Rusya-Türkiye ilişkileri

Vikipedi, özgür ansiklopedi
(Türkiye-SSCB ilişkileri sayfasından yönlendirildi)
Atla: kullan, ara
Rusya–Türkiye ilişkileri
Harita'da gösterilen yerlerde Russia ve Turkey

Rusya

Türkiye

Türkiye-Rusya ilişkileri temelleri 15. yüzyıl sonlarında Osmanlı Devleti'yle Çarlık Rusya'sı arasında başlayan ilişkilerine dayanan tarihi çok eski ilişkilerdir.

İlişkilerin tarihçesi[değiştir | kaynağı değiştir]

Osmanlı Dönemi[değiştir | kaynağı değiştir]

15. yüzyılda Karadeniz’den ticaret yollarıyla ve 1497’de resmen başladı. Bu tarihten sonra Osmanlı Devleti ile Rus Çarlığı arasında savaşlar, ittifaklar, yardımlar, dostluklarla, soğuk savaşla süren ilişkiler yaşandı.

1699 Karlofça Antlaşmasına kadar iki devlet üç kere savaştı. Osmanlılar batıda Kutsal İttifak ile savaşırken, Ruslar Azak ve Kırım’ı alarak güneye Boğazlar’a inmek politikasıyla hareket etti. Azak, iki taraf arasında birkaç kere fethedildi.

1700’deki İstanbul Antlaşması yla Ruslar İstanbul’da sürekli elçiliğe sahip oldu. Azak Rus hakimiyetine girdi, Ortodoksların Kudüs haccı serbest bırakıldı. III. Ahmet dönemindeki Prut Savaşından (1711) sonra yapılan Prut Antlaşmasıyla Azak Osmanlılara geçti. 1736’da Rusya Azak’ı aldı, Kırım’a girdi. 1739’da Belgrad Antlaşmasıyla Azak Rusların oldu. 1769’da Osmanlılar Hotin’de yenildi, Eflak ve Boğdan Ruslara bırakıldı. 4 yıl sonra Çeşme’de Osmanlı donanması yok oldu, 8 bin asker öldü. 1774’de Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla Ruslar Kırım’ı aldı, Osmanlı Ortodoksları üzerinde himaye kurdu, harp tazminatı aldı ve Boğazlar’a ticaret gemilerini gönderdi. 1787 savaşından sonra 1792’de Yaş Antlaşması yapıldı ve 1798’de iki devlet ittifaka girdi, ittifak 8 yıllıktı. Bu zamanda Fransa yükselişteydi. Rus donanması İstanbul Boğazı’ndan geçti. Akka’dan sonra 2. ittifak 1805’de yapıldı.

Ancak barış uzun sürmedi, 1806’da başlayan savaş 1812’de Bükreş Antlaşmasıyla bitti. Devletler birbirleriyle savaşırken sadece iki devletin hareketliliği veya iç isyanları, padişah veya çarların değişmesi önemli değildir, dünya konjonktürü de ilişkileri etkilemektedir. Fransız İhtilali, Bolşevik İhtilali vb. Bu yüzyıllarda devletlerin modernleşme hareketleri önemlidir.

1827’de Osmanlı donanması Navarin'de Fransa-İngiltere-Rusya ittifakınca yakıldı. 1829’da Ruslar batıdan Edirne’ye, doğudan Erzurum’a kadar Osmanlı’yı kuşattı. Edirne Antlaşması yla Osmanlı devleti Balkanlar’da topraklarını kaybetti, Yunanistan bağımsız oldu. Fransızların Cezayir işgali, Kavalalı Mehmed Ali Paşa isyanı Osmanlı’yı sarstı. Mehmed Ali Paşa savaşları kazanarak İstanbul’a dayandı. 1833 Kütahya barışı ile Osmanlı Devleti tavizler verdi ve Hünkar İskelesi Antlaşması ndan 6 yıl sonra Nizip’de yenildi. İngiltere-Rusya-Prusya-Avusturya ittifakı Mehmed Ali’yi yendi. 1841 barışında Osmanlı devletinin Boğazlar üzerindeki egemenliği kabul edildi. Avrupa’da devrimler olurken, Osmanlı’da Tanzimat hareketleri yapıldı. 1853’de İngiliz-Fransız donanması Boğazlar’a geldi. İttifak, Rusya’ya savaş açtı. 1856’da Paris Antlaşması yla savaş bitti. 1876’da Rusya savaş açtı, ikinci defa batıdan Edirne’ye doğudan Erzurum’a girdi. Plevne’de Gazi Osman Paşa uzun süre direndikten sonra yenildi. 1878’de Edirne Antlaşması ve üç ay sonra Ayastefanos (Yeşilköy) anlaşmasıyla Osmanlı topraklarını kaybetti. İngiltere Kıbrıs’ı aldı. Sırbistan, Karadağ, Romanya bağımsız oldu.

Kurtuluş Savaşı'nda İlişkiler[değiştir | kaynağı değiştir]

Türk Kurtuluş Savaşı'nın sürdüğü sırada, Afyonkarahisar'da Mustafa Kemal Atatürk Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti heyetiyle çay molasında. Soldan sağa; Batı Cephesi Komutanlığı Kurmay Başkanı Asım Gündüz, Batı Cephesi Komutanı Tümgeneral İsmet İnönü, Sovyet Rusya temsilcisi K.K. Zvonarev, Sovyet Rusya büyükelçisi Semyon Aralov,Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti temsilcisi İbrahim Abilov ve Birinci Ordu Komutanı Ali İhsan Paşa, 31 Mart 1922 günü sabahı.

Kurtuluş Savaşı'nın başladığı dönemde Sovyet Rusya'sıyla diplomatik ilişkiler geliştirildi. Kurtuluş Savaşı'nı manevi düzeyde olduğu gibi, para ve silah yardımı gibi maddi düzeyde de destekleyen Sovyet Rusyası'yla Batılı emperyalist devletlere karşı savaşım noktasında işbirliği yapıldı.[1] Meclis'in açılmasından üç gün sonra Atatürk, Lenin'e bir mektup yazarak siyasi ve askeri nitelikli bağlaşmadan söz etti. Sovyet Dışişleri Bakanı Çiçerin tarafından verilen yanıtlarda dostluk ve diplomatik ilişkinin kurulup geliştirilme dileği belirtildi. 11 Mayıs 1920'de TBMM Moskova'ya Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey başkanlığında bir heyet gönderdi. Moskova'daki görüşmeler sonucu iki ülke arasında Mart 1921'de bir Dostluk Antlaşması imzalandı. Kars ve Ardahan Türkiye'ye; Batum, Sovyetler Birliği'ne bırakıldı. Bu antlaşmanın siyasal yönden önemli noktaları şöyle sıralanabilir;

  • Bu antlaşma yeni Sovyet rejiminin yaptığı ilk uluslararası antlaşmadır.
  • İki ülke arasındaki ilişkiler resmileştirlimiştir.
  • Türkiye, doğusundaki savaşı ve sınır düzenlemelerinin sonuçlandırmış ve bütün gücünü Batı'ya çevirmiştir; Böyle bir antlaşma yapılması, Batı'nın Ankara'yı dikkate almasında önemli bir rol oynamıştır.
  • Türkiye ve Sovyetler Birliği arasında iyi bir dostluk oluşmuştur.

Kurtuluş Savaşı'ndan İkinci Dünya Savaşı'na Kadar Olan Dönem[değiştir | kaynağı değiştir]

Türkiye Lozan Barış Antlaşmasında sınırlara dahile edilemeyen bölgeler, 12 Adalar ve Boğazlar vb sorunlar Batılı devletler ile Türkiye'nin ilişkilerini bir süre daha olumsuz etkilemeye devam etti. Boğazlar konusunda kimi farklılıklar taşısa da, Türkiye'ye en yakın görüşü Sovyetler Birliği savundu. 1919'dan başlayarak yirmi yıl boyunca SSCB'yle ilişkiler belli bir düzeyin üstünde tutuldu. 1928'de Cenevre'de toplanan Silahsızlanma Konferansı'na SSCB'nin önerisiyle Türkiye de çağrıldı. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra Türkiye'nin ilk kez katıldığı uluslararası konferansta Türkiye temsilcisi topyekün silahsızlanma konsusunda Sovyet tezini destekledi. Türkiye Avrupa'daki gruplaşmalar karşısında 1933-1936 yıllarında SSCB'yle işbirliğini korudu. 1935'de Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması on yıl süreyle uzatıldı. Türkiye Balkan Antantı'na SSCB'yle savaşa sürüklenmeyeceğine ilişkin çekince koydu.

İkinci Dünya Savaşı[değiştir | kaynağı değiştir]

25 Eylül 1939'da, Polonya'nın işgalinden sonra SSCB'yi ziyaret eden Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu, İngiltere ve Fransa ile imzalanan deklarasyonu ve Almanya ile SSCB'nin imzaladığı saldırmazlık antlaşmasını görüştü. Buna karşılık SSCB, Almanya'yla antlaşmasına bağlı olarak, Türkiye'yi, Fransa-İngiltere ikilisi yanında savaşa girmekten kaçınmaya; Boğazları da savaş gemilerine kapalı tutmaya çağırdı. Türkiye ile varılan eski antlaşmayı değiştirerek kimi önerilerde bulunan Sovyetler'in bu istekleri şu biçimde özetlenebilir;

  1. Boğazlar'ın ortak savunulmasına dair bir paktın imzalanması,
  1. Türkiye ile imzalanacak antlaşmanın Sovyetler Birliği'ni hiçbir biçimde Almanya'yla silahlı bir çatışmaya sürüklenmeyeceğini öngören, Almanya lehine bir kaydın antlaşma metnine eklenmesi,
  1. Montreux Sözleşmesi'ne göre, Karadeniz'e kıyısı olmayan devletlerin savaş gemilerine Boğazlar'ın her zaman ve mutlak surette kapatılmasını öngören bir değişikliğin getirilmesi,
  1. Sovyetler Birliği'nin Beserabya'yı, Bulgaristan'ın ise Dobruca'yı ellerine geçirmeleri karşısında Türkiye'nin tarafsızlığı.

Bu öneriler Saraçoğlu tarafından reddedildi ve karşı istek olarak Türkiye, kendisini İngiltere ve Fransa'yla savaşa sürüklenmeyecek bir kayıt üzerinde ısrar etti. Türkiye, Fransa ve İngiltere ile imzaladığı ittifak antlaşmasında(19 Ekim 1939) Sovyetler Birliği'yle savaşa sürüklenmeyeceği hakkında bir kayıt koydu. Türkiye'nin böyle bir kaydın antlaşmaya konmasının nedeni, Sovyetler Birliği'yle ilişkilerini bozmak istememesidir. Çünkü aynı yıllarda, Sovyetler Birliği'yle bir pakt imzalanmış olmakla birlikte, iki ülke arasındaki iyi ilişkiler sürüyordu. 24 Mart 1942'de Türkiye Sovyetlerle bir saldırmazlık deklarasyonu imzaladı. Almanya'nın Sovyetler'e saldırmasından sonra Moskova Konferansı'ndaki Stalin-Eden görüşmelerinde, İngiltere'nin SSCB'yle Türkiye aleyhine uzlaşabileceğinden korkuluyordu. Bu konferansta, Stalin Bulgaristan ile Suriye'den kimi toprak parçalarıyla 12 Ada'nınTürkiye'ye bırakılmasını önerdi. İngiliz-Sovyet ittifak metninin açıklanması, Türkiye'nin kuşkularını görece giderdi.

Soğuk Savaş Dönemi[değiştir | kaynağı değiştir]

Savaşın bitiminden sonra Sovyet dışişleri Bakanı, süresi dolan 1925 tarihli Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması'nın Dünya Savaşı sırasında oluşan derin değişiklikler nedeniyle yenilenmeyeceğini, 7 Kasım 1935 tarihli prtokol hükümlerine uygun olarak feshi konusundaki isteğini Türkiye'nin Moskova Büykelçisi Selim Sarper'e bildirdi. Türkiye, 30 yıldır Türk dış siyasetinin temeli olan bu pakta çok önem vermekteydi. Türk Hükümeti 7 Nisan'da verdiği yanıtta, Sovyet hükümetinin ne gibi önerileri olduğunu sordu ve iki tarafın da çıkarına uygun yeni bir paktın yapılabileceğini bildirdi. Türk hükümetinin bu mektubuna Haziran ayına kadar yanıt gelmedi Haziran ayında Türkiye'nin Moskova Büyükelçisi ile Sovyet Dışişlei Bakanı arasındaki görüşmede Molotov, bir yeni paktın imzalanmasından önce iki ülke arasındaki kimi sorunların çözümlenmesi gerektiğini söyledi. Bu sorunlar şunlardır:
1) Türk-Sovyet sınırında değişiklik yapılarak Kars, Ardahan ve Artvin'in Sovyetler Birliği'ne terk edilmesi;
2) Herhangi bir saldırı karşısında ortak savunmayı sağlamak üzere Boğazlar'da Sovyetler'e askeri üs verilmesi;
3) Montrö Sözleşmesi'nin yeniden gözden geçirilmesi ilkesi üzerinde iki hükümet arasında bir antlaşma.
Türk hükümeti SSCB'nin ilk iki isteğini reddetti. Sovyetler yeni bir nota daha yolladı. Bu notada ilk istekler tekrarlanıyordu. Türkiye notadanABD ve İngiltere'yi haberdar etti. ABD, Türkiye'den önce Sovyetler'e nota yolladı. ABD notasından sonra Türk notası da yollandı. Nota alışverişi böylece kesildi.

Sovyet önerileri karşısında Türkiye, 1945-1947 yılları arasında ordusunu savaş sırasındaki mevcudunda tutmak zorunluğu duydu. Türkiye'nindemokratik düzene geçme beyanını gösteren ve 1946 yılında yapılan tartışmalı genel seçimlerden sonra, 1947'de ABD Başkanı Truman, Harvard Üniversitesinde yaptığı tarihi konuşmada ABD sınırlarının doğuda Kars ve Ardahan'dan başladığını belirtti ve Truman Doktrini'ni ilan ederek ilk defa Sovyetler Birliği'ne meydan okudu. Türkiye'nin Truman Doktrini'yle ABD'den askeri yardım alması, Sovyetler Birliği'nin tepkisine yol açtı, fakat Stalin Doğu Avrupa'da olduğu gibi Türkiye'de askeri tepki göstermedi. Stalin'in ölümünden sonra Sovyetler Birliği'nin dış ve iç siyasetinde önemli değişiklikler oldu. Türkiye 1952 yılında NATO'ya tam üye olarak kabul edildikten sonra Sovyetler Birliği 30 Mayıs 1953'de Türkiye'ye bir nota vererek Ermenistanve Gürcistan Sovyet Cumhuriyetleri'nin 1946'da istedikleri topraklardan vazgeçtiklerini, bunun sonucu olarak da artık Sovyetler Birliği'nin Türkiye'den hiçbir toprak isteği kalmadığını bildirdi.

1964-1965 yıllarında Türkiye ile Sovyetler Birliği arasındaki ilişkilerde gözle görülür bir iyileşme oldu. 1964'den başlayarak bu iki devlet arasında üst düzey görüşmeler yapıldı. 1964 sonlarında Dışişleri Bakanı Feridun Cemal Erkin, 1965'de Başbakan Suat Hayri Ürgüplü Sovyetler Birliği'ni ziyaret ettiler. Bu yakınlaşma 1965 seçimlerinde işbaşına gelen Adalet Partisi iktidarı döneminde de sürdü. 1965 Eylül'ünde Ankara'ya gelen bir Sovyet heyetiyle görüşmeler 12 Kasım'da bir ön protokol'un imzalanmasıyla sonuçlandı. 20-27 Aralık 1966'da Sovyet Başbakanı Aleksi Kosigin Türkiye'yi ziyaret etti. Ziyaret sonunda yayınlanan ortak bildiride iki ülke arasındaki siyasal ve ekonmik ilişkilerin geliştirilmesi üzerinde duruldu. Ancak bu gelişme öncelikle ekonomik ilişkilerde sağlandı. 23 Haziran 1978'de Bülent Ecevit'in, Sovyetler Birliği'ne yaptığı gezi sırasında iki ülkenin uluslararası sorunlarda görüş alışverişinde bulunmasını öngören bir Siyasal Belge imzalandı.[2]

Cumhuriyet Dönemi[değiştir | kaynağı değiştir]

1914’de I. Dünya Savaşı başladı. Osmanlı-Rus savaşları Kafkas cephesindeydi. Türkler büyük kayıplar verdi. Sarıkamış ve Çanakkale savaşlarında 300.000 asker şehit oldu. Rusya Erzurum, Erzincan, Muş’a girdi. Bu sırada 1917 Bolşevik İhtilali oldu, Ruslar mütareke yaptı. Türk milli mücadelesindeki antiemperyalist kavgayı SSCB destekledi, 1921’deki dostluk anlaşmasıyla para ve silah yardımı yaptı. 1922’de Ruslarla savaşan Enver Paşa cephede öldü. 1920’de Türk heyeti Moskova’ya gitti. Ali Fuat Cebesoy-Medivani arasında anlaşma yapıldı. 1925’de Tevfik Rüştü-Çiçerin arasında bir dostluk anlaşması daha yapıldı. Ruskombank Türkiye’ye geldi. uzmanları çağırdı. 1927, 1929’daki Dostluk Anlaşması, 1934 ve 1937’deki ticaret anlaşmalarıyla işbirliği II. Dünya Savaşı’na kadar devam etti.

II. Dünya Savaşı bittikten sonra Sovyetler, Türkiye’ye nota verdi. Boğazlar’da üs ve Doğu’dan toprak istedi. Bu sırada Türkiye savaşta tarafsız iken, savaş biterken Almanya ve Japonya’ya savaş ilan ederek, Batı ittifakına girdi, 1952’de NATO’ya katılınca iki yıl sonra Sovyetler isteklerinden vazgeçti. İki devlet arasında Soğuk Savaş başladı. Stalin 1953’de öldü. 1967, 1972, 1979 yıllarında ticaret anlaşmaları yapan Türkiye ve Sovyetler farklı kamplarda yer aldılar. Türk cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve Cevdet Sunay, başbakan Ecevit SSCB’yi; Özal, Demirel, Ecevit, Abdullah Gül, cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer Rusya Federasyonu’nu ziyaret ettiler. Podgorni, Kosigin, Ogarkov, Tihonov Sovyetler'den Türkiye’ye gelen temsilcilerdi. Rusya Federasyonu olduktan sonra Silayev, Çernomirdin, Kasyanov, Putin Türkiye’ye geldi.

Günümüzdeki ilişkiler[değiştir | kaynağı değiştir]

Moskova'da 16 Mart 1921 tarihinde"Türkiye-SSCB dostluk ve tarafsızlık antlaşması"nı imzalayan Georgiy Çiçerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti temsilcisi Dışişleri Halk Komiseri Yusuf Kemal Tengirşenk'in Türkiye ve Rusya arasında dostluk ve kardeşlik antlaşmasının bir göstergesi olan antlaşma sırasında çekilen resim Dimitri Medvedev tarafından Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'a ziyareti sırasında hediye edilmiştir, 16 Mart 2011.

Sovyetler Birliği 1991’de dağıldıktan sonra Türkiye Rusya arasında müteahhitlik ve bavul ticareti gelişti. Sarp sınır kapısı açıldı. 1980’lerde başlayan doğalgaz anlaşmalarıyla Türkiye, Rusya’dan doğalgaz almaya başladı. Mavi Akım anlaşması yapıldı. Şuan Rusya'da 1 milyon Türk yaşıyor[kaynak belirtilmeli].Türkiyedeki Rus sayısı ise 25000 kadardır.

İki asya kıtasında yer alan ülkeler arasında 2009 yılından bu yana, bugüne kadar süregelen ikili ilişkilerle karşılaştırıldığında hiç de olağan olmayan yoğun bir ziyaret trafiği yaşanmıştır. Abdullah Gül, 2009 yılının Şubat ayında, görevi sırasında Rusya’nın başkenti Moskova’yı ziyaret eden ilk Türkiye Cumhurbaşkanı olmuş, iki ülkenin başbakanları Recep Tayyip Erdoğan ile Vladimir Putin’in 2009 yılı Mayıs ayında Soçi’deki buluşmasını, aynı yıl içinde Putin’in Türkiye ziyareti, Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun 2010 yılının Ocak ayındaki iade-i ziyaretleri takip etti. Yine 2010 yılının Mayıs ayında ise Devlet Başkanı Dmitri Medvedev, meslektaşı Abdullah Gül’ün konuğu oldu.

2009 - 2011 arası[değiştir | kaynağı değiştir]

18 Temmuz 2012 tarihinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Kremlin’de görüştüler. Liderler, ekonomik ilişkiler, nükleer enerji alanında ortak projeler ve buna ek olarak Suriye sorununu müzakere ettiler. Liderler, ortak basın toplantısında, görüşmelerle ilgili memnuniyetlerini dile getirdiler. Türk inşaat şirketlerinden biri olan ENKA’nın Moskova da çeşitli inşaat yatırımları vardır.

Bu arada, Moskova Devlet Dilbilim Üniversitesi mezunu, doğu bilimci Eduard Belousov, Erdoğan’ın Moskova ziyaretinin Suriye krizi konusunda Rusya ve Batının pozisyonlarının yakınlaşmasına katkıda bulunacağından şüphe duyuyor. Belousov, Ankara’nın hem NATO hem de Rusya ile iyi ilişkilerini korumaya çalışmasına rağmen bunun gerçekleşmeyeceği görüşünde.

Kıbrıs sorunu[değiştir | kaynağı değiştir]

Türkiye-Rusya ilişkileri özellikle de giderek artan ekonomik çabalar başta olmak üzere kimi ortak çıkarların yanı sıra aynı zamanda sayısız farklılıklardan da oluşmaktadır. Örneğin, Kıbrıs sorunu ile Kafkasya’da Türkiye ve Rusya halâ farklı düşünmektedir. Türkiye tarafının girişimiyle hayata geçirilen Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu (Caucasus Stability and Cooperation Platform) gibi bölgesel çatışmaların çözümüne yönelik yaklaşımların bugüne değin çok da verimli olduğunu söylemek mümkün değil.

Suriye sorunu[değiştir | kaynağı değiştir]

Suriye krizinin barışçıl çözümünde ise Türkiye batı yanlısı, Rusya ise tarafsız olduğunu beyaan etmektedir.

Kaynaklar[değiştir | kaynağı değiştir]

  • Meydan Larousse, Meydan Y., İstanbul 1973, cilt 10, s. 771.
  • Haluk F.Gürsel, Tarih Boyunca Türk-Rus İlişkileri, Ak Y., İstanbul 1968.