"Embriyoloji" sayfasının sürümleri arasındaki fark

Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Embriyoloji tarihindeki önemli bir deneyi ele almak
(Embriyoloji tarihindeki önemli bir deneyi ele almak)
=== '''Embriyoloji''', [[zigot]] oluşumunu, büyümesini ve gelişimini inceleyen bilim dalı. [[Gelişim biyolojisi]]nin bir alt dalıdır. ===
 
17. ve 18. yüzyıllarda betimleyici ve [[karşılaştırmalı anatomi|karşılaştırmalı]] çalışmalara dayan '''embriyoloji''', 19. yüzyılın sonlarına doğru [[bilim insanı|bilim insanları]]nın, vücuttaki [[organ]] ve [[doku]]ların kendilerine özgü biçim ve işlevleri nasıl kazandıklarını belirlemeye yönelik çözümleyici ya da [[deney|deneysel]] yaklaşımlarıyla yeni bir boyut kazandı.
 
 
İnsanlarda, dönem [[Embriyo]], [[Zigot]] döllenmenin sekizinci haftanın sonuna kadar rahim duvarına implantları kendisi andan itibaren hücre bölünmesi topu temsil ediyor. Gebelik (gebeliğin onuncu haftası) sonra sekizinci haftanın ötesinde, gelişmekte olan insan sonra bir fetüs denir.
 
== '''Aristoteles ve Civciv Embriyolojisi''' ==
 
Çeşitlilik canlılar dünyasının önde gelen özelliğidir ve bu, gelişimsel süreçler için de geçerlidir. Yine de, birbirlerine akraba olan organizmalar genellikle benzer gelişim gösterirler.Kuluçkadaki yumurta içinde civciv gelişiminin, bir başka omurgalı canlı olan memeli embriyosunun gelişim sürecine yakın olduğu yaklaşık olarak M.Ö 1000 sıralarında Eski Mısırlılar tarafından fark edilmişti.Ancak,Aristoteles'in hayvan embriyolojisi üzerine betimleyici ve karşılaştırmalı yazıları daha önceki bu mütevazi bilgileri gölgede bıraktı. Aristoteles erkeklik ve dişiliğin niteliğini, üreme organlarının yapı ve işlevini, yavrulama(viviparlık, canlı yavru doğurma) ile yumurtlama(oviparlık, yumurtanın vücut dışında açılması) olaylarını, farklı hayvan türlerindeki çiftleşme biçimlerini, spermin oluşum ve özelliklerini ve üreme ile gelişime ilişkin diğer bütün yönleri tartışarak, üreme biyolojisinin temellerini attı.
 
Esasında, üreme alanında on dokuzuncu yüzyılın sonuna kadar tartışmalı olan iki sorunla Aristoteles daha o dönemde yüzleşmişti. Bunlardan biri, pangenez kuramı(vücuttaki her hücrenin üreme hücrelerine genetik malzeme sağladığını savunan görüş) diğeri ise ön oluşuma karşı sıralı oluşum tartışmasıdır.Hayvan gelişimi alanındaki bu öncünün, kapsamlı bir karşılaştırmalı gözlem ve mükemmel bir akıl yürütmekle, on dokuzuncu yüzyılda bile aşılamayan böylesine bir bütünselliği yazılarına yansıtabilmiş olması akıl almaz niteliktedir.
 
Bununla birlikte Aristoteles'in de yanlış gördüğü bazı noktalar yok değildi. Gözlemlediğim bütün hayvan gruplarının dizileri yumurta üretiyordu;ancak anlaşılan o ki memeli dişilerinin de yumurtası olabileceği Aristoteles'in aklına hiç gelmemişti. Bunun yerine, erkek sperminin dişinin menstrual kan pıhtısını şekillendirdiğini ve memeli embriyosunun bundan oluştuğunu öne süren kuramını benimsedi.
 
Uzun bir süre Aristoteles'in,kendisini çok etkileyen gelişimin doğasını açıklama girişimiyle ikinci bir yanlışlığa düşmüş olduğuna inanıldı. Kurbağa yumurtası istisnasız bir biçimde bir balık ya da tavuk değil, bir kurbağa oluşturuyordu. Yumurta sanki onu belli bir amaca yönlendiren bir bilgiyi içeriyordu. Bu belirlilik, Aristoteles'i yumurtanın değişmez bir biçimde ergin hale dönüşmesinden sorumlu bir "nihai neden" i varsaymaya itti. Metafiziksel bir ajan gibi görünen Aristoteles'in eidos'unun, bizim bugün genetik program dediğimiz şeyden başka bir şey olmadığı ve dolayısıyla kesin olarak fizikokimyasal etmenlerle açıklanabileceği ancak yaşadığımız dönemde anlaşıldı.Döllenmiş yumurtanın gelişimi bir genetik program tarafından yönetilir.
 
Üreme ve embriyoların gelişimi yüzyıllar boyunca hayranlık uyandırmış olsa da gelişim biyolojisi Aristoteles'ten sonra on yedinci yüzyıla kadar herhangi bir ilerleme göstermedi.<ref>Mayr,E.(2008).Biyoloji
Budur.Ankara:TÜBİTAK.</ref> 
 
=== Yumurtaların Açılması ===
"Yumurtadan çıkış bütün kuşlarda benzer biçimde gerçekleşir. Ama nüvenin oluşumundan kuşun oluşumuna kadar geçen süre, daha önce de söylendiği gibi farklılık gösterir. Ortalama bir tavukta embriyo üç gün üç gece içinde belirmeye başlar; daha büyük kuşlarda bu evre daha uzun, daha küçük olanlarda ise daha kısadır. Yumurta sarısı varlığa katıldıkça, sivri tarafa doğru, yumurtanın ana öğesinin bulunduğu ve yumurtanın çatladığı taraf büyür. Kalp, kan lekecikleri biçiminde yumurtanın akında belirmeye başlar. Bu nokta, yaşamı elinde taşırmış gibi çarpar ve devinir. Buradan, içinde kan bulunan iki damar yoluyla sarmal biçimde [yumurta maddesi büyüdükçe civardaki her iki zara doğru] yönelir; şimdi yumurta sarısını kaplayan ve lifleri taşıyan bir zar bu damarlardan itibaren oluşmaya başlar. Bir süre sonra beden farkedilmeye başlar; başlangıçta oldukça küçük ve beyazdır. Baş açıkça seçilebilir. Kafada gözler iyice dışa doğru şişmiş olarak farkedilebilir. Gözlerin bu durumu epey süre devam eder, ama yavaş yavaş küçülüp yuvalarına otururlar. Dış kesimde üst kısımla karşılaştırıldığında, alt kısım belirsiz bir biçimde görünmeye başlar. Kalpten başlayan iki damardan biri civardaki zara doğru, öteki göbek bağı gibi, yumurta sarısına doğru gitmektedir. Civcivin yaşam öğesi yumurtanın akındadır; besin ise göbek bağı yoluyla yumurtanın sarısından sağlanmaktadır.
 
"Yumurta on günlük olduğunda civciv bütün kısımlarıyla açıkça görülebilir. Kafa vücudun öteki kısımlarından daha büyüktür; gözler, bu dönemde siyah renkli ve fasulye tanesinden daha iridir. Üst deri soyulursa, içinde beyaz ve donuk bir sıvının olduğu, bunun güneş ışığında parladığı ve içinde sert bir maddenin bulunmadığı görülecektir. Bu dönemde daha iri olan iç organlar da görülebilir. Örneğin iç organların düzeni ve mide görülebilir; kalpten başlıyor gibi görünen damarlar ise göbekle yakın bir konumdadırlar. Göbek bölgesinden bir çift damar uzamıştır; biri, yumurta sarısını sarmalayan zara doğru (yumurta sarısı şu an sıvıdır ya da normalden daha sıvımsıdır), öteki de civcivi saran zarı, yumurta sarısını saran zarı ve aradaki sıvıyı hep birlikte saran zara doğru uzar. [Civciv büyüdükçe yumurta sarısının bir kısmı yavaşça yukarı doğru kayar ve beyaz sıvı arada kalır; yumurtanın akı sarının alt kısmındadır, dış kısımda olduğu gibi.] Onuncu günde yumurtanın akı en dış yüzeydedir; miktarı azalmış; maddesi katılaşmış; rengi solmuş ve yapışkanlık kazanmıştır.
 
"Kurucu bölümlerin düzeni aşağıdaki gibidir. Birinci ve en dışta, kabuğa ait olan değil, onun altındaki yumurta zarı gelmektedir. Bu zarın içinde ak bir sıvı vardır; daha sonra civciv ve onu sarmalayan, civcivi sıvıdan ayıran zar gelmektedir; civcivden sonra yumurta sansı gelmektedir. Daha önce açıklandığı gibi damarlardan biri buraya, öteki de beyazı kaplayan maddeye gitmektedir. [Serumu andıran bir sıvıya sahip bir zar iç yapıyı kaplamaktadır. Daha sonra, embriyonun hemen yanında, önceden açıklandığı gibi kendisini sıvıdan ayıran başka bir zar gelmektedir. Bunun altında yumurta sarısı vardır; o da başka embriyoyu her iki sıvıdan koruyan bir zar (bu zara yumurta sarısı, büyük damar ve kalbe giden göbek kordonunu yine bu zar içinden ilerletir) içine sarılmıştır.]
 
<nowiki>''</nowiki>Yirminci güne doğru eğer yumurtayı kırıp civcive dokunursanız, içeri doğru hareket edip kıpırdar; yirmi gün geçtikten sonra, civciv tüyle kaplanmış ve kabuğu çatlatmaya başlamıştır. Baş, sağ bacak üstünde böğüre yakın konumdadır ve 'kanat başın üstündedir; bu anda zarın bir doğum sonrasını andırdığını açıkça görebiliriz. Bu zar, kabuğun en dışındaki zardan hemen sonra çıkar. Bu zara göbek bağlarından birinin bağlı olduğunu (ve civciv bütün olarak şu an bunun içindedir) söylemiştik; yumurta sarısını çevreleyen ve ona doğru gittiği açıklanan ikinci göbek bağı da doğum sonrasını andırıyor. Bunların ikisinin de büyük damar ve kalp ile bağlantılı oldukları açıklanmıştı. Bu şartlarda dış doğum-sonrasına bağlı olan göbek bağı bozulur ve civcivden ayrılır. Yumurta sarısına götüren zar ise yaratığın ince bağırsağına bağlıdır. Şu anda yumurta sarısının önemli bir kısmı civcivin içindedir. Civcivin midesinde sarı bir pıhtı vardır. Bu ana kadar civciv, kalıntıları dış doğum-sonrasına doğru akıtır. Midesinde artıklar vardır; dıştaki 'kalıntı aktır (ve içerde beyaz bir madde vardır). Zaman geçtikçe yumurta sarısının büyüklüğü azala azala en son civciv tarafından tamamen tüketilip özümsenir (öyleki, yumurtadan çıktıktan on gün sonra civcivi ortadan ikiye ayırırsanız, bağırsaklara bağlı küçük bir yumurta sarısı kalıntısını hala görebilirsiniz); ama kordondan ayrılmıştır ve aradaki aralıkta bir şey yoktur; çünkü tümüyle kullanılmıştır. Yukarıda belirtilen zaman boyunca civciv uyur, uyanır, yukarı bakar ve kıpırdar; kalp ve göbek bağı ise, yaratık soluk alırcasına titrer. Kuşlarda yumurtadan üreme hakkında bu kadar yeter."
 
==== Aristoteles Sonrası Embriyoloji ====
 
Kuşkusuz embriyolojiye olan ilgi Aristoteles'ten sonra da sürdü. Bu ilgi özellikle gözlemsel ve deneysel çalışmaların alanını genişletmeye yönelikti. Ne var ki, Helenistik dönem bilimsel çalışmalarından ve büyük İskenderiye okullarındaki çalışmalardan çok azı elimize ulaşabilmiştir. Ortaçağ Avrupası, Yunan biliminin büyük bir bölümünü, antik öğretilerin yayılmasını sağlayan Arap yazarlardan öğrenmiştir.Tıbbi ve biyolojik bilginin en önemli kaynakları Galen ve İbni Sina'nın çalışmalarıdır. Ancak, Ortaçağ bilimi birçok bölümü açısından, nihai bir kaynak olarak Aristoteles'e dönmekteydi. Öyleki, yeni çalışmalar genellikle varolan Aristotelesçi denemeler üzerine yapılan eleştirel yorumlardan oluşmaktaydı. Ortaçağ'da embriyoloji, özellikle yukarıda Aristoteles'in Historia Animalium'undan alıntılanan bölümü örnek almıştı.
 
Aristotelesçi geleneğin en iyi yapıtlarından biri, 1276 yılı civarında Romalı Giles tarafından yazıldı. De Formatione Corporis Humani in Utero adlı bu çalışmada, erkek ve dişi ebeveynin doğurganlık sürecine katkılarına ilişkin kuramsal tartışmalar bulunmaktadır. Burada, Aristoteles'in kuşların gelişimini incelemesini, insanın embriyolojik gelişimini de içine alabilecek biçimde genişleten, ceninin gelişimine ilişkin ayrıntılı açıklamalar mevcuttur. Giles'in denemesi olumlu yönde eleştiriler aldı. Bu çalışma Ortaçağın embriyoloji bilgisini oldukça iyi bir biçimde açıklığa kavuşturuyor. Hewson'a göre Forlili James ve Gorbolu Thomas'm, Giles'in embriyoyu saran zara ilişkin açıklamasına yönelttikleri eleştiriler Aristoteles'ten başka otoritelerin düşüncelerine de başvurulduğunun bir işaretidir. Bu, özellikle Arap kökenli çalışmalarda belirgindir.
 
Sorun üç embriyonik zarın durumu, işlevi ve gelişim düzeni üzerine kurulmaktadır. Giles'in açıklamalarına getirilen eleştiriler, yeni otoritelerin bilgilerinin yanı sıra diseksiyon tekniğinin de geliştiğini gösteriyor. Zarların gelişim düzeni pek önemli görünmeyebilir. Ne var ki bu sorun, preformasyoncular ile epigenetikçiler arasında, erken Yunan zamanında başlayan bir tartışmayla ilintiliydi.
 
Galen'in yazılan üzerinde çalışırken Giles, Aristoteles'in herhangi bir yapıtından daha ayrıntılı bir kaynağı ele almak zorundaydı. Ancak embriyoloji tarihinde herhangi bir bilimsel devrim söz konusu değildir. Başarılı gözlemciler açıklamalarının niteliği ve dakikliğini geliştirip geleneksel bilgiyi artırıp düzeltiyorlardı. 1604 yılında Fabricius, De Formato Foetu adlı çalışmasında Aristoteles'in daha önceden kaydettiği yapılara oldukça benzer sistemler bulmuştu. Ayrıca Romalı Giles'i de meşgul eden benzer sorunları tartışmıştı. Hepsi cenine ait zarların ikili bir işlev yüklendikleri konusunda birleşiyorlardı. Bu zarlar bir yandan embriyoyu korurken, öte yandan atıkları topluyorlardı. Hepsi de ceninin gelişme sırasında gösterdiği ahengin, diğer tüm evrelerin kan mekanizmasının gelişmesine bağlanmasıyla en iyi biçimde incelenebileceğini anlamıştı. Fabricius göbek bağının dolaşım sistemine daha ayrıntılı bir açıklama eklemekle, büyümekte olan bilgi yapısına bir tuğla daha eklemiş oldu.
 
Aristoteles'in bilgisinin berraklığı, değişik evreleri gözlemlerken gösterdiği özen, özellikle yumurtanın sarısı ile altının ayrı ayrı işlevlerini ve genel olarak temel fizyolojik ilkeleri kavrayışı hayranlık uyandırmaktadır. Aristoteles, memelilerin doğumu ile zarları karşılaştırırken, embriyoloji gözlemlerini bir türden diğer türlere doğru genelleştiriyor.<ref>Harre,R.(1998).Büyük Bilimsel Deneyler.Ankara:TÜBİTAK</ref>
 
== Bakınız ==
6

değişiklik

Gezinti menüsü