Kullanıcı:Trwyr Tywyllwch/Siyaset

Vikipedi, özgür ansiklopedi

İngiltere siyasi tarihi[değiştir | kaynağı değiştir]

3.5. Başbakanlık kurumunun doğuşu ve demokratikleşme (1688-1945)

"Başbakan" makamının ortaya çıktığı 1735 yılı öncesinde, 1701 yılında kabul edilen İngilizceAct of Settlement adlı kanun ile daha öncesinde kralın emrinde olan, dönemin yürütme organı niteliğinde olan İngilizcePrivy Council Parlamentonun denetimine alınmıştır. 1707 yılında İngiltere ve İskoçya Parlamentoları birleşmiş ve Büyük Britanya Birleşik Krallığı kurulmuştur. 1714'te son Stuart Kraliçesi Anne ölmüş ve Whig 'lerin desteği ile I. George'un kral olmasıyla Hannover Hanedanı başlamıştır.

İngiliz siyasetine ve asillerine oldukça yabancı olan Hannover Hanedanı döneminde, kralın yürütmeye dair son gerçek yetkileri de kademe kademe yok olmuştur. I. George, İngilizce bilmemesi ve İngiltere'den çok memleketi Hannover ile ilgilenmesi sebebiyle kabinenin başına bir Whig olan Sir Robert Walpole'u atamıştır. Kabineyi kral adına yöneten Walpole İngiliz tarihinin ilk Başbakanı olmuştur. Walpole aynı zamanda 21 yıl ile bu makamı en uzun süre işgal eden Başbakan olmuştur. I. George'dan iki sonraki kral olan II. George zamanında Başbakanın Avam Kamarasındaki en büyük partinin lideri olması ve Başbakanın yalnız Avam Kamarasına karşı sorumlu olması geleneği başlamıştır. 30

Söz konusu değişimle yürütme tamamen kralın kontrolünden çıkmış ve son haddine kadar Parlamento içerisinden çıkan hükümetin kontrolüne geçmiştir. Söz konusu durumun net bir şekilde oraya çıktığı 1735 yılında, Whig 'lerin Parlamento çoğunluğunu oluşturarak iktidar partisi konumunda Başbakanı ve kabineyi kendi arasından çıkardığı, Tory'lerin ise iktidar alternatifi olarak muhalefeti oluşturduğu, devlet başkanının ise yalnızca sembolik yetkilere sahip olduğu parlamenter sistemin tam olarak oluştuğu söylenebilir. Bununla birlikte söz konusu sistem özünde demokratik olmaktan çok halen aristokrasinin ve burjuvazinin kontrolünde oligarşik niteliktedir. Sistemin demokratikleşmesi 1800 ve 1900'lü yıllarda işçi hareketleri ve İşçi Partisinin ortaya çıkışı ve güçlenmesi ile mümkün olmuştur.

1756-1763 yılları arasında Fransa ile Yedi Yıl Savaşları yapılmış ve Fransızların Kanada'daki toprakları İngiltere kontrolüne geçmiştir. 1783'te Amerikan Devrimi, İngiliz yenilgisi ile sonuçlanmış, Amerika Birleşik Devletleri kurulmuştur. 1793'te Napolyon Savaşları başlamış, 1815'te İngiliz zaferi ile son bulmuştur. 1801'de Birleşme Kanunu (İngilizceAct of Union) ile İngiltere, İrlanda'yı da resmen topraklarına katmış ve "Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Krallığı" kurulmuştur. 1835 yılında Hükümetin Parlamentodan güvenoyu alması zorunluluğu getirilmiştir.

Oy hakkı olmayan erkekler ile kadınların uzun mücadeleleri sonunda 1832, 1867, 1884, 1918, 1929 ve 1948'de tedricen oy hakkı önce erkekler ve sonra da kadınlar için genişletilerek 21 yaşın üzerindeki kadın-erkek herkese eşit oy hakkı tanınmıştır. 1969 yılında ise seçme yaşı 18'e indirilmiştir.

1900 yılında daha sonra İşçi Partisine dönüşecek olan İşçi Temsilcileri Komitesi (İngilizceLabour Representation Committee) kurulmuştur. 1911'de Lordlar Kamarasının yetkileri büyük ölçüde sınırlanmıştır. 1914-1918 arasında gerçekleşen I. Dünya Savaşı'nda İngiltere kazanan İtilaf Devletleri arasında yer almıştır. 1922 yılında İrlanda Cumhuriyeti, Birleşik Krallıktan ayrılarak bağımsız bir devlet haline gelmiştir. 1924 yılında İşçi Partisi ilk kez iktidara gelmiştir. 1931 yılında (İngilizceThe Statute of Westminster) isimli bir yasa ile İngiliz sömürge imparatorluğu resmen dağıtılmış; Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi çoğunluğu beyaz olan dominyonlar bağımsız birer devlet olmuştur. Söz konusu devletlerle işbirliğine dayalı zayıf bir birliktelik olan İngiliz Uluslar Topluluğu (İngilizceBritish Commonwealth of Nations) kurulmuştur.

İngiltere'de 1930'lu yıllara 1929 ekonomik krizi ile Almanya, Japonya ve İtalya'nın saldırgan tutumlarına karşı başarısız olan dış politika damgasını vurmuştur. Özellikle Almanlara karşı uygulanan ve Adolf Hitler'e istediklerini vererek onun yatışacağı ve yeni bir büyük savaşın engellenebileceğinin umulduğu "Yatıştırma Politikası" (İngilizceappeasement policy) tam bir başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Söz konusu başarısızlığın sahibi olarak Muhafazakâr Parti lideri ve Başbakan Neville Chamberlain 1940 yılında istifa etmiştir. Sonrasında I. Dünya Savaşı'nda donanma bakanı olarak görev yapan ve Hitler'e karşı daima agresif bir politika izlenmesini savunan Winston Churchill önce İşçi Partisi ile kurulan "Ulusal Birlik Hükümeti"nin Başbakanı olmuş, sonrasında ise Muhafazakâr Parti başkanlığına gelmiştir. 1939-1945 yılları arasında İkinci Dünya Savaşı yapılmış, savaşta önemli miktarda insani ve maddi kayıp yaşayan İngiltere yine de galip devletlerden birisi olmayı başararak yeni kurulan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin beş daimi ülkesinden birisi olmuştur.

1945-2016 yılları arasında İngiltere'ye ilişkin veya İngiltere'yi etkileyen en önemli tarihi gelişmeler; II. Dünya Savaşı'nın yaralarının sarılması, refah devleti oluşumu, Soğuk Savaşın başlaması, Kore ve Savaşı Savaşları ile Soğuk Savaşın zaman zaman sıcak savaşa dönüşmesi, Süveyş Krizi ile inisiyatif alan İngiliz dış politikasının sona ermesi (1956), sömürgelerin bağımsızlığını kazanması ve imparatorluğun tasfiye olması (İngilizcedecolonization) ile bunun dolaylı sonucu olan sömürgelerden adaya göçün başlaması ve İngiltere'nin çok kültürlü bir yapıya kavuşması, Kuzey İrlanda sorununun ortaya çıkması (1969), İskoçya ve Galler'de ayrılıkçı hareketlerin başlaması, Avrupa Ortak Pazarının kurulması ve İngiltere'nin AB üyeliği (1973), OPEC petrol krizi, Arjantin ile yapılan Falkland Savaşı (1982), Soğuk Savaşın sona ermesi (1990), I. ve II. Irak Savaşları (1991, 2003), Kuzey İrlanda sorununa ilişkin çözüm süreci (1998), Kuzey İrlanda, İskoçya ve Galler'e ilişkin yetki devri (İngilizcedevolution) (1998-1999), Küresel Finans Krizi (2008) ve İngiltere'nin yapılan referandum sonucunda AB'den çıkma kararı alması (2016) olarak sıralanabilir. İngiliz parlamenter sisteminin bu dönemdeki evrimi için ise Parlamento seçimlerine ve bunun sonucunda oluşan hükümetlere bakmakta yarar vardır.

Modern İngiltere ve Güncel Anayasal Reformlar (1945-2016)[değiştir | kaynağı değiştir]

1935 yılında yapılan son seçimler savaş koşulları nedeniyle yenilenememiş ve 1945 yılına kadar 1935 seçimleri ile oluşan Parlamento görev yapmıştır. 1945 seçimleri İngiliz ve belki de dünya parlamenter sistem tarihinde çok önemli olan bir seçim olmuştur; zira akla gelebilecek makul senaryo olan savaş kahramanı mevcut Başbakan Churchill'in Muhafazakâr Partisi'nin seçimlerden zaferle çıkmasıdır. Ancak İngiliz seçmeni aksine savaş sırasında büyük bir güç kazanan Churchill'in daha da güçlenerek tek adam yönetimine gitmesini istememiş ve tercihini İşçi Partisi'nden yana kullanmıştır.

1945-1951 yılları arasındaki Clement Attlee'nin Başbakanlığı yürüttüğü İşçi Partisi Hükümeti döneminde yoksul kitleler için ev yapımı, yiyecek yardımı, ücretsiz sağlık hizmeti, pek çok sektörün devletleştirilmesi ve devlet eliyle istihdam yaratımı gibi unsurları ile refah devleti (İngilizcewelfare state) kurulmuştur.

Söz konusu seçimler neticesinde İşçi Partisi 393 milletvekili kazanırken Muhafazakâr Parti yalnızca 197 milletvekili çıkarabilmiştir.

1950 yılındaki seçimlerden de galip çıkan İşçi Partisi, 1951 yılında sandalye sayısını daha da artırmak amacıyla erken seçim kararı almıştır. İşçi Partisi 1951 seçimlerinde her ne kadar oyunu %2,7 artırmışsa da artan oy İşçi Partisinin elindeki bölgelerden olmuş ve diğer bölgelerden oy kaybettiği için İşçi Partisi 20 sandalye kaybetmiş ve iktidara Churchill önderliğindeki Muhafazakâr Parti gelmiştir.

1951 yılından 1964 yılına değin Muhafazakâr Parti iktidarda kalmış ve sırasıyla Winston Churchill (1951-1955), Anthony Eden (1955-1957), Harold Macmillan (1957-1963) ve Alec Douglas-Home (19631964) Başbakanlık yapmıştır. Muhafazakâr Partinin uzun süre iktidarda kalmasının en büyük sebebi olarak bu dönemdeki hızlı ekonomik büyüme gösterilmektedir. Ancak söz konusu ekonomik büyümenin Muhafazakâr Partinin ya da İngiltere'nin bir başarısı olmaktan çok bu dönemdeki uygun konjonktür nedeniyle olduğu söylenebilir.

1955 yılında Churchill, sağlık sorunları nedeniyle yönetimi Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Anthony Eden'a bırakmıştır. İngiltere'nin son kez kendi inisiyatifiyle uluslararası bir müdahalede bulunduğu, ABD'den gelen baskı üzerinde geri adım atmak zorunda kaldığı ve büyük prestij kaybettiği Süveyş Krizi, Eden'ın popülaritesini kaybetmesine yol açmıştır. Eden 1957 yılında istifa ederek görevi Harold Macmillan'a devretmiştir. 1963 yılında değin hızlı ekonomik büyüme nedeniyle büyük ölçüde sorunsuz şekilde Başbakanlık yapan Macmillan, sağlık sorunları nedeniyle görevi Lordlar Kamarasından Douglas Home'a bırakmıştır. Başbakan olmak amacıyla Lordlar Kamarasından ayrıldıktan sonra yapılan bir ara seçimle Avam Kamarasına giren Home'un elitist aristokratik kişiliği İşçi Partisinin 1964 seçimlerindeki temel propaganda temasını oluşturmuştur.

Harold Wilson liderliğinde 1964 seçimlerini kazanan İşçi Partisi 1970 yılına kadar iktidarını sürdürmüştür. Bu dönemde İşçi Partisi sosyal devlet anlayışından çok teknolojik ve yeniliklerle özdeşleşme yönünde politika izlemiş ve sendikaları desteklemek yerine sendikaların gücünü azaltacak şekilde hareket etmiştir. 1970 yılına gelindiğinde yeterince iyi gitmeyen ekonomi İşçi Partisinin seçimleri kaybetmesine sebep olmuştur.

1970-1974 yılları arasında görev yapan Başbakan Edward Heath, kendisinden önceki Muhafazakâr Parti liderlerinden farklı olarak mütevazi bir aileden gelen ve yetenekleri ile yükselen bir insan profili çizmiş ve liyakata dayalı bir yönetim anlayışını benimseyen muhafazakarlık (meritocratic conservatism) anlayışını getirmiştir. Oldukça özverili ve çalışkan bir Başbakan olmasına karşın Heath, dönemin ekonomik konjonktürünün olumsuz etkilerini yok etmeyi başaramamış ve 1974 seçimlerini kaybetmiştir.

1974-1976 yıllarında Wilson, tekrar Başbakanlık koltuğuna gelmiş ancak sağlık sorunları nedeniyle görevini James Callaghan'a bırakmıştır. Bozulan ekonomi ve giderek sıklaşan grevler nedeni ile oy kaybeden İşçi Partisi 1979 seçimlerini kaybederek iktidarı Margaret Thatcher liderliğindeki Muhafazakâr Partiye bırakmıştır.

Thatcher dönemine özellikle refah devletinin tasfiyesi ve neoliberal politikalar damgasını vurmuştur. Thatcher, Heath'e benzer şekilde üst sınıflardan çok liyakata dayalı bir yönetim anlayışını benimseyen orta sınıf muhafazakârlık anlayışına göre bir imaj çizmiştir. 1982 yılında Arjantin'in Falkland adalarını işgali üzerine başlayan Falkland Savaşının İngiliz galibiyeti ile sonuçlanması ve bunun üzerine Arjantin'deki askeri yönetimin yerini demokratik yönetime bırakması Thatcher'ın popülaritesini önemli miktarda artırmıştır. Yıllar geçtikçe Thatcher'ın politikaları artan şekilde toplumu kutuplaştıran otoriter bir hal almaya başlamıştır. Önce sol gruplar, sonrasında İskoç, İrlanda ve Galler milliyetçileri daha sonra ise çeşitli kiliseler kimi benzer kimi farklı gerekçelerle Thatcher'a karşı büyük bir nefret besler hale gelmiştir. 1990 yılında Thatcher, seçmeni içerisindeki popülerliği devam etmesine karşın partisi tarafından istifaya zorlanarak görevinden ayrılmak zorunda kalmıştır.

Thatcher'ın istifasının ardından John Major, Muhafazakâr Partinin başına geçmiş ve Başbakan olmuştur. Major, 1992'de seçimlerden galip çıkmıştır. Bu seçimlerde Muhafazakâr Partinin oyları yalnızca %0,3 azalırken seçim sisteminin sonucu olarak Avam Kamarasındaki sandalye sayısı 376'dan 336'ya düşmüştür. 1992-1997 yılları arasında İngiliz ekonomisinin sürekli resesyonda olması 1997 yılındaki seçimlerde İşçi Partisinin oyunu büyük oranda artırarak iktidar olmasını sağlamıştır.

1997 yılındaki seçimlerde 418 milletvekili ile ezici bir çoğunlukla iktidar olan Tony Blair, kapsamlı bir reform sürecine girmiş ve İngiliz anayasal sisteminde önemli değişikliklere gitmiştir. 1997 yılında yetki devri (İngilizcedevolution) adı verilen süreç başlatılmış ve bu doğrultuda İskoçya ve Galler'in kendi ulusal Parlamentolarını kurmalarına izin verilmiştir. 1998 yılında Kuzey İrlanda'da IRA ve ayrılıkçı parti Sinn Fein ile sürdürülen barış süreci sonuç vermiş ve İyi Cuma Anlaşması (İngilizceGood Friday Agreement) imzalanmıştır. 1998 yılında çıkarılan ve 1999 yılında yürürlüğe giren İnsan Hakları Kanunu (İngilizceHuman Rights Act) ile AB'nin insan haklarına ilişkin normları İngiliz hukukunun bir parçası haline getirilmiştir. 1999 yılında Lordlar Kamarası reforme edilmiş ve daha demokratik bir yapıya getirilmiştir. Son olarak 2005 yılında çıkarılan Anayasal Reform Kanunu (İngilizceConstitutional Reform Act) ile Yüce Mahkeme (İngilizceSupreme Court) kurulmuş ve Lordlar Kamarasının yargıya 44 ilişkin yetkileri kaldırılmıştır. 2005 yılından itibaren Parti içerisindeki popülerliği düşmeye başlayan Blair, 2007 yılında kendi isteği ile görevinden ayrılmıştır.

2007 yılında Blair yerine göreve gelen Gordon Brown 2010 yılına kadar İşçi Partisi Başkanlığı ve Başbakanlık görevlerini yerine getirmiş, 2010 yılı seçimlerinde İşçi Partisinin Avam Kamarasında çoğunluğu kaybetmesi ile partideki görevinden ve Başbakanlıktan istifa etmiştir.

2010 yılı seçimlerinde II. Dünya Savaşından beri ilk kez olmak üzere hiçbir parti Avam Kamarasında çoğunluğu sağlayamamış ve seçimlerde 306 ile en çok sandalye çıkarmış olan Muhafazakâr Parti, 57 sandalyeye sahip olan Liberal Demokrat Parti ile birlikte koalisyon kurmuş ve 2015 seçimlerine değin ülke koalisyon hükümeti ile yönetilmiştir. 2015 seçimlerinde ise yine bir koalisyon beklenmekte iken Muhafazakâr Parti 331 sandalye çıkararak tek başına iktidar olmayı başarmıştır. 2016 yılında yapılan referandum ile AB'den çıkma kararının alınmasın ardından ise referandumda AB'de kalınmasını savunan Başbakan David Cameron istifa ederek yerini Theresa May'e bırakmıştır.

İngiliz anayasal sisteminde yazılı ve ismi anayasa olan bir metin bulunmamaktadır. Bunun yerine yazılı bir anayasaymışçasına saygı duyulan kanun ve gelenekler bütünü bulunmaktadır.

Anayasal organlar[değiştir | kaynağı değiştir]

İngiltere'de güçler ayrılığı ilkesi yerine "güçler kaynaşması" ilkesi 45 mevcuttur. Tartışmasız şekilde bir hukuk devleti olan İngiltere'de yargı, yargılama fonksiyonu itibarıyla elbette ki bağımsızdır ancak yasama ve yürütme birbirinden kesin çizgilerle ayrı değildir. Yargının kesin çizgilerle yasama ve yürütmeden ayrılması da 2005 yılındaki reformlardan sonra gerçekleşmiştir. Hükümet, yürütmeyi kontrol ettiği gibi, hükümet üyeleri aynı zamanda Parlamento çoğunluğunun en etkili isimleri olduğundan ve yasalar genellikle hükümet tasarıları şeklinde çıkarıldığından, büyük oranda yasamayı da kontrol etmektedir.

İngiliz sisteminde yasama, yürütme ve yargı eşit seviyede değildir. Egemenlik halka değil doğrudan Parlamentoya aittir. Parlamento, yani yasama teoride yürütme ve yargıdan daha üst konumdadır.

İngiliz sisteminde yasama organı Avam Kamarası ve Lordlar Kamarasından oluşan Parlamentosudur. Avam Kamarası tamamı seçimle gelen 650 üyeden oluşurken Lordlar Kamarası ise bir kısmı seçimle gelen bir kısmı ise çeşitli şekillerde atanan bugün itibarıyla yaklaşık 850 üyeye sahiptir. Üyelerin kürsü dokunulmazlığı dışında dokunulmazlıkları bulunmamaktadır. İki meclisten biri olan Avam Kamarası yasama açısından esas güç sahibidir. Hükümetin kurulması ve güvenoyu alması tamamen Avam Kamarasınca belirlenmektedir.

Yasama[değiştir | kaynağı değiştir]

Parlamento her yıl geleneksel olarak düzenlenen bir seremoni ve sonrasında Kraliçenin taht adına yaptığı bir konuşma ile açılmaktadır. Kraliçe konuşmasını Lordlar Kamarasında yapmaktadır; zira krallar ve lordlar Avam Kamarasına girememektedir. Kraliçe, konuşmasında "hükümetinin" takip edeceği politikaların ana hatlarından bahseder; ancak söz konusu konuşma kelimesi kelimesine Başbakan tarafından yazılmaktadır ve Kraliçe kişisel görüşleri ne olursa olsun bunu aynen okumak durumundadır.

Parlamentosu kağıt üstünde iki kamaralı olmasına karşın gücün gerçek merkezi Avam Kamarasıdır. Lordlar Kamarası, tamamıyla yetkisiz olmamakla birlikte uygulamada çoğunlukla sembolik ve yalnızca zaman zaman uyarı mahiyetinde faaliyetlerde bulunan bir organ niteliğindedir.

Parlamentosunda genel olarak milletvekilleri uzmanlaşmamaktadır. Bu nedenle ve yasaları hazırlamanın uygulamada hükümetin görevi olması yüzünden komisyonlar güçsüzdür.

İngiliz sisteminde Parlamentonun kendi idari yapısı dışında yalnızca üç kuruma atama yapma yetkisi bulunmaktadır. Söz konusu kurumlar Seçim Komisyonu, Genel Denetçi (Sayıştay) ve parlamenterlerin etik standartlarını belirleyen Parlamento Standartları Komisyonudur. Parlamento ayrıca Ombudsmanın kim olacağını belirlemektedir.

Avam Kamarasının görev süresi 5 yıldır. Herhangi bir sebeple üyelikte bir azalma durumunda ise her zaman ara seçime gidilebilmektedir. Avam Kamarasında toplantı yeter sayısı bulunmamaktadır. Karar yeter sayısı ise 40'tır. Karar yeter sayısına oturumu yöneten başkan ile oy sayıcı olan milletvekilleri dâhil edilmektedir. Karar yeter sayısı bulunmadığında ilgili gündem maddesi ertelenmekte ve gündemin bir sonraki maddesine geçilmektedir.

Avam Kamarası yalnızca 21 metreye 14 metre genişliğinde küçük bir genel kurul salonuna sahiptir. Söz konusu küçüklük üyelerin tartışmalarda birbirleriyle yüz yüze ve birkaç metre uzaklıkta oturmalarını sağlamak için bilinçli şekilde tasarlanmıştır. Avam Kamarasında üyeler uzun ve paralel yerleştirilmiş sıralarda birbirleriyle karşı karşıya oturmaktadır. En büyük parti kendiliğinden Majesteleri'nin Hükümeti, diğer parti ve partiler ise karşı tarafta oturarak Majesteleri'nin Sadık Muhalefeti olmaktadır. Her iki tarafta da ilk iki sıra partilerin ileri gelenlerine (kıdemli milletvekillerine) aittir. İktidar partisinde kabine bu sıralarda otururken muhalefet tarafında aynı yere muhalefetin gölge kabinesi oturmaktadır. Her iki tarafta da arka sıralarda oturan milletvekillerine arka sıradakiler (İngilizcebackbenchers) denilmektedir ve bu milletvekilleri ön sıralara geçebilmek için kıdemlerinin ve konumlarının yükselmesini beklemek durumundadır.

Avam Kamarasının Başkanı tarihsel olarak Parlamentonun kararlarını krala aktarmakla görevli kişi olduğu için kendisine "Sözcü" (İngilizceSpeaker) denilmektedir. Söz konusu tabiri, Parlamentoların hiyerarşik bir tabir olan başkan yerine eşitlikçi bir ifade olarak tercih etmesi ve İngiltere'nin kurulan Parlamentolarda genel olarak örnek alınması nedeniyle daha sonra dünyanın pek çok yerindeki Parlamento benimsemiştir. İngiltere'de Meclis Başkanı geleneksel olarak siyasi görüş bildirmemekte ve siyasi karakterde oy kullanmamaktadır. Başkan yalnızca oylarda eşitlik halinde, eşitliği değişime karşı olacak şekilde bozmak için kullanmaktadır. Örneğin oylama bir yasanın çıkmasına ilişkinse eşitlik durumunda yasanın çıkmamasına yönelik oy kullanmaktadır. Oturumu yönetirken tarafsız durumdadır. Tarafsızlığının bir teminatı olarak da geleneksel olarak ömür boyu ya da istifa edinceye kadar görev yapmaktadır. Meclis Başkanı nın tarafsızlığına o denli saygı duyulmaktadır ki Meclis Başkanı nın aday olduğu seçim bölgesinde diğer partiler geleneksel olarak aday göstermemekte ve bu şekilde seçilmesini garanti etmektedir.

Avam Kamarasının başlıca görevleri yürütmeyi/hükümeti oluşturmak, halkın şikayetlerine eğilerek bunları takip etmek, kanun yapmak ve yürütmeyi denetlemektir. Hükümeti oluşturmak görevi, parlamenter sistemin tüm dünyadaki prototip modeli olarak İngiltere'de tarihi süreç içerisinde gelişen ve ilgili başlıkta da anlatılan, Avam Kamarasında çoğunluğu elinde bulunduran partinin başkanına Kraliçe tarafından hükümeti kurma görevinin verilmesi ve partinin ileri gelen Parlamento üyelerinden oluşan kabinenin Avam Kamarasından basit çoğunluk ile güvenoyu alması neticesinde göreve başlaması şeklindedir. İngiliz sisteminde Kraliçenin hükümet üyelerine itiraz etme hakkı bulunmamaktadır.

Avam Kamarasında hükümeti denetleme görevi yazılı ve sözlü soru mekanizması, yasama yılının toplam 20 gününde gündemini muhalefetin belirleyeceği genel görüşme yapılması ve daimi denetim komisyonları (İngilizceselect committees) aracılığı ile yapılmaktadır.

Sözlü soru mekanizması Pazartesi'den Perşembe'ye saat 14.30 ile 15.30 arasında yapılmaktadır. Sorular iki gün önceden yazılı şekilde iletilmektedir. Salı ve Perşembe günleri bizzat Başbakan sorulara yanıt vermektedir. Soru soran milletvekilinin de kısa bir süre konuşma hakkı bulunmaktadır. Kimlerin soru sorabileceği kesinlikle tarafsız hareket eden Meclis Başkanı nca belirlenmektedir. Uygulamada kötü geçen bir soru cevap faslı hükümetin kamuoyu desteğini etkileyebilecek güçtedir.

İngiltere'de Avam Kamarasının hükümeti denetlemesi açısından üçüncü yöntem zaman zaman alanlarına giren konularda bir araştırma komisyonu gibi de çalışan daimi denetim komisyonlarının araştırma faaliyetleri ve bu kapsamda ilgili bakan/görevlileri dinlemesidir (İngilizcehearing). Komisyonlar ayrıca süreç sonunda görüş ve önerilerini içeren raporlar hazırlamakta ve kuvvetli bir teamül olarak hükümet ya da ilgili bakanlık, iki ay içinde, bu rapora yazılı bir cevap yayınlamakta ve bu cevap Genel Kurulda tartışılmaktadır. Komisyon gerekli görürse Hükümetin cevabi raporuna da bir cevap hazırlayabilmektedir.

Avam Kamarasında parlamenterler sıkı bir disiplin altındadır. Whip adı verilen parti denetçileri, parti üyelerinin oylamalara katılmalarını ve parti görüşü doğrultusunda oylarını kullanmalarını temin etmektedir. Parti görüşünden ayrı hareket etmeye başlayan milletvekilleri genellikle bir sonraki seçimde aday gösterilmeyerek Parlamento üyeliğini kaybetmektedir. Bununla birlikte nadiren de olsa parti değiştiren milletvekilleri bulunmaktadır.

İngiliz sisteminde yazılı bir anayasanın bulunmaması ve veto yetkisini haiz bir devlet başkanının olmaması Avam Kamarasında çoğunluğa sahip bir partinin, ki seçim sistemi nedeniyle bunu elde etmek çok kolaydır, istediği zaman basit çoğunlukla dahi monarşiyi ya da Lordlar Kamarasını kaldırabilmesine imkân tanımaktadır.

Lordlar Kamarası, 16 Kasım 2016 tarihi itibarıyla 812'si aktif olmak üzere toplam 846 üyeye sahiptir. Dünyada ikinci meclisler içerisinde en yüksek üye sayısı Lordlar Kamarasına aittir. Toplantı yeter sayısı 3'tür. Karar yeter sayısı ise 30'dur. Bununla birlikte oturumlarda hazır bulunan üye sayısı 1990'lı yıllardan bugüne ortalama 400 iken 2013-2014 yasama 67 yılı için bu sayı 497 olmuştur ve gün geçtikçe oturacak yer sorunu baş 68 göstermektedir. Lordlar Kamarasının üye tam sayısına ilişkin herhangi bir üst sınır yoktur; zira mevcut sistemde Başbakanın önerisi üzerine Kraliçe tarafından atanabilecek üyelerin sayısına ilişkin herhangi bir kısıtlama 69 bulunmamaktadır. Lordlar Kamarası üyelerine toplantı başına ödenen huzur hakkı dışında herhangi bir ücret ödenmemektedir.

Lordlar Kamarası[değiştir | kaynağı değiştir]

Son yıllarda yapılan reformlar sonrasında Lordlar Kamarasına üye atanması/seçilmesinin günümüz itibarıyla dört yöntemi bulunmaktadır. İlk yöntem, bağımsız bir komisyon olan Lordlar Kamarası Atamalar Komisyonu (İngilizceHouse of Lords Appointments Commission) tarafından belirlenen üyelerin atanmasıdır. Söz konusu yöntemle belirlenen üyelerin bir kısmı siyasi partiler tarafından aday gösterilmekte ve son genel seçimlerdeki oy oranını yansıtacak şekilde komisyon tarafından atanmaktadır. İkinci yöntem, Başbakanın önerisi üzerine Kraliçe tarafından üye atanmasıdır. Üçüncü yöntem beş başpiskopos ve 21 en kıdemli piskoposun otomatik üyeliğidir. Dördüncü ve son yöntem ise asiller arasından miras yolu ile üye olanların üyeliklerinin sona ermesini müteakip yapılan ara seçim yöntemidir. Bu durumda olan üyelik sayısı 90'dır.

üm haricinde üç durumda üyelik sonlanabilmektedir. Söz konusu durumlardan ilki istifadır. İkincisi, bazı istisnaları olmakla birlikte, bir yasama yılı boyunca görüşmelere katılmamaktır. Üçüncüsü ise bir yıldan daha uzun süreli hapis cezası almaktır.

Lordlar Kamarası 2006 yılından itibaren kendi Lordlar Kamarası Başkanı'nı (İngilizceLord Speaker of the House of Lords) seçmektedir. Lordlar Kamarası Başkanı'nın kamarayı yönetmedeki rolü Avam Kamarası Başkanı'ndan daha düşük seviyededir. Lordlar Kamarası Başkanı örneğin söz sırasını ve toplantıların yapılacağı zamanı belirleyememektedir.

Lordlar Kamarası, yasaları sadece ve en çok bir yıl boyunca geciktirebilmektedir. Uygulamada bu yetki de bir ila iki yılda bir gibi seyrek bir miktarda kullanılmaktadır. Mali konularda ise Lordlar Kamarasının geciktirme yetkisi 30 gün ile sınırlıdır.

Lordlar Kamarasının üye sayısı, üyelerinin seçilme/atanma şekli ve İngiliz sistemindeki yeri 2016 yılı itibarıyla halen sıcak bir tartışma konusudur ve kısa süre önce yapılan reformlara yakın zamanda yenilerinin eklenmesi söz konusudur. Siyasi partiler özellikle seçimle gelen üye sayısının artırılması hatta tüm üyelerin seçimle gelmesi, üye oranlarının oy oranlarını yansıtması ve daha ileri öneriler olarak Lordlar Kamarasının tümden kaldırılarak yerine ABD Senatosu benzeri bir yapının kurulması gibi öneriler getirmektedir.

Yasama Süreci[değiştir | kaynağı değiştir]

Yasama sürecini Parlamentonun her iki kanadı da başlatabilmektedir ancak vergilendirmeye ilişkin yasa önerileri Avam Kamarasında başlatılmak zorundadır. Anayasal değişiklik niteliğindeki önerilere ilişkin yasama süreci de geleneksel olarak Avam Kamarasında başlatılmaktadır. Günümüzde Lordlar Kamarası genellikle Avrupa Birliği düzenlemeleri gibi derin bilgi gerektiren yasa önerilerinin ilk olarak görüşüldüğü meclis olmaktadır. Söz konusu durum Avam Kamarasının iş yükünü hafiflettiğinden Avam Kamarasının tercihi doğrultusunda olmaktadır.

İngiltere'de üç şekilde yasa önerisi (İngilizceBill) sunulabilmektedir. Söz konusu üç yöntem, vatandaşlar tarafından sunulan teklifler (İngilizcePrivate Bills), Parlamento üyeleri tarafından sunulan teklifler (İngilizcePrivate Members' Bills) ve hükümet tarafından sunulan yasa tasarılarıdır (İngilizceGovernment Bills). Uygulamada ilk iki yöntemle sunulan tekliflerin kanunlaşma oranı oldukça düşüktür. Çıkarılan yasalar büyük oranda hükümet kaynaklıdır.

Hangi yöntemle gelirse gelsin tüm yasa önerileri aynı yöntemle yasalaşmaktadır. Buna göre yasa önerileri öncelikle bilgilendirme amacıyla okunmaktadır (İngilizcefirst reading). Sonrasında metnin tümü üzerine görüşmeler yapılmakta (İngilizcesecond reading) ve görüşmelere devam edilip edilmeyeceğine ilişkin oylama yapılmaktadır. Onaylanan yasa önerileri ilgili komisyona havale edilmektedir. Komisyon öneriyi görüşüp bir rapora bağladıktan sonra öneri tekrar genel kurulda görüşülerek (İngilizcethird reading) değiştirilmeksizin ya da ufak değişikliklerle kabul edilir, reddedilir ya da komisyona geri gönderilir. Yasa önerilerine ilişkin süreç her iki kamarada da aynı şekilde işletilmektedir ve yasaların her iki kamara tarafından da kabul edilmesi gerekmektedir ancak uygulamada genellikle Lordlar Kamarası, Avam Kamarasında kabul edilmiş olan önerileri fazla bekletmeden kabul etmektedir.

Kabul edilen yasa önerileri son olarak yasalaşmak üzere Kraliçeye gönderilmektedir. Kraliçenin yasaları onaylama yetkisi tamamen semboliktir, onaylamama ya da geciktirme yetkisi bulunmamaktadır.

Uygulamada yasa tasarılarına ilişkin Parlamentonun bir yıllık çalışma takvimi hükümet tarafından yasama yılının açılışından önce belirlenmekte ve çok acil durumlar dışında takvime uyulmaktadır. Kanunlarda değişiklik yapılmasını talep eden bakanlıklar söz konusu taleplerini ilgili yasama yılının başlamasından bir yıl kadar önce hükümetin ilgili birimine bildirmektedir.

Vatandaşlar tarafından sunulan teklifler ve Parlamento üyeleri tarafından sunulan teklifler için ise özel zamanlar ayrılmıştır. Bir yasama yılı içinde görüşülmeyen yasa önerileri kadük olmaktadır.

İngiltere'de daha önce de belirtildiği üzere yalnızca Avam Kamarası üyeleri genel seçimlerle göreve gelmektedir. Lordlar Kamarasındaki üye azalmaları ise özel ara seçimlerle tamamlanmaktadır. Avam Kamarası seçimlerinde dar bölge basit çoğunluk seçim sistemi uygulanmaktadır. Buna göre ülke milletvekili sayısınca seçim çevresine ayrılmakta (650 adet) ve her seçim çevresinde en çok oyu alan aday milletvekili seçilmektedir. Bir adayın milletvekili seçilmesi için seçim çevresindeki oyların yarısından fazlasını alması gibi bir koşul yoktur. Seçimler beş yılda bir yapılmaktadır. Seçimlerin tarihi beşe bölünen yıllarda Mayısın ikinci Perşembe günü olarak kesinleştirilmiştir. Erken seçimler, görevdeki bir hükümete güvensizlik oyu verildikten sonra 14 gün içerisinde yeni bir hükümetin güvenoyu alamaması durumda ya da Avam Kamarasının üye tam sayısının üçte ikisinin oyuyla mümkün olabilecektir.

Seçim Sistemi[değiştir | kaynağı değiştir]

Seçimlerde oy kullanmak için 18 yaşını doldurmuş olmak, Birleşik Krallıkta ikamet eden Avrupa Birliği ya da çeşitli Commonwealth üyesi ülkelerden birinin vatandaşı olmak, hükümlü durumda olmamak, son beş yıl içerisinde seçimlere ilişkin herhangi bir suç işlememiş olmak ve Lordlar Kamarası üyesi olmamak gerekmektedir.

Seçimlerde aday olmak içinse Birleşik Krallık, İrlanda Cumhuriyeti veya oturma izni gerektirmeyen Commonwealth ülkesi üyelerden birinin vatandaşı olmak ya da süresiz oturma izni sahibi olmak, 18 yaşını doldurmak, akıl sağlığı yerinde olmak, Lordlar Kamarasının bir üyesi olmamak, genel bir suç işlememiş olmak, seçimlere ilişkin bir suçtan hüküm giymemiş olmak, hakim, asker, polis gibi resmi bir makam unvanı olmamak, 500 sterlin yatırmak ve parti adayları için parti onayı gerekmektedir.

Seçimlerde aday başına maksimum seçim harcaması limiti belirlendiği gibi partiler içinde belirli bir üst limit mevcuttur. Seçimlerde adayları, parti yönetimleri ile partilerin seçim çevrelerindeki örgütleri birlikte belirlemektedir.

2011 yılında Liberal Demokrat Parti ile Muhafazakâr Parti arasında imzalanan koalisyon anlaşmasının bir gereği olarak ülke çapında seçim sisteminin dar bölge basit çoğunluktan dar bölge alternatif oy 82 yöntemine geçmesi için bir referandum yapılmış ancak %68 oyla referandumdan "hayır" çıkmıştır.

İngiliz seçim sistemi dar bölge basit çoğunluğun uygulandığı neredeyse her yerde olduğu gibi "iki artı" denilebilecek parti sistemini getirmiştir. Buna göre seçimlerde en çok oyu alan parti ile ikinci en çok oyu alan parti sandalyelerin çok büyük kısmına sahip olmaktadır. Söz konusu durum genellikle iki büyük partinin birbirlerinin yegâne alternatifi olması sonucunu doğurmaktadır. İngiltere'de de uzun yıllar yalnızca seçim çevresinde % 5'ten fazla oy alanlara söz konusu para iade edilmektedir.

Whig'ler (liberaller) ve Tori'ler (muhafazakarlar) iktidar olmuştur. 1900'lerin başında işçi partisinin kurulması ve oy hakkının genişlemesi ile liberallerin yerini işçi partisi almış ve iki partili sistem büyük oranda korunmuştur.

İngiltere'de partiler tek bir bakış açısı yerine çeşitli bakış açılarını ve güç merkezlerini içlerinde barındırmakta ve iktidara geldiklerinde bunları kabinede de temsil etmektedirler. İşçi Partisi ve Muhafazakâr 84 Parti son zamanlarda merkeze daha çok yaklaşmaktadır. Whigler olarak adlandırılan eski Liberal Parti, 1981'de İşçi Partisini çok fazla sol bularak onlardan ayrılan Sosyal Demokrat Parti ile 1988 yılında birleşerek Liberal Demokrat Parti ismini almıştır. Liberal Demokratlar, 85 seçimlerde %20 civarı oy alırken çok az sayıda vekil çıkarabilmektedir. Bununla birlikte 2010 seçimlerinde aldığı oyu artıran Liberal Demokrat Parti, İşçi Partisinin oylarının da azalması ile önemli sayıda milletvekili çıkarmış seçimlerden birinci çıkan Muhafazakâr Parti, Liberal Demokrat Parti ile koalisyon yapmak durumunda kalmıştır. İngiltere'de ayrıca coğrafi olarak odaklanmaları nedeniyle az sayıda da olsa vekil çıkarabilen İskoçyalı, Galli ve Kuzey İrlandalı milliyetçi partiler de Parlamentoya girebilmektedir.

İngiltere'de 2015 seçimleri parti sistemi açısından oldukça önemli bir değişimi yansıtmıştır. Seçimlerde Muhafazakâr Parti, %36,9 oy ile 331, İşçi Partisi %30,4 oy ile 232, Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi %12,6 oy ile yalnızca 1, Liberal Demokrat Parti %7,9 oyla 8, İskoç Ulusal Partisi %4,7 oyla 56, Yeşiller Partisi ise %3,8 oyla 1 milletvekili çıkarmıştır. Seçim sonuçlarına göre altı parti önemli miktarlarda oy almasına karşın üç parti kayda değer sayıda milletvekili çıkarabilmiştir. Üstelik üçüncü en çok milletvekili çıkaran İskoç Ulusal Partisi oy oranında %4,7 ile beşinci sırada yer almıştır. Söz konusu durum gelecekte seçim sisteminin daha çok tartışılacağının ve parti sisteminde önemli değişimlerin olabileceğinin habercisi niteliğindedir.

Yürütme[değiştir | kaynağı değiştir]

İngiltere'de Kraliçenin ülkeyi bir arada tutan psikolojik bir çimento işlevi görmekten ve sembolik görevleri yerine getirmekten öte bir fonksiyonu bulunmamaktadır. Bununla birlikte Kraliçenin devlet yönetimine ilişkin konulardan haberdar edilme, reformlar gibi konularda yüreklendirme ile sorumluları kendi deneyimlerinden faydalandırma ve uyarma yetkilerinin bulunduğu öne sürülmektedir.

Kraliçe[değiştir | kaynağı değiştir]

Sembolik olarak yaptığı görevler özetle; Avam Kamarasında çoğunluğu elinde bulunduran partinin genel başkanını Başbakan olarak atamak ya da olası koalisyon dönemlerinde parti başkanları ile görüşmeler neticesinde kimin Başbakan olacağının belirlenmesi ile söz konusu milletvekilini Başbakan olarak atamak, devleti ve milleti temsil etmek, silahlı kuvvetlerin başkomutanı unvanını taşımak, Anglikan Kilisesinin başı olmak, her yıl Lordlar Kamarasında yasama yılının Başbakan tarafından yazılan açılış konuşmasını yapmak, yasa önerilerini imzalamak, Başbakanın önerdiği lord Kraliçe II. Elizabeth adaylarını onaylamak, Başbakanın önerisi üzerine üst düzey yargıçlar dâhil tüm üst düzey devlet memurlarını ve bakanları atamak ile içişleri bakanının talebi doğrultusunda af yetkisini kullanmaktır. Kraliçenin yukarıdaki sembolik yetkilerini kullanırken herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Her bir konuda kendisine ilgili devlet kurumundan gelen ilgili dokümanı sadece onaylamakla yükümlüdür.

Kraliçenin mutlak dokunulmazlığı bulunmaktadır ve Kraliçeye karşı hiçbir şekilde dava açılamamaktadır. Öte yandan Kraliçe de tüm eylemlerinde kamuoyunun kendisi hakkındaki görüşlerine hassasiyet göstermekte ve oldukça dikkatli davranmaktadır.

İngiliz siyasi sisteminde Başbakan ülkedeki gerçek yetki ve otorite sahibi kişidir. Bununla birlikte Başbakana kanunen verilmiş hiçbir önemli yetki bulunmamaktadır. Başbakan gücünü kuvvetli geleneklerden ve tarihsel olarak kralın olan yetkileri kullanmasından almaktadır. Başbakanın gücü yalnızca bakanları ataması, görevden alması ve kabineye başkanlık etmesinden değil tüm kamu görevlileri üzerindeki Downing Sokak 10 numara önünde kilerinden, hükümet komisyonları gibi eski Başbakan David Cameron diğer devlet örgütlenmeleri üzerindeki etkisinden ve lordluk gibi unvanların dağıtımındaki yetkilerinden kaynaklanmaktadır.

Hükümet[değiştir | kaynağı değiştir]

İngiltere'de 1735 yılından bugüne değin Başbakanlar Downing Sokak 10 numarada tuğla duvarlı, dışarıdan görünüş itibarıyla sıradan bir evde ikamet etmektedir. İngiliz hükümet sisteminde ayrıca hükümet organları ile Başbakan arasındaki ilişkiyi koordine etmekle yükümlü güçlü bir Başbakanlık Ofisi bulunmaktadır.

İngiliz sisteminde Avam Kamarasında çoğunluğu elinde bulunduran partinin lideri Başbakan olurken partinin Parlamentodaki ileri gelen üyeleri de kabinede ve kabine dışı bakanlıklarda kendilerine yer bulmaktadır. Kabine üyelerinin büyük kısmı Avam Kamarasından olmakta birkaç önemsiz bakanlık ise Lordlar Kamarası üyeleri arasından atanmaktadır. Herhangi bir partinin Avam Kamarasında çoğunluğu elde edememesi durumunda ise koalisyon kurulmaktadır. En çok oy alan partinin oldukça yüksek sandalye çıkarabildiği seçim sistemi nedeniyle koalisyon nadiren gerekli olmaktadır. 2010 seçimleri böylesi nadir bir durumun gerçekleştiği seçimler olmuştur. Ülkede ayrıca büyük depresyon, İkinci Dünya Savaşı gibi olağanüstü dönemlerde yeterli sandalye bulunsa bile ulusal birlik hükümetleri olarak koalisyon hükümetleri kurulmuştur.

Kabine üyeleri kendi içerisinde tartışmalar yapmakta ve görüş ayrılığına düşebilmekte iken Parlamento ve kamuoyu önünde Başbakanı destekleme anlamına gelen "ortaklaşa sorumluluk" içerisindedir. Bir bakanın önemli bir ihtilafı sürdürmesi genellikle kabine içinde kalarak değil de istifa etmesi sureti ile olmaktadır.

İngiliz hükümetinde bakanlıkların adları ve sayısı zaman zaman değişmekle birlikte son yıllarda kabine genellikle yirmi kadar bakanlıktan oluşmaktadır. En önemli bakanlar maliye (ve hazine) bakanı (İngilizceThe Chancellor of the Exchequer), adalet bakanı (İngilizceLord Chancellor), [[Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı|dışişleri ve Commonwealth işleri bakanı]] (İngilizceForeign Secretary) ve içişleri bakanıdır (İngilizceHome Secretary). Başbakandan sonra gelen en önemli kabine üyesi genellikle maliye bakanıdır. Başbakanın herhangi bir nedenle görevi bırakması durumunda çoğunlukla maliye bakanı, Başbakan ve parti lideri olmaktadır. Öte yandan bunun istisnaları da bulunmaktadır.

İngiliz hükümet sisteminde ayrıca Başbakan tarafından bir Başbakan yardımcısı belirlenebilmektedir. Nadir görülen koalisyon dönemlerinde iktidarın küçük ortağı olan partinin genel başkanı geleneksel olarak Başbakan yardımcısı olmaktadır. Tek parti iktidarı dönemlerinde ise Başbakan, kabinedeki bir bakanının otoritesini yükseltmek için ona aynı zamanda Başbakan yardımcısı unvanını verebilmektedir. Başbakan yardımcısının belirlenmediği dönemler de olmaktadır. Yasal olarak Başbakan yardımcısı olmanın getirdiği herhangi bir ek yetki bulunmamaktadır. Uygulamada zaman zaman Başbakan yardımcısı Parlamentodaki soru mekanizmasının işletilmesi sırasında Başbakana vekâlet etmektedir. Başbakan yardımcısı, Başbakanın görevden ayrılması durumunda ya da geçici süreyle görev yapamadığı durumda ona otomatik vekâlet eden bir makam değildir. Başbakan görevinden ayırıldığında yeni bir hükümet kurulmaktadır.

İngiliz hükümet sisteminde kabine üyeleri haricinde otuzdan fazla kabine üyesi olmayan "departman bakanları" ve yine benzer sayıda "alt bakanlar" mevcuttur. Alt bakanlık ya da kabine dışı bakanlık olarak adlandırılan bakanlıklar, kuruldukları ikinci derecede önemli milletvekillerini hükümet işlerine dâhil etmek ve çeşitli bakanlara yardımcı olmaları için kurulmuşsa da zamanla önem kazanmıştır.

Yargı[değiştir | kaynağı değiştir]

Uzun yıllar Lordlar Kamarasına üye olan hâkim lordlar tarafından yürütülen üst düzey yargıya ilişkin görevler, 2005'te yapılan değişiklik ile kurulan Yüce Mahkeme ye (İngilizceSupreme Court of the United Kingdom) devredilmiştir. Yüce Mahkeme bir başkan, bir başkan vekili ve 10 üyeden oluşmaktadır. Yüce Mahkeme ile Lordlar Kamarasının yüksek mahkeme görevi arasında net bir devamlılık vardır; zira yeni kurulan Yüce Mahkeme nin tüm üyeleri önceki hâkim lordlardır.

Yüce Mahkeme[değiştir | kaynağı değiştir]

Günümüz İngiliz sisteminde yasama ve yürütmenin anayasal denetimi görevi Yüce Mahkeme tarafından yürütülmektedir. Yüce Mahkeme aynı zamanda sıradan mahkemelerin verdikleri kararların en üst itiraz merciidir. Yüce Mahkeme nin ayrıca hukuki fikir beyan etme yetkisi bulunmaktadır. Son olarak Galler, İskoçya, Kuzey İrlanda ve denizaşırı topraklardaki yerel otoritelerin verecekleri kararlara ilişkin uyuşmazlıklar konusunda da son sözü söylemekle yetkili yapıdır.

Yüce Mahkeme kanunları, insan haklarına ilişkin kanunlarla insan haklarına ilişkin kanunları diğer kanunlarla çelişkili bulmaya yetkilidir. Söz konusu durum otomatik şekilde kanunun iptali anlamına gelmese de uygulamada yasama ve yürütme, insan haklarına aykırılığı Yüce Mahkeme tarafından tescillenmiş kanunları uygulamamakta ve en kısa sürede değiştirmektedir.

Diğer Mahkemeler[değiştir | kaynağı değiştir]

İngiliz yargı sistemi yasaların yanında emsal kararlar ve yıllar içerisinde oluşmuş kuvvetli içtihatların egemen olduğu bir sistemdir. İngiltere'de hakimlerin atanması bağımsız bir komisyon (İngilizceJudicial Appointments Commission) tarafından gerçekleştirilmektedir. Yüce Mahkeme den sonra gelen en üst mahkeme Temyiz Mahkemesidir (İngilizceCourt of Appea). İngiliz yargı sisteminin başı, Yüce Mahkemenin başkanı değil Temyiz Mahkemesinin başkanıdır (İngilizceLord Chief Justice). Diğer yüksek mahkemeler ise sırasıyla Yüksek Adalet Mahkemesi (İngilizceHigh Court of Justice) ile Taç Mahkemesidir (İngilizceCrown Court). İngiltere'de yüzyıllar içerisinde gelişerek günümüze gelen jüri sistemi mevcuttur. Ceza davalarında ve bazı diğer davalarda hakimler duruşmaları yönetirken kararı jüri vermektedir.

Anayasal organlar arası ilişkiler[değiştir | kaynağı değiştir]

İngiltere'de hükümet-Parlamento ilişkileri incelenirken hükümet üyelerinin tamamıyla Parlamento üyesi olduğu ve büyük oranda da iktidar partisinin Avam Kamarasındaki kıdemli milletvekillerinden oluştuğu akıldan çıkarılmamalıdır. Bu açıdan bakıldığında hükümet-Parlamento ilişkilerini, Lordlar Kamarası ile hükümet ilişkileri daha sonra incelenmek üzere bir tarafa bırakıldığında, iktidar partisinin Avam Kamarasındaki kıdemli milletvekilleri ile Avam Kamarasının geri kalanı arasındaki ilişkiler şeklinde görmek mümkündür. Söz konusu ilişkileri de hükümetin muhalefetle ilişkileri, hükümetin parti bağlılıkları olmaksızın Parlamentonun tümü ile ilişkileri ve hükümetin iktidar partisinin kıdemsiz milletvekilleri (İngilizcebackbenchers) ile ilişkileri olarak okumak mümkündür ve bu yaklaşım pek çok açıdan daha somut ve anlaşılır analizler yapmayı mümkün kılmaktadır.

İngiliz sisteminde hükümetin muhalefetle ilişkileri; hükümetin Parlamentoda çoğunluğa sahip olması ve muhalefete ihtiyacı olmaması nedeniyle hükümeti dengeleyebilen, hükümetin yanlışlarını görmesini ve hatalarını düzeltmesini sağlayabilen bir ilişki olmaktan uzaktır. Gelenekler ve içtüzük hükümleri içerisinde düşünüldüğünde İngiliz siyasi sisteminde, nadiren etkili olabilecek ikna yöntemi dışında, muhalefetin elinde hükümeti etkileyebilecek en önemli güç "zaman"dır. Muhalefet elindeki tüm parlamenter engelleme imkânlarını kullanarak karşı olduğu bir yasa önerisini mümkün olduğunca geciktirme imkânına sahiptir. Ancak elbette bu sınırlı güç de aşırı kullanıldığında anlamsız olmaktadır; zira tüm yasaları geciktirmeye çalışan bir muhalefet, iktidarla pazarlık yapabileceği bir alan bırakmamaktadır. Bu nedenle bazı yasaları geciktirmek ve gelecekteki bazılarını da geciktirmekle tehdit etmek İngiliz sisteminde muhalefetin kullanabileceği en önemli pazarlık kozu olarak durmaktadır. Öte yandan geciktirme tehdidinin gücü oldukça sınırlıdır. Çoğu zaman iktidar bunu göze alabilmekte veya çeşitli parlamenter engellemeyi sonlandırma teknikleri ile geciktirmeyi sonlandırabilmektedir.

Hükümetin Muhalefetle İlişkisi[değiştir | kaynağı değiştir]

Muhalefetin elindeki diğer imkanlar olan soru mekanizması ve genel görüşme imkanı genellikle seçmenlere yönelik bir gösteri şeklini almakta ve partilerin genel başarısından ziyade milletvekillerinin bireysel belagat yeteneklerini sergiledikleri ve bu şekilde kendi konumlarını yükseltebildikleri ya da duruma göre düşürdükleri bir gösteriden öteye geçememektedir.

Parlamentonun hükümet ile ilişkisi[değiştir | kaynağı değiştir]

Hükümetin, Parlamentonun tüm kıdemsiz milletvekilleri ile ilişkileri İngiliz sisteminde Parlamento-hükümet ilişkilerinde incelenebilecek ikinci bir alandır. Bu kategori aynı zamanda hükümetin parti kimliği geri planda olacak şekilde parlamenterlerle ilişkisi şeklinde de görülebilir. Söz konusu ilişki biçimi en çok parti kimliğinin geri planda olduğu komisyonlarla hükümet arasındaki ilişkilerde kendini göstermektedir. İngiliz sisteminde parti kimliğinin en çok geri planda olduğu komisyonlar da genellikle gündemde olan belirli konulara odaklanan ve bu nedenle ilgili kamu görevlisi ya da daha yaygın olarak ilgili bakanın dinlendiği daimi denetim komisyonu (İngilizceselect committee) toplantıları ya da diğer bir deyişle "dinlemeler"dir (İngilizcehearings). Böylesi durumlarda milletvekillerinin partizanca hareket etmeyi bir tarafa bırakıp yürütme karşısında yasama olarak bir arada konum almaları durumu yaşanabilmektedir. Öte yandan söz konusu dinlemeler İngiliz sisteminde muhalefet partilerinin etkisinden dahi daha az etkili olmaktadır; zira böylesi dinlemeler genellikle ya düşük öneme sahip konularda olmakta ya da siyasi nitelikli olmaktan çok idari nitelikli olmaktadır. Ayrıca böylesi komisyonların ellerindeki kaynaklar da son derece kısıtlı olduğundan kapsamlı bir inceleme yapma ve dolayısıyla etkili olma şansları da bulunmamaktadır. Bu nedenle hükümetin, Parlamentonun tüm kıdemsiz milletvekilleri ile ilişkileri, tüm ilişki türleri arasında en az etkili olanıdır yorumunun yapılması yanlış olmayacaktır.

İngiliz sisteminde hükümet-Parlamento ile ilişkisinde uygulamada en etkili olan ilişki türü, iktidar partisinin kendi milletvekilleri ile olan ilişkisidir. Tarihsel süreç içerisinde hükümetlerin yasa çıkarırken geri adım atmalarının neredeyse tek koşulu partinin kendi içinden yükselen olumsuz sesler olmuştur. Zira Parlamentodaki parti içi muhalefet, hükümetin Parlamento çoğunluğunu söz konusu olay için kaybetmesi anlamına gelmektedir. Parti içi muhalefetin önemli olmasının bir diğer sebebi de parti içi muhalefetin eğer söz konusu muhalefet önemsenmezse partiye olan desteği azaltma ihtimalidir.

Hükümetin iktidar partisiyle ilişkisi[değiştir | kaynağı değiştir]

Daha önceki bölümlerde de belirtildiği gibi İngiliz sisteminde kabine üyeleri haricinde otuzdan fazla kabine üyesi olmayan "departman bakanları" ve yine benzer sayıda "alt bakanlar" mevcuttur ve söz konusu makamların hepsi milletvekillerine verilmektedir. Bu sebeple herhangi bir zamanda yaklaşık yüz civarında milletvekili yürütme kolunda da hizmet vermektedir. Söz konusu makamlara atanma isteği özellikle genç/kıdemsiz milletvekillerine Parlamentoda çalışma isteği ve sadakat temin etmektedir ve hükümetin parti içi muhalefeti azaltmak için kullandığı önemli araçlardan birisi konumundadır. Bununla birlikte yine de hükümetin ve kabine içerisinde de Başbakanın yasama içerisindeki gücü her ne kadar çoksa da mutlak değildir. Zaman zaman iktidarlar, partileri içerisinden çok sayıda milletvekilinin istifa edeceği korkusuyla belirli kanun tekliflerini söz konusu vekillerin istekleri doğrultusunda yeniden düzenlemek ve hatta geri çekmek zorunda kalabilmektedir. Daha ileri örneklerde ise Başbakan ve parti lideri olan isimler iktidarda iken partileri tarafından çeşitli nedenlerle istifaya zorlanmak sureti ile görevden ayrılmak zorunda kalmıştır. 1940 yılında savaş ve savaş öncesi politikalarında başarısız bulunan Neville Chamberlain, 1957 yılında Süveyş Krizindeki politikaları nedeniyle Anthony Eden, 1990 yılında ise otoriterlik özellikleri göstermeye başlayan ve parti içinde de aşırı güçlenmeye doğru giden Başbakan Margaret Thatcher, kendi milletvekillerince Başbakanlıktan istifa etmek zorunda kalmıştır.

Hükümetin Lordlar Kamarası ile ilişkisi[değiştir | kaynağı değiştir]

Hükümetin Lordlar Kamarası ile ilişkisine bakıldığında ilk olarak akılda tutulması gereken husus, Parlamentonun büyük ölçüde demokratik olmayan kanadı olan Lordlar Kamarasının zaman içerinde 1800'lü yıllardan başlayarak özellikle 1900'lü yıllarda büyük güç kaybetmiş olması olgusudur. Lordlar Kamarası, iktidar ve muhalefet ayrımı olmaksızın Avam Kamarası karşısında güç kaybettiğinden özellikle yasama içerisindeki rolü oldukça kısıtlıdır. Bu açıdan hükümet ile ilişkisi oldukça sınırlıdır.

Hükümeti denetleme açısından bakıldığında ise Lordlar Kamarasının önemi bir miktar daha fazla olmaktadır. Zira İngiliz sisteminde hükümet Avam Kamarasında her zaman çoğunluğu elinde bulundurduğundan ve çoğunluğu elinde bulunduran da denetim imkânlarını büyük ölçüde kontrol ettiğinden Avam Kamarasında denetim oldukça sınırlı kalmaktadır. Öte yandan Lordlar Kamarasında partili üye sayısı sınırlı olduğundan hükümet aleyhinde bir,, denetim mekanizması işletilmesi haliyle daha olanaklı olmaktadır.

İngiliz sisteminde yargılama faaliyetlerinin bağımsızlığı çok eski zamanlardan beri süregelen bir norm iken yakın zamana kadar özellikle yüksek yargının oluşumu ve idaresi yasama ve yürütme ile oldukça iç içe olagelmiştir. Ancak 1998 tarihli İnsan Hakları Kanunu (İngilizceHuman Rights Act) ve 2005 tarihli Anayasal Reform Kanunu (İngilizceConstitutional Reform Act) ile birlikte söz konusu iç içelik büyük oranda sona ermiştir. İnsan Hakları Kanunu ile yargının yetkisi oldukça genişlemiş ve önceden Parlamentoya karşı sorumlu olan bakanların karar verdiği pek çok husus artık hukuki bir mesele halini almış ve mahkemelerin önüne gelmeye başlamıştır. Özellikle ulusal güvenliğe ilişkin konularda yürütmenin uygulamaları insan hakları ihlallerinin incelenmesi açısından yürütme ile yargı arasındaki tansiyonu yükseltmeye başlamıştır. Yükselen gerilim bazı çevrelerde kaygı ile karşılanırken pek çok hukukçu böylesi bir tansiyonun sağlıklı demokrasilerde zaten olması gerektiğini ileri sürmektedir.

Yürütme-Yargı İlişkileri[değiştir | kaynağı değiştir]

İngiltere'de yargı bağımsızlığının korunmasına ilişkin iki husus ön plana çıkmaktadır. Bunlardan birincisi yürütmenin yasamayı kontrol etmesi sayesinde yargı bağımsızlığını zedeleyebilecek yasalar çıkarması ve uygulamalar gerçekleştirmesi tehlikesidir. Büyük çaplı olmasa da böylesi bir tehlikenin zaman zaman ortaya çıktığı belirtilmektedir. Böylesi durumların önüne geçilmesinin öncelikli olarak yargı organının geçmişteki başı ve bugün itibarı ile de yürütme ve yargı arasındaki iletişimi sağlamakla görevli adalet bakanına (İngilizceLord Chancellor) düştüğü belirtilmektedir.

Yürütme-yargı ilişkilerinde öne çıkan bir diğer husus, yürütmenin yargıya ilişkin reform tasarıları hazırlarken, özellikle de kapsamlı bir anayasal reform olan 2005 reformlarında, yargıya danışmaması ve tek taraflı hareket etmesi olmuştur. Söz konusu kriz, Lordlar Kamarasından yeni ayrılmak üzere olan yüksek yargı ile hükümet arasında bir güven bunalımı yaratmıştır.

Yargının, yasama ve yürütmeden net bir şekilde ayrımının nispeten yakın bir tarihte yapılmış olması ve bu ayrım ile ortaya çıkan Yüce Mahkeme nin tüm mevcut üyelerinin Lordlar Kamarası bünyesindeki eski hukuk lordları olması şimdilik yüksek yargı ile yürütmeyi çok fazla karşı karşıya getirmemekle birlikte yakın gelecekte yüksek yargının yeni kimliğinin etkisiyle ve seçilecek yeni üyelerin tutumu ile söz konusu uyum yerini artan boyutta bir çatışmaya bırakma potansiyeli taşımaktadır.

Yasama-Yargı ilişkileri[değiştir | kaynağı değiştir]

Yasama-yargı ilişkilerinde ilk olarak öne çıkan husus 2005 anayasal reformu ile Lordlar Kamarası üyelikleri son bulan hakim lordların yasama organından çıkarılması ile ortaya çıkması muhtemel yasama içerisindeki yargıya bakış açısının kaybolması ihtimali olmuştur. Yüksek yargının ileri gelen isimlerinden bazıları bu konudaki kaygılarını dillendirmişlerdir. İngiliz sisteminde tarihten gelen yasama ve yargı organlarının birleşmesinin bir devamı olarak 2005 reformları bünyesinde yüksek yargının başındaki isme yargıya ilişkin konularda yazılı görüş bildirme yetkisi tanınmıştır.

Yasama-yargı ilişkilerinde bir diğer önemli husus daimi denetim komisyonlarının (İngilizceselect committees) dinlemelerine (İngilizcehearing) yargı mensuplarının katılıp katılmaması mevzusudur. Bu konuya ilişkin çeşitli görüşler ortaya atılmıştır. 2005 düzenlemeleri sonrasında Temyiz Mahkemesinin başkanının (İngilizceLord Chief Justice) yargının başı olarak yılda en az bir kez Lordlar Kamarasının ilgili komisyonunda dinlenmesi yeni bir gelenek halini almıştır. Bunun haricinde yargı sisteminin idari fonksiyonları açısından hâkimlerin Parlamentoya çağırılıp dinlenmeleri olağan karşılanmaktadır. Yine yargıyı ilgilendiren genel yasalar hakkında hakimlerin görüş bildirmeleri de makul bulunmaktadır. Bununla birlikte hakimlerden herhangi bir spesifik dava ya da yargı kararı hakkında görüş bildirmelerinin istenmesi uygun bulunmamaktadır.

Yasama-yargı ilişkilerine ilişkin bir diğer önemli husus çıkarılan yasaların mahkemelerce ne şekilde yorumlandığına ilişkindir. İnsan Hakları Karma Komisyonunun (Avam Kamarası ve Lordlar Kamarasının ilgili komisyonlarının birleşimi) gerçekleştirdiği bir araştırmada İnsan Hakları Kanununun bazı maddelerinin mahkemeler tarafından Parlamentonun iradesini yansıtan geniş anlam yerine dar bir anlamda anlaşıldığı ve uygulandığı gözlemlenmiştir. Bu husus, yasama ve yargı arasındaki iletişimin geliştirilmesi gereğini ortaya koymuştur.

İngiliz sistemine yönelik eleştirilerin başında yasama ve yürütmenin iç içeliğinin ve Başbakanın hem yasama hem de yürütmedeki üstün konumunun kuvvetler ayrılığını yok ettiği eleştirisi gelmektedir. Uygulamada da mecliste çoğunluğu elinde bulunduran partinin yasama organınca denetlenmesinin yetersiz kaldığı yorumları yapılmaktadır.

Siyasal sistem eleştirisi[değiştir | kaynağı değiştir]

İngiliz sisteminde kabinenin öneminin Birinci Dünya Savaşından bugüne gittikçe azaldığı ve giderek Başbakanın önem kazandığı, artık Başbakanın dar bir danışman kadrosu ile kararları aldığı, kabineyi ise yalnızca bilgilendirdiği ve giderek bir kumandan Başbakanlığın doğduğu eleştirileri yapılmaktadır.

Bir diğer tartışma konusu tek bir metin halinde ismi anayasa olan bir belge bulunmamasının ve yasal düzlemde her türlü anayasal hükmün basit bir kanun gibi değiştirilebilmesinin etkileridir. Bu hususa ilişkin olumsuz düşünceleri olanlar da bulunmakla birlikte çoğunluk görüşü, İngiliz sisteminde atıfta bulunacak tek bir yazılı belge niteliğinde bir anayasa olmadığı için yasaların anayasal olmaması suçlaması yapılamamasının sistemin bir sistem krizi üretmeden zaman içerisinde değişmesine imkân verebilmesi nedeni ile olumlu bir durum olduğu 120 şeklindedir. Bu sayede örneğin Avam Kamarası, demokratik bulmadığı Lordlar Kamarasının üye atanması yöntemini ve genel olarak yetkilerini dilediği gibi sınırlayabilmiştir. Anayasada açıkça belirtilmiş yetkileri haiz çift meclisli ülkelerde ise böylesi değişiklikler gücü azalan meclisin itirazı ve çoğu zaman gerekli olan nitelikli çoğunluklar nedeniyle çok zordur.

Lordlar Kamarasının yetkileri ve kompozisyonu bir diğer tartışmalı mevzudur. Lordlar Kamarasının mevcut hali ile çağın demokratik standartlarına uymadığı genel olarak kabul edilirken ne şekilde reforme edilmesi gerektiğine ilişkin bir uzlaşma olmaması reformu güçleştirmektedir. Konu, çeşitli açılardan tartışılmaktadır. Örneğin Lordlar Kamarası demokratikleştikçe meşruiyeti artacağından yasama konusundaki Avam Kamarasının üstünlüğünün zedeleneceği iddia edilmektedir. Ayrıca seçimle gelecek olan lordların, Lordlar Kamarasının mevcut soğukkanlı, detaycı, nispeten tarafsız ve uzun vadeli bakış açısını değiştirebileceğinden korkulmaktadır. Ayrıca mevcut sistemde Hükümetin Avam Kamarasını kontrol etmesi nedeniyle çok güçlü olan Başbakanı genel seçimler ve kendi partisi dışında etkili bir şekilde denetleyebilecek yegane kurum Lordlar Kamarası olduğundan, Lordlar Kamarasının da seçimle gelmesi nedeniyle hükümetin seçim dışı denetiminin daha da azalabileceği vurgulanmaktadır.

İngiltere'de sistem hakkındaki tartışmaların yoğunlaştığı alanlardan bir tanesi de seçim sistemidir. Sisteme ilişkin eleştirilerin bazılarını şu şekilde özetlemek mümkündür: Alınan oyların sandalye dağılımına yansımasının orantısız olması Parlamentonun halkı temsil etme gücünü düşürmektedir. Uygulanan seçim sistemi tarih boyunca dört kez daha düşük oy alan partinin yüksek sayıda milletvekili çıkarmasına ve iktidar olabilmesine imkân tanımıştır. Böylesi bir durum istikrarsızlık, belirsizlik ve meşruiyet krizi yaratabilmektedir. 2011 yılında seçim sisteminin dar bölge basit çoğunluktan dar bölge alternatif oy yöntemine geçmesi için bir referandum yapılmış ancak %68 oyla referandumdan "hayır" çıkmıştır.

İngiliz parlamenter sistemi 1200'lü yıllardan bugüne yüzyıllar içerisinde ortaya çıkan, Parlamento egemenliğine dayalı, zaman içerisinde demokratiklik unsuru giderek artan, gelenekten gelen tecrübenin son derece önemli olduğu, tüm dünyada sayısız ülkede pek çok yönü ile örnek alınan bir sistemdir. Yasama-yürütme ayrılığının yerine yasama-yürütme kaynaşmasının yaşandığı sistem, söz konusu kuvvetler ayrılığı açığını hukukun üstünlüğüne olan derin saygı ve demokratik geleneğe olan bağlılık ile özümsenmiş siyasal kültür ile kapatmaktadır.

Söz konusu durum 1874, 1929, 1951'de ve 1974 seçimlerinde yaşanmıştır. 1874 seçimlerinde Liberal Parti %52,0 oyla 242 milletvekili çıkarırken Muhafazakâr Parti %38,4 oyla 350 milletvekili çıkararak iktidar olmuştur. 1929'da Muhafazakâr Parti %38,1 oyla 260 milletvekili çıkarırken İşçi Partisi %37,1 oyla 287 milletvekili çıkararak birinci parti olmuştur. 1951'de İşçi Partisi, %48,8 oyla 295 milletvekili çıkarırken Muhafazakâr Parti %44,3 oyla 350 milletvekili çıkararak iktidar olmuştur. 1974'te ise Muhafazakâr Parti %37,9 oyla 297 milletvekili çıkarırken İşçi Partisi % 37,2 oyla 301 milletvekili çıkararak iktidar olmuştur.

sisteminde Başbakan çok geniş yetkilere sahip olsa da ülkedeki demokratik gelenek herhangi bir Başbakanın ya da Başbakanın çevresinde kümelenen grubun sistem içerisinde uzun süre ile çok güçlü olmasına imkan vermemekte ve sistem otoriterliğe yaklaşabilecek uygulamalara sağlıklı tepkiler verebilmektedir. Söz konusu durum, kralların gücünün tarihsel süreç içerisinde kısıtlanmasında sayısız örnekte kendisini göstermiştir. Ne zaman bir kral, Parlamentonun iradesi dışında hareket etmeye kalksa süreç Parlamentonun gücünün artması ile sonlanmıştır. 1900'lü yıllar sonrasında ise benzer bir durum Başbakanlar açısından yaşanmaya başlamıştır. Bir savaş kahramanı olan Churchill, seçmenler tarafından her şeye rağmen demokrasi için bir tehdit olarak görülmüş ve savaş sonrasında yapılan seçimleri kaybetmiştir. Diğer bir örnekte ise Thatcher, artan bir şekilde gücü kendi elinde toplamaya ve otoriterleşmeye başlayınca kendi partisi tarafından parti başkanlığından ve dolayısıyla Başbakanlıktan alınmıştır. Chamberlain ve Eden da yine partileri tarafından başarısız bulunarak istifa etmek zorunda kalmıştır. Benzer bir şekilde Tony Blair, parti içerisindeki popülaritesi düşmeye başlayınca istifaya zorlanmayı beklemeden kendi rızası ile görevi erkenden bırakmıştır. Yine 2016 yılında yapılan referandum ile AB'den çıkma kararının alınmasına müteakip AB'de kalınmasını savunan Başbakan David Cameron'un istifa etmesi İngiltere'de demokratik geleneğin gücünü gösteren bir diğer örnektir.

İngiliz sisteminin ülkenin siyasal kültürüne bağımlı olmaksızın ayakta kalabilmesi ve demokratik niteliğini koruması oldukça şüpheli görünmektedir. Pek çok düşünüre göre siyasi liderlerin gücü gün geçtikçe partilerine oranla artmakta, buna paralel şekilde Başbakanın gücü de hem Parlamento karşısında hem de kendi kabinesi içerisinde yükselmektedir. Günümüzde bir taraftan demokrasi sempatisi halen yükselişte iken diğer taraftan pek çok faktör nedeniyle lider figürleri güç kazanmaktadır. İngiliz sistemi de bu iki gelişmenin etkisi ile bir taraftan daha demokratik olurken diğer taraftan otoriterleşme tehlikesi yaşamaktadır. Böylesi bir tehlike, insan haklarının daha etkin korunması gibi başka sebeplerle birlikte, bağımsız ve güçlü bir Yüce Mahkemenin yakın tarihte kurulmasına sebep olmuş ve yine Lordlar Kamarasının da bir taraftan demokratikleştirilirken diğer taraftan da denetim gücünün artırılmasına ilişkin olarak reforme edilmesini gündeme getirmiştir.

İktidarın ve merkezi idarenin gücünün sınırlandırılması adına yapılan bir diğer uygulama da yetki devri (devolution) uygulamasıdır. Buna göre merkeze doğrudan bağlı olarak yönetilen Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda'nın kendi Parlamentolarını kurmasına ve değişen ölçülerde bağımsız karar almalarına imkân tanınmıştır. Merkezi hükümet ayrıca söz konusu bölgelerin istemeleri halinde bağımsızlığına dahi olanak tanımaktadır. Öte yandan yakın geçmişteki İskoçya bağımsızlık referandumu bu bölgedeki vatandaşların çoğunluğunun halihazırda mevcut durumdan memnun olduğunu göstermiştir.

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]