Propolis

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Propolis
Kovandan toplanarak topak heline getirilmiş propolis.

Pek çok bitki yaprak, çiçek, meyve ve tomurcuklarını güçlü antimikrobiyal, su geçirmez ve ısı yalıtan özellikte reçineli bir bileşik üreterek onları soğuktan ve mikroorganizma saldırısından korur. Bu reçineli madde bal arıları (Apis mellifera L.) tarafından mandibulaları yardımıyla toplanarak mum ve tükürükle karıştırılıp pelet haline getirilir ve kovana taşınır. Propolis, toplanan bitki reçinesinin arılar tarafından transforme edilmesinden dolayı güçlü ve yapışkan bir özellik kazanmıştır. Propolis kelimesi Yunanca “şehrin korunması” anlamına gelir. Propolis bal arıları kolonisinin hastalıklardan korunması, kovan duvarları ve petek gözlerinin kaplanarak hijyenik bir yaşama ortamı sağlanması, kovan içerisinde ölen canlıların kokuşmasının önlenmesi için kaplanması ve kovan giriş deliğinin küçültülmesi gibi birçok amaçla kullanılmaktadır. Propolisin ilaç olarak kullanımı çok eski yıllara dayanmaktadır. Mısırlılar ölülerini mumyalarken, Yunan ve Romalı doktorlar antiseptik ve yara iyileştirici olarak propolis kullanmışlardır. Inkalar propolisi antipiretik bir ilaç olarak önerirken 17. yüzyılda Londra farmakopesinde propolis, resmi bir ilaç olarak listelenmiştir. Propolisin saf ya da başka doğal ürünlerle kombine bir şekilde kozmetik ve sağlık ürünlerinde kullanımı günümüze kadar devam etmiştir. Araştırıcılar son yıllarda daha çok propolisin kimyasal bileşimi ve biyolojik özellikleri ile ilgilenmişlerdir.

Propolisin rengi yeşilden kırmızı ve kahverengiye kadar değişir ve karakteristik bir kokusu vardır. Yapışkan özelliği nedeniyle ciltteki yağ ve proteinlerle interaksiyona girer. Soğukta kırılgan ve sert, sıcakta ise yapışkandır. Genel olarak doğal yapısında %30 mum, %50 reçine ve bitkisel balsam, %10 esansiyel ve aromatik yağlar, %5 polen ve diğer maddeler vardır. Propoliste 300 den fazla komponent tanımlanmıştır ve kompozisyonu bitki kaynağı ve lokal floraya göre değişiklik göstermektedir. Bununla birlikte Avrupa kavak propolisi, Brezilya yeşil ve kırmızı propolisleri gibi bazı propolis tiplerinin kimyasal yapısı iyi aydınlatılmış ve standardizasyonu sağlanmıştır.

Propolisin kimyasal yapısının aydınlatılmasında HPLC-DAD, LC-MS, LC-MS/MS, GC-MS gibi çok sayıda kromatografik alet kullanılmış olmakla birlikte propolisin polar yapısı gereği (molekül yapısında genelde OH- grupları içerir) HPLC-DAD ve HPLC-MS’in iyi sonuç verdiği bildirilmektedir. Çok sayıda araştırma ise GC-MS ile yapılmıştır.[1]

Propolisin Kimyasal Yapısı[değiştir | kaynağı değiştir]

Propolisin kimyasal yapısı, toplandığı bitki kaynağına göre değiştiğinden farklılık gösterir. Yapılan araştırmalarda özellikle karasal iklim bölgelerinde Abies spp. (Köknar), Acer spp. (Akçaağaç), Alnus spp. (kızılaağaç), Betula spp. (Huş), Castanea sativa (kestane), Eucalyptus sp. (Ökaliptus), Corylus sp. (Fındık), Pinus spp. (Çam), Populus spp. (Kavak), Quercus spp. (Meşe), Prunus spp. (Erik), Salix spp. (söğüt), Tilia sp. (Ihlamur) ve Ulmus spp. (Karaağaç) propolisin botanik kaynakları olarak gösterilmektedir. Ülkemiz zengin fitocoğrafik yapısı nedeniyle bu bitkilerin geniş doğal yayılış alanlarına sahiptir. Bu nedenle araştırıcılar Türkiye’de üretilen propolisin kimyasal yapısını aydınlatmaya çalışmışlardır. Bu araştırmalardan birinde, Kartal vd. Ankara (Kazan) ve Muğla (Marmaris) yörelerinden toplanan propolis örneklerinin GC-MS ile kimyasal analizini yapmış, örneklerde 24 farklı bileşik tespit etmişlerdir.

İki örnekte de kavak propolisinin bileşenleri olan flavonoid aglikonlar tespit edilmezken, isopimarik asit, androstan-1,17 dimetil -17-hidroksi-3-on, docosa-8,14-diyn-cis-1,22 diol ve thunbergol Kazan örneğinin, kafeik asit izomerleri, abietik asit, dehidroabietik asit ve izopimarik asit ise Marmaris örneğinin aktif bileşenleri olarak tespit edilmiştir. Bu araştırmada, Kazan örneğinden elde edilen analiz sonuçlarına göre, botanik orijini tahmin edilemezken, Marmaris örneğinin botanik orijininin Pinus brutia L. (çam propolisi) tomurcuk salgıları olabileceği bildirilmiştir. Bir başka araştırmada, Gencay ve Sorkun Doğu Anadolu (Kemaliye-Erzincan) yöresinden toplanan 30 propolis örneğinin mikroskobik analizlerini yaparak 32 farklı bitki familyası tespit etmişler ve Asteraceae, Fabaceae, Lamiaceae, Salicaceae ve Scrophulariaceae familyalarına ait türlerin polenlerinin örneklerde yoğun olarak bulunduğunu vurgulamışlardır. Farklı coğrafik orijinli propolislerle ilgili Sorkun vd.’nin yaptığı bir araştırmada, Bursa, Erzurum (Aşkale), Gümüşhane (Söğütağıl) ve Trabzon (Çağlayan) yörelerinden toplanan propolis örneklerinde GC-MS ile kimyasal analiz yapılmıştır. Trabzon ve Gümüşhane örneklerinin benzer kimyasal kompozisyona sahip olduğu ve temel bileşenlerin aromatik ve alifatik asitler ve esterleri ile ketonlar olduğu görülmüştür. Erzurum propolisinin ise, farklı bir kimyasal kompozisyona sahip olup aromatik asit esterleri ve alkollerin temel bileşenler olduğu ve diğer örneklerden daha fazla aminoasit içerdiği bildirilmiştir. Bursa örneğinde ise, flavanon, aromatik asit ve esterleri, terpenoidler, flavonlar ve ketonların temel bileşikler olduğu tespit edilmiştir. Bu konuda, Popova vd.’nin Türk propolisinin antibakteriyel aktivitesi ile kalitatif ve kantitatif kompozisyonunu belirledikleri araştırmada, Populus nigra (kara kavak) ve P. euphratica önemli propolis kaynakları olarak gösterilmiştir. Bal arısı ırklarının propolis üretiminde önemini vurgulayan Silici ve Kutluca’nın yaptığı ve aynı bölgede üç farklı bal arısı ırkı tarafından toplanan propolisin kimyasal kompozisyonu ve antibakteriyel aktivitesinin belirlendiği araştırmada, A. mellifera caucasica (Kafkas arısı) tarafından toplanan propolis örneğinin A. m. anatolica ve A. m. carnica tarafından toplanan propolis örneklerine göre daha yüksek antibakteriyel aktivite gösterdiği belirlenmiştir. Silici vd. tarafından yapılan, farklı bölgelerden toplanan Türk propolisinin bitki orijini için fitokimyasal ipuçları ve antibakteriyel aktivitenin değerlendirildiği araştırmada, propolisin ana bitki kaynaklarının Populus alba, Populus tremuloides ve Salix alba olduğu gösterilmiştir. Uzel vd. ise 4 farklı propolisin kimyasal kompozisyonunu ve antimikrobiyal etkinliğini tespit etmişlerdir.

Velikova vd. ise; bir Bulgar iki Türk propolisini GC-MS ile incelediklerinde kimyasal kompozisyonların benzerlik gösterdiği ve muhtemelen kavak propolisi özelliği gösterdikleri tespit edilmiştir. Örnekler özellikle kafeik asit ve ferulik asit bakımından zengin bulunmuştur. Ayrıca örnekler antibakteriyel, antifungal ve sitotoksik aktivite göstermiştir. Benzer şekilde Mohammadzadeh vd. Tahran propolisinin yapısını GC-MS ile incelemiş ve pinobanksin, pinobanksin-3 asetat, pinosembrin, pinostrobin flavanonları ile krisin ve galangin gibi flavonların bulunmasından dolayı İran propolisinin botanik kaynağının kavak olabileceği rapor edilmiştir. Gülçin vd. Erzurum’dan topladıkları propolisin antioksidan özelliğini araştırmışlardır. Propolisin içerdiği toplam polifenol içeriği ile antioksidan özelliği arasında korelasyon belirlemişlerdir. Araştırmada kafeik asit, ferulik asit, ellajik asit, kuersetin, tokoferol, pirogallol, p-hidroksibenzoik asit, vanillin, p-kumarik asit, gallik ve askorbik asit miktarlarını HPLC ve LC-MS/MS ile tespit etmişlerdir.[1]

Propolisin Farmakolojik ve Biyoaktif Özellikleri[değiştir | kaynağı değiştir]

Türkiye’de üretilen kavak propolisinin botanik orjini ve kimyasal analizi araştırmalarla tespit edilmekle birlikte antifungal, antimikrobiyel, antioksidan, antikarsinojenik, yara iyileştirici, anti-leşmaniyal, immunstimulan-bağışıklık sistemini güçlendirici aktiviteleri ile diş hekimliğinde hayvan besleme ve gıdada koruyucu olarak kullanımı ile ilgili çok sayıda araştırma rapor edilmiştir.

Propolis immunomodulatör, antitümör, anti-inflamatuvar, antioksidan, antibakteriyel, antiviral, antifungal ve antiparaziter gibi çok sayıda biyolojik ve farmakolojik aktiviteye sahiptir. Propolisin faydalı biyolojik özellikleri daha çok flavonoidler ve hidroksisinnamik asit türevleri gibi fenolik maddelere atfedilmektedir. Flavonoidler kimyasal yapı ve karakteristikleri birbirinden farklı, güçlü antioksidan, radikal süpürücü ve metal şelatı olan polifenolik konjuge aromatik bileşiklerdir. Propoliste bulunan en önemli bileşik grubu olarak flavonoidler görülmektedir. Flavonoidler fotosentez yapan hücrelerde bulunurlar ve benzo piron türevleridirler. Sekonder bitki metabolitleri olarak bulundukları için insanlar tarafından sentezlenemezler ve bu nedenle insan beslenmesi için önemlidirler. Amerika’da günlük flavonoid glikozitlerin alımı günde 1000 ya da 650 mg olarak bildirilmiştir. Yakın zamanda yapılan çalışmalar ise glikonlar olarak ifade edilen flavon ve flavonollerin alımı için önerilen dozun günde 23 mg olduğunu rapor etmektedir. Flavonoidler memeli hücrelerinde çok sayıda biyokimyasal etkiye sahiptirler. Ayrıca, in vitro çalışmalarda memeli enzim sistemleri ve iletim yollarında önemli etkiye sahip oldukları ispatlanmıştır. Flavonoidlerin fizyolojik etkilerinin bir kısmı indirgeyici (elektron transport katalizi, radikal süpürücü etkisi) etkisinden dolayı antioksidan etkilerine atfedilmektedir.

Propolis ile ilgili yapılan araştırmaların çoğu in vitro ve hayvan deneylerinden oluşmaktadır. Sağlıklı ya da hasta gönüllüler üzerinde yapılan araştırma sayısı yok denecek kadar azdır. Nitekim araştırıcıların önerileri, doğal bir ürünün güvenilir ve etkili bir şekilde kullanılabilmesi için öncelikle kimyasal yapısının iyi aydınlatılması daha sonra in vitro deneyler, hayvan deneyleri ve bu deneylerin sonunda olumlu etkiler gözlendiğinde sağlıklı gönüllüler üzerinde araştırmalar yapılması yönündedir. Propolisin farklı biyolojik etkileri ile ilgili yapılan araştırmalarda farklı dozlar kullanılmıştır; immunomodulatör aktivitede; in vivo 200 mg/kg (100), in vitro 3-300 g/100 l ile 50-150 mg/kg, antitümoral aktivitede 5-100 g/100l, antibakteriyel in vitro 0.4-14.0 % v/v, antifungal in vitro 0.4-14.0 % v/v (104), antiviral in vitro 5-100 g/100 l, antidiyabetik in vivo 100-300 mg/kg ve anti-ülseratif in vivo 50, 250 ve 500 mg/kg  şeklindedir. Fareler ve insanlarla yapılan çalışmalarda propolisin olumsuz ya da toksik etkileri görülmemiştir. Burdock’a göre propolis toksik olmayan bir bileşiktir ve farelerde LD50 değeri 2-7.3 g/kg arasında değişmektedir. Araştırıcı, insanların günde 1, 3 ve 6 mg/kg/gün oranında yaklaşık 70 mg/gün şeklinde güvenle tüketebileceklerini önermektedir. Cuesta vd. 6 hafta boyunca günlük propolis tüketiminin mortalite ya da gelişme oranı üzerine etkisi olmadığını bildirmişlerdir. Dünyada farklı orijinli propolislerin alerjik etkisi hakkında çok sayıda araştırma vardır. Reaksiyonlar genelde kontak dermatit, stomatitis, dudak şişliği, perioral ekzama ve dispne şeklindedir. Propolisteki major allerjenler ise orta Avrupa’da orijini kavak olan propolisler için kaffeat esterlerdir. Botanik orijini kavak olmayan propolisler için ise 3- metil 2- butenil, benzil salisilat ve benzil cinnamat’tır.  Alerjik reaksiyonlar daha çok propolisle direk temasta bulunan arıcılarda görülmekte olup, propolisle sık temasta olan arıcılarda sistemik reaksiyon prevalansı % 6.5’tir ve bunların sadece % 2’si anafilaktik reaksiyonlardır.

Propolisin ratlarda farklı konsantrasyonlarda tüketiminden sonra (1, 3 ve 6 mg/kg/gün) ve su ve etanolden özütlenen propolisin farklı ekstrakları farklı tüketim zamanlarında (30, 90 ve 150 gün) uygulandığında toplam lipid, trigliserid, kolesterol, HDL kolesterol seviyelerinde önemli değişimler görülmemiş, aspartat aminotrasferaz (AST) ve LDH enzim seviyelerinde de farklılık olmamış ve canlı ağırlık da değişmemiştir. Kolankaya vd., Türk kestane propolisinin kimyasal içeriğini belirlemiş, alkol sebepli oksidatif strese karşı propolisin etkisini incelemiş ve 200 mg/kg 15 gün boyunca erkek ratlara verilmiştir. Alkol verilen grupta HDL düşüp, LDL yükselirken propolis grubunda tam tersi bir durum gözlenmiştir. Propolis grubu ile alkol grubu karşılaştırıldığında, propolis grubunda alkalin fosfataz (ALP) ve AST enzim aktiviteleri düşerken, LDH enzim aktivitesi artmıştır. Araştırıcılar propolisin herhangi bir toksik etkisinin görülmediğini, propolisin dejeneratif hastalıklar ile alkol sebepli oksidatif strese karşı koruyucu role sahip olduğunu vurgulamışlardır. Sforcin vd.  Brezilya propolisinin ratlarda total protein, glukoz, üre, kreatinin, trigliserit, kolesterol, ve HDL kolesterol düzeylerinde bir değişikliğe sebep olmadığını bununla birlikte araştırmanın amacı olan herhangi bir yan ekinin görülmediğini bildirmişlerdir.

Propolisin antioksidan aktivitesi ile ilgili dünyada çok sayıda araştırma mevcuttur. Türkiye’de üretilen propolisin antioksidan aktivitesi konusunda Eraslan vd. (2008) ratlarda bazı biyokimyasal değişiklikler üzerine sipermetrin’in etkilerini incelemiş, propolisin koruyucu rolünü tespit etmişlerdir. Serum glikoz, trigliserid, ürik asit, kolesterol, AST, alanin aminotransferaz (ALT) ve ALP aktiviteleri/seviyeleri, plazma ve doku malondialdehit (MDA) seviyeleri, eritrosit ve doku süperoksitdismutaz (SOD), katalaz (CAT) ve glutatyon peroksidaz (GSH-Px) aktiviteleri belirlendiği araştırmada propolisin antioksidan aktivitesi rapor edilmiştir. Eraslan vd. sodyum florid ile muamele edilen farelerde bazı biyokimyasal parametreler üzerine propolisin etkilerini değerlendirmiş ve sodyum florid tarafından oluşturulan serbest radikaller üzerine propolisin anti-radikal aktivitesinin olduğunu ispatlamışlardır. Antioksidan aktivitenin incelendiği bir başka araştırmada, Kanbur vd. farelerde propetamphos etkisine karşı propolisin antioksidan etkisini incelemiş, plazma ve doku (karaciğer, böbrek ve beyin) MDA düzeyleri, eritrosit ve doku SOD, CAT ve GSH-Px aktiviteleri ölçülmüştür. Araştırmada propolisin anti-radikal ve antioksidan etki gösterdiği ve bu yolla oksidatif stresi azalttığı sonucuna varılmıştır. Çetin vd. ise dört farklı konsantrasyonda porpolis ilavesinin yumurtacı tavuklarda hematolojik ve immünolojik parametreler üzerine etkisini incelemiş, diyete 3 g/kg propolis eklenen diyetin diğer uygulama grupları ve kontrol grubuyla kıyaslandığında serum IgG ve IgM seviyelerinde artış, periferal kan T-lenfosit yüzdesinde ise önemli düşüş belirlenmiştir. Buna ilaveten 3 g/kg propolis ilavesi diğer gruplarla kıyaslandığında eritrosit sayısını (kırmızı kan hücreleri) önemli oranda artırmıştır (p<0.05). Diğer yandan hemoglobin ve hematokrit değerleri ile total lökosit (beyaz kan hücreleri) ve farklılaşmış lökosit sayıları propolis ilavesinden etkilenmemiştir.

Kavak propolisinin hepatoprotektif aktivitesi de araştırmalarla gösterilmiştir. Ramadan vd. 5 g/kg dozda farelerde 8 hafta propolis uygulamanın herhangi bir toksik etki oluşturmadığını, mortaliteye sebep olmadığını karaciğer ve böbrekte toksik değişiklik oluşturmadığını bildirmişlerdir. Mani vd. ise ratlara 30 gün boyunca (1, 3, ve 6 mg/kg/gün) propolis vermiş ve bu uygulamanın kolesterol, HDL kolesterol, total lipit, trigliserit seviyeleri ile AST ve LDH enzim seviyeleri üzerine olumsuz etki göstermediğini bildirmişlerdir. Banskota vd., Brezilya, Peru, Hollanda ve Çin’den toplanan propolis örneklerinin sitotoksik, radikal süpürücü ve hepatoprotektif etkisinin olduğunu belirlemişlerdir. Bir başka araştırmada, Banskota vd. Brezilya propolisinin hepatoprotektif (karaciğer koruyucu) etkisini ispatlamışlar ve bu etkiyi flavonodilere atfetmişlerdir.

Propolis ham haliyle gıda ve eczacılık sektöründe kullanılmadığından genellikle etil alkol, propilen glikol ve gliserol yada su ile özütlenmektedir. Ancak alkolün dini sebeplerle, diyabet gibi bazı metabolik hastalıklarda, alkol intoleransı olanlarda ve çocuklarda kullanımının sınırlanması nedeniyle araştırıcılar yeni çözücüler bulma arayışına girmiştir. Bu çözücülerden biri de bitkisel yağlar ve özellikle zeytinyağıdır. Zeytinyağında steroller, karotenoidler, triterpenik alkoller ve fenolik bileşikler dahil olmak üzere 200’den fazla farklı kimyasal bileşik tespit edilmiştir. Fenolik bileşikler ayrıca hem hidrofilik hem de lipofilik fenoller içeren sızma zeytinyağında bulunan ana antioksidanlardır. Zeytinyağında bulunan başlıca fenolik alt sınıflar fenolik alkoller, fenolik asitler, flavonoidler ve liganlardır. Bugüne kadar birçok rapor, sızma zeytinyağında da bulunan fenoliklerin güçlü antioksidan özellikler sergilediğini ve beyin dokusunda oksidatif stresi önleyebildiğini göstermiştir. Bazı epidemiyolojik araştırmalar, zeytinyağının tüketilmesinin kardiyovasküler hastalıklar, kanser ve romatoid artrit gibi hastalıklar üzerinde etkinliğini göstermiştir.

Farklı bitkisel yağlarda ekstrakt edilen propolisin antimikrobiyal, antitümöral, antioksik ve antidepressant gibi biyolojik aktiviteleri bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Örneğin, Pujirahayu ve arkadaşları araştımalarında, Endonezya Sulawesi bölgesinde Trigona sp. arılarından elde edilen propolisin su, etanol, propilen glikol, zeytinyağı, fındık yağı ile ekstraksiyonu yapılmış, en yüksek ürün etanol ekstraktında (%18.33) en düşük ürün zeytinyağı ekstraktında (%14.06) elde edilmiştir. Ramanauskiene ve arkadaşları Litvanya propolisin zeytinyağı ekstraktında ferulik asit, kumarik asit ve vanilin bileşiklerini baskın olduğunu, eksraktın özellikle C. albicans ve B. cereus’a karşı antimikrobiyal etkiye sahip olduğunu göstermişlerdir. Brezilya propolisinin yağ ekstraktının C. albicans’a karşı etkinliği de ispat edilmiştir. Brezilya propolisinin yağ ekstraktının in vivo ve in vitro antitümöral özelliğe sahip olduğunun gösterildiği bir araştırmada tümör gelişiminin önlenmesinde yağ ekstraktının alkol ekstraktı kadar etkili olduğu ispatlanmıştır. Propolisin yağ ekstraktında 4 fenolik asit ve 3 flavonoidin tanımlandığı araştırmada ekstraktın tümör hücrelerinin inhibisyonunu en iyi şekilde sağladığı ifade edilmiştir. Benzer bir araştırmada, HL-60, MDA-MB-435 ve SF-295 hücrelerine karşı yağ ve etanolik esktrakların antiproliferatif etkisi ispatlanmıştır.

Başka bir araştırmada ise; propolisin yağ ekstraktının (OEP) merkezi sinir sistemi üzerine stimulan, antioksik ve antidepresan etki gösterdiği bu nedenle OEP nin anksiyete ve depresyonun giderilmesinde terapötik bir ajan olarak kullanılabileceği ifade edilmiştir. Propolisin zeytinyağı ekstraktı ile ilgili yapılan klinik bir araştırmada ise bal-propolis zeytinyağı ekstraktı ve balmumunun topikal uygulamasının oral mukozit üzerine etkili olduğu gösterilmiştir. İran’da yapılan bir araştırmada ise propolisin zeytinyağı ekstraktı, bal ve arı sütü katılarak saksitoksin ile oluşturulmuş diyabetli ratlarda yara iyileşmesini hızlandırdığı ispat edilmiştir.

Yapılan literatür incelemesi ışığında, propolisin sağlıklı gönüllülerde etkisi ile ilgili araştırma sayısı ancak birkaç tanedir. Bunlardan birinde, günde 1000 mg Propolis (2 x 500 mg kapsül) uygulama sonrası 13. günde TNF-alpha, IL-6 IL-8, IL-1beta sitokinlerin plazma düzeyini arttırmazken zamana bağlı olarak sitokin salınım kapasitesinde artış görülmüştür. Araştırıcılar çalışma süresince herhangi bir yan etki görülmediğini bildirmişlerdir. Elli sağlıklı gönüllü üzerinde yapılan bir başka araştırmada ise propolis içeren gargara, ağızdaki bakteriler üzerinde kloreksidin içeren gargara kadar etkili olmasa da kloreksidin içeren gargaraya oranla gingival fibroblastlara daha az sitotoksik etki gösterdiği rapor edilmiştir.

Gardana vd.’nin araştırmasında, mum içermeyen propolis ekstresinde propoliste bulunan temel polifenollerin (kafeik asit, pinobanksin-3-asetat, krisin, pinosembrin, galangin, pinobanksin-3- asetat, pinobanksin esterleri ve kafeik asit fenil ester) absorbsiyonu incelenmiştir. Araştırmada, 15 sağlıklı gönüllü 5 ml 125 mg flavonoid içeren ticari propolis ürünü olan EPID kullanmıştır. Tüketimden 1-5 saat sonra alınan kan örneklerinde flavonoid seviyesi standart olarak morin kullanılarak LC-MS-MS ile analiz edilmiştir. Tüketimden 8 saat sonra kandaki flavonoid seviyesi yükselirken 24 saat sonra belirlenememiştir. Sonuç olarak araştırıcılar EPID propolis ürünündeki flavonoidlerin absorbe edildiğini, metabolize edildiğini, özellikle galangin ve pinobanksin 5 metil eterin (P-5ME), krisin, pinosembrin ve pinobanksine göre daha yüksek oranda bulunduğunu ispatlamışlardır.

Jasprica vd. (2007) 47 sağlıklı erkek ve kadında toz haline getirilmiş propolis ekstresinin (ticari) 30 gün boyunca günlük alımının antioksidan parametreler ile total kolesterol, LDL ve HDL kolesterol, trigliserit, glukoz, ürik asit, ferritin, transferrin ve rutin kırmızı kan hücreleri parametrelerine etkisini incelemişlerdir. Propolis tüketiminin cinsiyete göre farklı olabileceği bildirilmiştir. Erkek test grubunda propolis alımından 15 gün sonra MDA konsantrasyonu seviyesinde % 23.2 azalma olmuştur. Bununla birlikte 30 günlük kullanımdan sonra SOD aktivitesinde ise % 20.9 artış gözlenmiştir. Kadın test gruplarında herhangi bir değişikliğe rastlanmamıştır. Bazen ilaçların uzun süreli kullanımında akut kullanımından faklı etkileri de görülebilmektedir. Astım hastalarının tedavilerine yardımcı olarak 2 ay süreyle propolis verilmesi neticesinde gece astım atak sayısı ve şiddetinde belirgin bir azalma olduğu gözlenmiştir. Bu azalmanın kullanılan süreye bağlı olarak arttığı belirtilmiştir.


Günümüzde propolis, sadece sağlık koruyucu etkinliği için değil tedavi edici yönüyle de insanlar tarafından bilinçli/bilinçsiz şekilde kullanılmaktadır. Ancak ülkemizde piyasada bulunan ticari preparasyonların çoğunda propolisin kimyasal yapısı ve günlük tüketilecek doz konusunda bilgi bulunmamaktadır. Bilinçsiz kullanım sağlığı korumak yerine sağlık için zararlı olabilecektir. Bu nedenle propolisin günlük tüketilebileceği doz konusunda yapılacak klinik çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.[1]

Propolisin Besin Değerleri[değiştir | kaynağı değiştir]

Propolisin protein, karbonhidrat, lipid, vitamin-mineral içeriği oldukça düşüktür. Bu nedenle besinsel bir destek olarak düşünülmesi zordur. Propolisin faydalı biyolojik özellikleri daha çok flavonoidler ve hidroksisinnamik asit türevleri gibi fenolik maddelere atfedilmektedir. Propoliste bulunan en önemli bileşik grubu olarak flavonoidler görülmektedir. Flavonoidler fotosentez yapan hücrelerde bulunurlar. Sekonder bitki metabolitleri olarak bulundukları için insanlar tarafından sentezlenemezler ve bu nedenle insan beslenmesi için önemlidirler.[2]

Propolis Tercihinde Tüketiciler Tarafından Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar[değiştir | kaynağı değiştir]

1. Arıcıdan temin edilen ham propolis tehlikeli kimyasallar içerebileceğinden kullanılmamalıdır. Su bazlı propoliste ise diğer çözücülere göre çözünürlük düşüktür.

2. Arıcılar zaman zaman çözücü olarak körlüğe sebep olabilen metanol kullandıklarından arıcıdan direkt temin edilen ürünlerden uzak durulmalıdır.

3. Alkol türevli bazı çözücülerin (propilen glikol, gliserol gibi) yüksek doz ya da uzun süreli kullanımda irrtian, merkezi sinir sistemi üzerine olumsuz etkiler, asidozis ile mutajenik ve kanserojenik etkileri göz önünde tutulmalıdır.

4. Arıların propolis kaynağı bulamadığında asfalt ve boya toplayabileceği bilinmelidir.

5. Propolis aktarlardan değil eczanelerden temin edilmelidir.

6. Bilimsel çalışmalarla öngörülmüş dozu bilinen ürünler kullanılmalıdır

7. Gıda takviyesi ruhsatı olmayan ürünler kullanılmamalıdır.

8. Mutlaka analizleri ve kalite testleri yapılmış ürünler kullanılmalıdır.[1]

Tıbbi Kullanımı[değiştir | kaynağı değiştir]

Amerikan Sağlık Enstitüsü propolisi soğuk algınlığı, genital herpes ve ağız/çene cerrahisi sonrasında oluşan ağrılarda "muhtemelen etkili" grubunda sınıflamaktadır.[3] Propolis öksürük ve boğaz iritasyonunda da kullanılmaktadır. Türk bilim insanı Prof. Dr. Sibel Silici ve Dr. Semiramis Kutluca'nın yapmış olduğu araştırmada Staphylococcus aureus, Escherichia coli, Pseudomonas aeruginosa ve Candida albicans üzerinde antibakteriyel etkisi ispatlanmıştır.[4]

Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]