Rıdvan (Suriye Selçuklu meliki)

Vikipedi, özgür ansiklopedi
(Rıdvan (Selçuklu) sayfasından yönlendirildi)
Şuraya atla: kullan, ara
Rıdvan bin Tutuş
Suriye Selçuklu Haleb Meliki
Hüküm süresi 1095-1113
Önce gelen I. Tutuş
Sonra gelen Alp Arslan el-Akras
Tam ismi
Fahrülmülk Rıdvan bin Tutuş bin Alp Arslan bin Davud bin Mikail bin Selçuk
Hanedan Selçuklu Hanedanı
Babası I. Tutuş
Ölüm 1113
Dini Sünni İslam

Fahrülmülk Rıdvan bin Tutuş (? - 10 Aralık 1113) Büyük Selçuklu Devleti hükümdarı Alp Arslan'ın torunu ve Suriye Selçuklu Devleti hükümdarı Tutuş'un oğlu idi. 1095-1113 döneminde Suriye Selçuklu Haleb Meliki olarak hüküm sürdü.

Hayatı[değiştir | kaynağı değiştir]

Rıdvan Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Alp Arslan'ın torunu ve Suriye Selçuklu Devleti Meliki Tutuş'un oğlu idi ve sonradan Dımaşk Meliki olacak Dukak'ın ağabeyi idi. Küçük yaştan itibaren eğitimini veren kişi lalası atabey Cenâhüddevle Hüseyin idi. Babası Sultan Tutuş 1096 yılında Büyük Selçuklu Devleti tahtına geçen yeğeni Berkyaruk'la saltanat mücadelesine girdi. 1096 yılında Berkyaruk'un ordularıyla Rey kenti yakınlarında yaptığı savaşı kaybederek öldürüldü.

Sultan Tutuş’un ölümünden sonra Suriye Selçuklu Devleti'nde siyasi durum karıştı. Rıdvan büyük kardeş olarak kendini Suriye Selçuklu Devleti hükümdarı olarak görmekteydi ve Haleb'den bu devleti yönetmeye çaba göstermekte idi. Gerçekte Rıdvan'ın yerine devletin idarecisi lalası atabey Cenâhüddevle Hüseyin idi. Rıdvan kendi siyasi durumunu güçlendirmek için kendinden küçük dört kardeşini öldürme emri verdi ve Rıdvan'ın köleleri iki küçük kardeşini boğarak öldürdüler. Fakat bu katliamdan ikinci erkek kardeşi olan Dukak ve en küçük kardeşi olan Muhiddin Bektaş kurtuldu. Bundan sonra Rıdvan ile onun katliamından kurtulan ve ondan nefret eden kardeşi Dukak ile Ridvan'ın arası devamlı olarak açık kaldı.

Suriye kargaşalık ve anarşi içine girdi. Bu karışıklıklar arasında Dukak babası Tutuş'un başkenti olup o zaman Fatîmiler eline geçmiş olan Dımaşk kalesini Rıdvan lalası atabey Cenâhüddevle ile birlikte eline geçirmeye teşebbüs etti. Bunda başarısız kaldı. Fakat ölümden kurtulup Halep'den kaçan kardeşi Dukak Türk asıllı komutan Tuğtekin desteği ile Dımaşk'ı eline geçirmeyi başardı. Askerleri bunun üzerine onun Dımaşk Melikliği'ni ilan ettiler. Dukak Dımaşk Melikliği yönetimini iyice pekiştirdi. Dukak ağabeyi Rıdvan'ın lalası olan Cenâhüddevle'nin Haleb Melikliği'nin fiili yönetiminden devamlı şikayetçi oldu. Büyük Selçuklu Sultanı olan biten bu duruma el koyup Suriye Selçuklu Devleti'ni, Haleb Melikliği ve Dımaşk Melikliği olmak üzere iki kola ayırdı.

Dımaşk Meliki olan Dukak, Selçuklu Devleti Antakya Emiri olan Yağısıyan'dan ve Kudüs'ün idaresini Fatimiler'den eline geçirmiş olan Artuklulardan olan Necmeddin İlgazi ile ittifak kurdu. Diğer taraftan Kudüs'ün idaresine ortak olan Artuklular'dan Sökmen Bey Rıdvan'ın müttefiki oldu.

Rıdvan Antakya Emiri Yağısıyan'a saldırdı ve Antakya'yı kuşattı. Yağısıyan'ın müttefikleri olan Dukak ve İlgazi Bey ona askeri yardıma gelince kuşatmayı bıraktı. Ama bu sefer Rıdvan Dımaşk'ı da kuşattı. Tam bu sırada Rıdvan'ın lalası olan ve ona yakın yönetim desteği veren Atabeyi Cenâhüddevle ile arası açıldı. Rıdvan kendi lalası olan atabeyine danışamaz oldu. Atabeyi Cenâhüddevle de Humus'a yerleşerek Humus Emiri oldu. Antakya Emiri Yağısıyan Rıdvan'a destek vermeye başladı. Bu desteği daha da güçlendirmek için Rıdvan Yağısıyan'ın kızı ile evlilik yaptı. Rıdvan Yağısıyan'la birlikte orduları ile kendileri aleyhtarlarının bulunduğu Asi Nehri üzerinde bulunan Şaizar kalesine saldırmak için askeri hazırlıklara başladılar.

Tam bu sırada Birinci Haçlı seferi Baronlar orduları Çukurova'ya indi. Bu Müslüman emirlerin aralarında yaptıkları müttefiklik anlaşmalarını ve düşmanlıkları sona erdirdi. Fakat Müslüman emirlikler birleşip Haçlılar ordusuna karşı gelmemeyi tercih ettiler. Eğer Müslüman emirler birbirleriyle anlaşıp bir karşı müttefiklik kurabilselerdi, Haçlıların Kudüs'ü ele geçirip orada bir Haçlılar Kudüs Krallığı kurmalarını önleyebileceklerdi. Ama kardeş olan Rıdvan ile Dükak arasındaki birbirinden nefret duyguları bunun gerçeklemesine engel oldu.

Haçlılar ordusu 20 Ekim 1097'de 8 ay sürecek Antakya Kuşatması'na başladı. Kale Antakya Emiri Yağısıyan tarafından savunulmakta idi. Haçlı orduları kuşatmaya devam edebilmek için erzak ve iaşe toplamak üzere Rıdvan'ın Haleb Melikliği arazilerine devamlı akınlar yapmaya başladılar. Kuşatma altında bulunan Antakya Emiri Yağısıyan önce Dımaşk'taki Suriye Selçuklu Șam Meliki Dukak'tan yardım istedi. Dukak Aralık 1097'de ordusuyla harekete geçti. Yolun hemen başında iken bir Haçlılar erzak ve iaşe arama birliği ile çatışmaya girişti. Bu silahlı çatışmadan Haçlılar ordusunun çok zorlu bir askerler grubu olduğunu öğrenip bundan sonra, kuşatma altındaki Antakya kendine tabi olmasına rağmen, bu kuşatmayı kırmaya çalışmak için askeri yardımda bulunmaktan tümden vazgeçti. Yağısıyan bu sefer Ocak 1098'de Suriye Selçuklu Haleb Meliki olan Rıdvan'dan yardım istedi. 9 Şubat 1098'de Rıdvan birkaç bin süvariden oluşan bir orduyu Antakya'ya destek verip kuşatmayı kırmak üzere gönderdi. Bu süvari ordusu, başlarında bulunan komutanın yeteneksizliği dolayısıyla, Antakya kalesi yakınlarında Haçlılar tarafından mağlup edildi ve geri çekilmek zorunda kaldı. Bu sefer Antakya Emiri Yağısıyan iki haftalık yürüyüş yolunda bulunan Musul Atabeyi Kerboğa'dan yardım istedi. Kerboğa Nisan 1097 sonunda yaklaşık 30.000 kişilik ordusuyla Antakya'ya yardım için yola çıktı. Bu ordu yolda kendine katılan diğer Müslüman birliklerle gittikçe büyüdü. Ama Kerboğa ordusu gayet yavaş hareket etmekte idi. Kerboğa ordusu daha hala yolda iken 2 Haziran'da Firuz adında bir Ermeni dönmesi Haçlıların kendine vadettikleri altın ve toprak bağışlarına tamah ederek kalenin "İki Kızkardeş Kulesi"'ndeki bir pencereden Haçlıların şehre girmesini sağladı. Yağısıyan ailesini geride bırakarak şehirden kaçtı ama bir Hıristiyan Ermeni tarafından şehrin uzaklarında bulunarak kafası kesildi. Komutansız kalan şehirdeki Müslüman güçler çok geçmeden Haçlılar tarafından alt edildiler ve ancak küçük bir kuvvet Yağısıyan'ın oğlu Şemsüddevle komutasında iç kaleye kapanmayı başardı. 3 Haziran günü Haçlılar iç kale hariç şehri ele geçirmişlerdi. Antakya iç kalesinde Yağısıyan'ın oğlu Şemsüddevle direnişe devam etti. Haçlıların hücumları onu iç kaleden sökemedi. Haçlılar ordusu şehir halkına büyük bir katliam uygulayıp şehri talan edip şehri bir Hıristiyan şehrine döndürme çabalarına giriştiler. Bu sırada Kerboğa ordusu ile Antakya önüne geldi ve Antakya kalesinde bulunan Haçlılar ordusunu kuşatmaya aldı. Ama Kerboğa bu kuşatmada da, özellikle kendi ordusuna katılmış olan Dımaşk Meliki Dukak'la devamlı anlaşmazlık yüzünden, korkakça pasif davrandı. Bu kuşatmadan büyük zorluklar çeken Haçlılar ordusu bir "mucize" ile Antakya Katedrali'nin sunağı altında İsa'nın çarmıhta öldürilmesine neden olan Kutsal Mızrak'ı buldular. Bundan aldıkları moral ile büyük bir huruç hareketine başladılar. Başta Dukak birçok Müslüman birliği kaçtılar ve sonunda Kerboğa'nın kalan ordusu büyük bir mağlubiyete uğradı. Kerboğa kendini zor kurtarıp ordusuz olarak Musul'a dönebildi. Antakya İç kalede kuşatma altındaki Şemsüddevle de müzakerelerden sonra kendisini ve askerlerine serbest geçiş hakkı kazandı ve iç kale de Haçlıların eline geçti. Bundan sonra Rıdvan ve diğer emirler Haçlıların güneye Kudüs'e doğru gidişlerine engel olamadılar. Haçlılara direniş Kudüs'ü ellerine geçirmiş olan Fatimilere kaldı.[1]

Fakat 1101'den itibaren Avrupa'dan yeniden gelmekte ve Anadolu'yu geçmek için yolda bulunan yeni Haçlılar ordularını durdurmak için Haleb Meliki Rıdvan Anadolu Selçuklu Devleti hükümdarı II. Kılıç Arslan ve Danişmendliler ile bir ittifaka katıldı. Bu Haçlılar ordularını Anadolu içinde elemine edip bertaraf eden Müslüman ordusunda Rıdvan'ın gönderdiği birlikler de bulunmaktaydı.

1 Mayıs 1103'te Humus'ta emir olan Jahab El-Devle Rıdvan'ın maiyetine girmiş olan bir Haşhaşi suikastçı olan "Hakim El-Müneccim" adlı bir Alamut Kalesi merkezli İsmaililer fedaisi tarafından öldürüldü. Bu Haşhaşilerin Suriye'deki ilk suikast eylemiydi. Bundan sonra Suriye'de Haleb Melikliği ve Dımaşk Melikliği ve hatta Haçlılar Hristiyan devletlerinde İsmaililer fedaileri önemli suikastçı rolü oynamaya başladılar.

1104'te Dımaşk Meliki Dukak vefat etti. Dımaşk'ta iktidar Türk asıllı askeri komutan olan Tuğtekin eline geçti. Dımaşk Atabeyi unvanını alan Tuğtekin önce Dukak'ın yetişkin olmayan küçük oğlu II. Tutuş'u ve sonra da Dukak ve Rıdvan'ın küçük kardeşi olup Rıdvan'in öldürme emrinden kurtulmuş olan genç Muhidddin Bektaş'ı kukla hükümdar olarak Dımaşk Melikliği tahtına geçirdi. Ama 1104 yılı sonunda bunlar bertaraf edildi. Haleb Meliki Rıdvan Suriye Selçuklu Devleti hükümdarı olarak Dımaşk'ı eline geçirdi. Fakat devletin başkenti yine Haleb'de kaldı.

Rıdvan Haçlıların kurduğu Haçlı Kudüs Krallığı ile derin mücadeleye girişmedi. 1105 Haçlıların Trablusşam'ı ellerine geçirmek için yaptıkları saldırılara karşı koymak için bu bölgeye asker gönderdi ama sonunda Haçlıların bu liman şehrini ellerine geçirip burada Haçlılar Trablus Kontluğu devletini kurmalarını önleyemedi.[2]

1104'in Haçlılar Harran Muharebesi'ni kaybedip Asi Nehri'nin doğusunda ellerinde bulunan arazileri kaybetmişlerdi. Avrupa'ya gitmiş olan Haçlılar Antakya Prensi Bohemund'nun taht naibi olan Celile Prensi unvanını taşıyan Tancred bu arazileri geri almak hedefiyle Rıdvan ile bir seri askeri mücadeleye başladı. 1105'de Rıdvan Celile Prensi Tancred'e karşı Haleb yakınlarında yapılan Artah Muharebesi'ni kaybetti ve Asi Nehri doğusundaki eski araziler tekrar Haçlılar eline geçti. Bu Haleb'i tehdit altına almaya başladı. Bu mücadele devem etti.

1111'de Melik Rıdvan Tancred'le savaşmaya yanaşmadan ona tabi olarak 20.000 dınar tazminat ödedi. Rıdvan'ın bu savaştan kaçınma tutumu Suriye halkını ondan gocundurmaya başladı. Haleb Kadısı olan İbnü'l-Kassab, Bağdad'a gidip oradaki Abbasi halifesini Celile Prensi'ne karşı bir Müslüman müttefikliği kurmasını teşvik etti.[3] Kurulan müttefik Müslüman ordusu başına Musul Atabeyi olan Mevdûd b. Altuntegin geçti ve Suriye'de Celile Prensi'ne karşı bir askeri sefer açtı. Fakat Rıdvan kendine yardıma gelen komşu emirler komutası altında bulunan bu Müslüman ordusuna karşı, onlar kendi başkenti Haleb'i savunmak için Haçlılarla mücadeleye girişmişlerken bile, gayet soğuk davrandı. Bu ordunu komutanı Musul Atabeyi Mevdûd b. Altuntegin 1113 Haziran sonunda Haçlılara karşı kazandığı El-Sannabra Muharebesi'nden sonra istirahatte çekildiği Dımaşk'ta bir İsmaili fedaisi tarafından bir suikasta maruz kalarak öldürüldü. Dımaşk'ta bu Haşhaşiler suikastının Rıdvan tarafından organize edildiği söylentileri yayıldı.

Fahrulmülk Rıdvan 10 Aralık 1113'de Dımaşk'ta vefat etti. Ölümünden sonra Haleb ve Suriye büyük bir karışıklık dönemine girdi.[4]

Rıdvan'ın yerine daha 16 yasına yeni girmiş olan oğlu Alp Arslan el-Akraş (kekeme veya dilsiz) Suriye Selçuklu Meliki oldu. Bu genç hükümdarın taht naipleri hadım Vezir Lülü ve Dımaşk Kadısı İbnü'l-Kassab oldu. Alp Arslan El-Akraş döneminde Haleb'de bir anarşi başladı. Genç kral nauvu olan Dımaşk Kadısı'nın kendisini idare edecek sertlikte olmadığını anlayarak iki küçük erkek kardeşini, bazı saray efradını ve birkaç askeri komutanını öldürüttü. Taht naipleri ise Haşhaşişlere karşı gayret yumuşak davranış gösteren Rıdvan'ın politikasını kökünden değiştirerek Haşhaşileri tümüyle Dımaşk ve Suriye'den elemine etmek için bir kampanya açtılar. Haşhaşilere yakın oldukları şüphe edilen biçok kişi ya öldürüldü ya da şehirlerden sürüldü. Şehirde bir keşmekeş ortaya çıktı. Melik olan Alp Arslan El-Akraş'ın aklını kaybedip deli olduğu söylentileri dolaşmaya başladı. Eylül 1114'de Alp Arslan el-Akras uykuda iken öldürüldü. Bu suikastın Vezir Lülü tarafından organize edildiği dedikoduları şehirde yayıldı. Yeni melik olarak 6 yasında olan Rıdvan'ın bir diğer oğlu olan Sultan-Şah bin Rıdvan Meliklik tahtına geçirildi. 1117'de Haleb'in gerçek yönetici ve taht naibi olan hadim vezir Lülü da bir suikasta maruz kalarak öldürüldü. Haleb şehri Antakya Prensliği tahta naibi Ruggero di Salerno tarafından alınması tehlikesi altında kaldı. Bunu iyi bilen Haleb ileri gelenleri Artuklu İlgazi Bey'in Haleb Atabeyi olarak seçilmesini sağladılar ve o da Rıdvan'ın kızı ile evlenip bir müddet sonra Haleb şehrini kontrol altına almayı sağladı.

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

  1. ^ Rene Grousset, Histoire des croisades et du royaume franc de Jérusalem - I. 1095-1130 L'anarchie musulmane, Paris 1934. (Fransızca)
  2. ^ Steven Runciman (çev. Fikret Işıltan), Haçlı Seferleri Tarihi: I. Cilt Birinci Haçlı Seferi ve Kudüs Krallığının Kuruluşu, TTKY, Ankara 1998, ISBN 975-16-0678-0.
  3. ^ Amin Maalouf (çev. Ali Kılıçbay), Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri, YKY, İstanbul 2006, ISBN 9789750811210.
  4. ^ Ibn al-Athīr The chronicle of Ibn al-Athīr for the crusading period from al-Kāmil fī'l-ta'rīkh: The years 491-541/1097-1146: the coming of the Franks and the Muslim response, Ashgate Publishing, London 2006, ISBN 0754640779. (İngilizce)
Resmî unvanlar
Önce gelen:
I. Tutuş
Suriye Selçuklu Haleb Meliki
1095-1113
Sonra gelen:
Alp Arslan el-Akras