Kentleşme

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Atla: kullan, ara

Kentleşme günümüzden 5,000 yılı aşkın bir süre önce Mezopotamya'da ortaya çıktı. Daha sonra, Nil, İndus ve Huang He vadilerinde başka kentler gelişti. Kentlerin otaya çıkışı, büyük politik yapıların doğuşu ve gelişmesiyle aynı döneme rastlar. Kentin her şeyden önce idari, askeri, dini ve ticari bir işlevi vardı. Bu eski kentler, MÖ 1350’ye doğru nüfusu 100,000’i aşan ilk kent olduğu tahmin edilen Teb (Mısır) örneğinde olduğu gibi, dikkat çekici büyüklüğe ulaştı. Günümüzden 2,500 yıl önce, Babil’in dışında, Pers’te, Yunanistan’da, Mısır’da, Hindistan’da ve Çin’de bulunan birçok kent bu ilk eşiği aştı. Bu kentlerin tarihi, imparatorlukların genişleme ve daralma dönemleriyle karışır. Hristiyanlık döneminin başında Roma ve Luoyang’ın (Han İmparatorluğu’nun başlıca kenti) nüfusları kesinlikle yarım milyondan fazlaydı. İmparatorlukların daha sonraki çöküşleri bu kentleri yıkıma uğrattı.

Sanayi Devrimi’yle birlikte kentlerin gelişmesi olağanüstü bir güç kazandı. Ünlü ütopyacı yazar Thomas Moore, kırdan kente göçü “koyunlar insanları yedi” sözüyle anlatmıştı. 1800’de kentli nüfus 30 milyondan azdı; bundan 100 yıl sonra 200 milyonu çoktan geçmişti. Bugün ise 2 milyarı aşmaktadır!

Demek ki son 200 yıl içindeki kentsel büyüme büyük bir olgu, Cilalıtaş Devri ile ortaya çıkan yerleşik yaşama geçiş kadar önemli bir eskiden kopuş sürecidir.

Kentleşmenin coğrafyası[değiştir | kaynağı değiştir]

Ülkelerin çoğu, kentsel alanı tanımlamak için üç dizi ölçüte başvurur. Bunların en yaygını, bir merkezde yığılmış nüfusun asgâri ölçüde yoğunlaşmasıdır ama esas alınan eşikler ülkeden ülkeye büyük farklılıklar gösterir: Uganda'da 200, Japonya'da 30,000 kişi. İkinci ölçüt, kentlerin işlevini hesaba katar: idari işlevler (Moğolistan'daki gibi) veya daha genel olarak tarım dışı etkinliklerin tanımlar, Nepal ve Çekoslovakya'da olduğu gibi, hizmet etkinlikleri üzerinde durur (bu ülkelerde kent en az beş doktor, bir eczacı, 20'den fazla yatağı olan bir otel vb'ye sahip olmalıdır). Yapılanmış alanın yoğunluğu, yapıların büyüklüğü, sokakların kaplanmış olması, aydınlatılmış meydanlar gibi görsel ölçütlere başvurur.

Rakamlardaki kaçınılmaz yuvarlamalar saklı tutulmak kaydıyla, kentsel nüfus yüzde 43'lük (1991) kentleşme oranıyla dünya çapında hala azınlıktadır. Fakat bu oran Almanya yüzde 86 (1990) ve Belçika yüzde 97 (1990) gibi bazı Avrupa ülkelerinde yüzde 90 civarındadır. Genelde sanayileşmiş ülke nüfuslarının yüzde 75'i kentlerde yaşar (1990). Sanayileşmiş ülkelerde kentlilerin ve köylülerin yaşam biçimleri artık temel olarak farklı değildir ve köylülerin büyük bölümü kentsel bölgelerde çalışmaktadır. Üçüncü Dünya ülkelerinde, en yüksek kentleşme oranları, ılıman Güney Amerika veya Güney Afrika'daki gibi Avrupa kökenli nüfusun yüksek olduğu ülkelerde görülür. Bu yerlerde, kentlerin oranı, sanayileşmiş ülkelerdeki oranlara eşittir, ama kentsel dünya ile kırsal dünya arasındaki kopukluk oldukça belirgindir. Tropikal Afrika, Güney ve Doğu Asya çok az kentleşmiştir; kentlilerin oranı Orta Afrika'da yüzde 37 (1991), Hindistan'da yüzde 27 (1990), Çin'de ise yüzde 26,2'dir (1990). Ama bu görece düşük oranlar ülke nüfuslarının çok yüksek olmasından (Asya'da) kaynaklanmaktadır (Çin ve Hindistan toplam nüfusu iki milyarı geçmektedir [1991]) ve bugün gezegendeki kentsel nüfusun büyük bölümü Dünya'nın bu kesiminde toplanmaktadır.

Kent Sosyolojisi üzerine yapılmış bir portal