Tartışma:Manavlar

Sayfa içeriği diğer dillerde desteklenmemektedir.
Vikipedi, özgür ansiklopedi


Manavın Haçı[kaynağı değiştir]

Săhăteni ile Năeni yolunun tam ortasında bağların yakınında bir yerde, üzeri İncil'de geçen karakterler ve İslami çiçek motifleriyle bezenmiş, 4 metre yüksekliğinde, yekpare taştan yontulmuş 6-7 ton ağırlığında bir türbe.

Etrâfına diklemesine 240 santimetre yanlamasına 153 santimetre olan 4 sütun dikilen haç geçme usulüyle yontularak oturtulmuş çerçeve ile de desteklenmiş olup hâlen ayaktadır. 1846 senesinde Gheorghe Dimitrie Bibescu devrinde inşâsı tamamlanan türbenin haçı üzerinde Gheorghe Dimitrie Bibescu'nun ismi de kazınmış olup bu denli büyük bir yontma haçın Romanya'nın başka hiçbir yerinde olmadığı tahmin edilmektedir.

Breazalı papaz Costache Dinu Cârjanın oğlu Ioan Postelnicu tarafından Breaza'nın Bădeni köyünden usta Iordache Vrabie'ye yontturulan haçın yörenin zengin bir tüccarı tarafından ısmarlandığı söylenir. Diğer bir rivâyete göre Tisăuludan Ghica isimli bir hanımefendi Manava [not 1] keşişlik mertebesini atfetmek için türbenin inşâa masrafları üstlenmiştir.

Türbenin hazırlanışı ve dev haçın dikilişi ile taş işçiliği hakkındaki hâtıralara Corneliu Ştefan'ın 1981 senesinde yayınladığı 'Expediţie la apa vie kitapında yer verilmiştir. Birinci Dünya Harbine kadar yaşamış olan ve kendisi de taşların taşınmasında çalışmış olan bir Bădenili işçinin dediğine göre, Istriţa ormanında büyük bir meşeyi devirip birkaç gün petrole batırmışlar ve sağlamlaşması için zincirlerle sarmışlar ortasına bağladıkları öküzler sâyesinde ağacı testere gibi kullanarak haçın kalıbını kesmişler. Haç, 16 çift öküze bağlanarak taşınabilmiş. Buzăulu papaz Mihai Stanciu bu hadiselerin hepsine şahitlik etmiş ve notlar almıştır. Ona göre, türbenin yapıldığı yer Ioniţă Cârjan'ın babası Vispeşti köylü papaz Costache Dinu Cârjan'ın arazisine yapıldı. Türbede yatan Manav Selim Costache Dinu Cârjan'ın kızı Maria ile 1844 senesinde evlenmişti. Selim Anadolu'dan gelmiş zengin bir tüccardı. 1841 senesinde Eflak’a gelmişti ve Moldova’ya gitmeye çalışırken aşırı soğuktan donmak üzereyken onu bulan Costache Dinu Cârjan'ın bir yakını Greceanca'da tedâvisini yaptırdı ve kalacak yerini temin etti. Yöre insanının âdeti olan kış vakti hal hatır sorma için akrabasına giden Maria ile Manav Selim orada tanışırlar. Evlenmek icâp eder, Manav Selim’in sevgisi o kadar kuvvetlidir ki kızın hatrı için vaftiz olur. Tüccarlığı bırakıp orada güzel eşi Maria ile yaşamaya karar verirler. Vaftiznâmesindeki bilgilere göre, Manav Selim o vakitler 24 yaşında idi, Gheorghe ismiyle vaftiz edilen Manav Selim, o kadar yakışıklı ve temiz kalpliydi ki elinden her iş geliyordu. Ailelerin karşı çıkmalarına rağmen 23 Nisan 1844 günü hayatlarını birleştirdiler. Maria'ya çeyiz hediyesi olarak Boğdan yolu üzerinde bir arazi alıp han yaptıran Gheorghe peşinden baba olur ve kızları Dobra doğar.

Papaz Mihai Stănescu'ya göre türbeye Manavın haçı isminin verilmesi iki sebebi vardır; türbeyi yaptıran Papaz Costache Dinu Cârjanın damadı ile Manav Gheorghe'nin kayınbiraderi Ionita Cârjan.Kuzeydeki sütunlarda çocuklarının ismi yazılıdır.[1][2]

Notlar[kaynağı değiştir]

  1. ^ Manav veya Manaf Romanya ve Bulgaristan'da Anadolu'dan gelmiş Müslüman Türk veya Anadolu'dan gelmiş Müslüman tüccar anlamına gelmektedir.

Ayrıca Bakınız[kaynağı değiştir]

Kaynakça[kaynağı değiştir]

  1. ^ "Povestea unui monument ascuns între viile Dealului Istriţa. "Crucea Manafului" conţine simboluri creştine şi musulmane". Erişim tarihi: 4 Nisan 2018. 
  2. ^ "Crucea Manafului – Breaza". 

Manav Türkleri Hakkında[kaynağı değiştir]

MANAV TÜRKLERİ HAKKINDA Ben bir Manav Türküyüm ; Ulaştığım sonuçları paylaşmak için buraya yazmak gereğini duydum. öncelikle Türkiyenin hangi bölgelerinde yaşadıkları üzerinde yoğunlaştım. Sonuç olarak; İstanbul , İzmit, Adapazarı, Bursa, Bolu, Bilecik, Balıkesir, Eskişehir, Çanakkale, Düzce, Zonguldakda VB. Batı Anadolu Bölgelerinde yaşadıklarını tespit ettim. Ben ayrıştırıcı net tespitlerimi aşağıya sıralıyorum.

     1- Manavların yaşadığı bölge ağırlıklı olarak Marmara bölgesi ve Trakya , Batı Karadeniz , Orta Karadeniz bölgeleri, civarı.
     2- Manavlar ottan yapılan tüm yemeklere Manca bu otlarada Mancar diyorlar ve Manavların Mancarlı pidesi meşhurdur. (Latince; Mancare yemek anlamındadır) Makedonya dan gelmiş türk muhacirlerde de kelimelerinin aynı anlamda kullanıldığını tespit ettim gagavuz türklerinde ve balkan türklerinin tamanında aynı anlamda kullanılıyor sanırım.
     3- Birçok tarih kaynağında Bizansın kullandığı paralı askerler türkopol denen türk ordularının olduğu bunların Balkanlarda büyük bir yenilgiye uğramasından sonra bir kısmı Balkanlarda Kalmış (makedonya ,  bulgaristan ,  romanya , moldova , macaristan) bir kısmı Bizans eyaletlerine iskan edilmiş veya yerleşmiştir. Hatta Malazgirt te Bizans tarafında ve Alparslan tarafında iki ayrı Peçenek ve uz ordusu olduğu Bizans tarafındaki Peçenek ve uz ordusunun Alparslan safına geçtiği bilinmektedir.   
       Sonuç olarak benim kanatim şudur ki;
       Anadoluya daha önce Balkanlardan gelen bu Türkler selçuklu ve osmanlı efrafında birleşmiştir. (Önceki Satırdan Eski Tarihlerde Osmanlı Ve Selçukludan Az Daha Eski) Bugünkü Bulgaristanın üst bölgesine gelen Türkler Birinci Bulgar İmparatorluğunu 
kurmuşlardır.Daha sonra Peçenekler ve uzlar Balkanlarda büyük bir güç oluşturmuşlar bunlara kumanlarda katılmıştır. Zaman zaman Bizans için tehdit oluşturmuşlardır. Asyadan gelen kumanların saldırısı sonucu buyuk bir yenilgiye uğramış ve yukarıda da belirttiğim gibi bir kısmı Balkanlarda Kalmış (makedonya ,  bulgaristan ,  romanya , moldova , macaristan) bir kısmı Bizans eyaletlerine iskan edilmiş veya yerleşmiştir. Ancak bu iskan edilen kavimler içerisinde peçenekler ve uzlar dışında ve Kumanlarında var olduğuda bilinmektedir.
       Dolayıyla bu bilgilerin ışığında benim tahminim Manavlar bu peçenek, kuman ve uz ,Kıpçak boylarından Türkler ve selçuklu dönemi ve osmanlı dönemi gelen ve yerleşik hayata geçen yörüklerin karışması sonrası ortaya çıkmıştır.
       Tabiki bu bilgileri bu konuda bilimsel araştırma yapması gereken bilim adamlarına destek olması fikir vermesi için yazdım.   

Manavlar Türk Değil Deyip İşine Gelmeyen Makale Ve Yazıları Telif Bahanesiyle Silen Nişayan Ve Müridleri , Bir Müridi Olan Anton Aldemir e Gelsin En Yüksek Dna Test Sonuçları Orta Çağ Kimek Ve Karluklarla Manav Türkleri Ve Yörükler 45-55 Ve 35-45 Arası Yakın Çıkmıştır Tüm Sonuçlar Yerlilerden Alınmıştır = [1] [2] Kaynak:Türkmen Boylarının geçmişi, yayılışı.Prof.Dr Sultanşa ATANİYAZOV.

Manavların Şivesi[kaynağı değiştir]

Manavların Çoğu tarafından Türkiye Türkçesine Kıpçak Etkisi Olarak kabul edilen ŋ (ñ = ng) sesinin Y sesine dönüşmesi Kullanılmaktadırlar Örnek : Unuy (Onun, İzmit Taşköprü Kayalar, ) Atıy (Atın) Bu değişimler Kuzey Batı Kıpçak Grubundan olan Karaylar'da da görülmektedir.[3]

P/>F değişimleri Kirfik (Kirpik) ve Ç/>Ş değişimleri'de Manav Ağızlarında görülmektedir.

Manavlarda arka ve orta damak ünsüzü “ñ” korunmuştur Örnek : Sāvoluŋ (Sağolun, Sakarya Adapazarı Salmanlı),

Aŋnadalım (Anlatalım, Kocaeli Kandıra Sakallar);

Kövüń (Köyün, İzmit Taşköprü Nezirler).

Manav Türkmen ağızlarının bir bölümünde bugün Moldova’da yaşayan Oğuz kökenli Gagavuz Türkçesinde ve bizim Rumeli ağızlarımızda gördüğümüz yuvarlak ünlü daralmalarına rastlanır. İlk hecedeki o’lar u, ö’ler ü olur:

Undan (ondan, Balıkesir Gönen Bostancı) ;

düğēle (döverler, Sakarya Kaynarca Büyükyanık), ǖdürüz (öğütürüz, Düzce Çilimli Kuşoğlu) kǖde (köyde, Kocaeli Kandıra Nefsikaymaz).

Bu kelimelerdeki daralmalar, Türkiye Türkçesi ağızları üzerindeki Kıpçak Türkçesi etkisi olarak açıklanır. Gerçekten de bugünkü Kazan Tatar ve Başkurt Türk şivelerinde bu olay karakteristiktir: yol > yul , köz (göz) > küz vb.

Bazı Manav ağızlarında Sonuncu yerine Sonku-Songu denilmektedir Song : Neslin en küçük oğlu. Anne karnındaki bebeğin göbeğinden anneye bağlanan bağın sonu. Son; oğul. Günümüz Kazan Tatarcasında ise'de Songı (Sonuncu) anlamına gelir. (Kocaeli Kandıra)

Manav Ağızlarında ki bir diğer Kıpçak Etkisi Ğ/>V değişimleridir Örnek Avız-Avuz (Ağız), Bavırma-Bavurma (Bağırma), Suvan-Sovan (Soğan). Bir başka Kuman etkisi ise hece sonu ünsüz çiftlerinin arasında ünlü türemesi şeklindedir. Kocaeli Kandıra’nın Hacılar ve Katçalı köylerinde “ilk” kelimesinin telâffuzu “ilik” şeklindedir (ilk >ilik). Aynı ses olayını Sakarya’da çift > çifit örneğinde de görüyoruz: bi çifit öküz (bir çift öküz, Sakarya Geyve Sarıgazi). Bu ses olayı; Tatar, Kazak, Kırgız, Başkurt Kıpçak Türk şivelerinde de yoğun olarak görülür: ḫalk > ḫalık ilk > ĕlĕk vb. Ali Karamanlıoğlu’nun Kıpçak Türkçesiyle ilgili eserinde Oğuzname’den naklen verdiği bilgiye göre milâdın ilk yıllarında Kafkasya’da yaşayan Kuman-Kıpçak Türkleri 11. asrın başlarında Karadeniz’in Kuzeyini işgal etmiş, 1061’de Rusları mağlûp etmişler, 1078’de Edirne’yi kuşatarak Bizansla savaşmışlardır. 11.-13. asırlar arasında Rusya’nın güneyi ile Doğu Avrupa’daki birçok ülke (Deşt-i Kıpçak Coğrafyası Başta olmak üzere. Ukrayna, Romanya, Macaristan ve Polonya) Moğol işgaline uğramıştır. Moğollardan kaçan Kumanlar ise Makedonya ve Bulgaristan olmak üzere dağılmışlar ayrıca Bizans-İznik-Latin imparatorluklarında Yarı köylü-Yarı Asker olarak İstanbul Boğazı-Sinop-Menderes vadisi arası bir hatta yerleşmişlerdir. İşte Rumeli ağızlarımızda ve bu arada (Yerli Türk) Manav ağızlarının bir kısmındaki o/>u/ ö/>ü daralmalarını bu dönemdeki Kıpçak etkisine bağlamak mümkündür Osmanlı Oğuz Türklerinin Rumeli’ye geçişi 14. yüzyılda (1352 yılında Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa ile) olmuşsa da bu bilgi durumu değiştirmez. Çünkü buralarda kalan Kıpçak unsurlarının ya da onlardan etkilenmiş olan diğer yerli unsurların bir etkisinden söz etmek mümkündür.

Kandıra Manav Türkmenlerin'de “geliyor” anlamında yaygın olarak kullanılan şekiller, Rumeli ağızlarının bir kısmı ve Batı Karadeniz ağızlarında olduğu gibi “geliya, geleya” vb.dir. Ege bölgesindeki Yörük Türkmenlere ait olan bu fiil çekimi, kardeş Manav Türkmenlerinin şuur altında saklanmış olmalıdır.

Bu ağızlar bazen Türkçenin eski dönemlerindeki ses, şekil ve anlamları bile koruyabilmektedir. Bunun en açık örneği “yavuz” kelimesiyle ilgilidir. Bugün “yavuz” şeklinde ve iyi, güzel vb. olumlu bir anlama sahip olan bu kelimenin Eski Türkçedeki ilk biçimi “yabız” şeklindedir ve tam tersine “kötü” anlamındadır. Genel Türkçede önemli ölçüde ses ve anlam alanı değişikliğine uğramıştır. Oysa bu kelime Kocaeli’nin Kandıra ilçesinde Eski Türkçedeki şekliyle (“yabız”) varlığını sürdürerek (olumlu anlamdaki “yavuz” biçimine paralel olarak) yaşamaktadır. Ancak “yavuz”un aksine, olumsuzluk barındıran bir anlama sahiptir. Özellikle erkeklerin saçını limon, yağ vb. sıvılarla parlayacak şekilde yatırarak taradıklarında onları kınamak için yüz ekşitilerek “Ne yabız olmuşsun” vb. sözler söylenir. Buradaki kelimenin ilk biçimindeki olumsuzluk anlamı sınırlı da olsa sürmektedir.

Eski Türkçenin izlerini taşıyan bir başka kelime ise “edivermek” kelimesindedir. Manav Türkmen ağızlarında “söylemek, anlatmak vb.” kelimelere paralel olarak birinden naklen söylenen sözler için “Ayşe edivǟdi” vb. ifadeler vardır. Buradaki “etmek” fiili, bildiğimiz (“yapmak” anlamındaki) “etmek” fiili değil, Eski Türkçeden beri çoğunlukla Oğuz dışı şivelerde görülen “ayıtmak” / “eyitmek” fiilidir.

Öte yandan yazı dilinde e’li olan “yemek, demek, vermek” gibi bazı fiillerin çeşitli manav ağızlarında i’li olması da Eski Türkçenin bu ağızlardaki izleri gibi görünmektedir: yimesi (yemesi, Düzce Çilimli Sarımeşe), tēmin itmek, dimişlē (Balıkesir Gönen Bostancı), dirdi (derdi, Balıkesir Gönen Babayaka) vb.


Bölge'de diyalektolojik yapıda etkili olan bir unsur olarak Kıpçaklara işaret etmesi, yöreden derlediğimiz metinlerde ve yöre ile ilgili diğer çalışmalarda rastlanan; ñ/>y, ğ-g,/>v, y/>c ses değişmelerine ilişkin örneklerle de desteklenmektedir. Manav şivelerinde karakteristik bir ünsüz değişmesi olan “r” ünsüzünün düşmesi oldukça yaygındır.[4] Öte yandan bölge ağızlarında görülen ḳ > ġ ötümlüleşmesi de tam bir Oğuz özelliğidir: ġarış («karış»), ġavrā vb. Bu ağızlarda Eski Türkçede bulunup Türkiye Türkçesinin yazı dilinde değişmiş olan bazı unsurları korumaktadır. Balıkesir Gönen’deki alcā («alacağız»), gelcek («gelecek») vb. a/e’siz gelecek zaman şekilleri ise Batı Anadolu Yörük Türkmen ağızlarının izlerini taşımaktadır. Daha ilgi çekicisi, Ana Türkçeden milâda yakın yıllarda koparak ayrı bir lehçe olarak gelişmiş olan ve bugün Türkiye Türkçesine ve hattâ diğer şivelere (anlaşılırlık bakımından) çok uzak olan Çuvaş Türklerindeki ve bu arada bir Altay dili olan Moğolcadaki bir ses denkliğinin yansımasının Kandıra Manav Türkmenlerinin bir kısmında korunmuş olmasıdır. Çuvaş Türkçesi ve Moğolcadaki “R” sesi, Türkiye Türkçesinde ki “Z” sesine denktir: Dokuz : Tähhär, Kız : Hır vb. Bunun yazı dilimizdeki geniş zamanın olumlu ve olumsuz çekimindeki –Ar/-Maz karşıtlığı ve Kudurmak/Kuduz örnekleri vardır. Ancak “Kömür” kelimesine paralel olarak olarak Kandıra’da sınırlı da olsa görülen ve Türkiye Türkçesi yazı dilinde bulunmayan (aynı anlamdaki) “kömüz” kelimesi, bize Çuvaş Türkçesini hatırlatmaktadır. [5] [6][7][8][9]

Manavlar üzerine[kaynağı değiştir]

Babamın 27 Mayıs devriminden sonra muhtar olarak atandığı Yenişehir’in Subaşı Köyü’nde yaşayanlar kendilerine manav diyorlardı. Manav kelimesi Osmanlıların bölgeye geldiklerinde yerleşik olan ahalinin daha eski olduklarını belirtmek için kullandıkları bir sözcüktür. Köyde yaşayanlar ilginç bir sözcük kullanıyorlardı. Sincaba “TEĞİN” diyorlardı. Bu kelimeyi ilk defa orada duymuştum. Tegin aynı zamanda para anlamını da taşıyormuş. Teğin ismi çocukluğumda hafıza iyice nakşolmuş anlaşılan yıllar geçtiyse de unutmadım. Bu isme değerli tarihçimiz Doğan Avcıoğlu’nun “Türklerin Tarihi” adlı beş ciltlik dev eserini okurken rastladım. Avcıoğlu, Bulgar Türklerini anlattığı bölümde rastladım. Avcıoğlu, Bulgar Türklerinin sincaba “Teğin” dediklerini yazmış. Bu kelime ayrıca para anlamında da kullanılıyormuş. Belki kökeni para yerine kullanılan sincap kürklerinden kaynaklanıyordu.

Bursa doğumlu olan yazarımız belki de bu kelimeyi ziyaret ettiği dağ köylerinde duymuştu, bilmiyorum. Yıllar sonra değerli tarihçimiz Halil İnalcık’ın 900 yıllardan sonra Bizans’ın Bursa-İzmit yöresine Bulgar Türklerini ve daha sonra Sırpları yerleştirdiğini okuyunca kafamdaki parçalar birleşti. Subaşı köyü sakinleri ve çevredeki manav köyleri Bizans’ın yerleştirdiği Bulgar Türklerinden olabilirdi.

Bu tezimi doğrulayacak bir başka olay da köyde Nevruz’un kutlanmasıydı. Bahara girerken Nevruz ateşi yakılır ve köyde yaşayanlar üzerinden atlarlardı.

Doğduğum ve yaşadığım Mustafakemalpaşa’nın köylerinde (Güvem, Güllüce ve Alpagut) böyle bir adet yoktu, yakılan ateşten atlayana rastlamamıştım.

Nevruz kutlamalarıyla tekrar karşılaşmam yaklaşık 30 yıl sonra oldu. Güneydoğu’da PKK teşvikiyle gösteri amacına dönüşen Nevruz kutlamalarının basın ve TV’lere yansımasıyla oldu.

1962 yılında Subaşı köyünden İnegöl ilçesine taşındık. İlkokul üçüncü sınıfa geçmiştim. Liseyi bitirene kadar ailemle İnegöl’de yaşadım, değişik mahallelerinde oturduk.

Ama hiç Nevruz kutlamasına rastlamadım. Onun yerine başka bir kutlama yapılıyordu, bayramlarda yumurta tokuşturuluyordu. Bu adet İnegöl’den ayrıldığım yetmişli yılların ortalarına kadar sürdü. Sonrasını bilmiyorum.

Satıcıların sepetlerle getirdiği kırmızıya boyanmış, kaynamış yumurtaları satın alıp, tokuştururduk. Yumurtası kırılmayan kırılan yumurtayı alırdı. Bu işin ustaları yumurtacının sattığı yumurtaları bir kuyumcu titizliğiyle inceleyip, ondan sonra seçerlerdi.

Bu âdetin Rumların Paskalya Kutlamasıyla ilgili olduğunu ilerleyen yıllarda öğrendim. O yıllarda bu kültür farkının nedenini ve kökenlerini anlayacak bilgi birikimine sahip değildim. Çevremde bu farklılıkları araştıran kişi ve kurumlar yoktu. Yereldeki kültürel değerleri derleyen Halkevleri gibi kurumlar ellili yılların başında kapatılmıştı.

Bu tezimi güçlendiren bir örnek daha vereceğim. İnegöl’de duvarlara tablo yerine ipekten dokunmuş resimli duvar halıları asılırdı. Bu duvar halılarına ya Arap kadınları ve ceylanlar gibi egzotik resimlerin yanı sıra Bizans döneminden geldiğini yıllar sonra okuduğum G. Ostrogorsky’nin “Bizans Devleti Tarihi”nden öğrendiğim Azizlerin resimleri vardı.

Bizanslı dokuma ustaları dokudukları ipekli kumaş ve halılarda dinsel motiflerin yanı sıra, dünyevi, doğa ve hükümdarlığa ait konular işliyorlardı. Bu adet Bizans’tan sonra yüzlerce yıl daha sürmüş. Osman Gazi ve yanındaki Alpler bölgeye geldiklerinde bu bölgedeki şehirler, kasaba ve köylerde Rum kökenliler ve az sayıda Yahudi yaşıyordu. Osmanlıların Karacahisar’dan sonraki başkentin yeri olarak Yenişehir’in seçilmesinin sebebi bölgede yer alan, örf, anane, isim ve kültürlerini muhafaza etmiş olan Bulgar kökenli Türk köyleri olabilir mi? Bence araştırılması gereken bir konu.

Son Bulgar Krallarının 1400’lü yıllara kadar Şişman gibi Türkçe isimler taşıması yerleşen halkın dinlerinin değişse bile isimlerini, belki de kısmen dillerini koruduklarına bir örnek olabilir.

Köy isimlerinin temelsiz nedenlerle değiştirilmesi sadece bu bölgede değil, Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz bölgelerindeki Türk yerleşim ve coğrafi isimlerle günümüzdeki bağları koparmıştır.

Osman Gazi ve Orhan Gazi’nin ele geçirdiği bölgelerde yaşayan Rum nufus hızla Müslümanlaşmıştır. Tarihçi Ruhi “Gün olur binlerce Hristiyan İslama geçerdi” gözlemini yaparken,”Tanrının kendilerini terk ettiğini” İnanan Gregory Palamas’da mektuplarında, yerli “Rumların kitle halinde İslamlaştıklarına kuşku yoktur” diyordu. Bursa üzerine araştırmalarıyla tanınan Yazar Sayın Raif Kaplanoğlu Bursa’daki Gayrimüslümlerin nüfusunun 1487 yılında yüzde 1.44 olduğunu, bu oranın 1530 yılında yüzde 3.01’e, 1573 yılında ise yüzde 6.07’e yükselmiştir (Osmanlı’nın Kuruluşunda Bizans Köylerinin Kültürel Etkileri. Gayri Müslim nufus 19.Y.Y. yüzde 30-35 oranına yükselmiştir. Bu sebeple Kırım ve Kafkasya’dan göç edenleri bu bölgeye yerleştirmiştir.

Bölgede Hristiyan nüfusun artmansın başlıca sebepleri olarak şunları diyebiliriz.

– Sürekli savaşlar yüzünden Müslüman nüfusun azalması,

– Özgürleşen Hristiyan kölelerin bölgede kalması,

– Ermenilerin Doğu Anadolu’dan göçü,

– Adalardan Rumların göçü,

– Müslüman Ahaliden toplanan aşırı vergilerin yol açtığı sefalet.

Osmanlıların bölgeye hâkim olmasını kolaylaştıran en önemli unsurların başında;

– Bizans İmparatorluğu’nun Latin istilasından sonra kendini toparlayamaması,

– Bölgede çok sayıda tekfur adlı yerel derebeyliklerinin bulunması,

– Bizans uyruğundaki çiftçilerin, köylülerin üzerindeki aşırı vergi yükü,

– Bölgeye gelen Osmanlıların yerli halka karşı olumlu tutumu,

– Osman Bey’in Rum tekfur ve savaşçıları bünyesine katması,

– Ele geçirilen şehir, köy ve kasabalarda katliam yapılmaması,

Bölge hâkimiyetini kolaylaştıran unsur olmuştur. Bursa’yı teslim eden Tekfurun teslim olma gerekçesi olarak, “Halkımız bizden yüzünü çevirip, sizin yönetiminizi tercih etti” demesi buna örnektir.

Hristiyanlığın Bizans topraklarında hâkim din olması IV. Yüzyılda gerçekleşmiştir. Hristiyanlık resmi din haline gelmiş ve pagan tapınakları hızla yıkılmış, çoğu kiliseye çevrilmiştir. Çeşitli dil ve inançlara sahip halklar bu süreçte imparatorun dinine ve diline geçmişlerdir. İstanbul’daki patrik göç etmeyip, geride kalan cemaati dinlerini değiştirmemeleri konularında uyarır.

Osman Gazi’yi takip eden ve Batı Anadolu’ya göç eden Türklerin büyük bir kısmı yine göçer olarak kaldı. Hayvancılıkla uğraşan bu göçerlerin yerleştirilmeleri asırlar sürmüştür. Üstelik Batı Anadoluda’ki konar-göçer Türkmenlerin büyük bir kısmının Balkanlar’ın kolonizasyonunda kullanıldığını biliyoruz. Osmanlı Devleti’nin şehir nüfusunun büyük bir kısmını Müslümanlaşmış yerel halk ve gayri-müslüm tebaa teşkil ediyordu.

SONUÇ:

Bu verilerin ışığı altında şunları söyleyebiliriz:

1) Güney Marmara Bölgesine Türklerin yerleşimi Bizans döneminde başlamıştır. Tarihi kayıtlar bölgede çok sayıda Türk’ün yaşadığını göstermektedir.

2) Osmanlıların bölgeye hâkimiyetini kolaylaştıran bir unsur bölgede Hristiyan inancına sahip, ama örf ve adetlerini kısmen koruyan –belki dillerini de- ve kendilerine Manav diyen Türk unsurlarının yoğun bir şekilde yaşaması olabilir.

3) Yenişehir’in kurulup Osmanlılar tarafından başkent seçilmesinin bir sebebi bölgedeki Türk kültürünün varlığı olabilir. Osmanlılardan önce bölgeye yerleşmiş olan Türk’ler kendi örf ve ananelerini kullanmaya devam etmişlerdir.

4) Manav kökenliler arasında Batı Türkistan’daki Özbek Cumhuriyeti’nde başlık için kullanılan “Kalın” kelimesi aynı anlamda kullanılmaktadır.

5) Oğuzlara, yani Selçuklulara Anadolu’nun kapısını açılmasını sağlayan Malazgirt Savaşı’nda Bizans ordusundaki Türkopolların saf değiştirmeleri kilit rol oynamıştır.

6) Aşıkpaşazade Osman Bey’in emrindeki Rumların durumlarının eskisinden daha iyi olduklarını yazıyor:

“Bu fethedilen dört parça hisarın yönetiminde adalet üzerine hareket ettiler. Ve tüm köylüler yerlü yerine gelüb oturdular. Durumları, kâfir zamanından dahi iyi oldı belki. Zira buradaki kafirlerin rahatlığını işitip, başka vilayetten daha adam gelmeğe başladı” (Aşıkpaşazade 1970:21)

Müslüman olan yerli halk bazı inançlarını korumuştur. Kapanan Manastırların bir kısmı tekkelere dönüşürken, ayazmalar aynı konumda kalmış, aziz mezarlarının bir kısmı baba, dede mezarlarına dönüşmüştür.

7) Paskalya yumurtası tokuşturma, mum yakma adetleri ve dokunan halılardaki eski tarz desenler günümüze kadar koruna gelmiştir.

8)- Bizans şehirlerindeki esnaf birlikleri zamanla Lonca teşkilatına dönüşmüştür. XianGhonging (mesaj) 00.18, 24 Aralık 2022 (UTC)Yanıtla[yanıtla]

1877 Yazi Osmanli-Rus Savasinda Manav askerler (manaf)[kaynağı değiştir]

"Русите били погребвани в общи гробища (в старите български гробища), а турците -в общ ров. Този ров днес тръстеничени наричат „манафски гробища" наричани от народа ни „ Тези турски войници манафи"." olarak bulgarca wikipediada geçmektedir. XianGhonging (mesaj) 13.57, 31 Aralık 2022 (UTC)Yanıtla[yanıtla]

Manav Türkleri Ve Kökenleri Hakkın'da ki Görüşler[kaynağı değiştir]

Bu konuda bir kaç görüş dikkate değer:

1. “Bizans kralı tarafından Anadolu’yu doğudan gelen akınlardan korumak amacıyla Balkanlar’dan getirilip yerleştirilen sayısı azımsanmayacak kadar Peçenek-Kıpçak-Kuman-Uz topluluğu da vardı. Bizans kayıtlarına göre, Müslüman-Türkler Anadolu’ya gelmeden önce de Türkçe konuşan binlerce insan Anadolu’da yaşamaktaydı. Buna göre Manavlar, bu Türklerin devamıdır.”
2. 13. Yüzyıldaki Moğol istilasından sonra Selçuklu ülkesine Türkistan’dan yalnız göçebe Türk unsurlar gelmedi, onların yanında yarı yerleşik ve tam yerleşik köylü- şehirli Türkler de geldi.” ( Faruk Sümer; “Anadoluya Yalnız Göçebe Türkler mi Geldi?” Belleten, XXIV, s. 567-594)
3. maddede özetlediğim. Doktora tezimizi hazırlarken  kaynağımızın şu ifadesi de bu düşünceyi özetliyor:
Bir Yörüğe sorduk: “Manav diye kime dersiniz?”
Cevap şöyleydi: “yórúğúŋ yörümeẽnine manav deris”. ( Yörük’ün yürümeyenine Manav deriz.) (Cevdet Atay)"

4. “Türkiye’de Türklerin Kıpçak grubundan çok yine Türklerin Oğuz boyları grupları vardır. Türkmen adı da Yörük adı da, manav adı da, farklı söyleyişlerdir.” ( Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu”) XianGhonging (mesaj) 10.24, 2 Ocak 2023 (UTC)Yanıtla[yanıtla]

Balıkesir Manavları hakkında[kaynağı değiştir]

  1. ^ "Karluk ve Kimek örnekleri yerine daha az Doğu Avrasyalı olan ve MS 659-712'ye tarihlenen On-Ok (DA89) örneği kullanıldığında Orta Asya genetik mirası Aydın'da %40'a yaklaşıyor, Kıpçak örneği (DA179) kullanıldığında %40'ın üzerine çıkıyor". 
  2. ^ "This post describes the similarities of ethnic Turks in the Asian part of Turkey and the Levant region to the Proto Turkic and Medieval Turks of the Ancient and Medieval periods. Medieval and Proto Turkic samples from the wide period mentioned were selected in accordance with the historical process according to the modeling population. TR Bu post Turkiye Asya kısmı ve Levant bölgesindeki Etnik Türkleri Antik ve Ortaçağ dönemindeki Proto Türki ve Ortaçağ Türklerine benzerliklerini anlatan bir paylaşımdır. Bahsedilen geniş dönem içerisinden Ortaçağ ve Proto Turki örnekler modelleme yapılan popülasyona göre tarihsel süreç içerisine uygun olarak seçilmiştir". 
  3. ^ "Tarihî Kıpçak Türkçesinden Çağdaş Karay Türkçesine: İsim Hâl Ekleri Bakımından Bir İnceleme". 
  4. ^ "Muharrem ÖÇALAN SAKARYA- İZMİT YÖRESİ YERLEŞİK TÜRKMENLERİ MANAV AĞIZLARINDA ÖTÜMSÜZ PATLAYICI ÜNSÜZ DEĞİŞMELERİ" (PDF).  16. harf sırasında bulunan |başlık= parametresi line feed character içeriyor (yardım)
  5. ^ Acar, Kenan (2010). Kuzeybatı Anadolu Manav Türkmen Ağızları Üzerine Birkaç Not 4 Mayıs 2014 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.. SAÜ Fen Fakültesi Dergisi 2010 (II)
  6. ^ Akdes Nimet Kurat, IV-XVII1. Yüzyıllarda Karadeniz Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri, Ankara 1972, Sayfa 83-84.
  7. ^ "TÜRKİYE TÜRKÇESİ AĞIZLARINDA OĞUZCA DIŞI DİL UNSURLARI" (PDF). 9 Ekim 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi (PDF). Erişim tarihi: 9 Ekim 2022. 
  8. ^ "CUMANS IN PAPHLAGONIA". 9 Ekim 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 9 Ekim 2022. 
  9. ^ "BATI ANADOLU'DAKİ TÜRK YAYILIŞINA KARŞI BİZANS İMPARATORLUĞU'NUN KUMAN-ALAN TOPLULUKLARINI BALKANLARDAN ANADOLU'YA NAKLETMESİ". 11 Ekim 2022. 11 Ekim 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 11 Ekim 2022.