Ahmet Muzaffer Gürkan ve Ayhan Hikmet cinayetleri

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
Ayhan Hikmet'in yatak odasında eşiyle uyurken öldürüldüğü, Karababa Sokak'taki 7 numaralı ev[1]

Kıbrıs'ta yayımlanan Cumhuriyet gazetesini çıkaran, Kıbrıs Türk Halk Partisinin kurucuları olan Ahmet Muzaffer Gürkan ve Ayhan Hikmet, 23 Nisan 1962'yi 24 Nisan'a bağlayan gece faili meçhul cinayetlere kurban gittiler. İki gazeteci de evlerinde öldürüldü, Hikmet'in cinayeti yatağında, karısının gözü önünde gerçekleşti. Bu cinayetler, Cumhuriyet gazetesinin 23 Nisan 1962 tarihli nüshasında, Bayraktar Camii'nin bombalanması olayıyla ilgili açıklamaların yapılmasının hemen sonrasında yaşandı.

Kıbrıs Türk basın tarihinde Fazıl Önder'in öldürülmesinden sonraki ikinci gazeteci cinayeti olan bu olay nedeniyle Cumhuriyet gazetesinin yayın hayatı sonlandı.[2]

Arka plan[değiştir | kaynağı değiştir]

Kıbrıs Türk liderliğine muhalefet[değiştir | kaynağı değiştir]

Hikmet ve Gürkan, o dönem Kıbrıs Türk toplumunun liderliğini yürüten Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş'a muhaliftiler. Hikmet, 1960'a dek Küçük'ün Kıbrıs Milli Türk Birliği Partisinin üyesi olsa da, Türkiye'deki 27 Mayıs Darbesi sonrası 1960'ta bu partiden istifa etti ve parti liderliğini "Menderesçi" olmakla suçladı. İkili, 27 Mayıs Darbesi'ni Denktaş-Küçük ikilisini zayıflatmak için bir fırsat olarak gördü ve alternatif bir siyasi oluşuma gitti. Bu oluşum çerçevesinde yayımlamaya başladıkları Cumhuriyet gazetesinde, taksimi savunan, Türk milliyetçisi toplum liderliğine muhalif, yeni kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'ne sahip çıkılmasını ve bağımsızlığının korunarak yaşatılmasını savunan bir çizgi benimsediler. Bu bağlamda, farklı ulusların adada varlığını yadsımadan, Kıbrıs'ın Kıbrıslılar tarafından yönetilmesini ve iki toplumun yakınlaşmasını savundular. Savunduğu bu görüşler nedeniyle, Gürkan henüz 1960 yılında saldırıya uğrayarak dövüldü. Böylece Denktaş'ın çizgisindeki Türk Mukavemet Teşkilatının ve Özel Harp Dairesinin düşmanlığını edinen ve Denktaş'ın Nacak gazetesi tarafından eleştirilen ikili, bunların tersine Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yaşatılmasını savunan Kıbrıs'taki Türkiye büyükelçisi Emin Dırvana'nın desteğini kazandı.[3]

Bu süreçte, Kıbrıs Türk liderliği Cumhuriyet gazetesinin susturulması gerektiği görüşünü benimsedi ve "Rumların meftunu ve hayranı olduğu, İngiliz İntelijansı ve Rum müfrit Enosis liderleriyle irtibatı bulunduğu tespit edilen Dr. İhsan Ali ve onun hampacısı kesilen bir cinsi sapık (Muzaffer Gürkan) ile komünistlerle ilişiği olduğu tespit edilen Ayhan Hikmet Rum ameline hizmet eden faaliyet ve yazılarından vazgeçirilmeli; milli bir davanın varlığına inanmıyorlarsa susturulmalıdırlar" ifadesi yer alan gizli bir belge hazırlandı.[3]

Camilerin bombalanması[değiştir | kaynağı değiştir]

Bombalanan Bayraktar Camii

24 ve 25 Mart 1962 tarihlerinde, sırasıyla Lefkoşa'daki Bayraktar Camii ve Ömeriye Camii'nde birer bomba patlatıldı. Kıbrıslı Türkler arasındaki ve Türkiye kamuoyundaki genel kanı, bu bombaların EOKA'nın devamcısı olan Rum ve Yunan milliyetçileri tarafından patlatıldığı yönündeydi; bu durum Kıbrıs Türk toplumunda infiale yol açtı.[4]

Bununla beraber, ilerleyen günlerde bombaların Kıbrıs Türk toplumundaki bir takım fanatikler tarafından yerleştirilmiş olabileceği iddiaları ortaya çıktı.[4] Gürkan ve Hikmet, bombaların sorumlusu olarak TMT'yi ve Denktaş'ı görmekteydi. Daha önce de 16 Mart tarihinde İçişleri Bakanı ve gizli Akritas örgütü lideri Polikarpos Yorgacis'i ziyaret etmiş ve "Denktaş’ın iki toplumu birbirine düşürmek için hazırlık yaptığını" söylemiş olan ve bu hareketinden dolayı gazetede yazan arkadaşı İhsan Ali'nin de tepkisini çekmiş olan Gürkan, öldürülmeden günler önce Yorgacis'i tekrar ziyaret etti. Bu ziyarette bombaları Denktaş'ın koydurduğunu ifade etti. Yorgacis, Gürkan'ın bilgisi dışında Gürkan'ın ifadelerini ses kaydına aldı, bu kayıt sonradan Yorgacis tarafından Tahkikat Komisyonuna da verildi ve Denktaş tarafından Gürkan'ın aleyhine kullanıldı.[3]

İki gazeteci, bu ortamda bombaları yerleştirenin TMT olduğunu gazetenin manşetinden ilan etmeye hazırlanıyorlardı.[4] 23 Nisan 1962'de "Evet tekrar ediyoruz: Bomba hadiselerinin sorumlusu alçak, adi ve satılmış herifin kim olduğunu aklı selim sahibi herkes tahmin etmiştir. Bu alçağın, bu satılmışın yüzündeki maskenin indirileceği gün yakındır" ifadesini kullandılar.[3] Cinayeti tetikleyen olayın, bu yöndeki söylemleri olduğu düşünülür.[4]

Cinayet[değiştir | kaynağı değiştir]

Cinayetlerin ilki, Lefkoşa'nın dış mahallelerinden olan Küçük Kaymaklı'da yaşayan Gürkan'ın evinde gerçekleşti.[5] İşinden yemeğini alıp evine dönmüş olan Gürkan, gece 8.30 civarında, evinin garajında pusu kurmuş olan saldırganlar tarafından park hâlindeki arabasında vurularak öldürüldü. Bu sırada evde bulunan karısı, silah seslerini duydu; ancak kapı sesi sandı. Sabah saat 04.00'te cinayeti fark edip polise bildirdi.[3]

İkinci cinayet, henüz Gürkan'ın öldürülüğü fark edilmeden, 01.45'te Hikmet'in Yenicami mahallesinde, Karababa Sokak'ta yer alan evinde gerçekleşti.[5] Dışarıdaki bir gözcünün yardımcı olduğu iki maskeli saldırgan,[3] Hikmet'in evine açık bulunan yatak odası penceresinden girdi. Bu sırada, ekibin diğer üyeleri dışarıda sokağın telefon kablosunu kesti. Hikmet, bu sırada eşiyle beraber yatakta uyumaktaydı, çocukları diğer bir odada uykudaydı. Saldırganlar yatağa gittikçe yaklaşarak Hikmet'e dört el ateş etti. Eşi yatakta bu saldırıya tanık olduktan sonra, saldırganların kaçmasının ardından telefonla doktor çağırmaya çalıştı; ancak telefon hatlarının kesik olmasından dolayı çağıramadı. Bunun hemen ardından Hikmet, eşinin kolları arasında öldü.[5]

Tepkiler[değiştir | kaynağı değiştir]

25 Nisan 1962 tarihli Bozkurt gazetesi, "Lefkoşa çifte cinayeti takbih edildi" manşetiyle çıktı ve Küçük, Denktaş ve Dırvana'nın açıklamalarını öne çıkardı

Olayların gece gerçekleşmesi nedeniyle 24 Nisan gününün gazetelerine tam yansıyamadı, Halkın Sesi gazetesi 24 Nisan günü sadece Hikmet'in cinayetini "son dakika" olarak manşete taşıdı. 25 Nisan günü cinayetler günlük olarak yayımlanan Halkın Sesi ve Bozkurt gazetelerinin manşetine taşındı. Halkın Sesi 25 Nisan günkü başyazısında cinayetlerin infial ve üzüntü yarattığını belirtip, "cemaatimiz mensuplarının bu şekilde suikastlere kurban gitmesi pek tabii olarak gazetemiz tarafından şiddetle takbih edilir" ifadesini kullandı. Bozkurt gazetesi de "Lefkoşa çifte cinayeti takbih edildi" başlığıyla çıkarken Küçük, Denktaş ve Dırvana'nın açıklamalarını vurguladı.[6] İki gazetede de öldürülen gazetecilerin Türk olduğu vurgulandı; böylece cinayetin faillerinin ancak Kıbrıs Türk toplumunun dışından olabileceği mesajı verildi. Cinayetler herhangi bir şekilde basın özgürlüğü bağlamında değerlendirilmedi.[7]

Haftalık yayımlanan Nacak gazetesi, cinayetlerin ardından ilk yayımlanan 27 Nisan tarihli sayısında, cinayetlere ilişkin herhangi bir habere yer vermedi; çift sütunluk bir çerçeve içerisinde başsağlığı mesajı yayımladı. Gazetenin "Ölenler Öldürenler" isimli başyazısında, öldürülen gazetecilerin çizgisini "yanlış ve Türklüğe zararlı bir yol" olarak niteledi. Cinayeti siyasi sebeplerden ötürü Türklerin işlemiş olabileceğinin ihtimalinin bulunmadığını vurgulayan gazete, cinayetin Rumlar tarafından işlendiğini ima etti. 28 Nisan günü Halkın Sesi gazetesinde çıkan yazıda da "Türk cemaati arasında bu kadar planlı cinayet işleyecek birisi yoktur" ifadesi kullanıldı, cinayetin işlenme sebebinin "Türk cemaatini parçalamak" olduğu yazıldı.[8]

Soruşturma ve faillere dair iddialar[değiştir | kaynağı değiştir]

Cinayetlerin Türk Mukavemet Teşkilatı tarafından gerçekleştirildiğine dair iddialar ve teşkilat mensuplarının söylemleri bulunmaktadır. Siyaset bilimci Niyazi Kızılyürek'e göre, bunlar "sağlam iddialar ve veriler" oluşturmaktadır.[3] Akademisyen Erol Kaymak, akademik bir yayınında Hikmet ve Gürkan'ın "Denktaş'ın çizgisindeki düzensiz bir askerî kuvvetin işlediği siyasi bir suikaste kurban gittiklerine dair yaygın bir düşünce" olduğunu belirtmiştir.[9]

Bu yöndeki iddialar Küçük, Denktaş ve Kıbrıs Türk liderliği tarafından kabul edilmedi. 30 Nisan 1962'de Türk Cemaat Meclisi Başkanlığı yayımladığı basın bülteninde "iki Türk gazetecinin öldürülmesinden Rumların mesul olduğu"nu yazdı.[10]

4 Haziran 1999 tarihinde Avrupa gazetesinde çıkan bir haberde, cinayetlerin H.C. isimli bir TMT üyesinin başını çektiği üç kişilik bir ekip tarafından gerçekleştirildiği iddia etti. Gazete, H.C.'nin 1984'te sirozdan öldüğü ve cinayete ilişkin detayları ölmeden hastanedeki hemşiresiyle paylaştığı iddiasında bulundu, söz konusu hemşireyle bir mülakat yayımlandı.[11]

Etkileri ve sonrası[değiştir | kaynağı değiştir]

Öldürülen gazetecilerin eşleri, cinayet sonrası toplumda "hain karısı" olarak yaftalandı ve aileleriyle beraber tacize uğradı. Hikmet'in eşi Sabiha Hanım, önceleri iki çocuğuyla beraber Lefkoşa'da kayınpederinin yayında kalmayı denese de; uğradığı tacizler nedeniyle Peristerona'ya anne ve babasının yanına yerleşti. Burada da taciz görmeye devam edince, dayanamayıp Rum kesimine kaçtı; burada bir Rum ile evlendi. Babası öldürüldüğünde dört yaşında olan kızı Hıfsiye de, 13 yaşına kadar Türk kesiminde kalıp sonrasında Rum kesimine yerleşti.[12]

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

Özel
  1. ^ "Karababa'da kararan gece". Havadis. 12 Haziran 2016. 21 Eylül 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 21 Eylül 2018. 
  2. ^ Eraslan 2016, s. 78.
  3. ^ a b c d e f g Kızılyürek, 27 Nisan 2015.
  4. ^ a b c d Paşa 2018, s. 52.
  5. ^ a b c Paşa 2018, s. 53.
  6. ^ Eraslan 2016, s. 84.
  7. ^ Eraslan 2016, s. 87.
  8. ^ Eraslan 2016, ss. 87-88.
  9. ^ Erol, Kaymak (2008). "The Development of Turkish Cypriot Politics". Ker-Lindsay, James; Faustmann, Hubert (Edl.). The Government and Politics of Cyprus (İngilizce). Peter Lang. s. 233. 
  10. ^ Eraslan 2016, s. 89.
  11. ^ "Lawyers Hikmet and Gurkan killed by TMT, paper says" (İngilizce). Kıbrıs Cumhuriyeti Enformasyon Dairesi. 4 Haziran 1999. 19 Ekim 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 10 Kasım 2018. 
  12. ^ Paşa 2018, ss. 56-57.
Genel