Gerçeklik

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Şuraya atla: kullan, ara

Gerçeklik, günlük kullanımdaki anlamıyla, "var olan her şey" demektir. Bilimde, dinde ve felsefede farklı anlamları vardır. Düşünceden bağımsız olarak zamanda ve mekanda yer kaplayan her şey gerçektir. Herhangi bir şeyin gerçekliği insan zihnine bağlı olmaksızın varolmasıdır.

Gerçeklik[değiştir | kaynağı değiştir]

Gerçeklik, günlük kullanımıyla, haddi zatında var olan şeylerin durumudur. Gerçeklik terimi, en geniş anlamıyla, görülebilir yahut idrak edilebilir olsun ya da olmasın her şeyi içerir. Gerçeklik, bu bağlamda; varlık, varoluş ile sınırlı tutulmuş olsa da, varlık ve yokluğu kapsar. Diğer bir deyişle, gerçeklik, felsefi alanda hiçliğin ve onun fiziksel obje ya da süreçlere sahip diğer konseptlerle uyuşmasının biçimsel bir mefhumu, bir kavrayışıdır. Batı felsefesinde kullanılan anlamıyla, gerçeklik tasavvuru ve doğasının seviye ya da düzeyleri vardır. Bu seviyeler; en özelinden en disiplinli, ihtiyatlısına doğru: Fenomenolojik gerçeklik, hakikat, doğruluk ve aksiyomdur.

Fenomenolojik Gerçeklik[değiştir | kaynağı değiştir]

En esaslı ve en öznel seviyede, bir tek birey tarafından görülen gerçekliği kişisel tecrübeler, merak, sorgulama ve vakanın öznel yorumu gerektiren seçicilik şekillendirir. Ve bu sebeple fenomenolojik olarak isimlendirilir. Gerçekliğin bu formu diğerleri tarafından da içeriliyor olabilir, ama zaman zaman başka bir kimse tarafından kabul edilmemiş ya da tecrübe edilmemiş olması hasebiyle emsalsiz olabilir. Deneyim çeşitlerinin birçoğunun tinsel farz edildiği form, gerçekliğin bu düzeyinde bulunur. Fenomenolojik bakış açısıyla; gerçeklik hayret verici nitelikte gerçektir ve gerçek-dışılık ise varolmayandır. Bu gerçeklik bireyin kavrayışı, bireyin şahsiyetine, mihrak ve salahiyetine isnat edilebilir, kişinin sadece doğru olduğuna inanmak istediği şeyi görmesine yol açar. Bu fenomenolojik tanım kesinlikle Husserlci değildir. Bakıldığında Husserl’in fenomenolojisi; bilincin dışındaki birçok şey ve bilinç doğasının temelinde yatanı görmeyi içeren bilincin içyapısının bir analizidir.

Hakikat[değiştir | kaynağı değiştir]

Post-modernizm ve Post-yapısalcılık gibi, felsefedeki daha az realist eğilimlere göre hakikat öznel bir niteliğe sahiptir. Bir ya da iki birey tarafından belirli bir olayın açıklaması ve deneyiminde fikir birliğine varıldığı zaman, olay ya da deneyim ile ilgili görüş birliği şekillenmeye başlar. Bu birkaç birey ya da daha büyük gruplar tarafından da paylaşılır, sonra insanların kesin bir tespiti yoluyla kabul edilip anlaşılan bir hakikat olur.-umumun fikri olan gerçeklik. Bu suretle, belirli bir grup kabul görmüş hakikatlerin kesin bir bilgisine sahip olurken, bir diğeri farklı hakikat bilgilerine sahiptir. Bu da farklı topluluk ve milletlerin, dış dünyanın çeşitli ve son derece farklı hakikatine ve gerçekliğin bilgisine sahip olmalarına yol açar. İnsanlar ya da toplumların din ve inançları, sosyal yapılarına uygun gerçeklik düzeyinin güzel bir örneğidir. Eğer biri konuşup diğeri dinliyorsa, hakikat yalnızca hakikat olarak düşünülemez, çünkü bireysel eğilim ve hata yapabilirlilik, kesinlik ya da nesnelliğin kolay elde edilebilir olduğu fikrine meydan okur. Anti-realistler için herhangi bir son, nesnel hakikate erişme olanaksızlığı, sosyal olarak kabul görmüş umumun fikri olanın ötesinde bir hakikatin olmadığı anlamına gelir.(Buna rağmen, bu hakikatler olduğuna, tek bir hakikat olmadığına delalet eder.) Realistler için, dünyanın belirli doğruların bilgisi olması, insanların bağımsızlığını ele geçirir ve bu doğrular hakikatin son hakemidirler. Michael Dummet bunu “bivalens prensibi” terimiyle açıklar. ‘Bayan Macbeth üç çocuğa sahipti ya da değildi, bir ağaç yıkılır ya da yıkılmaz.’ Bir açıklama, şayet bu doğrulara tekabül ederse, doğru olacaktır, uygunluk onaylanamasa dahi… Bu yolla hakikatin realist ve anti-realist tasavvuru arasındaki çatışma; doğruların bilinebilirlik, elde edilebilirlik anlamında epistemik erişebilirliğine yönelttikleri karşı koyuşlarda kendini gösterir.

Doğru[değiştir | kaynağı değiştir]

Doğru esaslı bir prensip olarak anlaşılan bir fenomendir. Nadiren kişisel bir yoruma konu olabilir. Çoğu zaman doğal dünyanın gözlemlenen bir fenomenidir. ‘dünyanın birçok yerinde güneşin doğudan yükseldiği’ savı, bir doğrudur. Hangi yarım küreden olursa olsunlar, hangi dili konuşursa konuşsunlar, bu sav, herhangi bir gruba ya da ulusa ait olan tüm insanlar için doğrudur. Kopernik teorisiyle desteklenen, Galileo’nun ‘güneş, güneş sistemin merkezidir’ savı doğal dünyanın bir doğrusunu dile getirmektedir. Buna karşın, yaşamı süresince Galileo, bu doğru sav için gülünç bulunmuştur, çünkü çok az insan, bu savı bir hakikat olarak kabul etmeye ilişkin fikir birliğine varmıştır. Daha az sayıda sav, çeşitli toplumlar tarafından paylaşılan birçok hakikat ile karşılaştırıldığında, dünyada muhteva açısından gerçekçidir. Bunlar ise, sayısız bireysel dünya görüşünden çok daha azdırlar. Bilimsel keşif, deneyim, yorum ve analizin birçoğu bu düzeyde yapılır. Gerçekliğin bu bakış açısı Philip K. Dick’in açıklaması olan “Gerçeklik, ona inanmayı bıraktığın vakit, kaybolup gitmeyendir.” cümlesi ile çok güzel bir şekilde dile getirilmiştir.

Neo-Spiritüalizm’de realite[değiştir | kaynağı değiştir]

Realite, Neo-spiritüalizm'de kişinin duyuları ve yetenekleri ile kavrayabildiği, ilgi kurabildiği varlık (mevcudiyet,var olanlar) hakkındaki kanısı veya bu kanısının verite (hakikat) karşısındaki durumu olarak tanımlanır. Her birey için algıladığı ortam onun realitesidir, algıladıklarından çıkarttığı sonuçlardan oluşan genel kanısı, görüşü onun için bir realitedir. Fakat her realite görece (izafi) ve görelidir, veriteye kıyasla eksiktir. Birey geliştikçe, yükseldikçe, aydınlandıkça eskiden algılayamadıkları şeyler de yavaş yavaş onun için bir realite olmaya başlar. Fakat bütün realiteler Mutlak Realite’ye kıyasla görecedir. Neo-spiritüalist görüşe göre, dogmatik bir şekilde bir realiteye saplanıp kalmamanın yolu, her realitenin daha kapsamlı bir başka realiteyi hazırlayıcı bir basamak olduğunu unutmamak, her realitenin hatalar içerme olasılığının daima mevcut olduğunu göz önünde bulundurmak, hiçbir realiteyi put haline getirmemek ve hareketleri bu anlayışa göre düzenlemektir.

Realitenin Ruhçuluk'taki ikinci anlamı[değiştir | kaynağı değiştir]

Realite terimi günümüzdeki Türk Ruhçuluğunda ruhsal gelişim düzeylerini kategorilere ayırmak üzere de kullanılmaktadır. Örneğin Sadıklar Planı adlı ruhsal tebliğlerde ruhsal gelişim düzeyleri dört realite olarak kategorilere ayrılmıştır. Bunlardan en geri düzey “otomatizma realitesi” olarak adlandırılır. Bu, hayvanlık ara aşamasını bitirip insanlık aşamasına yeni adım atmış varlıkların realitesidir. Belirgin özellikleri, vicdanın henüz kapalı olması, davranışlarda otomatizmanın ağır basmasıdır. Bu realitedeki insan tam anlamıyla bencildir, hisleriyle hareket eder ve hangi ortamda doğarsa doğsun, geçmişinden getirdiği vahşiliğini davranışlarıyla belli eder.

Bu tebliğlerdeki dördüncü ve en ileri düzey ise, ilk kez Bedri Ruhselman tarafından kullanılmış olan “vazife sezgisi” terimiyle ifade edilir. Bu, üçüncü realite olan “vicdan realitesi”ni de aşmış nadir kimselerin ulaşabildikleri bir realitedir. Yeryüzünde bu realiteyi yaşamış kimselerin niteliklerini Bedri Ruhselman şöyle açıklamaktadır:

“Dünya’ya bazı varlıklar gelip gitmiştir ki, bunlar, insanlığın tekamül yolunda kalkınarak hızlı hamleler alabilmesi için bütün yaşamlarını tümüyle bu işe adamışlar, bu gaye ve maksat uğrunda yaşamışlar ve yapmış oldukları işlerin hiçbirinden ne maddi ne manevi hiçbir karşılık beklemeyi hatırlarına bile getirmemişler ve yaptıkları veya yapmak istedikleri işleri yaparken hızlarını ne beşeri herhangi bir teşvik edici duygudan almışlar, ne de beşeri herhangi bir endişeye kapılarak yavaşlatmışlardır. Bunlar, belki büyük bir idrak berraklığına beşeri kimlikleri dolayısıyla (bedenli olmaları dolayısıyla) varmış olmamakla birlikte, bu işlerini, bu fiil ve hareketlerini yalnız bir ‘vazife’ diye kabul etmişler ve bu vazife uğrunda bütün his ve kişisel endişelerini tereddüt etmeden çiğneyip geçmişlerdir.

“İşte bunlar Dünya’da mümkün olabilen bir ‘vazife bilgisi’ ve ‘vazife kapsamı bilgisi’ planının seziş idrakine varabilecek kadar yükselmiş vazifedar varlıklardır.

“Bunlar arasında görünen görünmeyen (tanınmış ve tanınmadan geçip gitmiş) büyük kültür devrimcileri, ruhların yükselişinde rol oynayan büyük önderler, insanların tekamüllerini hızlandırmak için ömürlerini tüketmiş olan ender varlıklar, hakiki peygamberler ve hakiki, candan yol göstericiler vardır.”

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

  • Ruh ve Kainat, Bedri Ruhselman
  • Vazife, Ruh ve Madde Yayınları