Mesudiye, Ordu
| Bu maddedeki bazı bilgilerin kaynağı belirtilmemiştir. Ayrıntılar için maddenin tartışma sayfasına bakabilirsiniz. Maddeye uygun biçimde kaynaklar ekleyerek Vikipedi'ye katkıda bulunabilirsiniz. |
| Mesudiye | |
|---|---|
| Ordu Siyasi Haritası | |
| Harita | |
| Türkiye'de bulunduğu yer | |
| Bilgiler | |
| İlçe nüfusu: | 12.739 |
| Şehir nüfusu: | 3.144 |
| Köy ve belde nüfusu: | 9.595 |
| Nüfus itibarıyla: | 2011 |
| Nüfus Kaynak: | TÜİK |
| Yüzölçümü: | 1.180 km² |
| Rakım: | 1050 metre |
| Koordinatlar | |
| Genel bilgiler | |
| Ülke: | |
| Coğrafi Bölge: | Karadeniz |
| İl: | Ordu |
| Posta kodu: | 52900 |
| Alan kodu: | 0452 |
| Plaka: | 52 |
| Kaymakam: | Rıza GENÇOĞLU |
| Belediye başkanı: | İsa GÜL |
| Belediye web sitesi: http://www.mesudiye.bel.tr/ | |
| Kaymakamlık web sitesi: http://www.mesudiye.gov.tr/ | |
Mesudiye, Ordu ilinin ilçesidir.Ordu ili merkezine 115 km mesafede bulunan ilçemizin yüzölçümü 1182 km2 dir. Ordu ilinin alanı en geniş ilçesidir. Üç beldesi 57 köyü mevcuttur. Beldeler Topcam, Üçyol ve Yeşilce’dir. Ordu ilinin en eski iskan alanıdır.
Konu başlıkları |
[değiştir] Tarih
[değiştir] Türklerden önce Mesudiye
Samsun dan Batum'a, oradan Artvin-Bayburt'u içine alacak şekilde Köse Yaylası üzerinden Canik dağları boyunca Samsun'a ulaşan bölge, Doğu Karadeniz bölgesi diye adlandırılmaktadır.[1] Mesudiye nin de içinde bulunduğu Orta Karadeniz Bölgesi olarak bilinen saha, Ordu’nun doğusundaki Melet çayını içine alarak, aşağı Kızılırmak Havzası'nın batısına kadar uzanır.[2] Mesudiye İlçesi 40-41 derece kuzey enlemleri ile, 37-38 derece doğu boylamları arasında bulunmaktadır.[3]
Eskiçağ Tarihi ve arkeoloji yönünden az araştırılan bölgelerden biri de Karadeniz Bölgesi'dir. Bu durumun en önemli sebebi, bölgenin dağlık bir yapıya sahip olması yanında, sahile bakan topraklarının yılın hemen dört mevsimi yeşil bitki örtüsü ile kaplı olmasıdır. 13. yüzyıldan itibaren seyyah-araştırıcıların ilgi duyduğu Karadeniz Bölgesi'nde bilimsel çalışmalar 19. yüzyılda başlamıştır.
Karadeniz Bölgesi’nin uygarlık açısından en eski tarihinin MÖ 1.000.000-100.000 yılları arasındaki Alt Paleolitik (Yontma Taş) döneminde başladığı, araştırmalar neticesinde anlaşılmıştır.
Bu bölgede henüz Neolitik (Taş Devri) olabilecek bir yerleşimden söz edilememektedir. Buna karşılık Prof. Dr. Mehmet Özsait ve ekibinin bölgede yaptığı yüzey araştırmalarında Kalkotik Çağ yerleşmelerine ait bulgular elde edilmiştir. [6]
Ayrıca Ordu ilinin 114 km Güneydoğusunda yer alan, Mesudiye ilçesine bağlı Kale Köy'de Prof. Dr. Mehmet Özsait başkanlığında bir ekip yüzey araştırması yapmış ve sonuçlarını da yayınlamıştır.
MÖ 2. binin ilk yarısında Anadolu'nun Kızılırmak havalisinde Hitit Krallığı'nın, MÖ 2. binin sonlarında ise Phryg (Frigya) Devleti’nin ve Doğu Anadolu’da Urartu Devleti’nin kurulduğu bilinmektedir.
MÖ 9. yüzyılda Kimmerler Güney Karadeniz kıyılarına yerleşmişlerdir.[9] Daha sonra MÖ 7. yüzyılın ortalarına doğru Miletoslular bu bölgeye hakim olmuşlardır.
MÖ 750-700 tarihleri arasında Turgay bölgesinden ve Ural nehrinden geçen İskitler (Sakalar); Azak Denizi, Kırım ve Karadeniz’in kuzeyinden Tuna nehrine kadar olan bölgeye hakim olmuşlardır.[10]
Prehistorik (Tarih öncesi) dönemden sonra Doğu Karadeniz bölgesine yerleşen Kimmerler ve İskitler tarih sahnesinden çekildikten sonra, bunların hakim olduğu sahada Türk kavimleri ortaya çıkmıştır. Gürcistan Tarihi’ndeki kayıttan var oldukları anlaşılan Bunturki ve Kıpçaklar, bölgedeki yer ve topluluk isimlerinden yöreye yerleştikleri düşünülen Halaçlar, Afşarlar ve Yazgurlar İskitlerin yurt tuttukları topraklarda hakimiyet kurmuşlardır.[11]
Karadeniz Bölgesi’nde ilk Yunan Kolonilerinin MÖ 7. yüzyıl ya da bu asrın sonlarına doğru kurulmaya başlandığı bilinmektedir. Kaynaklarda Samsun'u kuranların Miletliler veya Asyalı bir kavim olan Foçalılar, hatta Atina muhacirleri olduğu yolunda görüşler mevcuttur.
İlkçağlarda bölgeyi hakimiyeti altına almış olan Pers İmparatorluğu’nun gücünün zirveye çıktığı dönemlerde, bölgeden vergi aldığı ve MÖ 480'de Yunanistan seferine çıkan Pers Ordusu’nda bölgede yaşayan topluluklardan oluşan birlikler bulunduğu bilinmektedir.[13]
[değiştir] Danişmendliler ve Anadolu Selçukluları zamanında Mesudiye
Buraya kadar Karadeniz Bölgesi’nde yaşayan kavimlere ait bilgileri özetledikten sonra, bu bölgeye gelerek yurt edinmiş olan atalarımıza ait malumatlar verilecektir.
Türkçe konuşan toplulukların Orta Asya’daki asıl anayurdunun neresi olduğu üzerinde birçok fikirler ileri sürülmüştür. Tarihçi Prof. Dr. Faruk SÜMER ’in de kabul ettiği gibi, Türklerin anayurdu Abakan, Tuba yörelerini de içine alan Yenisey ırmağı boyları ve ona yakın yörelerdir.[14]
10. yüzyılın ilk çeyreğinde Süd-Kend’de Müslümanlığı kabul etmiş mühim bir Türk topluluğu görülmektedir ki, bunların Oğuzlar olduğu kanaati hakimdir.
Türklerin İslamiyet’e geçişleri Samanlıların Türk bölgelerindeki gayretleri ile olmuştur.[15]
11. yüzyıldan itibaren kendilerine Türkmen de denilen Oğuzların; Türkiye Türkleri ile İran, Azerbaycan, Irak ve Türkmenistan Türkleri’nin ataları oldukları bilinmektedir. Selçuklu ve Osmanlı Devletlerinin hanedanlarının da onlardan çıktığını hatırlarsak Oğuzların dünya tarihinde büyük roller üstlenmiş bir Türk kavmi olduğu apaçık ortaya çıkmış olur.[16]
Selçuklu Devleti’nin Karadeniz Bölgesi ile ilişkileri, Çağrı Bey ’in 1018’de batı seferi ile başlamaktadır. Çağrı Bey’in batı seferi, ilk bakışta Doğu Karadeniz Bölgesi ile alakasız gibi görünse bile, Bizans’ın gücünün ne seviyede olduğunu Selçukluların anlaması bakımından önemlidir. Ayrıca, güneydoğu Karadeniz’de etkili olan Ermenilerin ve Erzurum-Artvin havalisinde etkili olan Gürcülerin ilk defa Selçuklu askerleri ile karşılaşması ve mağlup olmaları, ileride başlayacak olan Oğuz göçleri için çok önemli neticeler ortaya koyacaktır.
Çağrı Bey’in batı seferinden sonra, Karadeniz Bölgesi’ni de kapsamış olan ikinci Selçuklu akını İbrahim Yınal tarafından yapılmıştır. Dandanakan Zaferi’nin (23 Mayıs 1040) sonunda Büyük Selçuklu Devleti'nin kurulmasıyla, Sultan Tuğrul (1040-1063) devrinde Türkmen akınları sona ererek düzenli ordularla bu bölgeye girilmeye başlanmıştır.[17] Daha sonra Malazgirt Savaşı’na kadar olan zaman diliminde; 1047’de Büyük Zab Suyu ve 1054’de Muradiye ve Erciş’in fethi sağlanmıştır. 1057-1063 yılları arasında devamlı olarak Anadolu’ya akınlar düzenlenmiştir. 1064’te Alp Arslan Gürcistan üzerine sefere çıkmıştır. Malazgirt Savaşı öncesindeki son akın olan 1067-1068’deki akınında Trabzon’a kadar ilerleyen Selçuklu Ordusu şehri ele geçirememişse de çok büyük ölçüde tahribatta bulunmuşlardır.
Selçuklu Sultanı Alp Arslan ile Bizans İmparatoru Romanos Diogenes (Romen Diyojen) arasında 26 ağustos 1071 yılında Malazgirt Ovası’nda yapılan savaş sonrasında, Anadolu’nun kapıları sonuna kadar Türklere açılmıştır.[18]
Danişmendliler, Anadolu'nun Türk yurdu haline getirilmesinde emeği geçen beyliklerden biri olup, 1071-1175 yılları arasında Niksar merkez olmak üzere, Orta Karadeniz Bölgesi'nin güney kesimlerine hakim olmuştur.
Emir Danişmend Taylu et-Türkmanî’nin gösterdiği yararlılıktan dolayı, Alp Arslan tarafından Sivas , Niksar, Elbistan ve Malatya kendisine yurt olarak verilmiştir. [19]
II. Kılıç Arslan 1174 tarihinde Danişmendli Beyliği’ni ortadan kaldırmış,1176’da üzerine yürüyen Bizans İmparatoru Manuel ’i Miryakefalon ’da mağlup ederek Anadolu’daki siyasi üstünlüğünü herkese kabul ettirmiştir.[20]
[değiştir] Hacıemiroğulları Beyliği zamanında Mesudiye
Anadolu Selçuklu Devleti 14. yüzyılın başlarında yıkılmış, 1335 yılında Moğol -İlhanlı devrinin de sona ermesiyle Anadolu Beylikleri dönemi başlamıştır.
İşte bu beyliklerden biri de Hacıemiroğulları Beyliğidir. Tokat ’ın kuzeyi ile Mesudiye, Ordu, Giresun, Samsun'un doğusu ve Trabzonun batısında hüküm sürmüş, Orta Karadeniz Bölgesi'nin Türkleşmesini ve İslamlaşmasını sağlamış bir beyliktir.[21]
Her ne kadar modern tarihçilerin bu bölgeyi Hacıemiroğulları Beyliği diye isimlendirmişlerse de[22] hüküm sürdükleri topraklar, Osmanlı belgelerinde “Vilâyet-i Bayramlu olarak geçmektedir.[23] Bunun sebebi de, bu toprakların gaza yoluyla Hacı Emir'in babası Bayram Bey tarafından alınmış olmasıdır. O’nun ismi ilk olarak Trabzon kilise tarihçisi Panaretos’un Vekayinâmesi’nde geçmektedir.[24] Bu eserdeki bilgiye göre, Bayram Bey 1313 yılında bir sergiyi[25] basmıştır.
14. yüzyılın ilk çeyreğinde de Bayram Bey, Trabzon Krallığı üzerindeki baskısını iyice artırmıştır. Panaretos Bayram Bey’in 1322 yılında Maçka'ya bağlı Hamsiköy’e büyük bir ordu getirdiğini, çatışmalarda çok Türk’ün katledildiğini, çok sayıda Türk atının ganimet olarak alındığını kaydetmektedir.[26] Bayram Bey’in bu tür baskınları, O'nun bir uç beyi olduğunu ortaya koymaktadır. Osmanlılar bu hizmetlerinden dolayı Hacıemiroğulları’nın hükümran olduğu topraklara Vilayet-i Bayramlu demişlerdir.
Orta Karadeniz Bölgesi’nde Niksar merkezli Tacettinoğulları ile Mesudiye(Milas ) Kaleköy’de[27] teşkilatlanan Hacıemiroğulları Çepni Türkmenleridir.[28]
Çepniler Türkiye Türklerinin ataları olan Oğuzlar ’ın 24 boyundan biridir. Çepniler’den söz eden en eski kaynak, Kaşgarlı Mahmud’un Divanü Lügati’t-Türk (Türk Lehçeleri Sözlüğü) isimli eserdir.[29]
Çepniler, Oğuz Han’ın oğullarından Gök Han’ın dört oğlundan biri olan “Çepni ” nin neslinden türemişlerdir. Reşidüddin ’e göre Çepni kelimesi, “Yağı (düşman) olan her yerde durmayıp savaşan” manasını taşımaktadır.[30] Çepnilerin ongunu (arması) Reşideddin ve Yazıcıoğlu’na göre “sungur dur.[31]
13. yüzyılda yaşamış olan Hacı Bektâş-ı Velî'nin, Kırşehir’in Suluca Karahöyük (bugünkü Hacı Bektaş ilçesi)'e gelip yerleştiğinde, burada ve çevresinde Çepniler ikamet etmekteydi.[32]
Hacı Bektaşî’nin halifelerinden Sarı Saltuk’un (M.1263-64) maiyeti olarak Anadolu’dan Dobruca’ya giden, daha sonra Anadolu’ya geri dönen Türkmenlerin içinde Çepniler çoğunluktaydı.[33] A. Zeki Velidi Togan bugün İzmir ve Balıkesir çevresinde bulunan Çepnilerin, Kırım ve Dobruca’dan geri gelen Çepnilerin torunları olduğunu ifade etmektedir.[34]
Trabzon Krallığı’nın Karadeniz sahilinde kontrolleri altında olan en batıdaki yer Limnia (bugünkü Samsun iline bağlı Çarşamba ilçesindeki Taşlıköy olabilir) bölgesidir. Kral III. Aleksios sırasıyla 1351, 1356, 1357, 1361 ve 1369 yıllarında Limnia bölgesine giderek buraları ellerinde tutmaya çalışmıştır. Trabzon kilise tarihçisi Panaretos 19 Aralık 1356 yılında III. Aleksios’la beraber bu bölgeye gittiklerini, Giresun’da Noel orucu tuttuklarını, Yasun Burnu ’nda[35] 14 Türk’ü katlettiklerini ve orada şenlik yaptıklarını, Limnia’ya gidip geri dönmelerinin üç ay sürdüğünü kaydetmektedir.[36]
Yasun Burnu'nda katledilen 14 Türk Hacı Emir’in askerleri idi ki, intikam olarak 13 Kasım 1357’de Hacı Bayram Bey'in oğlu Hacı Emir İbrahim Bey Maçka'ya kadar gazaya giderek etrafı tahrip edip, çok sayıda insan, hayvan ve ganimet ile geri dönmüştü.[37]
Erzincan Bey’i Ahi Ayna Bey , Akkoyonlu Tur Ali Bey , Bayburt Beyi Rikabdar Mehmet Bey ve Bozdoğan Bey 29 Haziran 1348 yılında Türkmen ittifakı oluşturarak Trabzon üzerine akın düzenlemişlerdir. Bu akınların önünü almak için; Trabzon Kralı III. Aleksios kız kardeşini Akkoyunlu Beyi Tur Ali Bey’in oğlu Fahreddin Kutluğ Bey’le, eski Kral Basilious’un (1332-1340) kız kardeşi Theodora yı da Bayram Bey’in oğlu Hacı Emir İbrahim’le evlendirmiştir.[38]
Trabzon Kralı III. Aleksios 1361 yılında damadı Hacı Emir İbrahim’i ziyarete gelmiş olup, dönüşte Hacı Emir İbrahim Bey Kral’a Giresun’a kadar refakat etmiştir.[39] Bu ziyaretin, Hacıemiroğulları Beyliği’nin merkezinde gerçekleştiği hususunda fikir birliği olmasına rağmen; Panaretos’un Halibya [40] (Ünye ve Ordu) dediği merkezin bugünkü Ordu iline bağlı Gölköy ilçesi ve Perşembe ilçesine bağlı Bolaman olduğu zannedilse de bizce bu merkez Mesudiye ilçesine bağlı olan Kaleköy’dür. Çünkü burası daha iç kesimde ve coğrafyaya hakim bir konumdadır. Şu an Kaleköy’deki mahallelerden birinin adı Mirahur’dur. Ayrıca çevresinde Sarayderesi ve Sarayseküsü isimli eski yerleşim birimleri bulunmaktadır. İşte bu yerleşim birimlerine verilen isimler de gösteriyor ki bu köy, Hacıemiroğulları’na hükümranlık merkezi yapmış bir yerdir.[41]
Trabzon Rumları 1277 yılında denizden Sinop ’a saldırıda bulundular. Bu saldırı, bölgede bulunan Çepniler tarafından püskürtülmüştür.[42] Bu savunmayı yapan Çepnilerin Hacıemiroğulları ile ilgilerinin olup olmadığı bilinmemekle beraber, daha sonraki yıllarda Ünye tarafına doğru kaydıkları ve Bayram Bey in idaresine girdikleri tahmin edilmektedir.[43]
Hacı Emir İbrahim Bey , 1387'de ciddi bir hastalığa yakalanır. Hastalığını ileri sürerek akrabalarını ve devletinin ileri gelenlerini toplar ve emirlik makamına oturacak en uygun kişinin oğlu Süleyman olduğunu anlatarak onlara yeni Emir’i işaret eder. Geri kalan ömrünü ibadet ile geçireceğini ve Emirlik makamı için oğlu Süleyman’ın münasip olduğunu bildirir. Beyliğin ileri gelenleri bu duruma sevinerek Süleyman Bey ’e bağlılıklarını bildirirler. Böylece Hacı Emir İbrahim Bey evlatlar arasındaki kavgayı engellemiş olur.
Ne var ki, Hacı Emir İbrahim Bey sağlığına kavuşunca, verdiği sözden vazgeçerek emirliği oğlundan geri almak ister. Bu durum baba oğul kavgası noktasına gelir. Baba oğul arasındaki bu mücadeleden yararlanmak isteyen komşuları Tacettinoğulları’nın, Hacıemiroğulları’na saldıracağını hisseden Süleyman Bey Kadı Burhaneddin’den (1345-1398) yardın ister.
Kadı Burhaneddin , elçisi Şeyhülislam Şeyh Yar Ali ’yi ikazda bulunmak üzere elçi olarak Tacettin Bey’e gönderir. Tacettin Bey, Hacıemiroğulları’nın topraklarına saldırmama konusunda kendisine gelen elçiye söz verir. Elçi daha Sivas’a ulaşmadan 24 Ekim 1386 tarihinde Tacettin Bey Hacıemiroğulları’na 12.000 atlı ile saldırır. Süleyman Bey karşı taarruzla Tacettin Bey’i bir boğazda sıkıştırarak 500 askeriyle beraber öldürür.[44] Ordusu dağılan Tacettinoğulları büyük kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kalırlar.
Kadı Burhaneddin , ikazlarına rağmen Hacıemiroğulları Beyliği’ne saldıran Tacettinoğulları na: “Onların atalarından miras kalmış mülküne göz dikip düşmanlık ve kavga yolunu tutmuş, dostluk ve kardeşlik haklarını çiğnemişsin.” şeklinde bir mektup gönderir. Sonra da ordusunu alarak Tacettinoğulları Beyliği’nin başkenti olan Niksar’a gelerek burayı kendi topraklarına katar. Hacıemiroğlu Süleyman Bey yakınlarından birini göndererek Kadı Burhaneddin’e bağlılıklarını arz eder. Bunun üzerine Kadı Burhaneddin, Süleyman Bey’den gelen elçilerle İskefsir Kalesi’ni[45] alarak 1386 yılında Hacıemiroğulları Beyliği’ne bağışlar.[46]
Hacı Emir İbrahim Bey’in ismi, Tacettinoğulları’nın Hacıemiroğulları’na saldırısından sonra kaynaklarda geçmemektedir. Tacettinoğulları’nın saldırısına Süleyman Bey karşı koymuştur. Kadı Burhaneddin de kendisini muhatap kabul etmiştir. Bu da bize Süleyman Bey’in Emirliği’nin 1386 yılında kalıcı olduğunu göstermektedir.
Hacıemiroğulları Beyliği’nin en parlak dönemi Süleyman Bey zamanında olmuştur. Çünkü 1380 yılında ordusuyla Ordu sahillerini tamamen Türk vatanı haline getirmiştir.[47]
Bölgenin tamamen fethinden sonra Milas’a[48] bağlı Kaleköy’deki beylik merkezini, bugün Ordu ilinin 4 km. güneydoğu mesafesinde bulunan Eskipazar’a taşımışlardır. Adı geçen yerdeki harabeler, cami ve mezar taşları bu dönemden kalmadır. Ayrıca bu bölgede saha araştırması yapan Doç. Dr. Necati Demir Eskipazar çevresindeki arazinin bizzat beylik idarecilerine ait olduğunu ifade etmektedir.[49]
Hacıemiroğulları’nın, Karadeniz Bölgesi’nde bağımsızlıklarını ilan etmelerinden sonra ele geçirdikleri mıntıkalardan, Trabzon üzerine gazaya çıkmaları, bölgedeki Komnenos hakimiyetini epeyce zayıflatmıştı. Bu durum, Türk boylarının bu bölgeye yerleşmesinde hayati ehemmiyeti haizdi. Trabzon’a yapılan akınları önlemek için III. Aleksios; Hacı Emir İbrahim Bey’i kendisine enişte yaparak Türk akınlarını bertaraf etmişti. Bu husus, Hacıemiroğulları Beyliği’nin doğuya olacak akınlarını epeyce engellemiştir.[50]
Tacettinoğulları tehlikesini ortadan kaldıran Süleyman Bey, tekrar Trabzon tarafına yönelmişti. Trabzon Krallığı’nın en önemli şehirlerinden Giresun'u ilk defa Hacıemiroğlu Süleyman Bey 1397 yılının ilkbaharında fethetmiş[51] ve o tarihe kadar Müslümanların eline geçmeyen Giresun Kalesi'nin fethedilmesi, Süleyman Bey’in yörede itibarını oldukça artırmıştı.[52]
Süleyman Bey, bu fethi Kadı Burhaneddin ’e mektupla bildirmişti. Kadı, bu haber üzerine ülkesinde nöbetler çaldırıp, şenlikler düzenlemiş ve ayrıca kendisine bir de tebrik mektubu göndermiştir.
[değiştir] OSMANLI DÖNEMİ MESUDİYE TARİHİ
Popüler ansiklopedilerde ve hatta Mesudiye ile ilgili yayınlarda Ordu -Mesudiye bölgesinin Fatih Sultan Mehmed’in Trabzon seferi (1461) ile Osmanlı Devleti’ne dahil olduğu yazılmaktadır.[54]
Halbuki, Hacıemiroğlu Süleyman , Yıldırım Bayezid’in Samsun’a gelmesiyle 1398 yılı baharında Osmanlı hakimiyetini kabul etmiştir.[55] Fakat Beylik yönetimi yine Hacıemiroğulları ailesine bırakılmıştır. Artık Osmanlı Devleti nin himayesinde bulunan Beylik, Karadeniz’deki mücadelelerine devam etmektedir. Osmanlı Ordusu’nun 1402 yılında Ankara Savaşı’nda Timur’a yenilmesiyle Hacıemiroğulları tekrar bağımsız kalmıştır.[56]
1404 yılında deniz yoluyla Semerkand’a giderken Trabzon ’a uğrayan İspanyol elçisi Clavijo’nun verdiği bilgilere göre, Orta Karadeniz Bölgesi’nde Arzamir (Hacı Emir) isimli bir Türk beyi hakimdir. Bu beyin on bin atlı askeri bulunmakta olup, Trabzon’dan vergi almaktadır.[57]
Clavijo’nun 1404 tarihinde tuttuğu kayıttan 1455 tarihine kadar olan zaman diliminde Hacıemiroğulları Beyliği hakkındaki bilgiler sınırlıdır. BOA. 13 Numaralı Tahrir Defterleri’ndeki atıflar, en azından Canik -i Bayram’ın yani takriben bugünkü Mesudiye’nin de içinde bulunduğu Ordu ve Giresun'un batı kesimlerinin Yörgüç Paşa'nın Canik harekatı sırasında (1427) Osmanlı topraklarına dahil edildiği anlaşılmaktadır.[58] Ve ilk tapu tahriri yapılmıştır. Bu tapu tahririne, yaptığımız araştırmalarda henüz ulaşamadık.
Dolayısıyla araştırıcı olmayıp, sadece yaşadıkları Mesudiye yöresine atalarının ne zaman geldiği hakkında bilgi edinmek isteyen Ordulular ve Mesudiyeliler, tercüme ansiklopedilerden edindikleri bilgilerle maalesef yanlış bilgi sahibi olmuşlardır.
Mesudiye yöresine ait bulunan ilk tapu tahrir defteri Fatih dönemine ait olup bu defter Prof. Dr. Bahaeddin Yediyıldız ve Ünal Üstün tarafından yayınlanmıştır.[59] Fatih devrinden I. Ahmed'e kadar Canik ya da Şarkî Karahisar sancaklarıyla birlikte beş tahrir yapılmıştır. Bu beş defter 1455-1613 yılları arasını kapsamaktadır.
15. yüzyıla ait iki[60], 16. yüzyıla ait iki[61] ve 17. yüzyıla ait bir tahrir defteri[62]ne ait değerlendirmeler Bahaeddin Yediyıldız tarafından 1985 yılında yapılmıştır[63]. 1642 tarihli Karahisar -ı Şarki Livası ’na ait avarızhâne defteri ise tarafımızdan hazırlanmaktadır.
[değiştir] Osmanlı Belgelerinde Mesudiye köyleri
Başbakanlık Osmanlı Arşivi tapu tahrir defterlerinde, Mesudiye’ye bağlı köylerin eski ve yeni isimleriyle Müslim ve gayr-i Müslim hane sayıları aşağıdaki tabloda, defterlerin tarihleri ve defter numaraları ile verilmiştir. Köylerin isimleri belgelerdeki yazılı şekliyle okunmuştur. Ayrıca, idari yapı da bölümün sonunda kronoloji olarak sunulmuştur. (Tablodaki M Müslim haneyi, G gayr-i Müslim haneyi göstermektedir.)
Belgelere dayanarak verdiğimiz bilgilerde görüleceği gibi gayr-i müslim nüfusunun, Müslim nüfusa oranı çok düşüktür. Şu gerçek herkes tarafından iyi bilinmelidir ki Mesudiye ve Ordu yöresi Türkler tarafından fethedildikten sonra gayr-i müslimlerin sayısı çok azdı. Ve hiç bir zaman bugünkü Ordu İli sınırlarında % 10 nispetini aşamadığı gibi bir kaç istisna hariç Müslümanlaşıp Türkleşmedikleri, Türk müsamahası sayesinde varlıklarını son yüzyıla kadar sürdürdüklerini bütün tarihçiler ittifakla kabul etmektedir. Rumların, Osmanlı Devleti’nin zayıflamasıyla ve dış güçlerin desteğiyle bu bölgede nüfuslarını artırma ve devlet kurma hayalleri, hiç bir gerçeğe dayanmadığı için sonuç vermediği, ve neticede bu toprakları gerçek sahiplerine terk etmek zorunda kaldıkları açıkça ortadadır.
Osmanlı Devleti’nin engin hoşgörüsü sayesinde bu bölgedeki Rumlar rahat bir hayat sürdüler. Ve kesinlikle dini hayatlarına karışılmayan bu insanlar demokratik haklarını kullanarak din değişikliğine de kesinlikle gitmemişlerdir.
Mesudiye topraklarında yaşayan Hiristiyanların bir kısmı, Bizans döneminde Türklere karşı sınırları korumak için Bizanslılar tarafından Balkanlardan getirilen askerlerdi. 17. yüzyıla ait Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki Maliyeden Müdevver Defterleri Tasnifi’nin 299 numarada kayıtlı avarız defterinde yaptığımız incelemede bu bölgedeki gayr-i müslimlerden bir kısmının ismi Türk ismidir. İşte sınırlara yerleştirilen bu askerlerin büyük bir bölümü Kıpçak, Peçenek , Uz ve Koman Türkü’dür. Bu Türk olan gayr-i müslimlerden bazılarının ismi Gündoğdu, Çalabverdi, Tenriverdi, Hakverdi, Bünyad vs.dir.[77]
Hacıemiroğulları’nın Mesudiye yöresini fethiyle birlikte bu bölgeye Oğuzlar’ ın Çepni , Döğer, Eymür, Karkın, Ala-yuntlu, Bayındır ve İğdir boyları yerleşmişlerdir.[78] Şu an bu coğrafyada yaşayan insanlar, buraların Türkleşmesini ve İslamlaşmasını sağlayan şehitlerin ve gazilerin torunlarıdır. Kanlarıyla suladıkları bu aziz toprakları bugün üzerinde yaşayan torunlarına bırakmışlardır. Dolayısıyla bu bölge insanının büyük bir çoğunluğu Oğuzların Çepni Boyu’ ndan olmakla beraber yukarıda zikredilen boyların torunları da mevcut olabilir. Çünkü Hacıemiroğlu Beyliği askerlerinin arasında diğer boylara mensup insanlar da mevcuttu. Ama genel kanaat Çepni olduğu yönündedir.
Türkiye Türkleri’nin ataları olan Oğuzlar’ın 24 boyundan biri olan Çepniler ; Oğuzlar’ın Üç Ok Kolu’ndan olup Gökhan’ın dört oğlundan birinin ismi Çepni dir. Gökhan’ın diğer üç oğlu ise Bayındır, Peçenek ve Çavuldur’dur. Ongunları (arma) Sungur‘dur. Çepni kelime olarak “Nerede düşmanı görürse hemen savaşır.” anlamına gelmektedir.[79]
Yukarıda Mesudiye ye bağlı köylerin belgelerde kayıtlı bulanan hane sayıları verilmişti. Bu köylerimize ait detay bilgilerini ve Mesudiye’ye ait coğrafi, sosyal yapı ve ekonomik durumu ait. detay bilgileri Belgelerle Mesudiye Tarihi isimli çalışmamıza bıraktık. Kaynakça Yaşar Celep'e teşekkürler.
[değiştir] 1927-1928 TÜRKİYE CUMHURİYETİ SALNAMESİ'NDE MESUDİYE
Mesudiye Kazâsı Gebeme Nahiyesi ile 75 adet köyden ibârettir.
83.335 bağdâdî dönüm arâzîde 125.000 dönüm arpa 1.750 dönüm mısır 200 dönüm patates ziraatı yapılmaktadır.
3.680.000 kilo arpa 20.000 kilo mısır üretilmektedir.
317 beygir 394 kısrak 536 merkep 22 katır 5.560 inek 6.259 öküz 1.476 manda 18.030 koyun 10.2454 keçi 65.668 kilo süt 18.100 kilo yapağı 8.760 kilo keçi kılı üretilmiştir.
15.000 hektar akçam 5.000 hektar köknar 2.000 hektar ardıç 5.000 hektar meşe 3.00 0 hektar çalılık.
Mesudiye kazası dahilinde 183 adet adi su değirmeni mevcut olup yüzde onu altı yedi ay yüzde doksanı sel suyu ile yazın ve güzün birer ay çalışmaktadır. Diğer zamanlarda çalışmadıkları için senelik üretim tayin edilememiştir. Tahmînen sel değirmenleri 24 saatte 100 kilo ve ırmak değirmenleri ise 300 kilo miktarında üretim yapabilirler.
Ziraat Bankası şubesi mevcuttur.
Mesudiye Çambaşı arası 35 kilometre eski, 10 kilometre yeni inşa ile Mesudiye Arıkmusa arası 15 kilometre eski, 10 kilometre yeni inşa yol mevcuttur.
Mesudiye Belediyesi'nin yıllık 1.385 lira geliri vardır.
22.929 yekun nüfus olup 10.281 erkek 12.648 kadındır. 1.003 doğumun 507 si
erkek 495'si kızdır. 296 adet vefatın 248'i erkek. 48'i kadındır. 61 adet boşanma vardır.
[değiştir] Sosyal ve ekonomik yaşam
Mesudiye için göç olgusu belirleyici önem taşır. 1950'lerden sonra batıya ve özellikle İstanbul'a yaşanan göç artarak sürmüş, 100 sene evvel çok yoğun nüfuslu bir yerleşke olan Mesudiye bugün için artık çok az bir nüfusu barındırmaktadır. Göçten önce ilçe ve çevresinde tahıl tarımı ve hayvancılık yapılırmış. Özellikle 1970'lerde yüzbinlerce başla ifade edilen küçükbaş hayvan sayısı bugün çok azalmıştır.
Mesudiyeliler özellikle Ümraniye, Pendik ve Beykoz çevresinde yaygındır.
Kışın oldukça tenha olan ilçe, yazları gurbete gitmiş vatandaşlarımızın gelmeleri ile oldukça hareketlenir. İlçenin 1180 km2 alanı olduğu düşünülürse, nüfus yoğunluğu m2 başına 24 kişidir. Yaz ve kış nüfusu arasında büyük farklılıklar vardır. İlçe nüfus teşkilatı’nın verilerine göre ilçe dışında 81.155 Mesudiyeli yaşamaktadır.
Son yıllarda özellikle yaz aylarında ilçe nüfusu şenlenmekte, terkedilen konutlar onarılmaktadır.
Bülent Ecevit - Devlet Bahçeli hükümeti, köykent projesi için ilçeyi pilot bölge seçse de proje bekleneni henüz verememiştir.
Doğrudan demokrasinin Türkiye'deki ilk örneği olarak toplanan Mesudiye ilçe kurultaylarının herkesi kapsayıcı gücü, son yıllarda siyasi baskılar nedeniyle zayıflamıştır.
İlçeyi canladırmak için açılan yüksekokul ilçe merkezinde bulunmaktadır.
[değiştir] Nüfus
2000 yılında yapılan son nüfus sayımına göre, ilçenin toplam nüfusu 28.551 kişidir. Mesudiye merkezinin nüfusu 5.665, beldelerin nüfusu 8.443, köylerin nüfusu da 14.443’dür. İlçe genel olarak göç veren bir bölgedir. İnsanlarının çoğunluğu büyük şehirlerde yaşamaktadırlar. Onun için kış aylarında nüfus yaklaşık 1.500 kişi civarında olup bunun %80'lik kısmı memurlardan oluşmaktadır.[kaynak belirtilmeli]
İlçe bağlısı olarak merkez hariç olmak üzere ilçe merkezine bağlı; 3 belde, 57 köy ve 15 mahalleden oluşmaktadır.
[değiştir] Dış bağlantılar
|
||||||||
|
|||||
| Ordu ile ilgili bu madde bir taslaktır. İçeriğini genişleterek Vikipedi'ye katkıda bulunabilirsiniz. |
| İlçe ile ilgili bu madde bir taslaktır. İçeriğini genişleterek Vikipedi'ye katkıda bulunabilirsiniz. |
Kaynak hatası: <ref> etiketleri var, ama karşılık gelen <references/> etiketi bulunamadı. (Bkz: Kaynak gösterme)
