Bosna'nın Fethi

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Bosna Seferi veya Bosna’nın Fethi 1463-1464 yıllarında Fatih Sultan Mehmed komutasındaki Osmanlı İmparatorluğu ile Bosna Krallığı ve müttefikleri Macar Krallığı ile Hersek Düklüğü arasında gerçekleşmiştir. Bu seferlerde Osmanlı ordusu Bosna’yı zaptetmiş ve 300’den fazla müstahkem mevkiyi ele geçirmiştir. Bu fethin ardından Bosnalılar arasında islamiyet yayılmaya başlamış ve bununla beraber 415 yıl Türk hâkimiyetinde sırasıyla Rumeli Eyaleti ve Bosna Eyaleti olarak idare edilmişlerdir.

Bosna Seferi
Medieval Bosnian State Expansion-en.svg
Tarih1463-1464
Bölge
Sonuç

Kesin Türk zaferi

  • Boşnaklar arasında islamiyetin yayılması
  • Hersek’in bir kısmının ilhakı
Taraflar
Osmanlı İmparatorluğu Osmanlı İmparatorluğu Coat of arms of Kingdom of Bosnia.svg Bosna Krallığı
Grb kosaca.gif Hersek Düklüğü
Coat of arms of Hungary.svg Macar Krallığı
Komutanlar ve liderler
Osmanlı İmparatorluğu Fatih Sultan Mehmed
Osmanlı İmparatorluğu Mahmud Paşa
Osmanlı İmparatorluğu Turhanoğlu Ömer Bey
Osmanlı İmparatorluğu Harambaşı İlyas Bey Teslim
Osmanlı İmparatorluğu Minnetoğlu Mehmed Bey
Osmanlı İmparatorluğu Mihaloğlu İskender Bey
Osmanlı İmparatorluğu İshakoğlu İsa Bey
Osmanlı İmparatorluğu Mihaloğlu Ali Bey
Coat of arms of Kingdom of Bosnia.svg Stjepan Tomašević Teslim
Grb kosaca.gif Stefan Kosariç
Coat of arms of Kingdom of Bosnia.svg Knez Radak  Teslim
Flag of Hungary (1915-1918, 1919-1946).svg Matthias Corvinus
Flag of Hungary (1915-1918, 1919-1946).svg Ladislas Markus
Flag of Hungary (1915-1918, 1919-1946).svg Emerich von Zapolya
Flag of Hungary (1915-1918, 1919-1946).svg Osvát Szilágyi  Teslim
Güçler
150.000[1] Bilinmiyor
Bahsi geçen Osmanlı kuvvetlerinin dönemin iktisadi, lojistik ve askerî imkânları düşünüldüğünde abartıldığı görülmektedir. Elimizde dönemine ait askeri bir rapor olmamakla birlikte bu kuvvetlerden bahseden kitapların da sayıyı dayandırdığı birincil kaynağı bulunmamaktadır.


I.Bosna Seferi[değiştir | kaynağı değiştir]

İstanbul’un Fethi ile Akdeniz-Karadeniz ticaret yolunun Türk hâkimiyetine geçmesi, Sırbistan ile Mora’nın fethi, Avrupa Hristiyanlığını büyük bir sıkıntıya uğratmış ve papalık makamı Türk istilasını önlemek için yeni bir haçlı propagandasına girişmiştir. Bununla beraber Venediklilerle Akkoyunlular arasında bile gizli ilişkiler kurulmaya başlanmıştır. O sırada Papalık makamında bulunan II.Pius’un Ehl-i Salib propagandasına en çok kapılanlar, Bosna Krallığı ile Hersek Dukalığıdır. Bunlar bir dönemden beri Macar Kralı Matthias Corvinus’dan, Venedik Cumhuriyetinden ve Arnavut lider İskender Bey’den yardım istemeye başlamışlardır. Özellikle 1461 yılının Aralık ayında Bosna kralının elçileri Roma’ya giderek Osmanlı İmparatorluğu’na karşı takviye edilmelerini istemiş, yine aynı kralla aynı duka bundan bir müddet sonra 1462 yılında İskender Bey’le anlaşmışlardır. İstihbaratı çok güçlü olan ve her tarafta casusları bulunan Fatih Sultan Mehmet bu düşman hazırlıklarını büyük bir dikkatle takip etmiş ve Balkan zaferini tamamlamak için bu devletlerin meselelerini kesin bir şekilde düzeltme kararı vermiştir. Fakat Eflak seferi bu kararın derhal uygulanmasına mani olduğu için o seferden önce Bosna kralı Stjepan Tomašević’e elçiler göndermiş ve birikmiş olan haraçları istemiştir.[2] Kral gönderilen Osmanlı elçisini hazinesine götürerek ve istenen parayı göstererek;
‘‘İşte görüyorsun ki para burada hazırdır fakat bu parayı padişaha göndermek niyetinde hiç değilim. Çünkü benimle savaşmaya karar verdiğini biliyorum. Daha iyi savaşabilmek ve vatanımı bırakmak zorunda kalırsam, bolluk içinde rahatça yaşayabilmek için bu paraya ihtiyacım vardır.’’ demiştir[3].
Osmanlı elçisi böylece hiçbir başarı elde edemeden geri dönmüştür. Sultan Mehmet yılın kalan kısmını Anadolu’dan ve Avrupa’dan ertesi ilkbaharda Bosna’ya yürüyecek orduyu Edirne’ye toplamakla geçirdi. II.Mehmet başkomutanlığı bizzat üstlendi. Mahmut Paşa ise öncü birlikleri yönetiyordu. 1463 ilkbaharı başlarında savaşa hazır ordunun tamamı, yanlarında tahkim edilmiş yerlerin fethi için yeterli miktarda hücum araçları da olmak üzere, Üsküp üzerinden yavaşça Morava Nehri'ne doğru ilerledi ve hiçbir yerde direnişle karşılaşmadığından, hiç beklemeden Drina ve Krayova nehirleri üzerinden Bosna'nın iç kesimlerine geldi. Kral Stjepan Tomašević ise düşmanın yaklaşmakta olduğunu haber alır almaz Krayova Nehri'nin sol kıyısındaki Bobovac (Babicsa Ocsak) dağ kalesine sığındı. Bu kale Mayıs sonunda Osmanlıların saldırısına uğradı ve üç gün boyunca top ateşine tutulduktan sonra, iki yıl yetecek kadar erzakla dolu olmasına rağmen, eski bir Pataren olan kale komutanının, Knez Radak’ın ihaneti üzerine teslim oldu. Buranın halkı da Midilli’de olduğu gibi üçe bölündü. Zenginler İstanbul’a götürüldü, orta kesim askere taksim edildi, alt tabaka ise işlerinde bırakıldı. Kral Stjepan Tomašević ise şehir fethedilmeden önce şehirden ayrılmış ve kendisiyle hazineleri için Vrbas Nehri kenarındaki Jajce Kalesi’ne sığınmıştı.[4] Bundan sonra Visoka Kalesi ve daha bazı kaleler kendiliklerinden teslim olmaya başladılar. Önemli kaleleri tamir eden ve içlerine dizdar ile hisar eri yerleştiren Fatih Sultan Mehmet, yol boyunca karşılaşılan dirençleri kırarak ilerlemişti. Sonunda Travnik Kalesini de zapt eden Fatih, ordugâhını buraya kurdurmuş ve Bosna kralının nerede olduğunu soruşturmuş, sonunda Kral Stjepan Tomašević’in Jajce Kalesi’ne sığındığını öğrenmişti. Kral Stjepan Tomašević çok kuvvetli olan bu kalede batı yardımı gelinceye kadar dayanabileceğini sanıyordu. Fatih ordunun büyük kısmıyla Travnik’te kalarak 25.000 kişiyle Kralı ele geçirmek üzere Mahmut Paşayı ileri sürmüştü. Mahmut Paşa emrindeki askerlerle Jajce’ye giderken Kralın Szokol kalesine gittiğini öğrenerek bu kale üzerine yürüdü. Fakat Bosna Krallığı burada, Osmanlı kuvvetleri üzerine gece gündüz ok ve ateş yağdırmaya başladı. Mahmut Paşa yerli bir tutsaktan kralın bu kaleye bir gün önce geldiğini, fakat buradan tekrar Kiluh Kalesi’ne çekildiğini öğrenince onu izlemeye karar verdi.[5] Sokul ile Kiluh kalesi arasında çok tehlikeli bir boğaz bulunduğundan oradan geçmeyi komutanlar doğru görmemiş ve Bobovac’a geri dönmeyi istemişlerdi Mahmut Paşa bu düşünceye katılmadı. Gerçekten Fatih’in kendisine yüklediği görevi yerine getirmek için büyük bir cesaret göstererek o büyük orduyla bu tehlikeli boğazı bir gece geçivermişti.

II.Mehmet’i gül koklarken tasvir eden bir minyatür

Esir alıp bir şeyler öğrenmek için ileri giden Turhanoğlu Ömer Bey, bazı esirler alarak Kralın bu boğazdan geçilmeyeceğine güvendiği için ihtiyatsız bulunduğunu öğrenmiş ve durumu Mahmut Paşa’ya bildirerek harekâtın çabuklaştırılmasını istemişti. Bununla beraber kendisi de orada kalmayarak kralın sığındığı kaleye doğru ilerledi. Kale yakınlarına yaklaşmak için Vediyas Çayı’nı geçmesi gerekiyordu. Joseph von Hammer’ın anlattığına göre çay geçit vermeyecek kadar derin olduğu için Turhanoğlu Ömer Bey, bu engelin derinliğinden korkmamış, askerlerini çaydan yüzerek geçirmiştir. Suya herkesten önce de kendisi atlamıştı.Kral, Turhanoğlu Ömer Bey’in kuvvetlerini akıncı sanarak kaledeki askerleriyle üzerine saldırmış, ayrıca gönderdiği kuvvetle de köprüyü tutturmuştu. Turhanoğlu Ömer Bey, saldırılarla bir hayli uğraşarak düşmanı hırpalamış ise de Bosna Krallığı askerlerinin çok olması nedeniyle Ömer Bey’in saflarında bozulma belirtileri görülmeye başlamıştı ki büyük kuvvetlerle Sadrazam Mahmut Paşa nehrin kenarına yetişti. Askerlerinin bir kısmını yüzdürerek sudan geçirmiş, kendisi de aynı şekilde yüzerken bir tehlike atlatmışsa da karşıya geçen Türk kuvvetleri Bosnalıları geri çekilmeye zorlamış ve kral da askerlerinin kalanı ile kaleye sığınmayı başarmıştı. Mahmut Paşa da bu başarıyı sonuçlandırmak için kaleyi kuşatmaya girişti. Kiluh Kalesi’nin etrafı yanaşılmayacak kadar bataklık olduğu halde havanın sıcaklığından kurumuş olan sazları kesip bataklığa dökerek yaktırmıştır. Kurtuluş imkânı kalmadığını anlayan kral ve ahali, canlarına dokunulmamak ve başka yere gitmelerine müsaade edilmek şartı ile kalenin teslimine razı olmuşlardır. Mahmut Paşa Kiluh Kalesinin alınmasından sonra Urcay Kalesi’nin alınması için harekete geçmişti. Orada da kralın kardeşi bulunmaktaydı. O da kral gibi hayatına dokunulmamak şartıyla teslim olmaktan geri durmadı.[6] Kralın kardeşini de Fatih’e yolladıktan ve bu kaleye de bir garnizon bıraktıktan sonra emrindeki kuvvetler ile Fatihin yanına döndü. Bu sırada Fatih Jajce Kalesini henüz ele geçirememiş ve kuşatmaya devam etmekteydi. Kral ile kardeşi gelince, Fatih bunları kale yakınına götürerek içerideki düşmana gösterilmesini emretmişti. Kale dizdarı kralı ve kardeşini Osmanlıların yanında görünce teslim olmuş, bu sayede Fatih Jajce Kalesini kolaylıkla ele geçirmişti. Bosna kralının ve kardeşinin diri ele geçmesi Jajce gibi bir bölgenin en kuvvetli kalesinin kolayca zaptını sağlamış olmakla beraber, Fatih ile Mahmut Paşa’nın arasının açılmasına neden olmuştu. Fatih Bosna kalelerini birer birer fethetmek ve kralını da ortadan kaldırmak niyetindeydi. Stjepan Tomašević, evvelce Osmanlıların bir palangası olan Ağaçhisar’ı yakmış oluğundan cezasını vermek istiyordu. Hâlbuki Mahmut Paşa onula koşullu olarak bir antlaşma yapmıştı. Bu koşula göre kral memlekete geri gönderilirse fesat çıkarma ihtimali vardı. Sonunda Fatih ordunun beraberinde bulunmakta olan din bilginlerini toplayarak, kralın öldürülmesine şeriatın müsede edip etmediğini sormuş, bunların içinden ihtiyar bir din adamı olan Şeyh Ali Bistami onun öldürülmesine fetva vermiş ve ilk kılıcı kendisi vurmuştu. Kralın bu sonu Bosna beylerinin birer birer itaatlerini ve bütün Bosna’nın ele geçmesini sağlamıştır.
Fatih Sultan Mehmet Bosna’nın yönetimini düzene koyduktan, Jajce Kalesine muhafız ve dizdar bıraktıktan, Bosna’nın yönetimine Minnetoğlu Mehmet Bey’i atayıp emrine gereği kadar asker verdikten sonra ordusu ile Bosna güneyindeki Hersek Krallığına geçmişti. Fatih’in üzerine geldiğini haber alan Hersek Dükü Adriyatik Denizi’ndeki bir adaya kaçmış böylece Hersek Dukalığı Fatih’in eline geçmiş ve sonunda, Hersek Dükü oğlunu Fatih’e göndererek itaat etmek zorunda kalmıştır. Bundan sonra Fatih, yine Bosnanın güney tarafındaki pavli ili ile kuvaç ili denen ve vergi vermeyen iki memleketi zapt etmeye başlamış ve bunlardan pavlioğlu ve kuvaçoğlu adındaki beyleri idam ettirmiştir.[7]

II.Bosna Seferi[değiştir | kaynağı değiştir]

Osmanlı İmparatorluğu’nun gittikçe daha tehlikeli bir şekilde büyüdüğü Hristiyan dünyasında Bosna Krallığı’nın 1463 yılında yok oluşuna duyulan dehşet çok büyüktü. En fazla tehlike altında olan ülke Macaristan Krallığı’ydı. Kral Matthias Corvinus ayrıca yıllardır tacı için kavga halinde olduğu Kayser Fredrick ile 19 Temmuz 1463 yılında imzaladığı bir anlaşmayla barış yapmak ve tüm askeri kabiliyetlerini Osmanlıya karşı kullanmak için acele etti. Bu sebeple tüm vassallarını 12 Eylülde Petervaradin’e topladı ve komutanlarından Ladislas Markus, Türkleri daha önce Sirem’den çıkarttıktan sonra Eylül sonra ermeden ana ordunun başında Sava Nehri’ni geçerek Bosna’ya girdi. Osmanlılar tarafından terk edilmiş açık arazilerde hiçbir yerde direnişe rastlamadı. Hızlı bir yürüyüşle derhal Jajce önlerine geldi. Osmanlı idaresini istemeyen şehir halkı ile anlaşma halinde savunması zayıf şehri 1 Ekim' de daha ilk taarruzda aldı. Güçlü bir Osmanlı muhafız kıtası tarafından savunulan kalede ise direniş bir o kadar yüksekti. Neredeyse üç aylık sürekli ve soğuk mevsimden dolayı çok zorlu bir kuşatmadan sonra aç kalan muhafız kıtası 16 Aralık'ta teslim oldu. Harambaşı İlyas Bey ile birlikte 400 Osmanlı askeri esir olarak kalede tutuldular ve sonrasında Macaristan’a götürüldüler. Bundan sonra 60’tan fazla kale ve açık kent Macarlara itaat etmiş, Macar kralı da kalelere silah ve muhafız yerleştirmişti. Kış mevsiminin sertliğini arttırmasıyla ordunun ihtiyaçlarının karşılanması güçleşmiş ve Macarlar Bosna topraklarından çekilmek durumunda kalmıştı.

1463 Noelinde Kral Matthias büyük bir törenle yanlarına Bosna’da ele geçirdiği Osmanlı askerlerini de alarak Budin’e girdi. Kralın bu zaferi Avrupa’da, Macaristan tacı altında yeniden Bosna Krallığı’nın kurulması olarak kutlandı. Kral Matthias hazinedarı Emerich Zapolya’yı tekrar zapt edilen toprakların valiliğine getirdi. Yine de hiç kimse Bosna’nın tek başına tam olarak Osmanlının gücüne dayanamayacağını Kral Matthias’dan daha iyi bilemezdi. Bu yüzden derhal yardım için diğer Hristiyan güçlere bilhassa Papaya ve Venediklere başvurdu. Ocak 1464 yılında Papa II.Pius’a şöyle diyordu.
‘‘Öyle bir başlangıç yaptım ki, Hristiyan aleminin Bosna’nın yıkılmasından dolayı aldığı yaraya şimdi kolay ve etkili bir ilaç bulunabilir. Zira bu yara Avrupa’nın yalnızca uçlarına, yalnızca yanlarına temas etmemiştir. Hayır, neredeyse Avrupa’nın kalbine kadar inecekti ve buradan her yere kolayca yayılabilirdi. Bu hususa bundan sonra bütün dikkatimi vermeye hazırım, ama çabalarımın karşılıksız kalmaması için, tüm erdemlere sahip olan ve her şeye hükmeden ve yöneten kutsal şahsınızın gücüne ve yardımına ihtiyaç duyuyorum.’’
Papa bunun üzerine yardım sözü verdi. Venedik de Papanın arabuluculuğu sayesinde kralı 60 bin duka altınla desteklemeye karar verdiler ve derhal ertesi yıl için bu miktarın 40 binini hazır hale getirdiler.[8]II.Mehmet 1464 yılı ilkbaharında Edirne’de toplanan ordusu ile Sofya üzerinden Jajce’ye yürüdü. Midilli Seferinden yeni dönen Mahmut Paşa’da üç gün Edirne’de kaldıktan sonra dördüncü gün o da Fatih’le birlikte Bosna Seferine katıldı. Sıkıntılı bir yolculuktan sonra Fatih Sultan Mehmet ordusu ile Jajce yakınlarında ordugâh kurarak kaledekilere teslim olmasını önerdi. Bu teklif reddedildiğinden kaleyi askeri birliklerle 10 Temmuz 1464’te kuşatmaya başladı. Fatih yerinde dökülen ağır toplarla günlerce kaleyi dövdürmüş, surlara kadar uzanan derin lağımlar kazdırmasına, taarruzu her gün birkaç kez yeni ve büyük ödüller vadedilerek teşvik edilen birliklerle yenilemesine rağmen şehir zapt edilemedi. Macar Kralının hazine bakanı iken Bosna valiliğine atamış olduğu Emerich Zapolya tarafından savunulan kale çok metindi. Hücum olgun hale getirilmeden, vaktinden önce hücum edilmiş olduğundan kale zapt edilememiş, çok kayıp verilmişti. Buna çok üzülen Fatih, cephedeki askerlerini kaledeki düşmanın etki sahasından çıkartarak birkaç gün dinlendirmiş, yeniden örgütlendirip eksiklerini tamamlatmıştı. Sonrasında tekrar kente hücum ettirmişti. Bu defaki hücumda Fatih; birliklerini kendisi cesaretlendirmiş, surların üstüne ilk çıkacakları ödüllendirme sözü verip şehrin yağmalanacağını askerlerine ilan etmesine rağmen sonuç alınamamıştı. Sonunda Fatih kalenin sadece ablukasına karar vererek 24 ağustos 1464 tarihinde ordunun bir kısmını abluka için bırakıp bu işe Bosna Beyi Minnetoğlu Mehmet Bey’i memur etmişti. Kendisi ise ordunun bir kısmı ile Saraybosna ovasına dönmüştü.
Macar Kralı Matthias 1464 Eylülünde 10.000 kişilik bir ordunun başında Sava Nehrini aşmıştı. Osmanlı ordusunun yolunu ve geri bağlantısını kesmek niyetindeydi. Fakat Osmanlı ordusunun büyük kısmının dağ geçitleri ile kapalı bölgeden dışarı çıktığını öğrenen Kral, Güneye doğru daha fazla yürümeyerek Zvornik üzerine yöneldi. Bu sırada Macar Krallığı’nın Bosna valisi Emerich Zapolya; emrindeki bir kısım askerle Jajce etrafındaki Osmanlı ablukasını kısa bir çarpışmadan sonra yararak çıkmıştı. Zvornik’i kuşatmak için ilerleyen Macar kuvvetleri, aşağı Drina Vadisinde (Jajce’nin 150 km. doğusunda) büyük güçlükler ve çatışmalar karşısında kral, Zapolya kuvvetlerini de yardıma çağırmıştı. Macarların Zvornik Kalesi üzerine yöneldiğini haber alan Fatih; Mihaloğlu İskender Bey emrine 500 asker vermiş ve düşmandan önce gidip orayı takviye etmekle görevlendirilmişti. İskender Bey düşmandan önce kaleye girerek oradaki garnizonu takviye etmiş Fatih ise Sofya’ya giderek orada konaklamıştı.[9] Zapolya bu arada zengin gümüş madenleriyle ünlenen bir dağ kalesini ele geçirirken, Zvornik muhasarasına başlayabildi. Kuşatma Macarlar hiçbir ilerleme gösteremeden iki ay kadar sürdü. Emerich Zapolya burada ağır yaralandı ve cesaretini kaybetti. Yaklaşan kış mevsimi yıpranmış ordunun kuşatma çalışmalarını ve erzak temin etmesini gün geçtikçe zorlaştırıyordu. Bu esnada Mahmut Paşa şehri kuşatmaktan kurtarmak için 40.000 kişilik bir kuvvetle yola çıkmıştı.[10] Bu kuvvet Eflâklar Derbendi’nde düşman tarafından tertiplenen bir direnişle karşılaşmıştı. Bir tarafı uçurum ve nehir diğer tarafı yüksek dağ olan bu derbentten geçmek zorunda bulunan Osmanlı ordusu nehrin öte yakasına yerleştirilmiş düşman toplarının ve silahlarının etkisi altında kalarak duraksamışlardı. Mahmut Paşa emrindeki komutanlarla bir toplantı yaptı. Komutanlarının çoğu bu yolları iyi biliyorlardı. Onlar askerlerin bu yoldan geçemeyeceğini eğer Serbernik madeni etrafından dolaşılırsa da yolun uzayacağını ve kaleye zarar gelme olasılığının artacağından bahsetmişlerdir. Bir karar vermek zorunda kalan Mahmut Paşa ve komutanları hileye başvurarak derbentten geçme fikrinde mutabık kaldılar.
Mahmut paşa Macarlardan kaçıp gelmiş birini buldurarak ona kimseye görünmeden dağdan geçip geceleyin Zvornik Kalesindeki Türklere ‘‘padişah ordusu geliyor’’ diye bağır. Bu işi başararak gelirsen dilediğini yaparım emrini verdi. Ona hem para vermiş hem de tımar adamıştı. Bu casus Zvornik Kalesi çevresine varmış ve bir gece düşmanın kuşatma hatları arasından sızarak yüksek bir yerden kale komutanına bağırmış onlara ne yapıp edip üç gün daha dayanmalarını, padişah ordusu ile beraber gelmekte olduğunu seslenmişti. Kale içindeki Türk kuvvetleri bunu işitince davullar çaldırmış, şenlikler yapmaya başlamışlardı.
Bu sırada Mahmut Paşa’nın 40.000 kişilik bir kuvvet ile kaleyi kurtarmak için yaklaştığı haberini alan Macar Kralı Matthias Corvinus telaşa düşmüş, savaş kurultayında Macar komutanları arasında fikir ayrılıkları baş göstermişti. Macar komutanların çoğu; bu mevkide tutunamayacaklarını, Tuna Nehri’ne çekilmeleri ve askerleri azar azar karşı kıyıya geçirmeleri gerektiğini, aksi halde Osmanlı baskısı altında bunu yapmanın zor olacağı kanaatinde olduğundan bu tedbire başvurmak istemişlerdi. Fakat kral bir-iki gün sonra meydana çıkan Ali Bey akıncılarını görünce Osmanlı ordusunun geldiğini sanarak kuşatma malzemelerini yıktırarak çekilmek istemiş fakat Macar birlikleri paniğe uğramış; toplarını, yaralılarını ve ağırlıklarını bırakıp kaçmaya başlamışlardır. Düşmanın çekilmek istediğini fark eden Zvornik garnizonu kaleden dışarı çıkarak düşman üzerine taarruza başlamış ve Mahmut Paşaya da haber göndererek durumu bildirmiştir. Bu sırada Mahmut Paşanın öncüsü Mihaloğlu Ali Bey kuvvetleri ve akıncılar Macarlara yetişmişlerdi. Kaleden çıkan garnizon ile bu öncü birlik arasında kalan düşman yok edilirken, çok uzun bir gece yürüyüşünden sonra Mahmut Paşa ordusu Zvornik önlerine yetişmişti.
Zvornik’ten çekilebilen Macar kuvvetleri panik halinde kuzey Sava Nehri geçitlerine doğru çekilirken, Osmanlı kuvvetlerinin önüne Zvornik kalesinin yanında akan Drina Nehri engeli çıkmıştı.

Drina Nehri

Macarlar buradaki köprü ve geçit malzemelerini tahrip edip gittiklerinden en ilerdeki Osmanlı birliğinden 1000 kadar atlı yüzdürerek karşıya geçerek düşmanın peşine takılmışlardı. Mahmut Paşa düşmanın Sava Nehri’ni kuzeye doğru geçmeye çalıştıkları bir sırada bütün kuvvetleriyle düşman üzerine saldırdı. Macar Kralı kurtulmuş, fakat yakın çevresi tutsak olmuş veya öldürülmüştü. Düşman askerlerinin çoğu boğulmuştu. Birçok Macar arabası ve topu çamura saplanmış ve Osmanlı İmparatorluğu’nun eline geçmişti. Macar Kralı; ordusundan sağa kalıp kurtulabilen askerlerini ancak kasım ayının sonunda toplayabilmişti. Bosna’da bazı kaleler ve Jajce Kalesi Macarların elinde kalmıştı. Fatih Sofya’da yeniden bazı kuvvetlerini silâhaltına çağırarak Mahmut Paşa emrine göndermiş ise de, bunlar cepheye gelene kadar kesin sonuç alınmıştı. Mahmut Paşa düşmandan alınan askeri malzemeyi Zvornik kalesine koydurmuş, bu kalenin yıkılan yerlerini tamir ettirmiş, gerekli savunma tedbirlerini aldıktan sonra, 200 tutsak askeri ve ganimetleri Fatih’e getirmişti.
Bu sefer sırasında büyük hizmetleri görülen Mihaloğlu İskender Bey sancak beyliğine yükseltilmişti. Fatih Sultan Mehmet diğer bölgelerdeki askeri harekatı Sofya’dan yönetmiş, Jajce kalesini kuşatmaya devam etmiş ise de yine de kaleyi zapt edememiş ve 1464 sonlarında İstanbul’a gelmişti. Zvornik olayından iki ay sonra Macar Kralının amcası Osvát Szilágyi 8000 kişilik bir kuvvetle Kubin bölgesinde görünmüş, Semendire üzerine yürümüş fakat Türk kuvvetlerinin baskısına uğrayarak bozulmuş Mihaloğlu Ali Bey ve Mihaloğlu İskender Beylere tutsak düşen Osvát Szilágyi, Fatih’in emri ile idam edilmiştir. Yardımcısı Labatlan ise fidye karşılığında salıverilmiştir.[11]
Osmanlı İmparatorluğu Bosna’yı zapt ettiği zaman Bogomil mezhebindeki Bosna Hristiyanlarına hoşgörü göstermiş, onların devlet hizmetinde yetişmesini sağlamıştır. Bogomiller toptan Müslüman olmuşlardır. Osmanlı resmi vesikalarında görülen ve diğer devşirmelere tercih edilen bu çocuklara Bogomillerin diğer adı olan Potur oğulları denilmiştir. Bogomiller İsa’yı Allah’ın kulu ve peygamberi tanıyan inançlarıyla Müslümanlara benzemektedir. Bununla beraber Türklerin vicdan hürriyetine saygı duymaları, birkaç asırdır Katolik Kilisesi’nin baskıları ve Macar Kralının haksızlıklarına maruz kalan bu zümrenin Müslümanlara yakın itikatları sebebiyle hep birden denecek kadar süratle Müslüman olmalarına neden olmuştur.[12]

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

  1. ^ ATASE, a.g.e, s. 467
  2. ^ Danişmend, İsmail Hami (2011). İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi. Doğu Kütüphanesi. ss. 333-334. ISBN 978-9944-397-68-1. 
  3. ^ Hammer, Joseph Von (2014). Osmanlı İmparatorluğu Tarihi. s. 304. 
  4. ^ Zinkeisen, Johann Wilhelm (2011). Osmanlı İmparatorluğu Tarihi-2. Yeditepe. ss. 109-110. ISBN 978-605-4052-66-0. 
  5. ^ T.C. Gnkur. ATASE (1977), TSK Tarihi III. cilt II. kısım, Ankara Genelkurmay basımevi, ss. 467-468
  6. ^ Osmanlı Tarihi. Elips Kitap. 2013. ss. 500-501. ISBN 978-605-121-202-9.  Yazar |ad1= eksik |soyadı1= (yardım)
  7. ^ T.C. Gnkur. ATASE (1977), TSK Tarihi III. cilt II. kısım, Ankara Genelkurmay basımevi, ss. 469-470
  8. ^ Zinkeisen, Johann Wilhelm (2011). Osmanlı İmparatorluğu Tarihi-2. Yeditepe. ss. 115-116. ISBN 978-605-4052-66-0. 
  9. ^ T.C. Gnkur. ATASE (1977), TSK Tarihi III. cilt II. kısım, Ankara Genelkurmay basımevi, ss. 476-477
  10. ^ Zinkeisen, Johann Wilhelm (2011). Osmanlı İmparatorluğu Tarihi-2. Yeditepe. ss. 117-118. ISBN 978-605-4052-66-0. 
  11. ^ T.C. Gnkur. ATASE (1977), TSK Tarihi III. cilt II. kısım, Ankara Genelkurmay basımevi, ss. 478-479-480
  12. ^ Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi II.cilt, Türk Tarih Kurumu Basımevi-Ankara, ss.98