Singer-Prebisch tezi

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Atla: kullan, ara

Singer-Prebisch tezi, uzun dönemde ticaret hadlerinin, tarım ürünü ihraç eden gelişmekte olan ülkeler aleyhine ve sanayi ürünü ihraç eden sanayileşmiş ülkeler lehine değişeceğini savunan tez.

Alman iktisatçı Hans Singer ile Arjantinli iktisatçı Raúl Prebisch‎ tarafından ayrı ayrı ortaya atılan ve özellikle II. Dünya Savaşından sonra yaygınlık kazanan bir görüştür. Gelişmekte olan ülkelerde ulusal hasılanın bir bölümünün sanayileşmiş ülkelere aktarılması anlamına gelir. Prebisch, bu tezin etkisiyle gelişmekte olan ülkelere, kalkınma için yoğun koruyuculuk duvarları arkasında sanayileşmeyi ve sermaye birikimini hızlandıracak para politikası araçları uygulanmasını önermiştir.

Ticaret hadlerinin uzun dönemli seyri konusunda ileri sürülen ve bu tezi destekleyen çalışmalar vardır. Bunlardan bir kısmı, zamanla tarım ürünlerine olan dünya talebi azalırken, sanayi ürünlerine talebin artıyor olmasını açıklar. Bir kısım nedenler de gelişmekte olan ülkelerin, teknolojik gelişmelerden tam olarak yararlanamamalarıyla ilgilidir. Örneğin hızlı teknolojik gelişmenin üretimi artırması ve fiyatları düşürmesi, oysa monopolcü kuruluşların denetlenememesi ve etkin bir sendikal hareketin yokluğu dolayısıyla bu verimlilik artışlarının ülkede tutulamaması ve ihraç ürünlerinde düşük fiyatlar yoluyla sanayileşmiş ülkelere aktarılması gibi. Üçüncü bir faktör olarak da azgelişmiş ülkelerde ekonominin yapısal esnekliğinin çok düşük olduğu ve sermayenin bu ülkelerde kıt faktör olması nedeniyle kaynakları, verimliliği düşen sektörlerden diğer sektörlere kaydırmanın güçlükleri üzerinde durulmaktadır. Bu tartışmalar bugün de devam etmektedir. Gelişmekte olan ülkeler bu görüşlerin de etkisiyle sanayileşme çabalarına hız vermişler ve bozulan ticaret hadlerinden doğan kayıplarının karşılanması için kendilerine daha fazla kaynak transferi sağlanmasını savunmuşlardır.

Tezin Temel Prensipleri[değiştir | kaynağı değiştir]

Prebisch Singer Tezi, hammadde ve tarım gibi emek yoğun üretimde uzmanlaşan geri kalmış ülkelerin uzun vadede dış ticaret hadlerinde karşılacağı bozulmayı açıklayan bir tezdir. Dış ticaretin başlamasıyla, geri kalmış ülkelerde ihracat kalemleri oransal bakımdan küçülürken ithalat kalemlerinde ya bir değişiklik olmayacak ya da bu kalem artacaktır. Buna sebep olarak temel üretim mallarına olan talebin gelir esnekliğinin, sanayi mallarına olan esneklikten daha küçük olması öne sürülmüştür. Böylece geri kalmış ülkelerde ihracat ve ithalat ürünleri arasındaki oransal fark giderek açılacaktır. Bu talep farkının yanında geri kalmış ülkelerin karşılaştırmalı üstünlüğe sahip oldukları hammade ve tarım üretimine olan talep dış ticaret ile artacak ve bu ülkelerin bu sektörlerde uzmanlaşmalarına neden olacaktır. Bu uzmanlaşma da yerli sanayi gelişimini baltalar. Böylece girdi ithalatçısı/sanayi malı ihracatçısı gelişmiş ülkeler ile girdi ihracatçısı/sanayi mali ithalatçısı geri kalmış ülkeler bir çıkmaza girecektir. Sanayi malları daha çok katma değer içerdiği için gelişmiş ülkeler bu ticaretten kazançlı çıkacak tek taraf olurlar.

Bu durumun ihracat tarafı şu şekilde açıklanır. Geri kalmış ülkeler dış ticaretin başlamasıyla karşılaştırmalı üstünlüğe sahip oldukları emek yoğun mallarda hem ölçek artışı hem de zaman içinde gelişecek teknik ile daha ucuza üretim yapabilmeye başlayacaklardır. Fiyatlardaki düşüş iç pazarda olumlu karşılanabilecek bir durumken, ihracat miktarı büyük oranda değişmeyeceği için toplam hasılada düşüşe yol açacaktır. Bu da geri kalmış ülkelerin gelirini etkiler. Sermaye yoğun üretimde uzmanlaşan gelişmiş ülkeler ise dış ticaret ile hammade ve tarım mallarını daha ucuza elde etme olanağı bulacak ve ticaret haddini lehlerine çevirmeyi başaracaktır.

İthalat açısından bakıldığında ise gelişmiş ülkeler ürettikleri mallarda tekel durumundadırlar. Bu sebeple teknik gelişmeler yoluyla üretim maliyetlerini düşürseler bile alıcıların alternatifleri olmadığı için fiyatlarda bir değişikliğe gitmeleri gerekmez. Bu maliyet düşüşü fiyat üzerinde bir etki yaratmaz ancak gelişmiş ülkelerin kar marjını arttırır. Geri kalmış ülkeler ihracatta hasıla kaybı yaşarken ithalat miktarları değişmese bile bu maliyet düşüşünden yararlanamayacakları için toplam ithalat hasılaları sabit kalır. Eğer genişleyen iktisadi faaliyetleri ile daha fazla ithal malına ihtiyaç duymaya başlarlarsa ithalat hasılaları da artacaktır. Bu da onlar için iki taraftan da olumsuz bir sonuç doğuracaktır.

İhracat gelirlerinde meydana gelen düşüşe rağmen ithalatta aşağı yönlü bir değişme ihtimali olmaması emek yoğun üretimde bulunan ülkelerin dış ticaret ile uzun vadede zarar edeceğini gösterir. Bu duruma çare olarak geri kalmış ülkelerin karşılaştırmalı üstünlüklerine göre üretimde bulunmak yerine sermaye yoğun üretime yönelmesi önerilmiştir. Gerekli durumda korumacı, kapalı bir ekonomi ile emek yoğun üretime gelecek dış talep baskısı önlenmeli ve sanayici üretim doğrultusunda yol alınmalı, tasarrufları arttırma yoluyla sermaye birikimi sağlanmalıdır. Sermaye yaratılması için para politikası araçları önerilmiştir. Böylece geri kalmış ülkeler sadece tarıma ve hammedeye dayalı üretimden kurtularak ürün çeşitliliği sayesinde dış ticarette dengeye yakın bir konuma gelebileceklerdir.