Doğrulama önyargısı

Vikipedi, özgür ansiklopedi
(Teyid önyargısı sayfasından yönlendirildi)
Şuraya atla: kullan, ara

Doğrulama önyargısı ya da teyit önyargısı, kişilerin kendi inançlarını, düşüncelerini ve varsayımlarını destekleyen ya da teyit eden bilgileri kayırma, dikkate alma ve öne çıkarma eğilimidir. Bu önyargıya sahip kişiler inançlarına, düşüncelerine ve varsayımlarına ters düşen, karşı duran, onlarla çelişen bilgileri ihmal etme, yok sayma eğilimi gösterir.[1] Bilişsel eğilimin bir çeşidi ve tümevarımın sistematik hatasıdır. İnsanlar bilgiyi seçici olarak topladıklarında veya anımsadıklarında ya da belirli bir eğilime göre bu bilgiyi yorumladıklarında doğrulama önyargısına eğilimlidirler. Etkisi, duygusallıkla yaklaşılan konularla, iyice yerleşmiş ve değişmesi zor inanışlarla ilgili olduğu takdirde çok daha güçlüdür. İnsanlar aynı zamanda müphem ve belirsiz kanıtları da kendi görüşlerini destekleyici yönde yorumlamaya eğilimlidir. Önyargılı araştırma, yorumlama ve bellek karşı tarafların aynı kanıtlara ulaşması durumunda bile anlaşmazlığın daha keskinleşmesi olan tutum kutuplaşmasını, doğru olmadığının kanıtları gösterilmesine rağmen inançlarda ısrar, ilk olarak edinilen bilgiye daha fazla güvenme olan irrasyonel öncüllük etkisi ve iki olay ya da durum arasında bir bağlantı olduğuna dair yanlış algılama olan yanılsama korelasyonunu açıklamak için kullanılır.

1960'larda yapılan bir dizi deney insanların sahip oldukları inançları doğrulama yününde eğilimi olduğunu önermektedir. Bu deney sonuçları daha sonra fikirlerin yalnızca tek olasılık üzerine odaklanıp alternatiflerin görmezlikten gelinmesi ile tek yönlü sınanmasına eğilim olarak tekrar yorumlanmıştır. Bazı durumlarda bu eğilim insanların vardıkları sonuçlarda önyargılı olabilmelerine neden olmaktadır. Gözlemlenen bu önyargıların açıklamaları arasında hüsnükuruntu ile insanların bilgilerin değerlendirme kapasitelerinin sınırlı olması verilir. Diğer bir açıklama da insanların tarafsız ve bilimsel bir açıdan incelemektense yanlış olmanın bedelini akıllarında ölçüp biçmeleridir.

Doğrulama önyargısı kişisel inançlarda aşırı güven duygusunu besler ve karşı kanıtlar olmasına karşın bu inançlara daha da bağlanmayı sağlayabilir. Bu önyargılar nedeniyle siyasal ve örgütsel bağlamlarda kötü kararlar alındığı görülmüştür.[2][3][a]

Türleri[değiştir | kaynağı değiştir]

Doğrulama önyargıları bilgiyi işlemede görülen etkilerdir. Kişinin beklentilerinin kendi davranışını etkileyerek beklenen sonuca ulaşılması olan beklenti etkisi ya da davranışsal doğrulama etkisinden farklıdır.[7]

Bazı psikologlar doğrulama önyargısı terimininin tanımını daha kısıtlayıcı bir şekilde kişinin zaten inandığını destekleyen kanıtları seçici olarak toplaması ve farklı bir sonuca ulaştırabilecek kanıtları yok sayması ya da reddetmesi olarak yaparlar. Diğerleri ise terimi daha genel anlamıyla kişinin var olan inançları hakkında kanıt ararken, yorumlarken ya da anımsarken bu inançları korumaya yönelik eğilim olarak kullanırlar.[8][b]

Peşin hükümle bilgi arama[değiştir | kaynağı değiştir]

Doğrulama önyargısı kişinin kendisine yönelik bir "evet efendimcilik" olarak tanımlanmıştır, Confirmation bias has been described as an internal "yes man", bu tanım Charles Dickens'in roman karakteri Uriah Heep'in inançlarını yansıtır.[10]

Deneyler, kişilerin varsayımları ile tutarlı kanıtlar arayarak bunları tek yanlı olarak doğrulamaya eğilimli olduklarını tekrar tekrar göstermiştir.[11][12] Tüm ilgili kanıtları araştırmaktan çok kendi varsayımlarını destekleyecek olumlu cevaplar alacak şekilde soruları oluştururlar.[13] Varsayımlarının yanlış olması durumunda ortaya çıkabilecek sonuçlardan çok doğru olması durumunda bekledikleri sonuçları ararlar.[13] Örneğin, evet/hayır sorularıyla tutulmuş bir sayıyı bulmaya çalışan ve sayının üç olduğunudan şüphelenen birisi "Tek sayı mı?" diye sormayı tercih edebilir. Kişiler, "olumsuz test" olan "Çift sayı mı?" gibi bir soru ile aynı bilgiye ulaşılabilse bile "olumlu test" olarak adlandırılan bu tür soruları tercih ederler.[14] Ancak buradan kişilerin olumlu bir cevap çıkaracak test yöntemleri aradığı sonucuna ulaşılamaz. Deneklerin sahte testler ya da gerçek teşhis edici testler seçebildikleri araştırmalarda, kişilerin gerçek testleri tercih ettikleri görülmüştür.[15][16]

Olumlu testleri tercih etme kendi başına bir önyargı değildir çünkü olumlu testler oldukça bilgi verici olabilir.[17] Ancak diğer etkilerle birleştirildiğinde bu strateji doğru olup olmalarından bağımsız olarak varolan inançları ya da varsayımları doğrulayabilir.[18] Gerçek dünyada kanıtlar sıklıkla karmaşık ve çok yönlüdür. Örneğin bir kişi hakkında birbiriyle çelişen çeşitli fikirlerin herbiri o kişinin davranışının bir yönüne yoğunlaşarak desteklenebilir.[12] Dolayısıyla herhangi bir varsayım yönünde kanıt aramak muhtemelen başarılı bir sonuç verecektir.[18] Bunu göstermenin bir yolu cevabı değiştirecek şekilde sorulacak olan soruyu oluşturmaktır.[12] Örneğin "Sosyal yaşamından mutlu musun?" diye sorulan kişilerin, "Sosyal yaşamından mutsuz musun?" diye sorulan kişilere göre daha çok mutlu olduklarını söyledikleri görülmüştür.[19]

Bir soruda yapılacak küçük bir değişiklik bile kişilerin mevcut bilgiyi araştırmalarını dolayısıyla da ulaşacakları sonuçları etkileyebilir. Bu önerme kurgusal bir çocuk velâyet davası ile gösterilmiştir.[20] Araştırmaya katılanlara şu bilgiler verilir: Velâyeti isteyen A çok yönden veli olabilmek için orta derecede uygundur. Velâyeti isteyen B ise dikkati çeken olumsuz ve olumlu özelliklere sahiptir; çocuk ile çok yakın bir ilişki ancak uzun süreler boyunca çocuktan uzak kalmasına neden olacak bir iş. "Hangisi çocuğun velisi olmalıdır?" sorusu sorulduğunda katılımcıların çoğu, asıl olarak olumlu özelliklere bakarak B'yi seçmiştir. Ancak "Hangisi çocuğun velisi olmamalıdır?" diye sorulduğunda ise olumsuz özelliklere baktıklarından ötürü çoğunluk B'nin veli olmaması gerektiğini, dolaylı olarak da A'nın veli olması gerektiğini söylemişlerdir.[20]

Benzer çalışmalar kişilerin bilgi ararken nasıl önyargılı olduklarını gösterse de bu fenomen gerçek teşhis testlerininin tercihi ile sınırlandırılabilmektedir. Deneylerden birinde denekler bir başka kişinin, görüşmeye dayanarak içe dönük-dışa dönük kişilik boyutunu değerlendirmişlerdir. Deneyde yapılan görüşmede soracakları soruları verilmiş bir listeden seçmek zorundaydılar. Görüşme yapılacak kişi içe dönük birisi olarak tanıtıldığında denekler "Gürültülü partilerde ne hoşuna gitmez?" gibi içe dönüklüğü varsayan soruları seçmişlerdir. Görüşme yapılacak kişi dışa dönük birisi olarak tanıtıldığında ise "Kötü geçen bir partiyi canlandırmak için ne yaparsın?" gibi dışa dönüklüğü varsayan soruları seçmişlerdir. Bu yanıltıcı sorular görüşme yapılan kişiye kişilikleri hakkındaki varsayımın doğru olmadığını gösterecek hemen hemen hiç olanak sağlamıyordu.[21] Bu deneyin daha sonra yapılan değişik bir versiyonunda ise deneklere "Sosyal etkileşimlerden kaçar mısın?" gibi daha az tahminlere dayanan sorular seçebilmelerine olanak sağlanmıştır.[22] Bu deneyde denekler teşhise yönelik bu tarz soruları tercih etmiş ve olumlu test sorularını daha az seçmişlerdir. Teşhis edici testleri tercih etme ve olumlu test sorularına zayıf bir eğilim daha sonra yapılan başka çalışmalarda da tekrar gözlemlenmiştir.[22]

Kişilik özellikleri peşin hükümlü araştırma süreçlerini hem etkilemekte hem de bu süreçlerle etkileşmektedir.[23] Bireylerin, seçici maruz kalmaya karşı tutum ve tavırlarını dış etkilerden koruma yetileri farklılık gösterir. Seçici maruz kalma durumu bireylerin bilgi ararken kişisel inançları ile tutarlı bilgi arayıp bu inançlarla tutarsız bilgileri göz ardı etmeleriyle oluşur.[24][24] Bireylerin kişisel inançları ile çelişen kanıtları hangi dereceye kadar reddedebildikleri konusunda bir deney yapılmıştır.[23] Yüksek güven düzeylerine sahip kişilerin kendi inançları ile çelişerek karşı bir kanıt oluşturabilecek bilgileri daha kolayca araştırabildiği ancak düşük güven düzeyli bireyleri çelikili bilgileri aramadığı ve kendi inançlarını destekleyecek bilgileri aramayı tercih ettikleri görülmüştür. Kişiler tartışmalarda kendi inanç ve fikirlerine karşı eğilimli olarak kanıtlar geliştirir ve bunları yorumlarlar.[25] Yüksek güven düzeyleri bireylerin kendi inançlarını destekleyen bilgi arama tercihlerini azaltmaktadır.

Bir başka deneyde, deneklerden bilgisayar simülasyonu ile nesneleri hareket ettirmeyi içeren karmaşık bir kural bulma görevi verilmiştir.[26] Nesneler bilgisayar ekranında belirli kurallara göre hareket etmektedir ve katılımcıların bu kuralların ne olduğunu bulmaları istenmiştir. Katılımcılar kurallar ile ilgili varsayımlarını nesneleri bilgisayar ekranında hareket ettirerek deneyebilmektedirler. Yaklaşık on saat süren deney süresince çok sayıda deneme yapmalarına rağmen deneklerin hiçbiri sistemin kurallarını çözememiştir. Denekler varsayımlarını yanlışlamak yerine doğrulamaya çalışmış ve alternatifleri değerlendirmeye pek istekli davranmamışlardır. Varolan varsayımlarının çalışmadığını gösteren somut kanıtlar olmasına rağmen sıklıkla aynı denemeleri yapmaya devam etmişlerdir. Bazı katılımcılara uygun varsayım test etme yöntemleri öğretilmiş olsa da bu bilgilerin hemen hemen hiç etkisi olmamıştır.[26]

Peşin hükümle yorumlama[değiştir | kaynağı değiştir]

Zeki insanlar garip şeylere inanırlar çünkü akla yatkın olmayan nedenlerle edindikleri inançları savunmak için çok beceriklidirler.

——Michael Shermer[27]

Doğrulama önyargıları yalnızca kanıt toplama ile sınırlı değildir. İki farklı birey aynı bilgiye sahip olsalar dahi bunları yorumlama yolları önyargılı olabilir.

Stanford Üniversitesi'nde bir araştırma ekibi, idam cezası hakkında kesin görüşleri olan ve yarısı buna karşı yarısı da idam cezasından yana olan deneklerle bir deney düzenlemişlerdir.[28][29] Her katılımcı idam cezası uygulanan ve uygulanmayan ABD eyâletlerinin bir karşılaştırması ile eyâletlere idam cezası getirilmeden önce ve sonra cinayet oranlarının karşılaştırmasından oluşan iki araştırma yazısını okumuştur. Her iki araştırma yazısının kısa özetini okuduktan sonra katılımcılara idam cezası hakkında görüşlerinin değişip değişmediği sorulmuştur. Daha sonra her iki araştırmanın nasıl yapıldığı hakkında daha detaylı okumadan sonra bu araştırmaların iyi yapılıp yapılmadığı ve inandırıcı olup olmadığı hakkında yorumları istenmiştir.[28] Aslında her iki çalışma da uydurmadır. Katılımcıların yarısına çalışmalardan birinin caydırıcılık etkisini kanıtladığı diğerinin ise bu etkiyi çürüttüğü söylenirken diğer yarısına araştırmalar için yapılan bu yorumlar değiştirilerek söylenmiştir.[28][29]

İdam cezasından yana ya da buna karşı olan katılımcılar, ilk okudukları araştırmadan sonra tutumlarının hafifçe de olsa buna doğru yöneldiklerini söylemişlerdir. Ancak iki araştırma hakkında da daha detaylı okuduktan sonra hemen hemen hepsi verilen kanıt ne olursa olsun, kendi görüşlerini detekleyen noktalara dikkat çekerek ve bu görüşe karşı olanları ise yok sayarak idam cezası hakkındaki ilk görüşlerine geri dönmüşlerdir. Katılımcılar idam cezası hakkındaki ilk görüşlerini destekleyen araştırmanın diğer araştırmaya göre daha üstün olduğunu detaylı bir şekilde tanımlamışlardır.[28][30] Caydırıcılık etkisini çürüttüğünü sandığı araştırma için idam cezasından yana olan bir denek şöyle yorum yaparken: "Araştırma yeteri kadar uzun bir dönemi kapsamamaktadır"; idam cezasına karşı olan bir başka denek ise aynı araştırmayı şöyle yorumlamıştır: "Araştırmacıların bulgularının aksini iddia edecek güçlü bir kanıt sunulamamıştır."[28] Bu deneyin sonucu kişilerin kendi beklentilerine karşı olan varsayımların kanıtlar için daha yüksek beklenti içinde olduklarını göstermektedir. "Reddetme önyargısı" olarak bilinen bu etki başka deneylerle de desteklenmiştir.[31]

İnsan beyninin hoşa gitmeyen bilgi ile nasıl başa çıktığı konusunda MR araştırmacılara yardımcı olmuştur.

Peşin hükümle yorumlama üzerine bir başka çalışma 2004 Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçimleri sırasında yapılmıştır. Bu deneye ABD başkan adaylarını hakkında güçlü duygulara sahip olduklarını söyleyen kişiler denek olarak katılmıştır. Deneklere Cumhuriyetçi Parti adayı George W. Bush'un, Demokrat Parti adayı John Kerry'nin ve kamuoyunda tanımış ama siyasi açıdan tarafsız bir kişinin görünüşe göre birbirleri ile çelişen ifadeleri gösterilmiştir. Bunlarla birlikte görünüşte olan bu çelişkili ifadelerin aslında mantıklı olabileceğini gösteren başka ifadeler de deneklere gösterilmiştir. Katılımcılardan bu farklı bilgilerden yararlanarak her bir kişinin ifadelerinin tutarsız olup olmadığına karar vermeleri istenmiştir.[32] Deneklerin ifadeleri değerlendirmesinde çok büyük farklılıklar bulunmuştur ve katılımcılar karşı oldukları adayın ifadelerini tutarsız bulmaya daha çok eğilim göstermişlerdir.[33]

Bu deney sırasında katılımcılar ifadeler hakkında yargılarını, beyin aktivitelerini izleyen manyetik rezonans görüntüleme (MR) cihazının içinde iken yapmışlardır. Katılımcılar destekledikleri adayların çelişkili ifadelerini değerlendirirken beyinlerinin duygusal merkezlerinde aktivite gözlemlenmiştir. Diğer iki kişinin ifadelerini değerlendirirken ise beynin duygusal merkezlerinde aynı aktivite görülmemiştir. Deneyi yapanlar buradan yola çıkarak deneklerin çelişkili ifadelere verdikleri farklı yanıtların pasif mantık hataları yüzünden olmadığı sonucunu çıkarmışlardır. Aksine, katılımcılar destekledikleri adayın irrasyonel ve ikiyüzlü davranışını okurken oluşan bilişsel çelişkiyi aktif olarak azaltmaktaydılar.[34]

İnançların yorumunda peşin hükümlülük zekâ düzeyinden bağımsız olarak kalıcıdır. Bir deneyde katılımcılar ABD'de üniversite eğitimi almak isteyenlerin girdiği SAT sınavına sokularak zekâ düzeyleri ölçüldükten sonra otomobiller ile ilgili güvenlik sorunları hakkında bazı bilgiler okumuşlardır. Bu bilgilerde otomobillerin menşei hakkındaki bilgiler özellikle deneyi yapanlar tarafından çarpıtılmıştır. ABD'li katılımcılar, bir "kesinlikle evet" ve altı "kesinlikle hayır" olmak üzere altı dereceli bir skala üzerinde bir otomobilin kullanımının yasaklanması üzerine fikirlerini belirtmişlerdir. Denekler ilk olarak tehlikeli bir Alman otomobilinin ABD yollarında trafiğe çıkması ile tehlikeli bir Amerikan otomobilinin Almanya yollarında trafiğe çıkması konusunu değerlendirmişlerdir. Bu değerlendirmede katılımcıların tehlikeli bir Alman otomobilinin ABD'de kullanımının yasaklanması sonucuna tehlikeli bir Amerikan otomobilinin Almanya'da yasaklanması sonucundan daha hızlı bir şekilde ulaşmışlardır. Otomobilin kullanılmasının yasaklanmasını isteme oranında katılımcıların zekâ düzeyine göre bakıldığında bir farklılık görülmemiştir.[25]

Peşin hükümlü yorumlama yalnızca duygusal açıdan önemli konularla sınırlı değildir. Bir başka deneyde katılımcılara bir hırsızlıkla ilgili öykü anlatılmıştır. Katılımcılardan belirli bir kişinin bu hırsızlığı yapıp yapmadığı hakkında verilen ifadelerin kanıtsal önemini değerlendirmeleri istenmiştir. Kişinin suçlu olup olmadığı hakkında bir varsayım geliştirdikten sonra, verilen ifadelerden geliştirdikleri varsayımı destekleyen ifadeleri, bu varsayımla çelişen ifadelerden daha önemli olarak değerlendirmişlerdir.[35]

Peşin hükümlü bellek[değiştir | kaynağı değiştir]

Kişiler kanıtları tarafsız bir gözle toplayıp yorumlasalar bile beklentilerini pekiştirmek için yine de bunları seçici bir şekilde anımsayabilirler. Bu etkiye "seçici bellek" denir.[36] Seçici bellek üzerinde farklı görüşlere sahip psikoloji kuramları bulunmaktadır. Şema kuramı önceki beklentilere uyan bilgilerin, uymayan bilgilere oranla daha kolay bellekte saklanacağını ve daha kolay erişileceğini yani anımsanacağını öngörür.[37] Buna alternatif bazı yaklaşımlar da şaşırtıcı bilgilerin sivrilerek daha kolay anımsanabileceğini söyler.[37] Farklı kuramların öngörüleri farklı deneysel bağlamlarda doğrulanmış dolayısıyla da bunların arasında hangisinin daha kabul edilebilir ortaya konamamıştır.[38]

Yapılan bir deneyde katılımcılara içedönük ve dışadönük karakter özellikleri sergileyen bir kadının profili gösterilmiş ve daha sonra da içedönük ve dışadönük karakter özelliklerine dair örnekleri hatırlamaları istenmiştir.[39] İlk gruba bu kadının kütüphanecilik işi için ikinci gruba işe emlakçılık işi için değerlendirildiği söylenmiştir. Bu iki grubun hatırladıkları arasında önemli bir faklılık görülmüştür; "kütüphaneci" grubu daha çok içedönüklük davranış örneği hatırlarken "emlakçılık" grubu daha çok dışadönük davranış biçimi hatırlamıştır.[39] Seçici bellek etkisi, arzu edilen karakter tiplerinin manipüle edildiği deneylerde de gösterilmiştir.[37][40] Bu tarz deneylerden birinde bir grup katılımcıya dışadönük insanların içedönük insanlara göre daha başarılı olduğuna dair kanıtlar gösterilmiştir. Diğer bir grupa ise bunun tam tersine dair kanıtlar verilmiştir. Daha sonra, görünüşte bu deney ile ilgisiz bir çalışmada aynı kişilere yaşamlarında içedönük ya da dışadönük davranışlarını hatırlamaları istenmiştir. İki gruptaki katılımcılar da kendilerine verilen arzu edilen karakter tipine uygun olan anılarını daha fazla ve daha çabuk hatırlamıştır.[41]

Ruh hâlinde değişiklikler de bellek erişimini etkileyebilir.[42][43] Bir deneyde katılımcılara O. J. Simpson'un cinayetten suçsuz bulunduğunu ilk öğrendiklerinde ne hissettiklerini değerlendirmeleri istenmiştir.[42] Katılımcılar ruh hâllerini ve mahkemenin verdiği karara olan güvenlerini olaydan bir hafta, iki ay ve bir yıl sonra tanımlamışlardır. Alınan sonuçlar katılımcıların Simpson'un suçu ya da suçsuzluğu ile ilgili değerlendirmelerinin zaman içinde değiştiğini göstermektedir. Katılımcıların mahkeme kararı hakkındaki görüşleri ne kadar çok değiştiyse kararı öğrendikleri ilk zaman hissettiklerine ait anıları o kadar daha az tutarlıydı. Katılımcılar iki ay ya da bir yıl sonra ilk duygusal tepkilerini hatırlamaları istendiğinde bunları o anki duygusal tepkileri neyse ona yakın olarak tanımlamışlardır. İnsanlar tartışmalı konular üzerine olan fikirlerini tartışırken önemli ölçüde olayları "kendilerine göre" yargılama davranışı göstermektedir.[25] Bellekten erişilen anılar ve yaşananların yeniden hatırlanması değişen ruh hâllerine göre değişiklik gösterir.

Kişilerin "kendilerine göre" olan yargılama davranışının hatırlamanın doğruluğunu etkilediği de deneylerle gösterilmiştir.[43] Yapılan bir deneyde dul kalan kişilerden, eşlerinin ölümünden altı ay ve beş yıl sonra hissettikleri ıstırap duygusunu değerlendirmeleri istenmiştir. Katılımcılar altı ay sonra yaptıkları değerlendirmede beş yıl sonra yaptıklarına göre daha büyük bir ıstırap duygusu hissettiklerini söylemişlerdir. Ancak beş yıl sonra katılımcılara eşlerinin ölümünden altı ay sonra nasıl hissettikleri sorulduğunda ise hatırladıkları ıstırap duygusunun şiddeti o anda hissettikleri ıstırap duygusunun şiddeti ile yüksek korelasyona sahip olduğu görülmüştür. Bireylerin o an içinde oldukları ruh hâli ile geçmişte nasıl hissetmiş olduklarını analiz ettikleri görülmektedir.[42] Duygusal anılar güncel ruh hâli ile yeniden oluşturulmaktadır.

Bir başka deneyde de seçici belleğin duyular dışı algılama ya da altıncı his üzerine olan inancı nasıl sürdürdüğü gösterilmiştir.[44] Duyular dışı algılamaya inananlar ve inanmayanlardan olan katılımcılara altıncı his deneyleri hakkında tanımlamalar gösterilmiştir. Grubun yarısına deneylerin duyular dışı algılamayı desteklediği diğer yarısına da desteklemediği söylenmiştir. Daha sonra yapılan bir testte duyular dışı algılamaya inanan ama bunun olmadığına dair kanıtları okuyan katılımcılar haricindekiler verilen bilgileri hatırlamışlardır. Bu grup önemli ölçüde az bilgi hatırlamalarının yanı sıra bazıları da bilgilerin duyular dışı algılamayı desteklediği yönünde olarak yanlış hatırlamıştır.[44]

İlgili etkiler[değiştir | kaynağı değiştir]

Görüş kutuplaşması[değiştir | kaynağı değiştir]

Karşıt görüşlere sahip kişiler yeni bilgiyi önyargılı olarak yorumladıklarında görüşleri birbirlerinden daha da uzaklaşabilir. Buna "tavır kutuplaşması" denir.[45] Bu etki deneklerin iki içi görülmeyen torbadan bir dizi kırmızı ya da siyah top çekmelerinden oluşan bir deneyle gösterilmiştir. Katılımcılar bir torbanın %60 siyah ve %40 kırmızı top, diğer torbanın da %40 siyah ve %60 kırmızı top içerdiğini bilmektedirler. Deneyi yapanlar arka arkaya farklı renkte topların çekildiğinde yani hangi torbanın olduğunun anlaşılamadığı durumda ne olduğunu incelediler. Bir gruptaki katılımcıya, her top çekildikten sonra torbanın hangisi olduğu olasılığına dair yargılarını yüksek sesle söylemeleri istenmiştir. Bu katılımcılar, başta torbanın %60 siyah top ya da %60 kırmızı top içerdiğinin daha muhtemel olduğu düşünmelerinden bağımsız olarak, yargılarına uyan her başarılı top çekişten sonra kendilerine güveni ve olasılığa yönelik tahmin başarıları artmıştır. Diğer katılımcılar ise her top çekişinden sonra değil, bir dizi top çekildikten sonra hangi torba olması olasılığına yönelik soru sorulmuştur. Bu katılımcılar kutuplaşma etkisini göstermemiş olması bu etkinin insanların yalnızca karşıt görüşlere sahip olduklarında değil ancak bunlara açık olarak bağlandıklarını gösterdiklerinde ortaya çıktığını önermektedir.[46]

Daha az soyut bir çalışma Stanford Üniversitesi'nde idam cezası hakkında kesin görüşleri olan deneklerin katıldığı ve deney sırasında bu konuda karşıt deneysel kanıtları okudukları peşin hükümle yorumlama deneyidir.[28][29] Katılımcıların %23'ü görüşlerinin daha da keskinleştiğini ifade etmişler ve bu bildirilen kayma ilk görüşleri ile oldukça güçlü bir korelasyona sahiptir.[28] Daha sonra yapılan deneylerde de katılımcılar iki anlamlı bilgiler karşısınde görüşlerinin daha da keskinleştiğini bildirmişlerdir. Ancak yeni kanıt sunulmadan önce ve sonra olan tavırları karşılaştırıldığında önemli bir değişiklik görülmemesi, kişilerin bildirdikleri bu değişikliğin gerçek olmayabileceğini önerir.[31][45][47] Bu deneyler ışığında Deanna Kuhn ve Joseph Lao, kutuplaşmanın gerçek ama yalnızca çok az durumda ortaya çıkan ve kaçınılmaz olmayan bir fenomen olduğu sonucuna vardılar. Bulguları kutuplaşmanın yalnızca karşıt kanıtları değerlendirmeyle değil aynı zamanda yalnızca konu hakkında düşünmekle bir olduğu yönündedir.[45]

Charles Taber ve Milton Lodge ise Stanford ekibinin deney sonuçlarını tekrarlamanın zor olduğunu çünki sonraki deneylerdeki konuların duygusal bir tepki oluşturmak için ya çok soyut ya da çok kafa karıştırıcı tasarlandığını ileri sürmüşlerdir. Taber ve Lodge'un araştırmasında bireysel silahlanma ve pozitif ayrımcılık gibi duygusal yaklaşılan konular kullanılmıştır.[31] Bu deneye katılanların tavırları tartışmalı konuların karşıt taraflarının görüşlerinin okunmasından önce ve sonra ölçülmüştür. Önceden çok keskin görüşlere sahip olanlar ile siyasi bilgisi olanların oluşturduğu iki grup katılımcı bu konular hakkında tavır kutuplaşması sergilemişlerdir. Bu çalışmanın bir bölümünde katılımcıların okuyacakları bilgi kaynaklarını hazırlanan bir listeden seçmesi istenmiştir. Örneğin bireysel silahlanma üzerine isterlerse bunu destekleyen ABD'nin "National Rifle Association" (Ulusal Tüfek Derneği) adlı sivil toplum örgütüne ait kaynakları ya da buna karşı çıkan ABD'nin "Brady Campaign" adlı sivil toplum örgütüne ait kaynakları okumak için seçebilmekteydiler. Tarafsız davranmaları söylenmelerine rağmen katılımcılar konu hakkındaki varolan görüşlerini destekleyen kaynakları desteklemeyenlere nazaran okumak için daha büyük eğilim göstermişlerdir. Bu peşin hükümle bilgi arama tavır kutuplaşması ile iyi bir korelasyon göstermiştir.[31]

Geri tepme etkisi, inançlarına karşıt kanıtlar sunulduğunda insanların bunları reddedederek inançlarına eskisinden daha da fazla bağlanmalarıdır.[48][49] Bu tanımlama ilk olarak Brendan Nyhan ve Jason Reifler tarafından terim olarak kullanılmıştır.[50]

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

Notlar[değiştir | kaynağı değiştir]

  1. ^ Tuchman bir hükûmetin izlediği politikaları haklı çıkarmak sürecinde görülen bir çeşit doğrulama önyargısını tanımlamıştır: "Bir politika kabul edilip uygulandığında, sonradan vukubulan tüm eylemler bu politikayı haklı çıkarma çabası hâline gelir.[4] ABD'yi Vietnam'da savaşın içine çeken ve başından beri bu savaşın kaybedileceğine dair sayısız kanıtlar bulunmasına rağmen ABD Ordusunu 16 yıl boyunca bu savaşın içinde tutan politikanın tartışılması bağlamında Tuchman şu fikirlerinde ısrar eder:

    Özaldatının kaynağı olan kalın kafalılık hükûmette dikkat çekici şekilde önemli bir rol oynar. Bu bir durumun değerlendirilmesi sırasında karşıt belirtilerin görmezlikten gelinmesi ya da reddedilmesi ile birlikte önceden tasarlanmış sabit fikirler temelinde yapılmasıdır. Gerçeklere değil temennilere göre hareket etmektir. Tüm hükümdarların en kalın kafalısı olan İspanyol kralı II. Felipe'nin bir tarihçi tarafından şu tanımlamasıyla özetlenebilir: "[Hiç bir zaman] politikasının başarısız olma deneyimi doğal mükemmeliyeti üzerine olan inancını yıkamazdı."[5]

    Tuchman, budalalığın "karşı kanıtlara rağmen sabit bir kavram üzerinde ısrar" olarak belirtilebilen bir çeşit özaldatı olduğunu ileri sürmektedir.[6]

  2. ^ "Özümseme önyargısı", kanıtların yanlı olarak yorumlanması için kullanılan bir başka terimdir.[9]

Özel[değiştir | kaynağı değiştir]

  1. ^ Plous 1993, s. 233.
  2. ^ Nickerson 1998.
  3. ^ Tuchman 1984.
  4. ^ Tuchman 1984, s. 245.
  5. ^ Tuchman 1984, s. 7.
  6. ^ Tuchman 1984, s. 209.
  7. ^ Darley & Gross 2000, s. 212.
  8. ^ Risen & Gilovich 2007.
  9. ^ Risen & Gilovich 2007, s. 113.
  10. ^ Zweig, Jason (19 Kasım 2009). "How to Ignore the Yes-Man in Your Head". Wall Street Journal (Dow Jones & Company). http://online.wsj.com/article/SB10001424052748703811604574533680037778184.html. Erişim tarihi: 2010-06-13. 
  11. ^ Nickerson 1998, s. 177–78.
  12. ^ a b c Kunda 1999, s. 112–15.
  13. ^ a b Baron 2000, s. 162-164.
  14. ^ Kida 2006, s. 162–165.
  15. ^ Devine, Hirt & Gehrke 1990.
  16. ^ Trope & Bassok 1982.
  17. ^ Klayman & Ha 1987.
  18. ^ a b Oswald & Grosjean 2004, s. 82–83.
  19. ^ Kunda et al. 1993.
  20. ^ a b Shafir 1993.
  21. ^ Snyder & Swann, Jr. 1978.
  22. ^ a b Kunda 1999, s. 117-118.
  23. ^ a b Albarracin & Mitchell 2004.
  24. ^ a b Fischer et al. 2010.
  25. ^ a b c Stanovich, West & Toplak 2013.
  26. ^ a b Mynatt, Doherty & Tweney 1978.
  27. ^ Kida 2006, s. 157.
  28. ^ a b c d e f g Lord, Ross & Lepper 1979.
  29. ^ a b c Baron 2000, s. 210-202.
  30. ^ Vyse 1997, s. 122.
  31. ^ a b c d Taber & Lodge 2006.
  32. ^ Westen et al. Hamann, s. 1948.
  33. ^ Westen et al. Hamann, s. 1951.
  34. ^ Westen et al. Hamann, s. 1956.
  35. ^ Gadenne & Oswald 1986.
  36. ^ Hastie & Park 2005, s. 394.
  37. ^ a b c Oswald & Grosjean 2004, s. 88–89.
  38. ^ Stangor & McMillan 1992.
  39. ^ a b Snyder & Cantor 1979.
  40. ^ Kunda 1999, s. 225–32.
  41. ^ Sanitioso, Kunda & Fong 1990.
  42. ^ a b c Levine et al. Laulhere.
  43. ^ a b Safer, Bonanno & Field 2001.
  44. ^ a b Russell & Jones 1980.
  45. ^ a b c Kuhn & Lao 1996.
  46. ^ Baron 2000, s. 201.
  47. ^ Miller et al. 1993.
  48. ^ "backfire effect". The Skeptic's Dictionary. http://www.skepdic.com/backfireeffect.html. Erişim tarihi: 26 Nisan 2012. 
  49. ^ Silverman, Craig (2011-06-17). "The Backfire Effect". Columbia Journalism Review. http://www.cjr.org/behind_the_news/the_backfire_effect.php?page=all. Erişim tarihi: 2012-05-01. "When your deepest convictions are challenged by contradictory evidence, your beliefs get stronger." 
  50. ^ Nyhan & Reifler 2010.

Genel[değiştir | kaynağı değiştir]