Kullanıcı:SAİT71/Çalışma2

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
دَوْلَتِ عَلِيّهٔ عُثمَانِیّه
Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye
Osmanlı İmparatorluğu
1299-1 Kasım 1922/1923[dn 1]
bayrağı
Bayrak
{{{arma_açıklaması}}}
Arma
Slogan
دولت ابد مدت
Devlet-i Ebed-müddet
(Ebedîyen yaşayacak Devlet)
1481 ve 1683 tarihleri arasında imparatorluğun genişleme haritası (Asir, Cezayir, Hicaz, Sudan, Yemen hariç)
1481 ve 1683 tarihleri arasında imparatorluğun genişleme haritası (Asir, Cezayir, Hicaz, Sudan, Yemen hariç)
Başkent Söğüt
(1302-1326)
Bursa
(1326-1365)
Edirne
(1365-1453)
Konstantiniyye
(1453-1922)[1][2][3][ölü/kırık bağlantı][dn 2]
Yaygın diller Osmanlı Türkçesi (resmî) ve çeşitli birçok dil
Hükûmet Monarşi
(1299-1876)
(1878-1908)
(1920-1922)
Meşruti monarşi
(1876-1878)
(1908-1920)k
Sultan  
• 1281-1326 (ilk)
I. Osman
• 1918-22 (son)
VI. Mehmed
Sadrazam  
• 1320-31 (ilk)
Alâeddin Paşa
• 1920-22 (son)
Ahmed Tevfik Paşa
Tarihçe  
• Kuruluşu
1299
• Kuruluş
1299
1402-1413
1718-1730
1 Kasım 1922
• Dağılışı
1 Kasım 1922/1923[dn 1]
Yüzölçümü
• Toplam
19.902.000 km2 (7.684.000 sq mi)
Nüfus
• Sayılan
16000000
Para birimi Akçe, kuruş, lira, sultani
Öncüller
Ardıllar
Anadolu Selçuklu Devleti
Doğu Roma İmparatorluğu
Trabzon Rum İmparatorluğu
Mora Despotluğu
Epir Despotluğu
Türkiye Cumhuriyeti
Yunanistan Krallığı
Mısır Sultanlığı
Bosna-Hersek
Sırbistan Krallığı

Osmanlı İmparatorluğu (Osmanlı Türkçesiدولت عليه عثمانیه‎ Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye günümüz Türkçesiyle Yüce Osmanlı Devleti; günümüz Türkçesinde: Osmanlı İmparatorluğu ya da Osmanlı Devleti; aynı zamanda tarihsel olarak Batı Avrupa'da Turkish Empire, Ottoman Turkey ya da sadece Turkey), 1299 yılında Söğüt'te I. Osman tarafından kurulan bir Türk ve İslam devleti. 1299-1922 yılları arasında varlığını sürdürmüş, Doğu Avrupa, Güneybatı Asya ve Kuzey Afrika'ya kadar topraklarını genişletti ve 16. yüzyılda dünyanın en güçlü imparatorluğu halini aldı. Arnold Joseph Toynbee gibi bazı tarihçiler Türkiye'nin tek ardıl devlet sayılması gerektiğini savunurlar.[6]

Devletin kurucusu ve Osmanlı Hanedanının atası olan Osman Gazi, Oğuzların Bozok kolunun Kayı boyundandır. Devlet, Bilecik ilinin Söğüt ilçesinde kurulmuştur. Osmanlı Devleti'nin bağımsız bir devlet olarak tarih sahnesine çıkması yaygın kabule göre 1299 yılında olmuştur. İstanbul ile sınırlı bir şehir devletine dönüşmüş olan Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu'nu yıktı, bazı tarihçilere göre bu Yeni Çağ'ı başlatan olay olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu gücünün doruğunda olduğu 16. ve 17. yüzyıllarda üç kıtaya yayıldı ve Güneydoğu Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'nın büyük bölümünü egemenliği altında tutmuştur. Ülkenin sınırları batıda Cebelitarık Boğazı ve 1553'te Fas kıyıları'na, doğuda Hazar Denizi ve Basra Körfezi'ne, kuzeyde Avusturya, Macaristan ve Ukrayna'nın bir bölümüne ve güneyde Sudan, Eritre, Somali ve Yemen'e uzanmaktaydı.[7] Osmanlı İmparatorluğu 29 eyaletten ve özerlik tanınmış olan Boğdan, Erdel ve Eflak prensliklerinden oluşmaktaydı. Devlet zaman zaman denizaşırı topraklarda da söz sahibi olmuştur. Atlantik Okyanusu'ndaki kısa süreli toprak kazanımları Lanzarote[8] (1585), Madeira (1617), Vestmannaeyjar[9] (1627) ve Lundy[10](1655) bu duruma örnek olarak gösterilebilir.

Devlet altı yüzyıl boyunca Doğu dünyası ile Batı dünyası arasında bir köprü işlevi görmüştür. Hâkimiyeti altında bulunan topraklarda yaşayan halklar zaman zaman, toplu ya da yerel ayaklanmalar ile Osmanlı iktidarına karşı çıktılar. Genel olarak din, dil ve ırk ayrımından uzak durduğu için yüzyıllarca birçok devleti ve milleti hakimiyeti altında tutmayı başardı.[11] Osmanlı İmparatorluğu, eski Türk örf ve adetlerinin ve İslam kültürünün yükümlülüklerinin doğrultusunda bir yönetim şekli belirlemiştir.[12] Osmanlı İmparatorluğu'nun siyasi yapısında ve hukuk kurallarının oluşumunda İslam dininin belirleyici bir rol oynaması, Osmanlı İmparatorluğu'nun "İslam devleti", dolayısıyla bir "din devleti" olarak nitelenmesine neden olmuştur.[13]

Osmanlı İmparatorluğu dönemi bazı tarih uzmanlarınca[14][kaynak belirtilmeli] Osmanlı Hanedanı'nın[15] ve saray erkanının, Rum kadınlarla ve diğer Slav Hristiyan halklardan (Sırplar, Bulgarlar, Arnavutlar vb. gibi) kadınlarla evlilik yapması[16][17], iskan politikası sebebiyle devşirilen Hıristiyan çocukların Türk-İslam örf ve gelenekleri ile yetiştirilip yeniçeri ordusuna ve devlet kurumlarına alınmasıyla beraber,[18][19][20] Türk tarihinin Roma-Doğu Roma tarihi ile kaynaştığı dönem olarak görülür.[21]

İsim[değiştir | kaynağı değiştir]

Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucusu I. Osman zamanında Anadolu'da yer alan tüm beylikler de iktidarın babadan oğula geçtiği ataerkil bir yönetim biçimi hakimdi. Bu tip yönetim anlayışını benimseyen beylikler de ülke ve halk tabakası, hanedanın kurucusunun mirası şeklinde kabul görmekte ve beylikler hanedanın kurucusunun ismini almaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu'da hanedanın kurucusu olan Osman'ın ismini aldı ve Osmanlı Devleti şeklinde anıldı.[22] Osman'ın ismi Arapça عثمان (Othman) kelimesinin Türkçe formudur.

Osmanlı Türkçesinde imparatorluk, günümüz Türkçesinde "Yüce Devlet" anlamına gelen Devlet-i ʿAlīyye (Osmanlı Türkçesiدولت عليه), imparatorluğun son dönemlerinde ise nadiren de olsa ismin sonuna eklenen Osmānīye (Osmanlı Türkçesiعثمانیه) kelimesiyle beraber "Yüce Osmanlı Devleti" anlamına gelen Devlet-i ʿAlīye-yi ʿOsmānīye (Osmanlı Türkçesiدولت عليه عثمانیه)[23][24] olarak isimlendirildi.[25] Cumhuriyet sonrasında kullanılan Türkçede ise Osmanlı İmparatorluğu ya da Osmanlı Devleti isimleri kullanılmaktadır.

19. yüzyıldan önceki İngilizce kaynaklarda Turkey[26], Turkish Empire[27] ve Ottoman Turkey[28][29] şeklindeki kullanımlara rastlanır.

Batı Avrupa'da, Osmanlı İmparatorluğu (İngilizceOttoman Empire) ve Türkiye (İngilizceTurkey) olmak üzere iki isim birbirinin yerine kullanıldı, "Türkiye" hem resmî hem de resmî olmayan ortamlarda git gide daha çok yaygınlaştı. Bu ikilem, Ankara merkezli yeni kurulan Türk hükümetinin Türkiye'yi ülkenin resmi adı olarak seçtiği 1920-23 yıllarında sona erdi. Çoğu bilim tarihçisi, imparatorluğun çok uluslu karakterinden dolayı Osmanlı'dan bahsederken Türkiye, Türkler ve Türk terimlerini kullanmazlar.[30]

Günümüzde modern Türkiye için de Turkey kullanımının yaygın olmasının yanı sıra Republic of Turkey kullanımıyla, Osmanlı İmparatorluğu dönemi ile Cumhuriyet dönemi birbirinden ayrılır.

Kayı boyu ve Osmanlı ailesi[değiştir | kaynağı değiştir]

Kayı boyu damgaları

Genel görüşe göre Osmanlı ailesinin, Oğuzların sağ kolu olan Gün Han kolunun Kayı boyundan geldikleri kabul edilmektedir.[31][32] Osmanlıların etnik kökenleri hakkında bilgi veren ilk dönem Osmanlı kronikleri, genel anlamda aynı görüşü paylaşmaktadırlar.[33] İlk dönem kroniklerinde verilen bilgiler, Oğuz Kağan Destanı ile aynıdır. Destana göre Oğuz Han'ın Gün Han, Ay Han, Yıldız Han, Gök Han, Dağ Han, Deniz Han olmak üzere altı oğlundan ilk doğan üç tanesi Gün Han, Ay Han, Yıldız Han Oğuz boylarının sağ kolunu, diğer üçü ise sol kolunu oluşturuyorlardı.[31] Oğuz Han'ın her bir oğlunun dört boyu mevcuttu. Oğuz boyları ise toplamda yirmi dört boydan meydana gelmekteydi.[dn 4] Oğuz Han'ın altı çocuğunun oluşturduğu bu boyların Gün, Ay ve Yıldız hanlarından gelen kollarına Bozoklar (ya da Bozoklu), Gök, Dağ ve Deniz kollarına ise Üçoklar (ya da Üçoklu) denmekteydi.[31] Orduda ve şölen adı verilen ziyafetlerde Bozoklar Han'ın sağ tarafında, Üçoklar ise sol tarafında yer alırlardı. Bozoklar da en başta Gün Han'a mensup olan boylar, Üçoklar da ise Gök Han'a ait boylar gelirlerdi.[31] En başta yer alan Gün Han'ın derecelerine göre sırasıyla Kayı, Bayat, Alkaevli (ya da Elkaevli), Karaevli adlı dört boyu gelirdi.[34] Kayı, kelime anlamı olarak; muhkem, kuvvet ve kudret sahibi demektir. Sembolü ise şahindir. Damgası Kayi.svg ya da KAYI BOYU DAMGASI.svg şeklindeki iki ok ile bir yaylı ok şeklindedir.[34][35]

Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşu hakkındaki bilgilerin büyük çoğunluğu, geç 15. yüzyıl ve erken 16. yüzyılda yazılmış Türkçe eserlere dayanmaktadır.[33] Ahmedî'nin İskendernâme isimli eseri, bu konuda yazılan ilk Osmanlı kaynağı olarak kabul edilmektedir.[33] Yazıcızâde Ali'nin Tevârih-i Âl-i Selçuk isimli eserinde de Osmanlılar'ın Kayı boyundan geldiği kabul edilmektedir.[33] Ahmedî'nin İskendernâme isimli eserinin Âğâz-ı Dâsitân bölümünde, Ertuğrul'un Oğuzlardan Gökalp'in soyundan geldiği yazmaktadır.[36] Enverî'de Osmanlıların Oğuz soyundan geldiğinden bahsederek, Kayıları Nuh'a kadar götürmüştür.[37] 15. yüzyıl Osmanlı tarihçilerinden Şükrullâh ise Behcetü't Tevârîh isimli eserinde, Kayıları Nuh, Yafes, Kayı Han, Kara Han, Oğuz Han, Gök Alp, Kızıl Buğa, Kaya Alp, Süleyman Şah, Ertuğrul, Osman, Orhan, Murad, Bayezid, Murad ve Mehmed olarak sıralamıştır.[38] II. Mehmed devrinde yaşayan Osmanlı tarihçisi Âşıkpaşazâde'de Osmanlıların tarihini anlattığı Tevârîh-i Âl-i Osman isimli eserinde, Şükrullâh gibi Osmanlıları Nuh'a kadar götürmüştür. Ancak Şükrullâh'tan daha fazla isme yer vermiştir. [39] Bunların dışında İbn-i Kemal[40], Naîmâ[41], Mahmûd el-Bayâtî[42], Oruç Bey[43], Neşrî[44], Kâtip Çelebi[45] ve Mustafa Nuri Paşa[46] gibi kronik yazarlarının kaynaklarında da bu silsileler hemen hemen benzerdir.

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Oğuz Han
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Gün Han
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Kayı
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Saçıkaralılar
 
 
Kurtlu
 
 
Kızılkeçili
 
 
Karakeçili
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Atçekenler (Tanrıdağı Türkmenleri)
 
Sarıkeçili
 
Haculu
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Osmanlı Hanedanı
 

20. yüzyılın ilk yıllarından itibaren Herbert Adams Gibbons'un Osmanlıların gayrimüslim tebaadan geldiği iddiasıyla, Osmanlıların kuruluş ve etnik kökenleriyle ilgili yeni bir tartışma başladı. Gibbons'un iddiasına göre; Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucusu olan Osman, (daha sonra ) kayınpederi olan Şeyh Edebali'nin evinde onun verdiği Kur'an'ı sabaha kadar ayakta okur ve bir rüya görür. Rüyasında melek ona; bu ebedi sözleri büyük bir saygıyla okuduğundan dolayı, çocukların ve çocuklarının çocuklarının nesli büyük bir onura sahip olacaktır der. Osman bu sayede müslüman olur.[47] Gibbons'a göre Osman, Moğol istilasından kaçarak Söğüt'e gelen küçük bir aşiretin beyidir. Yine yazara göre Osmanlılar özellikle İslam dinini kabul eden Rumlar ile birlikte Türk ırkının dışında yeni bir ırk oluşturmuşlardır.[47] Gibbons bu düşüncesiyle Osmanlıların Oğuz ve Kayı soyundan geldikleri görüşünü kabul etmemiştir. Josef Markwart, Dîvânü Lugati't-Türk'de geçen Kay ları Kayı olarak kabul etmiştir. Osmanlıların Moğolların Kay kabilesinden geldiklerini ve Türkleşmiş Moğol olduklarını iddia etmiştir. Mehmet Fuad Köprülü ise Dîvânü Lugati't-Türk'te hem Kay'lardan hem de Kayı (Kayığ)'lardan bahsedilmesi nedeniyle Markwart'ın bu tespitinin yanlış olduğunu belirtmiştir.[48]

Tarihçi Paul Wittek ise Osmanlıların şecerelerinin Oğuzların Kayı boyuna bağlı olmadığını savunmuştur. Wittek'e göre Kayı boyu ile ilgili şecereler, devletin kuruluşundan 150 yıl sonra yazılmaya başlanan Osmanlı kroniklerine dayanan efsaneleştirilmiş öykülerdir. Wittek çalışmalarında Osmanlı kroniklerini sık kullanan tarihçilerden bir tanesi olsa da, Osmanlı'nın etnik geçmişi hakkında kroniklere güvenmemiştir. Osmanlının toplama bir kabile olduğunu ve devleti Anadolu'nun uçlarında yaşayan Gazilerin kurduğunu savunmuştur.[49][50] Ayrıca II. Murad devrinden sonra Kayı ve Oğuz unsurlarının diğer beylikleri kontrol altına almak ve üstünlük kurmak amacıyla çokça vurgulandığı görüşünü belirtmiştir.[51] Rudi Paul Lindner'da Kayı boyu şecerelerinin II. Murad devrinde diğer beyliklere karşı üstünlük sağlamak için uydurulduğunu iddia etmiştir.[52] Lindner, 15. yüzyıl kroniklerine dayanarak Osmanlıların soyunu Oğuzlara çıkarmanın inandırıcı olmayacağını söylemiştir. Lindner, Osman'ın devleti yanındaki göçebelerle birlikte kurduğunu iddia etmiştir.[53]

Feridun Emecen, onbeş ve onaltıncı yüzyıla ait tahrir defterlerinde Osmanlı İmparatorluğu'nda Kayıların mevcut olduğunu belirtmiştir. O yıllarda Kayı boyuna mensubiyetin çok cazip olmadığı için, Osmanlıların diğer Anadolu Türkmen beyliklerine karşı üstünlük kurmak amacıyla böyle bir iddiada bulunmayacaklarını söylemiştir.[54] Mehmet Fuad Köprülü'de Emecen ile hemen hemen aynı görüşleri paylaşmıştır. Köprülü, Osmanlıların meşruiyet kazanmak amacıyla sonradan bir silsile uydurmadığını söylemiştir. Köprülü, böyle uydurma bir iddia da saray tarihçilerinin de ortak bir anlatıyı yazacaklarını savunarak, günümüzdeki kronikler de bu konuyla ilgili farklılıkların olduğunu ve bunun sonucunda Kayı boyu görüşünün uydurma olmadığını belirtmiştir.[55] İsmail Hakkı Uzunçarşılı'da Kayıların varlığını kesin olarak kabul eden tarihçilerdendir. Uzunçarşılı'ya göre Osman'ın ele geçirdiği toprakları Oğuz an'anesine göre yakınlarına ve silah arkadaşlarına dirlik olarak pay etmesi Kayı görüşünün gerçek olabileceğinin en önemli işaretlerinden birisidir.[56] Halil İnalcık ise II. Murad zamanında, Timur'un Cengiz Han soyundan gelmesini üstünlük unsuru sayarak Osmanlılar'a karşı egemen olmak istediğini, buna karşı ise Osmanlıların Kayı boyu ve Oğuz hikâyesini uydurduklarını söylemiştir. Bu tarihten sonra ise dünyaya gelen şehzadelere Oğuz ismi konulmaya başlanmış, çeşitli silah ve topların üzerine kayı damgası işlenmiştir.[57][58] Mehmet Ali Kılıçbay'a göre, I. Murad zamanında Osmanlıların Anadolu Beyliklerinin üzerine gitmeye başlamasıyla ortaya çıkan soylu-soysuz tartışmaları sonucunda, Osmanlılar Kayı boyunu ortaya atarak diğer beyliklere üstünlük sağlamak istemiştir.[59]

Tarihçe[değiştir | kaynağı değiştir]

Osmanlı İmparatorluğu belirli tarihsel dönemlere ayrılarak incelenir. Dönemler, Osmanlı Devleti'nin yönetim yapısına ve dünya siyasetindeki yerine göre belirlenmiştir. Toprak büyüklüğünü temel alan ayrıştırmalardan daha detaylı bir bakış açısına izin vermektedir.

Beylik dönemi[değiştir | kaynağı değiştir]

Anadolu'ya Oğuz-Türkmen göçleri ve Anadolu Selçuklu Sultanlığı[değiştir | kaynağı değiştir]

Oğuzların ve Türkmenlerin batıya doğru göç hareketleri başlıca iki aşamada gerçekleşti. Birincisi, Türkmenlerin Selçuklular önderliğinde 1020'lerden itibaren Azerbaycan'ı istilâ etmeleri ve Anadolu'ya akınları, Büyük Selçuklu İmparatorluğu Sultanı Alp Arslan'ın 1071 yılındaki Malazgirt zaferiyle birlikte Anadolu'yu Türklere açmasıdır. Bu zaferle birlikte Türkmenler Ege Denizi'ne kadar Anadolu'da birçok yeri istilâ ettiler.[60] Bu yerlerde yaşayan Rum ahali ise kıyılara kaçıyor ya da Türkmenlerle uzlaşarak yaşamak zorunda kalıyordu.

Asıl ikinci büyük göç hareketi ise 1220'lerden sonra doğuda başlayan büyük Moğol istilası sebebiyle, Türkmenlerin Orta Asya ve yoğun olarak yaşadıkları Azerbaycan'dan Anadolu'ya doğru başladı. Moğol istilası sebebiyle Mâverâünnehir, Horasan ve Azerbaycan'dan Anadolu'ya gerçekleşen göç ile beraber, Anadolu'daki Türk nüfusu büyük bir artış gösterdi. 13. yüzyılda Anadolu'da tam anlamıyla bir Türk yurdu görünüşü hakimdi. İtalyan gezgin Marco Polo, 1279 yılında Doğu-Anadolu'dan geçerken, Anadolu'yu Turkmenia ismiyle anmıştır.[60] Türkmenlerin bir kısmı kendilerine uygun buldukları yerlerde köyler kurarak yerleşik düzende yaşamaya başladılar. Türkmenler 1240 yılında Baba İlyas ve Baba İshak önderliğinde Selçuklu idaresine karşı büyük bir ayaklanma gerçekleştirdi. Üç yıl sonra ise Moğol kumandanı Baycu Noyan Anadolu'yu istilâ etti. Bu ayaklanma Anadolu'nun şekillenmesinde önemli bir yer tuttu. Vefâ'îyye tarikatından Baba İlyas'ın soyundan gelen Âşık Paşa, Muhlis Paşa ve onların halifeleri Babaîler, batı taraftaki sınır bölgelere yerleşerek, Osmanlı'nın toplum ve kültür hayatında önemli bir rol oynadılar. Bunlardan bir tanesi Osmanlı Hanedanının kuruluşunda önemli rol oynayan ve Osman Gazi'nin hocası ve kayınpederi olan Şeyh Edebali'dir.[61]

Kösedağ Muharebesi'nde Selçuklu askerlerini kovalayan Moğol öncü birlikleri.

Moğol kumandanı Baycu Noyan, 1243 yılında kalabalık ordusuyla Anadolu'yu istila etti. Baycu Noyan komutasındaki Moğol birlikleri 3 Temmuz 1243 yılında Kösedağ Muharebesi'nde II. Gıyaseddin Keyhüsrev yönetimindeki Selçuklu Ordusu'nu bozguna uğrattı.[62][63] Anadolu Selçuklu Devleti bu savaşın ardından İlhanlılar'a bağımlı bir hale geldi.[64] 13. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde Anadolu'daki Moğol baskısı giderek arttı. Bu baskı sonucunda ise Türkmenler Batı Anadolu'da Bizans topraklarını istilâ etmeye başladılar.[61] Batı tarafında Bizans'a karşı en güçlü beylik Germiyanoğulları Beyliği'ydi. 1260 yılında Malatya'dan Kütahya'ya yerleştiler. Osman'ın babası Ertuğrul Bey'in de aşiretiyle beraber bu tarihlerde Eskişehir-Sakarya bölgesine yerleştiği tahmin edilir.[61] Türkmenler Anadolu'da Moğollara karşı direnen en önemli güç konumundaydılar. Moğol istilâlarına karşı koymak amacıyla İslâm Gaza anlayışını benimseyerek Memlûk Sultanlığı ile iş birliği içerisine girerek, Anadolu'daki Moğollara karşı Türk bağımsızlığının kazanılmasında siyasî liderliği ele aldılar.[61] Selçuklu'nun sınır bölgeleri Akdeniz, Karadeniz ve batı ucu olarak üç hudut bölgesi olarak organize edildi. Her bölgeye, Selçuklu sultanının atamış olduğu bir emîr (bey) bulunuyordu. Dağlık bölgelerde ise yarı göçer Türkmenler mevcuttu. Bunlar merkezi devlet siyasetinin etkisinden uzak bir yaşam sürüyorlardı. Uclarda, dinsel yaşamda, dervişler ve Orta Asya Türk gelenekleri (Yesevîye ve Babaîyye) hâkimdi.[61]

Osmanlı Beyliği'nin ortaya çıkışı[değiştir | kaynağı değiştir]

İslâm devletlerinde ve özellikle Anadolu'da gazâ ideolojisi ve hareketlerinde artış başlaması[61] ve 1261 yılındaki Anadolu'daki Moğollara karşı başlayan geniş bir Türkmen hareketi, Osmanlı'nında aralarında bulunduğu birçok Türkmen beyliğinin kurulmasına sebep oldu. Bu tarihten itibaren Anadolu; İran İlhanlı Moğol devleti ile onun egemenliğini kabul etmiş olan Selçuklu sultanlarının hüküm sürdüğü doğu kısım ve Türkmenlerin hakimiyeti altında olan batı kısım olarak iki siyasî bölgeye ayrılmıştı.[65] Selçuklu'nun batı sınır bölgesinde kurulan Eşrefoğulları Beyliği, Hamitoğulları Beyliği, Sâhib Ataoğulları Beyliği, Germiyanoğulları Beyliği ve Çobanoğulları Beyliği ile Bizans topraklarını fethederek kurulan Batı uc beylikleri (Menteşe, Aydınoğulları, Saruhanoğulları, Karesi ve Osmanlı) Türkmen yönetimindeki yarı bağımsız Anadolu'yu temsil ediyorlardı.[65] Moğol İlhanlı yönetiminin merkezi kontrol ve mali sistemine karşı olan yarı göçer Türkmen boyları, Moğollar tarafından Selçuklu tahtına geçirilen sultanlara karşı çıktılar. 1284 yılında Moğolların II. Gıyaseddin Mesud'u (1284-1296) tahta geçirip, onun saltanat rakibini destekleyen Germiyanoğulları'na karşı saldırmaları sonucunda Türkmen boyları hedeflerini Bizans topraklarına yönelttiler.[66] Bunun sonucunda Batı Anadolu Germiyanoğulları tarafından fethedildi. 1270 ile 1310 yılları arasında bölgede Menteşe, Aydın, Saruhan, Karesi gibi gazî Türkmen beylikleri kuruldu. Bölgede kurulan ilk beylik 1269 yılında Teke Türkmenleri tarafından desteklenen Menteşeoğulları'dır. Bu beylikler Osmanlı Beyliği gibi Selçuklu sınırlarının ötesinde Bizans topraklarının fethedilmesiyle ortaya çıkan yeni bir Türkmen beylikleri zincirini meydana getirmekteydi.[66]

Osmanlı Beyliği, Batı Anadolu'da kurulan bu beylikler arasında en kuvvetli ve en zengini konumuna geldi.[dn 5] Daha sonra ilki 1345'lerde Karesi Beyliği olmak üzere diğer beylikleri işgal etmeye başladı.[66] Osmanlı Beyliği, Osman'ın yönetimi altında çevreye düzenlenen akınlarını çoğaltarak devam ettirdi ve iç bölgelerden gelen insanların da beyliğe katılmasıyla, Bizanslıların elinde olan kale ve kasabaları alabilecek kadar güçlendi.[67] Osmanlılar, Karacahisar'ı ele gerçirmelerinin ardından ilk defa 1299 yılında Söğüt ile birlikte Yarhisar, Yenişehir ve İnegöl'ü topraklarına kattı.[67][68][69] 1299 yılında Karacahisar'ı ele geçiren Osman Gazi, rivayete göre kendi adına hutbe okutarak oraya bir kadı atadı ve kendi töre/kanûnunu ilân ederek bağımsızlık iddiasında bulundu.[69] Öz Türk geleneğine göre devletin kuruluşu, her şeyden evvel, egemenliğini Tanrı'dan aldığına inanılan karizmatik bir liderin ortaya çıkışına bağlı olduğu inanışına göre,[69] Osmanlı'nın resmî kuruluşu yaygın olarak 1299 yılı olarak kabul görür.[dn 6]

Kuruluş (1299-1453)[değiştir | kaynağı değiştir]

1299 yılına gelindiğinde Anadolu'da hüküm süren Anadolu Selçuklu Devleti yıkılma süreci içindeydi. Bu yıllarda Osman Bey, yakın arkadaşları ile birlikte Bilecik, Yarhisar ve İnegöl'ü fethetti. 1301'de Yenişehir fethedildi. Osmanlı Beyliği, 1299'da resmen kuruldu. (Bunun yanı sıra tarihçilerin bazıları beyliği kuruluşunu 1301 kabul eder. Halil İnalcık'a göre ise beylik 1302'de gerçekleşen Koyunhisar Savaşı ile kurulmuştur.[70]) 1302'de Bizans İmparatorluğu kuvvetleri, Osman Bey'i durdurmak için yola çıktı. Osman Bey, Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ilk savaş olarak kabul edilen Koyunhisar Muharebesi'nin kazananı oldu.[71]

Akçakoca Bey İlk Kumandanlardan
I. Osman Osmanlı Devleti Kurucusu
Konur Alp İlk Kumandanlardan

1326'da Osman Bey, Bursa'yı kuşattı. Fakat kendisinin rahatsızlanması üzerine kuşatmaya Orhan Bey devam etti. Aynı yıl Bursa fethedildi ve başkent yapıldı.[72] Döneminde kendi adına para bastırarak beyliği devlet haline getirdi.[73] 1329'da III. Andronikos'un başında bulunduğu Bizans ordusu ile yaptığı Pelekanon Muharebesi'ni kazandı.[74] 1331'de İznik'i, 1337'de İzmit'i topraklarına kattı.[75][76] Ayrıca kendisinin döneminde devletin sınırları, komşu Türk beyliklerinin toprakları yönünde de genişlemeye başladı. 1345'te Karesioğulları Beyliği Osmanlı egemenliği altına girdi. Böylece Osmanlı, hem beyliğin donanmasından yararlandı, hem de Rumeli'ye geçiş için alınması gereken önemli bazı noktalara sahip oldu.[77] 1352'de, taht kavgaları ile mücadele eden Bizans yöneticilerinden Matheos Kantakuzinos'a isteği üzerine yardım kuvveti gönderen Orhan Bey, yardımın karşılığı olarak Gelibolu Yarımadası'nda bulunan Çimpe Kalesi'nin sahibi oldu. Çimpe Kalesi'nin ele geçirilmesi ile Osmanlı Devleti, ilk Rumeli toprağını kazandı.[78]

Orhan Bey'den sonra yerine I. Murad geçti. Murad Hüdavendigâr olarak da bilinen I. Murad, Osmanlı topraklarını Balkanlar yönünde genişletmeyi sürdürdü. İlk olarak Edirne yakınlarında yapılan Sazlıdere Savaşı ile Türk ilerleyişini durdurmak isteyen bir Bizans-Bulgar ordusunu yenilgiye uğrattı ve zaferin ardından Edirne'yi ele geçirdi. Kısa bir süre sonra, Edirne'yi geri almak isteyen Macar, Sırp, Bulgar, Eflâk ve Bosna birleşik ordusu ile Edirne yakınlarında karşılaştı. Yapılan Sırpsındığı Savaşı'nda karşı tarafı yenilgiye uğrattı. Döneminde, Bulgaristan, Yunanistan ve Sırbistan'ı ele geçirmeyi başardı. Döneminde, Hamitoğulları Beyliği'nden para karşılığı Akşehir, Yalvaç, Beyşehir, Seydişehir, Karaağaç, Eğirdir ve Isparta'yı; Germiyanoğulları Beyliği'nden çeyiz yoluyla Kütahya, Simav, Tavşanlı ve Emet'i aldı.[79] Balkan ve Avrupa devletlerinin Osmanlı'nın Avrupa yönündeki ilerlemesini durdurma çabaları I. Kosova Muharebesi ile devam etti. Osmanlı, savaşın kazananı oldu. Fakat I. Murad savaşın bitmesinin ardından şehit edildi.[80]

I. Murad'ın I. Kosova Savaşı sonrasında şehit edilmesi üzerine Osmanlı tahtına daha sonraları Yıldırım Bayezid olarak da tanınacak olan I. Bayezid geçti. I. Bayezid, Balkanlar'ın yanı sıra Anadolu'da siyasi birlik sağlama çabasına girişti. Bu kapsamda Aydınoğulları, Germiyanoğulları, Hamitoğulları, Menteşeoğulları ve Saruhanoğulları beyliklerini topraklarına kattı.[81] 1392'de Candaroğulları topraklarını ele geçirdi.[82] Saltanatı süresince dört kez İstanbul'u abluka altına aldı. Bunlardan üçüncüsünü 1396 yılında yaptı fakat Haçlı ordusunun Niğbolu'ya kadar gelmesi üzerine ablukayı kaldırdı.[83] Eylül 1396'da yapılan Niğbolu Savaşı'nı kazandı.[84] Savaşın ardından İstanbul'u dördüncü kez abluka altına aldı fakat bu albukayı da doğuda beliren Timur tehlikesi sebebiyle kaldırdı.[85] Çin'e sefer düzenlemek isteyen ve batısında güçlü bir devlet barındırmak istemeyen Timur, daha önceleri savaşarak yenilgiye uğrattığı Karakoyunlu ile Celayirîli hükümdarlarının Osmanlı'ya sığınmasını ve istediği şartların kabul edilmemesini ileri sürerek Osmanlı'ya savaş açtı. İki ordu, Ankara'nın Çubuk Ovası'nda karşılaştı. 1402'de yapılan Ankara Savaşı'nda Yıldırım Bayezid, kendisine bağlı Türk beylerinin Timur'un tarafına geçmesininde etkisi ile de yenilgiye uğradı; oğullarından Mustafa ve Musa ile birlikte Timur'a esir düştü.[81][86] Yıldırım, 1403'te Akşehir'de vefat etti.[86] Timur, Yıldırım'ın vefatı üzerine Musa'yı serbest bıraktı.[86]

I. Mehmed, Fetret Devri'ne son verdi

Yıldırım Bayezid'in esir düşmesi ve esaret hayatındaki ölümünden sonra, oğulları İsa, Mehmed, Musa ve Süleyman arasında taht kavgaları başladı. Fetret Devri adıyla bilenen dönemin başında Timur, Yıldırım tarafından ele geçirilen Anadolu beylerine eski topraklarında yeniden bağımsız beylikler kurdurdu.[86] Tahtın sahibi olmak için şehzadeler arasında yapılan mücadelelerde ilk olarak Musa, İsa tarafından mücadelenin dışına atıldı ve ilk olarak Germiyanoğulları'na, ardından Karamanoğulları'na sığındı.[86] 1406 yılında İsa, Mehmed'in tarafını tutan askerler tarafından öldürüldü.[86] Böylece mücadele Süleyman ve Mehmed arasında devam etmeye başladı; Süleyman, devletin Rumeli yakasının, Mehmed, Anadolu yakasının yöneticisi oldu.[86] İki kardeş arasında süren çatışmalar sırasında Musa, yeniden harekete geçti ve 1411'de Süleyman Çelebi'nin bulunduğu Edirne'ye baskın yaptı.[86] Aynı yıl Süleyman öldürüldü. 1411'den sonra çarpışmalar, Mehmed ve Musa arasında sürmeye başladı.[86] İki kardeş arasındaki mücadele, 1413 yılında Mehmed'in Musa'yı öldürtmesi ile sonlandı ve Fetret Devri noktalanmış oldu. Aynı yıl Mehmed, I. Mehmed unvanı ile Osmanlı tahtına oturdu. Saltanatı sırasında Ankara Savaşı sonrası Anadolu'da yitirilen toprakların birçoğunu yeniden ele geçirdi.[86] Döneminde Venedikliler ile yapılan ilk deniz savaşı, başarısızlıkla sonuçlandı.[87] Şeyh Bedrettin, Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal isyanlarını bastırdı. Saltanatın sonlarında, Timur tarafından esir edilen kardeşi Mustafa olduğunu iddia eden bir kişinin kendisini Osmanlı padişahı ilan etmesi üzerine, bu sorun ile uğraştı ve Mustafa'nın üzerine yürüdü. Mustafa, yenilmesinin üzerine Bizans'a sığındı.[88] I. Mehmed, 1421 yılına gelindiğinde vefat etti.[86]

I. Mehmed'in vefatı üzerine tahta II. Murad çıktı. I. Mehmed'in ölümü üzerine Bizans tarafından serbest bırakılan Mustafa, II. Murad'ın saltanatının başında Düzmece Mustafa İsyanı olarak bilinen isyanı çıkardı. Mustafa, 1422'de yakalandı ve idam edilerek isyan sonlandırıldı.[89] Aynı yıl İstanbul'u kuşattı fakat başarılı olamadı.[90] İki tarafda teknolojik bakımdan tamamen birbirine eşdi ve Türkler "bombardıman taşlarını almak için" barikat kurmak zorunda kalmışlardı.[90] Yine aynı yıl kendisinin kardeşi Küçük Mustafa'da tahta geçmek için isyan etti. İsyan, birkaç ay içinde bastırıldı.[91] Döneminde, Aydınoğulları, Germiyanoğulları, Menteşeoğulları ve Tekeoğulları tamamen Osmanlı egemenliği altına girdi.[92] 1444'te Macarlar ile Edirne-Segedin Antlaşması'nı imzaladı. Antlaşmaya göre, tarafların on yıl boyunca savaşmamaları kararlaştırıldı.[93] Barışın hemen ardından yerini kendi isteği ile on iki yaşındaki oğlu II. Mehmed'e bıraktı.[94] Osmanlı tahtının henüz on iki yaşındaki şehzadeye kalmasını fırsat olarak değerlendiren Haçlı birliği, Edirne-Segedin Antlaşması'nı yok sayarak Osmanlı'ya savaş açtı. Kasım 1444'te gerçekleştirilen Varna Muharebesi için II. Murad tekrar ordunun başına geçti ve bu muharebeyi kazandı.[94] Ancak, savaşın hemen ardından tekrar tahta geçmedi; ikinci kez tahta geçmesi 1446 yılında gerçekleşti. 1448'de Osmanlı'nın Balkan hakimiyetine son vermek amacıyla kendisine saldıran Eflak ve Macaristan orduları ile II. Kosova Muharebesi'sini yaptı; muharebenin kazananı oldu.[95] 1451 yılına gelindiğinde vefat etti.[96] Vefatının üzerine tahta tekrar oğlu II. Mehmed geçti.

Yükselme (1453-1683)[değiştir | kaynağı değiştir]

Yayılma ve doruk noktası (1453-1566)[değiştir | kaynağı değiştir]

II. Mehmed, İstanbul'un Fethi sırasında gemileri karadan yürütürken

Babasının ölümü üzerine tahta çıkan II. Mehmed, ilk iş olarak babasının Venedikliler, Cenevizler, Macarlar ve Sırplar ile yaptığı barış anlaşmalarını yeniledi.[97] Ardından İstanbul'u kuşattı, 29 Mayıs 1453'te şehri fethetti ve ülkenin başkenti yaptı. Böylece Ortodoks Kilisesi'ni de himayesi altına aldı. Fetih, tarihçiler tarafından Orta Çağ'ın sonu ve Yeni Çağ'ın başlangıcı sayılan olaylardan biri olarak kabul eder. 1460'da Mora Despotluğu'na, 1461'de Trabzon Rum İmparatorluğu'na son verdi. Balkanlar'da Osmanlı topraklarını genişletmeye devam etti. 1468'de, Karamanoğulları Beyliği'ni ortadan kaldırdı. Karamanoğulları'nı koruyan ve Venedik'le işbirliği yapan Akkoyunlu hükümdarı Uzun HasanOtlukbeli Savaşı'nda yendi. Böylece devletin sınırlarını Fırat Nehri'nin batısındaki Anadolu topraklarına kadar genişletmiş oldu. Girit hariç Ege Denizi'ndeki tüm adalardaki Venedik hakimiyetini sonlandırdı. Sadrazam Gedik Ahmed Paşa'nın Toroslar'ı ve Akdeniz kıyılarını ele geçirmesiyle Memlûklar ile sınır komşusu oldu. Yine Gedik Ahmet Paşa'nın Kırım'a yaptığı seferler ile Kefe, Sudak ve Kırım Hanlığı, Osmanlı himayesine girdi. Böylece Karadeniz'deki Ceneviz hakimiyeti sonlandırıldı ve deniz, bir Türk gölü haline geldi. II. Mehmed, döneminde çıkardığı kanunları Fatih Kanunnamesi adıyla kitaplaştırdı. 1480'de düzenlenen Otranto Seferi sonucunda Napoli Krallığı'nın elinde bulunan Otranto, Osmanlı topraklarına katıldı. Fakat 1481'de II. Mehmed'in vefatı sonucunda sefer yarım kaldı. Osmanlı birliklerinin geri çekilmesi üzerine Otranto, Napoli Krallığı tarafından yeniden ele geçirildi.

II. Mehmed'in ölümü üzerine tahta, Yeniçerilerin desteği alan II. Bayezid geçti. Fakat kardeşi Cem, kendisinin padişahlığını tanımadı: Böylece iki kardeş arasında taht mücadelesi başladı.[98] Bayezid, Cem'i yenilgiye uğrattı. Bunun üzerine Cem, sırasıyla Memlûklar'a, Rodos Şövalyeleri'ne ve papaya sığındı.[98] II. Bayezid, 1483'te Hersek'i, 1484'te Kili ve Akkerman'ı Osmanlı topraklarına kattı. Döneminde, Memlûklar ile yapılan savaş sonuçsuz kaldı.[99] Cem'in 1495'te ölümünden sonra Avrupa'da seferler yapmaya devam etti.[98] Venedikliler ile 1499-1503 yılları arasında yaptığı savaşlar sonucunda devlete Modon, Koron, Navarin ve İnebahtı limanlarını kazandırdı; ülkeyi vergiye bağladı. 1500'lerin başında güçlenmeye başlayan Safeviler, Anadolu'da Şii mezhebini yaymak için çalışmaya başladı. Bu çalışmalar sonucunda 1511'de Osmanlı'ya karşı Şahkulu İsyanı çıktı.[100] İsyan, aynı yıl Şahkulu'nun yakalanıp öldürülmesi ile bastırıldı.[101] Nisan 1512'de, baskılar sonucunda tahtı oğlu Selim'e bırakmak zorunda kaldı. Olaydan bir ay sonra ise vefat etti.

Mohaç Muharebesi'ni anlatan bir çizim[102]

Daha sonradan Yavuz Sultan Selim adıyla da anılacak olan I. Selim, babasının döneminde başlayan Şii tehdidine karşı mücadeleye girişti. Safeviler ile yaptığı Çaldıran Muharebesi'ni kazandı ve ülkenin başkenti Tebriz'e kadar ilerledi.[103] Bundan sonra, Memlûklar'a karşı harekete geçti. Yapılan Mercidabık ve Ridaniye Muharebeleri sonrasında Memlüklüleri yıkarak Suriye, Filistin ve Mısır'ı devletin topraklarına kattı.[104][105] Hicaz'ı, egemenlik altına altına aldı ve devleti Hint Okyanusu'na açılma olanağına kavuşturdu.[106] Peygamber Muhammed'in Kutsal Emanetler olarak kabul edilen eşyaları İstanbul'a getirtti ve hilafetin Osmanlı Hanedanı'na geçmesini sağladı. Böylece halife unvanını kullanan ilk Osmanlı padişahı olmuş oldu.[107] 1520'de, batıya sefer düzenlemek amacıyla yola çıktığı sırada Edirne'de vefat etti.

Babasının ölümü üzerine tahta çıkan I. Süleyman, saltanatının ilk yıllarında Belgrad'ı ve Rodos'u fethetti.[108][109] Macaristan ile yaptığı Mohaç Muhrebesi sonucunda krallığı kendisine bağlı bir hale getirdi. Ardından 1529'da Avusturya'nın başkenti olan Viyana'yı kuşattı; ancak başarısız oldu.[110] 1533'te Cezayir hükümdarı Barbaros Hayreddin Paşa, İstanbul'a geldi ve imparatorluğun hizmetine girdi.[111] Bir sonraki yıl ise Kaptan-ı derya olarak görevlendirildi.[111] Aynı yıl Süleyman, Bağdat ve Tebriz'i imparatorluğun topraklarına kattı.[112] 1536'da, Fransa ile ittifak kurdu;[113] bu ittifakın bir parçası olarak yapılan Nice ve Korsika kuşatmalarını yaptı (İtalya Savaşı).[114][115] I. Süleyman batıda Muhteşem Süleyman, doğuda Kanuni Sultan Süleyman olarak tanındı. 1565 yılında Malta'yı kuşatsa da, kuşatma başarısız oldu. Saltanatının son yıllarında, üç kıtaya yayılan imparatorluğunun topraklarında yaşayan insan sayısı 15 milyona ulaştı.[116][117]

Krizler ve değişim (1566-1683)[değiştir | kaynağı değiştir]

Bu dönem, Osmanlıların büyük bir güç olmaya devam ettiği, lakin eski gücünde olmadığının sinyallerini vermeye başladığı dönemdir. Yavaş yavaş Avrupalılara karşı prestij kaybı yaşadı. 1606 yılında imzalanan Zitvatorok Antlaşması, bunun bir göstergesidir. Değişen ticaret yolları ve gelişen Avrupa teknolojisi, Osmanlıların Avrupalılar karşısında güç kaybetmesine neden olmuştur.

Portekizlilerin Doğu Afrika ve Hindistan'da ticaret kolonileri kurmasından sonra, Osmanlılar bunun bitirilmesi gerektiğini düşündü. Doğu Afrika'ya yapılan seferlerdkei kısmî başarılara rağmen, Hindistan'a yapılan seferler başarılı olamadı.

Bu dönemde yapılan savaşlar, Avrupalılar'a Osmanlı'nın "yenilemez" olmadığını göstermiştir. Her ne kadar İnebahtı Deniz Muharebesi'nden sonra çabucak toparlanılmış olsa da, Avrupalılar Osmanlı'nın yenilebileceğini anlamıştır. Ruslara yapılan seferler istenen etkiyi yapamadı. Hatta Molodi Savaşı'ndan sonra, Ruslar güçlenmelerini hızlandırarak sürdürmüşlerdir. Bu yüzden Duraklama Dönemi'nden itibaren Ruslar, Osmanlılar dağılana kadar, Osmanlıların en büyük düşmanı olacaktır. 1593 yılındaki savaş, Osmanlı'yı hem ekonomik hem de askerî açıdan zayıflattı. Asker eksikliği giderilse de, ekonomik zayıflık Celali ve Yeniçeri İsyanları'na neden oldu. Nüfusun büyüklüğü, ekonomik sorunları daha da büyüttü. IV. Murad döneminde daha çok Safevilerle uğraşıldı. Erivan ve Bağdat tekrar alındı (Osmanlı-Safevi Savaşı). Bu savaş sonunda imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması ile, Osmanlı'nın dağılıncaya kadarki doğu sınırını büyük ölçüde belirlendi.

Bu dönemde, Osmanlı tarihinde ilk defa yeniçerilerin kaldırılması gündeme geldi. Ancak bunu düşünen Genç Osman, yeniçeriler tarafından öldürüldü. 1656 yılında Köprülü Mehmet Paşa’nın sadrazam olmasıyla, Kadınlar saltanatı sona erdi. Bu değişim, Köprülüler Devri'ni başlattı. Bu devirde, Osmanlı kaybettiği gücünü az da olsa geri kazanmıştır. 1683 yılındaki II. Viyana Kuşatması'yla beraber, Kutsal İttifak Savaşları başladı.

Ayanlar çağı: duraklama ve reform (1683-1827)[değiştir | kaynağı değiştir]

Deneyimsiz kişilerin tahta geçmesi ile merkezi yönetimin bozulması sonucu, devlet yönetiminde otoritenin sarsılması, halkın devlete olan güveninin azalmasına ve iç isyanların çıkmasına neden olmuştur. Özellikle Yeniçeriler artık padişaha karşı gelmekteydi. Yeniçerilerdeki Ocak, devlet içindir anlayışı Devlet, ocak içindir anlayışına dönüşmüştür.

II. Viyana Kuşatması'nı (1683) anlatan bir çizim.

Avusturya ve İran seferleri sonucu oluşan ekonomik sıkıntılar, tımar sisteminin bozulması ve nüfus artışının yarattığı sosyal hayattaki sıkıntılar ve çağın gerisinde kalınması ile eğitim alanındaki bozulmalar sonucu devlet duraklama dönemine girmiştir. Coğrafi keşiflerle ticaret yollarının önem kaybetmesi, sık padişah değişmeleriyle çok verilen cülus bahşisi ve yeniçerilerin artmasıyla verilen ulufe miktarının da artması Osmanlı ekonomisini yıpratmıştır.

26 Ocak 1699 tarihinde Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu ile imzalanan Karlofça Antlaşması, Osmanlı-Kutsal ittifak Savaşları'nı bitirdi. Karlofça Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak kaybettiği ilk antlaşmadır. Bu tarihten sonra Osmanlı Devleti'nin gerileme dönemi başlamıştır. Papa tarafından Osmanlı Devleti'ne karşı Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu, Avusturya, Lehistan, Rusya, Maltalı Sen Jean Şövalyeleri ve Venediklilerden oluşan bir ittifak ile uzun süren savaşlar sonunda yorgun düşen Osmanlı Devleti, Banat ve Temeşvar hariç bütün Macaristan'ı ve Erdel Prensliği'ni Avusturya'ya, Ukrayna'nın kuzeyini ve Podolya'ı Lehistan'a, Mora'yı ve Dalmaçya kıyılarını Venediklilere bırakmıştır.

Celali ayaklanmaları, Osmanlı toprak düzenini büyük ölçüde değiştirmiş, ağır vergiler yüzünden ya da “Büyük Kaçgun” sırasında yerlerinden olan çiftçilerin toprakları mültezimlerin ya da yerel yöneticilerin eline geçmiştir. Vergiler yüzünden borca giren köylüler, işledikleri toprakları sonunda tefecilere kaptırdılar. Osmanlı toprak düzeninin bel kemiği olan tımar sistemi bozuldu. Büyük nüfus hareketleri ortaya çıktı ve kentlere büyük göçler oldu. Tarımsal üretim geriledi ve kıtlık tarım ürünleri fiyatlarının yükselmesine yol açtı. On binlerce insan yaşamını yitirdi ve pek çok yerleşim yeri yıkıma uğradı. Osmanlı'da ilmiyenin bozulması da Osmanlı'yı geriletti. Avrupa'daki gelişmelerin (Reform, Rönesans) takip edilmemesi Osmanlı için bir dezavantaj olmuştur.

Osmanlı Devleti'nin eğitim sisteminin bozulmasının nedeni Beşik Ulemalığı denilen sistemin ortaya çıkmış olmasıdır.Bu sisteme göre müderrislerin yeni doğan çocukları doğduğu andan itibaren medrese öğretmeni sayılıyordu.

Gerileme ve modernleşme hareketleri (1828-1908)[değiştir | kaynağı değiştir]

Gazi Halife, Sultan III. Selim,Selīm-i sālis Han, سليم ثالث

Osmanlı Devleti Gerileme Dönemi, Osmanlı tarihinde Karlofça Antlaşması’ndan (1699) başlayarak, Yaş Antlaşması'na kadar (1792) geçen süreye denir. Bu dönemin sonlarına doğru, Osmanlı Devleti'ne Avrupalılar tarafından "Hasta Adam" denmeye başlanmıştır. Çünkü bu dönemde Osmanlı Devleti, büyük oranda toprak kayıpları yaşamıştır.

Bu dönemde Karlofça ve İstanbul Antlaşmaları’yla kaybedilen yerleri geri almak ve mevcut toprakları korumak amacıyla batıda Avusturya ve Venedik, kuzeyde Rusya ve doğuda İran ile savaşlar yapılmıştır.

Bu yüzyılda Avrupa’dan geri kalındığı Pasarofça Antlaşması’ndan itibaren kabul edilmiş ve yapılan ıslahatlarda Avrupa örnek alınmıştır.

Bu yüzyıl başlarında Osmanlı Devleti, kaybettiği toprakları geri alarak Avrupa'da tutunmayı ve eski gücünü korumayı amaçlamıştır. Ancak bir süre sonra bu amacına ulaşamayacağını anlayınca elindeki toprakları koruma politikası izlemeye başlamıştır.

Dağılma (1908-1922)[değiştir | kaynağı değiştir]

I. Dünya savaşı öncesi Osmanlı Devleti ve sahip olduğu bölgeleri

Osmanlı Devleti Avrupalı devletlerin kendi aralarındaki çıkar çatışmalarından yararlanıp denge politikası izleyerek varlığını uzun süre korumuştur. Dağılmayı önlemek için Osmanlı devlet yönetiminde ıslahata yönelik çalışmalar yapılmış ise de, Avrupa'da çıkan isyanlar ve uzun süren Rus savaşları ile iyice yıpranmıştı. I. Dünya Savaşı sonunda da dağılmaktan kurtulamamıştır.

Devlet yapısı[değiştir | kaynağı değiştir]

I. Osman'dan V. Mehmed'e Osmanlı İmparatorluğu padişahları montajı.

Osmanlı İmparatorluğu varolduğundan beri mutlak monarşi ile yönetilirdi. Sultan hiyerarşik Osmanlı sisteminde ve siyasi, askeri, hukuki, sosyal ve çeşitli başlıklarda en üstteydi. Teorik olarak sadece Allah'a ve yerine getirmesi gereken Allah’ın yasaları (İslam’daki şeriat)'na sorumluydu. Onun ilahi görevi İran-İslam başlıklarına yansıtılan "Allah’ın yeryüzündeki gölgesi" (zill Allah fi’l-âlem) ve "yeryüzünün halifesi" (halife-i ru-yi zemin) olmaktı.[118] Tüm devlet dairesi onun hükmündeydi ve verdiği her karar ferman adı verilen kararnamede yayımlanırdı. Başkomutandı ve tüm yurttaki resmi unvanıydı.[119] 1453'te İstanbul'un Fethi’nden sonra kendilerini Roma İmparatorluğu'nun varisi olarak görürlerdi bu nedenle ara sıra Kayser ve İmparator unvanını kullanırlardı.[118][120][121] 1517’de Mısır’ın Fethi'nden sonra I. Selim, halife unvanını da benimsedi. Böylece evrensel Müslüman hükümdarı olduğunu iddia etti. Yakın zamanlarda Osmanlı hükümdarları tahta çıkmada Avrupa hükümdarlarının taç giyme törenine eşdeğer olarak Osman’ın Kılıcı ile kuşatılırdı.[122] Kuşatılmayan sultanın çocukları verasete uygun değildi.[123]

Teoride ve ilkelerde teokratik ve salt olmasına rağmen, uygulamada padişah’ın yetkileri sınırlıydı. Siyasi kararlarda hanedanın önemli üyelerinin görüş ve tutumlarını dikkate alırdı, bürokratik ve askeri kuruluşlarda aynı zamanda dini liderlerdi.[119] 17. yüzyıldan bu yana, imparatorluk uzun süren durgunluk dönemine girdi, bu dönemde sultanlar çok güçsüzleştiler. Birçoğu güçlü Yeniçeri Ocağı tarafından tahttan indirildi. Tahta geçmesi yasaklı[124] olmasına rağmen Harem-özellikle hükümdarın annesi (Valide Sultan olarak da bilinir)- sahne arkası önemli politik rollerde kadınlar saltanatı dönemi boyunca etkili oldu.[125]

Sultanların azalan güçleri ilk sultanların ve sonrakilerin saltanat uzunluklarının farklılığından dolayı kanıtlandı. I. Süleyman, imparatorluğu 16. yüzyılda doruk noktasına çıkaran, 46 yıllık saltanatı olan, Osmanlı tarihinin en uzunuydu. V. Murat, 19. yüzyıl gerileme dönemine hükmeden, kayıtlardaki en kısa saltanattı: saltanatı sadece 93 gün sürdü. Parlamenter monarşi, V. Murat'ın varisi II. Abdülhamit zamanında resmileşti.[126] 2009'dan beri Osmanlı hanedanının başı ve Osmanlı tahtının sahibi Abdülmecit’in büyük torunu Bayezid Osman’dır.[127]

Divan-ı Humayun[değiştir | kaynağı değiştir]

Osmanlı Devleti kurulduğunda bir divan vardı ve belli başlı üyeleri bulunmaktaydı. Bunlar: Padişah, Sadrazam, Vezir-i Azam, Rumeli ve Anadolu Kazasker'leri, Defterdar, Şeyhülislam, Kaptan-ı Derya ve Nişancı idi.

Fatih Sultan Mehmet'ten sonra Vezir-i Azamların görüşlerini daha rahat söylemesi için padişahlar toplantıları arka tarafta bir bölümden izlemiş, divana Vezir-i Azam başkanlık yapmıştır. Bu meclis Osmanlı Devleti'nin yönetiminde Padişaha yardımcı olurdu.

Vezir-i Azam (Sadrazam): Padişahtan sonraki en yetkili devlet adamıdır. Padişahın mührünü taşırdı.
Vezir: Sadrazamdan sonraki en yetkili kişidir. Sadrazamın verdiği görevleri yapardı.
Kazasker: Anadolu ve Rumeli'de olmak üzere iki ayrı kazasker bulunurdu. Adalet işlerine bakardı. Ayrıca kadı ve müderrislerin atamasını ya da görevden alma işini yapardı. Bugünkü yargı görevini yaparlardı.
Defterdar: Anadolu ve Rumeli'de iki ayrı defterdar vardı. Rumeli'deki baş defterdardı. Maliye işlerini yapardı. Bugünkü Maliye bakanlığı görevini yürütürdü.
Nişancı: Tapu, kadastro, fethedilen yerleri gelirlerine göre deftere kaydetmek işlerini yürütürdü.
Şeyhülislam: Devlet'te iken verilen kararların İslam'a uygun olup olmadığına karar verir, bu karara fetva denirdi. Sadrazamla eşit rütbedeydi. Şeyhülislam, divan aslî üyesi değildi, gerekli görülen konularda çağrılır ve fikri alınırdı.
Kaptan-ı Derya: Donanma ve denizcilikle ilgili işlerden sorumludur. İstanbul'dayken Divan toplantılarına katılırdı. Kaptan-ı Derya da aslî üye değildi, gerekli görülen konularda çağrılır ve fikri sorulurdu.

Divan-ı Hümayun II .Mahmud dönemi'de kaldırılarak yerine nazırlıklar (bakanlıklar) kuruldu.

İdari bölümler[değiştir | kaynağı değiştir]

Osmanlı İmparatorluğu'nda ilk idarî birimler olarak sancaklara bölünmüştü. Çoğu sancak, sancak beyi tarafından yönetilmekteydi. Bir kısmı ise şehzadeler, ve onların lalaları tarafından yönetilmekteydi. Sancaklar da kazalardan ve nahiyelerden oluşmaktaydı. Ülkenin genişlemesiyle, sancakların birleşimiyle oluşacak olan beylerbeyliği kuruldu. İlk kurulan beylerbeyliği, Rumeli Beylerbeyliği'dir. 16. yüzyıldan itibaren, beylerbeyliği kelimesi yerine eyalet kelimesi kullanılmaya başlandı. Eyaletler sâlyâneli (yıllıklı) ve sâlyânesiz (yıllıksız) olmak üzere ikiye ayrılmaktaydı. Sâlyânesiz eyaletler Has, Zeamet ve Tımar olmak üzere üç dirlik arazisine bölünmüştü. Tımar dirliğinde, ordunun uzun süre ordusunun ana gücü olan Tımarlı Sipahiler yetiştirilmişti. Sâlyâneli eyaletler, genellikle devletin doğrudan kontrol edemediği, merkeze uzak eyaletlerdi. Bu eyaletler dirliğe ayrılmazdı; vergilerini doğrudan para olarak merkeze gönderirlerdi. Burada daimi Yeniçeri garnizonları olurdu.

19. yüzyılda eyalet yapısı değişmeye başladı. 1864 yılında eyalet sistemi tamamiyle yıkılarak, yerine vilayet sistemi getirildi. Bu sistem, cumhuriyet dönemindeki idarî bölünüşün temelini attı.

Hukuk[değiştir | kaynağı değiştir]

Devlet, varlığı süresince birçok hukuk düzenini sentezlemiş ve Osmanlı hukukunu oluşturmuştur. Kanun, genellikle laik bir düzene sahiptir. Ancak Şer'i, dini hukukla da uyumluydu.[128] Hukuk kuralları yerel özelliklere göre de esneklik gösteriyordu. Toprakların yönetimi ve sivil düzen konusunda yerel idareye haklar tanınıyordu. Böylelikle imparatorluk içindeki birçok unsurun adalet anlayışına cevap veriliyordu.[129] Beşeri ve Örfi hukuk olmak üzere iki tür hukuk vardır. Beşeri hukuk kanunlar çerçevesinde oluşan hukuk sistemidir. Örfi hukuk ise İslam dininin esasları üzerine kuruluydu.

Ordu[değiştir | kaynağı değiştir]

Osmanlı zırhı (1480-1500).

Osmanlı ordu teşkilatı Anadolu Selçukluları, İlhanlılar ve Memluklular devletlerinin askeri teşkilat yapılarından belirli ölçülerde yararlanılarak kurulmuştur.

Osmanlı Devleti Ordusu'nun Başkomutanlık görevini Hakanlar yapmışlardır.

Yaya ve atlılardan oluşturulan ordunun atsız kısmı "yaya”, süvarileri ise "müsellem” şeklinde adlandırılmıştı. Kapıkulu Ocakları'nın kuruluşuna kadar savaşlarda fiili olarak hizmet gördüler.

Osmanlı Devleti'nin temeli atılırken süvari olan beylik kuvvetlerinin yerine vezir Alâaddin Paşa ile Kadı Cendereli Kara Halil'in tavsiyeleriyle Türk gençlerinden oluşan ayrı ayrı biner kişilik yaya ve müsellem isimleriyle muvazzaf ade ve süvari kuvveti kuruldu.

Kara kuvvetleri[değiştir | kaynağı değiştir]

Yaya ve müsellemlerin temelini attığı ordu teşkilatı zamanla kuvvet ve sınıflara ayrılmıştır. Osmanlı ordusu başlıca 3 ana kuvvetten oluşmaktadır. Bunlar; Kapıkulu Ocağı, Eyalet Askerleri ve Akıncılardır.

Kapıkulu Ocağı, Osmanlı Devleti'nin daimi ordusunu oluşturan ve doğrudan padişaha bağlı olan yaya, atlı ve teknik sınıftan asker ocaklarına verilen addır. Kapıkulu ocaklarının kurulmasından önceki dönemde Osmanlı Devleti'nin askeri gücünü yayalar ve müsellemler oluşturuyordu.

Eyalet Askerleri, devletin Tımar'a ayrılmış bölgelerinde yetişmiş askerlerdi. Kapıkulu Askerleri gibi barış zamanında da askerlik yapmazlardı. Sadece savaş sırasında askerlik yaparlardı.

Donanma[değiştir | kaynağı değiştir]

Osmanlı imparatorluğu'nun deniz kuvvetleri olan Donanma-yı Hümâyûn, XIV. yüzyılda kuruldu.[111][130] Osmanlı Devleti, 1323 yılında Karamürsel'i fethederek denize ulaştı, Karamürsel Bey komutasında ilk donanma oluşturuldu ve Kocaeli'nde yapılan savaşlarda denizden destek sağlandı.[131][132] 1327 yılında Karamürsel'de ilk Osmanlı tersanesi kuruldu ve böylece deniz gücünün kurumsallaşma çalışmaları başladı.[111] Osmanlı donanmasında hiyerarşik sisteme geçildi, ilk Derya Beyi (Donanma Komutanı), Karamürsel Bey oldu.[132] 1337 yılında Kocaeli ele geçirildi; böylece 1353 yılında gerçekleşecek olan Rumeli'ye geçişin önü açıldı.[111] Bundan sonra donanmanın merkezi sırasıyla İzmit, Gelibolu ve son olarak da İstanbul oldu.[111][133]

İnebahtı Deniz Savaşı'nı anlatan bir çizim.

İstanbul'un fethinde II. Mehmed, donanmadan yararlandı.[133] Karadeniz'de ve Akdeniz'de etkisi artan Osmanlı donanması, Mısır seferinde Osmanlı kuvvetlerine lojistik destek sağladı.[111][133] 1538 yılında Preveze Deniz Muharebesi kazanıldı. Bundan sonra Cerbe Deniz Muharebesi de kazanıldı, Malta kuşatıldı ancak bir şey elde edilemedi. Osmanlı donanmasını büyütmek için birçok tersane kuruldu, ihtiyaç duyulan malzemeler Kocaeli'den, Biga'dan, Samsun'dan, Kastamonu'dan ve Aydın'dan getiriliyordu.[130][134] Kaptan-ı Deryalara gelenek olarak Cezayir beylerbeyliği verilirdi.[130] Tersane-i Amire'nin bulunduğu Kasımpaşa'nın inzibat sorumlusu donanma idi. Gelibolu, Akdeniz adaları ve İzmir'in bazı yerleri Osmanlı kaptanlarına dirlik olarak verilirdi.[135]

16. yüzyılda Hint Okyanusu'nda Portekiz Krallığı'na karşı Hadım Süleyman Paşa ve Piri Reis komutasında seferler düzenlendiyse de, Portekiz donanması üstün geldi ve Piri Reis idam edildi.[136] İnebahtı Savaşı'ndan sonra ağır kayıplar veren Osmanlı donanması, kayıplarını telafi etmeyi başardı.[137] Osmanlı İmparatorluğu, duraklama döneminden itibaren deniz ticaretinde Avrupalı devletlerden geri kaldı.[133] XVIII. Yüzyılda Mezomorto Hüseyin Paşa'nın girişimleri ile donanmada reform yapıldı.[111][130][dn 7] Fakat denizlerde ciddi bir üstünlük sağlanamadı. 1773 yılında Cezayirli Gazi Hasan Paşa'nın Kaptan-ı derya olmasıyla Bahriye Mektebi açıldı, burada modern eğitim verilmeye başlandı ve 1776 yılında Tersane-i Amire'nin yakınlarında ikinci Bahriye Mektebi olarak Hendesehane-i Bahri açıldı.[138] 19. Yüzyıl'da Osmanlı İmparatorluğu, Fransa'nın Mısır Seferi'nde İngiliz donanmasından yardım aldı. Bundan sonra III. Selim'in reformlarını devam ettiren II. Mahmut devrinde donanma, 1827 yılında Navarin'de imha edildi.[139] II. Mahmut döneminde ABD'li mühendislerin yardımlarıyla reformlar devam etti, Osmanlı tersanelerine modern deniz sanayi girdi ve dönemin en büyük savaş gemisi unvanını elinde tutan Mahmudiye de o dönemde denize indirildi. II. Mahmut'un ölümünden sonra bu mühendisler İstanbul'u terk etmek zorunda bırakıldı[139], tahta çıkan Abdülmecit döneminde, 1840 yılında Bahriye meclisi kuruldu ve modern donanma çalışmaları devam etti. İlk denizcilik şirketi Şirket-i Hayriye de bu dönemde kurulmuştu. Abdülaziz döneminde ise, 1867 yılında Bahriye Nazırlığı kuruldu. Abdülaziz döneminde devam eden reformlar ile yabancı ülkelerden çok sayıda modern savaş gemisi satın alındı. 1878'den itibaren II. Abdülhamit'in güvensizliği sonucu donanma, Haliç'te terkedildi ve denize açılmadı.[133][139] 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı'nda Osmanlı donanması kendini gösteremedi, 1909 yılında Donanma Cemiyeti'nin çabaları ile modern donanma çalışmaları halkın bağışlarıyla devam etti.[111][133] Bu cemiyetin çabaları ile çok sayıda modern savaş gemisi satın alındı, Alman subaylardan oluşan bir heyet ile reform çalışmaları canlandı. Trablusgarp Savaşı'nda ve Balkan Savaşları'nda Osmanlı donanması etkinlik gösterdi, fakat I. Dünya Savaşı'nda Ege Denizi'nde sınırlı faaliyet göstermek zorunda kaldı, Çanakkale Deniz Savaşları'nda başarılı oldu.[111][140] Donanma, I. Dünya Savaşı'nın ardından, Marmara Denizi'nde İtilaf kuvvetlerinin kontrolü altına girdi.[111]

Hava kuvvetleri[değiştir | kaynağı değiştir]

I. Dünya Savaşında Osmanlı uçağı imalatı

Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa tarafından 1909'da ilk adım atılan Osmanlı askerî havacılığı, resmi olarak 1 Haziran 1911 tarihinde Fen Kıtaları Müstahkem Genel Müfettişliği 2. Şubesi bünyesinde Havacılık Komisyonu adıyla faaliyete geçirilmiştir. Havacılık Komisyonu'nun temellerini Fransa’dan satın alınan biri 25, biri de 50 beygirlik iki uçak oluşturmuştur.

Toplum yapısı[değiştir | kaynağı değiştir]

Toplum asker ve reaya olmak üzere iki farklı tabakadan oluşmaktaydı. Asker dışındaki halk, "reaya", devlete vergi ödemekteydi.Osmanlı siyasal uygulamasında asker ve reaya kesin kurallarla ayrılmıştı.[141] Toplumsal köken, yetişme koşulları ve resmi görev bakımından askeri sınıf: kılıç ve kalem ehli olarak ikiye ayrılmaktaydı.[142] Halk ise müslüman ve müslüman olmayan "millet"lerden oluşuyordu.[143] Gayri müslimler ayrıca "cizye" vergisi ödemek dışında toplumdan bir ayrıma tabi değildi. Müslüman toplumun yaşantısı şeriat ile şekillenirken farklı milletlerin din ve örflerine göre mahalli yaşam tarzlarını koruma imkanı vardı.[144]

Ekonomi[değiştir | kaynağı değiştir]

20 kuruş banknot (1852)

Son padişaha kadar bütün Osmanlı paralarının üzerinde Kostantiniye ibaresi kullanılmıştır. Kurtuluş Savaşı'nda Yunanların bunu ilk Doğu Roma İmparatoru I. Konstantin yerine Yunan Kralı I. Konstantin'i kastederek kullanmaları üzerine kullanılmasından vazgeçilmiştir.

Osmanlıda merkezi otoritenin her yerde etkin olmasını sağlayan, devlet hazinesinden para harcanmadan asker yetiştirilen ve toprağın işlenmesini de sağlarken en uç beylere kadar güvenliği taşıyabilen bir sistem vardi. Buna Tımar sistemi deniyordu. Reayaya verilen toprakları 3 yıl bekletmeksizin işlemesi ve kazancından bir kısmıyla da tımarlı sipahileri yetiştirmesi gerekiyordu. Böylece devlet hazinesi de azalmıyor, üstüne üstlük her an savaşa hazır asker yetişmiş oluyordu.[kaynak belirtilmeli]

Osmanlı'daki bir başka yapı da taşraydı. Başkent dışındaki her yer taşra olarak isimlendiriliyordu.[kaynak belirtilmeli]

Diplomasi ve Uluslararası İlişkiler[değiştir | kaynağı değiştir]

Demografi[değiştir | kaynağı değiştir]

Osmanlı Devleti'nin beş yüz yıllık varlığının çoğunda toplam vatandaş sayısı kesin verilere dayanmamıştır. 1881'deki sayıma kadar nüfus bilgileri vergi mükelleflerinin genel nüfusa oranlanmasıyla belirlenmekteydi. Vergiden hariç bir yöntem de hanelerin sayılması idi. Her evde 5 hane halkının bulunmasına dayalı bir varsayım yapılabilmekteydi. Varsayımlara dayalı nüfus tahminlerine göre: 1520'de Osmanlı İmparatorluğu'nda 11.692.480 kişi yaşamaktaydı. 1683'te 30.000.000, 1856'da 35.350.000 nüfus olduğu düşünülmektedir.[145] İlk resmi sayım 1881-1893 arasında 10 yıl süren bir çalışmayla yapılmıştır. İlk defa bu sayım: vergi, askerlik ya da herhangi bir amaçla değil; demografik bilgi elde etmek için yapılmıştır. Nüfus: Müslüman, Yunan(Makedonlar, Anadolu Rumları, Pontus Rumları, Kafkas Rumları dahil), Ermeniler, Bulgarlar, Katolikler, Yahudiler, Protestanlar, Latinler, Asurlular, Çingeneler gibi etnik, dini ve cinsel kategorilerde belirlenmiştir.Bu sayımda 17,388,604 olan nüfus, 1919 sayımında 14,629,000 kişi olarak belirlenmiştir.[146][147]

Dil[değiştir | kaynağı değiştir]

Devletin resmi dili Türkçe'dir. Uluslarası yazışmalar Türkçe'dir. Yerel yönetimlerde ise Türkçe ve bölgenin yerel dili resmi işlerde yürürlükte olan dildir. Bu diller Arapça, Arnavutça, Berberice, Boşnakça, Bulgarca, Ermenice, Farsça, Hırvatça, Kürtçe, Macarca, Rumca/Yunanca, Rusça, Sırpça ve birçok yerel dildir. Merkezi ilgilendiren konularda Türkçe, yereli ilgilendiren konularda yerel dil kullanılmştır.

Bilim dili olarak Türkçe ve Arapça kullanılmıştır.

Edebiyat dili olarak Türkçe ve Farsça kullanılmıştır.

Din[değiştir | kaynağı değiştir]

Osmanlı Devleti'nde İslamiyet baskın din olmakla birlikte, İslam inancında "semavi dinler" olarak kabul edilen Musevilik ve Hristiyanlık dinlerinin mensupları, millet sistemi sayesinde o dönemde batı ülkelerinde azınlık dinlerine gösterilen hoşgörünün üzerinde bir rahatlık içinde yaşamayı sürdürdüler. Hristiyanlığın Ortodoks ve Gregoryen kiliseleri millet sistemi içinde meşru bir şekilde örgütlenmiş durumdaydı. Bu inançlara mensup kişiler, kendi dini kurallarına göre yargılanırdı.

Buna karşılık millet sistemine dahil olmayan dinlerin, devlet içinde meşru bir varlığı bulunmuyordu.

İslam[değiştir | kaynağı değiştir]

Hilafet veya Halifelik, İslami siyasi ve hukuki yönetim makamına ve yönetime verilen isimdir. Halife ise Hilafet makamındaki kişiye denir. İslamiyet Peygamberi Muhammed'in ölümünden sonra makam bir süre daha bir yönetim biçimi olarak varlığını sürdürmüş olsa da zamanla daha çok İslami bir toplumu veya İslam Devleti'ni vurgulamak için kullanılan bir terim olmuştur.

Halifelik daha çok müslümanların Sünnî kanadının temsilcisi olarak kabul görmüştür. Şiî kanadı büyük ölçüde Sünnî hilafet yönetimi altında yaşasa da Halife'yi kabul etmemişlerdir. Halifeliği Şiî'likteki ya da Alevilik'teki İmamet'ten farklı kabul etmek gerekir. İmamet teokratik bir özellik taşımasına rağmen, Halifelik teokratik bir özellik taşımamıştır. Halifeler yetkilerini saltanat dahi olsa Ümmet'in biat'ı ile devralmışlar, yönetim işlerini de büyük ölçüde danışmaya dayalı olarak yürütmüşlerdir. Bu anlamıyla teokratik olmaktan öte dünyevîdir.

Halife, ilk zamanlarda İslam toplumunda ilerigelenlerin seçimiyle başa geldiği halde, Emevi ailesine geçmesinin ardından saltanat şeklini almıştır. Abbasi Hanedanı'ndan gelen halifelerin 10. yüzyılda zayıflamasına kadar devlet başkanı görevini yürüten halife, bu dönemde siyasi gücün yerel hükümdarların eline geçmesinin ardından sadece ruhani önder veya İslami toplulukların onursal lideri haline gelmiştir. Abbasiler döneminde Bağdat'ta yaşayan halife, Moğolların 1258 yılında Bağdat'ı yağmalamaları sonucunda Mısır'a Memluk himayesine kaçmış, 16. yüzyılın başında Yavuz Sultan Selim'in Memluklar'a son vermesiyle birlikte İstanbul'a taşınmıştır. Daha sonra Osmanlı Hanedanı'na geçen halifelik, 29 Ekim 1923'te Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla fiilen hilafetin olmamasına rağmen resmen halifeliğin varisi Türkiye olmuştur. 3 Mart 1924 tarihinde laiklik ilkesi gereğince halifelik Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından resmen kaldırılmıştır.

Musevilik ve Hristiyanlık[değiştir | kaynağı değiştir]

İslam inancında "semavi dinler" olarak kabul edilen Musevilik ve Hristiyanlık dinlerinin mensupları, millet sistemi sayesinde o dönemde batı ülkelerinde azınlık dinlerine gösterilen hoşgörünün üzerinde bir rahatlık içinde yaşamayı sürdürdüler. Hristiyanlığın Ortodoks ve Gregoryen kiliseleri millet sistemi içinde meşru bir şekilde örgütlenmiş durumdaydı. Bu inançlara mensup kişiler, kendi dini kurallarına göre yargılanırdı.

Misyonerlik faaliyetleri[değiştir | kaynağı değiştir]

1820 yılında başlayan ve Kurtuluş Savaşı'na sonuna kadar süren zaman içerisinde Osmanlı Devleti'nde misyonerlik faaliyetleri çok hızlı bir şekilde gelişmiştir. Misyonerlik faaliyetlerini bu denli başarılı olmasında şüphesiz Osmanlı Devleti'nin Islahat Fermanı ile verdiği ayrıcalıklar, kapitülasyon anlaşmaları ile verilen ayrıcalıklar ve Osmanlı Devleti'nin bölgelerine ilgi göstermemesi etkili olmuştur. Başlangıçta kendilerine Anadolu'da hedef bulamayan misyonerler daha sonra Ermenilere odaklanıp çalışmalarında başarılı olmuşlardır. Açtıkları okullardan mezun olanların başarılı olmaları bu okulların etkilerini artırmıştır. Hatta zamanla Müslüman Türkler dahi çocuklarını bu okullara göndermişlerdir.

Misyonerlerin genel hedef kitleleri, İslamiyet'in yaygın olduğu bölgeler olmuştur. Bu çalışma Osmanlı Devleti ile sınırlı kalmayıp Afrika Kıtası, Arap Yarımadası, İran ve Orta Asya halklarına yönelik bir çalışmadır.

Ulaşım ve haberleşme[değiştir | kaynağı değiştir]

Ulaşım[değiştir | kaynağı değiştir]

Şehirler arası yollar ve ulaşım[değiştir | kaynağı değiştir]

1820'li yıllara ait bir çift öküzün çektiği bir ulaşım aracı.

Osmanlı İmparatorluğu, Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarında sahip olduğu topraklarla birlikte, 16. yüzyıl ortalarında muazzam bir büyüklüğe ulaştı. Ekonomik ve ticari faaliyetlerin yanı sıra, ulaşım, haberleşme ve nakliye gibi birçok hizmet ulaşım yoluyla yapılmaktaydı. Çok geniş topraklar üzerinde yer alan Osmanlı İmparatorluğu ise ihtiyacına göre Anadolu ve Rumeli'de çeşitli yol sistemleri yapıyordu. Daha önceden Bizans ve Selçuklulardan kalan eski yol güzergahlarını da kendi ihtiyaçlarına göre yeniden düzenleyip, bu yollara köprüler, kaldırımlar ekleyerek, sağladığı alt yapı birimleriyle daha kullanışlı hale getirdi. İhtiyaca bağlı olarak ana yollar ve bunlara bağlı tali yollar yaptı.[148]

1594-1595 tarihli menzil ve iskele defterinde, Osmanlı Devleti'nin karada ve denizde sahip olduğu yol sistemi anlatılmıştır.[149] Bu deftere göre Osmanlı Devleti'nin karada kullandığı altı adet ana yol güzergâhı mevcuttu. Bu yolların üç tanesi Anadolu topraklarında diğer üç tanesi de Rumeli topraklarındaydı. Kara yollarının isimleri, o yolun bulunduğu kıta ile birlikte İstanbul'a göre konumuna bağlı olarak verilirdi.[149] Aynı deftere göre İstanbul'dan başlatılan iki, Üsküdar'dan da iki olmak üzere toplam dört adet deniz rotası mevcuttu. Üsküdar'dan başlayan rotada yollar Anadolu sahillerini, İstanbul'dan başlayan rotada ise Rumeli sahillerini dolanmaktaydı.[149] Osmanlı İmparatorluğu'nda yollar sağ kol, orta kol ve sol kol olmak üzere üç ana koldan meydana gelmekteydi.[148]

Osmanlı İmparatorluğu'nda kara ulaşım şebekesinin güvenliği de önemliydi. Bu sebeple birçok vakıf kuruluşu ve hizmet grupları mevcuttu. Bunlar, derbentçilik, köprücülük, gemicilik ve diğerlerinden nitelik bakımından farklı olan kaldırımcılıktır.[150] [151] Osmanlılarda şehirler arası yol inşa ve bakım çalışmaları başlıca iki şekilde gerçekleşirdi. İlki barış zamanında bir diğeri ise seferberlik ve savaş zamanlarında ordu ve muhtelif ağırlıkların geçeceği yol güzergahlarında gerçekleşirdi. Yol yapım ve onarımı taş döşemenin yanı sıra, olası acil durumlarda toprak tesviyesi şeklinde de gerçekleşirdi.[152] İstanbul'dan Belgrad'a uzanan anayol ile, İstanbul'u Suriye, Mısır, Arabistan ve Irak'a (Bağdat ve Basra'ya) bağlayan anayollar, Osmanlı Devleti'nin doğu ve batı seferlerinin ana yol güzergahları olması nedeniyle diğer yollara göre daha bakımlı ve düzgündü. Ayrıca bu yolların hac ve ticaret yolu olarak kullanılması sebebiyle, hükümet tarafından yolun geçtiği eyalet ve sancak idarecilerine yolun bakımlı tutulması amacıyla emirler gönderilirdi.[153]

Sefer sırasında ordunun her türlü ihtiyacı, daha önceden belirlenen yerlerden ve belli güzergahlar üzerinden ihtiyaç mevkilerine ulaştırılırdı. Bunun gibi zamanlarda memlekette büyük bir ekonomik hareketlilik ve yollar üzerinde de büyük bir etkinlik meydana gelirdi. Ordu, savaş için cepheye hareket etmeden çok önce, kullanılacak yolların, konaklanacak menzillerin durumu kontrol edilerek bu konuda ilgili kişilerden rapor alınırdı.[154]

Şehir içi yollar ve ulaşım[değiştir | kaynağı değiştir]

19. yüzyıl öncesinde, günümüzdeki modern kara ulaşım araçlarının gelişinden önce, İstanbul'da şehir için kara ulaşımının bazı belirgin özellikleri vardı. Şehir içi yolların dar olmasından ötürü araba işlemesine elverişsizdi. Bunun sonucunda da kara ulaşımı deniz ulaşımına göre daha yavaştı.[155] Şehirde Bizans devrinden kalma büyük meydanlar ve görece geniş yollar mevcuttu. Şehir yolları ortalama 6-7 metre genişliğe sahipti. O zamanki şartlara göre şehirdeki yolların genişliği, nüfusun yaşayış tarzına, ulaşım ve nakil araçlarının şekline göre yeterliydi.[155] Sahil surlarının içerisinde ve surlara yakın konumda bulunan birbirine yakın ana yollar vasıtasıyla, sahilden şehire ulaşım mümkündü. Bu güzergah üzerinden sahilden gelen mallar tek bir araç ile şehre ulaştırılabiliyordu. Bu yollar günümüzde de halen kullanılmaktadır.[155]

Ana yolların temel ulaşım yükünü çekmesinden dolayı, şehrin yan sokakları çok dar durumdaydı. Yük arabaları bu ana yolları kullandıkları için, geniş ara yollara ihtiyaç duyulmamaktaydı. Bunun yanında dik, kıvrımlı yerlerde, merdivenle tamamlanan dar sokakları sadece yayalar kullanmaktaydı. Bu tür sokaklarda yükler hamallar ile taşınır, bunun yanında eşek ve katırlar da taşıma amaçlı kullanılırdı.[156] Önceleri 6-7 metre genişliğindeki yollar, şehir nüfusunun zamanla artmasından sonra yer yer 2,5 metreye kadar düştü. Şehir yollarının darlığı sebebiyle araba kullanımı azdı. Şehirde ulaşım yaya olarak veya at ile yapılırdı.[157] 18. yüzyılın ortalarına kadar şehirde arabaya binme hakkı devlet adamları içerisinde yalnızca sadrazam ve şeyhülislama tanınmıştı. Sokakların araba kullanımı için müsait olmamasının yanında, Osmanlı'da ağırlıklı olarak saray mensupları ve askerî erkan araba kullanmayı hoş görmezler ve rahatlık unsuru sayarlardı. Bu sebeple araba daha çok kadınların ulaşım amacıyla kullandıkları bir vasıta olarak görülürdü. Halkın çoğunluğu yaya olarak ulaşımı tercih ederdi.[157]

19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren teknik bilgisi yüksek, çizim ve ölçüm yapabilen iyi eğitimli mühendisler yol yapımlarında vazifelendirilmeye başlanmıştır.[158] Osmanlı İmparatorluğu'nda yapılan yolların bir kısmı yabancı özel şirketler tarafından yapılmıştır. Örneğin 1860 yılında Beyrut'tan Şam'a kadar olan karayolu bir Fransız şirket tarafından yapılmıştır.[159] Bu tarihlerde yoğun olarak Karadeniz bölgesi ile Orta Anadolu'da kullanılan kağnı arabalarının karayollarına zarar verdiği gerekçesiyle kullanımı yasaklanmış ve yerine dört tekerlekli Rumeli arabalarının kullanılması önerilmiştir.[160]

19. yüz yılın son çeyreğinde omnibüs adı verilen toplu ulaşım aracı Osmanlı İmparatorluğu'nda kullanılmaya başlanmıştır. İstanbul'da tramvayların işletmesine yönelik olarak Dersaadet Tramvay Şirketi ile 30 Ağustos 1869 tarihinde anlaşma yapılmış ve omnibüs işletme izni bu şirkete verilmiştir.[161] Belli bir güzergahta kurulan raylar üzerinde atlar tarafından çekilen ve birçok insan taşıma kapasitesine sahip büyük arabalar ilk olarak 1872 yılında göreve başlamıştır.[162] İstanbul'da yaygınlaşan omnibüsler, imparatorluğun çeşitli yerlerinde de kendini göstermiş, önce Selanik daha sonra Şam, Bağdat, İzmir ve Konya'da hizmet vermeye başlamıştır.[163] 1912 yılında başlayan Balkan Harbi nedeniyle tramvay şirketine ait 430 adet at ordu için hükumet tarafından 30 bin liraya satın alınmış ve İstanbul'da bir yıl süreyle tramvay çalışmamıştır. İki yıl sonra ise I. Dünya Savaşı'nın başlaması nedeniyle sekiz ay süreyle tramvay çalışmamıştır.[163] Atlı tramvay işletmeciliği 1914 yılında tamamen son bulurken, 11 Şubat 1914 tarihinde tramvay şebekesine ilk cereyanın verilmesiyle elektrikli tramvay işletmeciliği başlamış oldu.[163]

Eğitim[değiştir | kaynağı değiştir]

Kültür[değiştir | kaynağı değiştir]

Yeni Cami ve Eminönü pazarı, İstanbul, 1895'ler.

Osmanlı Türkleri, kuruluş öncesi yüzyıllardan beri birlikte getirdikleri Arap ve Pers İslam kültürlerinin geleneklerinden ve dillerinden büyük ölçüde etkilenmişlerdi. Anadolu'ya yerleştikten sonra başta Yunan, Ermeni ve Yahudi olmak üzere yerli halkların kültürleriyle bir ölçüde kaynaştılar. Böylece eklektik tarzda bir Osmanlı kültürü ortaya çıktı. Özellikle İmparatorluk haline geldikten sonra diğer kültürlerle değişim süreklilik kazandı.

Osmanlı Hanedanını yöneten erkekler, eşlerini çeşitli etnik gruplardan aldılar ve bu nedenle sultanlar karışık ırk ve kültürel mirasa sahip oldular.

Edebiyat[değiştir | kaynağı değiştir]

Selçuklu Devleti'nin son yıllarında, bu devletin yıkılmasından sonra ve Osmanlı Devleti'nin başlangıç döneminde Anadolu beyliklerinin merkezinde Arapça ve Farsça'dan geniş bir çeviri hareketi gerçekleşti. Bu merkezlerde ilk yapıtlarını veren yazarlardan daha sonra Osmanlı sarayınca korunan oldu.[164] Garibnâme (1330) mesnevisinin sahibi olan ve Yunus Emre yolunda ilahileri bulunan Kırşehirli Aşık Paşa, İlhanlılar'ın Anadolu valisi Timurtaş'ın vezirlerindendi. Süheyl-ü nevbahar (1350) mesnevisinin sahibi Hoca Mesut, Kelile ve Dimne çevirisini Aydınoğulları beyliğinde kaleme almıştı. Hüsrev ü Şirin (1367) mesnevisinin yazarı Fahri, Aydınoğulları beyliğinde yetişmişti. Hurşidname (1387) mesnevisinin sahibi Şeyhoğlu Mustafa, İskendername (1390), Cemşid ü Hurşid (1403) mesnevilerinin sahibi Ahmedi, Divan 'ı ve Çengname (1402-1411) mesnevileriyle tanınan Ahmet Dai, Hüsrev ü Şirin (1421-1429) mesnevisinin sahibi Şeyhi, Germiyanoğulları beyliğinde yetişmişti. Bu dönemde özellikle İran şairlerinin kaside ve gazellerinde işlenen içki, aşk, tasavvuf, eğlence konuları, onların kullandıkları imgeler, başvurdukları benzetmeler Türkçeye aktarıldı. Gene bu örneklere dayanan aşk, serüven, tasavvuf konularıyla ilgili mesneviler yazılıyordu. Ancak uzun ünlüsü olmayan Türkçenin aruz veznine uydurulması güçlükler yaratıyordu. Böyle olduğu halde başlangıçta Türkçe sözcüklere, deyimlere hatta atasözlerine şiirde geniş yer veriliyordu. Halk diliyle kahramanlık işleyen yapıtlar, dinsel edebiyat ürünleri de vardı. Tokat kalesi dizdarı Arif Ali, I. Murat için Danişmentname 'yi (1311, gününüze ulaşan yazması 1577) kaleme almıştı. Aynı nitelikli dinsel-destansı yapıtlardan Battalname ve Saltukname metinleri sonraki yüzyılın ürünleri arasındadır.[165] Ahmedi'nin kardeşi Hamzavi'nin gene aynı nitelikli Hamzaviname'si din ve kahramanlık konularını birlikte işleyen, halk diliyle yazılmış yapıtlardandır. Sadrettin'in Destan-ı geyik, Destan-ı ejderha 'sı, Tursun Fakih'in Kıssa-i mukaffa, Gazavat-i emir ül-müminin Ali 'si, Beypazarlı Maazoğlu Hasan'ın Feth-i kale-i Selasil, Cenadil kalesi cengi gibi yapıtları halk kitapları arasındadır.

Mimari[değiştir | kaynağı değiştir]

Erken dönem mimarisinde, yapılar ağırlıklı olarak İznik, Bursa ve Edirne şehirlerinde yer aldı. Yapılar daha çok Bizans mimarisi ve Selçuklu mimarisi etkilerini taşısa da, bu dönemde bir sonraki döneme dayanak oluşturacak fikirlerin ilk uygulamaları gerçekleşti. Bu uygulamalardan birisi, yapılarda kubbe kullanılması pratiğidir.

İstanbul'un Fethi'den itibaren, mimari eserler İstanbul'da yoğunlaşmaya başladı. Bu dönemde daha çok yüksek ve görkemli yapılar inşa edildi. Bu yapılar daha çok dinî yapılar ve kamu binalarıydı.

Lâle Devri'yle beraber, batılılaşmanın etkisiyle batılı tarzda binalar yapılmaya başlandı. Bu dönemde Boğaz kıyısına köşk yapma modası ortaya çıktı.

Süs sanatları[değiştir | kaynağı değiştir]

Sahne sanatları[değiştir | kaynağı değiştir]

Mutfak[değiştir | kaynağı değiştir]

Ekmek pişiren Türk kadını, 1790

İmparatorluğun yönetim merkezi olan saray, aynı zamanda padişahın ve hanedan üyelerinin ikametgâhıydı. Saray mutfağının birçok kişiye ve hanedan üyelerine hizmet vermesi sebebiyle kaliteye ve çeşitliliğe önem verilmekteydi. Günümüzde ayrıntılı bilgi edinilebilecek saray mutfağı, kaynak çeşitliliği sebebiyle II. Mehmed dönemi Topkapı Saray mutfağıdır.[166][167][168]

Mutfak aşçıları Acemi Ocağı'ndan seçilir ve belirli aşamalardan geçerek aşçı olurlardı. Her mutfaktaki aşçı adayları; şakirtlik (çıraklık), halifelik (kalfalık) kademelerinde görev yaptıktan sonra ustalık (aşçılık) mertebesine yükselirlerdi. Daha sonra Aşçıbaşı olurlar ve Başaşçıbaşı'na bağlı olarak görev yaparlardı.[169] Mutfaklarda çalışan görevlilerin sayısı saray nüfusuna bağlı olarak değişkenlik göstermiştir. II. Mehmed döneminde (1451-1481) 100 kişi olan personel sayısı, I. Süleyman'ın (1520-1566) saltanatının başlarında 250 iken sonlarında 500 olmuştur. 16.yüzyıl sonunda 1000 kişiye ulaşan personel sayısı, 17. yüzyıl ortalarında 1300 civarına çıkmış ve 17.yüzyılın sonlarında 1253 civarına inmiştir.[170] Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetim merkezi olan saray, İstanbul'ndan ayrı bir şehir olabilecek kadar büyük bir nüfusu içerisinde barındırıyordu. Sarayın nüfusu 16. yüzyılın ilk yıllarında 4-5 bin, 17. yüzyıl başlarında ise 10 bin civarındaydı. Tüm gıda alımlarında öncelikli olarak sarayın iaşesi düşünülmüş ve sarayın gıda ihtiyacı karşılanmadan hiç kimsenin gıda alımı yapmasına izin verilmemiştir. Böylelikle kaliteli malların saraya ayrılması sağlanmıştır. Saray mutfağına dayanıksız tüketim mallarının tamamı ile diğer besin maddelerinin bir kısmı İstanbul'dan, temel gıda maddelerinin büyük bir bölümü ise taşradan temin edilirdi.[170]

İstanbul'un Fethi ile birlikte saraydaki Osmanlı yemeklerinde ciddi bir değişim görülmüştür. Bu dönemde deniz ürünlerinin tüketimi artarken, yemeklerde çeşitlilikten ziyade doyuruculuğa önem verilmiştir. Lahana çorbası, baklava, yoğurtlu ve ıspanaklı büryan, pekmezli yoğurt tatlısı, yoğurtlu pazı ve ayran, şerbet sarayda görevli personele verilen başlıca yemeklerdi.[171] Et, süt, yoğurt, peynir, yağ hayvansal gıdalarda toplumun ana besin kaynaklarındandı.[172] Yapılan et yemeklerinde mevsimine göre kuzu, bazı zamanlarda ise koyun eti dana etinin yerine kullanılmaktaydı. Saray mutfak ananesinde zengin sofralarda; tavuk ve piliç gibi kümes hayvanlarının yanında güvercin, keklik, kaz, bıldırcın, ördek, 18. yüzyıldan başlayarak Amerikan kökenli hindi görülmektedir.[173] Deniz ürünlerinden birisi olan balık, padişah ve yakın çevresinin sıklıkla tükettiği gıdalardan birisiydi. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren saray mutfağına giren domatesin bu tarihten önce Osmanlı mutfağında kullanımına rastlanmaz. Günümüzde sıklıkla tüketilen sebzelerden fasulye, patates, bazı kabak çeşitlerinin yanı sıra kakao, mısır ve hindi de Amerika kıtasının keşfinden sonra; 18 ve 19. yüzyıllarda Osmanlı mutfağına girmiştir.[173]

Vakıf imaretlerinde fakirler ve yolcular öncelikli olmak üzere isteyen herkese ücretsiz yemek verilmekteydi.[174] İmparatorluk topraklarının genişlemesine paralel olarak mutfak kültürü de bu konuda gelişme göstermiştir. Sarayda önemli görevlerdeki kişilerin bir sofrada toplanıp yemek yemesi, devrin en büyük sosyal faaliyetlerinden birisi haline gelmiştir.[172][175]

II. Mehmed devrinde saray mutfağında kullanılan gıdalar
Yiyecek türü Yiyecek
Baklagiller ve Tahıllar Bulgur, pirinç, un, mercimek, buğday nişastası, nohut
Sebzeler Pırasa, lahana, ıspanak, pazı, şalgam, hıyar, soğan
Yağlar Zeytinyağı, kuyruk yağı, sade yağ
Otlar ve baharat Misk, safran, zeytin, maydanoz, hardal, sarımsak, kişniş,

nane, kimyon, Eflak tuzu, sakız, sirke, fülfül (karabiber), tarçın, karanfil, anber

Hayvansal gıdalar Yumurta, tavuk, peynir, süt, yoğurt, kaymak, istiridye,

karides, paça, kaz, sığır işkembesi, bal, av kuşları, balık

Kaynak: [176]
Topkapı Sarayı'nın ikinci avlusunda yer alan mutfaklar ve bacaları.

Saray mutfağı II. Mehmed'in 15. yüzyılın ikinci yarısında Topkapı Sarayı'nın ikinci avlusuna yaptırdığı mutfaklarla gelişme göstermiştir.[177] Sarayda Matbah-ı Hümayun ve Matbah-ı Amire olmak üzere iki ana mutfak mevcuttu. Yalnızca padişahın yemeklerini hazırlamakla görevli mutfak Matbah-ı Hümayun'du. Saray mutfağı oldukça karmaşık ve geniş bir sisteme sahipti. Günlük yemekler ayrı ayrı bölümlerde hazırlanırdı. Kuşçubaşılar, padişah için hazırlanan yemeklerden sorumluyken, has mutfak aşçıları ise Valide sultan, şehzadeler ve harem halkına yemek pişirmekle görevliydiler. Matbah- Amire olarak isimlendirilen birim ise Birûn ve Enderûn halkı ile herhangi bir neden ile sarayda yemek yemesi gereken kişilerin yemeklerini hazırlardı.[178]

Saray mutfağına ikinci avlu revaklarından üç kapı ile girilmektedir. Bunlar Kiler-i Âmire (Aşağı Mutfak) kapısı, Has Mutfak kapısı, Helvahane kapısıdır. 16. yüzyılın sonu ile 17. yüzyılın ilk yarısında güney kısımdan başlayarak mutfaklar hizmet verdikleri birimlere göre isimlendirilmiştir. Has Mutfak, padişah ve ailesi ile Has Oda'ya hizmet vermekteydi. Saray mutfağından her gün sayısı 4-5 bin kişiyi bulan Birûn ve Enderûn halkının yemek ihtiyacı karşılanmaktaydı. Dîvân-ı Hümâyun üyelerine her üç ayda bir ulûfe dağıtılırken, sayısı on beş bine kadar çıkan yeniçerilere, elçilere ve törene gelen görevlilere yemek hazırlanırdı. Her Ramazan'ın on beşinci günü yeniçerilere baklava yapılırdı.[170]

Osmanlı İmparatorluğu'nda sofranın da belli bir düzeni ve kuralları vardı. Genellikle sofrada temiz bir örtü yere serilirdi. Üzerine yerden çok yüksek olmayan bir sehpa ve bunun üzerine de kaşık, çatal ve diğer yemek gereçlerinin konduğu geniş ve yuvarlak sini olarak adlandırılan bir tepsi koyularak yemek yenirdi.[179] Osmanlı İmparatorluğu'nda II. Mehmed'e kadar tüm padişahlar sofralarında başka insanlarla yemek yemişlerdir. II. Mehmed'den sonra gelen tüm padişahlar Abdülaziz'in saltanatına kadar yemeklerini tek başına yemişlerdir.[180] Padişahlardan artan yemekler has nedimelerine ve şehzadelere verilirdi. Örneğin; yirmiden fazla erkek çocuğu olan III. Murad'dan (1574-1595) kalan yemekler otuz büyük tepsiye konarak, hareme gönderilirdi. Her biri için ayrı sofralar hazırlanırdı.[180]

Osmanlı'da mutfak kültürü, imparatorluğun son yıllarında farklı kültürlerin etkisi altında kalmıştır. Tanzimat Fermanı'nın ardından ülkede batılılaşma hareketi başlamıştır.[181] Bunun sonucunda sofrada minder yerine sandalye, sini yerine masa, herkesin ortak olarak kullandığı tek bir yemek kabı yerine kişisel tabak, çatal, bıçak ve su takımları saray ve konaklarda kullanılmaya başlanmıştır.[173] II. Abdülhamid zamanında Batılı ülkelerdeki gibi yemeklerin ayrı bir oda veya salonda yenmesi yaygınlaşmıştır.[181] 19. yüzyıl sonuna ait mönülere göre; Fransız yemekleri Türk yemekleri ile bir arada sunulmaya başlanmıştır. Bu dönemdeki Osmanlı yemek kitaplarında Avrupa kökenli yemek tarifleri yayınlanmıştır.[173]

Bilim ve teknoloji[değiştir | kaynağı değiştir]

Osmanlı tarihi boyunca, Osmanlılar diğer kültürlerden çevrilen elyazması kitaplar ile geniş bir kütüphane koleksiyonu oluşturmayı başardı.[182] Yerli ve yabancı el yazmaları arzusunun büyük bir kısmı 15. yüzyılda geldi. II. Mehmed Trabzonlu Yunan bilim adamı Georgios Amirutzes'e Batlamyus'un coğrafya kitabını tercüme ettirdi ve Osmanlı eğitim kurumları için kullanılabilir hale getirtti. Başka bir örnek ise aslen Semerkandlı gökbilimci, matematikçi ve fizikçi olan Ali Kuşçu; iki medresede profesördü, ve İstanbul'da sadece ölümünden önceki 2 ya da 3 yılını yaşamasına rağmen yazıları ve öğrencilerinin faaliyetleri sonucu Osmanlı çevrelerini etkiledi.[183]

1577'de Takiyüddin 1580'e kadar astronomik gözlem yapacağı Takiyüddin'in Rasathanesini kurdu. Güneş yörüngesinin dışmerkezliğini ve apsis'in yıllık hareketini hesapladı.[184] Rasathanesi 1580'de yıkıldı.[185]

1660'da Osmanlı bilim adamı Tezkireci Köse İbrahim Efendi Noël Duret'in 1637'de yazdığı Fransızca astronomik çalışmasını Arapçaya çevirdi.[186]

Şerafeddin Sabuncuoğlu ilk cerrahi atlas yazarı ve İslam tıbbının son majörü. Çalışmaları büyük ölçüde Ebû'l-Kasım Zehrâvi'nin Al-Tasrif'ine dayansa da Sabuncuoğlu kendine ait birçok yenilik getirdi. Kadın cerrahlar da ilk defa resimlendirilmiştir.[187]

Dakika ölçen ilk saat örneği Osmanlı saatçisi Meshur Sheyh Dede tarafından 1702'de yapıldı.[188]

Spor[değiştir | kaynağı değiştir]

Osmanlı İmparatorluğu'nda spor büyük önem taşımaktaydı[kaynak belirtilmeli] ve hâliyle spor yapan kişi büyük ilgi ve saygı görmekteydi. Osmanlı'nın uğraştığı başlıca sporlar arasında; Güreş, Avcılık, kemankeşlik (ok atıcılığı), binicilik (Cündicilik), Cirit oyunları bulunmaktaydı.

Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir]

Notlar[değiştir | kaynağı değiştir]

  1. ^ Saltanat 1 Kasım 1922'de kaldırıldı ve Türkiye Cumhuriyeti 29 Ekim 1923'te kuruldu. Daha fazla bilgi için bkz. Osmanlı İmparatorluğu dağılma dönemi.
  2. ^ Osmanlı Türkçesinde kent, Kostantiniyye (Lua hatası 62 satırında Modül:Dil: attempt to index field '?' (a nil value).) (-polis son ekinin yerini Arapça nisba almıştır), Dersaadet (Lua hatası 62 satırında Modül:Dil: attempt to index field '?' (a nil value).) ve İstanbul (Lua hatası 62 satırında Modül:Dil: attempt to index field '?' (a nil value).) adlarıyla biliniyordu. İstanbul dışındaki isimler, giderek eski hale geldi ve Türkiye'nin 1928'de Latin alfabesine geçmesinden sonra, İstanbul uluslararası alanda yaygın bir şekilde kabul gördü.
  3. ^ Son Padişah olan VI. Mehmed, 17 Kasım 1922'de İstanbul'dan sınır dışı edildi.
  4. ^ Kâşgarlı Mahmud Dîvânü Lugati't-Türk adlı eserinde Oğuzların 22 boyunu listelese de toplamda 24 boy olduğunu belirtmiştir. Kaşgarlı, Divân'ın üçüncü cildinde Türkmenler aslında 24 kabiledir cümlesiyle(Kaşgarlı, I, 1992) konar-göçer Türkmen olan Halaç ve Karlık boylarını Oğuzlardan ayrı saymıştır. Bknz:
  5. ^ 1334 yılında İbn Battuta'nın gözlemi.
  6. ^ Halil İnalcık ve bazı diğer akademisyenler, Osmanlı Devleti'nin 1299'da Söğüt'te değil 1302'de Yalova'da Bizans'a karşı yaptığı Bafeus Muharebesi (Koyunhisar Muharebesi) sonrasında devlet niteliğini kazandığını iddia ederler. Bknz:
  7. ^ Mezomorto lakabı, Venedikliler tarafından verilmiş bir lakaptır ve yarı ölü anlamına gelmektedir. Bazı kaynaklarda mezomorta ve mezemorto olarak da geçmektedir.

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

Genel[değiştir | kaynağı değiştir]

  • İnalcık, Halil (Haziran 2017a), Halil İnalcık'ın Merceğinden Osmanlı, Profil Kitap, ISBN 978-9759-969-26-4 
  • İnalcık, Halil (2009), Halil İnalcık, Devlet-i Aliyye, Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar-I, Klasik Dönem (1302-1606): Siyasal, Kurumsal ve Ekonomik Gelişim, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, ISBN 978-9944-88-645-1 
  • Akşin, Sina (1989), Türkiye Tarihi 2 / Osmanlı Devleti 1300-1600, İstanbul: Cem Yayınevi, ISBN 978-975-4065-64-0 
  • İnalcık, Halil (Ekim 2017b), Osmanlı İmparatorluǧu Klasik Çaǧ (1300-1600), Ruşen Sezer, çev. (24.baskı bas.), İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, ISBN 978-9750-805-88-2 
  • Engin, Vahdettin (2012), Osmanlı'da Ulaşım / Kara - Deniz - Demiryolu, Ahmet Uçar, Osman Doğan, İstanbul: Çamlıca Basım Yayın, ISBN 978-6055-331-08-5 
  • Halaçoğlu, Yusuf (2014), Osmanlılarda Ulaşım ve Haberleşme (Menziller), İstanbul: İlgi Yayınları, ISBN 978-6054-977-02-4 
  • Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (1998), Büyük Osmanlı Tarihi, 1 (7 bas.), Türk Tarih Kurumu, ISBN 978-975-6945-11-7 
  • Şimşirgil, Ahmet (2015), Kayı -I Osmanlı Tarihi - Ertuğrul'un Ocağı (20 bas.), İstanbul: Timaş, ISBN 978-6050-812-96-1 
  • Emecen, Feridun (2016), İlk Osmanlılar ve Batı Anadolu Beylikler Dünyası (3 bas.), İstanbul: Timaş, ISBN 978-605-08-0497-3 

Özel[değiştir | kaynağı değiştir]

  1. ^ The Encyclopædia Britannica, Vol.7, Edited by Hugh Chisholm, (1911), 3; Constantinople, the capital of the Turkish Empire...
  2. ^ Britannica, Istanbul:When the Republic of Turkey was founded in 1923, the capital was moved to Ankara, and Constantinople was officially renamed Istanbul in 1930.
  3. ^ "Ankara'nın Başkent Oluşunun 89. Yılı Kutlu Olsun". ttk.org.tr. 2012. 19 Nisan 2013 tarihinde kaynağından (WMV) arşivlendi. Erişim tarihi: 16 Ocak 2013. 
  4. ^ Hall, Thomas D.; Adams, Jonathan M. (2006). "East-West Orientation of Historical Empires" (PDF). Journal of World-Systems Research. 12 (2), s. 219-229. Erişim tarihi: 2013-02-11.  Yazar |ad1= eksik |soyadı1= (yardım)
  5. ^ Dündar, Orhan; Dündar, Erhan, 1.Dünya Savaşı, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1999, ISBN 975-11-1643-0
  6. ^ E. J. Brill (1974). "The Ottoman state and its place in world history". Brill Academic Publishers. ss. s. 18. 
  7. ^ Osmanlı İmparatorluğu'nun En Geniş Sınırlarını Gösteren Harita
  8. ^ Directholidays - Lanzarote
  9. ^ "Discover South Iceland - Vestmannaeyjar". Erişim tarihi: 2009-04-21. 
  10. ^ Tripatlas "Lundy" |url= değerini kontrol edin (yardım). tripatlas.com. Erişim tarihi: 2009-12-28. 
  11. ^ "Osmanlı'da Hoşgörü". OSAV. 9 Kasım 2017 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 28.12.2009.  Tarih değerini gözden geçirin: |erişimtarihi= (yardım)
  12. ^ "Osmanlı Yönetim Anlayışı". bilimarastirmavakfi.org. Erişim tarihi: 2009-12-28. 
  13. ^ Demir, Hande Seher (2013). "Klasik Dönem Osmanlı Devleti'nde Din-Devlet İlişkilerinin Laiklik, Sekülerizm, Teokrasi ve Din Devleti Sistemleri Kapsamında İncelenmesi". Ankara Barosu Dergisi. 27 Eylül 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Eylül 2013. 
  14. ^ örn. Fernand Braudel
  15. ^ Osmanlı padişahları listesi
  16. ^ Osmanlı padişahlarının nikâhlanması
  17. ^ Tarih Okulu Dergisi (TOD) (PDF), XV, s. 57-89. 2013. doi:10.14225 |doi= değerini kontrol edin (yardım) http://www.johschool.com/Makaleler/650231344_4.%20selim_parlaz.pdf. Erişim tarihi: 19 Nisan 2014.  Eksik ya da boş |başlık= (yardım)
  18. ^ (PDF). MEB. 2009. ss. 30-55. ISBN ISBN 978-975-11-3213-0 |isbn= değerini kontrol edin: invalid character (yardım) http://www.meb.gov.tr/Ders_Kitaplari/2012/OrtaOgretim/Devlet/OrtaOgrt/Tarih_10.pdf.  Eksik ya da boş |başlık= (yardım)
  19. ^ "http://www.dallog.net/kavramlar/devsirme.htm". 4 Mart 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 22 Nisan 2014.  |başlık= dış bağlantı (yardım)
  20. ^ "Osmanlı Müesseseleri, Teşkilatı ve Medeniyeti Tarihine Genel Bakış / Prof. Tayyib Gökbilgin". 3 Mart 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. 
  21. ^ "Neither Muslims nor Zimmis: The Gypsies (Roma) in the Ottoman State" (PDF). 
  22. ^ Soygüzel, Hasan. Ayla, Elif (Ed.). Metodoloji: Bilinmezlik Mağarasının Haritası (2 bas.). İstanbul: Hayy Kitap. s. 36. 
  23. ^ Ekmeleddin İhsanoğlu (2004). Osmanlı askerlik literatürü tarihi. İslâm Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi. s. 741. 
  24. ^ "Ottoman banknote with Arabic script" (İngilizce). Erişim tarihi: 26 Ağustos 2010. 
  25. ^ Murat Bardakçı (18 Ocak 2015). "Bilen bilmeyen herkes konuşuyor! Osmanlı Devleti'nin resmî adı 'DEVLET-İ ALİYYE'dir". Haberturk.com. 22 Ocak 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. 
  26. ^ Soucek, Svat (2015). Ottoman Maritime Wars, 1416-1700 (İngilizce). İstanbul: The Isis Press. s. 8. ISBN 978-975-428-554-3. The scholarly community specializing in Ottoman studies has of late virtually banned the use of "Turkey", "Turks", and "Turkish" from acceptable vocabulary, declaring "Ottoman" and its expanded use mandatory and permitting its "Turkish" rival only in linguistic and philological contexts. 
  27. ^ Hamish Scott (2015). The Oxford Handbook of Early Modern European History, 1350-1750: Volume II. s. 612. ISBN 9780191020001. "The Ottoman Empire-also known in Europe as the Turkish Empire"
  28. ^ Raphaela Lewis (1988). Everyday Life in Ottoman Turkey. Dorset Press. ISBN 978-0-88029-175-0. 
  29. ^ Godfrey Goodwin (1977). Ottoman Turkey. Scorpion Publications. 
  30. ^ Soucek, Svat (2015). Ottoman Maritime Wars, 1416-1700. İstanbul: The Isis Press. s. 8. ISBN 978-975-428-554-3. The scholarly community specializing in Ottoman studies has of late virtually banned the use of "Turkey", "Turks", and "Turkish" from acceptable vocabulary, declaring "Ottoman" and its expanded use mandatory and permitting its "Turkish" rival only in linguistic and philological contexts. 
  31. ^ a b c d Uzunçarşılı 1998, s. 93
  32. ^ Şimşirgil 2015, s. 17
  33. ^ a b c d Fatma, Acun (2000). "İlk Osmanlılara Dair". Kebikeç, 10, s. s. 60-61. 
  34. ^ a b Uzunçarşılı 1998, s. 94
  35. ^ Sümer, Faruk. Oğuzlar (Türkmenler) Tarihleri - Boy Teşkilatı - Destanları. İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı. s. 212-213. ISBN 978-9754-982-36-7. 
  36. ^ asf (1983). Ünver, İsmail (Ed.). İskender-Nâme. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları. s. 65. 
  37. ^ Enverî (2012). Öztürk, Necdet (Ed.). Dütûrnâme-i Enverî. İstanbul: Çamlıca. ss. 3-20. 
  38. ^ Kaynakta bu isimler dağınık bir şekildedir. Bunları toplayan Nihal Atsız'dır: Şükrullâh (2010). Almaz, Hasan (Ed.). Behcetü’t Tevârîh. İstanbul: Mostar. s. 306. 
  39. ^ Yavuz, Kemal; Saraç, M. A. Yekta, (Edl.) (2014). Tevarih-İ Alî Osman. İstanbul: Gökkubbe. s. 273. 
  40. ^ İbn-i Kemal (1991). Turan, Şerafettin (Ed.). Tevarih-İ Alî Osman. Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi. s. 44-45. 
  41. ^ Nâimâ Mustafa Efendi (1967). Danışman, Zuhuri (Ed.). Nâimâ Tarihî. İstanbul: Zuhuri Danışman Yay. s. 22. 
  42. ^ Hasan bin Mahmud Bayati (H.1331). Emîrî, Alî (Ed.). Câm-ı Cem Ayîn. Dersâdet Matbuası.  Tarih değerini gözden geçirin: |tarih= (yardım); eserin içerisinde şecere sırasıyla anlatılmaktadır
  43. ^ Oruç Beğ (2014). Öztürk, Necdet (Ed.). Oruç Beğ Tarihi. İstanbul: Bilge Kültür Sanat. 
  44. ^ Mevlânâ Mehmed Neşrî (2013). Öztürk, Necdet (Ed.). Cihannümâ (Osmanlı Tarihi 1288-1485). İstanbul: Bilge Kültür Sanat Yay. s. 7-8. 
  45. ^ Kâtip Çelebi (2009). Fezleketü akvâli’l-Ahyâr fî’İlmi’t-Târîh v’l-Ahbâr. Ankara: Türk Tarih Kurumu.  r |ad1= eksik |soyadı1= (yardım)
  46. ^ Mustafa Nuri Paşa (2014). Kurt, Yılmaz (Ed.). Netâyicü’l-Vukû’ât. Ankara: Türk Tarih Kurumu. 
  47. ^ a b Gibbons, Herbert Adams (1916). The Foundation of the Ottaman Empire. New York: The Century Co. s. 23. ; Müellif bu alıntıyı kroniklerden derlemiştir.
  48. ^ Köprülü, Mehmet Fuat (1943). Osmanlı İmparatorluğu’nun Etnik Menşei Mes’eleleri. c.7. s. 28. 
  49. ^ Osmanlı İmparatorluğunun Doğuşu. İstanbul: Kaynak Yayınları. Paul. s. 1-25.  Yazar |ad1= eksik |soyadı1= (yardım); r |ad1= eksik |soyadı1= (yardım); Tarih değerini gözden geçirin: |tarih= (yardım)
  50. ^ Fatma, Acun (1997). Ahmet Yüksel (Ed.). "İlk Osmanlılara Dair". Kebikeç, 10, s. s. 59-73. 
  51. ^ Bulduk, Üçler (1999). Eren, Güler (Ed.). Osmanlı Beyliği’nin oluşumunda Oğuz-Türkmen Geleneğinin Yeri. c.1. Ankara: Yeni Türkiye Yayınları. s. 161. 
  52. ^ Lindner, Rudi Paul (2010). Explorations in Ottoman Prehistory (İngilizce). s. 25-26. 
  53. ^ Lindner, Rudi Paul (2000). Ortaçağ Anadolu’sunda Göçebeler ve Osmanlılar. s. 83. ; Osmanlıların etnik tartışmaları için ayrıca bkz. Lindner, Rudi Paul (1999). Eren, Güler (Ed.). Selçuklular, Moğollar ve Osmanlılar Arasında. Ankara: Yeni Türkiye Yayınları. 
  54. ^ Emecen, Feridun (Ankara). Osmanlı Devleti’nin Kuruluşundan Fetret Devrine” Türkler, IX. Yeni Türkiye Yayınları. s. 18-19.  Tarih değerini gözden geçirin: |tarih= (yardım)
  55. ^ Köprülü, Mehmet Fuat (1943). Osmanlı İmparatorluğu’nun Etnik Menşei Mes’eleleri. s. 297. 
  56. ^ Uzunçarşılı 1998, s. 97-105
  57. ^ İnalcık, Halil. Ayla, Elif (Ed.). Tarih: Sadece Tarihten İbaret Midir?” Kuruluş (2.baskı bas.). İstanbul: Hayy Kitap. s. 118. 
  58. ^ İnalcık, Halil (2010). Kuruluş Dönemi Osmanlı Sultanları (1302-1481). Ankara. s. 18-21. 
  59. ^ Kılıçbay, Mehmet Ali (2004). Osmanlı Kuruluşunun Efsanevi Yanı”, Efsaneler ve Gerçekler, (Panel Bildirileri) (2 bas.). Ankara: İmge Kitabevi. s. 30. 
  60. ^ a b İnalcık 2009, s. 4
  61. ^ a b c d e f İnalcık 2009, s. 5-6
  62. ^ Uzunçarşılı 1998, s. 10
  63. ^ İnalcık 2009, s. 9
  64. ^ İnalcık 2017b, s. 11
  65. ^ a b İnalcık 2009, s. 7
  66. ^ a b c İnalcık 2009, s. 8
  67. ^ a b Akşin 1989, s. 21
  68. ^ Özdamarlar, Metin (2009). "Kuruluş". İlk Adımlar. Timaş Yayıncılık. ss. 12-13. ISBN 978-975-263-887-7. 
  69. ^ a b c İnalcık 2009, s. 13
  70. ^ "Prof. İnalcık: Osmanlı 1302'de kuruldu". ntvmsnbc.com. 27 Temmuz 2009. Erişim tarihi: 18 Kasım 2012. 
  71. ^ Nicol, Donald M., Byzantium and Venice: A Study in Diplomatic and Cultural Relations, (Cambridge University Press, 1999), 223.
  72. ^ "Bursa'nın Fethi - Bursa Büyükşehir Belediyesi". bursa.bel.tr. 10 Nisan 2017 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 18 Kasım 2012. 
  73. ^ Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (1945), "Gazi Orhan Beyin hükümdar olduğu tarih ve ilk sikkesi", Belleten C.VIII, s.207-211
  74. ^ Heath, Ian and Angus McBride, Byzantine Armies 1118-1461 AD, (Osprey Publishing, 1995), 8.
  75. ^ A History of the Byzantine State and Society, Treadgold, W., Stanford Press, 1997
  76. ^ R.G. Grant, Battle: A Visual Journey Through 5,000 Years of Combat, Dorling Kindersley Publishers Ltd, 2005. ISBN 0-7566-1360-4
  77. ^ İsmail Hakkı Uzunçarşılı "Karesi Vilâyeti Tarihçesi", Zağnos Kültür ve Eğitim Vakfı (2000), sf.68. ISBN 975-94473-3-9.
  78. ^ Aktepe, M. Münir (1950) "Osmanlıların Rumelide ilk fetihleri: Çimpe kalesi", Tarih Dergisi, C.2 say.283-307
  79. ^ "Şehzade Bayezid (Yıldırım Bayezid)". amasya.gov.tr. 25 Ekim 2012 tarihinde kaynağından (DOC) arşivlendi. Erişim tarihi: 18 Kasım 2012. 
  80. ^ Feridun Bey, Münşeattü's Selâtin, İstanbul, Hicri. 1274-1275 (Osmanlıca)
  81. ^ a b Alphonse de Lamartine (Eylül 2005) [1854]. Historie de la Turquie (Aşiretten Devlete). Bilge Kültür Sanat. (Çeviren: Dr. Reşat Uzmen). ss. 120,126,154,159, 160. ISBN 975-6316-54-3. 
  82. ^ Yücel, Yaşar M. (1963) "Kastamonu'nun ilk fethine kadar Osmanlı-Candar muüasebetleri", Tarihi Araştırmalar Dergisi C.I say.133-144
  83. ^ Charanis,P. (1942) "The strife among Palaeologi and the Ottoman Turks (Palaeiologlar ile Osmanlı Türkleri arasında çekişmeler)", Byzantion C.16 say.286-314 (İngilizce)
  84. ^ "Niğbolu Zaferi (25 Eylül 1396)". tsk.tr. 4 Mart 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 18 Kasım 2012. 
  85. ^ Öztuna,T.Yılmaz (1946). Ankara Muharebesi, İstanbul
  86. ^ a b c d e f g h i j k Sakaoğlu, Necdet (1999), Bu mülkün sultanları, İstanbul: Oğlak yayınları ISBN 975-329-299-6, say.52, 62, 67
  87. ^ Norwich, John Julius (1982) A History of Venice, Londra:Penguin ISBN 0-14-101383-4 (İngilizce) say. 193-194
  88. ^ Norwich, John Julius (1982), Byzantium: Decline and Fall, Londra:Penguin ISBN 0-679-41650-1 (İngilizce) say.378
  89. ^ Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (1995). Büyük Osmanlı Tarihi. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Yayınları. 
  90. ^ a b Stephen Turnbull, The Walls of Constantinople, AD 324-1453, Osprey Publishing, ISBN 1-84176-759-X.
  91. ^ Joseph von Hammer: Osmanlı Tarihi Vol I (condensation: Abdülkadir Karahan), Milliyet yayınları, İstanbul. ss 79-80
  92. ^ Ahdnameler ışığında Osmanlı-Venedik diplomatik ilişkileri - Ottoman-Venetian diplomatics, the Ahd-Names (İngilizce), Dr. Hans Theunissen, Leiden Üniversitesi, Hollanda, 1998, içinde 5. bölüm Venedik ile Türkmen Beylikleri Menteşe and Aydın - Venice and the Turcoman Begliks of Menteşe and Aydın
  93. ^ Sugar, Peter (1977). "Chapter 1: The Early History and the Establishment of the Ottomans in Europe". Southeastern Europe Under Ottoman Rule, 1354-1804 (Reprint). University of Washington Press. Erişim tarihi: 2007-05-19. 
  94. ^ a b İnalcik, Halil (1995) a.g.e. s.61-67
  95. ^ Larousse (1993). Théma Larousse Cilt-1 sf.141. İstanbul: Milliyet. 
  96. ^ Atilla Şahiner (2008). "Osmanlı Tarihi". Lacivert Yayınları. s. 80. 
  97. ^ Kinross, Lord a.g.e. s.95
  98. ^ a b c Kafadar, Cemal, "Cem Sultan", (1999) Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, İstanbul:Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık A.Ş. C.1 ISBN 975-08-0072-9
  99. ^ Brummett (1994), s. 52ff
  100. ^ Nicolae Jorga: Geschiste des Osmanichen vol II, (çev: Nilüfer Epçeli) Yeditepe Yayınları, 2009, ISBN 975-6480-19-X ,s.217
  101. ^ Prof. Yaşar Yüce-Prof. Ali Sevim: Türkiye tarihi Cilt II, AKDTYKTTK Yayınları, İstanbul, 1991 p 225-226
  102. ^ Lokman (1588). "Battle of Mohács (1526)". Hünernâme. 15 Ekim 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. 
  103. ^ Savory, R. M. (1960). "The Principal Offices of the Ṣafawid State during the Reign of Ismā'īl I (907-30/1501-24". Bulletin of the School of Oriental and African Studies, University of London. 23 (1), s. 91-105. doi:10.1017/S0041977X00149006. JSTOR 609888. 
  104. ^ Muir, William (2007) The Mameluke or Slave Dynasty of Egypt, 1260-1517 Piscataway, NJ: Gorgias Press. ISBN 978-1-59333-697-4. (İngilizce)
  105. ^ E.J. Brill's First Encyclopaedia of Islam, 1913-1936, Vol.9, Ed. Martijn Theodoor Houtsma, (BRILL, 1938), 432.
  106. ^ Hess, Andrew C. (Ocak 1973). "The Ottoman Conquest of Egypt (1517) and the Beginning of the Sixteenth-Century World War". International Journal of Middle East Studies. 4 (1), s. 55-76. doi:10.1017/S0020743800027276. JSTOR 162225. 
  107. ^ Dr. Aybars Pamir. Osmanlı Egemenlik Anlayışında Senedi İttifak'ın Yeri. Yıl 2004 C.53 Sa.2 s.66-67. Tam metin
  108. ^ Yurdaydın, Hüseyin G. "Ferdî'nin Süleymannâme'sinin yeni bir nüshası". s. 12. 
  109. ^ Haleoğlu, Mehmet (Aralık 2010). "Rodos'un Fethi". Sızıntı Dergisi. Erişim tarihi: 2012-06-20. 
  110. ^ Imber, Colin (2002). The Ottoman Empire, 1300-1650: The Structure of Power. Palgrave Macmillan. s. 50. ISBN 0-333-61386-4. 
  111. ^ a b c d e f g h i j k TSK'nın resmi tarihçe sayfası
  112. ^ Malcolm, Peter M. The Central Islamic Lands from Pre-Islamic Times to the First World War. Cambridge University Press. ss. 330, 331. 
  113. ^ Kann, Robert A. (1974). A History of the Habsburg Empire, 1526-1918. Londra, İngiltere: University of California Press, Ltd. s. 62. ISBN 0-520-04206-9. Erişim tarihi: 1 Şubat 2013. 
  114. ^ Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (1983). Osmanlı Tarihi, II. cilt. Ankara. s. 382. ISBN 975-16-0012-X. 
  115. ^ Fernand Braudel. The Mediterranean and the Mediterranean world in the age of Philip II. ss. 929 ff. 
  116. ^ Tüzün, Güler (2004). "Muhteşem Süleyman". Tarihte Olağanüstü Kişiler. Ana Yayıncılık. s. 19. ISBN 975-7760-83-8. 
  117. ^ Kinross, Patrick Balfour (1979). "The Ottoman Centuries: The Rise and Fall of the Turkish Empire". William Morrow, s. 206. 
  118. ^ a b Findley 2005, s. 115
  119. ^ a b Glazer 1996, "Osmanlı Müesseseleri"
  120. ^ Toynbee 1974, s. 22-23
  121. ^ Stavrides 2001, s. 20
  122. ^ Quataert 2005, s. 93
  123. ^ d'Osman Han 2001, "Osmanlı Padişah Veraseti"
  124. ^ Quataert 2005, s. 90
  125. ^ Peirce, Leslie. "The sultanate of women". Channel 4. 2007-12-03 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2009-04-18. 
  126. ^ Glazer 1996, "Dış Tehditler ve İç Dönüşümler"
  127. ^ Bardakçı, Murat (25 Eylül 2009). "Şehzadenin ardından basın öyle hatalar yaptı ki..." Haberturk.com. 20 Haziran 2017 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2010-07-16. 
  128. ^ http://www.bbc.co.uk/religion/0/24365067
  129. ^ http://books.google.com/books?id=rZtjR9JnwYwC&pg=109
  130. ^ a b c d Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt 17, s. 8946 - 8947
  131. ^ Karamürsel İlçesi Resmi tarihçe sayfası
  132. ^ a b DZKK, Ünlü Türk Denizcileri
  133. ^ a b c d e f Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt VI, s. 3037 - 3041
  134. ^ Osmanlı Denizciliğinde Gemi Kazaları ve Dalışlar, Şenay Özdemir
  135. ^ İlber Ortaylı ile Osmanlı Donanması, 03:00
  136. ^ Piri Reis'in Hürmüz Seferi ve İdamı, Ertuğrul Önalp
  137. ^ İnebahtı Savaşı ve Donanmanın Yeniden İnşası, İbrahim Etem Çakır
  138. ^ Deniz Harp Okulu, Tarihçe Sayfası
  139. ^ a b c Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli
  140. ^ 20. Yüzyıl Ansiklopedisi (1990), Tercüman Yayınları, s. 76 - 79
  141. ^ Halil İnalcık (1996). Osmanlı İmparatorluğu - Toplum ve Ekonomi. Eren Yayıncılık. s. 31-40. ISBN 9757622095. 
  142. ^ Kollektif. Türkiye Tarihi 2 Osmanlı Devleti 1300- 1600. Cem Yayınevi. s. 129. ISBN 9754065640. 
  143. ^ http://sablon.sdu.edu.tr/fakulteler/iibf/dergi/files/2003-2-16.pdf
  144. ^ http://acikarsiv.ankara.edu.tr/browse/1220/1813.pdf
  145. ^ Behar, Cem, ed. 1996. Osmanlı Đmparatorluğu'nun ve Türkiye'nin nüfusu, 1500-1927. %Ankara: T.C. Basbakanlık Devlet Đstatistik Enstitüsü = State Institute of Statistics Prime Ministry Republic of Turkey.
  146. ^ Karpat, 1978 & pp.237-274
  147. ^ Shaw, 1978 & p.323-338
  148. ^ a b Engin 2012, s. 14
  149. ^ a b c Çetin, Cemal. "Anadolu İskeleleri ve Kara Yolu Bağlantıları (XVI. yüzyıl sonları)". The Journal of Academic Social Science Studies. 
  150. ^ Orhonlu, Cengiz (1984). Osmanlı İmparatorluğu'nda Şehircilik ve Ulaşım. İzmir. s. 27. 
  151. ^ Engin 2012, s. 15
  152. ^ Miroğlu, İsmet. "Osmanlı yol sistemine dâir". İÜEF Tarih Enstitüsü Dergisi. İstanbul, 15, s. s. 47. 
  153. ^ Taeschner, Franz (1959). Die Entwicklung des Wegenetzes des Verkehrs im Turkischen Anatolien (Anadolu Araştırmaları). İstanbul. s. 177. 
  154. ^ Orhonlu, Cengiz. Kaldırımcılık. s. 96. 
  155. ^ a b c Engin 2012, s. 87
  156. ^ Kós, Károly (1995). Güngörmüş (çev.), Naciye (Ed.). İstanbul Şehir Tarihi ve Mimarisi. Ankara. s. 66-68, 106-107. 
  157. ^ a b Engin 2012, s. 88
  158. ^ Engin 2012, s. 42
  159. ^ Engin 2012, s. 43
  160. ^ Engin 2012, s. 46
  161. ^ Engin 2012, s. 67
  162. ^ Engin 2012, s. 68
  163. ^ a b c "Nostaljik Tramvay Hakkında". İETT.İstanbul. 14 Mart 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. 
  164. ^ Hamit Kemal, Liseler İçin Türk Edebiyatı Tarihi, A Yayınları, Ankara 2007
  165. ^ Parla, Jale (2000). Don Kişot'tan Bugüne Roman. İstanbul: Pegasus Yayınları. ISBN 978-975-470-796-0. 
  166. ^ Geleneksel Türk Mutfağı Bibliyoğrafyası Üzerine Bir Deneme. Ankara: Kültür Bakanlığı Biyografıler - Bibliyoğrafyalar Dizisi:. 1990. s. 22. 
  167. ^ Sertoğlu, Mithat. Topkapı Sarayında Gündelik Hayat. İstanbul: Doğan Kardeş yay. s. 4. 
  168. ^ Bobavius, Albertus (2002). Topkapı Sarayında Yaşam. İstanbul. s. 90. 
  169. ^ Bilgin, Arif (1998). Bolulu Ahçıların Osmanlı Saray Mutfağına Girişleri. Bolu: Abant İzzet Baysal Üniv. Yayınları. s. 43. 
  170. ^ a b c "Saray Mutfakları - Matbah-ı Âmire / Palace Kitchens - The Matbah-ı Âmire" (Türkçe & İngilizce). İstanbul: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, s. 4-42. 
  171. ^ Ünver, Süheyl (1952). Fatih Devri Yemekleri. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Tıp Tarihi Enstitüsü. s. 42. 
  172. ^ a b Sürücüoğlu, Metin Saip (1999). Osmanlı İmparatorluğunda Mutfak Teşkilatı, Protokol, Tören ve Şenlik Yemekleri. Türk Mutfak Kültürü Üzerine Araştırmalar. Ankara: Türk Halk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı Yayın No:23. s. 49-81. 
  173. ^ a b c d Özge Samancı. "Geçmişten Günümüze Türk Mutfağı". 
  174. ^ Metin Saip, Sürücüoğlu (1986). "Eski Türklerde Vakıf İmaretlerinde Toplu Beslenme". Beslenme ve Diyet Dergisi, 15, s. 113-122. 
  175. ^ N.Ciğerim (2001). Batı ve Türk Mutfağı'nın Gelişimi, Etkileşimi ve Yiyecek-İçecek Hizmetlerinde Türk Mutfağının Yerine Bir Bakış, Türk Mutfak Kültürü Üzerine Araştırmalar. Türk Halk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı Yayınları Yayın No:28. s. 49-61.  33. harf sırasında bulunan |yayıncı= parametresi line feed character içeriyor (yardım); 83. harf sırasında bulunan |başlık= parametresi line feed character içeriyor (yardım)
  176. ^ Zeynep Yelçe (çev.) (2006). Neumann, Christoph K.; Faroqhi, Suraiya (Edl.). Soframız Nur Hanemiz Mamur. İstanbul: Kitap Yayınevi. s. 38. 
  177. ^ K. D. Mussmann & Can Pahalı (1994). Mutfak Hizmetleri. Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Yayınları Yayın No: 397. 
  178. ^ Gürsoy, Deniz (1995). Yemek ve Yemekçiliğin Evrimi. İstanbul: Kuruş Matbaacılık. 
  179. ^ Ricault. Uzmen, Reşat (Ed.). Türklerin Siyasi Düsturları. İstanbul: Tercüman 1001 Temel Eser No: 81. s. 144. 
  180. ^ a b R. Vardarlı (1981). Osmanlı Padişahlarından Hangileri İçki İçerdii. Tarih ve Edebiyat Mecmuası 17(4). s. 63-66. 
  181. ^ a b Ünsal, Ayfer (1996). "Sofra Adabı". Sanat Dünyamız, 21, s. 113-118. 
  182. ^ Ágoston and Alan Masters, Gábor and Bruce (2009). Encyclopedia of the Ottoman Empire. Infobase Publishing. s. 583. ISBN 978-1-4381-1025-7. 
  183. ^ Ragep, F. J. (2005). "Ali Qushji and Regiomontanus: eccentric transformations and Copernican Revolutions". Journal for the History of Astronomy. Science History Publications Ltd. 36 (125), s. 359-371. Erişim tarihi: 1 May 2013. 
  184. ^ Sevim Tekeli (1997). "Taqi al-Din". Encyclopaedia of the history of science, technology and medicine in non-western cultures. Kluwer. ISBN 0792340663. 
  185. ^ John Morris Roberts, The History of the World, pp. 264-74, Oxford University Press, ISBN 978-0-19-521043-9
  186. ^ Ben-Zaken, Avner (2004). "The Heavens of the Sky and the Heavens of the Heart: the Ottoman Cultural Context for the Introduction of Post-Copernican Astronomy". The British Journal for the History of Science. Cambridge University Press. Cilt 37, s. 1-28. doi:10.1017/S0007087403005302.  |başlık= dış bağlantı (yardım)
  187. ^ Bademci, G. (2006). "First illustrations of female Neurosurgeons in the fifteenth century by Serefeddin Sabuncuoglu". Neurocirugía. Cilt 17, s. 162-5. 
  188. ^ Horton, Paul (1977). "Topkapi's Turkish Timepieces". Saudi Aramco World, July-August 1977, s. 10-13. Erişim tarihi: 2008-07-12. 

Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]