Cenevre Sözleşmeleri

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Atla: kullan, ara
1864'ten 1949'a Cenevre Sözleşmelerinin gelişimi.

Cenevre sözleşmeleri ya da Cenevre Konvansiyonları, İsviçre'nin Cenevre şehrinde yapılmış dört muahededir. Uluslararası hukukta insan hakları üzerine yapılmış ve 1949 yılında imzalanmış önemli sözleşmelerdendir ve uluslararası olan veya olmayan çatışma durumunlarında silahlı güçler ve insani yardım örgütleri tarafından uyulması beklenen standartları belirler. 1859 yılında Solferino Savaşı'nda yaşanan vahşete şahit olarak etkilenen Jean Henry Dunant'ın çabaları sonucunda oluşmuştur. Silahlı çatışma hukuku veya harp hukuku olarak da bilinen uluslararası insancıl hukukun temel kaynağıdır.

Sözleşmeler ve konuları şu şekildedir:

Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir]

Ayrıca 8 Haziran 1977 tarihli, 1949 Cenevre Sözleşmelerine ek; I sayılı Uluslararası Silahlı Çatışmalarda Mağdurların Korunması Protokolü ve II Sayılı Uluslararası Olmayan Silahlı Çatışmalarda Mağdurların Korunması Protokollerini de bu sözleşmelerin bir parçası olarak görmek gerekir.

1 — Cenevre sözleşmelerinin tarihçesi: İnsanlar arasında yapılan harp, muharip olsun veya olmasın, onları bir takım felâketlere maraz bırakır. Muharipler hastalanırlar, yaralanırlar ve harp esiri olarak düşmanın eline geçerler. Harp esnasındaki işgaller dolayısiyle, sivil ahali, düşman devletin nüfuz ve idaresine tâbi olmak zorunda kalırlar, vatani uygularma muhalif hareketlere pasif bir şekilde seyirci kalmak durumuna düşerler. Maddi zararlara, manevî iztiraplara duçar olurlar.

Harp yapanların ve yapmıyanların bu türlü durumlarda uğradıkları felâket ve ıztıraplan hafifletmek ve onların insanlık şeref ve haysiyetlerini korumak maksadiyle, Milletlerarası alanda tedbirler alınması ve harp hukukunun böylece daha mütekâmil ve insanî bir şekle sokulması ötedenberi, milletlerce gerçekleşmesi istenilen bir gaye sayılmakta idi. İlk önce, İsviçre hükümetinin teşebbüsü ile 1864 senesinde Cenevrede milletlerarası bir konfrans aktedilerek, harp meydanlarında yaralananlara ve onlara yapılacak sıhhî yardımlara ait bir sözleşme imzalandı." Cenevre sözleşmesi" denilen bu anlaşmaya sonradan bütün dünya devletleri iştirak etti. Aynı tarihte Cenevre'de Milletlerarası kızılhaç müessesesi de kuruldu.

Cenevre sözleşmesinin tatbikatı sırasında görülmüş olan boşlukları doldurmak ve tecrübelerin lüzum gösterdiği tadilleri yapmak maksadile gene İsviçre Hükümetinin teşebbüsü üzerine 1906 da yeni bir diplomatik konferans toplandı. Bu konferans sonunda ve 6 Temmuz 1906 da imzalanan sözleşme, eski sözleşmenin yerine geçti.

1929 da Cenevrede toplanan üçüncü bir diplomatik konferans, 1906 sözleşmesinde yeni şartların gerektirdiği tâdil ve İslahları yaptı. İkinci cihan harbi, bu sözleşmenin de islâh ve tâdile muhtaç olduğunu meydana koymuş bulunduğundan, daha önce başlamış olan hazırlıkların tamamlanması üzerine, tekrar isviçre Hükümetinin teşebbüsü ile, Cenevrede yeni bir diplomatik konferans toplandı 21 Nisan 1949 da çalışmalarına başhyan konferans, 12 Ağustos 1949 da yukarıda işaret ettiğimiz dört sözleşmenin imzalanmasile, ve tam bir başarı ile sona erdi.

9 Aralık 1949 da bütün dünya devletleri tarafından imzalanmış bulunan ve iki tasdik vesikasının tevdiinden altı ay sonra yürürlüğe girecek olan Cenevre sözleşmeleri, bugünkü harp hukukunun temellerini teşkil etmektedirler. İnsanlık için de harp ihtimali devam ettiği müddetçe, bu sözleşmelerin ehemmiyetlerini muhafaza edeceklerine ve felâketli devirlerde insanlar için, bir ümit ve teselü kaynağı olacaklarına şüphe yoktur.

2 — Harp felâketzedelerinin durumlarım islâh teşebbüsleri: Bütün tarih boyunca, harp yaralılarının, harp esirlerinin, ve işgal altındaki sivil ahalinin akibetleri çok feci olmuştur. Eski zamanlarda, yaralılar umumiyetle harp meydanlannda bırakılır, henüz ölmiyenler, öldürülür ve harp esirleri de ellerine düştükleri muhariplerin malı sayılırdı. Onlara hiçbir hak tanınmaz, ve insanlık sıfatlarına hürmet gösterilmezdi. Yeni zamanlarda da vaziyet memnunluk verici bir manzara arz etmekten uzaktı.

İnsan haklarının, sulh devrinde bile tanınmadığı zamanlarda harp esnasında düşmanlara karşı insaflı hareket ve muamelelere intizar edilemezdi. Harp felâketzedelerine karşı daha insanî hareketlerde bulunulması fikirleri ancak 18- asır sonlarında belirmeğe başladı.

1789 Büyük Fransız ihtilâli, harp esirleri ve yaralıları hakkında bazı insanî kaideler kabul etti. 4 Mayıs 1792 de Fransız Millî Meclisi şu esasları kararlaştırdı:

Harp esirleri, Fransız milletinin himayesi altındadır. Harp esirlerine yapılacak kötü muameleler, hareketler, bir Fransız vatandaşına yapılmış gibi cezalandırılacaktır. Harp esirleri, cephe gerisine nakil edilecek kendilerine derecelerine göre, Fransız ordusu mensuplarının sulh zamanındaki aynı dereceler maaşlarına muadil para ödenecektir. Ayrıca,, Fransızların haiz bulundukları medeni haklardan da faydalanacaklardır. Bu tarihten sonra daha iki kararname ile harp esirleri, yaralı ve hastaların Fransız askerleri gibi hastanelerde tedavisi sağlanıyor, esir mübadelesinde de ilk önce adama mukabil adam, dereceye mukabil derece prensibi kabul olunuyordu. Fransız ihtilâlinin bu esasları harbin insanileştirilmesi bakmamdan daha sonraki zamanlarda yapılan teşebbüsler için, bir başlangıç, bir hareket noktası teşkil etmişir. (1)

Millî plânda başlayan bu teşebbüsler 1864 Cenevre sözleşmesile Milletlerarası plâna geçti. Bu sözleşme seyyar ve sabit askerî hastahaneler ile personelinin tarafsızlığım kabul etti. Bütün muharipler onları himaye etmekle mükelleftirler- Sözleşme ayni zamanda bunlar için farik bir alâmet vücude getirdi. isviçre'ye bir cemile olmak üzere, İsviçre Bayrağının rengi tahvil edilmiş şeklini, yani beyaz zemin üzerine kırmızı haçlı bir bayrak kabul etti.(2)

1906 Cenevre sözleşmesi bütün muhariplere, tâbiiyet ve milliyet farkı gözetmeksizin, yaralı askerleri, hastalan, sabit ve seyyar sıhhat servislerini, ve yaralıları, hastalan toplamak hizmetinde bulunan personeli himaye etmek mükellefiyetini yükledi.

Birinci Cenevre sözleşmesi, harbi insanileştirmek bakımından başka teşebbüslere de yol açmış oluyordu, bunlardan biri 1868 Petresburg beyannamesidir ki, bazı kurşun ve mermilerin kullanılmasını yasak ediyordu. Diğeri de, 1874 to toplanan Brüksel konferansınca kabul olunan ve harp esirleri, gayri muharipler, yaralılar, tarafsızlar nezdinde enterne edilen muharipler, ve tedavi olunan yaralılar hakkında hükümleri ihtiva eden sözleşme projesi idi. Bunlardan sonra 1899 ve 1907 Lahey sulh konferansları da aynı konularda mühim kaideler tesis ettiler. Sözleşmelerde Lahey prensiplerinin, "insanlığın menfaatlerine, kanunlarına ve amme vicdanının isteklerine" hizmet arzusundan mülhem olduğu ifade ediliyordu. Kara harbinin adet ve kanunlarına dair olan Lahey sözleşmesi, bütün muhariplere şu kaidelere riâyet etmek mecburiyetini yüklüyprdu: Harp esirlerine insanca muamele etmek, aile haklarına ye şerefine, fertlerin hayatına, hususî mülkiyete, dinî kanaatlere hürmet eylemek, yağma yapmamak, şahsî suçlar dolayısiyle ahaliye müşterek cezalar tatbik etmemek.

Ancak iki cihan harbi de bu esasların kifayetsizliğini ispat etmiş olduğundan gerek harp esirlerine, harp yaralılarına ve hastalarına ve gerek sivil eşhasın himayesine dair kaideleri yeniden tâdil ve ıslâh etmek zarureti baş göstermişti. Milletlerarası kızılhaç müessesesinin uzun hazırhkl arından sonra İsviçre hükümetinin daveti ile toplanıp 63 devletin temsil edildiği 1949 Cenevre konferansı şu sözleşmeleri tâdil ve ıslâh etmek gayesini güdüyordu.

a) Kara harbinde yaralıların ve hastaların durumunun ıslâhına dair 27 Temmuz 1929 tarihli Cenevre sözleşmesi.

b) 1906 Cenevre sözleşmesi prensiplerinin deniz harbine tatbikine dair 18 Ekim 1907 tarihli onuncu Lahey sözleşmesi.

c) Harp esirlerine yapılacak muamele hakkındaki 27 Temmuz 1929 tarihli Cenevre sözleşmesi.

Bunlardan başka harp zamanında sivil şahısların himayesine dair yeni bir sözleşme yapılması da konferans gündeminde yer almıştı. Konferans müzakereleri sonunda 12 Ağustos 1949 da kabul olunan yukarıda andığımız dört sözleşmeden üçü eski sözleşmelerin metinlerine istinadetmekle beraber, birçok yenilikler de vücude getirmişlerdir. Harp esnasında sivillerin himayesine ait kaidelerin mevcut bulunmaması, son harpte pek feci neticeler doğurmuştu..

Bu hususta da yeni bir sözleşme akdine ihtiyaç vardı ki, dördüncü Cenevre sözleşmesi ile bu ihtiyaç ta tatmin olunmuştur.ayni mealdeki maddelerin ihtiva eylediği esaslardır. Bu maddelerin sözleşmelere gösterilecek riayetten, milletlerarası bir harp ve işgal vukuunda ve dahili harp esnasmda nasıl tatbik olunacaklarından bahsetmektedir. Bundan sonra tatbik müddetine, âkit tarafların yapacaksan hususi anlaşmalar himaye gören eşhasm haklarımın kesin mahiyetine, himaye rolünü yüklenen devletlerin rolüne, Milletlerarası kızılhaç komitesinin faaliyetlerine, akitler arasında çıkacak anlaşmazlıkların halline ait hükümler gelmektedir. Ehemmiyetlerine binaen umumî hükümleri ihtiva eden bu maddelerin aynen derci faydalı görülmüştür.

Madde 1 Sözleşmeye riayet

Madde 2 Sözleşmenin tatbiki

Madde 3 Milletlerarası mahiyette olmayan anlaşmazlıklar

Madde 4 Tarafsız devletler tarafından tatbik

Madde 5 Tatbikini müddeti

Madde 6 Hususî anlaşmalar

Madde 7 Haklardan vazgeçilememesi

Madde 8 Koruyucu devletler

Madde 9 Kızılhaç milletlerarası komitesinin faaliyeti

Madde 10 Koruyucu devletlerin yedekleri

Madde 11 Uzlaştırma usulü

1) Stevan Tchirkoviteh, Revue g6n<Şrale de droit international publie, No:l, Ocak -Mart 1950.

2) 1907 ve 1911 tarihlerinde Türkiye ile İsviçre arasında taati edilen notalar neticesinde Türkiyenin kızıl haç yerine Kızılay bayrağını kullanmasına müsaade edilmiştir. Daha sonra bütün müslüman memleketlere aynı müsaade bahşedilmiştir.

3) http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/38/248/2251.pdf

Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]