Amerika Birleşik Devletleri tarihi (1776-1789)

Vikipedi, özgür ansiklopedi

1776 ve 1789 arasında on üç İngiliz kolonisi, yeni bağımsız bir ulus olarak Amerika Birleşik Devletleri'ni ortaya çıkardı. Amerikan Devrim Savaşı'nda mücadele, 1775'te sömürge milisleri ve İngiliz Ordusu arasında başladı. İkinci Kıta Kongresi, 4 Temmuz 1776'da Bağımsızlık Bildirgesi'ni yayınladı. General George Washington'ın önderliğinde, Kıta Ordusu ve Donanması, on üç koloninin bağımsızlığını güvence altına alarak İngiliz ordusunu yendi. 1789'da 13 eyalet, 1777 Konfederasyon Maddeleri'ni Amerika Birleşik Devletleri Anayasası ile değiştirdi. Değişiklikleriyle birlikte, Amerika Birleşik Devletleri'nin temel yönetim yasası olmaya devam ediyor. Bazı kimseler, Amerikan Devrim tarihinin, 1775'te ilk silah ateşlendikten çok önce başladığına inanmakla birlikte, Virginia'nın Jamestown kasabasında ilk sürekli koloni kurulmasının üzerinden bir buçuk yüzyıldan daha uzun bir süre geçinceye yani 1763'e kadar, İngiltere ve Amerika birbirlerinden açıkça ayrılmaya başlamadılar. Koloniler ekonomik güç ve kültürel kazanımlar alanında büyük ölçüde gelişme sağlamışlar ve hemen hemen hepsi uzun özyönetim yılları geçirmişlerdi. 1760'larda toplam nüfusları, 1700'den beri altı kat artarak 1.500.000'i aşmıştı.

Arka planı[değiştir | kaynağı değiştir]

On yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda, Amerika'daki İngiliz kolonileri büyük ölçüde kraliyet tarafından sıhhatli ihmal şeklinde kendi hallerine bırakılmıştı.[1] Koloniler bu nedenle büyük ölçüde kendi kendilerini yönetiyorlardı; Amerika'daki beyaz erkeklerin yarısı oy kullanabilirken, Britanya'dakiler yüzde bir oy kullanabiliyordu. Birçok yönden Britanya'dakilerden ayrı olan kendi siyasi kimliklerini ve sistemlerini geliştirdiler. Bu yeni ideoloji, krallığı, aristokrasiyi reddeden, yolsuzluk adına halkın egemenliğini talep eden ve vatandaşlık görevini vurgulayan kesinlikle cumhuriyetçi bir siyasi bakış açısıydı. 1763'te İngilizlerin, Fransız ve Hint Savaşı'ndaki zaferi sonrasında 1765 Pul Yasası ile tecrit dönemi sona erdi. İngiliz hükûmeti, Amerikalılar parlamentoda temsil edilmedikleri için yazılı olmayan İngiliz Anayasasına yabancı olduklarından şikayet eden Amerikalıları kasten kışkırtacak şekilde vergiler koymaya başladı. Parlamento, Amerikalıların "neredeyse" temsil edildiğini ve şikayet için hiçbir gerekçesi olmadığını söyledi.[2][3] 1765 tarihli Pul Yasası'ndan sonra, Londra ile anlaşmazlıklar tırmandı. 1772'de sömürgeciler siyasi meşruiyeti kendi ellerine devretmeye başladılar. Protesto ve direnişi koordine eden yazışma komiteleri üzerine oluşturulan gölge hükûmetler kurmaya başladılar. İngiltere'ye karşı bir ticaret boykotu başlatmak için 1774'te Birinci Kıta Kongresi'ni topladılar. Kongrede on iki koloni temsil edildi. Georgia sıkı İngiliz kontrolü altındaydı ve katılmadı. Fransız ve Kızılderili savaşından sonra İngiltere yeni bir imparatorluk düzenine gereksinim duyuyordu; ancak Amerika'daki durum, değişime elverişli olmaktan çok uzaktı. Yaygın özgürlüklere alışmış bulunan koloniler, Fransız tehlikesi de ortadan kaldırılmış olduğu için, daha az değil daha çok özgürlük istiyorlardı. İngiltere Parlamentosu, yeni bir sistemi uygulamaya başlamak ve denetimi yoğunlaştırmak için, kendi kendini yönetme deneyimine sahip olan ve müdahaleden hoşlanmayan kolonicilerle başa çıkmak zorundaydı.

İngilizler ilk olarak ülke içi düzenlemelere giriştiler. Kanada'nın ve Ohio Vadisi'nin ele geçirilmesi, o yörelerde yaşayan Fransızları ve Kızılderilileri küstürmeyecek bir siyaset uygulanmasını gerektiriyordu; fakat bu konuda Saray'ın çıkarları kolonilerinkilerle çatıştı. Nüfusları hızla artan ve yerleşecek yeni araziye gereksinim duyan bazı koloniler, sınırlarını Mississippi Nehri'nin batısına kadar genişletmek için hak iddiasında bulundular. Yeni topraklara göç edecek yerleşimcilerin Kızılderililerle bir dizi savaşı kışkırtacaklarından korkan İngiltere hükümeti, bu arazinin kolonicilere daha tedrici bir biçimde açılması gerektiğine inanıyordu. Ayrıca, yeni koloniler kurulmadan önce eskileri üzerindeki saray denetimini güvence altına almanın bir yolu da yayılmanın sınırlanması olacaktı. 1763'te yayınlanan Kraliyet Bildirgesi ile, batıda Florida'nın Alleghenies bölgesi, Mississippi Nehri ve Quebec arasında kalan tüm topraklar Kızılderililerin kullanımına ayrıldı. Saray böylelikle, 13 koloninin Batı'daki topraklar üzerindeki tüm hak iddialarını ortadan kaldırmayı ve batıya yayılmayı önlemeye teşebbüs ediyordu. Her ne kadar hiçbir zaman etkin bir biçimde uygulanamamış ise de, Kolonicilerin gözünde bu önlem, onların Batı'daki toprakları işgal edip oralarda yerleşmelerini sağlayan en temel haklarının keyfi bir biçimde göz ardı edilmesi anlamına geliyordu.

Genişleyen imparatorluğunu desteklemek için daha fazla paraya gereksinimi olan İngiltere hükümetinin uyguladığı yeni mali siyaset ise daha ciddi tepkiler yaratıyordu. İngiltere'deki vergi mükellefleri, kolonilerin savunması için gerekli tüm parayı sağlamazlarsa, daha güçlü bir merkezi yönetim aracılığıyla gelirlerin kolonicilerden alınması gerekiyordu. Bu uygulama ise, kolonilerde özyönetimin aleyhine işleyecekti.

Yeni sistemin uygulanmasında atılan ilk adım, İngiliz yönetiminde olmayan bölgelerden ithal edilecek rom ve melastan çok yüksek gümrük resmi ya da vergi alınmasını gerektiren 1733 tarihli Melas Yasası yerine, 1764'te Şeker Yasası'nın kabul edilmesi oldu. Anılan yasa ile yabancı kaynaklı rom ithali yasaklandı; tüm kaynaklardan gelen melas için düşük bir gümrük resmi konuldu; şaraba, ipeğe, kahveye ve çok sayıda diğer lüks mala da gümrük resmi getirildi. Melastan alınan gümrük resminin düşürülmesi sonucunda, New England'daki rom fabrikalarında işlenmek üzere Hollanda ve Fransa Batı Hint Adalarından kaçak melas getirmeye teşebbüs etmenin çekici olmaktan çıkacağı umuluyordu. Şeker Yasası'nı uygulamak için, gümrük yetkililerinin daha uyanık ve etkili davranmaları emredildi. Amerika sularında dolaşan İngiliz gemilerine kaçakçıları yakalamaları talimatı verildi ve krallık subaylarına şüphelendikleri binaları arama yetkisi sağlayan "arama belgeleri" verildi.

Hem Şeker Yasası ile gümrük resmi konulması hem de bunu uygulama önlemleri, New England tüccarları tarafından öfkeyle karşılandı. Düşük bir gümrük resmi ödemenin bile ticaretlerini berbat edeceğini ileri sürdüler. Tüccarlar, meclis üyeleri ve kent hemşehrileri toplantılar yaparak yasayı protesto ettiler ve koloni avukatları, Şeker Yasası'nın önsözünde "temsil olmaksızın vergilendirme" uygulamasının ilk belirtisini buldular. Anılan deyim, çok kişiyi anavatana karşı Amerikan davasını desteklemeye çeken bir özdeyiş haline geldi.

Daha sonra 1764'te İngiltere Parlamentosu, Majestelerinin hiçbir kolonisinde çıkarılan borç kağıtlarının yasal ödeme belgesi sayılmaması için "Para Yasası"'nı kabul etti. Koloniler, ticaret açığı veren bir bölge olduğu ve sürekli nakit para sıkıntısı çektiği için, anılan önlem, kolonilerin ekonomisi üzerine ciddi bir yük ekledi. Krallık askerlerine koloniler tarafından yiyecek ve barınak sağlanmasını gerektiren 1765 tarihli Askeri Konaklama Yasası da aynı derecede muhalefet yarattı. Yeni koloni sistemini başlatan önlemlerin sonuncusu, en büyük örgütlü direnişe yol açtı. "Pul Yasası" olarak bilinen bu önlem gereğince, tüm gazetelere, el ilanlarına, broşürlere, ruhsatlara, kira sözleşmelerine ve diğer yasal belgelere damga pulu yapıştırılacak ve Amerikan gümrük memurları tarafından toplanacak gelir, kolonilerin "savunulması, korunması ve güvenliğinin sağlanması" için kullanılacaktı.

Pul Yasası herhangi bir işle uğraşan herkese eşit yük getiriyordu. Bu nedenle, Kuzey'de ve Güney'de, Doğu'da ve Batı'da, Amerikan halkının en güçlü ve seslerini en çok duyuran grublarını oluşturan gazetecilerin, avukatların, din adamlarının, tüccarların ve iş adamlarının öfkesine yol açtı. Büyük tüccarlar, direnişi kısa sürede örgütlediler ve ithalat yapmama kuruluşları oluşturdular.

1765 yazında anavatanla yapılan ticaret büyük bir düşüş gösterdi. Önemli kişiler, "Sons of Liberty" (Özgürlük Çocukları) adı verilen ve Pul Vergisini çok kez şiddet kullanarak protesto eden gizli örgütler kurdular. Yasa, Massachusetts'ten South Carolina'ya kadar hükümsüz kılındı; kızgın grublar gümrük yetkililerini istifaya zorladılar ve nefret uyandıran pulları imha ettiler.

Mayıs ayında, delegelerden Patrick Henry'nin harekete geçirdiği Virginia Temsilciler Meclisi, temsil olmaksızın vergilendirmenin kolonilerin özgürlükleri karşısında bir tehdit oluşturduğunu ileri süren bir dizi kınama kararı aldı. Temsilciler Meclisi, Virginialıların da İngilizlerin yararlandığı haklara sahip olduklarını ve bu nedenle ancak kendi temsilcileri tarafından vergilendirilebileceklerini ilan etti. 8 Haziran'da Massachusetts Meclisi, tüm kolonileri Ekim 1765'te New York'ta toplanacak Pul Yasası Kongresi'ne temsilci göndermeye çağırdı. Kongre'de, Kral'dan ve İngiltere Parlamentosu'ndan kurtulma önerileri ele alınacaktı. Dokuz koloniden gelen yirmi yedi temsilcinin katıldığı Kongre, bu fırsattan yararlanarak, parlamentonun Amerika işlerine karışmasına muhalif bir koloni kamuoyu oluşturdu. Uzun tartışmalardan sonra Kongre, "kendi meclisleri dışında hiçbir kuruluşun anayasaya uygun olarak ne vergi koyabildiğini ne de koyabileceğini" ve Pul Yasası'nda "kolonicilerin hak ve özgürlüklerini ihlale yönelik açık bir eğilim olduğunu" ilan eden bir dizi karar aldı.

Temsilsiz vergilendirme[değiştir | kaynağı değiştir]

Böylelikle konu temsil sorunu üzerinde odaklaştı. Kolonilerin görüşüne göre, Avam Kamarası'na temsilci seçmedikleri sürece, kendilerinin Parlamento'da temsil edildiklerini düşünmek olanak dışıydı. Ancak bu görüş, İngilizlerin "sanal temsil" ilkesiyle çatışıyordu. Anılan ilkeye göre, her Parlamento üyesi, belirli bir bölgedeki mülk sahiplerinden oluşan çok küçük bir azınlık tarafından seçilmiş olduğu gerçeğine karşın, tüm ülkenin ve hatta tüm imparatorluğun çıkarlarını temsil etmekteydi. Toplumun geri kalan kesimi, Parlamento üyelerini seçen mülk sahiplerinin çıkarları herkes tarafından paylaşıldığı gerekçesiyle, "temsil edilmekte" sayılıyordu.

İngiltere memurlarının çoğunluğu, Parlamento'nun bir imparatorluk kuruluşu olduğunu ve bu nedenle anavatandaki gibi koloniler üzerinde de aynı yetkiyi temsil ve icra ettiğini ileri sürüyorlardı. Amerikalı liderler ise, bir "imparatorluk" Parlamentosu'nun var olmadığını iddia ediyorlar ve tek yasal ilişkilerinin Saray'la olduğunu söylüyorlardı. Deniz aşırı kolonilerin kurulmasını kabul eden de onlara birer hükûmet veren de Kral'dı. İleri sürdüklerine göre Kral, eşit biçimde hem İngiltere'nin hem de kolonilerin kralıydı; fakat nasıl koloniler İngiltere'de geçerli yasalar yapamıyorlarsa, İngiltere Parlamentosu'nun da kolonilerle ilgili yasa yapma hakkı olmadığını ısrarla belirtiyorlardı.

İngiltere Parlamentosu kolonilerin iddialarını kabul etmek niyetinde değildi. Buna karşın, Amerikan boykotundan etkilenen İngiliz tüccarları, bir iptal hareketini desteklemeye başladılar ve Parlamento 1766'da pes ederek Pul Yasası'nı yürürlükten kaldırdı ve Şeker Yasası'nda değişiklik yaptı; fakat koloniler üzerinde bir merkezi güç bulunmasını isteyenleri yatıştırmak için bir Açıklayıcı Yasa kabul etti. Bu yasa ile Parlamento'ya kolonilerde "her konuda" bağlayıcı yasalar çıkarma yetkisi veriliyordu.

Townshend yasaları[değiştir | kaynağı değiştir]

1767 yılında, tüm anlaşmazlıkları yeniden alevlendiren bir dizi önlem alındı. İngiltere Maliye Bakanı Charles Townshend'den yeni bir mali program hazırlaması istenildi. Amerikan ticaretine konulan resimleri daha etkin bir biçimde tahsil ettirerek İngilizlerin vergi yükünü azaltmayı amaçlayan Bakan, gümrük denetimini sıkılaştırdı ve İngiltere'den kolonilere ihraç edilen kağıt, cam, kurşun ve çaydan ithalat resmi alınmasını destekledi. Townshend Yasaları denilen yasalar, kolonilerce ithal edilen mallardan alınan resimlerin yasal olduğu, buna karşın, Pul Vergisi gibi iç vergilerin yasal olmadığı görüşüne dayandırılıyordu.

Townshend Yasaları, bir bölümü koloni valilerinin, yargıçların, gümrük memurlarının ve Amerika'daki İngiliz askerlerinin giderlerini karşılamakta kullanılmak amacıyla gelir elde etmek için düzenlenmişti. Buna karşılık, Philadelphialı bir avukat olan John Dickinson, Bir Pensilvanya Çiftçisinin Mektupları adlı kitabında, Parlamento'nun imparatorluk ticaretini denetleme hakkı bulunduğunu, fakat iç olsun dış olsun, kolonilere vergi koyma hakkı olmadığını iddia etti.

Townshend resimleri üzerine ortaya çıkan huzursuzluk, Pul Vergisi'nin yarattıklarından daha az şiddetliydi; ancak yine de, özellikle Doğu kıyı bölgesindeki kentlerde kendini hissettirdi. Tüccarlar ithalat yapmama anlaşmalarına yeniden başvurdular ve halk da yerli mallarla yetinmeye başladı. Koloniciler, sözgelimi, evlerde dokunmuş kumaştan dikilen elbiseler giydiler ve çay yerine başka şeyler kullanmaya başladılar. Evlerde kağıt yapmaya başladılar ve evlerini boyamaktan vazgeçtiler. Yeni yönetmeliklerin uygulanması Boston'da şiddet olaylarına yol açtı. Vergi tahsili için gelen gümrük memurları halk tarafından saldırıya uğradılar ve tartaklandılar. Bunun üzerine, gümrük yetkililerini korumak için iki İngiliz alayı olay yerine gönderildi.

Boston'da İngiliz askerlerinin varlığı, kargaşa için açık bir davet oluşturuyordu. 5 Mart 1770'te, vatandaşlarla İngiliz askerleri arasındaki düşmanlık yeniden şiddete dönüştü. İngiliz askerlerine kar topu atılmasıyla başlayan zararsız tepki, giderek kitlesel bir saldırıya dönüştü. Biri ateş emri verdi. Duman dağıldığında, üç Bostonlunun karlar üstünde ölü olarak yattığı görüldü. "Boston Katliamı" adı verilen olay, İngiliz kalpsizliğinin ve zulmünün bir örneği olarak büyütüldü.

Böylesi bir muhalefetle karşılaşan Parlamento 1770'te stratejik bir dönüş yaptı ve çay dışındaki tüm mallardan alınan resimleri iptal etti. Çok küçük bir azınlık tarafından içilen çay, kolonilerde lüks mal sayılıyordu. Çok kimseye göre Parlamento'nun bu davranışı, kolonilerin önemli bir ödün elde ettiklerini kanıtladığı için, İngiltere aleyhindeki kampanya büyük ölçüde terk edildi. "İngiliz çayı" üzerindeki koloni ambargosu sürdürüldü; fakat buna pek uyulmuyordu. Gönenç giderek artıyor ve koloni liderleri de gelişmeleri oluruna bırakmak istiyorlardı.

Samuel Adams[değiştir | kaynağı değiştir]

Buna karşın, durgun geçen üç yıllık bir süre içinde, oldukça küçük bir radikal grub, anlaşmazlıkların devam etmesi yolunda büyük bir çaba gösterdi. Vergi ödenirse, bunun, Parlamento'nun koloniler üzerinde yönetim hakkı olduğu ilkesinin kabulü anlamına geleceğini iddia ediyorlardı. Gelecekte, parlamento yönetimi ilkesinin kolonilerin özgürlüklerini ortadan kaldıracak bir biçimde uygulanabileceğinden korkuyorlardı.

Radikallerin en etkili lideri Massachusettsli Samuel Adams'tı ve bir tek amaç, yani bağımsızlık için yorulmak bilmeden çalışıyordu. Adams, 1740'ta Harvard Üniversitesi'nden mezun olduktan sonra, baca müfettişi, vergi tahsildarı, kent meclisi toplantıları yöneticisi gibi kamu görevlerinde bulundu. İş hayatında sürekli başarısızlıkla karşılaşan Adams, New England kent meclisi toplantılarında kendini gösteren, yetenekli ve kurnaz bir siyasetçi idi.

Adams'ın amaçları, halkı toplumsal ve siyasal üstlerine karşı hayranlık duymaktan kurtarmak, kendi önem ve güçlerini anlamalarını sağlamak ve onları harekete geçirmekti. Bu amaçlara erişmek için, gazetelerde makaleler yayınladı, kent meclisi toplantılarında konuşmalar yaptı ve koloni halklarının demokratik duygularını okşayacak kararlar alınması yolunda çaba gösterdi.

1772'de yapılan bir Boston kent meclisi toplantısında, kolonicilerin haklarını ve yakınmalarını dile getirecek bir "İletişim Komitesi" seçilmesini sağladı. Komite, İngilizler tarafından alınan, yargıçların maaşlarının gümrük gelirlerinden karşılanması yolundaki karara karşı çıktı; çünkü, yargıçların maaşları için meclise bağlı olmayacaklarından ve bunun sonucunda meclise hesap verme zorunda kalmayacaklarından, böylelikle de "baskıcı bir hükûmet biçimi" ortaya çıkacağından korkuyordu. Komite, bu konuda diğer kolonilerle bağlantı kurdu ve yanıtlarını göndermelerini istedi. Hemen hemen tüm kolonilerde komiteler kuruldu ve anılan komiteler etkili devrim örgütlenmesi yolunda temel oluşturdu. Yine de, Adams'ın elinde halkı ateşlemeye yetecek neden yoktu.

Boston "Çay Partisi"[değiştir | kaynağı değiştir]

Buna karşın 1773'te İngiltere, Adams ve müttefiklerine çarpıcı bir fırsat sundu. Mali açıdan sıkıntı içine düşen güçlü Doğu Hindistan Şirketi, İngiltere hükümeti'ne başvurdu ve şirkete, kolonilere yönelik tüm çay ihracatında tekel hakkı bağışlandı. Hükümet ayrıca, Doğu Hindistan Şirketi'nin, daha önceleri ihraç edilen çayı satan koloni toptancılarını atlayıp doğrudan doğruya perakendecilere mal göndermesine izin verdi. 1770'ten sonra o kadar karlı bir yasadışı ticaret oluşmuştu ki, Amerika'da tüketilen çayın çoğu yabancı kaynaklıydı ve yasa dışı yollardan getirilip gümrük vergisi ödenmeden tüketiciye sunuluyordu. Çayını kendi mümessilleri aracılığıyla ve alışılagelen fiyatın çok altında satan Doğu Hindistan Şirketi, kaçakçılığı kar getirmeyen bir faaliyet durumuna soktu ve aynı zamanda, kolonilerdeki bağımsız tüccarları da ortadan kaldırma tehdidi yarattı. Hem çay ticaretini elden kaçırdıkları hem de tekelci uygulamalarla karşılaştıkları için harekete geçen koloni tüccarları, bağımsızlık yolunda çabalayan radikallere katıldılar.

Doğu Hindistan Şirketi'nin mümessilleri, Atlantik kıyısındaki tüm limanlarda istifaya zorlandılar ve yeni gelen çay partileri ya İngiltere'ye geri gönderildi ya da antrepolarda depolandı. Boston'da ise, mümessiller kolonicilere direndiler ve muhalefete karşın, krallık valisinin de desteğiyle mallarını boşaltmaya hazırlandılar. 16 Aralık 1773 gecesi, Mohawk Kızılderilileri kılığına bürünmüş kişiler, Samuel Adams başlarında olduğu halde, Boston limanında demirlemiş olan üç İngiliz gemisine çıktılar ve gemilerdeki çayı denize attılar. Eğer mal indirilseydi, kolonicilerin gümrük resmini ödeyip çayı satın alacağından korktukları için bu yola başvurmuşlardı. Adams ve beraberindeki radikaller, hemşehrilerinin bağımsızlık ilkesine bağlılığından kuşku duyuyorlardı.

İngiltere bir sorunla karşı karşıyaydı. Doğu Hindistan Şirketi bir parlamento kararını uygulamıştı ve çayın imha edilmesi cezasız kalırsa Parlamento, koloniler üzerinde hiçbir ağırlığı kalmadığını tüm dünyaya açıklamak zorunda kalacaktı. İngiltere'deki resmi çevreler, Boston Çay Partisi'ni bir vahşet olarak hemen hemen oybirliğiyle kınadılar ve asi kolonicileri hizaya getirmek için yasal önlemler alınması gereğini savundular.

Zorlama Yasaları[değiştir | kaynağı değiştir]

Parlamento, kolonicilerin "Zorlama Yasaları ya da Çekilmez Yasalar" diye adlandırdıkları yeni yasalar çıkararak bu gelişmelere karşılık verdi. Anılan önlemlerin Boston Limanı Yasası denilen ilki, imha edilen çayın bedeli ödeninceye kadar Boston limanını kapatıyordu. Boston'un denizle ilişkisini kesmek ise ekonomik yıkıma yol açacağı için kentin yaşamına karşı bir tehdit oluşturuyordu. Çıkarılan başka yasalarla, yerel makamların yetkisi sınırlanıyor ve valinin izni olmaksızın yapılan kent meclisi toplantılarının hemen hepsi yasaklanıyordu. Bir Konaklama Yasası ile de, yerel makamların İngiliz askerlerine, gerekirse özel evlerde olmak üzere, barınak sağlaması zorunlu kılınıyordu. Anılan yasalar, Parlamento'nun istediği gibi, Massachusetts'i yıldırıp yalnız bırakacağı yerde, kardeş kolonilerin onun yardımına koşmalarına neden oldu.

Aynı tarihlerde kabul edilen Quebec Yasası ile eyaletin sınırları genişletildi ve orada oturan Fransız yerleşimcilerin dinsel özgürlükten yararlanmaları ve kendi yasal geleneklerini sürdürmeleri güvence altına alındı. Koloniciler bu yasaya karşı çıktılar; çünkü, Batı'daki topraklar üzerinde kendilerine verilmiş bulunan haklar göz ardı ediliyor ve Katoliklerin egemen olduğu bir eyalet tarafından Kuzey ve Kuzeybatı'da kuşatılma tehdidi ile karşı karşıya geliyorlardı. Qubec Yasası, cezalandırma amacıyla çıkarılmamış bulunmakla birlikte, Amerikalılar tarafından Zorlama Yasaları ile bir tutuldu ve anılan yasaların tümü "Çekilmez Beş Yasa" olarak tanındı.

Virginia Temsilciler Meclisi'nin önerisi üzerine kolonilerin temsilcileri, "Kolonilerin üzücü durumuna ilişkin danışmalarda bulunmak" için 5 Şubat 1774'te Philadelphia'da toplandılar. Birinci Kıtasal Kongre olarak bilinen toplantıya katılan delegeler, bölgesel meclisler tarafından ya da halk toplantılarında seçilmişlerdi. Georgia dışındaki koloniler en az bir delege gönderdiler. Toplam 55 olan delege sayısı, çeşitli görüşleri yansıtabilecek derecede büyük, ancak, ciddi tartışmalara girişip etkin kararlar alabilecek kadar da küçüktü. Koloniler arasındaki görüş ayrılıkları, delegeler için gerçek bir ikilem oluşturuyordu. İngiltere Hükümeti'ni ödün vermeye razı etmek için sağlam bir birliktelik görünümü yaratmaları, aynı zamanda da, daha ılımlı Amerikalıları korkutmamak için radikal davranışlardan ya da bağımsızlık ruhunu yansıtan gösterilerden kaçınmaları gerekiyordu. İhtiyatlı bir temel ilkeler konuşmasının ardından, Zorlama Yasaları'na uyma zorunluluğu olmadığı yolundaki "kararlılık" belirtildi ve bir dizi karar alındı. Bunlar arasında, kolonicilerin "yaşama, özgürlük ve mülkiyet" hakları ile bölgesel meclislerin "tüm vergilendirme ve iç siyaset konularını" karara bağlama haklarına ilişkin olanlar da vardı.

Bunlara karşın, bir "Kıtasal Birlik" kurulması, Kongre tarafından alınan en önemli karar oldu. Anılan Birlik, ticaret boykotlarını yenileyecek, gümrük girişlerini denetleyecek bir komiteler sistemi geliştirecek, anlaşmaları ihlal eden tüccarların isimlerini yayınlayacak, ithal ettikleri mallara el koyacak, tutumluluğu, ekonomiyi ve endüstriyi teşvik edecekti.

Birlik hemen kolonilerde liderliği ele aldı ve yeni yerel örgütlerin saray yetkilerinden ne kaldıysa onları da sona erdirmelerini kolaylaştırdı. Bağımsızlık yanlısı liderlerin önderlik ettiği bu örgütler, sadece durumları pek iyi olmayan kimselerin değil, çok sayıda meslek sahibinin ve özellikle avukatların, Güney kolonilerindeki büyük çiftlik sahiplerinden çoğunun ve pek çok tüccarın da desteğini sağladı. Kararsızları korkutarak onları halk hareketine katılmaya ikna ettiler ve kendilerine karşı koyanları cezalandırdılar. Askeri malzeme toplamaya ve askeri birlikler kurmaya başladılar. Halkın devrim duygularını körüklediler.

Haklarının İngilizler tarafında ihlal edilmesine karşı çıkan pek çok Amerikalı ise, yine de, çözüme erişmek için görüşmeler yapılmasının ve uzlaşma aranmasının en uygun yol olduğunu düşünüyorlardı. Bu grub içinde, Saray tarafından atanmış memurlar, çok sayıda Quakerler, şiddet kullanılmasına karşı olan diğer mezhep üyeleri, özellikle orta kolonilerdeki tüccarlar ve Güney kolonilerindeki yaşamlarından hoşnut olmayan bazı çiftçiler ve sınır bölgelerinde yerleşik kişiler vardı.

Kral, bu çok sayıdaki ılımlı kişilerle bir tür ittifak yapabilir ve iyi zamanlanmış ödünler vererek onların konumlarını güçlendirebilir ve böylelikle de devrimcilerin şiddete başvurmalarını zorlaştırabilirdi; fakat III. George hiç ödün vermek niyetinde değildi. 1774'te Philadelphia'daki Quakerlerin verdiği bir dilekçeyi küçümseyerek, "Zarlar atıldı, koloniler ya baş eğer ya da zafer kazanırlar." diye yanıt verdi. Anılan davranış, Zorlama Yasaları'nı izleyen gelişmeler nedeniyle şaşkına dönmüş ve korkmuş olan Kralcıları yalnızlığa itti.

Boston'daki direniş 1773'te vergilendirilmiş çay sevkiyatlarının limana boşaltılmasıyla Boston Çay Partisi'nde doruğa ulaştığında, Londra Massachusetts kolonisine Dayanılmaz Yasalar'ı dayattı, özyönetime son verdi ve kontrolü ele alması için Ordu gönderildi. Massachusetts'teki Vatanseverler ve diğer koloniler milislerini hazırladılar ve savaşmaya hazırlandılar.[2][4]

Amerikan Devrimi[değiştir | kaynağı değiştir]

1775'te İngiliz Kuzey Amerika; 13 koloni kırmızı ile gösterilmiştir.

George Washington'un rolü[değiştir | kaynağı değiştir]

General Washington, savaş sırasında beş ana rol üstlendi.[5]

Amerika doğumlu bir hanımla evli ve cana yakın bir İngiliz kibarı olan General Thomas Gage, siyasal faaliyetlerin hemen hemen tümüyle ticaretin yerini aldığı Boston kentindeki garnizona kumanda ediyordu. Gage'nin kolonilerdeki temel görevi Zorlama Yasaları'nı uygulamak olmuştu. Massachusetts kolonicilerinin, 32 kilometre uzaktaki Concord kentinde barut ve askeri gereç topladıkları haberini alan Gage, bunlara el koymak amacıyla garnizondan güçlü bir birlik gönderdi. İngiliz askerleri bütün gece yol aldıktan sonra 19 Nisan 1775 günü Lexington köyüne ulaştılar ve sabahın sisleri arasında, bir dakika içinde savaşa hazır duruma geldikleri söylendiği için Minutemen (Dakikalıklar) diye adlandırılan 70 silahlı kolonici ile karşılaştılar. Minutemen grubunun amacı sessiz bir protestoda bulunmaktı; fakat, İngiliz askerlerinin komutanı Binbaşı John Pitcairn, "Dağılın, kahrolası asiler! Kaçık köpekler!" diye bağırdı. Minutemen grubunun lideri Yüzbaşı John Parker, askerlerine, ilk önce onların üzerine ateş edilmezse ateş açmamalarını söyledi. Amerikalılar çekilmeye başladıkları sırada bir silah sesi duyuldu ve İngiliz askerleri Minutemen grubuna ateş açtılar. Bunun ardından, İngilizler süngü hücumuna geçtiler ve sekiz kişiyi öldürüp on kişiyi yaraladılar. Bu, Ralph Waldo Emerson'un sık sık yinelenen deyimiyle, "tüm dünyada duyulan silah sesiydi."(İngilizceShot heard round the world)

Ardından, İngilizler Concord'a doğru ilerlediler. Amerikalılar cephanenin büyük kısmını kaçırmışlardı; geride bıraktıklarını da İngilizler imha ettiler. Bu sırada, kırsal bölgedeki Amerikan birlikleri toplandılar, Concord'da saldırdılar va Boston'a doğru uzun bir çekilişe başlamış olan İngilizlere kayıp verdirdiler. Yol boyunca da, "her Midllesex köyünden ve çiftliğinden" gelen milisler, taş duvarların, tepeciklerin ve evlerin ardına gizlenerek İngiliz askerlerinin parlak kırmızı kaputlarını hedef aldılar. Boston'a zorlukla erişen yorgun askerlerin 250'den fazlası öldürülmüş ya da yaralanmıştı. Amerikalılar da 93 kişi yitirdiler.[6]

Lexington ve Concord'un yarattığı endişeler sürereken, İkinci Kıtasal Kongre Pensilvanya'nın Philadelphia kentinde 10 Mayıs 1775'te toplandı. Kongre 15 Mayıs'ta, savaşa karar verdi, kolonilerdeki milisleri kıtasal hizmete aldı ve Virginialı Albay George Washington'ı Amerikan kuvvetlerinin baş komutanlığına atadı. Bu sırada, Boston'un hemen yakınındaki Bunker Hill'de Amerikalılar büyük kayıplar verdiler. Kongre ayrıca, Amerikan kuvvetlerinin sonbaharda Kanada'ya doğru kuzeye yürümesine karar verdi. Amerikalılar daha sonra Montréal'i ele geçirdilerse de, Québec'e yönelik kış saldırısında başarı elde edemediler ve sonunda New York'a çekildiler.[5]

Silahlı çatışma başlamış olmakla birlikte bazı Kongre Üyeleri, İngiltere'den tümüyle ayrılma fikrini hoş karşılamıyorlardı. John Dickinson, Temmuz ayında, Zeytin Dalı Dilekçesi diye bilinen ve bir tür anlaşmaya varılana kadar daha fazla şiddet faaliyetine girişilmesini önlemesi için Kral'dan ricada bulunan bir karar taslağı kaleme aldı; fakat, bu dilekçeye kulak verilmedi ve III. George 23 Ağustos 1775'te bir açıklama yayınlayarak kolonileri asi ilan etti.[7]

İngiltere, bir bakıma köleliğe bağlı oldukları için, Güney'deki kolonilerin kendisine sadık kalmasını bekliyordu. Güney kolonilerinde yaşayan çok kimse, anavatana karşı çıkacak bir isyanın, büyük çiftlik sahiplerine yönelik bir köle ayaklanmasına yol açacağından korkuyordu. Gerçekten de, Virginia Valisi Lord Dunmore Kasım 1775'te, İngilizlerle birlikte savaşacak tüm kölelere özgürlük vermeyi önerdi. Bunun aksine, Dunmore'nin açıklaması, belki de Kralcı kalacak olan pek çok Virginialının asilerin tarafına geçmesi sonucunu doğurdu.[8]

Askeri çatışmalar başlıyor[değiştir | kaynağı değiştir]

19 Nisan 1775'te kraliyet askeri valisi, barutu ele geçirmek ve Concord'daki yerel liderleri tutuklamak için bir birlik müfrezesi gönderdi. Massachusetts, Lexington'da, Lexington milisleriyle ateş açıldı ve sekiz kolonist öldü. İngilizler Concord'da hedeflerini bulamadılar ve Boston'a geri çekilirken, İngilizler pusu hazırlayan 3.800'den fazla milis tarafından sürekli saldırıya uğradı. Lexington ve Concord Savaşı, Amerikan Bağımsızlık Savaşı'nı ateşledi. Haber yayıldıkça, 13 koloninin her birindeki yerel gölge hükûmetler ("iletişim komiteleri" olarak adlandırılır) kraliyet yetkililerini kovdu ve oradaki İngilizleri kuşatmak için Boston'a milisler gönderdi.[9][10]—North Carolina Valisi Josiah Martin de, North Carolinalıları Saray'a sadık kalmaya zorladı. 1.500 kişi Martin'in çağrısına olumlu yanıt verdilerse de, İngiliz askerleri yardıma gelemeden önce devrim güçleri tarafından yenilgiye uğratıldılar.

İngiliz savaş gemileri kıyı boyunca South Carolina'nın Charleston kentine kadar inip Haziran 1776'da kente ateş açtılar; ancak, hazırlanmaya zamanları olan South Carolinalılar ayın sonuna doğru İngilizleri püskürttüler. İngilizler, iki yıldan fazla bir süre geçmeden yeniden Güney'e inemediler.

İkinci Kıta Kongresi, Nisan ayındaki silahlı çatışmaların ardından Philadelphia'da toplandı. Temsil edilen on üç koloniyle birlikte, kendisini diplomasi üzerinde kontrol sahibi bir merkezi hükûmet olarak hemen örgütlemeye başladı ve kolonilere, devletler olarak kendileri için anayasalar yazmaları talimatını verdi. Haziran 1775'te, savaş tecrübesine sahip karizmatik bir Virginia siyasi lideri olan George Washington, oybirliğiyle yeni organize edilmiş bir Kıta Ordusun'nun komutanlığına atandı. Boston'da komuta aldı ve İngilizleri bombalamak için topçu gönderdi.[11] Her eyalette, bir azınlık Kral'a bağlılığını ilan etti, ancak hiçbir yerde güçleri yoktu. Bu Sadıklar, İl Kongreleri tarafından oluşturulan [[Güvenlik Komitesi (Amerikan Devrim'i)|daimi Güvenlik Komiteleri]] tarafından yakından takip edildi. Yazılı olmayan kural, bu tür insanların sessiz kalabilmesiydi, ancak Kral'a sesli, finansal veya askeri destek verilmesine müsamaha gösterilmeyecekti. Açık sözlü sadıkların mülklerine el konuldu; İngiliz kontrolündeki topraklara, özellikle New York'a kaçtılar.[2] * 1774'te İngiltere'den Amerika'ya gelmiş olan siyasal kuramcı ve yazar Thomas Paine, Ocak 1776'da Sağduyu adlı 50 sayfalık bir broşür yayımladı. Üç ay içinde broşürden 100.000 adet satıldı. Paine, soydan geçen krallık anlayışına saldırıyor ve bir tek dürüst adamın bile toplum için "gelmiş geçmiş tüm taçlı zorbalardan" daha değerli olduğunu belirtiyordu. Ona göre seçenekler, ya zorba bir krala ve yıpranmış hükûmete sürekli boyun eğmek ya da kendine kendisine yeterli ve bağımsız bir cumhuriyet olarak mutlu yaşamaktı. Tüm kolonilerde dağıtılan Sağduyu, ayrılma isteğinin somutlaşmasında yardımcı oldu.

Geriye, resmi bir açıklama yapmak için her koloniden onay alınması işi kalmıştı. İkinci Kıtasal Kongre toplandıktan tam bir yıl sonra, 10 Mayıs 1776'da, ayrılmak için çağrıda bulunan bir karar kabul edildi. Sadece resmi bir açıklamaya gerek kalmıştı. 7 Haziran'da, Virginialı Richard Henry Lee, "Birleşik Kolonilerin, özgür ve bağımsız devletler olduklarını ve olma hakları bulunduğunu" ilan eden bir karar taslağı sundu. Bunun hemen ardından, resmi bir bildiri hazırlamak için, Virginialı Thomas Jefferson'un başkanlığında beş kişilik bir komite görevlendirildi.

Büyük ölçüde Jefferson'un yapıtı olan ve 4 Temmuz 1776'da kabul edilen Bağımsızlık Bildirisi, yeni bir ulusun doğumunu açıklamakla kalmıyor, tüm dünyada etkin bir güç oluşturacak olan bir insan özgürlüğü felsefesini de yaratıyordu. Bildiri, Fransız ve İngiliz Aydınlanması'na ilişkin siyasal felsefeye dayanmakla birlikte, özellikle bir yapıtın etkisi göze çarpmaktadır: John Locke'ın Hükümete İlişkin İki İnceleme. Locke, İngilizlerin geleneksel haklarına ilişkin kavramları ele alıp onları insanların doğal hakları olarak evrenselleştirmiştir. Bildiri'nin iyi bilinen giriş bölümü, Locke'nin hükûmete ilişkin toplumsal-sözleşme kuramını yansıtmaktadır: Şu gerçeklerin açık olduğunu kabul ediyoruz: Tüm insanlar eşit yaratılmışlardır. Yaratıcıları tarafından bağışlanmış belirli ve vazgeçilmez Haklara sahiptirler. Yaşamak, Özgür olmak ve Mutluluğa erişmek bu Haklar arasındadır. Bu hakları güvence altına almak için, İnsanlar arasında, tam gücünü yönetilenlerin onayından alan Hükümetler kurulmaktadır. Herhangi bir Hükümet Biçimi bu amaçları yıkmaya yönelirse, bu Hükümeti değiştirmek ya da ortadan kaldırmak, yeni bir Hükümet kurmak, bu Hükümetin temellerini söz konusu ilkelere dayandırmak ve yetkilerini halkın Güvenlik ve Mutluluğunu en iyi sağlayacak biçimde düzenlemek Halkın Hakkıdır.

Jefferson, Bildiride, Locke'nin ilkeleri ile kolonilerdeki durum arasında doğrudan bağlantı kurmuştur. Amerikan bağımsızlığı için savaşmak, "bizleri, anayasamıza yabancı olan ve yasalarımızın kabul etmediği bir yönetime tabi kılma yolunda başkalarıyla işbirliği yapan" bir kralın hükûmeti yerine halkın onayı ile kurulmuş bir hükûmet için savaşmaktı. Ancak halkın onayı ile kurulan bir hükûmet, yaşamak, özgür olmak ve mutluluğa erişmek gibi doğal hakları güvence altına alabilirdi. Bu nedenle de, Amerikan bağımsızlığı için savaşan her insan, kendi doğal hakları için savaşmış oluyordu.

Kanada'nın işgali[değiştir | kaynağı değiştir]

1775-76 kışında, Vatanseverlerin Quebec'i ele geçirme girişimi başarısız oldu ve İngiliz kuvvetlerinin Halifax, Nova Scotia'da birikmesi, bu koloninin 13 koloniye katılmasını engelledi. Amerikalılar Ticonderoga, New York'ta bir İngiliz kalesini ele geçirmeyi ve topunu kar üzerinde Boston'un eteklerine kadar sürüklemeyi başardılar. Boston dışındaki Dorchester Heights'ta birliklerin ve bir topun ortaya çıkması, İngiliz Ordusunun 17 Mart 1776'da şehri boşaltmasına neden oldu.[12]

Bağımsızlık Bildirgesini Tartışmak[değiştir | kaynağı değiştir]

Bağımsızlık Bildirgesi tartışması sırasında Thomas Jefferson, Kral III. George'u "insan doğasına karşı acımasız bir savaş yürüttüğü, yaşam ve özgürlük haklarını çiğnediği, insanları köleliğe ya da sefil ölüme maruz bıraktığı... "Başka bir deyişle, köle ticaretini iğrenç bir Ticaret" ve köleliğin kendisini "insan doğasına karşı acımasız bir savaş" olarak kınadı. * Bağımsızlığın ilanından sonra aylar boyunca bir takım gerilemelerle karşılaşan Amerikalıların sebatlı davranışları sonuçta onlara başarı getirdi. Ağustos 1776'da New York'un Long Island bölgesinde yer alan çatışmada zor durumda kalan Washington, başarılı bir geri çekilme harekatı gerçekleştirdi ve birliklerini küçük sandallar içinde Brooklyn'den Manhattan kıyılarına geçirdi. İngiliz Generali William Howe iki kez tereddüt etti ve Amerikalıların kaçmalarına izin verdi. Howe, buna karşılık, Kasım ayında, Manhattan Adası'ndaki Washington Kalesi'ni ele geçirdi. New York kenti savaşın sonuna kadar İngilizlerin elinde kaldı.

Aralık ayına gelindiğinde, Washington'un askerleri, malzeme ve söz verilmiş olan yardımı alamamış oldukları için dağılmak üzereydiler; fakat, savaşa başlamak için ilkbaharın gelmesini bekleme kararı alan Howe, Amerikalıları çökertme fırsatını bir kez daha kaçırdı. Bu sırada Washington, New Jersey'de Trenton kentinin kuzeyinde Delaware Nehri'ni geçti. 26 Aralık sabahı erken saatlerde Trenton'daki garnizona karşı sürpriz bir saldırı gerçekleştiren birlikleri, 900'den fazla esir aldılar. Bir hafta sonra, 3 Ocak 1777'de Princeton'da İngilizlere saldırdı ve daha önce onların işgalinde bulunan toprakların büyük kesimini geri aldı. Amerikalıların bozulmuş olan moralleri, Trenton ve Princeton'da kazanılan zaferlerden sonra yerine geldi.

Howe 1777'de, Pensilvanya'da Brandywine ırmağı dolaylarında Amerikan ordusunu yendi, Pensilvanya'yı işgal etti ve Kıtasal Kongre'yi kaçmak zorunda bıraktı. Washington, şiddetli 1777-1778 kışını Pensilvanya'nın Valley Forge yöresinde, yeterli yiyecek, giyecek ve malzeme olmaksızın geçirmek zorunda kaldı. Çiftçilerin ve tüccarların, mallarını, Kıtasal Kongre ve eyaletler tarafından çıkarılan kağıt para yerine altın ve gümüş karşılığı İngilizlere satmaları, Amerikan birliklerini bu yetersizliklerden daha çok sıkıntıya soktu.

Washington'un Kıta Ordusu Valley Forge'da en kötü duruma düşmüştü; ancak, 1777 yılı savaşın dönüm noktasını oluşturdu. 1776 sonlarında İngiliz Generali John Burgoyne, Champlain Gölü'nü ve Hudson Nehri'ni geçerek New York ve New England'ı işgal etmek amacıyla bir plan geliştirdi. Ne yazık ki, ormanlık ve bataklık araziyi geçemeyecek derecede ağır araç ve gereçleri vardı. Burgoyne kumandasındaki bir Kralcı ve Kızılderili grubu New York'daki Oriskany ırmağı yakınında, deneyimli bir seyyar Amerikan birliği ile karşılaştı. Burgoyne'nin bazı birlikleri de, gereksinim duydukları malzeme peşinde koşarken, Vermont'un Bennington kasabasında Amerikan askerleriyle karşı karşıya geldiler. Çıkan çatışma Burgoyne ordusunu yeterince oyaladı ve New York'un Albany kenti yakınlarında Hudson Nehri'nin aşağı kesimlerinden destek kuvvetleri gönderebilmesi için Washington'a zaman kazandırdı. Burgoyne yeniden harekete geçtiğinde, Amerikalılar onu bekler durumdaydılar. İleride, New York'un West Point yöresinde Amerikalılara ihanete edecek olan Benedict Arnold'un kumandasındaki Amerikalılar İngilizleri iki kez püskürttüler. Burgoyne, New York'un Saratoga kentine geri çekildi ve orada, General Horatio Gates tarafından kumanda edilen Amerikan güçleri İngiliz birliklerini kuşattılar. 17 Ekim 1777'de Burgoyne'nin tüm ordusu teslim oldu. İngilizler, altı general, 300 subay ve 5.500 asker yitirdiler.

Bağımsızlık Bildirgesi[değiştir | kaynağı değiştir]

"Bağımsızlık Bildirgesi" (John Trumbull tarafından boyanmış, 1819) 4 Temmuz 1776'da Kıta Kongresi, o andan itibaren artık İngiliz İmparatorluğu tarafından sömürge olmayacağına dair bağımsızlık mektubunu imzaladı.

2 Temmuz 1776'da, hala Philadelphia'da toplanmakta olan İkinci Kıta Kongresi, "Amerika Birleşik Devletleri" olarak bağımsızlığını ilan etmek için oybirliğiyle karar verdi. İki gün sonra, 4 Temmuz'da Kongre Bağımsızlık Bildirgesi'ni kabul etti. Bildirge'nin taslağının hazırlanması, John Adams, Thomas Jefferson, Roger Sherman, Robert Livingston ve Benjamin Franklin'den oluşan Beşli Komite'nin sorumluluğundaydı; bildirge Jefferson tarafından hazırlandı ve diğerleri ve bir bütün olarak Kongre tarafından revize edildi. "Bütün insanlar, yaşam, özgürlük ve mutluluğu arama hakları olan bazı devredilemez haklarla eşit yaratılmıştır" ve "bu hakları güvence altına almak için insanlar arasında adil güçlerini Tanrı'dan alan hükûmetler kurulur" iddiasında bulundu. Bildirge "yönetilenlerin rızası" ve ayrıca krala karşı ana sömürge şikayetlerini de listeler.[2] 4 Temmuz o zamandan beri Amerika Birleşik Devletleri'nin doğum günü olarak kutlanıyor. Fransa'da Amerikalıların davasına ilişkin derin duygular besleniyordu; Fransa aydın çevreleri de feodaliteye ve ayrıcalıklara karşı ayaklanmış durumdaydı. Saray ise, ideolojik olmaktan daha çok jeopolitik nedenlerle, kolonicilere yardım ediyordu. Fransa Hükümeti, 1763 yenilgisinden beri İngiltere'ye karşı misillemede bulunma peşindeydi. Benjamin Franklin, Amerikalıların davasına destek sağlamak için, 1776'da Paris'e gönderildi. Akıllı, kurnaz ve aydın kişiliği sayesinde, kısa zamanda varlığını Paris'te hissettirdi ve Fransızların yardımını sağlama konusunda etkin bir rol oynadı.

Kurucu Atalar, Patriot liderliğinin bir kesitini temsil ediyordu. Bağımsızlık Bildirgesi'ni imzalayan 56 erkeğin biyografileri üzerine yapılan bir araştırmaya göre:

İmzacılar çoğunlukla eğitimli bir elitten geliyordu, eski yerleşim yerlerinin sakinleriydi ve birkaç istisna dışında, nüfusun yalnızca bir kısmını temsil eden orta derecede iyi durumda olan bir sınıfa aitti. Yerli veya denizaşırı doğmuş, İngiliz soyundan ve Protestan inancındandılar.[13][14]

1776 ve 1777 Seferleri[değiştir | kaynağı değiştir]

Washington Delaware'i Geçerken (1851), Emanuel Leutze tarafından

İngilizler, Ağustos 1776'da devreye girdiler, New York'a indiler ve savaşın en büyük çarpışmalarından birinde Long Island Muharebesi'nde acemi Kıta Ordusunu yendiler. New York şehrini hızla ele geçirdiler ve neredeyse General Washington ve ordusunu ele geçireceklerdi. İngilizler şehri Kuzey Amerika'daki ana siyasi ve askeri operasyon üssü haline getirdiler ve 1783'ün sonlarına kadar elinde tuttular. Vatansever tahliye ve İngiliz askeri işgali, şehri Loyalist mültecilerin varış noktası ve Washington istihbarat ağının odak noktası haline getirdi.[12][15][16] İngilizler kısa süre sonra New Jersey'i ele geçirdi ve Amerikan direnişi sönük görünüyordu; Thomas Paine, "Bunlar erkeklerin ruhlarını deneyen zamanlar" dedi. Ancak Washington, buzlu Delaware Nehri'ni geçip New Jersey'e vardı hemen sürpriz bir saldırı yaparak Trenton ve Princeton'da İngiliz ordularını yenerek New Jersey'i geri aldı. Zaferler, morallerin düştüğü bir dönemde Vatanseverlere önemli bir destek verdi ve savaşın ikonik görüntüleri haline geldi.[17] * Fransa Mayıs 1776'da Amerika'ya 14 gemi dolusu savaş malzemesi göndererek kolonilere yardım etmeye başladı. Gerçekten de, Amerikan ordularının kullandığı barutun çoğu Fransa'dan geliyordu. İngiltere'nin Saratoga'da yenilmesinden sonra Fransa, eski düşmanını ciddi ölçüde zayıflatmak ve Yedi Yıl Savaşı'nda (Fransız ve Kızılderili Savaşı) altüst olan güç dengesini eski konumuna getirmek için bir fırsat çıktığını gördü. 6 Şubat 1778'de Amerika ile Fransa bir Dostluk ve Ticaret Andlaşması imzaladılar. Anılan Andlaşmayla Fransa Amerika'yı tanıyor ve ticaret konusunda ödünler veriyordu. İki ülke ayrıca bir İttifak Andlaşması imzaladılar ve Fransa da savaşa katılırsa, Amerika bağımsızlığını kazanıncaya kadar her iki ülkenin de silah bırakmayacağını, her bir ülkenin, diğerinin rızası olmadan İngiltere ile barış yapmayacağını ve her bir ülkenin, diğerinin Amerika'daki topraklarını güvence altına alacağını kabul ettiler. Bu, Amerika Birleşik Devletleri'nin ya da öncüllerinin 1949'a kadar imzalayacağı tek ikili savunma andlaşması olmuştur.

1777'nin başlarında, Londra'da büyük bir İngiliz stratejik planı olan Saratoga Kampanyası hazırlandı. Plan, iki İngiliz ordusunun kuzeyden ve güneyden New York, Albany'de birleşmesini, kolonileri ikiye ayırmasını ve New England'ı diğerlerinden ayırmasını amaçlıyordu. Başarısız iletişim ve zayıf planlama, General John Burgoyne komutasındaki ordunun Kanada'dan inerek Albany'nin kuzeyindeki yoğun ormanda bataklığa saplanmasıyla sonuçlandı. Bu arada, Burgoyne ile buluşmak için Hudson Nehri'ne ilerlemesi gereken İngiliz Ordusu , Amerikan başkentini ele geçirerek savaşı sona erdirmek için boşuna bir girişimde bulunarak Philadelphia'ya gitti. Burgoyne'nin ordusu, Saratoga'da, bir Amerikan müdavimleri kadrosunun başını çektiği bir yerel milis sürüsü tarafından ezildi.[18] Savaş, o zamana kadar sömürgeleri kolayca dağıtılabilecek bir paçavra mafyası olarak gören İngilizlere, Amerikalıların savaşacak güce ve kararlılığa sahip olduğunu gösterdi.

Fransız-Amerikan ittifakı kısa zamanda çatışmayı yaygınlaştırdı. Haziran 1778'de İngiliz gemileri Fransız teknelerine ateş açtı ve iki ülke savaşa girdi. Yedi Yıl Savaşı'nda İngiltere tarafından işgal olunan toprakları geri almayı uman İspanya 1779'da Fransa'nın yanı sıra savaşa katıldı, ancak Amerikalıların müttefiki olmadı. İngiltere, Amerikalılarla ticaretini sürdüren Hollanda'ya 1780'de savaş ilan etti. Fransa önderliğindeki bu Avrupa güçleri topluluğu, İngiltere için, kolonilerin tek başına başarabileceğinden çok daha büyük bir tehdit oluşturuyordu.

Saratoga'daki Amerikan zaferi, Fransızları, İttifak Antlaşması (1778) aracılığıyla ABD ile açık bir askeri ittifaka götürdü. Fransa'ya kısa süre sonra, her ikisi de İngiliz gücünü baltalamakla ilgilenen büyük deniz güçleri olan İspanya ve Hollanda katıldı. İngiltere şimdi büyük bir Avrupa savaşıyla karşı karşıya kaldı ve Fransız donanmasının katılımı, denizdeki savaşta önceki hakimiyetlerini etkisiz hale getirdi. İngiltere'nin müttefiki yoktu ve İngiliz Kanadası işgal tehlikesi ile karşılaştı.[19] * Güneylilerin daha fazla Kralcı olduğunu düşünen İngilizler, Fransızlar da çatışmaya katılınca, güneydeki çabalarını arttırdılar. 1778 sonlarında Georgia'nın Savannah kentinin ele geçirilmesiyle bir harekat başlatıldı. Kısa zaman sonra İngiliz birlikleri, Güney'deki en önemli liman olan, South Carolina'nın Charleston kentine doğru ilerlediler. İngilizler ayrıca deniz kuvvetleri ve amfibik güçler kullanarak Amerikan kuvvetlerini Charleston yarımadasında kıstırmayı başardılar. 12 Mayıs'ta General Benjamin Lincoln kenti ve oradaki 5.000 askeri teslim etti. Bu, Amerikalıların savaştaki en büyük yenilgisini oluşturdu.

Buna karşılık, şansın tersine dönmesi Amerikalı asilere cesaret verdi. Kısa bir süre sonra, South Carolinalılar, kırsal kesimlerde İngiliz destek yollarına saldırmaya başladılar. General Horatio Gates Temmuz'da, eğitim görmemiş milislerden bir yedek güç toplayarak, South Carolina'nın Camden kentinde General Charles Cornwallis kumandasındaki İngiliz güçlerine saldırdı; fakat, Gates'in acemi birlikleri İngiliz askerleriyle karşılaşınca paniğe kapılıp kaçmaya başladılar. Cornwallis'in askerleri Amerikalılarla birkaç kez daha karşılaştılar; ancak, en önemli çatışma, 1781 yılı başlarında, South Carolina'nın Cowpens kasabasında oldu ve Amerikalılar İngilizleri büyük bir yenilgiye uğrattılar. North Carolina'da yorucu ancak sonuçsuz bir takipten sonra Cornwallis Virginia'ya erişmeyi amaçladı.

İngilizler Güneye doğru hareket ediyor, 1778-1783[değiştir | kaynağı değiştir]

İngilizler çoğu kuzey kıyı kentinin kontrolünde ve Patriot kuvvetleri iç bölgelerin kontrolündeyken, İngilizler güney eyaletlerini ele geçirmek için bir kampanya yaparak bir sonucu zorlamaya çalıştı. Ellerinde sınırlı sayıda düzenli birlik bulunan İngiliz komutanlar, başarının sadıkların geniş çaplı seferberliğine bağlı olduğunu fark ettiler.[20]

Aralık 1778'in sonlarında İngilizler Savannah'yı ele geçirdi. 1780'de yeni bir istila başlattılar ve Charleston'u da aldılar. Camden Savaşı'ndaki önemli bir zafer, işgalcilerin kısa sürede Georgia ve Güney Carolina'nın çoğunu kontrol ettiği anlamına geliyordu. İngilizler, Loyalists'in bayrağa toplanmasını umarak iç kısımda bir kale ağı kurdu. Ancak yeterli sayıda Sadık çıkmadı ve İngilizler taşınmak zorunda kaldı. Ciddi derecede zayıflamış bir orduyla kuzeye, Kuzey Carolina ve Virginia'ya doğru savaştılar. Sadık çeteler birer birer vatanseverler tarafından ezildikçe, arkalarında bıraktıkları toprakların çoğu kaotik bir gerilla savaşına dönüştü.[kaynak belirtilmeli]—Buna karşılık, şansın tersine dönmesi Amerikalı asilere cesaret verdi. Kısa bir süre sonra, South Carolinalılar, kırsal kesimlerde İngiliz destek yollarına saldırmaya başladılar. General Horatio Gates Temmuz'da, eğitim görmemiş milislerden bir yedek güç toplayarak, South Carolina'nın Camden kentinde General Charles Cornwallis kumandasındaki İngiliz güçlerine saldırdı; fakat, Gates'in acemi birlikleri İngiliz askerleriyle karşılaşınca paniğe kapılıp kaçmaya başladılar. Cornwallis'in askerleri Amerikalılarla birkaç kez daha karşılaştılar; ancak, en önemli çatışma, 1781 yılı başlarında, South Carolina'nın Cowpens kasabasında oldu ve Amerikalılar İngilizleri büyük bir yenilgiye uğrattılar. North Carolina'da yorucu ancak sonuçsuz bir takipten sonra Cornwallis Virginia'ya erişmeyi amaçladı.

Lord Cornwallis'in Teslimi (John Trumbull, 1820). 1781 Yorktown kuşatması, bir İngiliz ordusunun teslim olmasıyla sona erdi ve savaşın çoğu sona erdi.

Lord Cornwallis komutasındaki İngiliz ordusu, bir İngiliz filosu tarafından kurtarılmayı umdukları Virginia, Yorktown'a yürüdü. Ancak bu filo bir Fransız filosu tarafından yenildiğinde, tuzağa düştüler ve Washington'un komutası altındaki çok daha güçlü bir Amerikalı ve Fransız kuvveti tarafından kuşatıldılar. 19 Ekim 1781'de Cornwallis teslim oldu.[21]—Fransa Kralı XVI. Louis, Temmuz 1780'de Amerika'ya, Kont Jean de Rochambeau kumandasında 6.000 kişilik bir öncü kuvveti göndermişti. Fansız donanması da, buna ek olarak, İngiliz gemilerine saldırdı ve New York'tan hareketle Virginia'daki birliklerine yedek asker ve malzeme götüren İngiliz gemilerini engelledi. 18.000 kişiyi bulan Fransız ve Amerikan orduları, yaz boyunca ve sonbaharda Cornwallis'le köşe kapmaca oynadılar. Sonuçta, 19 Ekim 1781'de, Chesapeake Körfezi çıkışındaki Yorktown'da sıkıştırılan Cornwallis 8.000 kişilik İngiliz ordusuyla birlikte teslim oldu.

Deniz savaşı devam etmesine rağmen, yenilgi haberi Amerika'daki savaşı etkili bir şekilde sona erdirdi. Birçoğunun isyancılara sempati duyduğu Britanya'da çatışmaya verilen destek hiçbir zaman güçlü olmamıştı, ancak şimdi yeni bir düşük seviyeye ulaştı. Kral George III şahsen savaşmak istedi, ancak Parlamentonun kontrolünü kaybetti ve barış görüşmelerini kabul etmek zorunda kaldı. -- Savaş, Cornwallis'in yenilgisiyle hemen bitmedi ve bir sonuç alınmaksızın hemen hemen iki yıl daha uzadıysa da, yeni kurulan İngiltere Hükümeti, 1782 başlarında Paris'te barış görüşmeleri başlattı. Amerikan tarafını, Benjamin Franklin, John Adams ve John Jay temsil ediyorlardı.  Varılan sonuç andlaşması Kongre tarafından onaylandı ve Büyük Britanya ile eski kolonileri andlaşmayı 3 Eylül'de imzaladılar. Paris Andlaşması olarak bilinen barış andlaşmasıyla 13 eski koloninin bağımsızlığı, özgürlüğü ve egemenliği tanınıyor ve İngiltere, Mississippi Nehri'nin batısında kalan, kuzeyde Kanada'ya ve güneyde de, İspanya'ya iade edilmiş bulunan, Florida'ya kadar uzanan toprakları bağışlıyordu. Yedi yıldan fazla bir süre önce Richard Henry Lee'nin söz ettiği yavru koloniler sonuçta"özgür ve bağımsız devletler"olmuşlardı. Geriye bir ulus oluşturmak kalıyordu.

Amerika Birleşik Devletleri 1783-1803

Köleliği Kaldıran İlk Devletler[değiştir | kaynağı değiştir]

Çatışma sona ererken, kuzey kolonileri, güneyin onaylamamasına rağmen, İngiltere'nin insan doğasına karşı en acımasız savaşlarından birini yıkmak için planlar yapıyorlardı. 1780'de Pensilvanya ve Massachusetts köleliği çoktan kaldırmıştı. -- Amerikalıların, günümüzde Bağımsızlık Savaşı'nı bir devrim olarak görmelerine karşın, önemli açılardan aynı zamanda bir iç savaştır. Amerikalı Kralcılar ya da muhaliflerinin tanımlamasıyla"Muhafazakarlar", Devrime karşı çıkmış ve pek çoğu asilere karşı silaha sarılmışlardır. Kralcıların sayısına ilişkin tahminler 500.000'e ya da kolonilerin o günlerdeki nüfusunun yüzde yirmisine kadar yükselmektedir.

Kralcıları harekete geçiren nedir? Kralcı olsun Devrimci olsun, öğrenim görmüş pek çok Amerikalı, John Locke'nin doğal haklar ve sınırlı hükûmet kuramlarını kabul etmişlerdir. Bu nedenle, asiler gibi Kralcılar da, Pul Yasası ve Zorlama Yasaları gibi İngiliz faaliyetlerini eleştirmişlerdir. Şiddetin çete yönetimine ya da zorbalığa yol açacağına inanan Kralcılar, barışçı protesto yöntemlerine başvurmak istiyorlardı. Buna ek olarak, bağımsızlığın, İngiliz ticaret sisteminin üyesi bulunmakla kazanılan ekonomik çıkarların da yitirileceğine inanıyorlardı.

Pensilvanya,"Köleliğin Kademeli Olarak Kaldırılmasına Yönelik Bir Yasa"yı kabul ederek, insanlık tarihinde ilk kez köleliğin bir demokrasi tarafından ortadan kaldırılmasını sağladı. Massachusetts, yasal olarak kaldırmış olmasına rağmen, 1783 yılına kadar köleliğe karşı yasalarını uygulamaya başlamadı. Massachusetts Yüksek Mahkemesi'nin Commonwealth v. Daha yaygın olarak"Quock Walker davası"olarak bilinen Jennison davası, etkili kılmak için yargı denetimi ilkesini uyguladı. -- Kralcılar her sınıftan geliyorlardı. Çoğunluğu küçük çiftçiler, zanaatkarlar ve dükkân sahipleriydiler. İngiliz memurlardan pek çoğunun Saray'a sadık kalmaları da şaşırtıcı değildi. Özellikle Püriten New England'daki Anglikan din adamları gibi, zengin tüccarlar da sadık kalma eğilimindeydiler. Kralcılar arasında, İngilizlerin özgürlük vaadinde bulunduğu bazı siyahlar, Kızılderililer, sözleşmeli hizmetkarlar ve Saray'ı daha çok III. George Alman asıllı olduğu için destekleyen Alman göçmenler vardı.

Her kolonideki Kralcı sayısı değişiyordu. Günümüzde yapılan tahminlere göre, New York nüfusunun yarısı Kralcıydı; koloninin aristokrasiye dayalı bir kültürü vardı ve Devrim süresince İngiliz işgali altında kalmıştı. North Carolina ve South Carolina'da, sınır bölgesi çiftçileri Kralcı iken, Kıyı Bölgesi'ndeki büyük çiftlik sahipleri Devrim'i desteklemek eğilimindeydiler.

Paris Barış Andlaşması uyarınca, Kralcıların el konulmuş olan topraklarının Kongre tarafından iade edilmesi gerekiyordu. Sözgelimi, Pensilvanya'da William Penn'in ve Maryland'da Geroge Calvert'in mirasçılarına büyük ölçüde iade gerçekleştirildi. Asilerle Kralcılar arasında derin husumet olan North Carolina ve South Carolina'da ise, Kralcıların pek azı topraklarını geri alabildiler. New York, North Carolina ve South Carolina'da, Kralcıların el konulan büyük arazileri küçük çiftçilere paylaştırıldığı için toplumsal devrime benzer bir gelişme görüldü.

Barış ve savaşın hatırlanması[değiştir | kaynağı değiştir]

Uzun müzakereler, Birleşik Devletler için son derece elverişli sınırlar sağlayan Paris Antlaşması (1783) ile sonuçlandı. İspanya'ya verilen İngiliz Batı Florida hariç, Mississippi Nehri'nin doğusundaki ve Kanada'nın güneyindeki neredeyse tüm arazileri içeriyordu. Neredeyse Batı Avrupa kadar geniş bir bölgeyi kapsayan batı toprakları, çoğu İngilizlerle müttefik olan ancak şimdi Londra tarafından terk edilen birkaç bin Amerikalı öncü ve on binlerce Kızılderili içeriyordu.[22]—1774'te İngiltere'den Amerika'ya gelmiş olan siyasal kuramcı ve yazar Thomas Paine, Ocak 1776'da Sağduyu adlı 50 sayfalık bir broşür yayımladı. Üç ay içinde broşürden 100.000 adet satıldı. Paine, soydan geçen krallık anlayışına saldırıyor ve bir tek dürüst adamın bile toplum için"gelmiş geçmiş tüm taçlı zorbalardan"daha değerli olduğunu belirtiyordu. Ona göre seçenekler, ya zorba bir krala ve yıpranmış hükûmete sürekli boyun eğmek ya da kendine kendisine yeterli ve bağımsız bir cumhuriyet olarak mutlu yaşamaktı. Tüm kolonilerde dağıtılan Sağduyu, ayrılma isteğinin somutlaşmasında yardımcı oldu.

Her ulus, kuruluşunun hatırasını inşa eder ve onurlandırır ve sonraki nesiller, kimliğini oluşturmak ve vatanseverliği tanımlamak için onu kullanır.[23] Kuruluş ve Devrim hatırası uzun zamandır siyasi bir silah olarak kullanılmaktadır. Örneğin, 21. yüzyılın sağcı "Çay Partisi hareketi", müdahaleci hükûmete karşı bir protesto olarak Boston Çay Partisi'ni açıkça anıyordu.[24]—Geriye, resmi bir açıklama yapmak için her koloniden onay alınması işi kalmıştı. İkinci Kıtasal Kongre toplandıktan tam bir yıl sonra, 10 Mayıs 1776'da, ayrılmak için çağrıda bulunan bir karar kabul edildi. Sadece resmi bir açıklamaya gerek kalmıştı. 7 Temmuz'da Virginialı Richard Henry Lee,"Birleşik Kolonilerin, özgür ve bağımsız devletler olduklarını ve olma hakları bulunduğunu"ilan eden bir karar taslağı sundu. Bunun hemen ardından, resmi bir bildiri hazırlamak için, Virginialı Thomas Jefferson'un başkanlığında beş kişilik bir komite görevlendirildi.

Vatanseverlerin askeri, mali ve diplomatik yardım için Katolik Fransa'ya güvenmeleri, Katolik karşıtı söylemde keskin bir düşüşe yol açtı. Gerçekten de kral, iblis vatanseverlerin savaşmak zorunda kaldığı papanın yerini aldı. Katolik karşıtlığı, bazıları savaştan sonra Kanada'ya giden, %80'i yeni ulusta kalan Sadıklar arasında güçlü kaldı. 1780'lere gelindiğinde, Katolikler, daha önce çok düşmanca olan tüm New England eyaletlerinde yasal hoşgörüyü genişletti."Savaşın ve krizin ortasında, New England'lılar yalnızca Britanya'ya bağlılıklarından değil, aynı zamanda en değerli önyargılarından da vazgeçtiler."[25]—Büyük ölçüde Jefferson'un yapıtı olan ve 4 Temmuz 1776'da kabul edilen Bağımsızlık Bildirisi, yeni bir ulusun doğumunu açıklamakla kalmıyor, tüm dünyada etkin bir güç oluşturacak olan bir insan özgürlüğü felsefesini de yaratıyordu. Bildiri, Fransız ve İngiliz Aydınlanması'na ilişkin siyasal felsefeye dayanmakla birlikte, özellikle bir yapıtın etkisi göze çarpmaktadır: John Locke'nin Hükümete İlişkin İkinci İnceleme'si. Locke, İngilizlerin geleneksel haklarına ilişkin kavramları ele alıp onları insanların doğal hakları olarak evrenselleştirmiştir. Bildiri'nin iyi bilinen giriş bölümü, Locke'nin hükûmete ilişkin toplumsal-sözleşme kuramını yansıtmaktadır:

Tarihçiler, Devrim'i vatanseverliği şekillendiren mezhebe bağlı olmayan"Amerikan sivil dininin"ana kaynağı ve o zamandan beri ulusun doğumunun hafızası ve anlamı olarak tasvir ettiler.[26] Anahtar olaylar ve insanlar, temel erdemlerin simgeleri olarak görülüyordu. Böylece Devrim Musa benzeri bir lider (George Washington),[27] peygamberler (Thomas Jefferson, Tom Paine), müritler (Alexander Hamilton, James Madison) ve şehitler (Boston Katliamı, Nathan Hale) ve şeytanlar (Benedict) üretti. Arnold). Kutsal yerler (Valley Forge, Bunker Hill), ritüeller (Boston Çay Partisi), amblemler (yeni bayrak), kutsal günler (Bağımsızlık Günü) ve her cümlesi dikkatle incelenen kutsal yazılar (Bağımsızlık Bildirgesi, Anayasa) vardır. ve Haklar Bildirgesi).[28]—Şu gerçeklerin açık olduğunu kabul ediyoruz: Tüm insanlar eşit yaratılmışlardır. Yaratıcıları tarafından bağışlanmış belirli ve vazgeçilmez Haklara sahiptirler. Yaşamak, Özgür olmak ve Mutluluğa erişmek bu Haklar arasındadır. Bu hakları güvence altına almak için, İnsanlar arasında, tam gücünü yönetilenlerin onayından alan Hükümetler kurulmaktadır. Herhangi bir Hükümet Biçimi bu amaçları yıkmaya yönelirse, bu Hükümeti değiştirmek ya da ortadan kaldırmak, yeni bir Hükümet kurmak, bu Hükümetin temellerini söz konusu ilkelere dayandırmak ve yetkilerini halkın Güvenlik ve Mutluluğunu en iyi sağlayacak biçimde düzenlemek Halkın Hakkıdır.

Jefferson, Bildiride, Locke'nin ilkeleri ile kolonilerdeki durum arasında doğrudan bağlantı kurmuştur. Amerikan bağımsızlığı için savaşmak,"bizleri, anayasamıza yabancı olan ve yasalarımızın kabul etmediği bir yönetime tabi kılma yolunda başkalarıyla işbirliği yapan"bir kralın hükûmeti yerine halkın onayı ile kurulmuş bir hükûmet için savaşmaktı. Ancak halkın onayı ile kurulan bir hükûmet, yaşamak, özgür olmak ve mutluluğa erişmek doğal haklarını güvence altına alabilirdi. Bu nedenle de, Amerikan bağımsızlığı için savaşan her insan, kendi doğal hakları için savaşmış oluyordu.

Konfederasyon Dönemi: 1783-1789[değiştir | kaynağı değiştir]

1780'lerde, ulus 13 eyaletten oluşan gevşek bir konfederasyondu ve çok çeşitli dış ve iç sorunlarla kuşatılmıştı. Devletler birbirlerine karşı küçük çaplı ticaret savaşlarına giriştiler ve Massachusetts'teki Shays Ayaklanması gibi ayaklanmaları bastırmakta zorlandılar. Hazine boştu ve savaş borçlarını ödemenin bir yolu yoktu. Ulusal bir yürütme otoritesi yoktu. Dünya barış içindeydi ve ekonomi gelişti. Bazı tarihçiler, yeni ulus için kasvetli ve zorlu bir dönemi tasvir ediyor. Merrill Jensen ve diğerleri,"Kritik Dönem"teriminin abartılı olduğunu ve aynı zamanda ekonomik büyüme ve siyasi olgunlaşma dönemi olduğunu söylüyorlar.[29][30] Devrimin başarısı Amerikalılara, ideallerini Bağımsızlık Bildirisi'nde açıklanan yasal biçimde belirleme ve bazı yakınmalarını eyalet anayasaları aracılığıyla giderme fırsatı verdi. Daha sonra 10 Mayıs 1776'da Kongre bir karar aldı ve kolonilere, "seçmenlerinin mutluluk ve güvenliğini en iyi şekilde sağlayacak"yeni hükûmetler kurmalarını önerdi. Bazıları bunu zaten yapmışlardı ve bunun sonucu olarak, Bağımsızlık Bildirisi yayınlandıktan bir yıl sonra, üçü hariç tüm koloniler anayasalarını kabul etmişlerdi.

Yeni anayasalarda demokratik kavramların etkisi görüldü. Tümü sağlam koloni deneyimi ve İngiliz uygulamaları temeline dayandırıldığı için, hiçbiri geçmişten büyük bir kopma yaratmadı. Yine de her biri, Aydınlanmacı filozofların övgüyle karşıladıkları cumhuriyetçilik ruhu çerçevesinde hazırlanmıştı.

Doğal olarak, eyalet anayasalarını hazırlayanların ilk amacı, "vazgeçilmez hakların" güvence altına alınması idi; anılan hakların ihlal edilmesi, eski kolonilerin İngiltere'yle bağlarını reddetmelerine yol açmıştı. Bu nedenle, her anayasa bir temel haklar bildirgesi ya da temel haklar yasasıyla başlıyordu. Tümü diğerlerine örnek olan Virginia anayasası, halk egemenliğini, dönüşümlü temsili, seçim özgürlüğü ile daha ılımlı kefalet karşılığı tahliye koşulları ve insancıl cezalandırma, süratli jüri yargılaması, basın ve inanç özgürlüğü, çoğunluğun hükûmeti düzeltme ya da değiştirme hakkı gibi belirli temel özgürlükleri içeren bir ilkeler bildirisine yer vermekteydi.

Diğer eyaletler ifade, toplanma ve dilekçe verme özgürlüklerini güvence altına almak amacıyla, özgürlükler listesini genişlettiler ve silah taşıma, ihzar (habeas corpus) emri, konut dokunulmazlığı ve eşit yasal korunma haklarına ilişkin maddeler de eklediler. Ayrıca, tüm anayasalarda, birbirini frenleyen ve dengeleyen yasama, yürütme ve yargı gücünden oluşan üç-organlı hükûmet yapısına bağlılık vurgulandı.

Pensilvanya anayasası en radikal olanıydı. Philadelphia zanaatkarları, İskoçyalı ve İrlandalı sınır bölgesi yerleşimcileri ve Almanca konuşan çiftçiler denetimi ele geçirmişlerdi. Eyalet Kongresi'nin kabul ettiği anayasaya göre, her erkek vergi mükellefinin ve oğullarının oy kullanma hakları bulunacaktı, temsil dönüşümlü olacaktı (hiç kimse yedi yılda dört yıldan fazla süreyle mecliste temsilcilik yapamayacaktı) ve tek meclisli bir yasama organı kurulacaktı.

Eyalet anayasalarında, günümüz standartlarına oranla, bazı çok çarpıcı sınırlamalar vardı. İnsanların doğal haklarını güvence altına almak için yaratılan anayasalar, en temel doğal hak olan eşitlik hakkını güvence altına almıyordu. Pensilvanya'nın güneyinde kalan koloniler, köle nüfuslarını en temel insan haklarının dışında bıraktılar. Kadınların siyasal hakları yoktu. Hiçbir eyalette erkeklere sınırsız oy kullanma izni tanınmadı, tüm vergi mükelleflerine seçme izni verilen Pensilvanya gibi, Delaware, North Carolina, Georgia'da da seçilenlerin belirli ölçüde emlak sahibi olmaları gerekiyordu.

Savaşın getirdiği zorluklara rağmen, yeni kurulan devletler tarafından hala büyük başarılar elde edildi. 1784'te Connecticut ve Rhode Island, köleliği kaldırdı ve onları birliğin 3. ve 4. eyaletleri haline getirdi ve İngiliz yasalarından bir adım daha uzaklaştı. İngiltere ile çatışmadan dolayı kolonilerin tutumlarında büyük değişiklikler oluştu. Özerkliklerinin en ufak bir parçasından bile vazgeçmeyi reddeden ve bunu kendilerinin seçtikleri kuruluşlara da bırakmak istemeyen yerel meclisler, 1754'te Albany Birlik Planı'nı geri çevirmişlerdi. Buna karşın, Devrim sırasında yapılan karşılıklı yardımlar etkili olmuş ve bireysel yetkiden vazgeçmek konusundaki korkular büyük ölçüde azalmıştı.

1787'de, Kuzeybatı Yönetmeliği yasayla imzalandı, daha sonra 7 Ağustos 1789'da Başkan George Washington, yeni oluşturulan ABD Kongresi'nin Anayasa kapsamındaki küçük değişikliklerle Yönetmeliği yeniden onaylamasının ardından 1789 Kuzeybatı Yönetmeliğini yasa haline getirdi. Köleliği yasakladı ve Kuzeybatı Bölgesi için bir hükûmet kurdu, Birliğe yeni bir eyalet kabul etme sürecini özetledi ve yeni oluşturulan eyaletlerin orijinal 13 eyalete eşit olacağını garanti etti. Ohio Nehri'nin kuzey-batısındaki bölgelerden oluşturulan bu eyaletler Ohio, Indiana, Illinois, Michigan, Wisconsin ve Iowa idi. John Dickinson 1776'da "Konfederasyon ve Sürekli Birlik Maddeleri"ni hazırladı. Anılan belge Kıtasal Kongre'de 1777'de kabul edildi ve tüm eyaletler tarafından onaylanarak 1781'de yürürlüğe girdi. Maddeler'in getirdiği hükûmet çatısında pek çok zaaf vardı. Ulusal hükûmetin gerektiğinde gümrük tarifeleri koymak, ticareti düzenlemek ve vergi koymak yetkisi yoktu. Uluslararası ilişkilerdeki tek denetleme kurumu değildi: çok sayıda eyalet yabancı ülkelerle kendi başına görüşmeler başlatmıştı. Dokuz eyaletin kendi ordusu ve bir kaçının kendi donanması vardı. Garip türlerde madeni paraların yanı sıra, eyaletlerin ve merkezi devletin çıkardığı şaşırtıcı derecede çok çeşitli kağıt para ortalıkta dolaşıyor ve hepsi de büyük bir hızla değer yitiriyordu.

Konfederasyon Makaleleri[değiştir | kaynağı değiştir]

Paris Antlaşması, Amerika Birleşik Devletleri'ni bağımsız ve barış içinde, ancak istikrarsız bir hükûmet yapısıyla bıraktı. İkinci Kıta Kongresi, kendi statüsünü düzenlemek için 15 Kasım 1777'de Konfederasyon Maddeleri hazırlamıştı. Bunlar kalıcı bir konfederasyonu tanımladılar, ancak Kongre'ye -tek federal kurum - kendisini finanse etmek veya kararlarının uygulanmasını sağlamak için çok az yetki verildi. Başkan ve yargı yoktu. Savaştan sonra karşılaşılan ekonomik güçlükler, değişiklik yapılması çağrılarına yol açtı. Savaşın sona ermesi, iki tarafın ordularına da mal sağlamış olan ve İngiliz ticaret sistemine katılmak sayesinde elde ettikleri kazanımları yitiren tüccarlar üzerinde çok olumsuz etkiler yaratmıştı. Eyaletler, gümrük tarifelerinde Amerikan mallarına öncelik tanımakla birlikte söz konusu tarifeler birbirine uymuyordu ve bu nedenle merkezi hükûmet tarafından uyumlu bir siyaset güdülmesi yolunda güçlü istekler doğmuştu.

Tarihçiler genellikle Makalelerin hızla büyüyen ulusu bir arada tutmak için çok zayıf olduğu konusunda hemfikir olsalar da, eyaletler arasındaki batı topraklarının mülkiyeti konusundaki anlaşmazlığı çözme konusunda Kongre'ye kredi veriyorlar. Devletler gönüllü olarak topraklarını ulusal kontrole devretti. 1785 Arazi Yönetmeliği ve Kuzeybatı Yönetmeliği, bölgesel hükûmet oluşturdu, yeni eyaletlerin kabulü, arazinin faydalı birimlere bölünmesi için protokoller oluşturdu ve her ilçede kamu kullanımı için arazi ayırdı. Bu sistem, Avrupa'da olduğu gibi, emperyal kolonizasyondan keskin bir kopuşu temsil ediyordu ve 19. Yüzyıl boyunca Amerika kıtasının geri kalanının genişlemesi için temel sağladı.[31]—Devrim sonrası ortaya çıkan ekonomik zorluklardan belki de en çok sıkıntı çekenler çiftçilerdi. Tarımsal ürün arzı talebi aşmıştı ve özellikle borçlu çitçiler arasında huzursuzluk vardı. Anılan çiftçiler, ipotekli mülklerine el konulmasını ve borçları nedeniyle hapis cezasına çarptırılmalarını önleyecek güçlü önlemler alınmasını istiyorlardı. Mahkemeler alacak davalarıyla tıkanıp kalmıştı. 1786 yılının yaz ayları boyunca, bazı eyaletlerde halk meclisleri ve özel toplantılar düzenlenerek, eyalet yönetimlerinde reform yapılması talebi dile getirildi.

1783'e gelindiğinde, İngiliz ablukasının sona ermesiyle, yeni ulus refahını yeniden kazanıyordu. Ancak ticaret fırsatları, Avrupalı güçlerin merkantilist politikaları tarafından kısıtlandı. Savaştan önce, Amerikalılar Karayipler'deki İngiliz kolonilerine ( British West Indies ) yiyecek ve diğer ürünler göndermişti, ancak şimdi bu limanlar sadece İngiliz gemilerinin ticaret yapabileceği için kapatıldı. Fransa ve İspanya, imparatorlukları için benzer politikalara sahipti. New England balığı ve Chesapeake tütünü ithalatına önceden getirilen kısıtlamalar. New Orleans, İspanyollar tarafından kapatıldı ve Batı'nın yerleşimini engelledi, ancak sınırdakilerin çok sayıda batıya akmasını engellemedi. Aynı zamanda, Amerikan imalatçıları, birdenbire yeniden temin edilebilen İngiliz ürünlerinden keskin bir rekabetle karşı karşıya kaldılar. Kongre'nin savaş sırasında ortaya çıkan para birimini veya kamu borçlarını geri ödeyememesi veya devletler arasındaki ticari ve mali bağlantıları kolaylaştıramaması, kasvetli bir durumu ağırlaştırdı. 1786-87'de, atı Massachusetts'teki çiftçilerin eyalet mahkeme sistemine karşı bir ayaklanması olan Shays Ayaklanmas, eyalet hükûmetinin istikrarını tehdit etti ve Kongre yardım etmek için güçsüzdü. -- 1786 sonbaharında, eski bir yüzbaşı olan Daniel Shays'ın önderliğinde toplanan çiftçi grupları, Massachusetts'te gelecek eyalet seçimlerine kadar, ilçe mahkemelerinin toplanmasını ve alacak davalarını karara bağlamasını zor kullanarak engellediler. 1787'de çiftçilerin oluşturduğu 1.200 kişilik bir çapulcu ordusu, Springfield'deki federal cephane deposuna doğru harekete geçti. Daha çok sopalar ve saman tırmıklarıyla silahlanmış olan asiler, küçük bir milis birliği tarafından püskürtüldüler. Ardından, General Benjamin Lincoln Boston'dan destek birlikleriyle geldi ve geri kalan Shaycileri dağıttı ve elebaşıları da Vermont'a kaçtı. Hükümet 14 asiyi yakaladı, onları önce ölüm cezasına çarptırdı, sonra bazılarını affetti ve diğerlerine de hafif hapis cezaları verdi. İsyanın bastırılmasından sonra, çoğunluğu asilere yakınlık duyan yeni seçilmiş bir meclis, onların borç hafifletilmesine ilişkin bazı taleplerini karşıladı.

Kıta Kongresi kağıt para basma yetkisine sahipti; o kadar çok bastı ki değeri, değersiz bir eşya için"bir kıtaya değmez"ifadesi kullanılana kadar düştü. Kongre vergi toplayamaz ve yalnızca cömertçe yanıt vermeyen eyaletlerden talepte bulunabilirdi. 1781 ile 1784 yılları arasında hazineye bir buçuk milyon dolardan az bir miktar geldi, ancak eyaletlerden sadece 1783'te iki milyon istendi. 1785'te Alexander Hamilton, Hazine'nin yıl boyunca New York'tan kesinlikle hiçbir vergi almadığına dair kısa bir açıklama yaptı. -- George Washington'un deyimiyle, Paris Andlaşması ile Anayasa'nın yazıldığı tarih arasında geçen süre içinde, eyaletler birbirlerine"pamuk ipliğiyle"bağlıydılar. Maryland ve Virginia arasında Potomac Nehri üzerinde seyrüsefer konusunda çıkan anlaşmazlıklar, beş eyaletin temsilcilerinin 1786'da Maryland'ın Annapolis kentinde yapılan bir konferansa katılmalarına yol açtı. Temsilcilerden Alexander Hamilton, ticaretin siyasal ve ekonomik sorunlarla yakın bağları olduğu ve sorunun hiçbir temsil niteliği bulunmayan bir kuruluş tarafından ele alınamayacak derecede ciddiyet taşıdığı konusunda diğer meslektaşlarını ikna etti.

Devletler, borçlarını farklı düzeylerde başarı ile ele aldılar. Güney, çoğunlukla yerel bankalara zarar veren borçlarını ödemeyi reddetti, ancak Virginia, Kuzey Carolina ve Georgia, pamuk ve tütün gibi nakit mahsul üretimleri nedeniyle başarılı oldular. Güney Carolina, bir dizi mahsul hatası dışında aynı şeyi yapardı. Maryland, mali kaos ve siyasi iç çatışmalardan muzdaripti. New York ve Pensilvanya iyi durumdaydı, ancak ikincisi siyasi çekişmelerden de muzdaripti. New Jersey, New Hampshire, Delaware ve Connecticut mücadele etti. Massachusetts sanal bir iç savaş halindeydi (yukarıya bakınız) ve yüksek vergilerden ve ekonomisinin gerilemesinden muzdaripti. New England eyaletleri arasında tek başına Rhode Island zenginleşti ve çoğunlukla kötü şöhretli korsanları ve kaçakçıları barındırması nedeniyle. -- Tüm eyaletlere bir çağrıda bulunularak, ertesi ilkbaharda Philadelphia'da yapılacak bir toplantıya temsilci göndermelerinin istenmesini önerdi. Kıtasal Kongre başlangıçta bu cesur atılıma tepki gösterdiyse de, Virginia'nın George Washington'u temsilci olarak seçtiği haberleri üzerine protestolarını durdurdu. Bir sonraki sonbahar ve kış aylarında, Rhode Island dışındaki tüm eyaletlerde seçim yapıldı.

Adams, 1785'te Amerika Birleşik Devletleri'nin ilk temsilcisi olarak Londra'ya gittiğinde, sınırsız ticaret için bir anlaşma sağlamanın imkansız olduğunu gördü. İyilik için talepler yapıldı ve tek tek devletlerin bir anlaşmayı kabul edeceğine dair hiçbir güvence yoktu. Adams, eyaletlerin denizcilik yasalarını Kongre'ye geçirme yetkisini vermelerinin veya eyaletlerin kendilerinin Büyük Britanya'ya karşı misilleme eylemleri gerçekleştirmesinin gerekli olduğunu belirtti. Kongre zaten talep etmişti ve navigasyon yasaları üzerinde yetki alamamıştı. Bu arada, her devlet, Büyük Britanya'ya karşı çok az etki için bireysel olarak hareket etti. Diğer New England eyaletleri limanlarını İngiliz gemilerine kapattığında, Connecticut limanlarını açarak kâr elde etmek için acele etti. -- Mayıs 1787'de Philadelphia Eyalet Meclisi binasında yapılan Federal Kurucu Meclis toplantılarına ünlü kişiler katıldı. Eyalet meclisleri toplantıya, koloni ve eyalet hükûmetlerinde, Kongre'de, mahkemelerde ve orduda deneyimi olan liderleri gönderdi. Dürüstlüğü ve Devrim sırasında sergilediği askeri liderlik yetenekleri nedeniyle ülkenin en önde gelen kişisi sayılan George Washington toplantı başkanlığına seçildi.

1787'de Kongre, üretimi ve nakliyeyi koruyamadı. Eyalet yasama organları, özel sözleşmelere ve kamu kredisine yönelik saldırılara direnemedi veya direnmek istemedi. Arazi spekülatörleri, hükûmet sınırlarını savunamadığı veya sınır nüfusunu koruyamadığı zaman, değerlerde bir artış beklemiyordu.[32]—Daha faal olan üyeler arasında en çok göze çarpanlar iki Pensilvanyalıydı: Bir ulusal hükûmet kurulması gereğini açıkça gören Gouverneur Morris ve ulusallık kavramı konusunda yorulmak bilmeden çalışan James Wilson. Pensilvanya tarafından seçilen temsilciler arasında, parlak bir kamu hizmeti geçmişinin ve bilimsel başarıların sonuna yaklaşmış olan Benjamin Franklin de vardı. Virginia'dan, pratik görüşlü genç bir devlet adamı, özenli bir siyaset ve tarih inceleyicisi ve bir meslektaşına göre de"çalışkanlık ve uygulama açısından.... tartışılacak her konuda en fazla bilgiye sahip kişi"olan James Madison gelmişti. Madison, günümüzde,"Anayasa'nın Babası"olarak bilinmektedir.

Konfederasyon Maddelerini gözden geçirecek bir sözleşme fikri lehte büyüdü. Alexander Hamilton, Washington'un baş yardımcısı olarak hizmet ederken, yabancı müdahaleyi önlemek ve etkisiz bir Kongreden kaynaklanan hayal kırıklıklarını gidermek için güçlü bir merkezi hükûmetin gerekli olduğunu fark etti. Hamilton, aynı fikirde olan bir grup milliyetçiye önderlik etti, Washington'un onayını kazandı ve uzun vadeli krizi düzeltmek için Philadelphia'da toplanacak bir anayasa konvansiyonu çağrısında bulunmak üzere Kongre'ye dilekçe vermek üzere 1786'da Annapolis Konvansiyonu'nu topladı.[33] -- Massachusetts, yetenekli ve deneyimli iki genç adamı, Rufus King ve Elbridge Jerry'yi göndermişti. Ayakkabıcıyken daha sonra yargıçlığa başlamış olan Roger Sherman, Connecticut temsilcileri arasındaydı. New York'tan, toplantının yapılmasını önermiş olan Alexander Hamilton gelmişti. Elçi olarak Fransa'da bulunan Thomas Jefferson ile Büyük Britanya'da aynı görevi yapan John Adams toplantıda yoklardı. 55 temsilci arasında gençler çoğunluktaydı ve toplantıya katılanların yaş ortalaması 42'ydi. Kurucu Meclis, sadece Konfederasyon Maddeleri'ni değiştirmekle görevlendirilmişti; fakat, Madison'un sonradan yazdığı gibi,"ülkelerine büyük güveni olan" temsilciler, Maddeler'i bir kenara atıp tümüyle yeni bir hükûmet yapısı kurmaya giriştiler.

Temsilciler, iki ayrı gücü, yani yarı-bağımsız 13 eyaletin şimdiden uyguladığı yerel denetim gücü ile bir merkezi hükûmetin gücünü bağdaştırmanın en önemli gereksinim olduğunu biliyorlardı. Ulusal hükûmetin yeni, genel ve kapsamlı olması nedeniyle, bir yandan onun işlevleri ve gücü özenle tanımlanıp belirtilirken, geriye kalan tüm işlevlerin ve gücün de eyaletlere bırakılacağının anlaşılması gerektiği ilkesini benimsediler. Temsilciler, buna karşın, merkezi hükûmetin gerçek güce gereksinimi olduğunu bildikleri için, onun diğer işlevleri arasında, para basma, ticareti düzenleme, savaş ilan etme ve barış yapma yetkisi bulunması gerektiğini de genelde kabul ettiler.

Anayasal Kongre[değiştir | kaynağı değiştir]

New York'ta toplanan Kongre, her eyalete Philadelphia'da yapılacak bir Anayasa Konvansiyonuna delege gönderme çağrısında bulundu. Sözleşmenin belirtilen amacı Konfederasyon Maddelerini değiştirmek olsa da, James Madison ve George Washington da dahil olmak üzere birçok delege, onu Amerika Birleşik Devletleri için yeni bir anayasa hazırlamak için kullanmak istedi. Konvansiyon Mayıs 1787'de toplandı ve delegeler kendilerine başkanlık etmesi için hemen Washington'u seçtiler. Madison kısa süre sonra Sözleşmenin arkasındaki itici gücü kanıtladı ve hem güçlü hem de tüm devletler tarafından kabul edilebilir bir hükûmet yaratmak için gerekli tavizleri tasarladı. Konvansiyon tarafından önerilen Anayasa, vergilendirme yetkisine sahip ve hem Yürütme hem de Yargı organlarıyla ve ayrıca iki meclisli bir yasama organıyla donatılmış, kapsamı sınırlı, ancak eyaletlerden bağımsız ve eyaletlerden daha üstün bir federal hükûmet çağrısında bulundu. Sözleşme tarafından öngörülen ulusal yasama organı - veya Kongre - Konfederasyon Maddelerinin tek devletli/tek oylu Kongresi altında sahip oldukları gücü korumak isteyen küçük devletler ile Sözleşme'nin temel uzlaşmasını somutlaştırdı. daha büyük nüfuslarının ve zenginliklerinin ağırlığının orantılı bir güç payına sahip olmasını istedi. Üst Meclis - Senato - eyaletleri eşit olarak temsil edecek, Temsilciler Meclisi ise yaklaşık olarak eşit nüfusa sahip bölgelerden seçilecek.[34]—Philadelphia'da toplanan XVIII. yüzyılın devlet adamları, Montesquieu'nün siyasette güç dengesi kavramını benimsemiş kişilerdi. Bu ilke, koloni deneyimi ile destekleniyor ve John Locke'nin, temsilcilerin çoğu tarafından bilinen yazılarından güç alıyordu. Bu etkiler, eşit ve uyumlu çalışan üç hükûmet organı kurulması gerektiği inancına yol açtı. Yasama, yürütme ve yargı güçleri, hiçbirinin hiçbir zaman denetimi ele geçiremeyeceği kadar uyumlu bir denge içinde olmalıydı. Temsilciler, yasama organının, kolonilerdeki ve İngiltere Parlamentosu'ndaki gibi iki meclisli olması üzerinde anlaştılar.

Anayasanın kendisi, bu amaç için özel olarak seçilmiş eyalet konvansiyonları tarafından onaylanması çağrısında bulundu ve Konfederasyon Kongresi, Anayasa'yı eyaletlere tavsiye ederek, onay konvansiyonlarının çağrılmasını istedi. -- Toplantıda, yukarıda belirtilen konular üzerinde oybirliği vardı. Bunların yaşama geçirilmesi konusunda ise çok farklı görüşler ortaya çıktı. Sözgelimi, New Jersey gibi küçük eyaletlerin temsilcileri, ulusal hükûmetteki etkilerini azaltacağı gerekçesiyle, temsil edilme hakkını Konfederasyon Maddeleri'ndeki gibi eyalet olmaya değil nüfus oranına dayandıran değişikliklere karşı çıktılar.

Delaware liderliğindeki birkaç küçük eyalet, Anayasa'yı çok az çekinceyle benimsedi. Ancak en kalabalık iki eyalette, New York ve Virginia'da konu tartışma konusu oldu. Virginia, Kuzey Amerika'daki ilk başarılı İngiliz kolonisiydi, büyük bir nüfusa sahipti ve siyasi liderliği Devrim'de önemli roller oynamıştı. New York da aynı şekilde büyük ve kalabalıktı; kıyıdaki en iyi konumlanmış ve yerleşik limana sahip olan devlet, Amerika Birleşik Devletleri'nin başarısı için gerekliydi. Yerel New York siyaseti, Vali George Clinton liderliğindeki dar görüşlü bir elit tarafından sıkı bir şekilde kontrol edildi ve yerel siyasi liderler, güçlerini ulusal politikacılarla paylaşmak istemediler. New York onay sözleşmesi, Anayasa'yı kabul etmenin bilgeliği üzerine bir mücadelenin odak noktası haline geldi. -- Öte yandan, Virginia gibi büyük eyaletlerin temsilcileri, nüfus oranına dayalı temsil hakkını desteklediler. Tartışmalar sonsuza kadar uzayacak gibi göründüğü bir sırada, Roger Sherman, Kongre'deki meclislerden birinde, yani Temsilciler Meclisi'nde, nüfus oranına dayalı temsil hakkı buluhmasına karşılık diğer mecliste, yani Senato'da, eşit temsil olmasını önerdi.

Yeni Anayasaya karşı çıkanlar, Anti-Federalist olarak tanındı. Genel olarak perspektifte kozmopolitten ziyade yereldiler, ticaret veya finanstan ziyade plantasyonlara ve çiftliklere yöneldiler ve güçlü devlet hükûmetleri ve zayıf bir ulusal hükûmet istiyorlardı. Siyaset bilimci James Q. Wilson'a göre, Anti-Federalistler: -- Böylelikle büyük ve küçük eyaletler arasında uyum sorunu çözümlendi. Buna karşın, her yeni konuda ancak yeni uzlaşmalarla çözülebilecek yeni sorunlar ortaya çıktı. Kuzeyliler, her eyaletin vergi payı saptanırken kölelerin de hesaba katılmasını, buna karşılık, Temsliciler Meclisi'ndeki sandalye sayısı belirlenirken bunun yapılmamasını istediler. Çok küçük bir muhalefetle karşılanan bir uzlaşma sonucu, Temsilciler Meclisi üyesi sayısının, özgür kişilerin tümü ve kölelerin de beşte üçü göz önünde tutularak saptanması kararlaştırıldı.

were much more committed to strong states and a weak national government....A strong national government, they felt, would be distant from the people and would use its powers to annihilate or absorb the functions that properly belonged to the states.[35]

Onay kampanyası[değiştir | kaynağı değiştir]

13 eyaletin ABD Anayasasını onayladığı tarihler

Anayasayı savunanlar Federalistler adını aldı ve hızla ülke çapında taraftar kazandı. En etkili Federalistler, New York gazetelerinde"Publius"mahlası altında yayınlanan bir dizi 85 makale olan Federalist Makalelerin anonim yazarları Alexander Hamilton ve James Madison'dı. Belgeler yeni Amerika Birleşik Devletleri için ufuk açıcı belgeler haline geldi ve hukukçular tarafından sıklıkla alıntılandı. Bunlar, sıkı bir şekilde bölünmüş New York yasama meclisini etkilemek için yazıldı.[36]—Shays İsyanı'nın neden olduğu acıyı henüz üzerlerinden atamamış bulunan, Sherman ve Elbridge Gerry gibi temsilciler, büyük bir halk kitlesinin kendi kendisini yönetmeye yeterli anlayışa sahip olmadığından korktukları için, hiçbir federal hükûmet organının doğrudan doğruya halk tarafından seçilmesini istemiyorlardı. Bazı temsilciler ise, ulusal hükûmetin olduğunca geniş bir halk tabanına dayanması gerektiğini düşünüyorlardı. Diğer bazı temsilciler, büyümekte olan Batı'ya eyaletleşme olanağı verilmemesini istiyorlardı; bazıları da, Kuzeybatı Kararnamesi ile 1787'de kurulan eşitlik ilkesini savunuyorlardı.

Kağıt para, sözleşmeden doğan yükümlülükleri düzenleyen yasalar ya da siyaset dışında bırakılan kadınların rolü gibi ulusal ekonomik sorunlar üzerinde önemli görüş ayrılıkları yoktu. Buna karşın, çeşitli kesimlerin ekonomik çıkarlarının dengelenmesi; hükûmet başkanının gücü, görev süresi ve seçimine ilişkin tartışmaların sonuçlandırılması; kurulacak mahkeme türlerine ve yargıçların görev süresine ilişkin sorunların çözümlenmesi gerekiyordu.

Daha güçlü bir hükûmet planının muhalifleri olan Anti-Federalistler, vergi verme yetkisine sahip bir hükûmetin yakında Büyük Britanya'nın sadece on yıllar önce olduğu kadar despot ve yozlaşmış olacağından korkuyorlardı. En dikkate değer Anti-federalist yazarlar arasında Anayasa'da bir Haklar Bildirgesi talep eden Patrick Henry ve George Mason vardı.—Philadelphia'da sıcak yaz boyunca çalışan Kurucu Meclis üyeleri, sonunda, o güne kadar düzenlenmiş bulunan en karmaşık hükûmeti, diğer bir deyimle, açık biçimde belirlenmiş ve sınırlandırılmış bir alanda en yüce güç olan bir hükûmet sistemini kısa bir belgede tanımladılar. Meclis, federal hükûmetin gücünü belirlerken ona, vergilendirme, borçlanma, tekdüze resim ve harç koyma, madeni para çıkarma, ağırlık ve ölçüm birimleri saptama, patent ve telif hakları verme, postane kurma ve posta yolları açma konularında tam yetki tanıdı. Ulusal hükûmet, aynı zamanda, kara ve deniz ordusu kurmaya ve donatmaya ve eyaletlerarası ticareti düzenlemeye yetkiliydi. Kızılderililere ilişkin faaliyetleri, dış siyaseti yürütmek ve savaş yönetmek yetkisi de vardı. Yabancıların vatandaşlığa alınmasına ve kamu topraklarının yönetilmesine ilişkin yasalar çıkarabilir ve eskileriyle eşit haklara sahip yeni eyaletler kabul edebilirdi. Açıkça belirlenmiş olan bu gücün kullanılması için gerekli ve uygun tüm yasaları çıkarma yetkisinin verilmesi, federal hükûmete, gelecek kuşakların be giderek genişleyen siyasal kurumların gereksinimlerini karşılama olanağı sağlamıştır.

Federalistler, Anayasa Konvansiyonuna başkanlık eden George Washington'un onayından büyük bir prestij ve avantaj elde ettiler. O sırada Fransa Bakanı olarak görev yapan Thomas Jefferson, önerilen Anayasa hakkında çekinceleri vardı. Tartışmada tarafsız kalmaya ve her iki sonucu da kabul etmeye karar verdi. -- Güçlerin ayrılığı ilkesi, eyalet anayasalarının çoğunda denenmiş ve sağlıklı olduğu kanıtlanmıştı. Kurucu Meclis buna uygun olarak, birbirini frenleyen ve dengeleyen, yasama, yürütme ve yargı organından oluşan bir hükûmet sistemi kurdu. Buna göre, Kongre'nin çıkardığı yasalar başkan tarafından onaylanana kadar yürürlüğe girmeyecekti.  Başkan da, yapacağı en önemli atamaları ve imzalayacağı andlaşmaları, onaylanmak için Senato'ya sunacaktı. Buna karşılık, Kongre başkan hakkında meclis soruşturması başlatıp onu azledebilecekti. Yargı organı, federal yasalar ve Anayasa çerçevesinde, tüm davaları ele alacaktı; böylelikle mahkemelere hem temel hem de yazılı hukuku yorumlama yetkisi verilmiş oluyordu; fakat, başkanın atadığı ve Senato'nun onayladığı yargı üyeleri hakkında da Kongre tarafından meclis soruşturması açılabilirdi.

Anayasa'yı aceleye getirilmiş değişikliklere karşı korumak için, V. Madde, Anayasa değişikliklerinin, Kongre'deki her iki meclisin üçte iki çoğunluğu tarafından ya da eyaletlerin üçte ikisinin yapacağı bir meclis toplantısında önerilmesini öngörmekteydi. Öneriler, iki yöntemden birine başvurularak ya eyaletlerin dörtte üçünün yasama organları tarafından ya da eyaletlerin dörtte üçünün yapacağı bir meclis toplantısında onaylanabilecek ve hangi yöntemin uygulanacağını Kongre önerecekti.[37]

Kurucu Meclis son olarak da en önemli sorunla karşı karşıya geldi: yeni hükûmete tanınacak yetkiler nasıl uygulanacaktı? Konfederasyon Maddelerine göre, kağıt üzerinde, ulusal hükûmetin önemli yetkileri vardı; fakat uygulamada, eyaletler bunları hiçe saydığı için hiçbir değerleri kalmıyordu. Yeni hükûmeti aynı akıbetten kurtarmak için ne yapılmalıydı?

Başlangıçta temsilcilerin çoğu bir tek yol önerdiler: güç kullanılması; ancak, eyaletler üzerinde güç kullanılmasının Birlik'i yok edeceği hemen anlaşıldı. Hükümetin, eyaletlerle değil eyaletlerde yaşayan kişilerle ilgili işlemler yapması ve ülkede yaşamakta olan tüm bireyler için ve onlar hakkında yasa çıkarması kararlaştırıldı. Meclis, Anayasa'nın temel taşını oluşturan kısa ancak çok önemli iki bildiri kabul etti:

Eski Konfederasyon Kongresi , ilk başkanlık seçiminin yanı sıra yeni Kongre seçimlerini de belirliyor. Seçim kurulu oybirliğiyle Washington'u ilk Başkan olarak seçti; John Adams ilk Başkan Yardımcısı oldu . New York ulusal başkent olarak belirlendi; Nisan 1789'da Federal Salon'da açıldılar. -- Böylelikle Amerika Birleşik Devletleri yasaları, kendi ulusal mahkemelerinde kendi yargıçları ve kanun adamları tarafından olduğu kadar, eyalet mahkemelerinde de eyalet yargıçları ve eyalet kanun adamları tarafından uygulanabilir konuma geldi.

Anayasa'yı kaleme alan temsilcilerin hangi amaca uygun olarak davrandıkları konusu günümüze kadar tartışılagelmiştir. Charles Beard, 1913 yılında yayınlanan Anayasa'nın Ekonomik Yorumu adlı kitabında, ellerinde çok sayıda değerini yitirmiş devlet tahvili bulunan Kurucu Atalar'ın, güçlü ve yetkeli bir ulusal hükûmetin sağlayacağı istikrar sayesinde ekonomik kazanımlar elde ettiklerini ileri sürdü. Halbuki, Anayasa'nın yazılmasında en önemli rolü oynayan James Madison'un hiçbir tahvili yoktu ve buna karşın, bazı Anayasa karşıtları tahvil ve hisse senedi sahibiydiler. Ekonomik çıkarlar kadar, eyaletlerin ve kesimlerin çıkarları ile ideolojik çıkarlar da görüşmelerin gidişi üzerinde etkili oldu. Çiftçilerin ideolojilerine bağlılıkları da eşit oranda etki yarattı. Birer Aydınlanma ürünü olan Kurucu Atalar, kişisel özgürlüğü ve kamusal erdemi geliştireceğine inandıkları bir hükûmet tasarladılar. A.B.D. Anayasası'nda yer alan ideolojiler Amerikan ulusal kimliğinin temel bir öğesidir.

Madison liderliğinde, ilk Kongre gerekli tüm devlet kurumlarını kurdu ve Federalistlerin bir Haklar Bildirgesi vaadini yerine getirdi.[38] Yeni hükûmetin başlangıçta siyasi partisi yoktu. 1790-92'de Alexander Hamilton , Federalist partiye dönüşen ulusal bir hükûmet dostları ağı yarattı; 1801 yılına kadar ulusal hükûmeti kontrol etti. --

Anayasa, 16 hafta süren görüşmelerden sonra 17 Eylül 1787'de, oturuma katılan 42 temsilciden 39'u tarafından imzalandı. Franklin, Washington'un oturduğu sandalyenin arkasına parlak altın yaldızlı boyayla çizilmiş olan yarım-güneşi göstererek şunları söyledi:

Oturum sırasında çok kez başkanın oturduğu sandalyenin arkasına bakıp güneşin doğuyor mu batıyor mu olduğuna karar verememiştim; sonunda, şimdi görüyorum ki bu batan değil, yükselen bir güneştir."

Bununla birlikte, eyaletlerin hakları ve sınırlı bir federal hükûmet lehine güçlü bir duyarlılık olmaya devam etti. Bu, Federalistlere muhalefet rolünü üstlenen yeni bir partinin, Cumhuriyetçi veya Demokratik-Cumhuriyetçi Parti'nin platformu oldu. Jefferson ve Madison, kurucuları ve liderleriydi. Demokratik Cumhuriyetçiler, Hamilton'un Birleşik Devletler Birinci Bankasına şiddetle karşı çıktılar. Amerikan dış politikasına, Birleşik Krallık ile Fransa arasındaki Fransız Devrim Savaşlarının patlak vermesi hakimdi. Cumhuriyetçiler Fransa'yı destekleyerek Fransız Devrimi'ni demokrasi için bir güç olarak teşvik ederken, Washington yönetimi İngiltere ile devam eden barış ve ticareti tercih ederken, Hamilton ve Federalistleri aristokrasiyi ve Federalistleri desteklemekle suçlayan Demokratik Cumhuriyetçilerin tiksintisine Jay Antlaşması'nı imzaladı. John Adams, 1797'de Washington'u Başkan olarak başardı ve yönetiminin politikalarını sürdürdü. Jeffersonian Cumhuriyetçiler 1801'de Federal hükûmetin kontrolünü ele geçirdiler ve Federalistler asla iktidara geri dönmediler. -- Kurucu Meclis toplantıları sona ermişti; temsilciler"Kent Meyhanesi'ne gittiler, birlikte yemek yediler ve dostça vedalaştılar." Buna karşın, daha mükemmel bir birlik kurma yolundaki çabaların çok önemli bir aşaması henüz başlamamıştı. Belgenin yürürlüğe girebilmesi için her eyalette toplanacak halk meclislerinin onayı gerekliydi.

Kurucu Meclis, Anayasa'nın, 13 eyaletten dokuzunda toplanacak kurucu meclislerin onayı üzerine yürürlüğe girmesini kararlaştırmıştı. 1788'e kadar dokuz eyalet Anayasa'ya gereken onayı vermiş, fakat, Virginia ve New York bu işlemi gerçekleştirmemişti. Çok kişi, bu iki eyaletin desteği olmazsa Anayasa'ya hiçbir zaman uyulmayacağına inanıyordu. Birçoğuna göre, belge tehlikelerle doluydu: kurduğu güçlü merkezi hükûmet zorbaca davranışlara girip koyduğu ağır vergilerle baskı yapmaz ve onları savaşlara sürüklemez miydi?

Batıya doğru genişleme[değiştir | kaynağı değiştir]

1775'ten önce Appalachian Dağları'nın batısına sadece birkaç bin Amerikalı yerleşmişti. Yerleşim devam etti ve 1782'de 25.000 Amerikalı Transappalachia'ya yerleşti.[39] Savaştan sonra bölgedeki Amerikan yerleşimi devam etti. Bu yeni topraklarda hayat birçokları için zor olsa da, batı yerleşimi Doğu'daki bazıları için gerçekçi olmayan bir arzu olan mülkiyet ödülü sunuyordu.[40] Batıya doğru genişleme, batıya taşınmayanlarda bile coşku uyandırdı ve Washington, Benjamin Franklin ve John Jay dahil olmak üzere birçok önde gelen Amerikalı, batıda toprak satın aldı.[39] Arazi spekülatörleri, batıda geniş araziler üzerinde hak sahibi olan ve yerleşimcilerle sık sık çatışan Ohio Şirketi gibi gruplar kurdular.[41] Washington ve diğerleri , Potomac Nehri'ni Ohio Nehri'ne bağlayan bir kanal inşa etmek için Potomac Şirketi'ni kurdular. Washington, bu kanalın doğu ile batı arasında kültürel ve ekonomik bir bağlantı sağlayacağını ve böylece Batı'nın nihai olarak ayrılmamasını sağlayacağını umuyordu.[36]—Devrim'in sona ermesiyle, Amerika Birleşik Devletleri, çözüme kavuşturulmamış Batı sorununu, yani, toprak, kürk ticareti, Kızılderililer, yerleşim ve yerel hükûmet konularında karmaşalıklarla dolu olan genişleme sorununu yeniden ele almak zorunda kaldı. Ülkede o güne kadar keşfedilmiş olan en zengin toprakların çekiciliği karşısında öncüler (Pioneers) Appalachian Dağları'nı aşıp onların ötesine yayıldılar. 1775'e gelindiğinde, su yolları boyunca çok uzaklara serpiştirilmiş yerleşim birimlerinde on binlerce insan yaşıyordu. Sıradağlarla birbirinden ayrılmış ve Doğu'daki siyasal güç merkezlerinden de yüzlerce kilometre uzakta kalmış olan yerleşimciler, kendi hükûmetlerini kurdular. Tüm kıyı eyaletlerinden gelen yerleşimciler, iç kesimlerin verimli nehir vadilerine, ormanlarına ve uçsuz bucaksız çayırlarına yayıldılar. 1790 yılında, Appalachian Dağları ötesindeki nüfus 120.000'i çok aşmıştı.

Savaştan önce, bazı koloniler, Appalachian Dağları ötesindeki topraklar üzerinde yaygın ve çok kez birbiriyle örtüşen hak iddialarında bulunmuşlardı. Benzeri haklara sahip olmayanlar, bu zengin toprak ödülünün paylaşım biçimini haksız buluyorlardı. Anılan grub adına konuşan Maryland, batıdaki toprakların ortak mülkiyet altında sayılmasını ve Kongre tarafından parsellenip özgür ve bağımsız eyaletler arasında paylaştırılmasını öngören bir karar taslağı sundu. Bu görüş pek yandaş bulmadı. Yine de, New York, 1780'de mülkiyet haklarını Amerika Birleşik Devletleri'ne devrederek bu konuda öncülük yaptı. 1784'te, en geniş arazi sahibi olan Virginia, Ohio Nehri'nin kuzeyindeki tüm topraklarını terk etti. Diğer eyaletler de haklarından vazgeçtiler ve Kongre'nin, Ohio Nehri'nin kuzeyinde ve Allegheny Dağları'nın batısında kalan tüm toprakların mülkiyetine sahip olacağı anlaşıldı. Bu milyonlarca hektarlık ortak toprağın mülkiyeti, ulusallığın ve birliğin o güne kadar görülen en somut kanıtı oldu ve ulusal egemenlik görüşüne de bir tür temel sağladı. Buna karşın, söz konusu topraklar, aynı zamanda, çözülmesi gerekli bir sorun oluşturuyordu.

George Caleb Bingham'ın 1851-52 Daniel Boone Cumberland Gap'ten Eskort Yerleşimcileri, Kentucky'nin erken yerleşimini tasvir ediyor

Konfederasyon Maddeleri bir çözüm yolu sağladı. Maddeler uyarınca, Kuzeybatı Toprakları başlangıçta, 1787 tarihli Kuzeybatı Kararnamesi ile öngörülen sınırlı bir kendi kendini yönetme sistemi altında, Kongre tarafından atanan bir vali ve yargıçların yönettiği tek bir bölge olarak düzenlenecekti. Bu topraklar, oy kullanma yaşına gelmiş 5.000 özgür erkek nüfusu oluşunca, iki meclisli bir yasama organı kurmaya hak kazanacak ve alt meclis üyelerini kendisi seçecekti. O zaman ayrıca, Kongre'ye de oy kullanma hakkı bulunmayan bir temsilci gönderebilecekti.

Bu topraklardan en az üç ve en çok beş eyalet yaratılacak ve bunlardan nüfusu 60.000 kişiye erişenler,"özgün eyaletlere her açıdan eşit olarak" Birlik'e kabul edilecekti. Kararname ile, vatandaşlık hakları ve özgürlükleri güvence altına alınıyor, eğitim teşvik ediliyor ve"anılan topraklarda ne kölelik ne de isteğe aykırı sözleşmeli hizmetkarlık olacağı"güvencesi veriliyordu.[42][43]

Yeni siyaset, kolonilerin anavatanın çıkarları için varolduğu ve siyasal açıdan bağımlı ve toplumsal açıdan ikinci sınıf sayıldığı yolundaki alışılagelmiş kavramı reddediyordu. Kolonilerin ulusun bir uzantısı sayıldıkları ve eşitlikten kaynaklanan kazanımlara da bir ayrıcalık değil bir hak olarak sahip bulundukları yolundaki ilke bu doktrinin yerine geçmişti. Kuzeybatı Kararnamesi'nin bu aydınlatıcı hükümleri, Amerika'nın kamu arazisi siyasetinin temelini oluşturdu.

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

  1. ^ "What Was the British Policy of Salutary Neglect?". historyofmassachusetts.org. 11 Nisan 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2 Mart 2021. 
  2. ^ a b c d Greene and Pole.
  3. ^ The Revolution Is Now Begun: The Radical Committees of Philadelphia, 1765–1776. 1978. ISBN 9780812277340. 
  4. ^ What was the Boston Tea Party?. 2013. ISBN 9780448462882. 4 Ağustos 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 4 Ağustos 2021. 
  5. ^ a b Higginbotham 1985.
  6. ^ Freeman, Douglas Southall (1981). George Washington: a biography. Vol. 5, Victory with the help of France. Fairfield: Kelley Publishers. ISBN 9780678028346. 
  7. ^ Carp, E. Wayne (1984). To starve the army at pleasure: Continental Army administration and American political culture, 1775-1783. Chapel Hill: University of North Carolina Press. ISBN 9780807815878. 
  8. ^ Lengel, Edward G. (2005). General George Washington: a military life (1. bas.). New York: Random House. ISBN 9781588364807. 
  9. ^ The minutemen and their world. 1976. ISBN 9780809069330. 
  10. ^ Paul Revere's ride. 1994. ISBN 9780195098310. 
  11. ^ Chernow 2010.
  12. ^ a b 1776. 2005. ISBN 9780743226714. 
  13. ^ Robbins. "Decision in '76: Reflections on the 56 Signers". Proceedings of the Massachusetts Historical Society. 89: 72-87, 86. 
  14. ^ See alsoBrown (1976). "The Founding Fathers of 1776 and 1787: A collective view". William and Mary Quarterly. 33 (3): 465-480. doi:10.2307/1921543. 20 Ekim 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 4 Ağustos 2021. 
  15. ^ The Battle for New York: The City at the Heart of the American Revolution. 2002. ISBN 9780802713742. 
  16. ^ O'Shaughnessy (2014). "Military Genius?: The Generalship of George Washington". Reviews in American History. 42 (3): 405–410. doi:10.1353/rah.2014.0082. 5 Mart 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 4 Mayıs 2022. 
  17. ^ Washington's Crossing. 2005. ISBN 9780195170344. 
  18. ^ With Musket And Tomahawk: The Saratoga Campaign and the Wilderness War of 1777. 2010. ISBN 9781935149538. 
  19. ^ Crucible of power: a history of American foreign relations to 1913. 2001. s. 12. ISBN 9780842029186. 
  20. ^ From Savannah to Yorktown: The American Revolution in the South. 1981. ISBN 9780872494084. 
  21. ^ Victory at Yorktown: The Campaign That Won the Revolution. 2004. ISBN 9780805073966. 
  22. ^ Hoffman, Ronald, (Ed.) (1986). Peace and the Peacemakers: The Treaty of 1783. ISBN 9780813910710. 
  23. ^ Schwartz (1982). "The social context of commemoration: A study in collective memory" (PDF). Social Forces. 61 (2): 374-402. doi:10.2307/2578232. 29 Ekim 2019 tarihinde kaynağından arşivlendi (PDF). Erişim tarihi: 4 Ağustos 2021. 
  24. ^ The Whites Of Their Eyes: The Tea Party's Revolution and the Battle Over American History. ISBN 9780691150277. 
  25. ^ No King, No Popery: Anti-Catholicism in Revolutionary New England. 1995. ss. 154-155. ISBN 9780313297298. 
  26. ^ Schwartz.
  27. ^ Hay (1969). "George Washington: American Moses". American Quarterly. 21 (4): 780-791. doi:10.2307/2711609. 4 Ağustos 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 4 Ağustos 2021. 
  28. ^ Sons of the Fathers: The Civil Religion of the American Revolution. 1977. ISBN 9780877220732. 
  29. ^ Jensen 1950.
  30. ^ Gray, Edward G., (Ed.) (2012). "The Trials of the Confederation". The Oxford Handbook of the American Revolution. ss. 370-87. ISBN 9780199746705. 
  31. ^ Morris.
  32. ^ The Collapse of the Articles of Confederation. The American Founding: Essays on the Formation of the Constitution. 1988. s. 225–245. ISBN 978-0-31-325610-3. 
  33. ^ Chernow 2004.
  34. ^ The Summer of 1787: The Men Who Invented the Constitution. 2007. ISBN 9780743286923. 
  35. ^ Wilson, James Q. (2009). American Government: Brief Edition. ss. 21-22. ISBN 9780547212760. 
  36. ^ a b Maier.
  37. ^ Levy, Leonard W. (1987). The Framing and ratification of the Constitution. New York: Macmillan. ISBN 9780029187906. 
  38. ^ The Bill of Rights: Creation and Reconstruction. 1998. ISBN 9780300073799. 
  39. ^ a b Nugent.
  40. ^ Ferling.
  41. ^ Middlekauf 2005.
  42. ^ Herring, George C. (2008). From colony to superpower: U.S. foreign relations since 1776. New York: Oxford University Press. ISBN 9780199743773. 
  43. ^ Herring 2008.

Kullanılan kaynaklar[değiştir | kaynağı değiştir]

  Bu madde Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı'nın yayınladığı kamu malı materyali içermektedir.