Amerikan şiiri

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Anne Bradstreet'in şiirlerinin başlık sayfası ikinci (ölümünden sonra) baskısı, 1678

Amerikan şiiri, Kızılderili kültürlerinin sözlü olarak aktarılmış söylenceleri, masalları, öyküleri ve lirik şiirleri ile başlar. İlk Avrupalıların gelmesinden önce Kuzey Amerika’da var olan 500’den fazla farklı Kızılderili dili ve kabile kültürü arasında yazılı edebiyat yoktu. Bu nedenle, Amerikan Yerlilerinin sözlü edebiyatı oldukça çeşitlidir. Navajolar gibi yarı-göçebe avlanma kültürlerinin öyküleri Acomalar gibi "pueblo"larda (Kızılderili evi) yaşayan yerleşik tarımsal kabilelerin öykülerinden farklıdır; Ojibwalar gibi kuzeyde göller bölgesinde yaşayanların öyküleri ise Hopiler gibi çöl kabilelerinin öykülerine göre köklü farklılıklar gösterir.[1] Kabileler tanrılara, hayvanlara, bitkilere veya kutsal kişilere tapınarak kendi dinlerini korudular. Yönetim sistemleri demokrasiler, yaşlılar kurulu ile teokrasiler arasında değişiyordu. Kabilelere ait bu çeşitlilik sözlü edebiyatta da kendini gösterdi. Yine de, bir kaç genelleme yapılabilir. Örneğin, Kızılderili hikayelerinde hem ruhsal hem de fiziksel anne sayılan tabiata gösterilen büyük saygı ve ihtimam çok zengin bir biçimde yer alır. Tabiat canlıdır ve ruhsal güçleri vardır; ana karakterler hayvan veya bitki olabilir ve bunlar genellikle bir kabile, bir grup veya bir kişiyle ilişkilendirilmiştir. Daha geç dönemlerdeki Amerikan edebiyatında Kızılderililerin kutsallık anlayışına en çok Ralph Waldo Emerson’un yazdığı ve hayatın tamamını kapsayan doğaüstü Over-Soul (Evrensel Ruh) yaklaşmıştır. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, ilk sömürgecilerin çalışmalarının çoğu, çağdaş İngiliz şiirsel biçim, diksiyon ve tema modellerine dayanıyordu. Ancak 19. yüzyılda kendine özgü bir Amerikan günlük dili ortaya çıkmaya başladı. O yüzyılın sonlarına doğru, Walt Whitman yurtdışında coşkulu bir dinleyici kitlesi kazanırken, Amerika Birleşik Devletleri'nden şairler İngilizce avangardın ön saflarında yerlerini almaya başlamışlardı. Amerikan şiirinin tarihini bilmek kolay değildir. 1910 ve 1945 yılları arasında yayınlanan Amerikan şiirinin çoğu, 1950'lerin McCarthy döneminde kütüphaneciler tarafından yok edilen, özellikle en soldakiler olmak üzere, küçük tirajlı siyasi dergilerin sayfalarında kaybolmuş durumda.[2] Modernizmin alınan anlatı önermektedir Ezra Pound ve T. S. Eliot (verildi Nobel Edebiyat Ödülü'nü 1948 yılında) daha etkili belki vardı modernist sırasında döneminde İngilizce şairler Dünya Savaşı.[3] Ancak bu anlatı, 20. yüzyılın ilk yarısında yayınlanan ve geniş çapta okunan Afrikalı Amerikalı ve kadın şairleri dışarıda bırakıyor. 1960'lara gelindiğinde, British Poetry Revival'ın genç şairleri, yeni şiir türleri için model olarak Amerikalı çağdaşlarına ve öncüllerine baktılar. Bilim adamları kadınlar,Afroamerikalılar, Hispanikler, Chicanolar, Yerli Amerikalılar ve diğer etnik gruplar tarafından şiire artan bir vurgu yaptıkça, milenyumun sonuna doğru, Amerikan şiirinin değerlendirilmesi çeşitlendi. Louise Glück, Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülen, öncelikle şiir yazan tek çağdaş Amerikalı yazarken, aynı ödüle şiirler yazan bir söz yazarı Bob Dylan da layık görüldü.

Kolonilerdeki şiir[değiştir | kaynağı değiştir]

İngiltere'nin Amerika ile teması 1490'lardan sonra arttığından, İngiliz kaşifler Anne Bradstreet'in Amerika'da (büyük olasılıkla Ipswich'te yazdığı "Onuncu İlham Perisi"nin yılı olan 1650'ye kadar Yeni Dünya açıklamalarına bazen ayetler eklediler. Ipswich veya North Andover, Massachusetts ve Londra'da kayınbiraderi Rev. John Woodbridge. Amerikan şairleri olarak adlandırılabilecek bu tür 14 yazar vardır (Amerika'ya ve farklı derecelerde bulunmuşlar, yer hakkında şiirler veya mısralar yazmışlar). İlk örnekler, Kaptan John Smith'in (Barbour, ed. "İşler") ve Rev. William Morrell'in 1625 tarihli "Nova Anglia" ya da "New England"ı, Amerikan hava koşullarından Kızılderili kadınlarına bakışlarına kadar her şeyin kafiyeli bir kataloğudur.[4] Daha sonra Mayıs 1627'de Merrymount'lu Thomas Morton - Devon doğumlu bir West Country açık hava adamı, hukuk avukatı, edebiyatçı ve sömürge maceracısı - kürk ticareti yerleşimindeki başarıyı kutlamak ve teşvik etmek için bir direği kaldırdı ve bir "Şiir" çiviledi ve "Şarkı" (biri Avrupalı ve Yerli insanların orada nasıl bir araya geldiklerine ve başarılı bir Amerika için bunu yapmaya devam etmeleri gerektiğine dair yoğun bir edebi manifesto; diğeri ise daha derin Amerikan imalarıyla dolu hafif bir "içme şarkısı"). Bunlar, Morton'un Amerikan şiirinin diğer örnekleriyle birlikte "New English Canaan"da (1637); ve "First", "American" ve "Poetry" kriterlerine dayanarak Morton'u (Anne Bradstreet'i değil) Amerika'nın ilk İngilizce şairi yapıyorlar.[5]

Philip Freneau (1752-1832)[değiştir | kaynağı değiştir]

Philip Freneau adlı bir şair, Avrupa Romantizmi'nin yeni akımlarını alarak Hartford Wits'in taklitçiliği ve belirsiz evrenselliğinden kaçtı. Hem başarısının hem de başarısızlığının anahtarı, tutkulu demokratik ruhunun inatçı yapısıyla bir araya gelmesiydi.

Yurtseverliklerinden kuşku duyulmayacak olan Hartford Wits üyeleri, eğitimli sınıfın genel anlamda kültürel tutuculuğunu yansıtıyorlardı. Freneau bu eskiden kalma Tory tutumlarının süregelmesine karşı çıkarak, "Hartford'daki monarşi ve unvana bağlı üstünlük yanlısı ve soylu, düşünen grubun yazıları"ndan yakınmıştır. Freneau her ne kadar iyi bir eğitim almış olsa da ve klasikleri en az Hartford Wit üyeleri kadar bilse de, liberal ve demokratik hedefleri vardı.

Huguenot (radikal Fransız Protestan) geçmişi ile Freneau, Devrimci Savaş sırasında milis olarak savaştı. 1780'de yakalanarak ailesi salıverilmesini sağlayana kadar iki İngiliz gemisinde esir tutuldu ve neredeyse ölüyordu. "İngiliz Hapishane Gemisi" başlıklı şiiri "dünyayı kanla lekelemek isteyen" İngilizlerin zalimliğini sert bir şekilde kınar. Bu şiir ve aralarında "Eutaw Pınarı", "Amerikan Özgürlüğü", "Politik bir Nakarat", "Gece yarısı Konsültasyonu" ve "Üçüncü George'un Kendinle Konuşması" gibi diğer devrimci eserleri onu "Amerikan Devrimi'nin Şairi" olarak ünlendirdi.

Bir köle olan Phillis Wheatley, sömürge dönemi şairlerinden biriydi.

On Üç Koloni'nin ilk kaydedilen şairlerinden biri Anne Bradstreet (1612) idi. – 1672), İngilizce yazan ilk bilinen kadın şairlerden biri olmaya devam ediyor.[6] Yaşarken yayımladığı şiirleri, dini ve siyasi temaları işliyor. Ayrıca ev, aile hayatı ve kocasına olan sevgisi hakkında, birçoğu 20. yüzyıla kadar yayınlanmamış olan şefkatli çağrılar da yazdı. Edward Taylor (1645–1729), Püriten erdemleri, erken sömürge döneminin tipik bir örneği olarak görülebilecek, oldukça işlenmiş bir metafizik üslupla açıklayan şiirler yazdı.[7] Puritan etiğine bu dar odaklanma, anlaşılır bir şekilde, 17. ve 18. yüzyılın başlarında kolonilerde yazılan şiirlerin çoğunun baskın notuydu. New England'da yayınlanan en eski "laik" şiir, Samuel Danforth tarafından 1647-1649 yılları için "almanacks"ında,[8] Cambridge'de yayınlandı; bunlar arasında "bulmaca şiirleri" ile tırtıllar, güvercinler, depremler ve kasırgalar üzerine şiirler vardı. Tabii ki, bir şair olduğu kadar Püriten bir papaz olarak Danforth asla manevi bir mesajdan uzaklaşmaya cesaret edemedi.

Freneau yaşamı boyunca demokratik hedeflerine hep dikkat ederek birkaç günlüğün editörlüğünü yaptı. 1791de Thomas Jefferson ona militan, Federalist-karşıtı National Gazette'i (Ulusal Gazete) kurması için yardım edince, Freneau Amerikanın ilk güçlü, hararetli gazete editörü oldu ve William Cullen Bryant, William Lloyd Garrison, ve H. L. Mencken'e öncülük yaptı.

Şair ve editör olarak Freneau demokratik ideallerine bağlı kaldı. Ortalama okuyucu için gazetelerde basılan sevilen şiirleri düzenli olarak Amerikan konularını ele aldı. "Tütünün Erdemi" güney ekonomisinin başlıca dayanağı olan bu yerli bitkiyi ele alırken, "Rom Testisi" erken Amerikan ticaretinin çok önemli bir satış ürününü ve Yeni Dünya için belli başlı bir ihraç ürününü anlatır. "Hatteras'ın Pilotu" adlı eserin yanı sıra şarlatan doktorlar ve abartılmış muhafazakar Protestanlar konusunda yazdığı şiirlerde de ortak Amerikan karakterleri vardı.

Freneau gerçek bir demokrasiye uygun doğal ve halktan bir biçim kullanıyordu. Ama aynı zamanda çoğunlukla antolojilere giren ve hoş kokulu bir yerel çalıyı anımsatan Vahşi Hanımeli "The Wild Honeysuckle" (1786) gibi eserlerinde rafine bir neoklasik lirisizme de ulaşabiliyordu. 1820'lerde başlayan "Amerikan Rönesansı'na kadar Amerikan şiiri Freneau'nun 40 sene önce ulaştığı mertebeleri aşamadı.

Daha sonraki edebi başarılar için fazladan bir ön hazırlık ilk yıllarda yapılmıştı. Milliyetçilik bir çok alanda yayınlara ilham kaynağı olarak Amerikan olan şeylerin takdir edilmesine yol açtı. Noah Webster (1758-1843) Amerikan Dictionary'nin (Sözlük) yanı sıra okullar için önemli bir okuma ve yazma kitabı hazırladı. Yıllar boyunca okuma yazma kitabı 100 milyon kopyadan fazla sattı. Yenilenmiş Webster sözlükleri bugün hala standart olarak kullanılmaktadır. Referans kitabı olarak bir dönüm noktası olan Jedidiah Morse'un yazdığı The American Geography (Amerikan Coğrafyası), engin ve büyüyen Amerikan toprakları hakkında bilgiyi yaygınlaştırıyordu. Dönemin edebi olmasa da en ilginç olan yazıları Meriwether Lewis (1774-1809) ve Zebulon Pike (1779-1813) gibi, batıya giden öncüler ve kaşiflerin günlükleridir. Thomas Jefferson'un 1803'te Napolyon'dan satın aldığı Kuzey Amerika kıtasının geniş bölümü olan Louisiana Bölgesi boyunca yapılan uzun yolculukları anlatırlar.

Sömürge döneminin belirgin bir Amerikan lirik sesi, 1773'te "Çeşitli Konular, Dini ve Ahlaki Şiirler" adlı kitabı yayınlanan bir köle olan Phillis Wheatley'di. O, en azından kolonilerde, zamanının en tanınmış şairlerinden biriydi ve şiirleri, o zamanın tipik New England kültürüydü, dini ve klasik fikirler üzerine meditasyon yapıyordu.[9] 18. yüzyıl, şairlerine uygun bir konu olarak Amerika'ya artan bir vurgu gördü. Bu eğilim, en çok, Amerikan kültürüne yönelik şüpheciliğinin bir yansıması olarak yorumlanan, yazılarında gösterilen, Yerli Amerikalılara karşı alışılmadık derecede sempatik tavrıyla dikkat çeken Philip Freneau'nun (1752–1832) eserlerinde açıkça görülmektedir. Bununla birlikte, esasen taşralı yazılardan beklenebileceği gibi, bu geç sömürge dönemi şiiri, Blake ve Burns döneminde Pope ve Gray'in araçlarını ve yöntemlerini kullanan, biçim ve sözdizimi açısından genellikle biraz eski modadır. Rebecca Hammond Lard'ın (1772-1855) çalışmaları, oldukça eski olmasına rağmen, bugünün dünyasında hala geçerlidir. Doğa hakkında yazıyor, sadece çevrenin doğası değil, insanların doğası hakkında da yazıyor. Genel olarak, Amerikan kolonilerinde şiirin gelişimi, kolonilerin kendilerinin gelişimini yansıtır. İlk şiire, yerleşimi ilk etapta yaratan Puritan ideallerinin bütünlüğünü koruma ihtiyacı hakimdir. Sömürgecilerin kendilerine olan güveni arttıkça, yazdıkları şiirler bağımsızlığa olan yönelimlerini giderek daha fazla yansıtıyordu. Konudaki bu değişim, en hafif tabirle muhafazakar olma eğiliminde olan yazı tarzına yansımadı. Bu, Amerikan şairlerinin Londra'daki İngilizce şiirsel gelişmelerin merkezinden hareket ettikleri fiziksel mesafenin bir ürünü olarak görülebilir. 

Bağımsızlık sonrası dönem[değiştir | kaynağı değiştir]

Bağımsız Amerika Birleşik Devletleri'nin ilk önemli şairi, Amerikan prairie ve ormanların ihtişamı üzerine rapsodik şiirler yazan William Cullen Bryant (1794–1878) idi. Bununla birlikte, uluslararası alanda tanınan ilk şair, Fireside Poets olarak gruptaki Lord Tennyson ve William Cullen Bryant, John Greenleaf Whittier, James Russell Lowell ve Oliver Wendell Holmes ile birlikte Alfred'i neredeyse geride bırakan Henry Wadsworth Longfellow (1807–1882) idi.[10] Şairlerin ana konuları, birkaç şairin doğrudan dahil olduğu Amerika Birleşik Devletleri'nin ev hayatı, mitolojisi ve siyasetiydi. Transandantal akım 18. yüzyıl rasyonalizmine karşı bir tepki ve 19'uncu yüzyıl düşüncesinin genel insancıl eğiliminin bir göstergesiydi. Bu akım dünyanın ve Tanrının birliğine olan temel bir inanca dayanıyordu. Her bireyin ruhunun dünyayla aynı olduğu, dünyanın birebir bir mikrokozmozu olduğu düşünülüyordu. Kendine güven ve bireycilik doktrini, bireysel ruhun Tanrı ile kendini özdeşleştirmesine olan inançla gelişti. Transandantalizm Boston'un 32 km batısında küçük bir kasaba olan Concord'la özel olarak ilişkiliydi. Concord eski Massachusetts körfez sömürgesindeki ilk denizden uzak yerleşme idi. Ormanlarla çevrili olan bu huzurlu kasaba, o zaman da ve hala bugün de gayet kültürlü olacak kadar Boston'daki konferans, kitapçı ve kolejlere yakın, ama sakin olacak kadar da uzaktı. Concord Amerikan Devrimi'nin ilk muharebesinin olduğu yerdi, "Concord Hymn" (en) (Concord İlahisi) Amerikan edebiyatının en meşhur açılış dizelerinden birine sahiptir:

By the rude bridge that arched the flood
Their flag to April's breeze unfurled,
Here once the embattled farmers stood
And fired the shot heard round the world.

Concord hem ilk kırsal sanatçı sömürgesiydi, hem de Amerikan materyalizmine manevi ve kültürel bir seçenek önerebilen ilk yerdi. Burası entelektüel konuşmaların ve basit yaşantının yeriydi (burada Emerson ve Henry David Thoreau'nun ikisinin de sebze bahçeleri vardı). Concord denince en çok 1834'te buraya taşınan Emerson ve Thoreau akla geldi ama bu yer aynı zamanda romancı Nathaniel Hawthorne, feminist yazar Margaret Fuller, eğitimci (ve yazar Louisa May Alcott'un babası) Bronson Alcott ve şair William Ellery Channing'i de kendine çekti. Transandantal Kulübü 1836'da gevsek bir şekilde organize edildi ve değişik zamanlarda Emerson, Thoreau, Fuller, Channing, Bronson Alcott, önde gelen bir papaz olan Orestes Browson, Theodore Parker (kölelik karşıtı ve papaz) ve diğerleri buna dahildi.

Transandantalistler ve yayın hayatı kırk yıl süren ve ilk editörü Margaret Fuller ve daha sonra Emerson olan, üç ayda bir çıkan The Dial dergisini yayınladılar. Edebiyat kadar Reform çabaları da onları meşgul ediyordu. Transandantalistlerin önemli bir kısmı ayni zamanda kölelik karşıtı idi ve bazıları Brook Çiftliği (Hawthorn'un The Blithedale Romance adlı eserinde tarif edilir) ve Fruitlands gibi deneysel ütopyacı topluluklara dahil oldular.

Pek çok Avrupalı grubun tersine, Transandalistler hiçbir zaman bir Manifesto çıkarmadılar. Bireysel farkların, bireyin özgün bakış açısının üstünde durdular. Amerikan Transandantal Romantikleri radikal bireyciliği en uç noktalarına kadar zorladılar. Amerikan yazarları çoğu kez kendilerini toplumun ve alışılmış kalıpların dışında yalnız kaşifler olarak gördüler. Amerikan kahramanı – Herman Melville'in Kaptan Ahab'ı, ya da Mark Twain'in Huck Finn'i, ya da Edgar Allen Poe'nun Arthur Gordon Pym'i gibi - metafizik bir kendini keşfediş peşinde tipik olarak riskle, hatta belli bir yıkımla yüz yüze geldi. Romantik Amerikan yazarı için hiçbir ön kabul yoktu. Edebi ve toplumsal kalıplar, yardımcı olmanın tersine, tehlikeliydiler. Özgün bir edebi biçem, içerik ve ses – ve bunların hepsini aynı anda- keşfetmek yönünde muazzam bir baskı vardı. Amerikan yazarlarının bu zorluğun üstesinden gelebildikleri, Amerikan İç Savaşı'ndan (1861-65) önceki otuz yıllık dönem boyunca üretilen başyapıtlardan açıkça bellidir.

Ralph Waldo Emerson (1803-1882)[değiştir | kaynağı değiştir]

Döneminin hakim figürü olan Ralph Waldo Emerson'ın adeta dinsel bir misyon duygusu vardır. Pek çokları onu Hristiyanlığı çarpıtmakla suçlasa da, onun bu konudaki açıklamasına göre " iyi bir papaz olmak için kiliseyi bırakmak gereklidir". Mezunu olduğu Harvard İlahiyat Okulu'nda 1838 yılında yaptığı konuşma onu 30 yıl boyunca Harvard'da istenmeyen kişi yaptı. Bu konuşmada Emerson kiliseyi "adeta Tanrı ölmüş gibi" davranmakla ve ruhu boğarken dogmayı öne çıkarmakla suçladı.

Emerson'ın felsefesine çelişik dendi ve onun mantıklı bir entelektüel sistem kurmaktan bilinçli olarak kaçındığı doğrudur çünkü böyle bir rasyonel sistem onun içgüdü ve esnekliğe olan Romantik inancına ters düşerdi. "Kendine Güven" (en) (Self-Reliance) adlı denemesinde Emerson der ki:

Aptal bir tutarlılık küçük akılların gulyabanisidir.

Oysa kendisi de doğadan esinlenen Amerikan bireyciliğinin doğuşu için yaptığı çağrıda çok tutarlıdır. Belli başlı fikirlerinin çoğu – yeni bir ulusal bakışa olan gereksinim, kişisel deneyimin kullanılması, kozmik bir üst-ruh fikri ve ikamecilik doktrini- ilk yayınladığı eseri olan "Nature" (Doğa, 1836) (en) da öne sürülmüşlerdir. Bu deneme şöyle başlar:

Our age is retrospective. It builds the sepulchers of the fathers. It writes biographies, histories, criticism. The foregoing generations beheld God and nature face to face; we, through their eyes. Why should not we also enjoy an original relation to the universe? Why should not we have a poetry of insight and not of tradition, and a religion by revelation to us, and not the history of theirs. Embosomed for a season in nature, whose floods of life stream around and through us, and invite us by the powers they supply, to action proportioned to nature, why should we grope among the dry bones of the past... ? The sun shines today also. There is more wool and flax in the fields. There are new lands, new men, new thoughts. Let us demand our own works and laws and worship.

Emerson 16. yüzyılın vecize dahisi olan Fransız denemecisi Montaigne'i çok severdi ve bir keresinde Bronson Alcott'a Montaigne'inkiler gibi "eğlence, şiir, iş, ilahiyat, felsefe, anekdotlar, müstehcenlik dolu" bir kitap yazmak istediğini söyledi. Alcott'un soyut tarzının "bir adamın şapkasında, bir çocuğun kaşığında parlayan ışığı" atladığından şikayetçiydi.

Ruhsal imgelem ve pratik, vecizeli ifade Emerson'ı heyecan verici yapar; Concord transandantalistlerinden birisi onu dinlemeyi "bir salıncakla cennete gitmeye" benzetir. Ruhsal öngörüsünün büyük bir kısmı doğu dinlerine, özellikle de Hinduizm, Konfüçyüsizm ve İslam tasavvufuna dair okumalarından gelmektedir. Örneğin "Brahma" şiiri ölümlülerin sınırlı algılamalarının ötesinde bir kozmik düzeni öne sürmek için Hindu kaynaklarına dayanır.

19. yüzyılın başlarında ve ortalarında ortaya çıkacak diğer önemli şairler arasında Ralph Waldo Emerson (1803–1882), Edgar Allan Poe (1809–1849), Henry David Thoreau (1817–1862), Sidney Lanier (1842–1881) ve James sayılabilir. Whitcomb Riley (1849–1916). Beklenebileceği gibi, tüm bu yazarların eserleri, onları İngiliz meslektaşlarından ayırt etmek için farklı bir Amerikan sesi için ortak bir arayışla birleşiyor. Bu amaçla, şiirlerinin materyali olarak kendi ülkelerinin manzarasını ve geleneklerini araştırdılar.[11] Bu eğilimin en önemli örneği Longfellow'un Hiawatha'nın Şarkısı adlı eseri olabilir. Bu şiir, 1836'dan 1841'e kadar Michigan için Hint işlerinden sorumlu olan Henry Rowe Schoolcraft tarafından toplanan Kızılderili hikayelerini kullanır. Longfellow taklit metre Fin ait epik şiir Kalevala muhtemelen İngiliz model önlemek için. Ortaya çıkan şiir, popüler bir başarı olsa da, gelecekteki ABD şairleri için bir model sağlamadı.

Zaman geçtikçe şair/filozof Emerson ve Thoreau'nun aşkıncılığın etkisi Amerikan şiirini giderek daha fazla etkiledi. Aşkıncılık, William Wordsworth ve Samuel Taylor Coleridge ile başlayan İngiliz Romantizminin belirgin bir şekilde Amerikan türüydü. Muhtemelen aşkıncılığın kurucularından biri olan Emerson, bu iki İngiliz şair ve Thomas Carlyle ile tanışmak için genç bir adam olarak İngiltere'yi ziyaret etmişti. Romantizm, reform sonrası İngiltere'de Viktoryacılığa geçiş yaparken, 1830'lardan İç Savaş'a kadar Amerika'da enerjik hale geldi. Edgar Allan Poe, bu süre zarfında, ürkütücü ve karanlık temaları üzerinde düşünen, şiirini ve estetik vizyonunu felsefi, psikolojik, ahlaki ve kozmolojik teorileriyle birleştiren eşsiz bir şairdi.[12] Fransız, İsveç ve Rusya'daki çeşitli yazarlar, eserlerinden büyük ölçüde etkilendi. Şair Charles Baudelaire, özellikle Poe'ya takıntılıydı ve Fransız şiirinde Sembolizm icat etmek için Amerikan şairinden yararlandı. Ayrıca Poe'nun "Kuzgun" şiiri Avrupa'yı sardı ve birçok dile çevrildi. Bununla birlikte, bir şair olarak popülaritesini reddetti ve Henry Wadsworth Longfellow'u alenen intihalle suçlayarak çağdaşlarından uzaklaştı - ancak Longfellow asla cevap vermedi.[13] 20. yüzyılda Amerikalı şair William Carlos Williams, Poe için "Amerikan edebiyatı onun içinde, sağlam bir zeminde yalnızca ona demirlenmiştir" demişti.[14]

ruhu Brahma'ya yabancı olan okuyucuların kafasını karıştırdı. Emerson'ın okuyucularına tavsiyesi şuydu: "Onlara Brahma yerine Yehova demelerini söyleyin".

Britanyalı eleştirmen Matthew Arnold, 19. yüzyılda İngilizce'de yazılmış eserlerin en önemlilerinin Wordsworth'ın şiirleri ve Emerson'ın denemeleri olduğunu söyledi. Çok büyük bir düz yazıcı-şair olan Emerson aralarında Walt Whitman, Emily Dickinson, Edwin Arlington Robinson, Wallace Stevens, Hart Crane ve Robert Frost'un bulunduğu uzun bir dizi Amerikan şairini etkiledi. Aynı zamanda John Dewey, George Santayana, Friedrich Nietzsche ve William James gibi filozofların felsefesini etkilediği de iddia edilir.

Henry David Thoreau (1817-1862)[değiştir | kaynağı değiştir]

Fransız ve İskoç kökenli Henry David Thoreau Concord'da doğdu ve burayı kalıcı evi yaptı. Emerson gibi, fakir bir aileden gelerek Harvard'da çalışarak okudu. Hayatı boyunca ihtiyaçlarını en basit düzeye indirerek çok az bir parayla geçinmeyi becerdi ve böylece bağımsızlığını korudu. Özünde, yaşamayı kariyeri yaptı. Asla taviz vermeyen birisi olarak hayatını her zaman katı ilkelerine göre yaşamayı denedi. Bu deneme pek çok yazısının konusuydu.

Thoreau'nun başyapıtı, Walden, or, Life in the Woods (en) (Ormanda Yaşam, 1854) Emerson'a ait bir mülk içindeki Walden (en) gölünde yaptığı bir barakada geçirdiği iki sene, iki ay ve iki günün sonucudur. Walden (en)'da Thoreau bilinçli olarak bu zamanı bir yıl olarak biçimlendirir ve kitap mevsimleri sırasıyla usulca anımsatacak şekilde yapılandırılmıştır. Kitap aynı zamanda en basit dünyevi meseleleri önce ele alacak şekilde düzenlenmiştir ("Ekonomi" isimli bölümde bir barakayı inşa etmenin masraflarını anlatır). Sonuna gelindiğinde kitap yıldızlar üstüne meditasyon konularına ilerlemiştir.

Seyahat kitaplarını çok seven ve kendisi de birkaç tane yazan Thoreau, Walden (en)'da bize daha önce hiçbir Amerikan kitabının yapmadığı kadar kendini keşfin iç sınırlarını açan bir "karşıt" seyahat kitabı verir. Thoreau'nun münzevi yaşamı kadar aldatıcı şekilde mütevazı olan bu kitap aslında iyi hayat klasik idealini yaşamak için bir rehber olmaktan aşağı kalmaz. Hem şiir hem felsefe olan bu uzun şiirsel deneme okuyucuya kendi hayatını gözden geçirmek ve onu dürüstçe yaşamak yönünde meydan okur. Çok ayrıntılı bir biçimde anlatılan barakanın yapımı ruhun dikkatlice inşası için somut bir mecazdır. 30 Ocak 1852 tarihli günlüğünde Thoreau tek bir yere kök salarak yaşamak konusundaki tercihini izah eder; "Akli tamamen dağıtır diye çok seyahat etmekten veya meşhur yerlere gitmekten korkuyorum".

Thoreau'nun inziva ve yoğunlaşma yöntemi Asya'daki meditasyon tekniklerine benzer. Bu benzerlik tesadüfi değildir; Emerson ve Whitman gibi, o da Hindu ve Budist felsefeden etkilenmişti. Emerson'la paylaştığı Asya klasikleri kütüphanesi sahip olduğu en değer verdiği şeydi. Eklektik tarzı Yunan ve Latin klasiklerinden de yararlanır ve berrak, cinaslı ve geç dönem Rönesans'ı İngiliz metafizik yazarları kadar zengin mecazlıdır.

Walden (en)'da Thoreau sadece Transandantalizmin teorilerini sınamakla kalmaz, ayrıca 19'uncu yüzyıl toplu Amerikan deneyimini de yeniden canlandırır; batı sınırında yaşamak. Thoreau, onun katkısının el değmemiş doğa duyusunu dilde yenilemek olacağını hissediyordu. Günlüğünde 1851'den kalma tarihsiz bir kayıt var:

English literature from the days of the minstrels to the Lake Poets, Chaucer and Spenser and Shakespeare and Milton included, breathes no quite fresh and in this sense, wild strain. It is an essentially tame and civilized literature, reflecting Greece and Rome. Her wilderness is a greenwood, her wildman a Robin Hood. There is plenty of genial love of nature in her poets, but not so much of nature herself. Her chronicles inform us when her wild animals, but not the wildman in her, became extinct. There was need of America.

Walden (en) ateşli bir İrlanda milliyetçisi olan William Butler Yeats'e The Lake Isle of Innisfree'yi (Innisfree Adası) yazmasında esin kaynağı oldu. Öte yandan Thoreau'nun "Sivil İtaatsizlik" adlı denemesi, hakkaniyetli bireyin hakkaniyetsiz kanunlara uymamasına olan ahlaki gereksinime dayanan pasif direnme teorisiyle, Mahatma Gandi'nin Hindistan bağımsızlık hareketine ve 20'inci yüzyılda Martin Luther King'in siyah Amerikalıların vatandaşlık hakları mücadelesine esin kaynağı oldu.

Ekolojik bilinci, her şeyi kendi yapma bağımsızlığı, kölelik karşıtlığına olan etik bağlılığı ve sivil itaatsizlik ve barışçı direniş politik teorisi yüzünden Transandantalistler içinde bugün en cazip olanı Thoreau'dur. Fikirleri hale yeniliğini korur ve keskin şiirsel stili ve yakın inceleme alışkanlığı hala moderndir.

Walt Whitman (1819-1892)[değiştir | kaynağı değiştir]

New York, Long Island'da doğan Walt Whitman parlak ve yenilikçi eserleri ülkesinin demokrat ruhunu ifade eden bir halk adamıydı ve boş zamanlarında da marangozluk yapardı. Whitman büyük ölçüde kendini yetiştirmişti. Whitman kendi kendini eğitmişti; 11 yaşında çalışmak için okulu bırakarak çoğu Amerikan yazarını İngilizlerin saygıdeğer taklitçileri yapan türden bir geleneksel eğitimden uzak kalmış oldu. Yaşamı boyunca yeniden yazıp gözden geçirdiği Leaves of Grass (en) (Çimen Yaprakları, 1855) adlı eserinde bir Amerikalı tarafından yazılmış en özgün şiir olan "Song of Myself" (en) (Kendimin Şarkısı) yer alır. Kitap popülerlik açısından çok başarılı olamamışsa da, Emerson ve diğer bir kaç kişinin bu cesur kitaba yağdırdığı heyecan dolu övgüler, Whitman'ın şair olarak sanatını kanıtlamıştır.

Onun tüm yaradılışı kutlayan öngörülü bir kitap olan Leaves of Grass (en)'ı (Çimen Yaprakları) Emerson'ın yazılarından, özellikle de esrarengiz bir şekilde Whitman'a benzeyen canlı, açık yürekli, evrensel bir şairi kehanet eden The Poet (Şair) adlı denemesinden esinlendi. Şiirin yenilikçi, kafiyeli olmayan, serbest vezinli biçimi, cinselliği kutlaması, canlı demokratik duyarlılığı ve şairin benliğinin şiirle, evrenle ve okuyucuyla bir olduğu şeklindeki aşırı romantik iddiası Amerikan şiirinin çizgisini kalıcı olarak değiştirdi.

Leaves of Grass (en) Amerikan kıtası kadar engin, enerjik ve doğaldır; farkına varmadıysalar bile pek çok kuşak Amerikan eleştirmeninin aradığı destandı. Hareket, bir sabırsız müzik gibi, "Song of Myself" (en) içinde dalgalanır.

My ties and ballasts leave me...
I skirt sierras, my palms cover continents
I am afoot with my vision.

Şiir bir sürü somut görüntü ve sesle dolup taşar. Whitman'ın kuşları şiirin alışılmış "kanatlı ruhları" değildir. Onun "sarı taçlı balıkçılı geceleri bataklığın kenarına gelir ve küçük yengeçlerle beslenir". Whitman gördüğü veya hayal ettiği her şeye kendini yansıtır gibidir. O kalabalıktan birisidir, "macera ve kıyasıya pazarlık etmek için her limana seyahat eden, / kimseden aşağı kalmayacak kadar istekli ve dönekçe modern kalabalıkla birlikte acele, acele hareket eden. "Ama aynı miktarda da acı çeken bireydir; "eskilerin annesi, bir cadı gibi lanetlenmiş, çocukları izlerken kuru odunlarla yakılmış.... ben avlanan köleyim, köpeklerin ısırığından ürküyorum... ben göğüs kafesi kırık ezilmiş itfaiyeciyim..."

Her yazardan fazla, Whitman demokratik Amerika mitini icat etti. "Dünya üstünde herhangi bir zamanda bütün uluslar içinde herhalde Amerikalılar en yüksek şiirsel mizaca sahiptir. Amerika temelde en büyük şiirdir". Whitman bunu yazdığı zaman, Amerika'nın şiirsel olmak için fazla küstah ve yeni olduğuna dair genel kanıyı cesaretle tersyüz etmiş oldu. Tüm ulusların öncü ruha sahip insanlarından oluşan nüfusu ile özgür hayal gücünün zamansız bir Amerika'sını yarattı. Britanyalı romancı ve şair D. H. Lawrence ona, doğru bir deyimle, "açık yol" şairi diyordu.

Whitman'ın büyüklüğü, aralarında "Crossing Brooklyn Ferry" (en) (Brooklyn Feribotu), "Out of the Cradle Endlessly Rocking" (en) (Sonsuz Sallanan Beşikten Çıkış) ve Abraham Lincoln'un ölümü üzerine dokunaklı bir ağıt olan "When Lilacs Last in the Dooryard Bloom'd" (en) (Kapıdaki Leylaklar Son Kez Açtığında) olan şiirlerinden pek çoğunda görülür. Sanayileşmenin "altın çağı" döneminin zapt edilmemiş materyalizmi sırasında yazılan uzun denemesi Democratic Vistas (Demokratik Manzaralar, 1871) bir diğer önemli eseridir. Bu denemede Whitman haklı olarak Amerika'yı alttan alta süregelen bir "kuru ve düz Sahra" ruhunu maskeleyen "güçlü, çok kaynaklı zenginliği ve sanayi"si yüzünden eleştirir. Amerikan halkını canlandırmak için yeni bir tür edebiyat çağrısı yapar ("Kitabın bütün bir şey olmaya ihtiyacı yoktur, ama okuyucunun öyledir."). Ancak nihayetinde, Whitman'ın ölümsüzlük için ana iddiası "Song of Myself" (en) şiirinde yatar. Burada Romantik benliği şiirin bilinçliliğinin merkezine koyar:

I celebrate myself, and sing myself,
And what I assume you shall assume,
For every atom belonging to me as good belongs to you.

Whitman'ın sesi, yaradılışın canlı gücü ve birliğini ilanıyla modern okuyucuları bile ateşler. Whitman muazzam yenilikçiydi. Otobiyografi olarak şiir, ozan olarak sıradan Amerikalı, yaratıcı olarak okuyucu ve hala çağdaş bir keşif olan "deneysel" ya da organik biçim ondan çıktı.

Bu deyimlerin gelişimi ve bunlara karşı muhafazakar tepkiler, Edwin Arlington Robinson (1869–1935), Stephen Crane (1871–1900), Robert Frost (1874–1963), Carl gibi şairlerin eserlerinde izlenebilir. Sandburg (1878–1967) ve Edna St. Vincent Millay (1892-1950). Özellikle Frost, katı şiirsel ölçüyü, özellikle boş mısraları ve ters lirik formları bir "vurry Amur'k'n" (Pound'un dediği gibi) deyimiyle hizalayan komuta eden bir figürdür. Sevgili Altın Hazinesinden birçok İngiliz öncülü ile kırsal bir geleneği başarıyla canlandırdı ve önemli modernistlerin başarılarına rakip, hatta üstün olan ve onu geleneksel modern İngilizce şiirinin tam kapsamı içinde yapan, büyük öneme sahip bir yapıt üretti. Hardy ve Yeats'in akranı. Ancak Whitman ve Dickinson'dan, İngiliz biçimciliğine Frost'un çalışmasından daha az borçlu olan, belirgin biçimde yeni bir organik şiir geleneğinin ana hatları açıkça görülüyordu ve bunlar 1910'larda ve 20'lerde tam meyvelerini vereceklerdi. Colin Falck'ın belirttiği gibi, "Whitmancı akortlu serbest şiir mirasına o [Millay] Robinson Jeffers'ın daha fazla yansıtıcı sıkılığını getiriyor."[15]

Brahmin Şairler[değiştir | kaynağı değiştir]

Brahmin Şairleri, Harvard Üniversitesi'nde eğitim görmüş eğitimli şairlerden oluşan yazar grubuydu. Resim: Harvard Üniversitesi'ndeki Widener Kütüphanesi

Bostonlu Brahminler (Harvard eğitimli yüksek sınıftan kişiler) kendi dönemlerinde Amerika'nın en saygın ve gerçekten gelişmiş edebi bilirkişileriydi. Yaşantıları, güçlü New England çalışma etiğine ve öğrenmeye saygıyla yönlenen hoş bir varsıllık ve rahatlık döngüsüne uyuyordu.

Daha önceki bir Püriten dönemde Boston'lu Brahminler vaiz olurlardı; 19'uncu yüzyılda profesör oldular, çoğunlukla da Harvard'da. Hayatlarının ileri dönemlerinde bazen büyükelçi oldular veya Avrupa'daki enstitülerden Fahri dereceler aldılar. Çoğu Avrupa'da seyahat ettiler veya eğitim gördüler. Britanya, Almanya ve Fransa, ve çoğunlukla İtalya ve İspanya'daki fikirlere ve kitaplara aşinaydılar. Üst sınıf kökenli ama demokratik düşünceye sıcak bakan Brahmin şairler kendi Avrupa kaynaklı ve aristokrat görüşlerini 3000 kamu eğitim merkezinde verdikleri konferanslar ve Boston'da çıkan iki adet etkili dergi olan North American Review ve Atlantic Monthly'nin sayfaları vasıtasıyla Amerika'nın her kesimine taşıdılar.

Brahmin şairleri yazdıklarıyla Amerikan ve Avrupa geleneklerini birleştirdiler ve ortak bir Atlantik deneyimin devamlılığını yaratmaya çalıştılar. Bu akademik şairler, Amerikan edebiyatına bir Avrupa boyutu getirerek genel nüfusu eğitmeyi ve yükseltmeyi denediler. İronik olarak, sonuçtaki etkileri muhafazakardı. Avrupalı şeylerde ve biçimlerde ısrar ederek farklı bir Amerikan bilincinin büyümesini geciktirdiler. İyi niyetli olmalarına rağmen, muhafazakar kökenleri onları Thoreau, Whitman (ki onunla sosyal olarak görüşmeyi reddediyorlardı) ve Edgar Allen Poe'nun (ki onu Emerson bile "tekerleme adamı" olarak görüyordu) cesurane yenilikçiliğine karşı körleştirmişti. Onlar üç kuşak Amerikan gerçekçilerinin savaşmak zorunda kaldıkları "soylu gelenek" denilen şeyin dayandıkları sütunlardı. Kısmen onların merhametli ama donuk etkileri yüzünden, Whitman, Melville, Thoreau ve Poe'nun belirgin Amerikan dehalarının Amerika'da genel olarak kabul görmesi için neredeyse 100 yıl geçmesi gerekti.

Henry Wadsworth Longfellow (1807-1882)[değiştir | kaynağı değiştir]

En önemli Brahmin şairler Henry Wadsworth Longfellow, Oliver Wendell Holmes ve James Russell Lowell idi.[16] Harvard'da modern diller profesörü olan Longfellow, zamanının en bilinen Amerikan şairiydi.[17] Amerikan ve Avrupa geleneklerini birleştiren puslu,[18] tarih dışı, efsanevi geçmiş duygusundan o sorumluydu.[19] Avrupa vezinleriyle yerli efsaneleri halk arasında yaygınlaştıran üç uzun hikayemsi şiir yazdı.[20] Bunlar Evangeline (en) (1847), Hiawatha'nın Şarkısı (1855) ve The Courtship of Miles Standish (en) (Miles Standish'in Kur Yapması, 1858) idi.[21]

Longfellow modern diller üzerine ders kitapları ve yabancı efsaneleri yeniden anlatan ve Washington Irving'in Sketch Book (Skeçler Kitabı) adlı eserini örnek alan Outre-Mer (en) (1835) adlı bir seyahat kitabı da yazdı.[22] Alışılagelmiş kalıplara uymak, aşırı duygusallık ve kolaycı ele alış uzun şiirlere zarar verse de, "The Jewish Cemetery at Newport" (en) (Newport'taki Musevi Mezarlığı, 1854),[23] "My Lost Youth" (Kayıp Gençliğim, 1855) ve "The Tide Rises, The Tide Falls" (Med ve Cezir, 1880) gibi akıldan çıkmayan kısa lirik şiirler günümüzde de zevk vermeye devam etmektedir.[24]

James Russell Lowell (1819-1891)[değiştir | kaynağı değiştir]

Longfellow emekli olduktan sonra Harvard'da modern diller profesörü olan Lowell, Amerikan edebiyatının Matthew Arnold'udur. Bir sair olarak başladı ama zaman içinde yavaş, yavaş şiirsel yeteneğini kaybederek sonunda saygın bir eleştirmen ve eğitimci oldu. Atlantic dergisinin editörü ve North American Review dergisinin eş-editörü olarak Lowell muazzam bir etki kullanabiliyordu. Lowell'in içinde "İşte geliyor Poe, Barnaby Rudge gibi, kuzgunuyla/ beşte üçü dahi ve beşte ikisi ise sırf boş lakırdı" gibi yorumlarının da yer aldığı A Fable for Critics (Eleştirmenler için bir Masal, 1848) adlı eseri Amerikan yazarlarının komik ve uygun bir değerlendirmesidir.

Karısının tesirinde kalan Lowell liberal bir reformcu, kölelik karşıtı, kadın hakları ve çocuk işçiliğini sona erdiren kanunların destekçisi haline geldi. Biglow Papers, First Series (Biglow Yazıları, Birinci Seri, 1847-48) adlı eseri yerel aksanlı şiirlerle reform lehine tartışan kurnaz ama cahil bir köy şairi olan Hosea Biglow karakterini yaratmıştır. Benjamin Franklin ve Phillip Freneau da toplumsal yorumları için araç olarak zeki köylüleri kullanmıştı. Lowell da sömürgeci "karakter" geleneğini, 1850'lerde zenginleşen ve Mark Twain'de ürün veren lehçeye dayanan yeni gerçekçilik ve bölgecilikle bağlayarak aynı kolda yazar.

Oliver Wendell Holmes (1809-1894)[değiştir | kaynağı değiştir]

Tanınan bir doktor ve Harvard'da anatomi ve fizyoloji profesörü olan Oliver Wendell Holmes en bilinen üç Brahmin arasında sınıflandırması en zor olandır çünkü onun eserleri tazeleyici bir çeşitliliğe sahiptir. Bunlar esprili denemeleri (örneğin, The Autocrat of the Breakfast-Table [Kahvaltı Sofrası Otokratı], 1858), romanları (Elsie Venner, 1861), biyografileri (Ralph Waldo Emerson, 1885), şen şakrak olabilen ("The Deacon's Masterpiece" [Diyakozun Başyapıtı], veya, "The Wonderful One-Hoss Shay" [Şahane Gezinti Arabası]), felsefi ("The Chambered Nautilus" [Odalı Nautilus]), veya ateşli vatansever ("Old Ironsides" [Yaşlı Ironsides]) dizeleri kapsar.

Harvard'ın bulunduğu bir Boston sayfiyesi olan Cambridge, Massachusetts'te doğan Holmes önde gelen bir yerel vaizin oğluydu. Annesi şair Anne Bradstreet'in soyundan geliyordu. Kendi zamanında ve hatta daha çok kendi zamanından sonra, Holmes espri, zeka ve çekiciliği temsil etti. Bunu bir kaşif veya kuyruklu yıldız olarak değil, daha ziyade toplumdan ve dilden, tıp ve insan doğasına kadar her şeyin örnek bir yorumcusu olarak yaptı.

Emily Dickinson (1830-1886)[değiştir | kaynağı değiştir]

Emily Dickinson bir bakıma kendi dönemi ve yüzyılın başındaki edebi duyarlık arasında bir bağ olmuştur. Küçük bir Kalvinist köy olan Amherst, Massachusetts'te büyümüş radikal bir bireycidir. Hiçbir zaman evlenmedi, alışılmamış bir hayat sürdü. Yaşamı dışardan bakıldığında olaysızdı ama içerden son derece yoğundu. Doğaya aşıktı, kuşlar, bitkiler ve New England kırlarının değişen mevsimlerinden ilham aldı.

Dickinson yaşamının son kısmını aşırı hassas ruhu ve belki de yazmaya vakit ayırabilmek için (uzun bir süre günde bir şiir yazdı) inzivada geçirdi. Aynı zamanda avukat babasına da bakmak zorundaydı. Babası Amherst'de önemli biriydi ve Kongre üyesi oldu.

Dickinson'ın yazdıklarını çok kimse okumazdı ama o İncil'i bilirdi, William Shakespeare'in eserlerini, ve klasik mitolojinin eserlerini çok iyi bilirdi. Bunlar onun gerçek öğretmenleriydi çünkü Dickinson gerçekten zamanının en yalnız kişisiydi. Bu utangaç, içine kapalı, hemen hemen hiçbir eseri basılmamış ve bilinmemiş köylü kadının 19'uncu yüzyılın en iyi şiirlerini yazmış olması, onu 1950'lerde yeniden keşfeden insanlarda hayranlık uyandırmıştır.

Dickinson'ın kısa ve özlü, sık sık imgelerle süslü üslubu Whitman'ınkinden bile daha modern ve yenilikçidir. Bir tanesinin yettiği yerde hiçbir zaman iki kelime kullanmaz, somut şeyleri soyut fikirlerle atasözlerine özgü, kısaltılmış bir biçimde birleştirir. En iyi şiirlerinde hiçbir fazlalık yoktur; çoğu o zamanki duygusallıkla dalga geçer, ve hatta bazıları kabul edilmiş doktrinlere karşıdır. Bazen korkunç bir varoluşçu farkındalık gösterir. Poe gibi, aklın karanlık ve gizli kısımlarını araştırır, ölüm ve mezarı anlatır. Buna karşın, basit şeyleri, bir çiçeği, bir arıyı da anlatır. Şiirleri büyük bir zeka sergiler ve zaman içinde sıkışmış insan bilincinin sınırlarının acı veren paradoksunu çağrıştırır. Çok iyi bir espri anlayışı vardır. Konularının ve ele alış biçiminin çeşitliliği şaşırtıcı derecede geniştir. Şiirleri genellikle Thomas H. Johnson'ın standart baskısında verilen sayılarla tanınır. Garip büyük harfler ve tirelerle doludur.

Topluma ayak uydurmayan biri olarak, Thoreau gibi kelimelerin ve cümlenin anlamını ters çevirmiş, paradoksu çok etkili kullanmıştır. 435'ten:

Modernizm ve sonrası[değiştir | kaynağı değiştir]

Ezra Pound (1885–1972) ve T. S. Eliot (1888–1965), geleneksel şiir biçimini ve ölçüsünü ve Victoria diksiyonunu reddetmeleriyle o zamanın önde gelen isimleriydi. Her ikisi de Amerikan şiirini parçalama, eksiltme, anıştırma, yan yana koyma, ironik ve değişken kişilik ve efsanevi paralellik gibi tekniklere vurgu yaparak daha fazla yoğunluğa, zorluğa ve opaklığa doğru yönlendirdi. Özellikle Pound, Amerikan şiirini Çin ve Japonya'nın geleneksel şiirleri de dahil olmak üzere çeşitli etkilere açtı.

Gertrude Stein (1874–1946), Wallace Stevens (1879–1955), William Carlos Williams (1883–1963), Hilda Doolittle (HD) (1886–1961), Marianne Moore da dahil olmak üzere bu devrimci dönemeçte çok sayıda başka şair önemli katkılarda bulundu. (1887–1972), E. E. Cummings (1894–1962) ve Hart Crane (1899–1932). Serebral ve şüpheci Romantik Stevens, felsefi liriği canlandırmaya yardımcı oldu ve Williams, daha sonraki birçok şair için örnek olacaktı, çünkü o, akranlarının hepsinden daha fazla, konuşulan Amerikan İngilizcesi'ni serbest dize ritimleriyle evlenmeyi başardı. Cummings, tipografi ve spontane, çocuksu bir gerçeklik vizyonunu çağrıştıran deneyleriyle dikkat çekiyor. Bu şairler açık bir şekilde yüksek modernizm ile uyumluyken, 20. yüzyılın ilk üçte birinde Amerika Birleşik Devletleri'nde aktif olan diğer şairler değildi. İkincisinin daha önemlileri arasında Yeni Eleştiri olarak bilinen şeyle ilişkili olanlar vardı. Bunlar arasında John Crowe Ransom (1888–1974), Allen Tate (1899–1979) ve Robert Penn Warren (1905–1989) vardı. Dönemin diğer şairleri, örneğin Archibald MacLeish (1892–1982), modernist teknikleri denediler, ancak geleneksel yazı biçimlerine yöneldiler. Robinson Jeffers (1887–1962) gibi diğerleri, Modernist hiziplerden ve programlardan uzak dururken Modernist özgürlüğü benimsediler.

Buna ek olarak, muhtemelen çalışmalarının ırksal olarak yüklü temaları nedeniyle, yüksek modernizmle çevresel bir ilişki sürdüren veya sürdürmek zorunda kalan 20. yüzyılın başlarındaki başka şairler de vardı. Bunlar arasında Kont Cullen (1903–1946), Alice Dunbar Nelson (1875–1935), Gwendolyn Bennett (1902–1981), Langston Hughes (1902–1967), Claude McKay (1889–1948), Jean Toomer (1894–1967) bulunur. ve Harlem Rönesansının diğer Afro-Amerikalı şairleri. Modernist meşale 1930'larda esas olarak Objektivistler olarak bilinen şairler grubu tarafından taşındı. Bunlar arasında Louis Zukofsky (1904–1978), Charles Reznikoff (1894–1976), George Oppen (1908–1984), Carl Rakosi (1903–2004) ve daha sonra Lorine Niedecker (1903–1970) vardı. Objektivist Antoloji'de yayınlanan Kenneth Rexroth, Madeline Gleason (1909–1973) ile birlikte San Francisco Rönesansının öncüsüydü. Objektivistlerin çoğu, yeni göçmenlerin kentsel topluluklarından geldi ve bu yeni deneyim ve dil damarı, büyüyen Amerikan deyimini zenginleştirdi.

Ezra Pound (1885-1972)[değiştir | kaynağı değiştir]

Ezra Pound bu yüzyılın en etkili şairlerinden birisidir. 1908'den 1920'ye kadar Londra'da yaşamış, ve hatta sekreterliğini yaptığı William Butler Yeats ve Waste Land (Çorak Ülke) adlı eserinin editörlüğünü yaparak geliştirdiği T.S. Eliot dahil bir çok yazarla ilişki kurmuştur.

Pound'un ilgisi ve okudukları evrenseldi. Uyarlamaları ve bazen biraz kusurlu ama çok iyi çevirileri modern yazarlara çeşitli kültürlerden yeni edebi olanaklar tanıttı. The Cantos adlı hayatının eserini ölünceye kadar yazdı ve yayınladı. Bunlar çok iyi bölümler içerir ama çeşitli devir ve kültürlerden olan edebi eserlerden üstü kapalı bahsetmesi bu yazıları çok zorlaştırır. Pound'un şiirleri en çok açık, görsel imgeleri, taze uyakları ve erkeksi, zeki, alışılmamış dizeleriyle tanınır. Örneğin, Canto LXXXI'deki "Karınca kendi ejderha dünyasında bir insan başlı attır," veya Japon haikudan esinlenen şiirlerinde, örneğin In a Station of the Metro (Metronun Bir İstasyonunda, 1916) adlı şiirinde:

T.S. Eliot (1888-1965)[değiştir | kaynağı değiştir]

Thomas Stearns Eliot kökleri kuzeydoğu Amerika Birleşik Devletleri'ne uzanan iyi durumda bir ailenin çocuğu olarak St. Louis, Missouri'de doğdu. O devirde başlıca Amerikan yazarlarından her hangi birisi gibi iyi bir eğitim görmüş, Harvard Üniversitesi'nde, Sorbonne'da ve Oxford Üniversitesi'nin Merton Kolejinde okumuştur. Sanskritçe ve Doğu felsefelerini incelemiş ve bunlar şiirini etkilemiştir. Arkadaşı Pound gibi erkenden İngiltere'ye gitmiş ve oradaki edebiyat dünyasında büyük bir güç olmuştur. Döneminin en saygın şairlerinden biri olan Eliot'un modernist görünüşte mantık dışı veya soyut aykırı şiirlerinin devrimci etkisi olmuştur. Ayrıca etkili deneme ve dramalar yazmış, ve modern bir şair için toplumsal ve edebi geleneklerin önemini savunmuştur.

Bir eleştirmen olarak Eliot, The Sacred Wood (Kutsal Orman) adlı kitabında belirttiği "nesnel karşılıklı uyum" ile hatırlanmaktadır. Bunu "bir dizi nesne, bir durum, olaylar zinciri" aracılığıyla duyguları ifade etme biçimlerinden biri olarak tanımlar. The Love Song of J. Alfred Prufrock (J. Alfred Prufrock 'un Aşk Şarkısı, 1915) gibi şiirler, bu yaklaşımı benimserler. Yeteneksiz, yaşlı Prufrock kendi kendine "hayatını kahve kaşıklarıyla ölçer," can sıkıcı bir varlık ve Eliot'un şiiri Prufrock boşa harcanmış bir hayatı aksettirmek için kahve kaşıkları kullanır.

Eliot'un şiiri "Prufrock"ın ilk dizeleri okuyucuyu cafcaflı ara sokaklara davet eder ve aynen modern hayat gibi, bunlar da hayatla ilgili soruları yanıtlayamazlar: Benzer imgeler The Waste Land (Çorak Ülke, 1922)'de de sürer, ve Dante'nin Inferno'sunu tekrarlar gibi Birinci Dünya Savaşı esnasında Londra sokaklarının keşmekeşli halini çağrıştırır:

Eliot'un tanınmış diğer şiirleri arasına Batı toplumunun yıpranmışlığını simgelemek için yaşlı bir adamdan yararlanan Gerontion (1920);çağdaş insanlığın ruhunun ölümü hakkında acıklı bir mersiye olan The Hollow Men (Kof Adamlar, 1925); insan hayatında anlam yakalamak için açıkça İngiliz kilisesine dönen Ash-Wednesday (Paskalya Arifesindeki Perhiz, 1930), ve zaman, benliğin doğası, ve ruhsal farkındalık gibi transandantal konularda karmaşık, oldukça nesnel, deneyimsel bir meditasyon olan Four Quartets (Dört Kuartet, 1943) girer. Şiiri, özellikle ilk dönem yazdığı cüretkar, yenilikçi eserleri kuşakları etkilemiştir.

Robert Frost (1874-1963)[değiştir | kaynağı değiştir]

Robert Lee Frost Kaliforniya'da doğmuş, ancak 10 yaşına kadar Amerika Birleşik Devletleri'nin kuzeydoğusunda bir çiftlikte büyümüştür. Eliot ve Pound gibi oradaki yeni şiir akımlarının çekiciliğine kapılarak İngiltere'ye gitmiştir. Karizmatik bir halk okuyucusu olarak çıktığı turnelerle ünlenmiştir. 1961'de Başkan John F. Kennedy'nin Başkanlık yemin töreninde okuduğu özgün bir eserle şiire konusunda ulusal bir ilgi uyandırmıştır. Popüler olması kolay açıklanabilir çünkü geleneksel çiftlik hayatından söz eder ve eski usullere bir özlemle seslenir. Konuları evrenseldir: elma toplamak, taş duvarlar, tel örgüler, köy yolları. Frost'un ele alış şekli berrak ve anlaşılabilirdi. Çok ender olarak bilgiçlik taşıyan imalar veya eksiltiler görülürdü. Sık sık uyaklardan yararlanması genel izleyici kitlesine çekici geliyordu.

Frost'un eserlerinde çoğu kez aldatıcı bir basitlik vardır. Bir çok şiir daha derin bir anlam taşır. Örneğin, sakin ve karlı bir gece neredeyse hipnotik bir ritim düzeniyle ölümün pek de hoş karşılanmayacak gibi olmayan gelişini çağrıştırabilir. Stopping by Woods on a Snowy Evening (Karlı Bir Akşam Ormanda Duruyorum, 1923)'den : Wallace Stevens (1879-1955)

Pennsylvania'da doğan Wallace Stevens, Harvard Koleji ve New York Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirmişti. 1904'ten 1916'ya kadar New York City'de hukuk alanında çalıştı. New York'ta bu dönemde büyük bir sanatsal ve şiirsel hareketlilik vardı. 1916'da sigorta yöneticisi olarak Hartford, Connecticut'a taşınınca, şiir yazmaya da devam etti. Hayatı kompartımanlara ayrılmış olması dikkat çekicidir: Sigorta şirketinde birlikte çalıştığı insanlar onun en büyük şairlerden birisi olduğunu bilmiyordu. Özel hayatında estetik ölçüler konusunda son derece karmaşık fikirler geliştirmeyi hayatı boyunca sürdürdü. Bunları Harmonium (Harmonyum, genişletilmiş baskı, 1931), Ideas of Order (Düzen Üzerine Düşünceler, 1935), ve Parts of a World (Bir Dünyanın Parçalar, 1942) gibi uygun başlıklarla kitaplarda topladı. En tanınmış şiirleri arasında Sunday Morning (Pazar Sabahı), Peter Quince at the Clavier (Klavyede Peter Quince), The Emperor of Ice-Cream (Dondurma İmparatoru), Thirteen Ways of Looking at a Blackbird (Siyah Kuşa Bakmanın 13 Yolu),ve The Idea of Order at Key West (Key West'de Düzen Düşüncesi) sayılabilir.

Stevens'ın şiirleri hayal gücü, estetik biçimin gerekliliği, ve sanatsal düzenin doğadaki düzenle benzeştiği temalarına dayanır. Kelime haznesi zengin ve çeşitlidir. Gayet canlı, tropik sahneler resmettiği gibi kuru, esprili ve ironik nükteli kısa hikayeler de yazar.

Stevens'ın bazı şiirleri popüler kültürden yararlanırken, diğerleri de kendini beğenmiş sosyete ile alay eder veya aydın bir cennete doğru kanat açar. Coşkulu kelime oyunlarıyla tanınır: "Yakında tamburin sesine benzeyen bir gürültüyle/onun Bizanslı refakatçileri geldi. "

Stevens'ın eserleri şaşırtıcı özünü kavramalarla doludur. Bazen Disillusionment of Ten O'Clock (Saat Ondaki Hayal Kırıklığı, 1931)'da olduğu gibi okuyucu üzerinde oyunlar oynar: Bu şiir sanki hayal gücü olmayan hayatlardan (sade beyaz gecelikler) şikayet eder ama aslında okuyucunun kafasında canlı imgeler yaratır. Sonunda sarhoş bir gemici, görgü kurallarına aldırmaksızın, en azından rüyasında, "kaplanlar yakalar". Şiir gösterir ki, ister okuyucu olsun ister gemici, insanın hayal gücü daima yaratıcı bir çıkış yolu bulur.

William Carlos Williams (1883-1963)[değiştir | kaynağı değiştir]

William Carlos Williams hayatı boyunca çocuk doktoruydu; 2000'den fazla bebeğin doğurtmuş ve reçetelerine şiirler yazmıştır. Williams, Ezra Pound ve Hilda Doolittle gibi şairlerin sınıf arkadaşıydı ve ilk şiirlerinde imgeciliğin etkisi görülüyordu. Daha sonra konuşma dilinin kullanılmasını savundu; Amerikan İngilizcesi'nin doğal ritmine duyarlı olan kulağı Amerikan şiirini rönesansdan beri İngiliz şiirine hükmeden iambic (birincisi kısa ikincisi uzun) ölçüsünden kurtardı. Sıradan çalışan insana, çocuklara ve modern kent ortamındaki günlük olaylara duyduğu ilgi şiirini çekici ve anlaşılır kılar. The Red Wheelbarrow (Kırmızı El arabası, 1923), bir Hollanda natürmortu gibi günlük hayattan nesnelerde ilgi ve güzellik bulur.

Williams rahat ve doğal bir şiir geliştirdi. Onun ellerinde şiir Stevens'da olduğu gibi mükemmel bir sanat nesnesi veya Frost'da olduğu gibi dikkatle yeniden yaratılmış Wordsworth'a özgü bir olay olmayacaktı. Bunun yerine, şiir, poz verilmemiş bir fotoğraf gibi zaman içinde tek bir anı yakalayacaktı. Bu kavramı, New York City'deki Stieglitz'inki gibi galerilerde rastladığı fotoğrafçılar ve sanatçılardan edinmişti. Fotoğrafları gibi şiirleri de The Young Housewife (Genç Ev kadını, 1917)'da olduğu gibi gizli olanakları veya çekicilikleri ima edecekti.

Çalışmalarına "nesnelci" diyor ve böylece somut, görsel nesnelerin önemini hatırlatmak istiyordu. Çalışmaları genellikle deneyimin anlık, duygusal düzenini yakalıyor ve erken 1950'lerin "Beat" yazılarını etkiliyordu.

Eliot ve Pound gibi, Williams da epik biçimi denedi, ama onların epikleri çok az sayıda çok eğitimli okuyucuya hitap eden edebi imalar içerirken, Williams daha genel bir okuyucu kitlesi için yazdı. Her ne kadar yurtdışında eğitim almış olsa da, Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşamayı seçti. Epik eseri Paterson (beş cilt, 1946-58) doğduğu yer olan Paterson, New Jersey'i otobiyografik Dr. Paterson'ın gözünden anlatır. Bu eserde lirik bölümler, düz yazı, mektuplar, otobiyografi, gazete haberleri, ve tarihsel gerçekleri ustaca bir arada kullanmıştır. Arka plandaki geniş beyaz alan Amerikan edebiyatındaki açık yollar temasını hatırlatır ve Pazar günleri halka açık parklarda piknik yapan fakir insanların bile ufkunu genişletip yeni bir manzara duygusu verir. Whitman'ın Leaves of Grass (en)'taki kişileri gibi Dr. Paterson da işçi sınıfının arasında özgürce dolaşır.

Robinson Jeffers (1887-1962) İki Dünya Savaşı arasındaki yıllarda hatırı sayılır ve gerçek görüş sahibi bir çok Amerikan şairi yetişti. Bunların arasında Batı kıyısından şairler, kadınlar ve Afrikalı-Amerikalılar vardı. Romancı John Steinbeck gibi, Robinson Jeffers da California'da yaşadı ve İspanyol "ranchero"larla Kızılderililer ve onların karışmış gelenekleri, ve ülkenin korkutan güzelliğini yazdı. Klasiklerle eğitilmiş, Freud'u çok okumuştu. Girintili çıkıntılı deniz kıyısı manzaraları içine yerleştirilmiş Yunan trajedisi temalarını yeniden yarattı. Tamar (1924), Roan Stallion (Demir Kırı Aygır, 1925), Aşilyusun Agamemnon'unun yeniden yaradılışı olan The Tower Beyond Tragedy (Trajedinin Ötesindeki Kule, 1924), ve Euripides'in trajedisinin yeniden yaradılışı olan Medea (1946) gibi trajik eserleriyle tanınmıştır.

Edward Estlin Cummings (1894-1962) Edward Estlin Cummings, genelde E. E. Cummings olarak tanınır. Esprisi, zarafeti, aşk ve erotizmi anlatması, ve noktalama işaretleri ve sayfanın görsel biçiminde yaptığı denemelerle diğerlerinden ayrılan çekici ve yenilikçi bir şiir yazmıştır. Ressam olduğundan şiirin sözel değil de öncelikle görsel bir sanata dönüştüğünü anlayan ilk Amerikan şairiydi. Şiirlerinde çok sayıda alışılmamış boşluklar, paragraf girintileri kullanmış, büyük harfleri ise kullanmaktan tamamen vazgeçmiştir.

Williams gibi Cummings de konuşma dili, keskin imgeler, ve popüler kültürden alınmış kelimeler kullandı. Wiliams gibi şiirini yerleştirirken yaratıcı özgürlüğünü kullandı. In Just (1920) adlı şiiri okuyucuyu eksik fikirleri doldurmaya çağırır: Hart Crane (1899-1932) Hart Crane denize atlayarak 33 yaşında yaşamına son veren eziyet çeken genç bir şairdi. Arkasında çarpıcı şiirler bıraktı. Bunlardan The Bridge (Köprü, 1930) adlı epik şiiri Brooklyn köprüsünden esinlenmiş, ve bu şiirinde büyük bir hırsla Amerikan kültür deneyimini gözden geçirmek ve onu daha olumlu bir biçimde yeniden yapılandırmak istemiştir. Çok tatlı ve hararetli üslubu en iyi Voyages (1923, 1926) ve At Melville's Tomb (Melville'in Mezarında, 1926) adlı kısa şiirlerinde görülür. İkincisinin sonunda Crane için uygun bir mezar taşı yazısı yer alır:

Nobody shall not wake the mariner.
This fabulous shadow only the sea keeps.

Marianne Moore (1887-1972) Marianne Moore bir zamanlar şiirlerin "içlerinde gerçek kurbağaların olduğu hayal eseri bahçelerdir" diye yazmıştı. Şiirleri konuşur gibi olmasına rağmen son derece doğru tanımlar ve tarihsel ve bilimsel gerçeklerden yola çıkar, hece vezninin kullanımı açısından karmaşık ve ustalıklıdır. "Şairlerin şairi" olarak kendinden sonra gelen Elizabeth Bishop gibi genç dostlarını etkilemiştir.

Langston Hughes (1902-1967)[değiştir | kaynağı değiştir]

James Langston Hughes, 1920'lerde, Weldon Johnson, Claude McKay, Countee Cullen ve diğerlerinin yanı sıra Harlem Rönesansı grubunda yer alır. Afrikalı-Amerikalı caz ritimlerini kullanan, yazılarıyla para kazanacağı bir kariyer yapmayı deneyen ilk siyah yazarlardan birisidir. Hughes şiirlerinde blues, ilahiler, günlük konuşma dili, ve halka özgü adetleri bir arada kullanmıştır.

Etkili bir kültürel organizatör olan Hughes, bir çok siyah antoloji yayınlamış, Los Angeles ve Chicago'nun yanı sıra, New York City'de de siyahlardan oluşan tiyatro grupları başlatmıştır. Etkileyici gazete makaleleri de yazmış, sosyal yorumları ifade etmek için Jesse B. Semple ("simple" [basit]) karakterini yaratmıştır. En sevilen şiirlerinden The Negro Speaks of Rivers (Zenci Nehirlerden Söz Ediyor, 1921, 1925), onun Afrikalı ve evrensel atalarını görkemli bir epik katalogda toplar. Bu şiir dünyadaki büyük nehirler gibi Afrika kültürünün de süreceğini ve derinleşeceğini anlatır:

İkinci Dünya Savaşı ve sonrası[değiştir | kaynağı değiştir]

Plath ve Sexton'un yanı sıra,[25] kendilerine özgü tarzlarını geleneklerden yola çıkarak ama gelenekleri yeni ufuklara belirgin bir çağdaş tatla taşıyarak geliştiren diğer yazarlar arasında John Berryman, Theodore Roethke, Richard Hugo, Philip Levine, James Dickey, Elizabeth Bishop, ve Adrienne Rich de vardır.[26]

Sylvia Plath (1932-1963)[değiştir | kaynağı değiştir]

Sylvia Plath dışardan bakıldığında örnek bir yaşam sürdü.[25] Burslu olarak Smith Koleji'nde okudu, sınıfını birincilikle bitirdi, Fulbright bursuyla İngiltere'de Cambridge Üniversitesi'ne gitti.[27] Orada sonradan evleneceği karizmatik şair Ted Hughes ile tanıştı.[28] Onunla evlenerek iki çocuk sahibi oldu ve İngiltere'de bir kır evine yerleşti.[29] Peri masalı gibi duran başarısının arkasında çözülmemiş psikolojik sorunlar vardı.[30] The Bell Jar (Çan Kavanozu, 1963) başlıklı çok rahat okunabilen romanı bunları çağrıştırır.[31] Bu sorunların bazıları kişiseldi, diğerleri ise 1950'lerde kadınlara karşı sergilenen baskıcı tutumlardan kaynaklanıyordu. Bunların arasında bir çok kadının da paylaştığı, kadınların kızgınlıklarını göstermemeleri veya kariyer için hırsla çalışmamaları, bunların yerine eşlerine ve çocuklarına bakarak tatmin olmaları gerektiği gibi bazı inanışlar vardı.[25] Plath gibi başarılı kadınlar bir çelişki yaşıyordu.[25]

Plath'ın masal kitabı yaşantısı, o ve Hughes'ın ayrılması ve Plath'ın aşırı soğuk bir kış mevsiminde Londra'da bir apartman dairesinde iki küçük çocuğuna bakmasıyla son buldu.[32] Hasta, yalnız ve çaresizlik içinde olan Plath, mutfağında gazla intihar etmeden önce, bir dizi şaşırtıcı şiiri yazmak için zamana karşı yarıştı.[33] Ölümünden iki yıl sonra bu şiirler Ariel (1965) başlığı altında toplandı.[34] Giriş sözünü yazan Robert Lowell, 1958'de öğrencisi olan Plath ve Anne Sexton ikilisinden Plath'ın şiirde gösterdiği hızlı gelişimden söz etti.[35] Plath'ın ilk şiirleri ustalıkla yazılmış ve gelenekseldi, ancak son şiirlerinde müthiş bir hüner ve öncü-feministlerin acılı çığlığı sergilenir.[25] The Applicant'da (Aday, 1966) Plath zevce rolünün (cansız bir "şey"e indirgenmiş) o zamanki boşluğunu ortaya koyar.[36] Plath ninni dili ve acımasız dolaysızlığı kullanmaya cesaret eder.[37] Popüler kültürün çarpıcı görüntülerini kullanmak konusunda ustalığı vardır.[38] Bir bebekten, "Sevgi seni şişman altın bir saat gibi kurdu. " diye söz eder. Baba'da, kendi babasını sinemadaki Drakula olarak hayal eder: "Senin şişko siyah yüreğinde bir kazık vardı / Ve köylüler seni hiç sevmedi. "

Anne Sexton (1928-1974)[değiştir | kaynağı değiştir]

Plath gibi Anne Sexton da Amerika Birleşik Devletleri'nde kadın hareketinin hemen arifesinde bir eş, anne, ve şair olmaya çalışan tutkulu bir kadındı. Plath gibi akıl hastalığından muzdaripti ve sonunda intihar etti. Sexton'un itirafçı şiirleri Plath'a göre daha otobiyografikti ve Plath'ın ilk şiirlerinde görülen ustalık onda yoktu. Ancak, Sexton'un şiirleri duygulara hitap eder. Seks, suç ve intihar gibi tabu konuları gözümüze sokar. Şiirleri sık sık çocuk doğurma, kadın vücudu, veya evlilik gibi kadın konularını kadın bakış açısından cesaretle işler. Her Kind (Onun Cinsi, 1960) başlıklı şiirinde Sexton kendini kazıkta yanan bir cadıyla özdeşleştirir.

Eserlerinin başlıkları delilik ve ölümle olan ilişkilerini gösterir. Bunların arasında To Bedlam and Part Way Back (Tımarhaneye Gidiş ve Anca Yarı Yarıya Dönüş, 1960), Live or Die (Yaşa veya Öl, 1966) ve öldükten sonra çıkan kitabı The Awful Rowing Toward God (Tanrıya Doğru Korkunç Kürek Çekiş, 1975) vardır.

John Berryman (1914-1972)[değiştir | kaynağı değiştir]

John Berryman'ın hayatı bazı yönleriyle Robert Lowell'inkine paraleldir. Oklahoma'da doğmuş, kuzeydoğuda hazırlık okulunda ve Columbia Üniversitesi'nde eğitim almış, ve daha sonra Princeton Üniversitesi'nde öğretim üyesi olmuştur. Geleneksel biçimler ve ölçüler üzerinde uzmanlaşmış, erken dönem Amerikan tarihinden etkilenmiştir. Kendini irdeleyen, itirafçı şiirler yazmıştır. Dream Songs'da (Rüya Şarkıları, 1969), grotesk otobiyografik karakter Henry ve kendi öğretim yöntemi, kronik alkolizmi ve hırsı üzerine düşünceleri ön plana çıkar.

Çağdaşı Theodore Roethke gibi, Berryman da folklordan, çocuk şiirlerinden, basmakalıp sözlerden, ve argodan aldığı cümlelerle canlandırılmış, yumuşak, şakacı ama derinliği olan bir tarz geliştirdi. Berryman Henry ile ilgili olarak: "O yıkıntıya baktı. Yıkıntı ona baktı." der. Başka bir yerde esprili bir biçimde: "Oh Eyvah Eyvah / Aldırmazlık ne zaman gelecek, inliyorum ve bağırıyorum."

Theodore Roethke (1908-1963)[değiştir | kaynağı değiştir]

Sera sahibi bir adamın oğlu olan Theodore Roethke, minik böcekler ve görünmeyen köklerden oluşan "sera dünyası"nı çağrıştıran özel bir dil geliştirdi: "Worm, be with me. / This is my hard time. " Words for the Wind'deki (Rüzgar için Sözler, 1958) aşk şiirleri güzellik ve arzuyu saf bir tutkuyla kutlar: Bir şiirinin başında: "I knew a woman, lovely in her bones, / When small birds sighed, she would sigh back at them. " der. Bazen şiirleri doğanın kısaltılmış biçimi veya eski tekerlemeler gibidir. "Who stunned the dirt into noise? / Ask the mole, he knows. "

Richard Hugo (1923-1982)[değiştir | kaynağı değiştir]

Seattle, Washington'da doğup büyüyen Richard Hugo, Theodore Roethke'nin öğrencisiydi. Kasvetli kentsel çevrelerde fakirlik içinde büyüdü ve Birleşik Devletler'in kuzeybatısı karşısında çalışan insanların umutları, korkuları, ve hayal kırıklıklarını iletmekte mükemmelleşti. Hugo Amerika Birleşik Devletleri'nin kendi bölümünde eski püskü, unutulmuş küçük kasabalar hakkında çarpıcı iki heceli vezin kullanarak nostaljik, itirafçı şiirler yazdı; insan ilişkileri aracılığıyla utanç, başarısızlık, ve kabul etme konularını yazdı. Daha önemli noktalara dikkat çekmek için okuyucunun dikkatini çok küçük, görünüşte bağlantısız ayrıntılara çekti. What Thou Lovest Well, Remains American (Çok Sevdiğin Şeyler, Amerikalı Kalır, 1975)'ın sonunda bir kişi eski yaşadığı yerle ilgili anılarını yiyecek gibi taşır:

Philip Levine (1928- )[değiştir | kaynağı değiştir]

Detroit, Michigan'da doğan Philip Levine, dikkatli gözlem, kızgınlık ve acılı ironi aracılığıyla işçilerin ekonomik sıkıntılarıyla doğrudan ilgilenir. Hugo gibi, onun da geçmişi kentsel ve parasızdır. Sanayileşmiş Amerika'da kapılıp giden yalnız bireyin sesi olmuştur. Şiirlerinin bir çoğu karanlık ve hükümet sistemlerinin süreceğinin farkına varmasına rağmen anarşik bir eğilim yansıtır.

Bir şiirinde Levine kendini cesareti ve kurnazlığı sayesinde avcıların tehlikeli dünyasında yaşamayı beceren bir tilkiye benzetir. Ritmik düzen söz konusu olduğunda, Levine, çağdaş dünyanın kötülükleri karşısında yalnız protestosunu dile getirirken, ilk eserlerinde kullandığı geleneksel ölçülerden, sonraki eserlerinde daha serbest, açık bir çizgiye yol alır.

James Dickey (1923- )[değiştir | kaynağı değiştir]

Şair, romancı ve denemeci olan James Dickey, Georgia'lıdır. Kendi düşüncesine göre, eserlerindeki ana tema benlik ve dünya arasında var olan veya var olması gereken sürekliliktir. Yazılarının çoğu doğadan nehirler ve dağlar, iklim düzeni, ve içinde gizlenen tehlikelerden kaynaklanır.

1960'ların sonunda, Dickey, Deliverance (Verme) başlıklı erkek dayanışmasının olumsuz yanlarını konu alan bir roman üzerinde çalışmaya başladı. Bu yayınlanıp sonradan filme çekilince onun ününü arttırdı. Son zaman şiirleri güneyin peyzajı (Jericho: The South Beheld [Jericho: İşte Güney], 1974) ve İncil'in onun yaşantısı üzerindeki etkisi (God's Images [Tanrının İmgeleri], 1977) gibi çok farklı temaları elealır. Dickey genellikle çabalarla ilgilenir: "Aşmak, çaresiz / Gerekli olanı aşmak. "

Elizabeth Bishop (1911-1979) ve Adrienne Rich (1929- )[değiştir | kaynağı değiştir]

Özellikli gruptaki kadın şairler arasında, yakın zamanda en çok saygı görenler Elizabeth Bishop ve Adrienne Rich'dir. Bishop'ın kristal gibi parlak zekası ve uzak peyzajlara duyduğu ilgi ve gezi metaforları okuyuculara kusursuzlukları ve ince zekaları açısından ilgi çekici gelmektedir. Hiç evlenmemiş olan Bishop, akıl hocası ve yol göstericisi olan Marianne Moore gibi gizli felsefi derinlikleri olan serinkanlı, tanımlayıcı bir üslupla çok ustaca şiirler yazdı. At the Fishhouses (Balık Evlerinde) adlı eserinde Kuzey Atlantik Denizi'nin buz gibi soğuğunun tanımı Bishop'ın kendi şiirine uygulanabilir:

It is like what we imagine knowledge to be:
dark, salt, clear, moving, utterly free.

Moore ile birlikte, Bishop, Plath, Sexton, ve Adrienne Rich'in "sıcak" şiirleriyle karşılaştırıldığında, Emily Dickinson'a geri giden "soğuk" dişi şiirsel gelenek içine yerleştirilebilir. Her ne kadar Rich şiir yazmaya geleneksel biçimde ve ölçüde başladıysa da, eserleri, özellikle 1960'larda ateşli bir feminist olduktan sonra yazdıkları, çok güçlü duyguları içerir. Bir kadının gemi enkazına dalarak kişiliğini aramasını anlatan Diving Into the Wreck (Gemi Enkazına Dalış, 1973) başlıklı olağanüstü eserinde olduğu gibi, özel dehası metaforlardır. Sunucu enkazın kadının benliğinin enkazı gibi olduğunu ima eder; kadınlar yollarını erkek-egemen dünyalarda bulmalıdır. Rich'in Denise Levertov'a adadığı şiiri The Roofwalker (Çatıdayürüyen, 1961) şiir yazmayı kadınlar için tehlikeli bir zanaat olarak imgeler. Çatı yapan adamlar gibi, "açık, gerçek hayattan daha büyük / boynumu kırmak üzere" olduğunu hisseder.

Deneysel Şiir[değiştir | kaynağı değiştir]

Lowell'in olgun başarılarının ve çağdaş şiirin bir çoğunun arkasında birkaç şair tarafından 1950'lilerde başlayan deneyler yatar. Daha önce eleştirmen ve akademik topluluklar tarafından ihmal edilen şairlerin eserlerini sunan ilk antoloji olan The New American Poetry'de (Yeni Amerikan Şiiri, 1960) Donald Allen tarafından tanımlanan beş ekole ayrılırlar.

Caz ve soyut dışavurumcu resimden ilham alan birçok deneysel şair Lowell'dan bir kuşak daha gençtir. Bunlar bohem ve kültür karşıtı olma eğiliminde olan üniversitelerle ilişkilerini koparmış ve "burjuva" Amerikan toplumunu açıkça eleştiren aydınlardır. Şiirleri cesur, özgün, ve bazen şok edicidir. Yeni değerler ararken, arkaik mit ve efsane dünyasıyla ve Amerikan Kızılderilileri gibi geleneksel toplumlarla ilgili olduğunu iddia eder. Biçimler daha esnek, daha spontane, organiktir; şiir yazılırken konudan ve şairin duygusundan, ve konuşma dilinin doğal duraklamalarından kaynaklanır. Allen Ginsberg'in Improvised Poetics (İrticalen Şiirler)de dikkat çektiği gibi, "ilk fikir, en iyi fikir"dir.

Black Mountain Ekolü[değiştir | kaynağı değiştir]

Black Mountain Ekolü Asheville, North Carolina'daki deneysel liberal sanat koleji olan Black Mountain Koleji çevresinde oluşmuştur. Burada 1950'lilerin ilk yıllarında Charles Olson, Robert Duncan, ve Robert Creeley gibi şairler ders vermiştir. Ed Dorn, Joel Oppenheimer, ve Jonathan Williams burada eğitim almış, ve Paul Blackburn, Larry Eigner, ve Denise Levertov okulun Origin ve Black Mountain Review adlı dergilerinde şiirlerini yayınlamıştır. Black Mountain Ekolü Charles Olson'un konuşmadaki nefes duraklamalarının kendiliğinden olması ve yazıdaki daktilo satırını esas alan bir açık biçim üzerinde ısrar eden "izdüşel şiir" teorisi ile ilişkilidir.

Kısa ve özlü, minimalist bir biçimde yazan Robert Creeley (1926- ), Black Mountain şairlerindendi. The Warning (Uyarı, 1955)'de Creeley şiddetli, seven hayal gücünü hayal eder: San Francisco Ekolü

Genel anlamda Batı Sahili şiirinin çoğunu kapsayan San Francisco Ekolü'nün eserleri Japon ve Çin şiirinin yanı sıra Doğu felsefesine ve dinine çok şey borçludur. Bu şaşırtıcı değildir çünkü, Doğu'nun Birleşik Devletlerin Batısı üzerinde etkisi her zaman güçlü olmuştur. San Francisco çevresindeki topraklar—Sierra Nevada Dağları ve girintili çıkıntılı sahil çok güzel ve görkemlidir ve bu bölgeden çıkan şairler doğaya karşı derin duygular besleme eğilimindedir. Şiirlerinden çoğu dağlarda veya sırt çantalı gezilerde geçer. Şiir edebi gelenekler yerine ilham almak için doğaya bakar.

San Francisco şairleri arasında Jack Spicer, Lawrence Ferlinghetti, Robert Duncan, Phil Whalen, Lew Welch, Gary Snyder, Kenneth Rexroth, Joanne Kyger, ve Diane diPrima vardır. Bu şairlerin çoğu çalışan insanla özdeşleşir. Şiirleri çoğunlukla basit, ulaşılabilir ve iyimserdir.

En iyi örnek olan Gary Snyder'in (1930- ) eserlerinde, San Francisco şiiri birey ve kozmosun hassas dengesini çağrıştırır. Snyder'in Above Pate Valley (Pate Vadisinin Yukarısında, 1955) adlı eserinde, şair, dağlarda yol ekibinde çalışırken yok olmuş Kızılderililere ait obsidyen ok başlarının bulunmasını anlatır:

On a hill snowed all but summer A land of fat summer deer, They came to camp. On their Own trails. I followed my own Trail here. Picked up the cold-drill, Pick, singlejack, and sack Of dynamite.

Ten thousand years.

Beatnik Şairler[değiştir | kaynağı değiştir]

San Francisco ekolü bir sonraki grup olan 1950'lerde ortaya çıkan "Beat" şairlerine karışır. Bilinen "Beat"lerin çoğu San Francisco'ya Doğu Sahili'nden göç etti ve ulusça tanınmaları California'da gerçekleşti. Belli başlı Beat yazarları arasında Allen Ginsberg, Gregory Corso, Jack Kerouac, ve William Burroughs sayılabilir. Beat şiiri sözlüdür, tekrarlamalıdır ve okumalarda çok etkilidir çünkü çıkış noktası bodrum kulüplerindeki şiir okuma seanslarıdır. Bazıları bunu1990'larda yaygınlaşan rap müziğin büyükbüyükbabası olarak görürler ve yanılmış sayılmazlar.

Beat şiiri Amerika Birleşik Devletleri'ndeki en çok düzen karşıtı edebiyat biçimiydi ama şok edici kelimelerinin altında memleket sevgisi yatar. Şiir, Amerikanın masumiyeti ve insan ve malzeme kaynaklarının acı bir ziyanı olarak gördükleri şeye karşı acı ve öfke çığlığıdır.

Allen Ginsberg'den Howl (Çığlık, 1956) gibi şiirler geleneksel şiirde bir devrim yarattı:

I saw the best minds of my generation destroyed by madness,
starving hysterical naked,
dragging themselves through the negro streets
at dawn looking for an angry fix,
angelheaded hipsters burning for the ancient heavenly connection
to the starry dynamo in the machinery of night...

New York Ekolü[değiştir | kaynağı değiştir]

Beat ve San Francisco şairlerinin tersine, New York Ekolü'nün şairleri açık şekilde ahlaksal sorularla ilgilenmezler ve genellikle politik konulardan uzak dururlar. Bütün gruplar içinde en iyi eğitimli olandır.

New York Ekolü'nün belli başlı kişileri—John Ashbery, Frank O'Hara, ve Kenneth Koch – Harvard Üniversitesinde öğrenciyken tanıştılar. Özünde kentli, serinkanlı, dinsiz, esprili olup dokunaklı, pastel bir incelikleri vardır. Şiirleri hızlı hareket eder, kentsel ayrıntılar, uyumsuzluk, ve neredeyse elle hissedilebilecek bir askıya alınmış inanç duygusuyla doludur.

New York şehri Amerika'nın güzel sanatlar merkezidir ve bu şiirin temel ilham kaynağı olan Soyut Dışavurumculuk burada doğmuştur. Şairlerin bir çoğu sanat eleştirmeni veya müze müdürü olarak veya ressamlarla birlikte çalışmıştır. Belki de figüratif biçimlere ve bariz anlamlara güvenmeyen soyut sanat için hissettikleri yüzünden eserleri genelde anlaşılması zordur. Belki günümüzde yazan en etkili şair olan John Ashbery'nin (1927- ), daha sonraki eserlerinde bunu izleyebiliriz.

Ashbery'nin akıcı şiirleri doğrudan telaffuz için fazla süratli akan düşünceleri ve duyguları kaydeder. Çok derin ve uzun şiiri Self-Portrait in a Convex Mirror (Dışbükey Aynada Kendi Portresi, 1975) üç büyük ödül almıştır. Bu şiir fikirden fikre kayarken, geri dönüp kendi üzerinde düşünür: Gerçeküstücülük ve Varoluşçuluk

Yeni ekolleri tanımlayan antolojisinde Donald Allen kesin coğrafi temelleri olmadığı için tanımlayamadığı beşinci bir gruptan söz eder. Bu kesin olmayan grup yakın zamandaki akımları ve deneyleri içerir. Bunlardan başta gelenler arasında bilinçaltını canlı düşsel imgelerle ifade eden gerçeküstücülük, ve kadınlar ve etnik gruplar tarafından yakın yıllarda ortaya konan bir çok şiir vardır. Yüzeysel bir biçimde belirgin olmalarına karşın, gerçeküstücüler, feministler, ve azınlıklar, beyaz, erkek, düzene uyan edebiyattan uzaklaşma duygusunu paylaşırlar.

Her ne kadar T.S. Eliot, Wallace Stevens, ve Ezra Pound Amerikan şiirinde 1920'lerde simgeci teknikleri başlattılarsa da, Avrupa şiirindeki ve İkinci Dünya Savaşı esnasında ve sonrasında Avrupa düşüncesindeki esas güç olan gerçeküstücülük, A.B.D.'de kök salamadı. Gerçeküstücülük (varoluşçulukla birlikte) Amerika'da Vietnam anlaşmazlığının baskısı altında 1960'larda yerleşti.

1960'larda bir çok Amerikan yazarı—W.S. Merwin, Robert Bly, Charles Simic, Charles Wright, Mark Strand, ve diğerleri – saf duyguları, arketipsel imgeleri, ve mantık-karşıtı modelleri, varoluşçu huzursuzluğu ile Fransız ve özellikle İspanyol gerçeküstücülüğüne döndüler.

Merwin gibi gerçeküstücüler vecizeli olma eğilimindedir: "Tanrılar bizim olamadığımızdır / Artık inanmadığını görürsen tapınağı genişlet. "

Bly'ın politik gerçeküstücülüğü Amerikan değerlerini ve Vietnam dönemindeki dış politikasını sert bir dille eleştirdi. The Teeth Mother Naked at Last (Diş Perisi Sonunda Çıplak) adlı şiirde:

It's because we have new packaging for smoked oysters that bomb holes appear in the rice paddies

Daha yaygın olan gerçeküstü etki daha sessiz ve düşünceye dalmış gibidir. Örneğini The New Poem (Yeni Şiir, 1973) adlı şiirinde Charles Wright'ın tanımladığı şiirde görebiliriz.

It will not attend our sorrow. It will not console our children. It will not be able to help us.

Mark Strand'in gerçeküstücülüğü, Merwin'inki gibi genellikle iç açıcı değildir. Aşırı yokluktan söz eder. Gelenekler, değerler, ve inançlar onu yarı yolda bıraktığına göre, artık şairin kendi mağara gibi ruhundan başka bir şeyi yoktur:

I have a key So I open the door and walk in. It is dark and I walk in.

It is darker and I walk in.

Kadın Şairler[değiştir | kaynağı değiştir]

Kadın edebiyatı, azınlık edebiyatı ve gerçeküstücülük gibi ilk defa Amerikan yaşantısında itici bir güç olarak kendinin farkına 1960'ların son yıllarında vardı. O dönemde başlatılan feminist harekette gelişti.

Amerika Birleşik Devletleri'ndeki edebiyat, diğer ülkelerin çoğunda olduğu gibi, çok uzun süredir kadınların katılımını göz ardı eden erkek standartlarına dayanıyordu. Yine de Amerikan yazısında tanınmış bir çok kadın yazar vardır. Hepsi feminist değildir, konuları da sadece kadınların ilgilendiği konular değildir. Çoğu hümanisttir. Aynı zamanda, bölgesel, politik, ve ırksal farklılıklar eserlerine biçim vermiş ve fikirlerini beslemiştir. Sivrilmiş kadın şairler arasında Amy Clampitt, Rita Dove, Louise Glück, Jorie Graham, Carolyn Kizer, Maxine Kumin, Denise Levertov, Audre Lorde, Gjertrud Schnackenberg, May Swenson, ve Mona Van Duyn vardır.

20'nci yüzyılın ikinci yarısı çok-etnik edebiyatta bir Rönesans'a şahit olmuştur. 1960'lardan başlayarak, AfrikalıAmerikalıların liderliğinde, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki etnik yazarlar halkın ilgisini çekmeye başlamıştı. 1970'lerde, etnik araştırma programları başlamıştı. 1980'lerde, etnik gruplara vakfedilmiş akademik dergiler, profesyonel kuruluşlar, ve edebi dergiler ortaya çıkmıştı. 1990'lara gelindiğinde, özgün etnik edebiyatı araştırmak üzere konferanslar başlamıştı, kabul edilmiş "klasikler"in etnik yazarları antolojilere ve kurs listelerine dahil etmek üzere genişletildi. Önemli konular arasında etnikliğe karşısında ırk, çok-merkezcilik karşısında kendi ırkının üstünlüğüne inanmak (ethnocentrism), iki dillilik karşısında tek-dilcilik, ve marjinalizm karşısında birlikte uyum (coaptation) vardı. Edebi olduğu kadar politik metinler de uygulanan yapıyı bozmak işlemi, statükoyu sürekli olarak yalancı çıkarıyordu.

Azınlık şiiri kadın yazısının çeşitliliğini ve ara sıra kızgınlığını da paylaştı. Yakın zamanda Gary Soto, Alberto Rios, ve Lorna Dee Cervantes gibi İspanyol-Amerikalılarda, Leslie Marmon Silko, Simon Ortiz, ve Louise Erdrich gibi YerliAmerikalılar'da, Amiri Baraka (LeRoi Jones), Michael Harper, Rita Dove, Maya Angelou, ve Nikki Giovanni gibi Afrikalı-Amerikalılar'da, Cathy Song, Lawson Inada, ve Janice Mirikitani gibi Asyalı-Amerikalı şairlerde gelişme gösterdi

Chicano (Meksikalı-Amerikalı)/Hispanik (İspanyol Kökenli)/Latino (Latin Kökenli) Şiir

İspanyolca'dan etkilenmiş şiir, çok farklı grupların eserlerini kapsar. Bunların arasında 1950'lerden beri Chicano olarak bilinen ve nesillerdir 1848'de sona eren Meksika-Amerika savaşında Meksika'dan ele geçirilen güneybatı eyaletlerde yaşayan Meksikalı-Amerikalılar vardır. İspanyol Karayipleri nüfusu arasında, Kübalı-Amerikalılar ve Porto Rikolular önemli ve belirgin edebi gelenekleri koruyarak sürdürürler. Örneğin, Kübalı-Amerikalıların komedi konusunda üstün yetenekleri, onları Rudolfo Anaya gibi Chicano yazarların mersiye tarzındaki lirisizminden ayırır. Bu edebi alemi yakın zamandaki Meksikalı, Orta ve Güney Amerikalı, ve İspanyol göçmenler, sürekli olarak besler ve genişletirler.

Chicano veya Meksikalı-Amerikalı şiir, "corrido" veya baladda zengin bir sözlü geleneğe sahiptir. Yakın tarihteki eserler Meksika toplumunun geleneksek kuvvetini ve beyazlar arasında zaman zaman yaşadığı ayırımcılığı vurgular. Bazen şairler İspanyolca ve İngilizce kelimeleri şiirsel bir füzyonla kaynaştırırlar. Bunun örneğini Alurista ve Gloria Anzaldúa'da görürüz. Şiirleri sözlü geleneklerden çok etkilenmiştir. Yüksek sesle okunduğunda çok etkileyicidir.

Günümüz Amerika Birleşik Devletleri'ndeki en eski yazılı destanına, Acoma, New Mexico'daki Pueblo Kızılderilileri ve işgalci İspanyollar arasındaki 1598 savaşının anısına yazılmış Gaspar Pérez de Villagrá'nın Historia de la Nueva México adlı eserine kadar uzanan bir geleneğe uygun olarak bazı şairler daha çok İspanyolca yazarlar. Yakın zamandaki bir Chicano şiirindeki bir merkezi metin olan Rodolfo Gonzales'in (1928- ) I Am Joaquin (Ben Joaquin'im, 1972) Chicano'ların kötü durumu için kederlenir:

Lost in a world of confusion Caught up in a whirl of a gringo society, Confused by the rules, Scorned by attitudes, Suppressed by manipulations, And destroyed by modern society.

Yine de, bir çok Chicano yazarı eski Meksikalı köklerinde yaşam gücü bulmaktadır. Eski Meksika'nın büyüklüğünü düşünen Lorna Dee Cervantes (1954- ) damarlarında "epik bir corrido"nun şarkı söylediğini yazar. Luis Omar Salinas (1937- ) kendini "bir Aztek meleği" olarak görür. Chicano şiirinin çoğu çok kişiseldir, duygular ve aile veya toplumun üyeleri hakkında yazar. Gary Soto (1952- ) eski geleneklere uyarak ölmüş ataları hakkında yazar ama 1981'de yazdıkları günümüzde bütün Amerikalıların çok kültürlü durumunu tanımlar:

A candle is lit for the dead Two worlds ahead of us all

Son yıllarda, Chicano şiiri yeni bir önem kazanmıştır ve Cervantes, Soto, ve Alberto Rios'un eserlerinden antolojiler hazırlanmıştır.

Yerli Amerikalı Şiiri

Yerli Amerikalıların güzel şiir yazmalarının nedeni belki de onların kültürel mirasında şamanistik şarkıların önemli rol oynamasıdır. Eserleri doğal dünyanın bazen neredeyse gizemli sayılabilecek, hareketli, yaşayan çağrışımlarında kusursuzlaşır. Kızılderili şairler zengin miraslarının geri döndürülemez acı kaybını da dile getirirler.

Bir Acoma Pueblo'su olan Simon Ortiz (1941- ), sarsıcı şiirlerinin bir çoğunu tarihe dayandırır ve günümüzde Amerika Birleşik Devletleri'nde yerli Amerikalı olmanın ikilemini araştırır. Şiiri Anglo okuyucuları zora sokar çünkü onlara sık sık bir zamanlar Yerli Amerikalılara yapılan haksızlık ve şiddeti hatırlatır. Şiirleri derinleşmiş bir anlayışa dayandırılmış ırksal uyumu düşler.

Oneida kabilesinden olan Roberta Hill Whiteman (1947 - ), Star Quilt (Yıldızlı Yorgan)'de çok kültürlü bir gelecek düşler ve bunu "gün ağarırkenki ışıktan yapılmış bir yıldızlı yorgan"'a benzetir. Yarı Laguna Pueblo'su olan Leslie Marmon Silko (1948 - ) korkunç ve lirik şiirleri biçimlendirmek için konuşma dili ve geleneksel masallar kullanır. In Cold Storm Light (Soğuk Fırtına Işığı)'da, Silko haiku benzeri bir rezonans yakalar: Silko gibi romancı olan Louise Erdrich (1954- ), yoğunlaştırılmış oyunlar gibi çalışan güçlü dramatik monologlar yaratır. Chippewa rezervasyonunda alkolizm, işsizlik, ve fakirlikle mücadele eden aileleri acımasızca tanımlarlar.

Family Reunion (Aile Buluşması, 1984)'da, sarhoş, fırsatçı amca uzun yıllar sonra şehirden döner. Bir kalp hastalığından çekerken, konuşmacı olan tecavüze uğramış yeğen yıllar önce amcasının büyük bir kaplumbağayı nasıl fişekle doldurarak öldürdüğünü hatırlar. Şiirin sonu Ray Amca'yı kurbanı olan kaplumbağaya bağlar:

Asyalı-Amerikalı Şiiri

Chicano ve Hispanik yazarların şiiri gibi Asyalı-Amerikalı şiiri de çok çeşitlidir. Japon, Çinli ve Filipinli ataları olan Amerikalılar yedi kuşaktan beri Amerika'da yaşıyor olabilirler. Kore, Tayland ve Vietnam asıllı olanların ise yakın zaman göçmenleri olması mümkündür. Her grup belirgin bir dil, tarih ve kültürel gelenekten yetişir. Asyalı-Amerikalı edebiyatında yakın zamandaki gelişmeler, Pasifik Kıyısı araştırmalarının vurgulanmasını ve kadın yazılarını içerir. Asyalı-Amerikalılar "egzotik" ve "iyi" azınlık olarak ırksal basmakalıp doğululaştırmalara genellikle karşı koymaktadır. Estetikçiler Asyalı ve Batı edebi geleneklerini örneğin tao ve logos kavramlarını karşılaştırmaya başlamaktadırlar.

Asyalı-Amerikalı şairler Çin operasından zene kadar bir çok kaynaktan yararlanmıştır. Asyalı edebi gelenekler, özellikle zen, çok sayıda Asyalı olmayan şaire ilham vermiştir. Bunu Beneath a Single Moon: Buddhism in Contemporary American Poetry (Tek Bir Ay Altında: Çağdaş Amerikan Şiirinde Budizm) başlıklı 1991'de yayınlanan antolojide görebiliriz. Asyalı-Amerikalı şairler, Aiiieeeee!'nin (AsyalıAmerikan edebiyatının ilk dönem antolojisi) editörlerinden olan Frank Chin tarafından ortaya konan ikonaklastik (yerleşmiş geleneklere karşı çıkan) duruştan, roman yazarı Maxine Hong Kingston (1940- ) gibi yazarlar tarafından geleneklerin bolca kullanılmasına kadar uzanan geniş bir yelpazeye yayılırlar. Sansei (üçüncü kuşak Japon-Amerikalı) olan Janice Mirikitani, Japon-Amerikan tarihini çağrıştırır ve Third World Women (Üçüncü Dünya Kadınları), Time to Greez (Greez için Zaman), ve Ayumi: Four Generations of Japanese in America (Ayumi:Amerika'da Dört Kuşak Japon) gibi bazı antolojilerin redaksiyonunu yapmıştır.

Çinli-Amerikalı Cathy Song'un (1955- ) lirik Picture Bride (Fotoğraf Gelini, 1983) adlı eseri ailesinin yaşamlarını kullanarak aynı zamanda tarihi de dramatize eder. Bir çok Asyalı- Amerikan şairi kültürel farklılığı araştırır. Song'un The Vegetable Air (Sebze Havası, 1988) başlıklı eserinde meydanında inekler olan döküntü bir kasaba, bir Çin lokantası, ve çarpık duran bir Coca-Cola reklamı sanat sayesinde katlanılabilen, köksüz çok kültürlü çağdaş yaşamın amblemi haline gelir. Bu örnek kasede kaydedilmiş bir 8. BÖLÜM aryadır:

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

  1. ^ Einhorn, Lois J. (2000). The Native American oral tradition : voices of the spirit and soul. Westport, Conn.: Praeger. ISBN 0-275-95790-X. 
  2. ^ Cary Nelson, Repression and Recovery (University of Wisconsin Press, 1989), 9-10
  3. ^ After the Lost Generation: A Critical Study of the Writers of Two Wars. Noonday Press. 1958. Original from the University of Michigan Digitized Mar 31, 2006. 
  4. ^ Young, Alexander (1846). Chronicles of the First Planters of the Colony of Massachusetts Bay, 1623-1636. Cambridge, Mass.: Harvard University Press. ISBN 978-1115664561. 
  5. ^ Jack Dempsey, ed., "New English Canaan by Thomas Morton of 'Merrymount'" and his biography "Thomas Morton: The Life & Renaissance of an Early American Poet" Scituate MA: Digital Scanning 2000
  6. ^ The Library of Literary Criticism of English and American Authors. The Moulton Publishing Company. 1901. Original from the New York Public Library Digitized Oct 27, 2006. Anne Bradstreet: "our earliest woman poet"
  7. ^ Danforth, Samuel (1997). The Tayloring shop: essays on the poetry of Edward Taylor in honor of Thomas M. and Virginia L. Davis. Newark, Del.: University of Delaware Press. ISBN 978-0-87413-623-4. 
  8. ^ ""Samuel Danforth's Almanack Poems and Chronological Tables 1647-1649" by Samuel Danforth and Paul Royster (transcriber & editor)". Digitalcommons.unl.edu. 27 Haziran 2006. 12 Ekim 2006 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 27 Ağustos 2014. 
  9. ^ Gregson, Susan R. (2002). Phillis Wheatley. Mankato, Minn.: Bridgestone Books. ISBN 978-0-7368-1033-3. 
  10. ^ Heymann, C. David (1980). American aristocracy: the lives and times of James Russell, Amy, and Robert Lowell. New York, NY: Dodd, Mead. ISBN 0-396-07608-4. 
  11. ^ Lucy Larcom: Landscape in American Poetry (1879).
  12. ^ Moldenhauer (1968). "Murder as a Fine Art: Basic Connections between Poe's Aesthetics, Psychology, and Moral Vision". PMLA. 83 (2): 284-297. doi:10.2307/1261183. 
  13. ^ Quinn 1998.
  14. ^ Williams, William Carlos (1966). The William Carlos Williams Reader. New York: New Directions Publishing Corp. p. 368.
  15. ^ Edna St. Vincent Millay: Selected Poems, The Centenary Edition. HarperCollins. 1992. ss. xxviii. 
  16. ^ Sullivan 1972, s. 184.
  17. ^ Arvin 1963, s. 13.
  18. ^ Wagenknecht 1966, s. 40.
  19. ^ Gioia 1993, s. 75.
  20. ^ Irmscher 2006, s. 268.
  21. ^ Jacob, Kathryn Allamong (2010). King of the lobby: the life and times of Sam Ward, man-about-Washington in the Gilded Age. Baltimore, Md.: Johns Hopkins University Press. ISBN 978-0801893971. 
  22. ^ Williams 1964, s. 66.
  23. ^ Thompson 1938, s. 199.
  24. ^ Calhoun 2004, s. 42.
  25. ^ a b c d e Helle 2021, ss. 18-19.
  26. ^ Helle 2021, ss. 15-19.
  27. ^ Helle 2021, ss. 22-23.
  28. ^ Helle 2021, ss. 23-24.
  29. ^ Helle 2021, s. 23.
  30. ^ Helle 2021, s. 24.
  31. ^ Helle 2021, ss. 25-27.
  32. ^ Helle 2021, ss. 188-190.
  33. ^ Helle 2021, ss. 180-182.
  34. ^ Helle 2021, ss. 181-182.
  35. ^ Helle 2021, ss. 188-191.
  36. ^ Helle 2021, ss. 199-200.
  37. ^ Helle 2021, ss. 198-199.
  38. ^ Helle 2021, ss. 181-192.

Kullanılan kaynaklar[değiştir | kaynağı değiştir]

  • Arvin, Newton (1963). Longfellow: His Life and Work. Boston, Mass.: Little, Brown and Company. 
  • Brooks, Van Wyck (1952). The Flowering of New England. New York: E. P. Dutton and Company. 
  • Calhoun, Charles C. (2004). Longfellow: a rediscovered life. Boston, Mass.: Beacon Press. ISBN 978-0807070260. 
  • Grabher, Gudrun (1998). The Emily Dickinson handbook. Amherst, Mass.: University of Massachusetts Press. ISBN 978-1558491694. 
  • Helle, Anita (2021). The Bloomsbury Handbook to Sylvia Plath. Londra, Birleşik Krallık: Bloomsbury. ISBN 978-1350119222. 
  • Lee, A. Robert (2018). The Routledge Handbook of International Beat Literature. Milton: Routledge. ISBN 978-0415785457. 
  • Lehman, David (2006). The Oxford book of American poetry. Oxford, Birleşik Krallık: Oxford University Press. ISBN 978-0195162516. 
  • Nelson, Cary (2012). The Oxford handbook of modern and contemporary American poetry. Oxford, Birleşik Krallık: Oxford University Press. ISBN 978-0190204150. 
  • Newlin, Keith (2019). The Oxford handbook of American literary realism. New York, NY: Oxford University Press. ISBN 978-0190642891. 
  • Riley, Peter (2019). Whitman, Melville, Crane, and the labors of American poetry : against vocation (1. bas.). Oxford, Birleşik Krallık: Birleşik Krallık. ISBN 978-0198836254. 
  • Sullivan, Wilson (1972). New England men of letters. Boston, Mass.: Atheneum. ISBN 978-0027886801. 
  • Thompson, Lawrance (1938). Young Longfellow (1807–1843). New York: The Macmillan Company. 
  • Wagenknecht, Edward (1966). Henry Wadsworth Longfellow: portrait of an American humanist. New York, NY.: Oxford University Press. ISBN 978-0-19-500646-9. 
  • Williams, Cecil B (1964). Henry Wadsworth Longfellow. New York: Twayne Publishers, Inc. 

  Bu madde Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı'nın yayınladığı kamu malı materyali içermektedir.