Habib-i Neccar Camii

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Şuraya atla: kullan, ara

Habib-i Neccar Camisi, Antakya'da bulunan tarihi cami.

Roma dönemine ait bir pagan tapınağının üzerine 7. yüzyılda inşa edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki en eski camidir.[kaynak belirtilmeli] Günümüzdeki cami Osmanlı döneminde yenilenmiştir, etrafı medrese odaları ile çevrilidir. Avlusunda 19.yy eseri bir şadırvan bulunur.

Camiye büyük sivri sağır kemerli taç kapı ve ortasında kitabesi bulunan yuvarlak kemerli bir kapıdan girilir. Son cemaat mahalline bitişik, dikdörtgen kaideli poligonal gövdeli ve ahşap şerefeli, pabuçlu bir minaresi vardır. Minarenin sağında Habib Neccar, solunda Yahya (Barnabas) ve Yunus (Pavlos) türbeleri vardır.

Habib-i Neccar Camii

Antakya şehri, İslam Devleti'nin lideri Halife Ömer'in komutanlarından Ebu Ubeyde bin Cerrah tarafından 636 yılında fethedildiği dönemde fethin simgesi olarak, Habib-i Neccar ve İsa'nın iki havarisinin mezarının bulunduğu yerde, bir cami inşa edilmişti. 1098 yılında Haçlılar'ın eline geçen ve 1099'da Antakya Prensliği halini alan şehri Memluk Sultanı Melik Zahir Baybars fethedince camiyi yeniden yaptırmıştır. Caminin medrese duvarlarında üzerinde Baybars'ın adı olan bir kitabe bulunur. Depremlerden zarar gören cami ve minaresi birçok kez yenilenmiştir.


Habib-i Neccar kıssası[değiştir | kaynağı değiştir]

Kur'an-ı Kerim'de Yasin Suresi'nin 13-32. ayetlerinde kendisine elçiler gönderilen bir şehir halkının (ashâbü'l-karye ifadesi kullanılır ) hikayesi anlatılır. Sureye göre şehir halkının kendisine gönderilen iki elçiyi yalanlaması üzerine onları desteklemek üzere üçüncü bir elçinin gönderilmiş; halk elçileri uğursuzluk getirmekle suçlamış fakat şehrin en uzağından koşup gelen bir adam kavmine elçilere uymasını söylemiştir.

Burada geçen kasabanın hangi kasaba olduğu belirtilmemiştir ancak sahabelerden gelen rivayetlere dayalı olarak tefsir yazarları bu kasabanın Antakya ve kişinin de Habib-i Neccar olduğunu yazmışlardır. [1]Olayın devamında, şehrin kenarından gelip “siz bu elçilere neden uymuyorsunuz” diyen adamın bundan dolayı şehit edildiği anlatılır. Bunun üzerine, Allah’ın da bu topluluğa ilahi bir ceza verdiği ifade edilir.[1]

Yasin suresinde geçen Habib-i Neccar kıssası, havarilerin Antakya’da Hristiyanlığı şekillendirmeleri ile paralellik göstermektedir.[1] İsa peygamberin çarmıha gerilmesinden kırk gün sonra Kudüs’te bir araya gelen 12 havari, İsa’nın mesajını yaymak için teşkilatlanmaya karar vermiş ve bölgenin en büyük şehri olan ve Roma İmparatorluğu’na bağlı özerk yönetim yapısına sahip Antakya şehrini İsa’nın mesajını yaymak için uygun bulmuştu. İncillerde ve tarih kitaplarında, Hristiyanlığa Antakya'da şekil veren havari Yahya (Barnabas) ve Yunus (Pavlos)'un ilk önce Kudüs'ten Antakya’ya geldiği ve daha sonra onlara destek olmak için havari Şem'un-u Sefa (Petrus)'nın da buraya geldiği yazılıdır. Ayrıca tarihçi Ioannes Malalas, M.S. 37 yılında üç havarinin Antakya'da İsa'nın mesajını anlattıklarında burada bir depremin olduğunu yazmıştır. Deprem, Yasin suresinde anlatılan, Allah'ın şehir halkına ilahi bir ceza vermesi olayı ile benzerlik gösterir.[1]

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

  1. ^ a b c d Bahadır, Gürhan. "Hristiyanlığın Antakya'da Şekillenmesi ve Habib-i Neccar". Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitiüsü Dergisi Cilt 10 Sayı 23, Yıl 2013. http://sbed.mku.edu.tr/article/viewFile/1038000141/1038000059. Erişim tarihi: 8 Eylül 2016.