için kalem çapına göre bir yuva ve kat edilmesi için düzlük olan bazıları çok sanatlı ve zarif olan kemik veya eskiden fildişinden yapılan parçadır. Bağa ve sedeften imal edilenler de makbûldür.

Eserler[değiştir | kaynağı değiştir]

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

  1. ^ Kalkaşendî, Subbu'l-a'çâ, c. III, s. 20, 21.
  2. ^ İslam yazısının menşei hakkında tafsilatlı malumat için bkz.: Kalkaşendî, Subbu'l-a'şa, c. III, s. 6,7,9, 10; İbnü'n-Nedim, el-Fihrist, s. 7-9; Münâvî, Feyzü'l-kadîr, c. III, s. 97; Belâzürî, Fütûh, s. 456, 457; Sicistânî, el-Mesâhif, s. 4; İbn Haldun, el-Mukaddime (trc.: Pîrîzâde), İstanbul 1275, C. II, s. 338, 339; Cevad Ali, el-Mufassal fi Târîbi'l-Arab kable'l-İslâm, Beyrut 1413/1995, c. VIII, s. 111, 160, 163; İbrâhim Cuma, Kissatü'l-kitâbeti'l-Arabiyye, Kahire, ts., s. 54; Cevad Ali, Nabia Abbott, The Rise of The North Arabic Script, Chicago 1939, s. 4, 23, 28; René Dussaud, Inscription Nabateo-arabe d'An-Nemara dans Revue Archeologique, 3 ser., XLI, Paris 1902, s. 411;
  3. ^ Ebû Hayyan, Risâletü'l-kitâbe, s. 29-30; İbnü'n-Nedim, s. 9-10; Kalkaşendî, Subbu'l-a'şâ, c. III, s. 48-49; Arthur Upham Pope, A Survey of Persian Art, c. IV, 1712.
  4. ^ İbn Mukle'nin hayâtiyle ilgili daha geniş malumat için bkz.: Nâfi Tevfik elAbbûd, "el-Vezir Ali Muhammed b. Ali b. Mukle" (h. 272-328), elMevrid, c. XI, Bağdat 1982, S. 1, s. 61-72; Yakut el Hamevî, Mu'cemü'lüdeba', C. IX, s. 28-34; İbn Hallikân, Vefeyâtü'l-a'yân (nşr.: İhsan Abbâs), c. V, s. 113-118; Zehebî, A'lâmü'nnübelâ, c. XV, s. 224-231; D. Sourdel, "Ibn Mukla", El (İng.), c. III, s. 886-887
  5. ^ İbnü'l-Bevval'la ilgili daha geniş malumat için bkz.: Müberred, el-Belâgu (nşr.: Ramazan Abdüttevvâb), Kâhire 1965, s. 55; Ebîverdî, el-Müstedrek fi'l-muhtelif ve'l-mü'telif (İbnü's-Sâbûnî, Tekmiletü İkmâli'l-İkmål içinde, nşr.: Mustafa Cevâd), Beyrut 1406/1986, s. 459-461; İbnü'l Cevzî, elMuntazam, c. VIII, s. 10; Yâkût, Mu'cemü'l-ideba', c. XV, s. 120-134;
  6. ^ Yâkût Musta'sımî hakkında daha geniş bilgi için bkz.: Müstakimzâde, Tubfe, s. 575; İbn Kesîr, Bîdâye, c. XIII, s. 200, c. XIV, s. 6; Âlî, Menâkıb, s. 18, 19,21,22,23; Suyolcuzâde, Devha, s. 8, Kâtip Çelebi, Kesfü'z-zünün, c. I, 862; C. Brockelman, GAL, c. I, s. 353; Nefeszâde, Gülzârd-1 Savab, s. 44; Zehebî, Târîhu'l-Islâm, Ayasofya, nr. 3014, vr. 28a; Kadi Ahmed, Calligraphers and Panters (trc.: V. Minorsky), Washington 1959, s. 57-61, 210-211, Nefeszâde, Gülzâr-1 Savab, s. 41-42; Salâhüddin Müneccid, Yâküt el-Musta'sımî, Beyrut 1985, s. 18; Nihad M. Çetin, “Yâkût Musta'sima", IA, c. XIII, s. 352-357..
  7. ^ Fatih Mehmet II Vakfiyeleri, Vakıflar Umum Müdürlüğü Neşriyâtı, Ankara 1938, Faksimilesi, s. 34, 37; Sâmiha Ayverdi, Edebî ve Mânevî Dünyâsı İçinde Fâtih, İstanbul 1968, s. 97; A. Adnan Adıvar, Osmanlı Türklerinde İlim, İstanbul 1982, s. 31-57; A. Süheyl Ünver, İlim ve San'at Târihimizde Fâtih Sultan Mehmed, İstanbul 1953, İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Târihi, Ankara 1988, c. II, s. 629.
  8. ^ Kitâbetü'l-İnşâ ve’d-Dîvan, Köprülü Kütüphânesi, nr. 1185; M. Cevdet, Siyâkat Yazısı ve Rakamları; İstanbul 1937; Müstakimzâde, Tuhfe, s. 148
  9. ^ Nefeszâde, Gülzâr-1 Savâb; s. 48, 49, 52; Müstakimzâde, Tuhfe, s. 185, 186; Hüseyin Hüsameddin, Amasya Târihi, c. IX, s. 236, 237; Suyolcuzâde, Devbatü'l-küttab, s. 8; Mustafa Âlî, Menakıb, s. 25; Şeyh Hamdullah'la ilgili daha geniş bilgi için bkz.: Muhittin Serin, Hattat Şeyh Hamdullah, İstanbul 1992
  10. ^ Müstakimzâde, Tuhfe, s. 301; Suyolcuzâde, Devhatü'l-Küttab, s. 36, 37; Habib, Hat ve Hattatan, s. 121, 123; Kemal Çığ, Hafız Osman, İstanbul 1948; Mehmed Süreyya, Sicil, c. III, s. 421, 422; Mecmûa, TSMK, H. nr.1565; Mecmlla, Köprülü Ktp., Âsım Bey, nr. 713; Mehmed Zihnî, Meşâhirü'n-nisa, İstanbul 1294, c. I, s. 96; İbn Sa'd, Tabakât, c. I, s. 230231; Tirmizî, es-Şemâilü'l-Muhammediyye, Beyrut 1985; Muhittin Serin, Hat Sanatı ve Meşhur Hattatlar, İstanbul 1999, s. 115-122.
  11. ^ İbnülemin, Son Hattatlar, s. 273-289; Habib, Hat ve Hattâtân, s. 165, 166; A. Süheyl Ünver, Hattat Mustafa Râkım Efendi, İstanbul 1953; Muhittin Serin, Hat Sanatı ve Meşhur Hattatlar, s. 133-138. İbnülemin, Son Hattatlar, s. 359; Uğur Derman, Hattat Sâmi Efendi, İstanbul 1962, Habib, Hat ve Hattâtân, s. 180.
  12. ^ İbnülemin, Son Hattatlar, s. 359; Uğur Derman, Hattat Sâmi Efendi, İstanbul 1962, Habib, Hat ve Hattâtân, s. 180.
  13. ^ İbnülemin, Son Hattatlar, s. 158-166; A. Süheyl Ünver, Hattat Mustafa İzzet ve Eserleri, İstanbul 1953; Ahmed Ataullah, Atâ Târîhi, İstanbul 1291, c. III, s. 16; Uğur Derman, Türk Hat San'atının Şaheserleri s. 28; İbnülemin, Hoş Sada, İstanbul 1958, s. 225; Yılmaz Öztuna, Türk Mûsikîsi Ansiklopedisi, c. II, s. 48, 49; Abdurrahman Şeref, Târih Musâhebeleri, s. 314-318; Letâif-i Enderun, s. 189, 278, 465; Mehmed Süreyyâ, Sicil, s. 462, 463; Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, c. II, s. 329, 330; Habib, Hat ve Hattâtân, s. 155-176; Fâik Reşad, “Kazasker Mustafa İzzet Efendi” Hazine-i Fünûn, İstanbul 1313, S. 11, s. 93; Muhittin Serin, Hat Sanatı ve Meşhur Hattatlar, s. 140-146.
  14. ^ İbnülemin, Son Hattâtlar, s. 388; A. Süheyl Ünver, Hattat Şefik Bey, İstanbul 1956; Habib, Hat ve Hattâtan, s. 177; Mehmed Süreyyâ, Sicil, c. III, s. 153.
  15. ^ İbnülemin, Son Hattâtlar, s. 401; Süheyl Ünver, Hattat Mehmed Şevki, İstanbul 1953; Muhittin Serin, Şevki Efendi Sülüs Nesib Meşk Murakkai, İstanbul 1996.
  16. ^ Aziz Efendi Dosyası, Süleymaniye Ktp., Süheyl Ünver, nr. 37; Azif Efendi Evrâkı, Kubbealtı Kültür ve San'at Vakfı, Ekrem Hakkı Ayverdi Koleksiyonu; Sicil Defteri, İstanbul Müftülüğü, Şer'iyye Sicilleri Arşivi, nr. 39, s. 50; Hattat Aziz Efendi Dosyası, Dîvan Edebiyâtı Müzesi, Revnakoğlu Arşivi, nr. B 41; Yazma Eserler Defteri, İstanbul Türk-İslâm Eserleri Müzesi, nr. 10; Defteru Sicilli’l-fünûni'l-cemîle, Kahire Darü'lKütübi'l-kavmiyye, nr. 807, 814; İlmiyye Salnâmesi, s. 147; Tâhir elKürdî, Târîbu'l-batti'l'Arabî, Riyad 1939, s. 431; Beyânî, Hoşnüvîsân, c. IV, s. 1184; Habîbullah Fezâilî, Atlas-2 Hat, İsfahan 1362, s. 341-342; Nâci Zeynüddin, Musavver hattü'l-'Arabî, Bağdad 1968, s. 161, 165, 167; İbnülemin, Son Hattatlar, s. 68-72; Sâmiha Ayverdi, İbrâhim Efendi Konağı, İstanbul 1973, s. 127-133; Hasan al-Mas'ûd, Calligraphie Arabe Vwante, Paris 1981, s. 88; Yahyâ Sellûm el-Abbâsî, Hattü'l-'Arabî, Bağdad 1984, s. 143; A. Schimmel, Calligraphy and Islamic Culture, New-York 1984, s. 48; Muhittin Serin, Hattat Aziz Efendi, İstanbul 1988; "İnayeti celâleti'l-melik bi'l-hatti'l-cemîl", en-Nilü'l-musavver, S. 227, Kahire 1342/1923, s. 16; Muhammed Bey Kemâl, “Me'âsirü'l-mülûk mülakü'l. me'âsir", a.e., S. 228 (1342/1923), s. 10-11; Mecelletü Medreseti tahsinil. butîti'l-melekiyye, I, Kâhire 1362/1943, s. 22; “Aziz Efendi", İst. A. III 1707.
  17. ^ Muhittin Serin, Hat Sanatı ve Meşhur Hattatlar, s. 240.
  18. ^ Müstakimzâde, Tuhfe, s. 717; İbnülemin, Son Hattatlar, s. 535; Uğur Derman, Türk Hat San'atının Şaheserleri, s. 19.
  19. ^ İbnülemin, Son Hattatlar, s. 567; İ. Hakkı Baltacıoğlu, Türklerde Yazı San'ati, s. 60-65; Uğur Derman, Türk Hat San'atının Şaheserleri, s. 31; Ali Alparslan, Ünlü Türk Hattatları, s. 110-128; Abdurrahman Şeref, Târîh Musahabeleri, s. 314; Beyânî, Hoşnüvîsân, c. II, III, s. 907, 908.
  20. ^ Ali, Menâkıb, s. 61-62; A. Süheyl Ünver, Türk Yazı Çeşitleri ve Fâideli Bâzı Bilgiler, İstanbul 1953, s. 19; Muhammed Garîbü'l-Arabî, el-Hattü’dDîvânî, "Mecelletü Medresetü Tahsîni Hurûti'l-Melekiyye”, Kâhire 1362, I, s. 33-35; İsmâil Hakkı Uzunçarşılı, c. II, s. 615, 616; Habîbullâh, Atlas-1 Hat, 420; M. Zekip Pakalın, Târih Deyimleri ve Terimleri, I, 466; İsmail Hakkı, Sanʼat, İstanbul 1934, 104-106; İsmâyil Hakkı Baltacıoğlu, Ankara 1958, 66-68; Mahmud Yazır, Eski Yazıları Okuma Anahtarı, İstanbul 1942, s. 129-134; Mübahat S. Kütoğlu, Osmanlı Belgelerinin Dili (Diplomatik), İstanbul 1994, s. 61-64.
  21. ^ Muhittin Serin, Hat Sanatı ve Meşhur Hattatlar, s. 276.
  22. ^ İsmail Hakkı, San'at, s. 106, 107; İsmâyil Hakkı Baltacıoğlu, Türklerde Yazı San'atı, Ankara 1958, s. 69-71; Mahmud Yazır, Eski Yazıları Okuma Anahtarı, İstanbul 1942, s. 140, 141; Habîbullâh, Atlas-2 Hat, 432; Muhittin Serin, Hat Sanatı ve Meşhur Hattatlar, s. 276.
  23. ^ Ali, Menâkıb, s. 62; Muallim Cevded, Siyâkat Yazısı ve Rakamları, Istan bul 1937; Mehmed Rüşdî, Nuhbetü'l-Eftal, İstanbul 1274; Mahmud 122, Siyâkat Yazısı, İstanbul 1941; Dündar Günday, Arşiv Belgelerinde oryan Yazısı Özellikleri ve Divan Rakamları, Ankara 1974; İ. Hakkı Uzunçaigh Osmanlı Târihi, c. II, s. 616; Habîbullâh, Atlas-2 Hat, s. 439; Mübahat J. Kütükoğlu, Osmanlı Belgelerinin Dili (Diplomatik), s. 64-65; M Serin, Hat Sanatı ve Meşhur Hattatlar, s. 277.