Türkiye'de toprak reformu

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Türkiye'de toprak reformu, 1929 yılında Mustafa Kemal Atatürk döneminde topraksız halka toprak dağıtmak amacıyla çıkarılan kanundur. Böylelikle ülke toprakları verimli hale getirilecek ve topraksız köylü kalmayacaktı. Ancak dünyada ekonomik kriz çıkınca başarılı olunamamıştır.

Tarihçe[değiştir | kaynağı değiştir]

19 Haziran 1927 tarihli, 1097 sayılı yasada çeşitli nedenlerle Doğu'daki sıkıyönetim bölgesinden çoğunluğu büyük toprak sahipleri olan 1400 kişinin ve 80 isyancının aileleriyle Batı illerine yerleştirilmesi kararlaştırılır. Sahip oldukları toprakların hazineye geçirileceği ve gönderildikleri Batı illerinde komisyonun tespit ettiği değerdeki toprağın verileceği kararlaştırılır. Bir mülkiyet kaybı olmayacaktır. Birkaç ay sonra gönderilenlerin bazılarının tekrar eski yerlerine dönmesi uygun bulunur. Fakat Hazine'ye geçmiş topraklar bölgedeki topraksız köylülere dağıtılmıştır. Geri dönen büyük toprak sahipleri, köylüden toprakları geri almaya kalkar. 2 Haziran 1929'da, 1505 sayılı yasa ile toprak dağıtımı siyasal hesaplaşma olmaksızın geniş boyutta düzenlenmek istenir. 1097 sayılı yasa ile topraksız köylüye, aşiretteki köylüye ve göçerlere verilen toprakların geri alınmasının önleneceği belirtilir.[1]

Yasanın hem Doğu'da hem de gerekli görüldüğü takdirde ülkenin her yerinde uygulanacağını açıklayan 4. madde aynı zamanda büyük arazi sahiplerine 500'den 2000 dönüme kadar toprak bırakılabileceğini yazar. Hazineye geçecek arazilerin değerinin nasıl saptanacağını da içeren bu kanun, adı konulmamış bir toprak dağıtımı yasasıdır. Bu ilkeler Cumhuriyet'in ilerleyen yıllarında korunsa da toprak sorunu etrafında ciddi bir hesaplaşmanın da başlangıcıdır.[1]

1505 sayılı yasa ile hem Doğu'daki büyük topraklarda hem de Muğla ve Konya'nın bazı büyük çiftliklerinde kamulaştırma yapılarak köylülere toprak dağıtılır. Batı'daki büyük toprak sahiplerini tedirgin eden bu yasa Şura-yı Devlet'e (Danıştay'a) gider. Danıştay, 1505'in sadece Doğu ile sınırlı olduğunu söylemesi üzerine Hükümet 1933'ün sonunda 1505'in 4. maddesine Başvekalet tezkeresi hazırlar:[1]

Doğuda geniş çiftlikler ve bu çiftliklerde serf gibi yaşayan topraksız, fakat toprağa bağlı birçok insan vardır. Ancak, aynı vaziyette çiftliklere ve insanlara Anadolu'nun diğer birçok yerinde de rastlanmaktadır. Doğuda bu insanları bu bağdan kurtarıp toprağa sahip kılmak ne kadar lazımsa, batıda da aynı vasıftaki insanları aynı surette kurtarmak aynı derecede ve belki daha şiddetle gerekli ve zorunludur.

Toprak yasaları 1097 sayılı yasa ile birlikte Dönemin Dahiliye Vekâleti (İçişleri Bakanı) Şükrü Kaya tarafından sahiplenilir ve görüşlerini şöyle dile getirir:[1]

Köylü kendi toprağını çok sever. Bu köylünün asıl belirgin niteliğidir. Sevmediği ve sevemeyeceği bir toprak varsa o da kendisinin esir gibi kullanıldığı başkasının toprağıdır. Onun içindir ki, bizim arzumuz her şeyden evvel çiftçiye toprak vermektir ve bunun da kanunu gelmiştir. Arazisini ve tarlasını kendi işletmeyerek oralarda kurun-u vüstada (orta çağda) olduğu gibi, yani, esir gibi çalışan Türk köylülerini ev ve arazi sahibi yapmak, maksadımızdır.

Ancak bu sözler dönemin toprak sahipleri tarafından hoş karşılanmaz. Eskişehir Mebusu Emin Bey (Sazak) net şekilde karşı çıkar:[1]

Büyük arazinin taksimi için yeni bir karar mı veriliyor, yeni bir kanun mu yapılıyor. Fırkanın prensibinde ve Büyük Millet Meclisi prensiplerinde böyle bir esas yoktur. Toprak sahibi olmak bu memlekette ayıpmış gibi bir manzara hasıl oluyor. Yavaş yavaş büyük mülk sahibi olmak, çok para sahibi olmak fena telakki (kötü kabul) edilmeye başlanırsa bunun sonu nereye varır?

Manisa Mebusu Refik Şevket Bey (İnce) de ülkenin tamamında bu kanunun uygulanmasının doğru olmadığını, Doğu ile sınırlandırılmasını talep eder.[1] Genel Sekreter Recep Peker'in CHP'nin 1935 Mayıs'ındaki Kurultay'ındaki sözleri topraksız köylüye sadece hazine arazisinden dağıtımı değil, özel mülkiyetteki toprakların da kamulaştırılmasını vurgular:[1]

Parti, hükümetinin kendisine önemli iş edindiği, Türk köylüsünü topraklandırmak işine yeni programda yer veriyor. Bunun için hususi istimlak kanunları (özel kamulaştırma yasaları) yapılması göz önünde tutuyoruz. Tabiidir ki Teşkilatı Esasiye Kanunu (anayasa) da icap ederse diğer kanunlar gibi buna göre değişecektir.

Tarımdaki üretimin geldiği sınır fark edildiği için İsmet İnönü 1936 sonunda parti kamutayındaki "Bin Kombina" konuşmasında kırsaldaki mülksüzlük sorununu masaya yatırır:[1]

Bir toprak en çok mahsulünü yalnız bir vaziyette verir. O toprağın işleyenin malı olması. Yurdumuzda topraksız çiftçinin sayısı her tasavvurun üstündedir. Hiçbir vakit hiçbir adamın malına cebren zaptetmek (zorla elkoymak) fikrinde değiliz. Fakat hiçbir surette köylüyü ilelebet (sonsuza kadar) topraksız kılmaya mahkum eden dar çerçevede bırakmaya razı olmayız.

Cumhuriyetin ana kadrosu toprağı zorla almayı aşırılık saydığı için hassas dengeleri gözeterek, büyük toprak sahipleri ile reformcu bir çizgide uzlaşma aranır. Atatürk'ün siyasal desteğine sahip olduğu bilinen Şükrü Kaya "işlenmeyen toprakların işleyenlere verilmesinin hedeflendiğini, toprak yasasında batı ve doğu diye ayrım yapılamayacağını" söyledikten sonra "Türk'ü bu toprağın efendisi yapmak" amacının birincil hedef olduğunu söyler. 1936'daki bu açıklamalar birbirini tamamlarken, Kasım ayında Meclis açılış konuşmasında Atatürk şu sözlere yer verir:[1]

Toprak kanununun bir neticeye varmasını Kamutayın yüksek himmetinden beklerim. Her Türk çiftçi ailesinin geçinebileceği ve çalışabileceği toprağa malik olması lazımdır. Vatanın sağlam temel ve imarı bu esastadır. Bundan fazla olarak büyük araziyi modern vasıtalarla işletip vatana fazla istishal temin edilmesini teşvik etmek isteriz.[2]

Dörtlü Takrir[değiştir | kaynağı değiştir]

İkinci Dünya Savaşı'nın ardından toprak reformu olarak bilinen Çiftçiyi Topraklandırma[3] hakkındaki kanun tasarısı CHP içinde ayrılığa neden oldu. CHP milletvekilleri içindeki toprak sahipleri taslağa karşı çıktı. Bu tartışmalarda bir toprak sahibi olarak Aydın milletvekili Adnan Menderes öne çıktı. İlerleyen süreçte Dörtlü Takrir imzacılarından Adnan Menderes ve Fuad Köprülü 21 Eylül 1945'te oybirliği ile ihraç edildi. Refik Koraltan ile Celâl Bayar ise daha sonra istifa etti.[4] 1946'da Menderes, Bayar, Köprülü ve Koraltan Demokrat Parti'yi kurdu.

Çiftçiyi Topraklandırma Yasası[değiştir | kaynağı değiştir]

Türkiye'de, 11 Haziran 1945 tarihinde kabul edilen 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Yasası (ÇTY) ile toprak reformu ilk kez yasal düzenlemeye tabi tutulmuştur. Bu yasa, Toprak ve Tarım Reformu Yasası'nın 1973 yılında yürürlüğe girmesiyle yaklaşık 28 yıl boyunca uygulanmıştır.[5][6][7]

Yasa, meclise sunulduğu şekliyle kabul edilene kadar önemli değişiklikler geçirmiştir. Büyük toprak sahiplerinin yoğun direnciyle karşılaşan yasa, 1950 ve 1955 yıllarında yapılan değişikliklerle özünü oluşturan maddelerini kaybetmiş ve birçok maddesi değiştirilmiştir. Yasa, bazı eksikliklere sahip olmasına rağmen, toprak reformunu gerçekleştirmek amacıyla Türkiye'de atılan ilk ve önemli adımı oluşturmaktadır.[7][7]

Yasanın amacı, aile işletmelerinin temelini oluşturacağı, orta büyüklükteki işletmelerin sınırlı kalacağı ve büyük mülklerin ise ancak kamu yararına hizmet edecek şekilde devletin kontrolünde olacağı bir tarımsal yapı oluşturmaktı.[6][7][8] Yasa, işletmeleri küçük, orta ve büyük işletme olarak sınıflandırmıştır. Küçük işletmeler 500 dekara kadar olanları, orta işletmeler 501-5000 arası olanları ve büyük işletmeler ise 5000 dönümden daha büyük olanları ifade etmektedir.[6][7]

Topraksızlara dağıtılmak üzere, önce devlete ait veya özel mülkiyetinde bulunan araziler, daha sonra sahibi bulunmayan araziler ve iyileştirme çalışmalarıyla kazanılan araziler, son olarak da kamulaştırma yoluyla elde edilecek araziler kullanılacaktı.[6][7] Topraklandırılanlar, borçlarını faizsiz olarak 25 yıl içinde ödeyecekler ve bu süre içinde arazilerini devir veya satış yapamayacaklardı. Bu şekilde, yasa işletmelerin bütünlüğünü korumayı amaçlamaktaydı.[6][7] Kamulaştırmalar ise öncelikle vakıf ve yerel yönetim arazilerinden başlayacak, yetersiz kalması durumunda gerçek kişilerin 2000 dönümden fazla arazileri kamulaştırılabilecekti. Kamulaştırma karşılığında ödemeler, 1944 bütçe yılı arazi vergisinin dört katı olarak belirlenmiş ve nakit olarak peşin yapılması öngörülmüştür.[6][7]

Toprak ve Tarım Reformu Yasası[değiştir | kaynağı değiştir]

12 Mart Muhtırası sonrası kurulan hükümetler tarafından hazırlanan ve 25 Haziran 1973 tarihinde çıkarılan 1757 sayılı Toprak ve Tarım Reformu Yasası (T.T.R.Y), tarımda yapısal değişimi hedefleyen ikinci bir yasadır. Bu yasa, 1 Kasım 1973 tarihinde Urfa ilinde Bakanlar Kurulu Kararıyla uygulamaya konulmuştur.

T.T.R.Y, Türkiye'deki farklı sosyo-ekonomik koşullarda ve Urfa'da ilk yasadan tam 28 yıl sonra hayata geçirilmiştir. Ancak bu yasa, 5 Mayıs 1977 tarihine kadar Urfa'da uygulanmış ve daha sonra Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.[6][7]

Sonuçları[değiştir | kaynağı değiştir]

Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]

Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir]

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

  1. ^ a b c d e f g h i Kuruç, Bilsay (2011). Mustafa Kemal döneminde ekonomi: büyük devletler ve Türkiye. 1. baskı. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları. ss. 470-472. ISBN 978-605-399-218-9. 
  2. ^ "TBMM Zabıt Ceridesi, Cild 13, Birinci inikad" (PDF). 1 Kasım 1936. s. 4. 20 Mart 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi (PDF). Erişim tarihi: 28 Ocak 2023. 
  3. ^ "Resmî Gazete, Sayı 6032" (PDF). 15 Haziran 1945. 15 Aralık 2017 tarihinde kaynağından arşivlendi (PDF). 
  4. ^ Şevket Süreyya Aydemir: İkinci Adam Cilt II. ss. 346, 350. ISBN 975-14-0229-8. 
  5. ^ Suat Aksoy, Tarım Hukuku, Ankara Basım ve Ciltevi., Ankara, 1970, s. 228- 230. 
  6. ^ a b c d e f g Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu ve Teşkilat Kanunları, Yeni Matbaa, Ankara, 1956, s. 5 - 25. 
  7. ^ a b c d e f g h i "Toprak Reformu ve Türkiye uygulamaları". 3 Ağustos 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 24 Haziran 2023. 
  8. ^ Gülten Kazgan, Tarım Ekonomisi ve İktisadi Gelişme, Sermet Matbaası, İstanbul, 1966, s. 164.