Tartışma:Tufan

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Vikiproje Din (C-sınıf, Çok-önem)
VikiProje simgesiBu madde, Vikipedi'deki Din maddelerini geliştirmek amacıyla oluşturulan Vikiproje Din kapsamındadır. Eğer projeye katılmak isterseniz, bu sayfaya bağlı değişiklikler yapabilir veya katılabileceğiniz ve tartışabileceğiniz proje sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
 C  Bu madde C-sınıf olarak değerlendirilmiştir.
 Çok  Bu madde Çok-önemli olarak değerlendirilmiştir.
 

eski ahit referanslı tufan hikayesi.[kaynağı değiştir]

diğer livresk dinlere referans olan eski ahit menşeili olarak tufana yer verilmeli. kaynak gösterme sorununu aşarsam, yardımcı olmak istiyorum.

Yeni bilimsel keşiflerle, eskiden bilimsel sayılan bazı bilgiler çöpe atılır.[kaynağı değiştir]

"Bilimsel yönden tufan inancı" başlığında şu bilgiler var:

Emin Bilgiç'e göre; "En eski insanlığın ve evrenin yaratılışı ile ilgili kozmogonik inanışın bir parçası olan tufan efsanesinin gerçekle ilgisi yoktur. Bu inanışın tabiat kanunlarına aykırılığı genellikle bilinmektedir. Tarih ve bilim açısından sabit değildir. (...)"

Görünen o ki, insanlar, genellikle kendi devirlerindeki bilgileri temel bilimsel gerçekler olarak algılama eğilimindeler. En azından kendi devirlerine uyan bilgilere dayalı bir mantığa ve düşünüşe sahipler. Bunun dışında başka gerçeklerin olmadığını söylemekle kalmayıp, hatta gelecekte bile bu mantığı değiştirebilecek bir keşfin olmayacağına da inanabiliyorlar. Bir olayın "tabiat kanunlarına aykırılığı"nı sabit bir gerçekmiş gibi belirtmek, bunun bir örneği olabilir. Ancak, belki aynı olayla ilgili ileride yapılabilecek yeni bir keşif, o olaydaki "tabiat kanunlarına aykırılığı" ortadan kaldırabilecektir. Bu nedenle, eskiden bilimsel olduğu kabul edilerek söylenmiş bazı sözler "tarih ve bilim açısından sabit değildir."

Alıntı:

http://shiftdelete.net/yer-altinda-dev-okyanus-53034

"Bilim insanları yer yüzündeki su miktarının üç katını içerisinde barındıran devasa bir yeraltı okyanusu keşfetti. Bu keşif kısa sürede gezegeni değiştirebilir."
"14.06.2014 / 14:00"
"Yer Altında Dev Okyanus!"
"Bilim her geçen saniye gelişmeye, yeni keşifler yapmaya devam ediyor. Birkaç yüz yıl önce keşfedilecek bir şeyin kalmadığının söylenmesi ne kadar hatalıysa, aynı şeyin söylenmesi şimdi de aynı şekilde yanlış. Son yapılan keşif ile yerin kilometrelerce altında devasa bir okyanus bulundu. Bu okyanus Dünya yüzeyinde bulunan tüm okyanuslardan 3 kat daha fazla suyu içerisinde barındırıyor."
"Depremlerin oluşturduğu sismik dalgaları inceleyen bir grup bilim insanı yerin tam 700 km altında bulunan "Ringwoodite" isimli mavi taşların içlerinde yüklü miktarda su barındırdığını keşfetti. Bu keşif ile gezegenimize çarpan kuyruklu yıldızlar tarafından getirildiği tahmin edilen suyun, aslında yerin altından çıkmış olabileceği fikri tekrar gündeme geldi."
"Okyanuslar nasıl aynı büyüklükte kaldı?"
"Araştırmaya katılan ekibin üyeleri arasında yer alan Amerika Birleşik Devletleri Northwestern Üniversitesi'nden Steven Jacobsen, 'Dünya'nın suyunun kendi derinliklerinden geldiğine dair önemli bir delil bulduklarını, ayrıca okyanusların nasıl milyonlarca yıl aynı büyüklükte kaldığını da bu şekilde açıklayabiliriz, bilim insanları sonunda su döngüsündeki kayıp halkayı bulmayı başardı. On yıllarımızı bu yer altı su kaynağını aramaya adadık.' şeklinde konuştu."--AltıncıTas (mesaj) 23:00, 14 Eylül 2015 (UTC)

Bilimsel oldukları varsayılan önyargılar[kaynağı değiştir]

"derin suların tüm kaynakları yarıldı":

Başlangıç 7:11,12
Nuh'un yaşamının altı yüzüncü yılında, ikinci ayda, ayın on yedinci gününde, işte o gün derin suların tüm kaynakları yarıldı [patladı-fışkırdı] ve göklerin bentleri açıldı. Şiddetli yağmur kırk gün kırk gece devam etti.
Başlangıç 7:17-20
Tufan yeryüzünde kırk gün devam etti. Sular sürekli yükseldi ve gemiyi kaldırmaya başladı. Artık gemi yerden çok yüksekte, suların üzerinde yüzüyordu. Sular yeryüzünü kapladı ve çoğaldıkça çoğaldı; gemi ise suların üstünde yüzüyordu. Sular yeryüzünü öylesine kapladı ki, gökler altındaki tüm yüksek dağları örttü; dağları on beş arşın kadar aştı, dağlar sular altında kaldı.

Yakın zamanlarda yeraltındaki okyanusla ilgili ortaya çıkan böyle bir bilgi, yukarıdaki bu sözlerin ne kadar doğru olduğunu gösteriyor. Oysa bu konudaki keşif yapılmadan önce, kimilerince bütün bu sözler insanın aklına, mantığına ters ve bilimsel gerçeklerle uyuşmayan sözler olarak görülebiliyordu. Bu sözler, günümüzden yaklaşık olarak 3500 yıldan fazla bir zaman önce yaşamış bir insan tarafından kaleme alınmış sözlerdir. Bu kişi Musa peygamber olarak bilinir. Musa, okyanusların bile daha altında olan ve içinde tüm okyanuslardan 3 kat daha fazla suyu barındıran başka bir su kaynağının olduğunu ve bunun tufanda yüzeye çıktığını nereden bilebilirdi? Musa bir bilim adamı değildi. Musa, 40 yıl çobanlık yapmış biri olarak bunları nasıl bilebilirdi? Musa'nın bütün bunları okyanusların diplerinde bilimsel araştırmalar yaparak değil, yalnızca kendisine bildirilen ilhamla söylediği kayıtlıdır. Ve muhtemelen kendisi de söylediklerinin gerçekte ne anlama geldiğini anlamamıştı, tıpkı günümüzde de bu konuda keşifler yapılmadan önce bu konuların kolayca anlaşılamadığı gibi. Ama yine de kendisi bu sözleri ilhamla kaydetti. Burada ise, olay yine tekrarlanarak ilham adı verilen şeyin bilimsel bir gerçek olup olmadığı konusuna gelecektir. Tıpkı yukarıdaki konuda olduğu gibi, ilham konusu da şimdilik bilimsel olmayan bir olay olarak görülebilir. Bu konuda yapacak bir şey yok. Ancak, yine de bilimin günümüzdeki keşiflerinin olmadığı bir çağda yaşamış bazı insanların sözlerinin bilimle uyuştuğunun farkına varılması, bu konuyla ilgili bazı ipuçlarını verebilir. Bu en azından, kişilerin, bir konunun bilimsel olup olmadığını yüzde yüz belirtmekte aceleci olmamaları gerektiğini gösterir. İlkel ve mantıksız olarak görünen bir şeyin arkasında belki de gerçek bir bilim vardır ve bir nedenle öyle görünüyordur!

1. Selanikliler 2: 13
Tanrı'ya sürekli şükretmemiz için bir neden daha var: Tanrı sözünü bizden duyup kabul ettiğiniz zaman bunu insan sözü olarak değil, gerçekte olduğu gibi, Tanrı sözü olarak benimsediniz. Siz imanlılarda etkin olan da bu sözdür.
2. Petrus 1: 21
Çünkü hiçbir peygamberlik sözü insan isteğinden kaynaklanmadı. Kutsal Ruh tarafından yöneltilen insanlar Tanrı'nın sözlerini ilettiler.

Musa'nın sözleri bir çocuğun bile anlayabileceği basitlikteki sözlerdir. Günümüzde bilimsel yazılarda ise genellikle anlaşılması pek kolay olmayan akademik bir dil kullanılır. Ama sonuç olarak bir konuyu anlatırken kullanılan dilin karmaşıklığı, onun bilimsel bir gerçek olduğunu göstermez. Aynı şekilde, bilimsel bir konunun basit bir dille ifade edilmesi de, söylenenlerin yanlış olduğunu göstermez. Günümüze kadar bilimsel gerçekler olarak iddia edilen bir çok şeyin, aradan yıllar geçtikten sonra daha doğru bilimsel keşiflerle yanlış olduğu kanıtlanmıştır. Oysa onlar da bir zamanlar akademik bir dille söylenmiş sözlerdiler ve yanlış oldukları ortaya çıkarılıncaya kadar bilimsel gerçekler olarak kabul ediliyorlardı.


Kütleçekimi:

Eskinin mantığına göre düşünce şekli: Hiç bir şey boşlukta duramaz. Peki madem öyle, yıldızlar neden düşmüyor? Peki, Dünya neyin üzerinde duruyor? Dünya öküzün boynuzunda duruyor.

Eskiden insanlar Dünya'nın öküzün boynuzunda durduğuna inanmışlar. İnsanlar yerçekimi (KÜTLEÇEKİMİ) kanunu diye bir şeyin olduğunu bilmediklerinden, bir cismin boşlukta durabileceğini akıllarına getirememişler. Bu durum yakın zamanlara kadar devam etmiş. 17. yüzyılda Newton düşen bir elmanın neden düştüğünü anlamaya çalışmış ve yerçekimi kanununu bulmuş.

"Yerçekimi kanunu, Newton'un başından geçen ilginç bir olayla anlatılır. Ünlü Fransız şairi Voltaire, 'Ağaçtan düşen elma hikâyesini Newton'un yeğeninden dinledim." diyor ve devam ediyor: "Newton bir gün Woolshorpe'deki evinin bahçesinde, ağacın altında kitap okurken elma ağacının tepesindeki bir elma dalından koparak, kafasına 'küt!' diyerek düşer. Başını kaldırıp baktığında elmanın daha önce asılı bulunduğu dalın sallanıyor olduğunu görür. Demek ki rüzgâr veya başka bir güç dala kuvvet uygulayarak elmanın daldan kopmasına sebep olmuş, kopan elma başka destek bulamayınca boşta kalmamış, yere doğru düşmüş. İşte Newton'un yerçekimi kuvveti ile ilgili yazacağı yüzlerce bulgunun altyapısı bu.'"

http://www.gencgelisim.com/v2/kategoriler/1-gelisim-oykuleri/572-yercekimi-kanununu-bulan-newton-nasil-basardi.html

Eyüp peygamber yaklaşık olarak Mö. 17 - 18. yüzyılda yaşamış biridir. Bu günümüzden yaklaşık olarak 3800 yıl önceki bir tarih demektir. O tarihlerde, henüz daha gelişmiş medeniyetler bile yoktu. Örneğin eski Yunan uygarlığı ve Yunan filozoflarının ortaya çıkışı, Eyüp peygamberin zamanından yüzyıllar sonraki bir zamana aittir. Üstelik bu filozoflar da dahil olmak üzere, binlerce yıl boyunca Newton'a kadar Dünya'nın ve gezegenlerin boşlukta durabildiklerine inanılmamıştır. Ortaçağda ortaya atılan bir kurama göre gezegenlerin, iç içe kat kat saydam kürelerden oluşan katı bir tabakanın içinde hareket ettiklerine inanılmış! Ama bu insanlardan binlerce yıl öncesinde hayvancılıkla uğraşan bir insan olarak Eyüp peygamber şunları söylemiş:

Eyüp 26: 7
O ki boşluğun üzerine kuzeyi yayar,
Hiçliğin üzerine dünyayı asar;

HİÇLİK ve BOŞLUK. Birbirini tamamlayan iki sözcük. Eyüp peygamberin devrinde yaşayan insanlar bu tür bilgileri, kesinlikle kendiliklerinden veremezlerdi. Bir şeyin hiçliğin ve boşluğun üzerinde durduğunu söylemek, herhalde o devrin insanları için delilikten başka bir şey olmazdı. Aslında Eyüp gibi kişiler bile, kendi söylediklerinin tam olarak ne anlama geldiğini herhalde anlayamıyorlardı. Bizim şimdi evrenle ilgili BAŞLANGIÇSIZLIĞI ve daha birçok şeyi anlayamadığımız gibi. Ama onlar bu sözleri ilham altında söylediler. Şu sözleri ise Eyüp peygamber söylemedi. Bunlar, Eyüp peygamber hikmetsizce konuştuğu için, kendisini düzeltmek için ona söylenen sözlerdir. Buradaki sözler gerçekte kütleçekiminden söz ediyor. Ama o tarihte yaşayan bir kişinin sözcük dağarcığında bu türden bir kelime olabilir miydi? Olamazdı. Bu yüzden, kütleçekimi yerine, onun anlayabileceği dilde "sıkıca bağlamak" sözcüğü kullanılmış. Bunların tam anlamını Eyüp peygamber elbette ki bilemezdi. Başını göğe kaldırdığında bir çok yıldızı görebilirdi. Ama bunların birbirlerini çeken KÜTLEÇEKİMİ BAĞLARINI da görebilir miydi? Ayrıca, "GÖKLERİN YASALARI" bile varmış! Bunlar, o devirde yaşayan bir kişiyi aşan bilgiler. Gerçi çok fazla ayrıntı verilmiyor, çünkü amaç Eyüp'e astronomi dersi vermek değildi. Eyüp peygamber bir konuda hatalıydı ve bu sözler Eyüp'e onun hatasını düzeltmek için söylenen sözlerden bir parçadır. Bugün ise, bilim insanları GÖKLERİN YASALARINI ustalıkla hesaplamaya çalışıyorlar ve bunların "VAKİT"lerini de hesap edebiliyorlar. Ve yine, bunların yörüngelerini saptadıklarından izleyecekleri "YOL" hakkında da bilgileri var.

Eyüp 38: 31-32
Kima takımyıldızını SIKICA BAĞLAYABİLİR MİSİN?
Kesil takımyıldızının BAĞLARINI ÇÖZEBİLİR MİSİN?*
Mazzarot* takımyıldızını VAKTİNDE çıkarabilir misin?
Oğullarıyla birlikte Ayiş* takımyıldızına YOL GÖSTEREBİLİR MİSİN?
GÖKLERİN YASALARINI bilir misin,
Ya da onların HÜKMÜNÜ yeryüzüne geçirebilir misin?

Kütle çekimini bilmeyen bir insan için bir şeyin DÜŞMESİ normaldir. Bir şey boşlukta duramaz mantığı vardır. Oysa düşme denen şey, gerçekte SADECE BİR ÇEKME olayıdır. Aslında DÜŞEN HİÇ BİR ŞEY YOK, sadece başka bir güç onu kendine ÇEKİYOR. Aynı şekilde, zamanımızda da yine benzer bir hata yapılıyor. Bu, hata BAŞLANGIÇSIZLIK OLAMAZ düşüncesiyle ilgilidir. Kısmen de olsa, yine günümüzde de geçmişteki insanların düştüğü benzer hataya düşülebiliyor:

Bir şey boşlukta duramaz, her şey düşer inancı: Peki, yıldızlar nasıl düşmüyor?
Sonsuzluk olur ama, başlangıçsızlık olamaz inancı: Peki, Tanrı'yı kim yarattı?
Gelecekteki Sonsuzluk = Geçmişteki Sonsuzluk
Gelecekteki Sonsuzluk = Geçmişteki Başlangıçsızlık


Büyük Patlama:

"sıfır hacimli ve çok yüksek bir enerji potansiyeline sahip, sıkışmış bir noktanın patlamasıyla ..."

"Evrenin oluşumuna dair günümüzde en çok benimsenen teori, Bigbang (Büyük Patlama) teorisidir. Bu teoriye göre evren, sıfır hacimli ve çok yüksek bir enerji potansiyeline sahip, sıkışmış bir noktanın patlamasıyla oluştu. İlk patlamanın nasıl oluştuğu, evren meydana gelmeden önce evrenin yerinde ne olduğu ya da evrenin neyin içinde genişlediği sorularına günümüzde bile tam olarak bilimsel bir cevap bulunamamıştır, bununla birlikte evren öncesi durum, evren dışı varoluş hakkında hipotezler öne sürülmüştür. Büyük Patlama sonucunda altı yöne dağılan gaz molekülleri uzun bir dönem boyunca birbirlerinden bağımsız hareket ettiler. Sürekli genişleyen evrenin her yerinde geçerli olan fizik kurallarından kütleçekimi kanunu vasıtasıyla bağımsız gazlar birleşerek galaksileri (gök adaları) oluşturdular." http://tr.wikipedia.org/wiki/Evren

Sıfır hacimli = Yok
Sıfır = 0 = Yokluk = Hiçlik

Oldu olacak, buna YOK denilsin ! Aslında "sıfır hacimli" sözüyle "yok" denilmek isteniyor ama denilemiyor. Çünkü "yok" denilemez. Bu termodinamiğin 1. yasasına aykırıdır.

Peki "sıfır hacimli" ne demek? "Enerji potansiyeli olan bir nokta" ne demek?

Sıfır hacimli demek, HACİM YOK demektir. Sıfırın ne anlama geldiğini bilim insanları bilmiyorlar mı? Biliyorlar ama çaresizler. Hacim sıfırmış ama yine de, BİR ENERJİ POTANSİYELİ OLAN BİR NOKTA VARMIŞ! Tam bir çelişki. Bir nokta bile, ne kadar küçük olursa olsun BİR YER KAPLAR ve VARDIR! Koskoca evren bu yazıdaki bir nokta kadarmış deniliyor. Ama sonra buna kendileri de inanmıyorlar.

Termodinamiğin 1. yasası: YOKTAN madde-enerji meydana gelmez.
Termodinamiğin 1. yasası: SIFIR HACİMDEN = Yoktan madde-enerji meydana gelmez.

Önce sıfır hacimli bir noktanın VAR olduğundan söz ediliyor ve bunu söylemek bir varlığa işaret ediyor. Ama her nasılsa, bu VAR olan YOKLUK (!) enerji potansiyeline sahipmiş. Yok olan bir şeyin potansiyeli olur mu? Bu yukarıdaki yasayla taban tabana zıt bir durum. Bu şu demek: Yoktan madde-enerji meydana gelir; çünkü enerji potansiyeline sahiptir ! Tam bir çelişki. Hatta çelişkiler yumağı.

Yok denilen ve Var olanlar:

1: sıfır hacimli ve çok yüksek bir enerji potansiyeline sahip, sıkışmış bir nokta
2: Büyük Patlama sonucunda altı yöne dağılan gaz molekülleri
3: Sürekli genişleyen evrenin her yerinde geçerli olan fizik kurallarından kütleçekimi

Yani, bütün bilimsel bilgiler, kendi devirlerinde bilimsel gerçekler olarak görülürler. Daha sonra ise yeni keşifler yapılır ve düşünceler kökten değişebilir. Buradaki tufan konusu da aslında böyle bir konudur. Bu konu aynı zamanda Atlantis konusuyla da ilgilidir. Ama bu konularla ilgili pek çok uyduruk bilgiler ve efsanevi anlatımlar bu konuları önemli ölçüde etkiler. İnsanlar için bu konuda neyin bilimsel ve neyin hurafe olduğunu tespit etmek ise pek kolay değildir. Bu nedenle, onların her şeyi doğru kabul etmemelerine bu bakımdan hak verilebilir. Ama tufan gerçekten olmuş bir olay ise, sırf bu konuda uyduruk bilgiler var ve ayrıca bu olay çok mantıksız görünüyor deyip kestirmeden giderek, bunların hepsini toptan reddetmek herhalde bilimsel doğru bir yaklaşım olmayacaktır. --AltıncıTas (mesaj) 00:58, 15 Eylül 2015 (UTC)