Serinhisar

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Serinhisar
—  İlçe  —
Serinhisar General View.JPG
Türkiye'de bulunduğu yer
Türkiye'de bulunduğu yer
İl genelindeki konumu
İl genelindeki konumu
Ülke Türkiye
İl Denizli
Coğrafi bölge Ege Bölgesi
Yönetim
 - Kaymakam Hakan Alkan [1]
 - Belediye başkanı Mehmet Kobaş (AKP)
Yüzölçümü [2]
 - Toplam 227 km2 (87,6 mi2)
Rakım [3] 1.000 m (3.281 ft)
Nüfus (2016)[4]
 - Toplam 14,600
 - Kır -
 - Şehir 14,600
Zaman dilimi UDAZD (UTC+03:00)
Posta kodu 20430
İl alan kodu 0258
İl plaka kodu 20
İnternet sitesi: http://www.serinhisar.bel.tr/

Serinhisar, Denizli ilinin bir ilçesidir.

Coğrafi konum[değiştir | kaynağı değiştir]

Denizli-Antalya karayolunun 35. kilometresinde, Karaağaç Ovasının kuzeyinde bulunur. Komşuları Acıpayam, Tavas, Honaz ve Denizli merkezdir.

İdari yapı[değiştir | kaynağı değiştir]

1988'e kadar Acıpayam ilçesine bağlı bir kasaba olan Kızılhisar, bu tarihte ilçe olmuştur. Adını Serinhisar olarak değiştirmiştir. Büyükşehir belediyesi kurulmadan önce bir beldesi ve üç köyü bulunmaktaydı.

Ekonomik ve demografik yapı[değiştir | kaynağı değiştir]

İlçede birçok iş kolu vardır. Ama bunlardan en önemlileri leblebicilik ve besiciliktir. Ayrıca tarım ve ticarette önemli gelir kaynaklarındandır. İhracatta ise özellikle Ortadoğu ülkelerine yaptığı leblebi satışı ile önemli bir noktaya gelmiştir. Eskiden yapılan testicilik ve urgancılık ise gün geçtikçe önemini kaybetmektedir.

Yıl Toplam Şehir Kır
1990[5] 23.560 17.112 6.448
2000[6] 22.265 15.864 6.401
2007[7] 15.371 10.699 4.672
2008[8] 15.464 10.870 4.594
2009[9] 15.438 10.765 4.673
2010[10] 15.226 10.639 4.587
2011[11] 15.109 10.572 4.537
2012[12] 14.896 10.472 4.424
2013[13] 14.817 14.817 veri yok
2014[14] 14.796 14.796 veri yok
2015[15] 14.649 14.649 veri yok
2016[16] 14.600 14.600 Veri yok
2017[17] 14.488 14.488 Veri yok

Tarihçe[değiştir | kaynağı değiştir]

Denizli tarihi[değiştir | kaynağı değiştir]

Denizli MÖ 3. yüzyıl ortalarında Selefkilerden antiokhas II tarafından eşi Laodike'nin adına kurulan laodikeia şehrinin yerine geçmiştir. Pilinius'a göre daha önce Diospolis ve sonra Phoas adlı kasabaların bulunduğu yerde kurulan Laodikeia şimdiki Denizli'nin 6 km kuzeyinde Eskihisar köyü yakınında bir tepe üzerine yerleşmişti. 1887 ve 1957 de bu bölge kazı ve araştırmalar yapılmış olup birçok şehir kalıntısı gün yüzüne çıkartılmıştır.

7. ve 10. yüzyıllar arasında Müslüman akınları sırasında şehre Lazkie adı verilmiş; Türklerin kullandıkları Ladik adı bundan türemiştir.

Malazgirt Meydan Muharebesi'nde (1071) sonra yöreye büyük Türkmen boyları yerleşti. 11.-13. yüzyıllar arasında bölge Selçuklu Türkmenleri ile Bizans arasında sık sık el değiştirmiştir.

Bu süreçte meydana gelen depremin sonucunda şehir kısmen terk edilmiş ve şimdiki yerinde yeniden oluşmaya başlamıştır. Bir süre Ladik adı yeni kurulan şehir için kullanılmıştır.

Şehrin bugünkü adı 13. yüzyıldan sonra kullanılmaya başlandı. Bu ad önceleri Donguzlu (Donuzlu) Tonguzluk şeklindeyken sonra dan Dengizli (Denizli) olmuştur.

13. yüzyıl sonunda Selçuklu veziri Sahip Ata'nın oğullarına verilmiştir. Selçuklular zayıf düşünce Kütahya'da yerleşen Germiyanoğulları onların yerini aldı. Denizli'de Germiyanlıların Ladik beyleri veya inanç oğulları denilen bir kolu hakim bulunuyordu. Bu sırada Ahilerde Denizli'ye yerleşerek zaviler kurmaya başladılar. 1339'da Yıldırım Beyazıt'ın eline geçen şehir 1402'de Timur tarafından Germiyanoğularına geri verildi. Bir süre sonra yine Osmanlı Hakimiyetine girdi. Ve Kütahya'ya bağlı bir kaza haline geldi.

17. yüzyıl ortalarında buradan geçen Evliya Çelebi şehirde 24 mahalleye bölünmüş 3600 ev bulunduğunu kaydeder. Şehir içinde Kale içi denilen dört köşeli yapıda o zaman da bedesten ve dükkânlar bulunuyordu.

19. yüzyıl sonlarında şehir nüfusunun 15-17. bin civarında olduğu tahmin ediliyordu. 20. yüzyıl başlarında Nüfusun 20 bine geçtiği 1883'te Denizli Aydın Vilayeti içinde kurulan bir sancağa merkez olduğu ve bu sancak ta 1924 vilayet halini aldı. Şehrin Demiryolu ağına 1891 yılında bir kolla bağlandı. Millî Mücadele sırasında (1920) Yunan cephesi saray köyün kuzeyinden Büyük Menderes'e uzandığı halde Denizli işgal edilmemiştir.

Kızılhisar tarihi[değiştir | kaynağı değiştir]

Kızılhisar şimdiki Kaya mahallesinin bulunduğu yer ve civarında Milattan Önce 1500-1400 yıllarında Etiler (Hititler) tarafından kurulduğu sanılmaktadır. Kızılhisar 200 yıla yakın Etiler İmparatorluğunun, MÖ 1200 yıllarında Jonlar-Akarların, MÖ 800 yılında Lidyalıların, MÖ 546 yılında Perslerin, MÖ 440 yılında Kayralıların MÖ 334 yılında Makedonyalıların (Büyük İskender İmparatorluğu) MÖ 133 yılında da Roma İmparatorluğu'nun idaresinde kalmıştır.

MS 395 yılında Roma İmparatorluğu'nun parçalanmasıyla Doğu Roma İmparatorluğu'nu sınırları içinde kalmış olup, MS 1077 yılında Anadolu Selçuklularının yaptıkları savaş neticesinde Roma idaresinden kurtularak 1308 yılına kadar Selçukluların idaresi altına girmiştir.

Selçuklular döneminde Kızılhisar ve Karaağaç yöresine Oğuzların çoğunlukla Avşar boyuna mensup Türkmenler yerleşmiştir. Coğrafi olarak kapalı bir bölgede yer alması bakımından insanlarının genetik saflığı önemli ölçüde korunmuştur. Bu özelliği ile Osmanlı başlangıç dönemi araştırmacıları için ender bulunan belki de yegane bir laboratuvar görevi yapmaktadır.

1147-1148 yıllarında Haçlı Seferleri'nin akınlarına maruz kalmışlardır.

Kızılhisar yöresi Selçukluların idaresinde iken 1277 yılında Cengiz İmparatorluğunun akınlarına da hedef olmuştur. 1292 yılında Eski Anadolu Selçukluların'dan ve Cengizhanlarının idaresine giren Kızılhisar 1402 yılında Timur tarafından Germiyanoğuları Beyliğine bağlanmıştır.

1229 yılında eski Anadolu Selçukluların dan ve Cengiz İmparatorluğunun tanınmış şahsiyetlerinden Keykavlis'un ölümü ve 1300 yılında İlhanilerin tahtına sahip Ebusait Bahadır: Han'ın küçük olması dolayısıyla Kızılhisar, Gölhisar sultanlığı tarafından idare edilmiştir.

Gölhisar sultanı Mehmet Çelebinin 1325 yılında ölmesi üzerine 1326 yılında Germiyanlılarla savaş ilan edilmiş ve bu sene içinde Kızılhisar ve yöresi Kütahya'da bulunan Germiyanlıların eline geçmiştir.

1402 yılında Timur, Denizli'den Kızılhisar'a uğramış ve buradan Burdur ve Isparta-Uluborlu istikametine gitmiştir. 1429 yılında Germiyanoğlu Yakup Bey Osmanlılardan korkarak II. Murat'a bir vasiyetname ile Germiyan Beyliğini ve Kızılhisar yöresini kesin olarak Osmanlı İmparatorluğuna bağlamıştır.

Böylece Kızılhisar 1429 yılından İstiklal Harbine kadar Osmanlı İmparatorluğunca idare edilmiştir.

Kızılhisar adının kökeni[değiştir | kaynağı değiştir]

Romalılar zamanında kurulan yerleşim yerinin ismi bazı kaynaklarda (CARYSTUS-KARISTOS) olarak geçmesine rağmen asıl adının bu dönem için KARİA olduğu bir gerçektir.

Kızılhisar, Selçuklular zamanında (Kepez-Yerlikaya) ismi verilmiş ve 1300-1310 yıllarında taş ve tuğla'dan yapılan küçük bir Hisar sonunda Kızılhisar olarak isim değiştirilmiştir. Bu isimde Tuğla ve Toprağının kırmızı olması nedeniyle verilmiştir. Halk dilinde bu yerde kızıl isimli asi bir şahıs vardır, Kendisine karşı gelenleri astırırmış ve bundan dolayı Kızılasar ismi verilmiş denilmekte ise de bu tamamen bir rivayet den ibarettir.

Osmanlı İmparatorluğunun idaresine girdikten sonra hisar bakımsızlığı nedeniyle yıkılmış,temelleri toprak altında kalmıştır.

Hisar'dan 400-500 metre kadar güney ve doğu istikametinde 4 metre eninde ve yüksekçe yapılmış olan avlu duvarlarının toprak yüzünde görülen temellerinin bir kısmı 951 yılına kadar belirli bir vaziyet de idi. Bu temeller Yenice Mahallesi içinde sonra dan kurulan Numune Semtindeki evlerin altında ve avlularında kalmıştır. Mithatpaşa İlkokulu'nun bulunduğu yer ile batı ve kuzey tarafları hisarın avlusu olup,bu yere sonra dan ağalar tarlası ismi verilmiştir. Bu avlu ve tarla içine yakın zamana kadar su kuyusu mevcuttu.

Hisarın büyük avlu duvarındaki taşların sökülerek evlerin temellerine konduğu anlaşılmıştır. Hisar da 1954 yılından sonra yıkılmıştır.

Kızılhisar'ın 1924 yılında Osmanlı imparatorluğunun sınırları içine alınmasından sonra Değirmen Deresi önündeki cevizler( Karaağaçlar), Honaz dağı eteğindeki Eğri Kavak, Alaylı, Harami (Akmazca), Yağlıhan, Kısmen Boyralı-Karacaören, Meleş-Menengeç ve daha sonra da (1960 yılında) Umurtakta bulunan küçük oba ve köyler yerinden kaldırılarak burada toplanmasıyla büyümüş olan Kızılhisar, mahalleler kurulduğunda Kaya, Orta, Pınarcık, Aşağı ve Yenice olmak üzere 5 mahalleye ayrılmış ve 5 muhtarlık tarafından idare edilmeye başlanmıştır.

Kızılhisar yöresindeki ve yukarıda isimleri belirtilen küçük oba ve köyler, Oğuz Türkleri-Türkmenler tarafından kurulduğu, adet, ırk, dil, din ve ananelerine bağlı bulundukları bir gerçektir. 1 Haziran 1987 tarihinde Belediye Meclis kararı ile İlçenin ismi Serinhisar şeklinde değiştirilmiştir.

Haçlı Seferleri'nde Kızılhisar[değiştir | kaynağı değiştir]

Kazıkbeli Savaşı[değiştir | kaynağı değiştir]

Fransa Kralı VII. Louis'in kumandasındaki 2. Haçlı ordusu 1147 yılında Efes'e gelmiş ve oradan Menderes nehri boyunca yürüyüşüne devam etmiştir. Bu ordudan ayrılan ve daha çok Almanlardan mürekkep bir Haçlı öncü kuvveti 1147 senesinin sonlarında Kazıkbeline gelmiş ve burada pusu kuran Kızılhisar ve Yöresinden toplanmış Türk Kuvvetleri tarafından yok edilmiştir.

Bundan sonra 6 Ocak 1148 tarihinde yürüyüşe geçen Fransız kuvvetleri Kazık Belinin alt tarafına geldiler. Kazıkbeli geçidi 7 Ocak 1148 tarihinde aşılacaktı. ve Fransız Kralı bugünü tamamen bu geçide hasretmiş bulunuyordu. Haçlılar ilerledikleri sırada, daha önceleri burada perişan edilen Alman Haçlılarının cesetlerini görünce savaş nizamına girdiler. Birkaç gün önce Denizli yöresindeki yenilginin öcünü almak için pusu kuran Türkler Kazıkbeli'nin tepesinden Haçlıların hareketlerini izliyorlardı. Haçlılar savaşçı birliklerini öncü ve artçı ikiye ayrılmış olarak Kazıkbeli'ne doğru yürüyorlardı, planlarına göre öncüler suretle Kazıkbeli'nin düzlük yerine varacak orayı Emniyete alıp,çadırlara kurarak kamp yerini hazırlayacaktı. Nitekim Geoffroi de Rancon kumandasındaki öncü kuvvetleri bir mukavemetle karşılaşmaksızın Kazıkbeli'nin en yüksek yerine vardı, Fakat saat sabahın henüz dokuzu idi, öncü kumandanı bugünkü yürüyüşü az bulmuştu. Rehberleri de geçidi aşmaya tavsiye ettiler ve az uzakta kamp kurmaya elverişli bir ova bulunduğunu söylediler. (Kızıl çukur ovası) Fransız öncü kuvvetleri kazık belini terk ederek Kızılhisar ovasına indi ve çadırlarını kurarak istirahate çekildi. Türklerin kuvveti onlara nispeten az olduğu için fazla mukavemet gösteremediler. Artçı kuvvetleri de önceden kararlaştırıldığı gibi Geoffroi'nin Kazıkbeli'nin düzlüğünde durup çadırları kurduğundan emin ve orasının da çok uzak olmadığını görerek hareketini ağırlaştırmıştı.

Bizzat bu savaşta bulunan bir Haçlı müellifi (yazarı) şöyle anlatıyor:

Haçlı müellifi sonradan savaş hakkında daha fazla tafsilat veriyor:

Kazıkbeli Savaşı hakkında bir kaynak da iki değişik rivayet naklediyor.

Türkler muharebe meydanına hakim olunca, çevrelerinde az Türk bulunduğu sırada birkaç Fransız askeri, kralın atından tutarak onu yakında bulunan bir tepeye çıkardılar ve geceye kadar orada kaldılar. Lakin herhangi bir yoldan inmenin Türkler içinde kalmaktan daha akıllıca olduğuna hükmettiler. Kral her taraftan Türklerle çevrili idi. Ordusu kaybolmuştu, kimse gidecek yolu bilmiyordu. Nihayet kalabalığın yaktığı ateşi fark ederek oraya vardılar. Türkler de karanlıktan on öncülere ait zannederek, takip etmediler, geri döndüler.

Diğer rivayet ise, kralın bir tepede yanında bir Haçlı kuvveti ile kaldığını zikreder, Türkler onu tanımıyordu, kral bu tepede kendisini cesaretle savundu. Gecenin çöktüğü, karanlığın dövüşleri ayırdığı sırada bir ağaç altına çekildi. Sonra dallarına çıkarak, uzun zaman kendisini Türklere karşı müdafaa etti. Türkler karanlık ve kralın yardımına gelen kuvvetlerden dolayı Kazıkbelin den uzaklaştılar.

Bunlardan Odon de Deuil'in zikrettiği ilk şekli tercih etmeliyiz. Zira maruf Fransız tarihleri de, bu kaya üzerindeki savaşı hep zikrettiği ilk şekli tercih etmeliyiz. Zira maruf Fransız tarihleri de,bu kaya üzerindeki savaşı hep zikrederler. Kral Kayanın üzerine çıkınca onu esir almak için Türkler de ardından tırmanmaya çalıştılar. Uzaktan bazıları ok atıyordu. Zırhlı oklarda kendisini korudu ve kayayı çıkmak isteyenleri de kılıcıyla durdurdu. Türkler onun kral olduğu bilmediklerinden, esir etmenin güç,bu zamanda ani bir saldırıdan çekildikleri için, karanlık bastırmadan evvel ganimet toplamak için dağıldılar. Kral,daha sonra sahipsiz bir atat binerek askerlerine iltihak edebildi. Fransa kralını Türklere esir düşmekten gecenin ve ganimet arzusunu kurtardığı muhakkaktır. Zira bu Kazıkbeli Savaşı'nda öyle çok mal ele geçmiştir ki, Türk ülkesi Haçlılardan alınan ganimetlerle dolmuştu.

Kazıkbeli Savaşı diye adlandırılan bu savaş Haçlıları pek üzmüştü. Zira onlara göre Fransa'nın en güzel çiçekleri, Şam duvarları altında meyve vermeden solmuşlardı. Franzsı ordugahının uzun boylu anlatılan kederli halini tasvir etmiyoruz. Fakat gece, hemen kendilerini toplamışlar daha ciddi tedbirler almışlardı. Fakat Türklerde Zayıflığımızı öğrendikten sonra daha cüretli epeyce ganimet aldıktan sonra daha da hars olarak bizi taciz ediyorlardı. Buna karşılık Haçlılar da toparlanmışlardı. Türkler bu kalabalık orduyu saldırmak yerine geçecekleri yolu takip ederek mahvetme yolunu tuttular.

Haçlılar da Kazıkbeli'nden hareketle Kızılhisar ovasından geçerek Acıpayam ovasından ve kıyıları bataklık iki ırmaktan geçtiler. İkinci ırmak yakında iki tepe vardı, birini Türkler tutarak Başlarından yoldukları saçları yere atmışlardı. Bu durum Haçlı müellifine göre, bu topraklardan hiçbir şekilde ayrılmayacaklarına işarettir. Fakat her tarafı tahrip ederek çekildiklerinden buradan çıktılar. Ancak Haçlı ordusunda açlık baş göstermiş, önce atlar mahvolmuş, bunları yiyen şövalyeler ve ordu güçlükle Gölhisar tarafından Antalya'ya varabilmişti.

II. Haçlı Seferi sırasında gayet dostane olan Türk-Bizans münasebetlerinin bozulmasından sonra Leodikya Türk akınlarına uğradı. 1157'de Alaşehir'e gelen Manuel Kommones, Türk topluluklarına girerek yağma ve tahribe koyulmuş Selçuklu kuvvetlerinin uzak oluşundan istifade ederek bütün etrafı yakıp yıktıktan sonra İstanbul'a dönmüştü. Türk Kuvvetlerinin bunun intikamını alacağını iyi bilen Kommones Türk akınlarını önlemek için Homa ve Honaz istihkamlarını tahkim ve teçhiz etti ise de Türk kuvvetleri yollarının kapatılmış olmasından yılmadılar. 1158 senesinden Karaağaç ovasından akınla ansızın Leodikya üzerine indiler. Böylece Bizans imparatorunun Türk topraklarında yaptığı tahribin öcünü aldılar.

1192'den sonra Bizanslılarla Selçuklular Burdur ve Gölhisar yöresinde karşılaşmışlar. Konya Sultanı, Osman ve Hüsamettin Beyleri birer Tümen askerle bu mıntıkaya göndermiştir. Önce birlikte hareket ederek Bizanslıları yenen bu Kumandanlar sonra ayrılmışlar, Hüsamettin Bey Çal, Osman Bey ise Karaağaç yani bugünkü Acıpayam yöresini zapta koyulmuşlardır. Osman Beyin bir lakabı da Yatağan baba olup, Savaşa yata yata kazanmasından almıştır. Bunun ordusunda bulunan bir Selçuklu Prensinin tedavi olduğu pınara Sultan pınarı denilmiş mıntıkadaki birçok köy isimleri bu fetihle ilgili olmuştur. Fetih den sonra buraları bir prensle kumandana verilmiş ve vefatlarında Yatağan'a gömülmüşlerdir.

İbn-i Said'e göre Kızılhisar Yöresi[değiştir | kaynağı değiştir]

1261 yılında Karaağaç ovasından (Kızılhisar yöresinden) geçen İbni Said Toğurlu-Toğuzlu dağları ve bunun etrafında 200.000 hane (Beyt-Çadır) bir Türkmen halkının oturduğunu yaşadığını belirtmiştir. Bu yer Karaağaç ovası ile Beşler yaylasında Honaz dağına kadar olan kısımdır. Ayrıca bu Türkmenlere denir demiştir. Bundan da anlaşılıyor ki Kızılhisar ve yöresi UÇ Türkmenlerinin İlk yurdudur. Bundan sonra bu Uç Türkmenleri Karaağaç ve Kızılhisar yöresinde yerleşip küçük köyler kurmuşlardır.

1261 yılı öncesi ve sonrası Uç Türkmenlerinin başlarında Kahraman Uç Gazisi sıfatına taşıyan Avşar boyundan Mehmet Bey, kardeşi İlyas Bey, akrabası olan damadı Ali, Salur ve Sevinç Beyler vardı. O tarihlerde Türkmenler kırmızı külah giyerlerdi, Mehmet Beyin emri ile kırmızı külahlar değiştirilip,yerine ak külah giymişlerdir.

Kızılhisar Yöresi ve Türkmenler[değiştir | kaynağı değiştir]

Kızılhisar ve Karaağaç yöresi toprakları 1200 yılı başlarından itibaren Uç'un güneybatı kanadını teşkil ediyordu. Bu kesimlerde kalabalık bir Türkmen nüfusu muhtevi idi. Bu Türkmenler önceleri Bizans elinde olan zengin Ege topraklarında cihat için yığılmışlardı. İlk Fetih yıllarında sahillere kadar bütün Batı Anadolu'ya yayılmış olan Türkmenler için her iki Devletin de kontrolünden uzak bu bölgesi göçebe hayat şartlarını idame ettirmeye elverişli bir barınak ve faaliyet sahası vazifesini görüyordu. Doğudan devamlı şekilde Anadolu içlerine gelen ve Selçuklular tarafından düşman toprakları istikametinde sevk edilen yeni aşiretlerinde katılmasıyla buradaki Türkmen unsuru gittikçe artan bir yoğunluk kazanıyordu. Bizzat Selçuklularda bu hususta destekleyici rol oynamışlardı.Zira Selçuklular vaktiyle Devletlerinin kurucusu bu Türkmenleri lara sevk ettiler. Ve kendileri Büyük Selçuklularda olduğu gibi bazı milletler den toplanan orduya dayandılar. 1192 yılında, savaşlar da cesur askerler temin etmekte ünlü olan bu Uç Türkmenlerin Selçuklu siyasi hayatında da bir kurucu unsur olmuşlardır.

1274'te vefat eden İbni Said'e göre bu Türkmenler Selçuklular devrinde Rum Diyarını fetheden Türk soyundan çokluk bir kavimdir. Türkmenlerde başka yerlere gönderilen kilimler yapılır. Buranın sahilinde Marki isimli bir körfez vardır, Burası seyyahlarca meşhurdur. Buradan İskenderiye ve başka yerlere kereste gönderilir. Burada bulunan nehir üzerinde bir köprü vardır,Barış zamanlarında indirilir ve harp çıktığı zaman kaldırılır. Bu Müslümanlarla Hristiyanlar arasında sınırdır. Antalya'nın kuzeyinde Toğurlu-Tokuzlu dağı vardır. Burada ve bunun etrafında ikiyüzbin çadır Türkmen oturur ve bunlara denir. Buralarda güzel yay imal edilir.

Bir başka kayıtta da bu malumatın Moğollardan evvelki devreye ait olduğu veçhile 1204'ten sonraki zamanlardır. İbni Said'in bu söylediklerini daha sonraki birçok tarihi hatıranın karıştığı görülmüştür. Türklerle Rumlar arasında sınır olduğu zikredilen nehir bahsedildiği gibi Karaağaç ovasından çıkan Dalaman çayı olduğu kadar da Menderes Nehridir. Nitekim bunun üzerinde kurulan ve 1243'te Türk ve Bizans garnizonları arasında münasebeti temin eden köprü burada bahsedilen köprüdür. 1177'de aynı yerde köprü başında Ata Bey Bizanslılarla çarpışırken şehit düşmüştür.

Belirtilen yörelerde, bilhassa ASİKARAAĞAÇ mıntıkasında Türkmenlerin büyük bir kesafet de bulundukları başka kaynaklar tarafından da teyit edilmektedir. 1332-1333'te Karaağaç ve Kızlhisar ovasından geçen İbni Battutta Karaağaç ovasının Türkmenlerle meskun olduğunu söylemektedir. İlhanlı Hükümdarı Argunhan'a bir harita yapan Kubbeddin Talamaniye dağlarının Uç Türkmenleri elinde olduğunu yazmıştır. Hayli kalabalık olan bu Türkmen Nüfusu bu yörede Anadolu'nun en kesif Oğuz boylarının yer isimlerini vermişlerdir. Bu dahi mevcut bazı köylerin isimlerinden anlaşılacağı üzere bu Türkmenler, Avşar ulusuna ve aralarında bazı Uç oklu boylar da bulunmakla beraber daha çok Bozoklara mensupturlar. Bu yöre Türkmenleri arasında Kayıların da önemli sayıda olduğu malumdur. Yatağan-Söğütova arasındaki yer Kayıyayla ismini taşımaktadır. Kayılar muhtemelen 1261 yılındaki isyana karıştıkları için Menteşe yöresine gitmişler ve bu yöredeki hadiselere pek karışmamışlardır. Avşarlar, Türkmenler arasında temayüz ettiler. Önceleri konar-göçer yaşayan Türkmenler sınır boylarına kadar yerleşik hayata geçtiler. Hayatlarını akıncılıktan ziyade kilim imal ve ticaretiyle sağlayan Türkmenler bu kilim imal sanatını orta Asya'dan getirmiş olabilecekleri başka bir kayıt da belirtilmektedir.

Güney batı Anadolu da büyük bir yer işgal eden Türkmenlerin mahalli kabile beylerinin idaresinde olduğu muhakkaktır. Bugün dahi Karaağaç bölgesinde Türkmen Beyleri hanedanları bulunması, asıllarının bu zamana kadar uzadıkları intibasını vermektedir.

Türkmenler 13. yüzyılda henüz kabilelerinin ismini taşıyan beylerin idaresinde idiler. Yiva ve Salur beyler gibi. Bunlar şüphesiz ki, daha çok Oğuz boyundandırlar. Bu Türkmen mıntıkasının doğusunda Afşar Bey'in idaresindeki Afşarlar, keza batıda da bir başka Afşar beyinin bulunduğunu biliyoruz. Diğer bir faal boyuda Yazır beylerinin hakimiyet mücadeleleri 19. yüzyıla kadar devam etmiştir.

Denizli ve Karaağaç yöresi, Türkmenlerle meskun olduğundan birçok defalar Selçuklu Sultanlarının bir sığınak yeri olmuştur. Gııyaseddin Keyhusrev buraya gelmiş ve diğer bir Selçuklu Sultanı İzzeddin ise, Besuday'ı oyalayarak bir fırsatını bulup Rum diyarına İznik'e gitti.

Moğollara karşı önceden Selçukluları tutan Türkmenler bu sadakatlerine ihanetle karşılık görünce Selçuklu devletinden iyice soğudular. Çünkü Bizanslılar kendilerine sığınan eski sultan İzzettin Keykavus`a taht mücadelesinde bir miktar asker vererek yardımcı olmuşlar.İzzettin Keykavus`ta tekrar taht`a çıkınca Bizans İmparatoruna, Denizli havalisini terk etmişti. Bu durum Türkmenleri tamamen kızdırdı. Yoğun halde yerleşen Türkmenlerden Bizanslılar tutunamadılar ve Denizli yöresi 1259 senesinde tekrar Türkmenlerin eline geçti. Bundan sonra Türkmenler Sarayköy'den Antalya-Alanya'ya kadar olan bu bölgede ilk Türkmen beyliğini kurdular. Bu beyliğin sıklet merkezinin yakın vakte kadar ASİKARAAĞAÇdiye anılan Acıpayam yöresi olduğu muhakkak Türkmen beyliğinin başına sahne olarak İlhanlı Hükümdarı Hulagu tarafından Kuşlar isimli bir zatı (kumandan-Şahne) tayin etmiştir. Dini liderleri de Yatağan Baba olması muhtemel görülmektedir.

Türkmenler arasında olan Mehmet, kardeşi İlyas, akrabası Ali ve Sevinç Beyler 1259 senesinde büyük başarı göstermişler ve Mehmet Bey'i Türkmenler baş olarak tanıyorlardı. 1261'de Türkmenler Selçuklu Sultanına baş kaldırarak doğuya doğru akın ettiler ve Konya-Antalya kervan yolunu kestiler. Mehmet Bey, Selçuklu Veziri M. Pervane'nin daveti üzerine Kayseri'ye gittiği zaman bile Türkmenler sağa-sola sataşmakta geri sataşmaktan geri durmadılar.

Türkmenlerin Selçuklulara karşı bu tutumları, zayıf bir Selçuklu Devletini yaşatmak isteyen Moğollar tarafından iyi karşılanmadı. İlhanlı Hükümdarı Hulagu adam gönderip yanına çağırdığı halde gelmeyen Mehmet Bey'i Rükneddin'e teşvikiyle asi ilan etti. Bu durum İlhanlılara karşı beliren umumi mukavemetle ilgili olduğu anlaşılıyor. Zira Mısır tarihleri de bunlardan bahseder. HULAGU, Selçuklu Sultanı Rükneddi'e ve Anadolu'daki Mogol kuvvetlerine ferman göndererek Mehmet Bey ve maiyetindeki Türkmenler üzerine yürümelerini emretti. Müttefik Moğol ve Selçuklu ordusu, Türkmenler üzerine yürüdüğü sırada Mehmet Bey'in damadı olan Ali Bey, eniştesine kırılarak Selçuklulara iltihak etti.

Ali Bey Türkmenlerin gizli geçitlerini bildiğinden müttefik ordusu ansızın Türkmen ülkesine girerek birçok esir almıştır.

Türkmen kuvvetleriyle müttefik ordusu, Sahra-yı Talamaniye'de (Karaağaç ovasında) karşılaşmışlar, savaşı kendilerini ihanet eden Ali Bey yüzünden kaybeden Türkmenler, dağlara kaçmışlardır. Bu savaşın Karaağaç ovasında cereyan ettiği, hatta asilik keyfiyetinin bundan geldiği şüphesizdir. (Halk annesi de, bu Asiliğin Germiyan hakimiyetini kabul etmeden doğduğu görüşündedir. Türkmenlerin reisi Mehmet Bey savaştan sonra Bozdağ'a kaçmıştır. Mehmet Bey sığınıp tahkim ettiği dağlardan itaat etmek için adam göndermiş, müttefiklerde yeminle bunu kabul etmişlerdir. Mehmet Bey ile diğer Türkmen Beyleri dağlardan inerek Sultan Rükneddin'in yanına gönderilmişlerdir.

Selçuklu Sultanı bu isyanı bastırıp işlerini de yola koyduktan sonra Karaağaç ovasından ayrılarak Uluborlu'ya geldiğinde Mehmet Bey'i öldürterek damadı Ali Bey'i Türkmenlerin başına müstakilen Bey yaptı ve böylece Türkmenler Selçuklu ve dolayısıyla İlhanlı hakimiyeti altına girmiş oldu.

Türkmenlerin bu isyanının bastırılması hayli sert olmuştur. Uç Türkmenlerinin reisi olan Ali Bey'den muhtelif kaynaklar bahsederler. İbni Haldun da geçen Ali Bey'in, Denizli emiri ve Cenubi Bizans Uç'u kumandanı olduğunu M. Halil Yivanç söylemektedir. Baybars'ın Anadolu'yu terk edişinden sonraki olaylar sırasında Ladik emiri olarak olarak zikredilen Ali Bey'in bu isyanda adı geçen şahısla aynı olduğu muhakkaktır. Ali Bey sonra dan Denizli'de bir beylik kuracak olan İnanç Oğullarının atasıdır. Keza bu isyanda adı geçen Türkmen Beylerinden İlyas Bey'de Hamidoğlu Dündar Beyin babasıdır.

Türkmenlerin (Oğuz Türklerinin) Kızılhisar ve Acıpayam yöresine geldiklerinde bu ovada Karaağaç Balamut ağaçlarının çok olmasından dolayı bu yere Karaağaç ismini vermişlerdir. Türkmenlerin Selçuklulara karşı baş kaldırmalarından dolayı da ASİKARAAĞAÇ denilmiştir. Bu rivayete göre de Afşar oymağına mensup KARAAĞAÇ BABA'nın ismine izafeten Karaağaç adı verildiği söylenmektedir.

1864 yılında Asi Karaağaç yöresinin Konya vilayetine bağlanması üzerine (ASİ) ismi kaldırılarak Garbin Karaağaç ismi verilmiş ve bu isim de Garbi Karaağaç'ın kaza olduktan çok sonraları dahi kullanılarak 20. asırda da ACIPAYAM ismi verilmiştir.

Tarihi eserler, sosyal ve sportif faaliyetler[değiştir | kaynağı değiştir]

Tarihi eserler[değiştir | kaynağı değiştir]

Ören yerleri, Höyükler, Türbeler, Savaş alanları, Tarihi mezarlar, kale, sur ve şehir kalıntıları: Köyde okul olarak kullanılan, Kurtuluş savaşında yunan karargahı ve günümüzde konut olarak kullanılan Salim Erhan'a ait ev, zindan olarak kullanılan Kebir Camii, Selçuklu Hamamı, Erenler mevkiindeki köy harabesi, Ağaçbeyli yolundaki Efe mezarları, Bilese mevkiinde bulunan Kurtuluş savaşı mezarları, Taşpınar Höyüğü, Yukarı bağlar mevkisinde bulunan roma mezarları, Caber kalesi kalıntıları, Çil höyüğü, ve Cabar köyü istihkamları

Sosyal faaliyetler: Kasabadaki iki adet sinema ve tiyatro salonunun 1978 yılında kapatılması nedeniyle sosyal faaliyetler yapılamamaktadır.

El isleri, zanaat örnekleri: Kasabaya özgü Keçi kılından ve yünden yapılan kilim dokumacılığı, heybe, süs torbası dokuması yapılmaktadır. Tahta kaşık oymacılığı yapılmasına rağmen günümüz koşulları nedeniyle örnekleri azalmıştır.

İlçe merkezinde ve meskun olanda tarihi eser dikkat çekmemekle beraber arkeolojik alanda saha çalışması yapılması için bakir bir alandır zira Yörük kültürü ögeleri sonra dan entegre olan bu coğrafyada yapılması gereken toprak tabakalarının incelenmesi ve zamanlandırılmasıdır. Muğla bölgesine en kestirme yolları barındıran bu coğrafyanın MÖ 600'lerde sık ormanlık olduğu tahmin edilmektedir

Halk eğitim hizmetleri[değiştir | kaynağı değiştir]

1999 yılına kadar ilçede Biçki, dikiş, nakıs kursları açılmış 1999 yılında kursiyer yetersizliği nedeniyle kurs açılmamış olmasına rağmen halen Halk Eğitimi Merkezi yeni binasında değişik dallarda kurs faaliyetlerine devam etmektedir.

Sportif faaliyetler[değiştir | kaynağı değiştir]

İlçede bulunan Serinhisar Belediye Spor Kulübü, Denizli 1. amatör kümede ve gençler liginde müsabakalara katılması nedeniyle futbol çalışmaları, gençleri içindeki yeteneklilerin eğitimi için antrenörlerce yapılan hazırlıklar, Kasabalar arası futbol ve voleybol müsabakaları yapılmaktadır. İlçede güreş sporu ilgi görmekte olup İlçe Güreş İhtisas kulübü çalışmalar yapmakta olum gençleri yetiştirmektedir.

Spor tesisleri[değiştir | kaynağı değiştir]

İlçede resmi müsabaka normlarına uygun toprak zeminli futbol sahası mevcuttur.

Avcılık faaliyetleri ve avlaklar[değiştir | kaynağı değiştir]

İlçede bilinçsiz ve gelişigüzel yapılan avcılık av hayvanlarının soylarının tükenmesi tehlikesini gündeme getirmiş, Bu nedenle ilçede faaliyet gösteren avcılar ve atıcılar derneğinin düzenli çalışmaları ile denetimli olarak av yapılması sağlamıştır.

Kültürel etkinlikler[değiştir | kaynağı değiştir]

2001 yılından beri ilçe merkezinde Leblebi ve Kültür Festivali yapılmaktadır. Festival, ilçede Çamlık denilen bölgede her yıl temmuz ayında yapılmaktadır. Her sene çeşitli mahalli ve ulusal sanatçılarında katılımıyla 3 gün süren festivale çevre il ve ilçelerden çok sayıda konuk gelmektedir.

Ayrıca Serinhisar'a bağlı Yatağan kasabasında da her sene Bıçakçılık Festivali yapılmaktadır.

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

  1. ^ http://www.serinhisar.gov.tr/
  2. ^ http://www.hgk.msb.gov.tr/urunler/diger/il_ilce_alanlari.pdf
  3. ^ http://www.yerelnet.org.tr/ilceler/ilce_belediye_koordinat.php?ilceid=198466
  4. ^ "2014 genel nüfus sayımı verileri" (html). Türkiye İstatistik Kurumu. 10 Şubat 2015 tarihinde |arşiv-url= kullanmak için |url= gerekiyor (yardım) arşivlendi. 
  5. ^ "1990 genel nüfus sayımı verileri" (html). Türkiye İstatistik Kurumu. 3 Kasım 2012 tarihinde |arşiv-url= kullanmak için |url= gerekiyor (yardım) arşivlendi. 
  6. ^ "2000 genel nüfus sayımı verileri" (html). Türkiye İstatistik Kurumu. 3 Kasım 2012 tarihinde |arşiv-url= kullanmak için |url= gerekiyor (yardım) arşivlendi. 
  7. ^ "2007 genel nüfus sayımı verileri" (html). Türkiye İstatistik Kurumu. 3 Kasım 2012 tarihinde |arşiv-url= kullanmak için |url= gerekiyor (yardım) arşivlendi. 
  8. ^ "2008 genel nüfus sayımı verileri" (html). Türkiye İstatistik Kurumu. 3 Kasım 2012 tarihinde |arşiv-url= kullanmak için |url= gerekiyor (yardım) arşivlendi. 
  9. ^ "2009 genel nüfus sayımı verileri" (html). Türkiye İstatistik Kurumu. 3 Kasım 2012 tarihinde |arşiv-url= kullanmak için |url= gerekiyor (yardım) arşivlendi. 
  10. ^ "2010 genel nüfus sayımı verileri" (html). Türkiye İstatistik Kurumu. 3 Kasım 2012 tarihinde |arşiv-url= kullanmak için |url= gerekiyor (yardım) arşivlendi. 
  11. ^ "2011 genel nüfus sayımı verileri" (html). Türkiye İstatistik Kurumu. 3 Kasım 2012 tarihinde |arşiv-url= kullanmak için |url= gerekiyor (yardım) arşivlendi. 
  12. ^ "2012 genel nüfus sayımı verileri" (html). Türkiye İstatistik Kurumu. 20 Şubat 2013 tarihinde |arşiv-url= kullanmak için |url= gerekiyor (yardım) arşivlendi. 
  13. ^ "2013 genel nüfus sayımı verileri" (html). Türkiye İstatistik Kurumu. 15 Şubat 2014 tarihinde |arşiv-url= kullanmak için |url= gerekiyor (yardım) arşivlendi. 
  14. ^ "2014 genel nüfus sayımı verileri" (html). Türkiye İstatistik Kurumu. 10 Şubat 2015 tarihinde |arşiv-url= kullanmak için |url= gerekiyor (yardım) arşivlendi. 
  15. ^ "2015 genel nüfus sayımı verileri" (html) (Doğrudan bir kaynak olmayıp ilgili veriye ulaşmak için sorgulama yapılmalıdır). Türkiye İstatistik Kurumu. Erişim tarihi: 13 Nisan 2016. 
  16. ^ "2016 genel nüfus sayımı verileri" (html) (Doğrudan bir kaynak olmayıp ilgili veriye ulaşmak için sorgulama yapılmalıdır). Türkiye İstatistik Kurumu. Erişim tarihi: 7 Mart 2017. 
  17. ^ "2017 genel nüfus sayımı verileri" (html) (Doğrudan bir kaynak olmayıp ilgili veriye ulaşmak için sorgulama yapılmalıdır). Türkiye İstatistik Kurumu. Erişim tarihi: 13 Temmuz 2018. 

Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]