Spandau Hapishanesi
![]() | |
| Konum | Spandau, Batı Berlin |
|---|---|
| Koordinatlar | 52°31′16″K 13°11′07″D / 52.52111°K 13.18528°D |
| Durum | Kapandı/Yıkıldı |
| Güvenlik seviyesi | Çok yüksek |
| Açılış tarihi | 1876 |
| Kapanış tarihi | 1987 |
| Üst kuruluş | Müttefik Kontrol Konseyi |


Spandau Hapishanesi, Batı Berlin'in (günümüz Berlin, Almanya) Spandau semtinde bulunan bir askerî hapishaneydi. 1876'da inşa edilen hapishane, Nazi Almanyası döneminde bir tür toplama kampı haline geldi. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, Nürnberg davalarında mahkûm edilen yedi üst düzey Nazi liderini barındırdı. Son mahkûm olan Rudolf Hess'in Ağustos 1987'deki ölümünden sonra, hapishane yıkılarak yerine Almanya'da konuşlanmış İngiliz kuvvetleri için bir alışveriş merkezi inşa edildi; böylece neo-Nazi mabedi haline gelmesi önlendi.
Tarihçe
[değiştir | kaynağı değiştir]Spandau Hapishanesi, 1876 yılında Wilhelmstraße'de inşa edildi. Başlangıçta Prusya Ordusu için askerî gözaltı merkezi olarak hizmet verdi. 1919'dan itibaren sivil mahkûmlar için de kullanıldı. O dönemde 600'e kadar mahkûm barındırabiliyordu.
1933'teki Reichstag yangınının ardından, Adolf Hitler'e muhalif olan Egon Kisch ile Carl von Ossietzky gibi gazeteciler, sözde koruma amacıyla orada tutuldular. Spandau Hapishanesi, bir bakıma Nazi toplama kamplarının öncüsü oldu. Resmî olarak Prusya Adalet Bakanlığı tarafından işletilmesine rağmen, Kisch'in hapishaneyle ilgili anılarında belirttiği gibi, Gestapo, mahkûmlara işkence ve kötü muamelede bulunuyordu. 1933'ün sonuna doğru, ilk Nazi toplama kampları kurulmuştu (Dachau, Osthofen, Oranienburg, Sonnenburg, Lichtenburg ve Esterwegen çevresindeki bataklık kampları); devlet hapishanelerinde sözde koruma altında tutulan tüm mahkûmlar bu toplama kamplarına transfer edildi.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Nürnberg Mahkemelerinde hapis cezasına çarptırılan Nazi savaş suçlularını barındıran bu hapishane, Batı Berlin'in İngiliz Sektöründe kaldı, ancak Müttefik Kontrol Konseyi tarafından işletildi.
| İsim | Numara | Durum | Doğ | Ölüm | Yaş | Serbest bırakılma sırası |
|---|---|---|---|---|---|---|
| Baldur von Schirach | 1 | 20 yıl hapis cezasını çekti; 30 Eylül 1966'da serbest bırakıldı. | 9 Mayıs 1907 | 8 Ağustos 1974 | 67 | 5 |
| Karl Dönitz | 2 | 10 yıl hapis cezasını çekti; 30 Eylül 1956'da serbest bırakıldı. | 16 Eylül 1891 | 24 Aralık 1980 | 89 | 3 |
| Konstantin von Neurath | 3 | 30 Eylül 1961'de tahliye edilmesi planlanan 15 yıllık cezasını çektikten sonra, 6 Kasım 1954'te sağlık sorunları nedeniyle erken tahliye edildi. | 2 Şubat 1873 | 14 Ağustos 1956 | 83 | 1 |
| Erich Raeder | 4 | Ömür boyu hapis cezası aldıktan sonra, 26 Eylül 1955'te sağlık sorunları nedeniyle serbest bırakıldı. | 24 Nisan 1876 | 6 Kasım 1960 | 84 | 2 |
| Albert Speer | 5 | 20 yıl hapis cezasını çekti; 1 Ekim 1966'da serbest bırakıldı. | 19 Mart 1905 | 1 Eylül 1981 | 76 | 6 |
| Walther Funk | 6 | Ömür boyu hapis cezası aldıktan sonra, 16 Mayıs 1957'de sağlık sorunları nedeniyle serbest bırakıldı. | 18 Ağustos 1890 | 31 Mayıs 1960 | 69 | 4 |
| Rudolf Hess | 7 | Ömür boyu hapis cezasını çekerken 17 Ağustos 1987'de kendini asarak intihar etti. | 26 Nisan 1894 | 17 Ağustos 1987 | 93 | 7/Asla serbest bırakılmadı |
Yedi kişiden üçü cezalarının tamamını çektikten sonra serbest bırakılırken diğer üçü (ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Raeder ve Funk dahil) sağlık sorunları nedeniyle daha erken tahliye edildi. Rudolf Hess 1966 ile 1987 yılları arasında hapishanede tek başınaydı ve tek arkadaşı, yakın arkadaşı olan hapishane müdürü Eugene K. Bird'dü. Bird, Hess'in hapis hayatını anlatan "Dünyanın En Yalnız Adamı" adlı bir kitap yazdı.
| Müttefik sorumluluğu | Aylar | ||
|---|---|---|---|
| Ocak | Mayıs | Eylül | |
| Şubat | Haziran | Ekim | |
| Mart | Temmuz | Kasım | |
| Nisan | Ağustos | Aralık | |

Spandau, Müttefik Kontrol Konseyi'nin dağılmasından sonra faaliyetlerine devam etti. Berlin'in dört işgal gücü, hapishanenin kontrolünü aylık dönüşümlü olarak üstleniyordu ve her biri yılın toplam üç ayından sorumluydu. Müttefik Kontrol Otoritesi binasında dalgalanan dört işgal gücünün bayraklarına bakarak hapishanenin kontrolünün kimde olduğu anlaşılabiliyordu.
Hapishane, neo-Nazi mabedi haline gelmesini önlemek amacıyla, son kalan mahkûm olan Hess'in ölümünden sonra, Ağustos 1987'de yıkıldı.[1] Hapishanenin yıkıldığı alan bir otopark ve alışveriş merkezi haline getirildi ve The Britannia Centre Spandau adı verildi; bu merkez, tanınmış İngiliz süpermarket zinciri Tesco'dan esinlenerek Hessco's[2] ismiyle adlandırıldı. Yıkılan hapishaneden elde edilen tüm malzemeler toz haline getirilerek Kuzey Denizi'ne dağıtıldı veya eski RAF Gatow hava üssüne gömüldü.[3] Tek bir anahtar seti hariç, bu anahtarlar ɡünümüzde Berwick Kışlası'ndaki King's Own Scottish Borderers alay müzesinde sergilenmektedir.
Hapishane
[değiştir | kaynağı değiştir]Başlangıçta yüzlerce mahkûm için tasarlanan hapishane, 4,5 m yüksekliğinde bir duvar, 9 m yüksekliğinde başka bir duvar, elektrikli tel ile kaplı 3 m yüksekliğinde bir duvar ve ardından dikenli telden bir duvarla çevrili eski bir tuğla binaydı. Ayrıca, nöbet tutan altmış askerden bazıları, günde 24 saat boyunca altı makineli tüfekle donatılmış nöbet kulesinde görev yapıyordu. Mevcut hücre sayısı nedeniyle, mahkûmların Mors alfabesiyle iletişim kurma olasılığını önlemek için mahkûm hücreleri arasında boş bir hücre bırakılmıştı. Kanatta kalan diğer hücreler başka amaçlar için tahsis edilmişti; biri hapishane kütüphanesi, diğeri ise şapel olarak kullanılıyordu. Hücreler yaklaşık 3 m uzunluğunda, 2,7 m genişliğinde ve 4 m yüksekliğindeydi.[4]
Bahçe
[değiştir | kaynağı değiştir]Mahkumların bakış açısından hapishanenin en önemli özelliği bahçesiydi. Az sayıda mahkûmun kullanmasına rağmen oldukça geniş olan bahçe alanı, başlangıçta her mahkûmun genellikle sebze yetiştirmek için kullandığı küçük özel parsellere bölünmüştü. Dönitz fasulye, Funk domates, Speer ise papatya yetiştirmeyi tercih ediyordu, ancak hapishanenin Sovyet müdürü bir süreliğine çiçek yetiştirilmesini yasakladı. Yönetmeliğe göre, tüm ürünlerin hapishane mutfağında kullanılması gerekiyordu, ancak mahkûmlar ve gardiyanlar bu kuralı sık sık çiğneyip bahçenin sunduğu ürünlerden faydalanıyorlardı. Hapishane yönetmelikleri gevşedikçe ve mahkûmlar ya ilgisizleştikçe ya da parsellerini bakımlı tutamayacak kadar hastalandıkarında, bahçe tek bir büyük, işlenebilir alana dönüştürüldü. Bu durum, mahkûmların en genç ve enerjik biri olan eski mimar Speer'e uygundu; Speer daha sonra tüm araziyi patikalar, kaya bahçeleri ve çiçek düzenlemeleriyle tamamlanmış büyük bir kompleks bahçeye dönüştürme görevini üstlendi. Bahçeye erişimlerinin olmadığı günlerde, örneğin yağmur yağdığı zamanlarda, mahkûmlar zamanlarını ana koridorda birlikte zarf yaparak geçiriyorlardı.
Gereksiz kullanım
[değiştir | kaynağı değiştir]Kasım 1946'da Müttefik güçler başlangıçta hapishaneyi, yüz veya daha fazla savaş suçlusunu barındırması beklentisiyle kullanıma açmıştı. Hapishanede veya çevresinde her an görev yapan altmış kadar askerin yanı sıra, dört ülkenin her birinden profesyonel sivil gardiyan ekipleri, dört hapishane müdürü ve yardımcıları, dört ordu sağlık subayı, aşçılar, tercümanlar, garsonlar, hamallar ve diğer personel vardı. Bu, kaynakların ciddi bir şekilde yanlış kullanılması olarak algılandı ve hapishane müdürleri, ilgili ülkelerin politikacıları ve özellikle de Snpandau'nun masraflarını karşılamak zorunda kalan ancak kendi hapishane sistemlerinde yer sıkıntısı çeken Batı Berlin hükûmeti arasında ciddi bir tartışma konusu haline geldi. Yedi savaş suçlusunun bu kadar büyük bir alanda, çok sayıda ve pahalı yardımcı personelle birlikte hapsedilmesiyle ilgili tartışma, zaman geçtikçe ve mahkûmlar serbest bırakıldıkça daha da arttı.
1966'da Speer ve Schirach'ın serbest bırakılmasının ardından tartışmalar doruk noktasına ulaştı ve geriye sadece Rudolf Hess kaldı; bu hapishane zaten az kullanılıyordu. Yıllar boyunca bu durumu düzeltmek için çeşitli önerilerde bulunuldu; mahkûmların daha büyük, dolu bir hapishanenin uygun büyüklükteki bir kanadına taşınmasından, serbest bırakılmalarına kadar; ev hapsi de düşünüldü.
Cezaevindeki yaşam
[değiştir | kaynağı değiştir]Cezaevi yönetmelikleri
[değiştir | kaynağı değiştir]
Hapishanedeki yaşamın her yönü, mahkûmların gelişinden önce Dört Güç (Fransa, İngiltere, Sovyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri) tarafından tasarlanmış karmaşık bir hapishane yönetmeliği şeklinde belirlenmişti. O dönemdeki diğer yerleşik hapishane yönetmelikleriyle karşılaştırıldığında, Spandau'nun kuralları oldukça katıydı. Mahkûmların ailelerine gönderdikleri mektuplar başlangıçta ayda bir sayfayla sınırlıydı, mahkûmların birbirleri ile konuşması yasaktı, gazeteler yasaktı, günlük tutmak ve anı yazmak yasaktı, aile ziyaretleri iki ayda bir on beş dakikayla sınırlıydı ve gece boyunca her on beş dakikada bir intihar etmeleri ihtimaline karşı mahkûmların hücrelerine ışık tutuluyordu. Daha katı kuralların önemli bir kısmı ya daha sonra esnek hale getirildi ya da hapishane personeli tarafından kasıtlı olarak göz ardı edildi.
Batılı güçlerin (Fransa, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri) yöneticileri ve gardiyanları, daha sert önlemlerin alınmasının çoğuna defalarca karşı çıktılar ve hapishanenin varlığı boyunca üstlerine neredeyse sürekli olarak protestoda bulundular, ancak bu durum Sovyetler Birliği tarafından her zaman veto edildi; Sovyetler Birliği daha sert bir yaklaşımı tercih ediyordu. Savaş sırasında 10 ila 19 milyon sivilin ölümüne[4] tanık olan ve Nürnberg mahkemelerinde tüm mahkûmların idamını talep eden Sovyetler Birliği, hem haklı olduğunu düşündükleri daha sert cezalar nedeniyle hem de kapitalist güçlerin Nazilerden arındırma konusunda hiçbir zaman ciddi olmadıklarını düşünerek Batılı güçlerle uzlaşmaya yanaşmadı. Bu durum, daha gevşek bir yönetim altında bulunan yüzlerce eski subay ve diğer alt rütbeli Nazi mensubunun barındığı Werl Hapishanesi ile tezat oluşturuyordu. Ancak, Spandau'da tek bir Nazi'nin (yani Hess'in) bile hapsedilmeye devam etmesinin, Sovyetlerin Batı Berlin'e erişimini garanti eden bir kanalın açık kalmasını sağladığı ve Batılı yorumcuların Rusları Spandau hapishanesini esas olarak Sovyet casusluk operasyonları merkezi olarak işletmekle sık sık suçladığı yönündeydi. Bu, Sovyet birliklerinin girmesine izin verilen Batı Berlin'deki üç yerden biriydi. Diğer ikisi Tiergarten'deki Sovyet Anıtı ve Berlin Hava Güvenliği Merkezi'ydi.
Günlük yaşam
[değiştir | kaynağı değiştir]Mahkûmlara her gün sabah 6'da kalkmaları, yıkanmaları, hücrelerini ve koridoru birlikte temizlemeleri, kahvaltı yapmaları, öğlen yemeğine kadar (hava müsaitse) bahçede kalmaları, öğle yemeğinden sonra hücrelerinde dinlenmeleri ve ardından bahçeye dönmeleri emredilmişti. Akşam 5'te akşam yemeği yenirdi, ardından mahkûmlar hücrelerine dönerdi. Işıklar saat 10'da kapatılırdı. Mahkûmlar, gerekirse Pazartesi, Çarşamba veya Cuma günleri tıraş ve saç kesimi yaptırırlardı; çamaşırlarını her Pazartesi kendileri yıkarlardı. Bahçede geçirilen süre dışında bu rutin, her ne kadar kontrol eden ülkeler hapishane yönetmeliklerini kendi yorumlarıyla ele almış olsalar da, yıllar boyunca çok az değişikliğe uğradı.
Hapishaneye varışlarından birkaç yıl sonra, onlara sempati duyan personel tarafından mahkûmlara dış dünyayla her türlü yasadışı iletişim hattının açılmasına izin verildi. Bu ek hatlar, yetkili iletişimlere uygulanan sansürden muaftı ve neredeyse sınırsız sayıda iletişim imkanı sunuyordu; genellikle Pazar veya Perşembe günleri (iletişimin tamamen kesildiği zamanlar hariç) gerçekleşiyordu. Mahkûmlara verilen her kağıt parçası kaydedilip takip ediliyordu, bu nedenle gizli notlar çoğunlukla başka yollarla yazılıyordu ve bu notların temini hapishanenin varlığı boyunca resmî olarak izlenmiyordu. Birçok mahkûm bundan tam olarak yararlandı. Albert Speer, anılarını yazma yönündeki resmi talebi reddedilince, Nazi rejimiyle geçirdiği zamana dair deneyimlerini ve bakış açılarını kaleme almaya başladı; bu anılar gizlice dışarı çıkarıldı ve daha sonra "Üçüncü Reich'ın İçinde" adlı kitap olarak yayınlandı ve bu kitap çok sattı. Dönitz, dış dünyadaki itibarının korunmasıyla ilgili olarak eski yardımcısına mektuplar yazdı. Tahliyesi yaklaşınca, karısına siyasete geri dönüşünü nasıl kolaylaştırabileceği konusunda talimatlar verdi; bunu yapmayı amaçlıyordu ama asla başaramadı. Walther Funk, görünüşte sürekli bir konyak (tüm alkollü içecekler yasaktı) ve diğer ikramlar temin etmeyi başardı ve bunları özel günlerde diğer mahkûmlarla paylaştı.
Spandau Yedilisi
[değiştir | kaynağı değiştir]Hâlâ Nazi partisi siyaseti yaparak küçük kişisel rekabetlere ve prestij mücadelesi yürüten mahkûmlar, kendilerini gruplara ayırdılar: Albert Speer ve Rudolf Hess, diğerleri tarafından genellikle sevilmeyen yalnız kişilerdi. Speer'in, Nürnberg mahkemelerinde suçunu itiraf etmesi ve Hitler'in yaptıklarını tasvip etmemesi, Hess'in ise antisosyal kişiliği ve zihinsel takıntıları-rahatsızlığı yüzünden sevilmiyorlardı. İki eski büyük amiral Erich Raeder ve Karl Dönitz, aralarındaki şiddetli karşılıklı nefrete rağmen birlikte kaldılar. Bu nefret ve rekabet, Dönitz'in 1943'te Raeder'in yerine Alman donanmasının Başkomutanı olarak atanmasıyla ortaya çıkmıştı. Baldur von Schirach ve Walther Funk "ayrılmaz" ikili olarak tanımlanıyordu.[5] Eski bir diplomat olan Konstantin von Neurath ise hepsine karşı sevecen ve uyumluydu.
Birbirleriyle geçirdikleri uzun zamana rağmen, uzlaşma konusunda çok az ilerleme kaydedildi. Örneğin, Dönitz'in Speer'e olan nefretinin 10 yıllık hapis cezasının tamamı boyunca ısrarla devam etmesi hapis cezasının son birkaç gününde doruk noktasına ulaştı. Dönitz her zaman Hitler'in kendisini halefi olarak Speer'in tavsiyesi üzerine atadığına inanıyordu ve bu da Dönitz'in Nürnberg'de yargılanmasına yol açmıştı (Speer bunu her zaman reddetti).
Spandau'daki tutuklulukları sırasında Baldur von Schirach, Albert Speer ve Rudolf Hess ile ilgili olarak hazırlanan tıbbi raporlardan oluşan bir koleksiyon da günümüze kadar ulaşmıştır.[6]
Albert Speer
[değiştir | kaynağı değiştir]Erich Raeder ve Karl Dönitz
[değiştir | kaynağı değiştir]Diğer mahkûmların "Amirallik" diye lakap taktığı Dönitz ve Raeder, çeşitli görevler için sık sık birlikte çalıştırılırdı. Katı sistemlere ve organize olmaya düşkün olan Raeder, kendisini hapishane kütüphanesinin baş kütüphanecisi olarak ilan etti ve Dönitz'i de yardımcısı olarak görevlendirdi. Her ikisi de baş kütüphaneci (gümüş bir kitap) ve yardımcı baş kütüphaneci (altın bir kitap) için uygun renkte iplikle dokunmuş kendi kol amblemlerini tasarladılar. Her iki adam da sık sık diğer mahkûmlardan uzak dururdu; Dönitz, hapiste geçirdiği on yıl boyunca hâlâ Alman devletinin meşru devlet başkanı olduğunu iddia etti. Raeder ise asker kökenli olmayan diğer mahkûmları küstah ve disiplinsiz oldukları gerekçesiyle onları küçümsüyordu. Birlikte kalmayı tercih etmelerine rağmen, ikisi de savaş zamanındaki çekişmelerini sürdürdüler ve savaşın kaybedilmesinden Raeder'in savaş gemilerinin mi yoksa Dönitz'in denizaltılarının mı sorumlu olduğu konusunda çoğu zaman tartıştılar. Bu çekişme sık sık kavgalara yol açtı. Dönitz 1956'da serbest bırakıldıktan sonra, biri erken yaşamını anlatan "Sürekli Değişen Hayatım" ve diğeri amiral olarak geçirdiği zamanı anlatan "On Yıl ve Yirmi Gün" adlı iki kitap yazdı. Sağlığı bozulan ve ölüme yaklaşan Raeder, 1955'te serbest bırakıldı ve 1960'ta öldü.
Rudolf Hess
[değiştir | kaynağı değiştir]
Ömür boyu hapis cezasına çarptırılan ancak sağlık sorunları nedeniyle (Raeder, Funk veya Neurath gibi) serbest bırakılmayan Rudolf Hess, yedi mahkûm arasında en uzun süre hapis yatan ve en talepkâr olanıydı. "Spandau'nun en tembel adamı" olarak kabul edilen Hess, ot yolmak gibi onuruna yakışmayan her türlü işten kaçınıyordu. Hapishanenin Pazar ayinlerine neredeyse hiç katılmayan tek kişi oydu. Paranoyak bir hipokondriyak olan Hess, sürekli olarak her türlü hastalıktan, özellikle de mide ağrılarından şikayet ediyor ve kendisine verilen tüm yiyeceklerden şüpheleniyor, zehirlenmekten kaçınmak için her zaman kendisinden en uzaktaki tabağı alıyordu. İddia ettiği mide ağrıları, bütün gün ve gece boyunca vahşi ve aşırı inlemelerine ve acı çığlıklarına neden oluyor ve bunların gerçekliği mahkûmlar ve hapishane müdürleri arasında tekrar tekrar tartışma konusu oluyordu.
Raeder, Dönitz ve Schirach bu davranışlarından nefret ediyor ve bunu dikkat çekme çabası veya işten kaçma yolu olarak görüyorlardı. Hastalığın muhtemelen psikosomatik doğasının farkında olan Speer ve Funk, Hess'e daha anlayışlı davrandılar. Speer, diğer mahkûmların öfkesini uyandıran bir hareketle, sık sık Hess'in ihtiyaçlarıyla ilgileniyor, üşüdüğünde ona paltosunu getiriyor ve bir müdür veya gardiyan Hess'i yataktan çıkarıp işe gitmeye ikna etmeye çalıştığında onu savunuyordu. Hess bazen geceleri acı içinde inliyor ve diğer mahkûmların uykusunu etkiliyordu. Cezaevinin sağlık görevlisi, Hess'e "yatıştırıcı" olarak tanımlanan, ancak gerçekte damıtılmış su olan bir şey enjekte ediyor ve Hess'i uyutmayı başarıyordu. Hess'in diğerlerinin üstlenmesi gereken görevlerden defalarca kaçınması ve hastalığı nedeniyle ayrıcalıklı muamele görmesi diğer mahkûmları kızdırıyordu ve amiraller ona "Mahkûm Lord" lakabını takmıştı; amiraller sık sık onunla alay ettiler ve ona kötü şakalar yaptılar.
Hess, diğer mahkûmlar arasında benzersizdi çünkü onur meselesi yapıp yirmi yıldan fazla bir süre boyunca kendisini ɡörmek için ɡelen tüm ziyaretçilerini reddetti. Nihayet 1969'da hapishane dışındaki bir hastanede tedavi olmasını gerektiren ülserden muzdarip olduktan sonra yetişkin oğlu ve karısını görmeyi kabul etti. Artık tek başına kalan mahûm olması nedeniyle akıl sağlığından endişe duyan ve ölümünün yakın olduğunu varsayan hapishane müdürleri, kuralların ve yasakların çoğunu gevşetti; Hess'i daha geniş olan eski şapel alanına taşıdılar, istediği zaman çay veya kahve yapabilmesi için ona bir su ısıtıcısı verdiler ve hapishanenin banyo tesislerine ve kütüphanesine serbestçe erişebilmesi için hücresinin kilidini kalıcı olarak açık bıraktılar.
Hess, güvenlik nedenleriyle her gece sık sık odadan odaya taşınıyordu. Hapishaneye yakın bir yerde bulunan İngiliz Askeri Hastanesine sıklıkla götürülüyor ve hastanenin ikinci katının tamamı onun için kordon altına alınıyordu. Hastanede kaldığı süre boyunca ağır koruma altındaydı. Koğuş güvenliği, Kraliyet Askeri Polisi Yakın Koruma personeli de dahil olmak üzere askerler tarafından sağlanıyordu. Dış güvenlik, o sırada Berlin'de konuşlanmış olan İngiliz piyade taburlarından biri tarafından sağlanıyordu. Bazı olağanüstü durumlarda, Sovyetler katı kurallarını gevşettiler; bu zamanlarda Hess'in hapishane bahçesinde fazladan zaman geçirmesine izin verildi ve bir gardiyan Hess'i hapishane duvarlarının dışına, bir gezintiye ve bazen de yakındaki bir Berlin restoranında özel bir odada akşam yemeğine götürürdü.[7]
Ayrıca bakınız
[değiştir | kaynağı değiştir]- Soğuk Savaş
- Bavyera'daki Landsberg Hapishanesi
- Spandau Kalesi
- Tokyo, Japonya'daki Sugamo Hapishanesi
- Speer und Er (Stüdyoda yeniden yaratılan hapishanenin kapsamlı görüntüleri)
Kaynakça
[değiştir | kaynağı değiştir]- ^ Paterson, Tony (22 Temmuz 2011). "Hess's body exhumed and grave destroyed to stop neo-Nazi pilgrimages"
. The Independent. 24 Mayıs 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 29 Ağustos 2018.
- ^ Williams, Peter (2006). BRIXMIS in the 1980s: The Cold War's 'Great Game'. Parallel History Project on Cooperative Security (PHP), www.php.isn.ethz.ch.
- ^ Goda, Norman J. W. (2006). Tales from Spandau. University of Florida. ISBN 978-0-521-86720-7.
- ^ a b O'Brien, Joseph V. "World War II: Combatants and Casualties". 25 Aralık 2010 tarihinde kaynağından arşivlendi.
- ^ Speer, Albert (1976). The Spandau Diaries. Macmillan. ISBN 0-671-80843-5.
- ^ "Minutes of the meetings of the physicians of the Spandau Allied Prison 1947–1987". National Library of Medicine.
- ^ Eugene K. Bird (1974) Prisoner #7: Rudolf Hess p. 234, 978-0-670-57831-3.
