İçeriğe atla

Akıl Tutulması

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Akıl Tutulması
Eclipse of Reason
YazarMax Horkheimer
Dilİngilizce
KonularAkıl, Modernite ve Aydınlanma eleştirisi
Yayım1947
YayımcıBloomsbury
Sayfa132
ISBN978-1-4725-0458-6

Akıl Tutulması, Alman düşünür Max Horkheimer tarafından yazılan 1947 tarihli kitaptır.[1][2] Frankfurt Okulu ve Eleştirel Teori'nin önde gelen temsilcilerinden Horkheimer'ın bu çalışması, Theodor Adorno ile birlikte yazdıkları "Aydınlanmanın Diyalektiği" ile birlikte, bu ekolün temel iki eserinden biridir. Horkheimer kitabı İkinci Dünya Savaşı nedeniyle ABD'ye göç ettiği dönemde hazırlamıştır. Bu süreçte o ve diğer düşünürler bir yanda Avrupa'da yükselen faşizm örnekleri, etkilendikleri Marksist literatürün yarattığı SSCB ile bir yandan da ABD'deki kapitalizm ve bireycilik ekollerini aynı anda incelemeye tabi tutup gözlemleme fırsatı bulmuştur. Kitap, ilk olarak Almanca yazılsa da düşünürün ABD'de oldukları dönemde İngilizce basılmıştır.[3] Horkheimer savaş sonrası Almanya'ya geri dönerek Enstitü'yü yeniden hayata geçirmiştir.

Kitapta modern çağda akıl kavramının, nesnel gerçeği anlama aracı olmaktan ziyade, pratik hedeflere ulaşmak için kullanılan basit bir araca indirgendiği savunulmaktadır.[4] Bu durum "aklın gerilemesine" neden olurken otoriterliğin yükselişine ve iktidardakilerin çıkarlarına hizmet eden manipülatif bir "kültür endüstrisinin" egemenliğine yol açmaktadır. Horkheimer, bu eğilimlere karşı koymak için, daha özlü ve eleştirel, temellendirilmiş bir akıl biçimi geliştirmenin gerekli olduğunu belirtir.[5]

Kitapta yazar, akıl ve aydınlanma tarihini Avrupa'da faşizmin yükselişi ve ABD'de bireyci anlayışın geldiği nokta ile pekiştirmiştir. Yazar kitapta pragmatizmi eleştirmektedir. Pragmatizm ise pozitivizmin içinde gelişme alanı bulur. Batı düşüncesi tarihinde mitosla başlayan süreç hurafeye ve nesnel akla karşı bir mücadele olarak gelişirken kendini zamanla kaçındığı ve yok etmeye çalıştığı unsurların içinde bulmuştur. Öznel akıl kendi içinde bireyselleşmiş bir akıl mitini var ederek nesnelleşme eğilimi göstermiştir. Bu durumda akıl tekrar bir araç haline gelir ve akıl ile yürütüldüğü iddia edilen eylem aslında bir yabancılaşmayı doğurmuş olur. Aydınlanma dogma kültüre karşı başlamış bir mücadeleyi esas almış olsa da sonuç olarak aşırı özgülleşmiş bir aklı ve toplumsal felsefeyi var etmiştir.

Horkheimer kitapta aklın öznelleşmesi ile biçimselleştirilmesini eş anlamlı olarak kullanmıştır. Aydınlanma ile bireyin akıl yoluyla tercihleri üzerinde bir egemenlik kurması ve kendini bağlayan ve kendinin dahi farkında olmadan kendisini oluşturan toplum üzerinde hakimiyet kurmuş yapılanmalardan –örneğin Platon'un Devlet ideali, kilise dogmaları ve skolastik düşünce yapıları gibi- arınması öznel akıldır. Nesnel akıl ise bir hiyerarşi ile birlikte doğmakta ve gelişmektedir. Bu aynı zamanda toplumun bir kesiminin ortaya koyduğu bir uzlaştırma olarak karşımıza çıkmaktadır. Aklın öznelleşmesi süreci tarihsel olarak incelendiğinde nesnel aklın kurbanı haline gelmiştir.

Araçlar ve amaçlar

[değiştir | kaynağı değiştir]

Kitabın ilk bölümü "Araçlar ve Amaçlar" başlığını taşır. Bu bölümde Antik Yunan ve Sokrates örneklerine yer verilerek klasik felsefede akıl tartışmasının köklerinden bahseder. Ardından Kilise ve Aydınlanma dönemlerinde aklın dönüşümünü açıklar. Özellikle James ve Dewey gibi düşünürler üzerinden Amerikan ekolünde yükselen pragmatizm eleştirilir.

Sokrates, toplumunun boyun eğmek ve karşı çıkmamakla eşleştirilen yozlaşmış kutsal ve köklü düşüncelerini daimonun yani diyalektiğin eleğinden geçirerek eleştirmesi sebebiyle toplum tarafından dışlanmıştır. Antik Yunan toplumu ile başlayan bu eleştiri aslında öznel akla karşı bir savaşın ilk örneklerinden olmuştur. İlericilik maskesi burada ön plana çıkmaktadır. Atina için bu ilericilik polisin refahının ve düzeninin korunmasıyla bağlantılıdır. Sokrates bunu eleştirirken yasalardan feragat etmemeyi baldıran zehrini içmek pahasına gerçekleştirmiştir.

Akıl Sokrates'e göre ilişkilerin düzenlenmesi demekti. Nesnelerin gerçek doğasını yansıtmakla yükümlü olan aklın mutlak bir doğruyu bulması beklenmekteydi. Hatta Horkheimer bu örneği verirken Sokrates'in ilahi bir ilham, veya daha aşırı bir kelimeyle, vahiy kaynaklı konuştuğu ya da konuşması gereken her şeyin zaten mutlak bir kaynakta var olduğu iddiasını da belirterek mutlak doğru ile nesnel aklın toplumsal felsefesini birleştirmiştir. Üstte duran ölümsüz bir model yani “daimon”, aklın nesnel yanını Sokrates'e göre herkese açık şekilde yansıtmaktaydı.

Akıl zamanla bir uzlaştırma veya uzlaşma evresine yükselmiş ve böyle yorumlanmıştır. Bu durum Kilise'nin gücünü yitirmesiyle başlamıştır. Dinsel farklılıklar artık önemini yitirmiş ve yükselen bireyci anlayışla birlikte inançlar dava güdümüne dair anlamlarını yitirmeye başlamıştır. Akıl kavramı bu durumda yazara göre yeni bir kavrayıştır. Dinsel doktrin içindeki tartışmalar önemini kaybedince çeşitli siyasal hiziplerin sloganları, propaganda malzemesi olarak gören devlet adamlarının ve hümanistlerin görüş açılarıyla açıklanmıştır.[2] Aklın dinden ayrılması, Aydınlanma ile birlikte aklın nesnel yanını azaltmıştır. Yeni akıl bağnazlığa ve yobazlığa karşı gelerek refaha ulaşmanın yollarını ararken akıl bilimselleşmiş ve pozitivist ve pragmatik yaklaşımlar yeni bir boyut kazanmıştır.

Horkheimer'e göre 17. Yüzyıla gelindiğinde akıl hala nesnel işlevini sürdürmekteydi. Bu kez ortaya çıkan rasyonel yaklaşım önceki dogmatik rejimlerin yerini almıştır. Gerçekliği bir hikmet olarak kavrayan Spinoza'yı örnek veren yazar, dogmatik rejimin ahlaki beklentilerini belirterek nesnel aklı açıklamıştır. Din, daha sonra bir kültüre dönüşerek nesnelliğini yitirmiştir. Ahlaki ve dinsel bir kavrayış etmeni olarak akıl kendi kendini yok etmiştir.

Soyut ve kişisel çıkar bir ilke olarak şekillenmeye başladığında, liberal ideoloji düşünsel bir sömürü haline gelmiştir. Horkheimer'e göre bu durum rasyonel birlik ilkesinin de sonu olmuştur. Ulusal birlik anlayışı böylece sağlam bir temel üzerinde duramamıştır. Bu eğilimin altında ise ekonomik nedenler yatmaktadır. Akıl, iktidar gücü altında özerkliğini farkında olmadan kaybeder ve toplumsal sürece boyun eğen bireyleri meydana getirir. Yazar bunu "çömlekçinin, kullandığı kilin kölesi olma eğilimi" olarak açıklar.[2] Böylece bir araçsallaşma tesis edilmektedir. Doğru kavramı, oluşan yeni toplum modelinin denetimi altına girmektedir. Düşünce ve eylem arasında fark böylece anlamını yitirmekte ve kimsenin umursamadığı bir noktaya itelenmektedir.

Akıl biçimselleştikçe, geçmişte gücünü akıldan aldığı varsayılan olumlu huylar düşünsel köklerinden kopmaktadır. Böylece akıl bir araca, bu olumlu niteliklerse amaca döndürülmüş olunur. Bu durum ideolojik manipülasyona açılan bir kapı haline gelmektedir. Aydınlanma ilerledikçe nesnel akıl yıkılmıştır. Ancak bu yıkılma evresinden ilginç bir biçimde gericilik ve cehalet savunucuları kazançlı çıkmaktadır. Bunun sebebi ise bireyci anlayışın yeni prangası olan pragmatik düşüncenin vuku bulmasıdır.

Faydalı olan şeyin meşruluğu zamanla bireyci anlayış için önemini yitirmiştir. Oysa öznel akıl yükselirken insani sömürüyü ve dogmaları içeren nesnel aklı eleştiren bir yapı ile bunu gerçekleştirmeyi amaç edinmiştir. Ancak sınırlarını çizmeyişi onu yeni nesnel akılların içerisine hapsetmiştir. “Öznel akıl her şeye ayak uydurur. Geleneksel insancı değerlerin hem savunucuları hem de karşıtları tarafından kullanılabilir”.

Yazara göre "iyi" olma, zamanın yeni bir fonksiyonu olarak şekillenir.[2] Gelenek nesnel doğrulara duyulan inancın bir türevi iken aklın öznelleşmesi ile iyi kavramı artık yasadan türetilemez oldu. Sadece yaptıkları yasaları çiğnemiş olsalar da iyi olanla bir bağdaştırma yapmaktaydılar. Bugünkü toplumu bir arada tutan fiziksel zor ve maddi çıkar içeren kuvvetler bugün hala var olsalar da aklın biçimselleşmesi ile zayıflamışlardır.

Horkheimer “şeyleşme” kavramı üzerinden bireyciliğin ortaya koyduğu tahribatlara değinmektedir. Pek çok alanda bilim, sanat ve diğer pek çok unsur belli bir zümreye ait kılınarak şeyleştirilmiştir. Bu durumda felsefe de modern düşünceye esir düşmüş olarak karşımıza çıkmaktadır. “Pragmatizm anımsamaya ve derin derin düşünmeye vakti olmayan bir toplumu yansıtır”. Her şey konu ve malzeme olarak yeniden biçimlenmektedir. Bu durum bir aynılaşmayı beraberinde getirir. Çünkü pragmatizm kavrayışları eyleme dönüştürmeye çalışmaktadır. Bir rol biçme durumu bu noktada ortaya çıkar ve bireyin bu rolün niteliği hakkında düşünmesi bile faydasızdır.

Bireyin yargılama ve sorgulama gücü, pragmatizmin ve pozitivizmin etkileri altında, sönmüş vaziyettedir. “Proteus'un ancak eli kolu sıkıca bağlandığı zaman biçim değiştirmesi gibi” dönüşümler ve nesnel akla devredilmiş öznel yargılar yeniden şekillenmektedir. Mutlak hale gelen öznel akıl kendi kendini yok ederek yeni örgütlenme biçimlerini meydana getirmiştir.

Çatışan reçeteler

[değiştir | kaynağı değiştir]

İkinci bölümde Horkheimer felsefenin kültürel bunalımla ilişkisini incelemektedir. Pozitivistler bu bunalımı bir "sinirsel zayıflamaya" bağlamaktadırlar. Bilimsel yönteme güveni olmayan “yüreksiz entelektüeller, sezgi ya da vahiy gibi başka bilgi yöntemlerine bel bağlamıştır”.[2] Horkheimer ise bu güvensizliğin bir boşluk olduğunu iddia etmektedir. Pozitivizm teknokrasi ile işlemektedir. Yazara göre pozitivistler nasıl Platon'un filozofları yönetici yapmak istediyse, mühendisleri somutun filozofları olarak görmek istemektedir. Ancak yazar pozitivistleri, pratiği felsefeye uyarlamak yerine, felsefeyi bilime, yani pratiğin gereklerine uyarmalarıyla eleştirmektedir.

Yazara göre, o zamanın değerlerinin çökmekte olan hiyerarşisine bir felsefi temel oluşturabilmek için, geçmişteki nesnel akıl teorileri canlandırılmaya başlanmıştır. Faşizm bunlardan sadece biridir. Faşizm aynı zamanda gizli bir öfke örgütlemesi oluşturarak bireyci anlayış içinde nesnel aklı yaratmıştır. Bu bağlamda faşizm mutlak olanı yeni felsefe ile araç kılmakta ve yapay bir amaç sunmaktadır. Bu aynı zamanda öznel akılla insani içeriklerin de boşaltılmasının bir sonucu olmuştur.

Din ve bilim ilişkisine pozitivistler pek çok açıdan eksik bakmışlardır. Horkeheimer, dindarların bilimin ruhuna her zaman karşı olduğu söylemine bir eleştiri getirmektedir. Sinir hastalıkları ve ruhsal iflaslar bireyselliğin ve öznel aklın büyük bir sorunu iken kilisenin bu sorunlarla mücadelesini örnek vermekten kaçınmaz. Bu bağlamda iki zıt kutbu birbirine vuran Horkheimer, pozitivizmi ve yeni Thomasçılığı doğruluk ilkesine yaklaşımları ile ele almaktadır. Yeni Thomasçılık doğruluk için esnek bir alan bırakma vazifesini kaybetmiştir. Pozitivizm ise dogmatizm eleştirisini çok ileri taşıyarak doğruluk ilkesini kendi içinde yok etmiştir.

Doğanın başkaldırması

[değiştir | kaynağı değiştir]

Bu bölümde aklin karşısına çıkan her şeyi araçsallaştırarak bir indirgeme yapmaya mecbur kılındığı savunulmaktadır. Horkheimer'e göre artık tek amaç bu yeni düzenleyici erkin faaliyetlerinin sürdürülebilirliğini sağlamaktır. Bağımsızlaşma bu noktada kendi yazgısına terk edilmiştir.

Doğa üzerinde hakimiyet sağlama insanın üzerinde egemenliği sağlamada bir adımdır. İnsan bunu yapabilmek için yazarın ifadesiyle “kendi içindeki doğayı da boyunduruk altına alır”. Birey kendisi dışındaki doğanın köleleştirilmesine katılırken bu egemenliği önce kendi içinde içselleştirmiş hale gelmelidir. Toplumun ve kurumların uyuşmazlığı bireyin iç dünyasına da yansımakta ve öznenin varoluşuna açık ya da örtülü olarak müdahale etmektedir. Sağ kalmak güdümü amaç haline geldiğinde egonun gelişimiyle birlikte tahakkümü içselleştirdiği durum ortaya çıkar. Tahakküm ilkesi diyalektiğin bahsedilen ters dönüşü sürecinde insanı egemenlik altına aldığı doğanın bir aleti durumuna düştüğü görülmektedir.

Mimesis kavramı taklit ile özdeştirilmektedir ve psikolojik açıdan yazarın doktrininde kendine bir yer kazanır. Sanayi toplumu ve yıkıcılık arasındaki köprüyü Horkheimer bu bağlamda kurmaktadır. Uyarlama birey üzerinde çoğunluğun ve erklerin toptan olarak öykündürme faaliyetiyle gerçekleştirdiği bir durumdur. Uyum sağlamak artık birey için amaç haline gelmiş ve bireyi de araç kılmıştır. Bu durum bireysel yaklaşımın nesnel akıldan kopuşunun yanılsamasıdır. Akıl inatlaşmama ile açıklanırken bu uyum gizli şekilde tanımda yer almaktaydı. Bu süreçte bireye dayatılan mekanikleşmede dikkatini dağıtacak unsurlara karşı bir mücadele yeni zihniyetin edilgen duruma düştüğü bir haldir.

Mimetik unsur, aynı zamanda bastırılmış duyguları içinde tutmaya yol açar. Örneğin Nazi Almanya'sında mitinglerde toplumun nefretleri ve bastırılmış duyguları ön plana çıkarıldığında kalabalıkların daha da coşkulu bir şekilde yeni otoriteye bağlandığı görülmüştür. Yazara göre Orta Çağ'da nesnel aklın cadı avlarının yerini öznel aklın ortaya çıkışında siyasal azınlıklar ve onlara yönelik yasaklar almıştır. Çoğunluk yine bir tahakküm altına girmiş ve nesnelleşen bir akılla yanılsama alanına girmişlerdir. Bu durumda “kişilik” unsuru insanlar için ortadan kalkmaktadır. Öykünmeleri aile içinde başlayan bireyler toplum içinde bastırılmış olan duygularının açığa çıkması ile ceza korkusundan arınmış olmaktadırlar. Saygıları böylece iktidara ve güce yönelmektedir ve bu bağlamda kendilerini öznel olarak var ettiklerine inanmaktadırlar.

Bireyin yükselişi ve dönüşü

[değiştir | kaynağı değiştir]

Bu bölümde, felsefe birey ilişkisi ele alınır. Felsefe bireyin bunalımı ile birlikte bir bunalıma girmiştir. Eğer insanlar üstlerini ve iktidarı altında oldukları kurum ve kişilere karşı öykünmeye alıştırılmamış olsalardı, onları sahte bir doyum içinde uyutma çabalarını fark edebilirlerdi. Felsefe bu noktada bireyci yükselişle birlikte yeni bunalımını yaşamaktadır. Bugün felsefe, insanın iç dünyasında bir avunumun bulunması çabasını andırır.

Herkesin kendine döndüğü alanda bireysellik yazara göre zedelenmektedir. Sıradan insan siyasete karışmaktan vazgeçtiği zaman toplum orman kanunlarına geri dönmekte, bu da bireyselliğin son kalıntılarını yok etmektedir. Çünkü toplumdan mutlak olarak kopmuş bir birey anlayışı aslında yanılsamadan ibarettir.

Modern çağın sorunlarından biri, bireyin tek ölçütü ve varlık nedeni olan etkinliğin de bir rol biçme tutkusudur. Yazar bunu "çocuklardan biri olma" yeteneği olarak açıklamıştır. Kuvvetli görünmek, başkalarını etkileyebilmek, kendini iyi "satabilmek", gerekli ilişkileri kurmak...” Bu bazda misal olarak kamuoyu yoklamaları, düşünsel varoluşunun tamamını kucaklayabilir hale gelmiştir. Birey hayatını birkaç soruluk anketlere sığdırabilmiş vaziyete gelmiştir. Kitlelerin putlaştırdığı şeyler ve insanlar ise aslında kendi reklam kampanyalarının ürünü, kendi fotoğraflarının büyütülmüş biçimine dönüşerek toplumsal süreç içindeki birer fonksiyona dönüşmektedir.

Felsefe kavramı üzerine

[değiştir | kaynağı değiştir]

Son bölümde, filozofların formülü olmadığından ve felsefenin görevinin parçaları birleştirerek doğruluğu kurmak olduğundan bahsedilmektedir. Dil bu noktada önemli bir araç sayılmaktadır. Bu sebeple felsefe, artık “dilin fısıltıya dönüşmüş tanıklığına daha duyarlı olmalı ve dilin içinde korunmuş yaşantı katmanlarını kurcalamalıdır”.

  1. ^ Horkheimer, Max (2013). Eclipse of Reason (İngilizce). Bloomsbury. ISBN 978-1-4725-0458-6. 
  2. ^ a b c d e "Akıl Tutulması". www.metiskitap.com. Metis. 1986. s. 94. 1 Ocak 2026 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 26 Mart 2026. 
  3. ^ Schmidt, James (2007). "The "Eclipse of Reason" and the End of the Frankfurt School in America". New German Critique (100): 49. ISSN 0094-033X26 Mart 2026. 
  4. ^ Wood, K. "Eclipse of Reason". www.litencyc.com (İngilizce). 4 Aralık 2024 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 26 Mart 2026. 
  5. ^ Onur, Ferhat (2016). "Horkheimer'da Akıl". Kilikya. 3 (1): 74-89. doi:10.5840/kilikya2016315. ISSN 2148-7898.