Mustafa Sabri Efendi

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Atla: kullan, ara
Mustafa Sabri Efendi
Doğum 1869
Turhal
Ölüm 1954
Mısır
Meslek Müderris, Şeyhülislam

Mustafa Sabri Efendi (d. 1869, Turhal - ö. 1954 Mısır), Şeyhülislam, Müderris, Meclis-i Mebusan mebusu, Şeyhülislam.

Çocukluğunda Pazar nahiyesinde Peşli Hoca’dan ders alarak eğitime başladı. Sonra Kayseri Medresesi'nde din eğitimi aldı. 1889 yılında Rüus imtihanını kazanarak Fatih Camii'nde din dersleri vermeye başladı. Beşiktaş Asariye Camii imamlığını yaptı. 1900 ve 1904 yılları arasında II. Abdülhamid tarafından huzur derslerine alındı. 1918 yılında II. Meşrutiyet'ten sonra memleketi Tokat'tan Osmanlı Mebusan Meclisi'ne milletvekili seçildi. Sevr'i imzalayan hükümet döneminde şeyhülislam olan Mustafa Sabri, Yıldız Sarayı'nda Vahdettin başkanlığında toplanan Meclis-i Âlî'de anlaşmanın kabul edilmesi yönünde görüş bildirenler arasındaydı.

Bab-ı Ali baskını planı[değiştir | kaynağı değiştir]

Siyasî hayatında ilk önceleri İttihat ve Terakki Partisi'ni desteklemekteydi. Sonra Ahali Partisi'ne (1910) girdi. Daha sonra ise İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne muhalif Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın kuruluşunda yer aldı (1911). Ali Birinci, Hürriyet ve İtilaf Fırkası isimli kitabında İttihat ve Terakki Bab-ı Ali baskını yapmasalardı Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın bir ihtilal komitesi halini almış olduğunu ve içlerinde Gümülcineli İsmail, Basri Bey ve Mustafa Sabri Efendi bulunan bir gurubun tesiri altında ve planlamasıyla Sadrâzam Kâmil Paşa hükümetini devirmek için darbe yapmaya hazırlandıklarını yazmıştır.[1] O dönemde hükümetteki İttihat ve Terakki Partisi aleyhine muhalif Beyan-ül Hak Dergisi'nde başyazarlık yaptı. Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nda oluşan komite, hükümeti 25 Ocak 1913 tarihinde devirmeye karar vermişken İttihat ve Terakki bunu 2 gün önce 23 Ocak 1913'de kanlı bir biçimde gerçekleştirmişti. Bab-ı Ali baskını neticesinde birçok Hürriyet ve İtilaf Fırkası yöneticisi gibi Mustafa Sabri Efendi de yurt dışına Romanya'ya kaçtı. Sonra Romanya'dan Yunanistan'a geçti. Diğer bazı parti yöneticileri ise yeni hükümetçe sürgün edildi. Mustafa Sabri Efendi, 1916 Kasım'ında Bükreş'te tutuklanarak kendi isteği ile Enver Paşa'ya getirildi. Kendisi Talat Paşa tarafından öldürüleceğinden korkuyordu. Enver Paşa ise gıyabına yargılanarak aldığı cezayı (ki bu beş yıldı) o zamanlar Bursa Vilayeti'ne bağlı Bilecik Sancağı'nda hapsedilerek tamamlamasını hükümete kabul ettirdi. Hoca 1918 Teşrin-i Evvellindeki affa kadar orada kaldı.

Sadrazam Mahmut Şevket Paşa suikastı[değiştir | kaynağı değiştir]

Bu dönemde Almanlar İttihat ve Terakki ile iyi ilişkiler kurmak isterken İngilizler, İngiliz hayranı olduğu bilinen Damat Ferit ve Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nı desteklemekteydiler. Mustafa Sabri Efendi de İngiliz himayesinden başka kurtuluş yolu olmadığını düşünenlerdendi.[2] Bab-ı Ali baskını sonrasında padişah hükümeti kurma görevini İttihat ve Terakki'nin gösterdiği Mahmut Şevket Paşa'ya verdi. Bu sırada bir bombalı saldırıda Mahmut Şevket Paşa öldürüldü. Ali Birinci, Mustafa Sabri Efendi'nin bu cinayetin arkasında olduğunu iddia etmektedir. İddiaya göre cinayetin olduğu gün Yunanistan'dan İstanbul'a gelmiş, suikastçılarla görüşmüş ardından olayın basit bir suikast olarak kalması ve istenen sonucu alamaması nedeniyle hemen Pire'ye geri dönmüştür.[1]

Üye olduğu cemiyetler[değiştir | kaynağı değiştir]

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı İmparatorluğu yenilince, 1918 yılında İttihat ve Terakki hükümeti bırakmak zorunda kaldı. Yeni hükümeti kurma görevi Hürriyet ve İtilaf partisi'ne; Damat Ferit Paşa'ya verildi.

Teal-i İslam Cemiyeti (Cemiyet-i Müderrisîn)[değiştir | kaynağı değiştir]

Partisi tekrar hükümete gelince kaçak olarak bulunduğu Mısır'dan İstanbul'a döndü. 15 Şubat 1919'da daha sonra Teâli-i İslâm Cemiyeti adını alacak olan Cemiyet-i Müderrisin derneğinin kuruluşunda bulundu. Aynı yıl 4 Mart'ta şeyhülislam ilan edildi.

İngiliz Muhipleri Cemiyeti[değiştir | kaynağı değiştir]

20 Mayıs 1919'da İngiliz himayesini ve mandacılığını savunan, başkanlığını Kamil Paşazade Şevket Bey, ikinci başkanlığını adliye müsteşarı Sait Molla'nın yaptığı kurucuları arasında kendisi dışında, Rıza Tevfik, Gümülcineli İsmail gibi kimselerin bulunduğu İngiliz Muhipleri Cemiyeti'nin (İngiliz dostları derneği) kurulmasına öncülük etti. Atatürk Nutuk'da Vahdettin, Damat Ferit, dâhiliye nazırı (içişleri bakanı) Ali Kemal, Âdil ve Mehmet bey'lerin ve İngiliz Rahip Frew'un da bu derneğin üyeleri arasında bulunduğunu yazmış ve derneğin iki amacının olduğunu belirtmişti. Birincisi işgal günlerinde İngilizler'le iyi geçinmek ve onların sempatisini kazanarak Sevr Antlaşması'na dayandırılarak başlatılan yabancı işgalinden en az zararla çıkmak. Atatürk'e göre bu amaç su üstünde görünen amaçtı. Derneğin asıl ve gizli olan amacı halkın yabancı işgaline ve kendisine yapılan zulüm, baskı ve haksızlıklara isyan etmesini önlemek ve millî şuuru yok etmekti:

Yapılan işlemlerden ve gösterilen faaliyetlerden anlaşıldığına göre, derneğin başkanı Rahip Frew idi:

Bu derneğin iki yönü ve iki ayrı niteliği vardı. Biri açık yönü ve usulüne uygun teşebbüslerle İngiliz himâyesini sağlama amacına yönelmiş olan niteliği idi. Öteki de gizli yönüydü. Asıl faaliyet bu gizli yöndeydi. Memleket içinde örgütlenerek isyan ve ihtilâl çıkarmak, millî şuuru felce uğratmak, yabancı müdahalesini kolaylaştırmak gibi haince teşebbüsler, derneğin bu gizli kolu tarafından idare edilmekte idi. Sait Molla'nın derneğin açıktan yaptığı çalışmalarında olduğu gibi gizli çalışmalarında da ondan daha çok rol oynadığı görülecektir. Bu dernek hakkında söylediklerim, sırası geldikçe yapacağım açıklamalar ve gereğinde göstereceğim belgelerle daha kolay anlaşılacaktır.[3]

Cemiyet-i Müderrisin Beyannamesi[değiştir | kaynağı değiştir]

Kurucusu olduğu İslam Teali Cemiyeti (Cemiyet-i Müderrisîn) tarafından 25 Eylül 1919 tarihinde Kuva-yi Milliye'ciler aleyhinde çok şiddetli ifadeler içeren bir bildiri yayınlandı. Bu bildiride Kuva-yi Milliye'cilere 'kudurmuş haydutlar' şeklinde hitap edilmiştir.[4] Bildirge dönemin İkdam gazetesinin 26 Eylül 1919 tarihli baskısında yer aldı. Hükümet, Anadolu'da Yunan mezalimi'ne ve Fransız işgali'ne karşı oluşan direnişi dindirmek için bildiriyi uçaklardan atarak dağıttırdı.

Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey'e idam fetvası[değiştir | kaynağı değiştir]

8 Kasım 1919'da Ermeni techirinde Yozgat bölgesinde ihmali bulunduğu gerekçesiyle işgalci devletlerin baskısıyla yargılanan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey'in[5][6] idam kararı Vahdettin'in önüne geldiğinde Vahdettin idam kararını imzalamadı; intikam duygularıyla olayların büyüyebileceğini öne sürdü ve Mustafa Sabri Efendi'den fetva istedi. Şeyhülislam Mustafa Sabri'nin fetvasıyla Nisan 1919'da Kemal Bey idam edildi. Daha sonra 14 Ekim 1922 tarihinde müstevli devletlerin baskısıyla idam edilen Kemal Bey, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 'milli şehit' ilan edilmiştir.

Kuvayı Milliye kuvvetlerine verilen ölüm fetvası[değiştir | kaynağı değiştir]

11 Nisan 1920 tarihinde Milli Mücadele başlatmak için kongreler düzenleyen içlerinde Mustafa Kemal Paşa'nın da bulunduğu 'Milliyetçi' ileri gelenler hakkında ölüm fetvasını kaleme aldı.[7] Bu tarihte şeyhülislam olan Haydarizade İbrahim Efendi, Mustafa Sabri'nin kaleme aldığı fetvayı okuyunca imzalamayı reddetti ve istifasını verdi. Ağdalı bir dille yazılan fetvada özetle şunlar denmekteydi: Padişah'ın aksi emrine rağmen istilacılara karşı direnişe geçen milliyetçilerin öldürülmeleri caiz olmakla kalmayıp hatta her müslümanın dini görevidir. Bu uğurda ölenler şehit, kalanlar gazi sayılır. Haydarizade İbrahim Efendi'nin istifasının ardından fetva meselesinden vazgeçilmedi. Fetvayı imzalayacak birisi arandı ve Dürrizade Abdullah Efendi bulundu. Mustafa Sabri'nin yazdığı fetva Dürrizade tarafından verildi, Damat Ferit'in onayı ve Vahdettin'in buyruğuyla duyuruldu.

Mustafa Kemal ve Ankara Hükümeti'ne hakaretler[değiştir | kaynağı değiştir]

Mustafa Sabri, Sadık Albayrak'ın yeniden basımını yaptığı ve sunuş bölümlerini yazdığı 'Hilafet ve Kemalizm'[8] kitabında Milli Mücadele, Türklük ve Mustafa Kemal Paşa hakkında hakaretamiz ifadeler kullanmıştır. Mustafa Kemal Paşa'nın padişahın fermanıyla gönderildiği Anadolu'da kuvvet ve nüfuz kazandıktan sonra padişahın emirlerini dinlemediğini iddia etmiş, kendi namına hareket etmeye başladığını, İstanbul'da müstevli devletlerin esareti altındaki hilafeti kurtaracakmış gibi davranırken ve faaliyetlerini hilafet makamına hizmet şeklinde gösterirken peşinden sürüklediği kuvvetle daha sonra hilafetin kaldırılmasına karar verdiğini söylemiştir. Bunu dile getirirken üslubunu iyice bozmuş ve kitabında şu ifadeyle Mustafa Kemal Paşa'ya hakaret etmiştir:

Yani bütün hareketlerini hilafet makamına hizmet şeklinde göstermiş iken, nasıl kahpelik ve hayâsızlıktır ki hilafetin en çirkin tezyifler ve tahkirler altında birden bire ilgasına cesaret etmiştir.[8]

Sadık Albayrak'ın yeniden basımını yaptığı 'Hilafet ve Kemalizm' kitabında Mustafa Sabri Efendi'nin Mustafa Kemal Paşa hakkındaki tenkitlerinde hakaret sınırlarını da aştığı ve düpedüz sövgü yoluna gittiğini görülür.

Mustafa Kemal'in ve Ankara Hükümeti'nin kahpeliklerini, sahtekârlıklarını şu ufacık mukaddime'ye sığdıracak değilim. Demek isterim ki bu şekil değiştirmeler, bu zıtlıkları işleyebilmek için insan utanmamazlıkta da kahraman olmalıdır. Hele dinsizlik olmadan haksızlığın, hayâsızlığın bu derecesi tasavvur olamaz.[8]

Sadık Albayrak'ın yayına sunduğu 'Hilafet ve Kemalizm' kitabında Mustafa Sabri Efendi, çok ilginç bir iddiada bulunmuştur. Atatürk'ün İngilizlerle işbirliği yaptığı için Musul'u İngilizler'e bırakıp karşılığında kurşun atmadan İstanbul'u aldığını iddia etmiştir. Bunu yazarken hakaretamiz üslubunu sürdürmüştür:

İki paralık Mustafa Kemal kuvvetinin baskısına boyun eğerek İngilizlerin, Fransızların ve sair devletlerin İstanbul'dan çekilip gitmelerini ancak Kemalistlerin idam ettiği Türk aklı kabul edebilir[8]

Kurtuluş Savaşı'nın bitişi ve yurt dışına kaçması[değiştir | kaynağı değiştir]

1922'de İtalyan ve Fransızlar'ın kurşun atmadan Anadolu'yu terk etmelerinden ve Mustafa Kemal komutasındaki Türk ordusunun, Yunan ordusunu trajik bir hezimete uğratıp Anadolu'yu kurtarmasından sonra Mustafa Sabri Efendi ailesini alarak İngilizler'in temin ettiği bir yük gemisiyle Mısır'a gitti.[9]

Bir ara tekrar Yunanistan'a sığındı. Burada oğlu İbrahim ile birlikte 'Yarın' ve 'Peyamı-ı İslam' gazetelerini çıkardı. İtalyan gazetelerinde yer alan bir bildirisinde Türklere 'Müslüman barbarlar' dedi, Ankara Hükümeti'nin Musul üzerinde hak iddia etmesinin gülünç olduğunu yazdı.[10]

Yüzellilikler listesinde yer aldı ve vatandaşlıktan çıkarıldı. Yunanistan'dan sonra gittiği Mısır El-Ehzer üniversitesinde din dersleri verdi.

1954 yılında Mısır'da öldü.

Fikirleri[değiştir | kaynağı değiştir]

Şapka kanununa, Medeni kanun'un kabulüne, Harf Devrimine, Halifeliğin kaldırılmasına, Kuran'ın Türkçe'ye tercüme edilmesine karşı çıkmıştır.

Türk Milliyetçiliği'ne karşı çıkmış, Yunanistan'da çıkardığı 'Yarın' gazetesinde 1927 yılında yazdığı şiirde Türklüğüne tövbe ettiğini, Türklükten istifa ettiğini söylemişti:

Yalnız Müslüman ve insan
Olarak kalmak üzere, Türklükten,
Şeref ve izzetimle istifa
Ediyorum Allah'ın huzurunda!...
...
Tövbe yarabbi tövbe Türklüğüme
Beni Türk milletinden addetme

Bir yazısında milliyet hakkında Milliyet önemli bir şey idiyse, bir Türk dili veya bir Çerkes dili yanında Arap dilinin çok daha üstün olduğunu belirterek, bunların yanında daha büyük olan Arap milliyeti ile iftihar etmenin daha akla uygun olacağını söylemiştir.

...Arapça'yı lisan ittihaz etmek derecesinde kendimize mal edinmek isterim. Amma bundan Türklüğümüz mutazarrır olurmuş... Biz müstefid oluruz ya!...

Yazılarında milliyetin önemsiz bir şey olduğunu önemli olanın sağlanacak kişisel fayda olduğunu ifade etmiştir.

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

Önce gelen:
Haydarizade İbrahim Efendi
Osmanlı Şeyhülislamı
1919
Sonra gelen:
Haydarizade İbrahim Efendi
Önce gelen:
Dürrizade Abdullah Efendi
Osmanlı Şeyhülislamı
1920
Sonra gelen:
Medeni Mehmet Nuri Efendi