Tartışma:İnsan evriminin fosil listesi

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Kriterler.[kaynağı değiştir]

Evrim eğer ki değişim anlaminda kullaniliyorsa tabikide tabiatta ve canlilarda değişim vardir, türlerin hayatta kalabilmesi için gereklidir de. Lakin bunun gibi mikroevrimlerle Makro, yani tür üstü evrimi birbirine kariştirmayalim. çünkü makroevrime dair kriterler vardir, en basit örnekle başlarsak, Mesela balıktan kurbağa hasıl edilmişse, ilk etapta kurbağaya benzerliğin yüzde 10, daha sonra yüzde 20, yüzde 30 vs. şeklinde olması beklenir. Bu du­rumda, Meselâ balıkla kurbağa arasında pek çok ara (geçiş) form bu­lunmalıdir. Her organizma için en az birkaç ara formun mevcut olabileceği dikkate alınırsa, bu görüşün doğruluğu hâlinde, yeryüzündeki bitki ve hayvan türünün birkaç katı, yani milyonlarca fosil ara form ­olmalıdır. Hâlbuki bu manada ileriye sürülen materyal yok denecek kadar azdır ve üstelik onların bugünkü pozisyonu da tartışmalıdır.

Beklenen ara tür fosillerinin yokluğunu gören Niles Eldredge, Stephen Jay Gould, Otto Schindewolf ve Richard Goldschmidt gibi meşhur Neo-Darwinciler (aralarında görüş farkları olsa da) “sıçramalı evrim” kuramını ortaya attılar. Fosillerde iddia edilen evrim ağacının sadece uc dallanmalarina dair veri olup geri kalanın sadece hayali varsayım olması, fosillerde bu konuda hiçbir kanıt olmamasının fosil bilim uzmanları tarafından dile getirilmesine ve bu yüzdende siçramali evrim kuraminin ortaya atilmasina rağmen topluma evrimi anlatanlar tarafından bu gerçeğin tam aksi iddia edilip yalan söyleyerek takipçilerinin aptal yerine konulması çok aci bir gerçek olarak karşimiza çikiyor.

Bütün canlı türleri bir anda yaratılmamıştır. Tedrici bir yaratılış sırası, yani türlerin dünya üzerinde görünmesi ile ilgili bir zaman akışı vardır. Bu sıralamada bakterilerin ilk yaratılanlar arasında olduğunu söyleyebiliriz. Bunun sebebi bakterilerin basit olmalarından değil, kendilerinden sonra yaratılacak türlerin dünyada yaşayabilmeleri için uygun ortam şartlarının sağlanmasında görevli olduklarındandır. Mesela, havadaki azot gazını yakalayıp toprağa veren azot bakterilerinden önce bitkiler yaratılmış olsaydı, bitkiler yaşayamazdı. Çünkü toprakta azot olmayınca bitkiler açlıktan öleceklerdi. Oysa azot bakterilerine bitkilerin yapamayacağı bir görev verilmişti. Havanın azotunu yakalayıp toprağa verme görevi. Böylece toprak azotça zenginleşmiş ve bitkilerin yaşamasına elverişli hale gelmiş oluyordu.

Bu sıralamaya göre dünyada en son yaratılan türün insan olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü insanın yaşayabilmesi için diğer canlı türlerinin oluşturduğu tam bir ekosisteme ihtiyaç vardır. İnsan olmadan diğer canlılar yaşayabilir. Ancak diğer canlılar olmadan insan yaşayamaz. Kabaca bakterilerden sonra bitkilerin, sonra ot yiyen hayvanların ve sonra da et yiyen hayvanların yaratılmış olduklarını söyleyebiliriz. Dünyadaki besin zinciri böyle bir yaratılış sırasını gerektirir.

Makroevrimi savunanlar, mutasyonlar yoluyla genetik çeşitlilik oluşacağını, doğal seleksiyonla da bunların uygun olanlarının seçilip eleneceğini, yavaş yavaş biriken ve elenen mutasyonların uzun zaman içerisinde tür üstü değişimleri ortaya çıkaracağını iddia ederler. Bilhassa doğal seleksiyon, adaptasyon ve genetik sürüklenme ve benzeri mekanizmaların tür üstü makroevrimsel süreçler oluşturabileceğinden umudunu kesen bilim insanları, bütün ümitlerini mutasyonlara bağlamış ve bu konuya aşırı vurguda bulunmuşlardır.

Ne var ki hiçbir akıl, şuur, plan ve hedeften söz edemeyeceğimiz, DNA’nın bölünmesi esnasında rastlantısal gerçekleşen ve büyük çoğunluğu itibarıyla zararlı ve öldürücü olan mutasyonları, makroevrim iddiası için elverişli bir mekanizma kabul etme de makroevrim iddiasını savunan nonteistlerin zorlama tevil ve yorumlarından bir diğeridir.

Şimdiye kadar mutasyon neticesinde milyonlarca kez bozuk, kusurlu ve hastalıklı organ ve yapılar görülmüş olsa da sağlıklı ve işlevsel organ ve yapılar müşahede edilmemiştir. Gerçekten de X-ışınlarıyla mutasyon hızı 15 bin kat artırılarak uzun yıllar boyunca Drosophila melanogaster ismi verilen meyve sineği üzerinde yapılan deneyler de başarısızlıkla sonuçlanmış, başka tür bir sinek elde edilemediği gibi var olanlarda da anormallikler ve sakatlıklar oluşmuştur.

Nitekim Gordon Taylor şöyle yazmıştır: “Altmış senedir dünyanın dört bir yanındaki genetikçiler evrimi ispatlamak için meyve sinekleri yetiştiriyorlar. Ama halen bir türün hatta tek bir enzimin bile ortaya çıkışını gözlemlemiş değiller” (Taylor, The Great Evolution Mystery, s. 48). (20)

Mikroevrimlerin birikmesiyle iddia edilen çapta makroevrimler gerçekleşmiş olması hiçbir şekilde gözlemlenmemiş hayali bir varsayımdır. Oysaki iki sölekant türünde mikroevrimler şempanze ile insandan daha fazla birikmiş, genetik olarak iki sölekant türü birbirinden insan ile şempanzenin genetik farklılığındam daha fazla uzaklaşmış ama bu ölçüde mikroevrim birikimi dahi makroevrimi netice vermemiştir. Yine bakteriler 20 dakikada yeni nesil veriyor. Buna rağmen onlarca yıldır laboratuvarda bakterilerin genetik yapıları değiştirilip mikroevrim biriktirilmesine rağmen iddia edilen çapta makroevrim olmuyor. Mikroevrimlerin birikerek iddia edilen çapta makroevrimi netice vermediğini gösteren bu kadar çok deney ve gözlem varken iddia edilen çapta makroevrimi netice veren tek bir deney ve gözlem mevcut değildir.


Ben Insan varlığının meydana gelişinin evrim teorisindeki gibi olduğu kabul edilse bile; insanın ne zaman ve nasıl ve hangi saiklerle "Erkek" ve "Kadın" olarak ayrıldığının, dahası erkek ve kadının gerek biyolojik gerekse duygusal olarak birbirine ihtiyacının nasıl ne zaman hangi ortamlarda geliştiğinin, hatta erkek cinsel organının, dişi cinsel organı ile bıraksın duygusallığı, sadece ve sadece şekil olarak bile nasıl bir uyum içinde olduğunun açıklanabileceğini sanmıyorum. Atsyz. (mesaj) 18.45, 21 Temmuz 2021 (UTC)