İçeriğe atla

1957 Suriye Krizi

Vikipedi, özgür ansiklopedi
1957 Suriye Krizi
Soğuk Savaş , Arap Soğuk Savaşı ve 1950-1960 Türkiye-Suriye Sınır Çatışmaları

Kriz sonrası Ocak 1958'de Cemal Abdünnâsır, Suriye heyetiyle bir araya gelerek Mısır ve Suriye arasında birlik çağrısında bulunuyor
Tarih18 Ağustos – Ekim sonları 1957
Bölge
Sonuç
  • Türkiye sınır harekâtlarını sonlandırdı
Taraflar
 Türkiye
 ABD
CENTO
İsrail İsrail
Lübnan Lübnan
Ürdün Ürdün
Suriye Cumhuriyeti Suriye
Sovyetler Birliği SSCB
Bulgaristan
 Mısır
Komutanlar ve liderler
Türkiye Celâl Bayar
Türkiye Adnan Menderes
Türkiye Hakkı Tunaboylu
Türkiye Feyzi Mengüç
Amerika Birleşik Devletleri Dwight D. Eisenhower
Amerika Birleşik Devletleri John Foster Dulles
İsrail İzak Ben-Zvi
Lübnan Kâmil Şamun
Ürdün Hüseyin bin Talal
Suriye Cumhuriyeti Şükri el-Kuvvetli
Suriye Cumhuriyeti Sabri el-Aseli
Suriye Cumhuriyeti Afif el-Bizri
Sovyetler Birliği Nikita Kruşçev
Sovyetler Birliği Nikolay Bulganin
Sovyetler Birliği Georgi Jukov
Sovyetler Birliği Rodion Malinovski
Mısır Cemal Abdünnâsır
Bulgaristan Todor Jivkov
Güçler
Türkiye 50.000 asker, 500 tank[1] Bilinmiyor

1957 Suriye Krizi, Soğuk Savaş döneminde ortaya çıkan ciddi bir uluslararası gerilimdi. Bu krizde bir tarafta Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri, İsrail, Lübnan, Ürdün ve CENTO; diğer tarafta ise Suriye, Sovyetler Birliği, Mısır ve Bulgaristan yer aldı. İki blok (Batı ve Doğu Blokları) arasında sert bir diplomatik çekişme yaşanırken, Türkiye'nin Suriye, Bulgaristan ve Sovyetler Birliği ile olan sınırlarında askerî yığınaklar gerçekleştirildi.

Gerilimler, 18 Ağustos'ta Şükri el-Kuvvetli yönetimindeki Suriye hükûmetinin ordu komutanlığına Sovyet yanlısı olduğu iddia edilen Albay Afif el-Bizri'yi ataması gibi bazı önemli değişiklikler yapmasıyla başladı.[2] Bu hamle, Batı dünyasında Şam'da komünist bir darbe yapıldığı endişelerini artırdı. Durum öyle bir hâl aldı ki Irak, Ürdün ve Lübnan gibi komşu ülkeler, Suriye yönetimini devirmek için askerî müdahale başlatmayı düşünüyorlardı. Türkiye ise bu krizde en somut adımı atarak Suriye sınırına binlerce asker yığdı. Buna karşılık Sovyet lider Nikita Kruşçev, Türkiye Suriye'ye saldırırsa füze atacağı tehdidinde bulundu. ABD ise Türkiye'ye yapılacak bir saldırıyı Sovyetler Birliği'ne misillemeyle cevaplayacağını açıkladı. Kriz, Ekim sonunda iki gelişmeyle sona erdi: Türkiye'nin ABD'nin baskısıyla sınırdaki askerlerini çekmeyi kabul etmesi[3] ve Kruşçev'in Moskova'daki Türkiye büyükelçiliğine sürpriz bir ziyaret yapması.[2]

Türkiye, Sovyetler Birliği'nin Orta Doğu'daki nüfuz kurmasını önlemek için 1955'te CENTO'ya girdi. Pakt'a girildiğinin duyurulduğu 25 Şubat 1955 günkü Milliyet gazetesi

Suriye'nin bağımsızlığına kavuşmasıyla yaşadığı siyasi istikrarsızlık dönemi Baas Partisi'nin güç kazanmasına neden oldu. Baas Partisi'nin iktidara gelmesiyle, Arap milliyetçiliği Soğuk Savaş döneminde etkin hâle geldi. Bu dönemde Sovyetler Birliği ile yakın ilişkiler kuran Suriye hükûmeti, Batı dünyası ve dolayısıyla Türkiye ile de bir karşıtlık benimsedi. Suriye hükûmeti 1955'te CENTO'nun kuruluşuna yanıt Cemal Abdünnâsır liderliğindeki Mısır ile yakın ilişki kurdu. Bu ilişki 1956 Süveyş Krizi ile daha da güçlendi.[4]

Kriz, Ağustos ortasında Suriye hükûmetinin komünistlerin Şam'da kontrolü ele geçirdiği şüphelerini güçlendiren bir dizi önemli hamle yapmasıyla ortaya çıkmaya başladı. Bu değişikliklerin en dikkat çekeni, Suriye Ordusu Genelkurmay Başkanı Tevfik Nizam el-Din'in yerine Albay Afif el-Bizri'nin atanmasıydı. Batılı devletler, el-Bizri'nin Sovyet yanlısı olduğundan şüpheleniyordu.[5] Diğer olaylar ise Suriye'nin Sovyetler Birliği'nden silah alması, ABD'nin Suriye Büyükelçiliği'nin 12 Ağustos 1957'de Suriye ordusu tarafından kuşatılması ve ABD'li üç diplomatın sınır dışı edilmesidir. Suriye İstihbarata Karşı Koyma Bürosu Şefi Abdul Hamid Sarraj, operasyonun Şükri el-Kuvvetli'ye karşı düzenlenmesi planlanan darbeyi engellemek için yapıldığını belirtmiştir. ABD iddiayı kesin bir dille reddetmesine karşın, CIA merkezli bölgede çeşitli faaliyetlerin yürütüldüğü iddialarını çürütemedi. 12 Ağustos'ta yapılan baskın ile CIA faaliyetlerinin bölgede zayıflaması üzerine Türkiye, Irak, Ürdün, Lübnan ve İsrail gibi çevre ülkelerinin konumu ön plana çıktı.[4]

ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower'ın Orta Doğu daimi temsilcisi James P. Richards, aceleci davranmamak gerektiği konusunda uyarıda bulunarak, İngiliz-Amerikan görüşmelerinin ardından gerilimin "birkaç gün veya hafta içinde karakter değiştirip yatışabileceğini" ifade etti. ABD Dışişleri Bakanı John Foster Dulles ise durumu "kesinlikle kabul edilemez" olarak nitelendirdi ve Suriye'nin bir "Sovyet uydusu" hâline gelmesini engellemek için daha sert önlemler çağrısında bulundu. Ancak şiddetli bir tepkiden, özellikle İsrail tarafından gelecek bir müdahaleden kaçınmayı umuyordu. 21 Ağustos'ta Dulles'in tavsiyesi doğrultusunda Eisenhower, bir basın toplantısında Suriye hükûmetini doğrudan komünist kontrolü altında olmakla suçlamaktan kaçındı. Aynı gün Beyaz Saray'da ABD Genelkurmay Başkanı Nathan Twining'in katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda Sovyetler Birliği'nin bölgede artan gücü belirtilerek, bölge ülkelerinin Suriye karşısında müdahale gerçekleştirmemesi durumunda bölgedeki kontrolün kaybolacağını belirtti.[4] Buna karşılık Suriye, iki gün sonra düzenlediği basın toplantısında, Soğuk Savaş süper güçlerinin etkisinden bağımsızlığı vurgulayan "pozitif tarafsızlık" politikasına bağlılığını yeniden vurguladı.[5]

1957'de bir geçit töreninde Suriyeli kız izciler

Ağustos sonuna gelindiğinde, hem Vaşington hem de Londra, Suriye'nin tarafsızlıktan ayrıldığına ve komşu ülkelerin istikrarsızlaşmasını önlemek için harekete geçilmesi gerektiğine kanaat getirmişti. 28 Ağustos'ta Dışişleri Bakanı Dulles'e yazdığı mektupta Birleşik Krallık başbakanı Harold Macmillan, Sovyet lideri Nikita Kruşçev'i "Stalin'den bile tehlikeli" olarak nitelendirerek Lübnan, Ürdün ve nihayetinde Irak'ın Sovyet nüfuzuna girmesini engellemenin aciliyetini vurguladı. Aynı gün, Ürdün Büyükelçisi Sir Charles Johnston, Ürdün hükûmetinin Suriye'deki rejim karşıtı grupları tespit edip silahlandırmayı düşündüğünü, ancak sonra bu fikirden vazgeçerek gelişmeleri beklemeye karar verdiğini bildirdi. Ay sonunda Eisenhower, özel temsilci Loy W. Henderson'u Orta Doğu'ya gönderdi; Henderson, Suriye hariç bölge hükûmetleriyle kriz çözümü için görüşecekti.[6]

2 Eylül'de Dışişleri Bakanı Dulles, Vaşington'daki basın toplantısında, Suriye'nin komşularının ortak görüşünün "60 gün içinde müdahale edilmezse Suriye'nin komünist bir devlete dönüşeceği" olduğunu açıkladı. Bu, Henderson'ın Eisenhower'a sunduğu raporun ve yoğun diplomatik görüşmelerin ardından geldi.[7] Bu görüşmelerde İsrail, Suriye'nin komşuları ülkeyi "ablukaya almazsa" askerî harekâta hazır olduğunu belirtti. Konu, Eylül başında Ankara'da Türkiye başbakanı Adnan Menderes, Irak Veliaht Prensi Abdülilah ve Türkiye'deki ABD büyükelçisi Fletcher Warren arasındaki toplantıda ele alındı. Batı dünyası, sonradan İsrail'i geri adım atmaya zorlarken, Abdülilah ihtiyatlı davranarak Ürdün'le istişare yapmayı tercih etti. Ona göre Suriye'ye Ürdün üzerinden operasyon, Irak sınırından girişime kıyasla daha uygulanabilirdi.[8] Türkiye ise durumu ulusal güvenlik meselesi sayarak askerî önlemlere açıktı.[7]

Türkiye sınırlarında askerî yığınaklar

[değiştir | kaynağı değiştir]

4 Eylül'den itibaren Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı, Suriye sınırına piyade birlikleri, tanklar ve uçaklar sevk etmeye başladı. Bu hareketlerin görünürdeki gerekçesi askerî tatbikat yapmaktı.[9] Buna karşılık Sovyetler Birliği ve Bulgaristan, Türkiye'nin kuzey ve batı sınırlarında gövde gösterisi niteliğinde askerî manevralar düzenledi. Ayrıca Moskova, en tecrübeli komutanlarını Türkiye sınırına göndereceğini açıkladı.[10] Mısır ise Lazkiye'ye kuvvet çıkararak Türkiye sınırına birliklerini konuşlandırdı.[11] Bu sırada Türkiye'nin saldırı planının birebir kopyası, bir casus tarafından ele geçirilmiş ve Kruşçev'in eline geçmişti.[12] Toplam kuvvet, yaklaşık 500 tank ve kundağı motorlu top ile topçu birlikleri ve hava unsurlarının desteklediği 50.000 askerden oluşuyordu.[13] Andrey Gromıko'ya göre taarruzun başlatılması için belirlenen târih, Türkiye'de 27 Ekim'de yapılacak genel seçimlerin hemen sonrasına planlanmıştı.[14]

Türkiye'nin harekâtı başlatmasına çok kısa bir süre kala Sovyetler Birliği, Suriye'ye askerî yardımda bulunacağını resmen ilân etti.[10] Kruşçev'in anılarına göre, bu uyarının ardından ABD, 22 Ekim'de Türkiye'ye savaş hazırlıklarını durdurmasını önerdi.[15] 29 Ekim'de Kruşçev, Moskova'daki Türkiye büyükelçiliğine sürpriz bir ziyaret gerçekleştirerek barışı savundu.[2]

Sonuç olarak Batı ve Doğu Blokları arasındaki gerginlikler hızlıca azaldı, Türkiye'nin saldırı planları da tamamen iptal edildi. Bu olaylar, ABD'nin "uluslararası komünizmle" mücadele için Orta Doğu müttefiklerine askerî destek vaad eden Eisenhower Doktrini'nin önemli bir başarısızlığı olarak târihe geçti.[3]

Şubat 1958'de Cemal Abdünnâsır ve Selahaddin el-Bitar'ın öncülüğünde Mısır ve Suriye, Birleşik Arap Cumhuriyeti'ni kurmak üzere birleşti. Bu birleşme, her iki ülkede komünist yayılma tehdidiyle mücadele etmeyi ve ortak ulusal ile bölgesel stratejik hedeflerini ilerletmeyi amaçlıyordu. Amerikan târihçi Kevin Brown'a göre, bu hâdise krizi resmen sonlandırdı.[16]

  1. ^ Easter 2017, s. 17.
  2. ^ a b c Brecher 1997, ss. 345-346.
  3. ^ a b Yaqub 2011, ss. 114-116.
  4. ^ a b c Kıyanç, S. (2021). "1957 Türkiye Suriye Krizi'nin Analizi", 10. Tarih ve Günce. ss. 209-236. 11 Nisan 2025 tarihinde kaynağından arşivlendi. 
  5. ^ a b Anderson 1995, s. 25.
  6. ^ Anderson 1995, s. 26.
  7. ^ a b Anderson 1995, s. 28.
  8. ^ Anderson 1995, s. 27.
  9. ^ Easter 2017, s. 6.
  10. ^ a b Easter 2017, s. 2.
  11. ^ "Egypt Lands Troops In Syria; Reinforces Country's Defenses". 132 (17). The Stanford Daily. 14 Ekim 1957. 
  12. ^ Easter 2017, s. 13.
  13. ^ Easter 2017, ss. 17-18.
  14. ^ Easter 2017, s. 18.
  15. ^ Easter 2017, s. 20.
  16. ^ Brown 2013, s. 25.