Mehmed Emin Âli Paşa

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Atla: kullan, ara
Mehmed Emin Âli Paşa
Osmanlı Sadrazamı
Görev süresi
6 Ağustos 1852 – 3 Ekim 1852
Yerine geldiği Koca Mustafa Reşid Paşa
Yerine gelen Damat Mehmed Ali Paşa
Görev süresi
2 Mayıs 1855 – 1 Kasım 1856
Yerine geldiği Koca Mustafa Reşid Paşa
Yerine gelen Koca Mustafa Reşid Paşa
Görev süresi
7 Ocak 1858 – 18 Ekim 1859
Yerine geldiği Koca Mustafa Reşid Paşa
Yerine gelen Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa
Görev süresi
6 Ağustos 1861 – 22 Kasım 1861
Yerine geldiği Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa
Yerine gelen Keçecizade Fuat Paşa
Görev süresi
11 Şubat 1867 – 7 Eylül 1871
Yerine geldiği Mütercim Mehmed Rüşdi Paşa
Yerine gelen Mahmud Nedim Paşa
Kişi bilgileri
Doğum 5 Mart 1815
Mercanağa semti, İstanbul
Ölüm 7 Eylül 1871
İstanbul
İmzası

Mehmed Emin Âli Paşa (d. 5 Mart 1815 - ö. 7 Eylül 1871 ) Osmanlı Devleti'nin Tanzimât Dönemi'ndeki önde gelen devlet adamlarından biridir. Sultan Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz saltanatlarında 5 kez olmak üzere toplam 8 yıl 3 ay sadrazamlık yapmıştır. Ayrıca Londra Büyükelçiliği, İzmir ve Bursa valiliği, Meclis-i Vala reisliği, Meclis-i Tanzimat reisliği ile birlikte toplam sekiz kez hariciye nazırlığı görevinde bulunmuştur. Âli Paşa, Tanzimat devrinde 1871'e kadar çeşitli mevkilerde Osmanlı idaresini ve dış siyasetini elinde tuttu. Bazen hariciye nazırı bazen de sadrazam olarak devlet idaresinin en üst düzeyinde bulundu. Devlet idaresini senelerce elinde tutan Âli Paşa, her zaman için sultan'ın keyfi idaresine karşı koymaya çalıştı ve onun mutlak salahiyetini kısıtlamak amacını güttü.

İmparatorluk bünyesinde bulunan gayrimüslim halka eşit vatandaşlık hakkı ve bir çok imtiyaz tanıyan Islâhat Fermâni'nı hazırlayaran Âli Paşa, Kırım Harbi'nin ardından 30 Mart 1856'da imzalanan Paris Antlaşması'na fevkalede temsilci sıfatıyla katıldı. Etkin bir diplomat olarak Avrupalıların dikkatini çekti. Konferansta Osmanlı İimparatorluğu'nun Avrupa devletler topluluğuna o zamanın tabirince Avrupa Birliği'ne katılmasını sağladı. Islahat Fermanıyla ve Paris Anlaşması ile Osmanlı İmparatorluğu'nun toprak bütünlüğünü sağlayabileceğine Avrupa devletlerinin Osmanlının iç işlerine gayrimüslim halkın koruyucusu bahanesiyle müdahalesini önleyebileceğini düşünüyordu. Paris Barış Konferansı ve anlaşmaya bağlayıcı bir hüküm olarak giren Islahat Fermanı'ndan dolayı Tanzimat'ın mimarı Mustafa Reşid Paşa'nın ağır eleştirilerine maruz kaldı. 1867'de Girit İsyanı sırasında adaya giderek titiz bir diplomasi ve Müslüman-Hristiyan dengesi uzlaşması fikrine dayanan bir reform programını Girit’te uygulamaya koydu. Girit’li Hıristiyanlara verdiği haklar ve Osmanlı askerinin Belgrat başta olmak üzere Sırbistan'daki kalelerden çekilmesi sebebiyle basından da çok şiddetli tepki gören Âlî Paşa, tanzîmâtçılar arasında yol ayırımına sebeb oldu. Yeni Osmanlılar adı ile teşkîlâtlanan grup, Âlî Paşa’ya ve hükümete cephe aldı.

Girit olayları’nın çözümünde imparatorluk tebaası arasındaki din farklılığının hayata yansımaması için Fransız medeni kanununun alınmasını önermiştir. Son sadrazamlık döneminin en önemli icraatlarından biri de klasik Osmanlı medrese eğitiminden vazgeçilerek hazırlanan 1869 Maarif-i Umûmiye Nizamnâmesi'dir. Osmanlıcılık projesinin geçerli olabilmesi için müslim-gayrimislim karma eğitimin en azından ortaokul düzeyinde gerçekleşmesi gereğini düşünüyordu. 1871 yılında öldüğünde naaşı Süleymaniye Camii haziresine defnedildi. Ölümünden sonra yazı takımlarını Prens Bismarck’ın satın aldırdığı bilinmektedir.

Yaşamı[değiştir | kaynağı değiştir]

Sadrazamlığa kadar görevleri[değiştir | kaynağı değiştir]

Asıl adı Mehmed Emin olan Âlı Paşa, 5 Mart 1815'de İstanbul'un Mercanağa semtinde fakir bir ailenin oğlu olarak mütaevazı bir evde doğdu.[1] Babası İstanbul Mısır Çarşısı aktarlarından ve çarşının kapıcıbaşısı Ali Rıza Efendi idi. [2]İlkokul öğrenimine mahalle mektebinde başladı. Kuran-ı Kerimi ezberleyip hatmettikten sonra Bayezid Camii'nde Arapça sarf-nahiv dersleri aldı. Babasının ölmesi ve ailesinin fakir olması yüzünden bir ara öğrenimine ara vermek zorunda kaldı. [2]

Devlet görevine 1830'da 15 yaşındayken Divan-ı Humayun kâtibi olarak başladı. Burada geleneksel olarak katiplere şahsi mahlas verilmekte idi ve kendine "Âli" mahlası verildi. Devlet görevlerinde ve siyasi hayatında hep bu mahlası kullandı. 1832'de mühimme kalemine katıp olarak geçti. Katiplik görevinde iken boş zamanlarında kendi gayreti ile Fransızca öğrenmeye başladı. 1833'de dışişlerine kamu görevlisi yetiştirmek amacıyla kurulmuş olan Tercüme Odası'a girdi. 1836/37 'de tercüme kalemine katıp oldu. [1]

1835'de Avusturya imparatoru I. Ferdinand'ın tahta çıkışı için yapılan törenlere gönderilen Osmanlı Devleti heyetine ikinci başkatip olarak katılıp Viyana'ya gitti. Sonra Osmanli elçiliğinde ikinci başkatip olarak birbuçuk yıl Viyana'da kaldı ve diplomasinin inceliklerini öğrenmeye başlayıp Fransızca'sını geliştirdi. 1837'de yine aynı rütbe ile St. Petersburg'a (günümüzde Sankt Peterburg) gönderildi. Kasım 1837'de İstanbul'a dönünce Divan-ı Humayun tercümanlığına tayin edildi. 1838'de Londra elçisi tayin edilen Mustafa Reşid Paşa ile birlikte elçilik müsteşar vekili ve sonra müsteşarı olarak Londra'da çalıştı. Mustafa Reşid Paşa Paris'e elçi olunca Londra elçiliğinde maslahatgüzarlık yaptı. [2]

Temmuz 1839'da Sultan Abdülmecid'in tahta çıkması ile İstanbul'a döndü. Divan-ı Humayun tercümanlık görevine devam etti. 1840'da Sadık Rifat Paşa yerine önce vekaleten ve sonra Ağustos 1840'da asıl olarak hariciye nezaratı müsteşarlığı yaptı. Aralık 1841- Kasım 1844 döneminde Londra büyükelçisi olarak görevlendirildi. Sonra İstanbul'a döndü. 1845 sonalrında Meclis'i Vala uyesi tayin edildi. Bu sırada Paris elçiliğinden dönmekte olan Mustafa Reşid Paşa yerine Ekim 1845'de vekaleten Hariciye nazırlığı görevi yaptı. Sonra 15 Aralık 1845'de itibaren hariciye nazırlığı müsteşarı tayin edildi. Mustafa Reşid Paşa sadrazamlığa getirilince 28 Eylül 1846'da birinci kez Hariciye Nazırı oldu. Bu görevde iken Aralık 1847'de vezirlik rütbesi ve paşa unvanı verildi. Mustafa Reşid Paşa sadrazamlıktan azledilince 22 Nisan 1848'de hariciye nazırı görevine son verildi ve 28 Haziran'da Meclis-i Vala Reisi olarak tayini çıktı. Mustafa Reşid Paşa aynı yıl tekrar sadrazam olunca Ali Paşa da 15 Temmuz'da ikinci defa hariciye nâzırı oldu. [2]

Sadrazamlığı dönemindeki siyasi olaylar[değiştir | kaynağı değiştir]

Islahat Fermanı ve Paris Antlaşması[değiştir | kaynağı değiştir]

Mehmed Emin Âli Paşa Paris Kongresi'nde barış şartlarını müzâkere ederken.

6 Ağustos 1852'de Mustafa Reşit Paşa'nın sadrazamlıktan azledilmesi üzerine Âli Paşa birinci kez sadrazam oldu. Bu dönemde Mustafa Reşit Paşa ile arası açılmaya başladı. Fakat bu ilk sadrazamlık görevi uzun sürmedi. 3 Ekim 1852'de sadrazamlıktan azledildi.[1] Yeni sadrazam olan Damat Mehmed Ali Paşa'nın teklifi ile 18 Ocak 1853'de İzmir valisi tayin edildi. Haziran 1853'de bu valilikten istifa etti. 19 Nisan 1854'de Bursa valisi oldu. 28 Eylül 1854'de Bursa valiliği ile birlikte yeni açılan Meclis-i Tanzimat reisi tayin edildi. [1]

Âli Paşa , Kırım Savaşı başlaması ile Bursa valiliği ve Meclis'i Tanzimat reisliği görevleri kendine kalmakla birlikte, 24 Kasım 1854'de üçüncü kez hariciye nazırlığına getirildi. 2 Mayıs 1855'de Sadrazam Mustafa Reşid Paşa sadrazamlıktan azledildi ve Âli Paşa ikinci kez sadrazamlık görevine getirildi. Savaşın sonunda yapılan barışın protokolunu tayin etmek için Nisan 1855'de toplanan Viyana Konferansı'na Osmanlı Devleti temsilcisi olarak katıldı. [1] Bu esnada Kırım'da Sivastopol kuşatması devam etmekteydi ve Sivastopol ancak bir yıl kuşatmadan sonra 9 Eylül 1855'de müttefiklerin eline geçti.

Konferansı öncesinde, Osmanlı İmparatorluğunu Rusya’nın müdahalelerine karşı korumanın bedeli ve Osmanlı İmparatorluğunun Avrupa Devletleri ailesine katılmasının şartı olarak Avrupa Devletleri birtakım şartlar ileri sürdüler. Bu şartlar Islahat Fermanı esasları olarak Ali Paşa ile İstanbul’daki İngiliz ve Fransız elçileri arasında kararlaştırıldı. Fermanın ilan edilmesi halinde İngiltere ve Fransa Osmanlı İmparatorluğunun iç işlerine karışmayacağını taahhüt ediyordu. Islahat Fermanı da Tanzimat Fermanı gibi Sultan Abdülmecid tarafından ısdar edilmiştir. Kırım Savaşı'nın ateşkesinden 18 gün sonra, 18 Şubat 1856'da Islahat Fermanı ilân edilmiştir. Islâhat Fermânı, Tanzimatın devamı olarak nitelendirilebilecek bir değişim olarak da kabul edilmekle beraber fermânın amacı, millet sistemini kaldırarak bütün din topluluklarının eşit vatandaşlık hakları sağlayarak müslüman ve gayrimüslim Osmanlı tebâası arasında tam bir eşitlik sağlamaktır. Bir Osmanlı toplumu oluşturmayı amaçlayan Ali Paşa, ırk, dil, din vb. ayrımı yapmaksızın bir Osmanlı milleti oluşturma gayesini gütmekte idi ve savunucularından olduğu 19. yüzyılda devletin kötü gidişâtını durdurmak amacıyla ortaya çıkan fikir akımlarından Osmanlıcılık fikri Islahat Fermanı ile doruk noktasına çıkmıştı. Âli Paşa bu şekilde azınlık isyanlarının önüne geçilebileceği , azınlıkları bahane ederek Avrupalı devletlerin Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışmasına karşı gelerek imparatorluğun toprak bütünlüğünün korunacağını düşünüyordu. Islahat Fermanı ile gayrimüslimlere de devlet kademelerine memur olma yolu açılmıştır. Din değiştirme hakkı kabul edilmiş, İslâm'dan çıkmanın ölüm cezasıyla cezalandırılması usulüne son verilmiştir. Gayrimüslimlere askeri okullara gitme hakkı tanınmıştır. Ayrıca gayri Müslümlerden alınan cizye vergisi kaldırılarak uygulanan vergilerde de bir eşitlik sağlanmış, mahkemelerde şahitlikleri kabul edilmeye başlanmıştır. Bu anlamda eşit haklar beraberinde eşit yükümlülükler getirir düşüncesi ile gayrimüslimlerin de askerlik yapma yükümlülüğü doğmuş, askerlik yapmak istemeyenlere de askerlik vergisi olan bedel-i askerî olanağı sunulmuştur. Bu yeni uygulama sayesinde müslüman tebâa da para karşılığında bedel-i nakdî / askerlik görevinden muaf olma şansını yakalamıştır. Gayrimüslimlerin yaşadığı yerlerde ihtiyaç duydukları okul ve kiliseleri ve benzeri işlev gören kurumları kurmaları, bunları serbestçe onarabilmeleri, kiliselerde çan çalmanın serbest hale gelmesi gibi klasik dönemdeki sınırlamaların kalkması gibi hukuki değişiklikler Islahat Fermanı ile gelen büyük dönüşümlerdi. Sonuç olarak, Osmanlı İmparatorluğunda Islahat Fermanı ile tebaaya o dönem Avrupa ülkelerinde tanınan temel hak ve özgürlüklerinin önemli bir kısmı tanınmıştır.

Üç yıl kadar süren Kırım Savaşı'ndan sonra barış müzakereleri 1 Şubat 1856 başında Paris Kongresi adı verilen ve "Viyana Kongreler sistemi"'nin bir devamı olan kongre şeklinde başladı. Bu kongreye Büyük güç olarak Osmanlı İmparatorluğu ve müteffikleri olan Büyük Britanya, Fransa, Sardınya, Avusturya, Prusya ile Rusya temsilcileri katıldı. Paris Kongresi'nda Osmanlı Devleti'ni temsil eden Âli Paşa idi. O zamana kadar Viyana Kongreler sistemine uyan kongrelerde müzakereler değişik komitelerde yapılmakta iken, Paris Kongresi'nde tek bir müzakere ortamı bulunmakta idi. Bu müzakereler 25 Şubat-30 Mart arasında yapıldı. Âli Paşa, konferans sırasında devletin gelişmesinin önünde büyük bir engel oluşturan kapitülasyonların kaldırılması için girişimlerde bulunmuşsa da bu konuda başarı sağlayamamıştır. Âli Paşa , 30 Mart 1856'da Kırım Savaşı'nı sona erdiren Paris Antlaşması'nı imzalandı. Anlaşmanın en önemli maddesine göre Osmanlı Devleti Avrupa devletler topluluğunun bir üyesi olacak, toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı Avrupa devletlerinin ortak garantisi altına konacaktır. Bununla beraber 28 Şubat 1856′da ilan edilen “Islahat Fermanı” devletlere tebliğ edilecek ve devletler de bunu kabul edeceklerdir. Bu ferman, ilgili devletlere, Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışma hakkı vermeyecekti. Ancak anlaşmanın 9. maddesi gereğince devletin idaresi altındaki bütün halkın hayat şartlarının iyileştirileceğine dair bir kayıt vardı. Bu madde daha sonra Hatt-ı Hümayun'un icrasında Avrupa devletlerinin Osmanlı İmparatorluğu'nun iç işlerine karışmasına bir bahane olarak kullanılacaktı.

Islahat Fermanı nedeniyle aldığı eleştiriler ve azledilmesi[değiştir | kaynağı değiştir]

Gerek Islahat Fermanı içeriği hakkında ve gerekse konferansda Osmanlı Devletinin menfaatlerini yeter derecede savunmadığı iddiasıyla Sadrazam Âli Paşa büyük tenkitlere hedef oldu. Özellikle Mustafa Resid Paşa kendi yetiştirdiği Âli Paşa'nın hazırladığı Islahat Fermanı'nı devletin çıkarlarına aykırı bulduğunu belirten bir raporu Sultan Abdülmecid'e sundu. Islahat Fermanının tamamen dış baskı sonucu çıkarılan, devletin onurunu kıran bir belge olduğunu söylenmekte idi. Bu tenkitlerin de etkisi ile Eflak Boğdan meselesindeki tutumu nedeni ile İngiliz sefirinin de tepkisini çeken Âli Paşa'yı Sultan Abdülmecid 1 Kasım 1856'da sadrazamlıktan azletti. [2] Sadrazam olarak tekrar göreve getirilen Mustafa Reşid Paşa'nın altında 6 Kasım'dan itibaren hariciye nazırlığı görevini dördüncü kez yüklendiyse de 12 Kasım'da bu görevden istifa etti. Meclis-i Ali'ye üyelik görevine memur edildi. 3 Ağustos 1957'de Mustafa Reşid Paşa sadrazamlıktan azledilince yeni sadrazam olan Giritli Mustafa Naili Paşa sadrazamlığı altında beşinci kez hariciye nazırı görevine geçti. Ekim 1857'de Mustafa Reşid Paşa tekrar sadrazam yapılınca bu görevden ayrılmadı.[2]

Mustafa Reşid Paşa'nın 7 Ocak 1858 ölümünden sonra üçüncü kez sadarazamlığa getirildi. Bu sırada Osmanlı Devleti Kırım Harbi'nin neden olduğu büyük mali sıkıntılar geçirmekte idi. Ali Paşa yapılması gereken devlet harcamaları kesintileri için sarayın aşırı israfını indirmekten başka çare göremedi. Bunun yanı sıra inşaatlar zamanla sadrazamların başını yiyecek derecede önem kazanmışlardı. Dolmabahçe Sarayı’nın tamamlanmasından sonra Çırağan Sarayı’nın yıkılıp kagir olarak yeniden yaptırılması planlanıyordu. Sultan Abdülmecit'in Çırağan'da yeni bir saray yaptırma isteği karşısında Sadrazam Ali Paşa, “İnşallah hazine-i hassa yoluna girince daha iyisini yaparız şimdi sıkıntısı vardır” demesi üzerine ertesi gün 18 Ekim 1859'da azledildi. Bunun yanında İngiltere'nin İstanbul Büyükelçisi Lord Stratfort de Redeliffe Canning, padişahın huzuruna çıkıp Çırağan'ın yerine kâgir bir saray yaptırmanın güzelliklerinden bahsediyordu. 1859 yılında halen yapım aşamasında olan Çırağan Sarayı ve bazı kasırların inşaatında çalışan işçiler, ücretlerinin ödenmemesinden dolayı Dolmabahçe Sarayı'nı çevirerek alacaklarını istediler. Bu olay karşısında çok üzülen Sultan Abdülmecit bütün saray ve kasır inşatlarını durdurup, kendisine ait dört bin kese altını çalışanlara dağıtmıştır.

26 Aralık 1859'da yine Meclis-i Tanzimat reisi olarak tayin edildi. Sadrazam Kıbrıslı Mehmet Emin Paşa Rumeli seyahatine çıktığında 4 Haziran 1860-12 Ekim 1860 döneminde sedaret kaymakamlığı görevi verildi. 14 Ekim'de hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa Şam'a fevkalade yetkiyle gitmesi sırasında vekaleten geçici olarak hariciye nazırlığı yaptı. 14 Temmuz 1864'de ise sadrazam Keçecizade Mehmed Emin Fuad Paşa tarafından asıl olarak altıncı kez hariciye nazırı görevi verildi. [2]

Sultan Abdülaziz'in tahta çıkmasından hemen sonra Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa 'nın sadrazamlıktan azledilmesi üzerine 16 Ağustos 1861'de dördüncü kez sadrazam yapıldı. Fakat dört ay sadrazamlıktan sonra 22 Kasım'da azledildi. Yeni sadrazam olan Keçecizade Fuat Paşa bu görevi üzerine almasına bir şart olarak Mehmet Emin Ali Paşa'ya hariciye nazırlığı verilmesini koşmuştu. Böylece yedinci kez hariciye nazırı görevini üzerine aldı. Bu görevde 6 yıl kaldı.

Sırbistan meselesi[değiştir | kaynağı değiştir]

11 Şubat 1867'de sadrazam Mütercim Mehmed Rüşdi Paşa azledilnce Mehmed Emin Ali Paşa beşinci kez sadrazamlığa geçirildi. Bu sadrazamlık görevi 1871'de ölümüne kadar yüklendi. Bu sadrazamlığı diğer sadrazamlık dönemlerinde daha çok olaylı ve sorunlu geçti. Sultan II. Mahmud devrinde Osmanlı İmparatorluğu'na tabi özerk Sırbistan Prensliği kurulduğundan beri Osmanlı ordusu birlikleri Belgrat kalesinde ve diğer bazı kaleler de bulunmaktaydılar ve Osmanlı devleti bu kalelere şeklen de olsa egemendi. En son 1862'de Fransa, Belgrad kalesinde Türk askerlerinin bulunması Sırplar için devamlı bir korku ve tehdit kaynağı olacağı gerekçesi ile kalelerin Sırplara terk edilmesi tezini savunmuştu. Sokod ve Oujtza kaleleri Sırplara terk edilmişti. Ancak Babıali, imparatorluk topraklarının emniyeti için Belgrat'ı terk etmeyeceğini ileri sürdü. Ve Belgrad kalesini muhafaza etti. Hatta Belgrad'ın Türk mahallesi istikametinde genişletmek hakkına bile sahip oldu. Ama Sırplar Begrad'ın Osmanlı elinde kalmasından hiç memnun değillerdi. Bu 1867'de yine büyük bir sorun haline geldi. Belgrat, Fethülislam, Böğürdelen ve Semendre kaleleri içinde askeri önemi olan yalnız Belgrat kalesi idi. Diğerlerinin en zayıf bir düşmana bile 5 gün dayanamayacağına İstanbul'da inanılıyordu. Osmanlı hakimiyeti bu kalelerde şeklen de olsa kaleler den askerin çekilmesi maddi bakımdan değil ancak manevi bakımdan büyük kayıp teşkil etmekte idi. Fransa ve İngiltere'de Türk askerinin kalelerden çekilmesi gerektiğini düşünüyordu.

Ali Paşa, 3 Mart 1867'de Sırp kalleri hakkında uzlaşmacı bir tutum içinde karar aldı ve ihtilafı çözmek için üç teklif ileri sürdü. Birincisi; içlerinde Türk askeri kalmak şartı ile kalelerin komutanlığının Sırp beylerine verilmesi. İkincisi; Eşit sayıda Türk ve Sırp askeri bulundurmak suretiyle kalelerin Sırp beyinin idaresine bırakılması. Üçüncüsü ise Kalelerden Türk askerinin tamamen çekilerek yerine Sırp askerinin getirilmesi suretiyle ve kalelerin burçlarında Sırp bayrağının yanı sıra Türk bayrağı bulunmak şartı ile Sırp beyine verilmesi. Sırp beyi Mihal 8 Mart 1867 tarihli ve Sadrazam Ali Paşa'ya hitaplı mektubunda üçüncü öneriyi kabul ettiğini bildirdi. Mihal bunun ardındna İstanbul'a gelerek Osmanlı hükümetini saygılarını ve şükranını sundu. Sultan Abdülaziz'in 20 Mart 1867 tarihli fermanı ile Sırbistan'daki Osmanlı kaleleri Sırp beyine havale edildi. Belgrat'ta kale meydanında Türk kuvvetlerinin de iştirak ettiği bir törenden sonra Belgrat kalesi Sırplara terk edildi ve Türk bayrağı yanına Sırp bayrağı da çekildi. Yüzyıllarca darülcihad vazifesi görmüş bu Osmanlı kaleleri resmen olmasa da fiilen kaybedilmiş oldu. Gazilerin sayısız kahramanlık örnekleri yaratmış oldukları bu yerlerde Türk bayrağı dalgalanmaya devam etti ancak kalelerden askerin çekilmesi Türk basını ve halkında derin bir acı bıraktı.[2]

Girit meselesi[değiştir | kaynağı değiştir]

1866 yılında da Girit'de Rum halk arasında, bağımızlığını 1832 yılında kazanmış olan Yunanistan'ın kışkırtmalarıyla bir ayaklanma ortaya çıktı. Yunanistan ve dolaylı olarak bazı Avrupa devleti Girit'te Rum çetelerinin kurulmasını ve devlet aleyhinde faliyetler göstermelerini desteklemekteydiler. Sadrazam Âli Paşa bir komisyon kurup onların fikirlerinin ifade edilmesinden sonra Girit'e gitti. 6 Ekim 1867'de adanın yeni statüsünü belirlemek için bir ferman yayınlattı. Bu fermanla Girit'e yeni bir idare şekli getiriliyordu. Sivil yönetim padişahça atanan yeni valiye, Askeri idare ise komutana veriliyor, atanan valinin biri müslüman diğeri hıristiyan iki yardımcısı olacaktı. Gümrük vergisi hariç diğer vergilerden ada muaf olacak, Türkçe ve Rumca olmak üzere iki resmi dili olacaktı. Karma meclis tarım, bayındırlık, ticaret ve endüstri işlerini planlayacaktı. Âli Paşa'nın bu tavizkar politikasına rağmen Yunanistan kışkırtması ve desteklediği Rum çete faaliyetleri sona ermedi. Sonunda Osmanlı Devleti Yunanistan'a gayet ağır bir ultimatom verdi. 1869 yılında Yunanistan'la yapılan bir anlaşma sonucu Yunanistan kışkırtıcı tutumlarından vazgeçtiğini açıkça ilan etti.[3] [2]

Muhalifleri ve Yeni Osmanlıların doğuşu[değiştir | kaynağı değiştir]

Âli Paşa'nın tavizkar dış politikası Ziya Paşa, Ali Suavi gibi muhalifleri tarafından ağır şekilde tenkit edilmiştir. [2] . 1867 Mart’ında Sadrazam Âli Paşa’nın yayımlaması nedeniyle “Âli Kararnâme” olarak bilinen kararname, devlete, ülke çıkarlarının gerektirdiği durumlarda, yürürlükteki basın yasasından bağımsız olarak, kovuşturma hakkı tanıdı. Bu kararnamenin ardından Paris’e kaçmak zorunda kalan Ali Suavi, Namık Kemal ve Ziya Paşa, Avrupa’nın değişik kentlerinde yayımladıkları gazetelerle, ilk sürgün Türkçe basınını oluşturdular. Bu dönem boyunca Yeni Osmanlılar tarafından çıkarılan gazeteler, gayrimüslimlerin, Tanzimat ve Islahat fermanlarından sonra Müslümanlarla eşit değil, onlardan üstün bir konuma geldiği düşüncesiyle, Osmanlı ülkesindeki Müslüman-Türk unsurun haklarını savunup, Avrupa devletlerinin politikalarını ve Osmanlı Devleti’nin yönetilmesindeki aksaklıkları eleştirerek, yeni fikirler doğrultusunda yeni bir zihniyet oluşturmayı, kendilerine görev addettiler. Avrupa’da geçen üç seneyi aşkın bir faliyet süreci sonucunda dağılan cemiyetin üyeleri 1871’de Sadrazam Ali Paşa’nın ölmesi üzerine İstanbul’a dönmeye başladı. İlk dönenlerden biri de cemiyetin kurucularından Vatan Şairi yada Hürriyet Şairi olarak anılan Namık Kemal idi. Anayasal ve meşruti bir idare taraftarı olan Yeni Osmanlılar ve özellikle Namık Kemal vatan kavramı ile yeni bir ateş tutuşturmuşlardı.

Buna karşıt olarak Mehmed Emin Ali Paşa 1869'da Mısır Valisi Hidiv İsmail Paşa'nın İstanbul'a gelip hak ve yetkilerini çok genişletici imtiyazlar istemesi ve bu amacına varmak için ta saraya kadar gayet bol ve eli açık rüşvetten uzak olmayan hediyeler dağıtmasına rağmen sadrazam bu yeni haklar ve yetkiler verilmesine karşı çıkmıştır. [2] Bulgarların İstanbul Ortodoks Patrikliği'nden ayrılıp kendilerine özel bir patrikhane (eksarhlik) kurmalarını uzun müddet engellemiştir. 12 Mart 1871'de beksahlik kabulü benimsenmesine rağmen bunun gerçekleşmesi için gerekli berat verilmesini sürüncemede bırakıp bu kararı baltalamıştır ve işin sürüncemede kalmasına neden olmuştur. [2] Katolik Ermenilerin Roma'da papalığa bağlanma girişimlerini de sonuçsuz bırakmıştır. [2] Öte yandan Abdülaziz'in donanma reformu politikasına ve özellikle Avrupa yakasında demiryolları yapılması politikasını ısrarla korumuştur. [2]

Diğer taraftan iç politikada Tanzimat ve ıslahata açık politikalar uygulamak istemekteydi. Fakat Sultan Abdülaziz bunun aleyhindeydi ve etrafındaki tutucular gittikçe güçlenmekteydi. Ayrıca Âli Paşa etrafında sağlam bir kadro kuramamıştı ve işler birkaç kişinin (örneğin hariciye nazırı olan Keçecizade Fuad Paşa) üzerine kalmıştı. Nitekim 1871'de ölmünden sonra gayet tutucu Mahmut Nedim Paşa sadrazam olmuştur. [2]

Mehmed Emin Âli Paşa 1871 başlarında hastalanıp yatağa düşdü. Hastalığı yatakta 2-3 ay sürdü. 7 Eylül 1871'de vefat etti. Mezarı Süleymaniye mezarlığındadır.

Sadrazamlık ve Hariciye Nazırlık görev dönemleri[değiştir | kaynağı değiştir]

  1. 6 Ağustos 1852 - 3 Ekim 1852
  2. 2 Mayıs 1855 - 1 Kasım 1856
  3. 7 Ocak 1858 - 18 Ekim 1859
  1. 6 Ağustos 1861 - 22 Kasım 1861
  2. 11 Şubat 1867 - 7 Eylül 1871
  1. 28 Eylül 1846 - 22 Nisan 1848
  2. 15 Temmuz 1848 - 6 Ağustos 1852
  3. 24 Kasim 1654 - 2 Mayıs 1856
  4. 6 Kasım 1856 - 12 Kasım 1856
  5. 3 Ağustos 1857 - 11 Ocak 1859
  1. 14 TEmmuz 1861 - 5 Agustos 1861
  2. 22 Kasim 1861 - 11 Şubat 1867
  3. Mart 1868 - 8 Agustos 1871

Değerlerndirme[değiştir | kaynağı değiştir]

Sicill-i Osmani onu şöyle değerlendirir:[1]

Siyasî işleri iyi bilir, yumuşak huylu, afif ve doğal idi.

Osmanlılar Ansiklopedisi değerlendirmesi ise şöyledir: [2]

Memleket dahilde usul, resmiyet ve teşrifata riayetkar, Babıali'nin şeref ve haysiyetinin korunmasına önem veren, engin tecrübesiyle devletin ileride karşılaşacağı felaketleri önceden sezip tedbirler alan dünyaca tanınmış bir devlet adamıydı.

Ancak muhalifleri ... hiçbir istiarede bulunmadan ..verdiği kararlar(la)... Islahat Fermanı, ecnebilere emlak tasarrufu müsaadesi, müslim ve gayrimüslim vatandaşların ayrı mahkemelerde yargılanmısı gibi yabancılar tarafından hazırlanmış projeleri hemen kabul etmekle ve müstakil bir siyaset takip etmemekle itham etmişlerdir.

Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir]

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

  1. ^ a b c d e f Mehmed Süreyya (haz. Nuri Akbayar) (1996), Sicill-i Osmani, İstanbul:Tarih Vakfı Yurt Yayınları ISBN:975-333-0383 C.III s.290-291 [1]
  2. ^ a b c d e f g h i j k l m n o p Uluçam, Müjdat, "Âli Paşa",(1999), Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, İstanbul:Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık A.Ş. C.1 s.221 ISBN:975-08-0072-9
  3. ^ William James Stillman (1901) The Autobiography of a Journalist, Volume II Bir gazetecinin otobiyografisi (İngilizce)'

Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]

  • Buz, Ayhan (2009) " Osmanlı Sadrazamları", İstanbul: Neden Kitap, İŞBN 978-975-254-278-5
  • Danışmend, İsmail Hâmi (1971),Osmanlı Devlet Erkâni, İstanbul: Türkiye Yayınevi
  • Uluçam, Müjdat, "Âlı Paşa",(1999), Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, İstanbul:Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık A.Ş. C.1 s.221 ISBN:975-08-0072-9
  • Mehmed Süreyya (haz. Nuri Akbayar) (1996), Sicill-i Osmani, İstanbul:Tarih Vakfı Yurt Yayınları ISBN:975-333-0383 C.III s.290-291 [2]
  • İnan, İbnülemin Mahmud Kemal (1982), Osmanlı Devletinde Son Sadrazamlar, İstanbul: Dergah Yayınları C.1 s.2-58 (Google books [3],
  • Beydilli, K. , "Âli Paşa, Mehmet Emin", (1988), Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi C.II. s.425-426, İstanbul:TDV
Önce gelen:
Koca Mustafa Reşid Paşa
Sadrazamlik-nisanlari.svg
Osmanlı Sadrazamı
1. kez

6 Ağustos 1852 - 3 Ekim 1852
Sonra gelen:
Damat Mehmed Ali Paşa
Önce gelen:
Koca Mustafa Reşid Paşa
2. kez
2 Mayıs 1855 - 1 Kasım 1856
Sonra gelen:
Koca Mustafa Reşid Paşa
Önce gelen:
Koca Mustafa Reşid Paşa
3. kez
7 Ocak 1858 - 18 Ekim 1859
Sonra gelen:
Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa
Önce gelen:
Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa
4. kez
6 Ağustos 1861 - 22 Kasım 1861
Sonra gelen:
Keçecizade Fuat Paşa
Önce gelen:
Mütercim Mehmed Rüşdi Paşa
5. kez
11 Subat 1867 - 7 Eylül 1871
Sonra gelen:
Mahmud Nedim Paşa