İçeriğe atla

"Salgurlular" sayfasının sürümleri arasındaki fark

Gerekçe: + telif hakkı ihlali
k
(Gerekçe: + telif hakkı ihlali)
Güney İran'daki Fars bölgesinde kurulduğundan Fars Atabeyliği olarakta bilinir. Zaman zaman hakimiyetleri Kirman (1204-1213), Umman, Hürmüz ve Bahreyn'e (8 Ağustos 1236'dan sonra) da genişledi. Salgurlular 1157'ye dek [[Büyük Selçuklu Devleti]]'ne, 1194'e dek [[Irak Selçuklu Devleti]]'ne tâbi oldular, 1194-1218 arasında bağımsız yaşadıktan sonra, 1218-1231 arasında [[Harzemşahlar]]'a bağlandılar. 1231'de [[İlhanlılar]]'ın egemenliğini kabul ettiler. 1286 yılında İlhanlılar Salgurluları tamamen hakimiyeti altına aldılar.
 
Fars bölgesinin fethine hazret-i Ömer zamanında teşebbüs edilmiş, 649 (H. 29) yılında Basra valisi Abdullah bin Amr tarafından bölgenin tamâmı İslâm topraklarına katılmıştı. Abbasîler zayıflayınca, Saffarîlerin eline geçti. Daha sonra Büveyhîler hâkim oldu. Tuğrul Bey zamanında Selçuklu Türklerinin eline geçti. Fakat dağlık bölgeler, bölgenin yerli hâkimleri olan Şebânkârelerin elinde kaldı. Selçuklu emîri Atabeg Çavlı, onlarla uzun yıllar mücâdele etti. Bölge, Irak Selçuklularına bağlı atabeglerin eline geçti. Son atabeg yerine Salgurlulardan Mevdûd’u bırakan Bozaba’nın ölümü ile İrak Selçuklularından Melikşâh, Fars bölgesine hâkim oldu. Aynı yıllarda ölen Mevdûd’un yerine oğlu Sungur geçti. Sungur, bölgeye hâkim olan Melikşâh’a atabeg ünvanı ile yardımcı oldu. Keyfî hareket eden Melikşâh, devlet işlerinden uzak duruyor, halka karşı kötü davranıyordu. Bir bahane ile Atabeg Sungur’un kardeşini öldürttü. Sungur, kabilesi Salgurluları da yanına alarak, Şîrâz’dan çıkıp gitti. Melikşâh’ın tekliflerini reddedip baş kaldırarak, onu yendi. 1148’de Şîrâz’ı ele geçirip merkez yaptı ve devletin temelini attı.
 
Fars hâkimiyetini kaybeden Melikşâh, amcası ve Irak Selçuklu sultânı Mes’ûd’dan yardım istedi. Aldığı yardımcı kuvvetlerle Fars üzerine yürümesine rağmen tekrar yenildi. Bu husustaki seferlerinin hepsi netîcesiz kaldı ve her defasında Sunguca mağlûb oldu. Böylece Fars bölgesi, tamamen Atabeg Sungur’un hâkimiyetine girdi. Atabeg Sungur, Kirman Selçuklu sultânı Birinci Muhammed ile dostluk kurdu.
 
Sungur, on üç sene saltanat sürdükten sonra Margzâr-ı Beyzâ’da elli bir yaşında öldü (1161). Şîrâz’da kendi adıyla anılan Sunguriyye Medresesi’ne defnedildi. Adaletli, dindar, hayır sever ve mütevâzî bir sultandı. Oğlu Tuğrul, küçük yaşta olduğu için yerine geçen kardeşi Zengi, başa geçer geçmez, muhalefet ile karşılaştı. Fakat bunu ortadan kaldırmayı başardı. Bunun şükrânesi olarak Şîrâz’da Ebû Abdullah ibni Hafîf’in (rahmetullahi aleyh) türbesinin yanına büyük bir ribât yaptırdı. Atabeg Zengi, bir ara Abbasî Halîfesi’nin vezîri Yahya bin Hubeyre’nin teşviki ile Irak Selçuklu sultânı Arslanşâh’ın yerine şehzade Mahmûd bin Melikşâh adına hutbe okuttu. Lâkin müttefiki Rey valisi Emir İnanç, Sultan Arslanşâh’a itaatini bildirince, Zengi yalnız kaldı. Sultan ve Atabeg İldeniz, onu sulh yoluyla kazanmak istediklerinden, Zengi’ye haber göndererek huzura çağırdılar. Önce gitmek istemeyen Zengi, sonra İsfehan’da bulunan Sultan Arslanşâh’ın huzuruna varıp itaatini bildirdi. Böylece Salgurlu Devleti, 1165 yılında Irak Selçuklularına resmen tâbi oldu (Bkz. Irak Selçukluları).
 
Atabeg Zengi’nin, bir müddet sonra Fars halkına kötü davranmaya başlaması halkın Huzistan hâkimi Şumla’yı bölgeye davet etmesine sebeb oldu. Fars bölgesine sefer düzenleyen Sumla, Zengi’yi yenerek Şebânkârelilere sığınmaya mecbur bıraktı ve Fars bölgesine hâkim oldu. Fakat o da halka iyi davranmadı. Salgurlu askerleri yaptıklarına pişman olup Zengi’nin yanında toplandılar. Askerleriyle Fars’a giren Zengi, bölgeye yeniden hâkim olunca, Sumla bölgeyi terk etmek mecburiyetinde kaldı. Zengi, Kirman Selçuklu sultânı Melik Tuğrulşâh’ın ölümünden sonra meydana gelen taht mücâdelelerine karıştı ve yardımı ile ikinci Turanşâh tahtı ele geçirdi. Bu târihten itibaren Salgurlular, Kirman Melikleri tarafından yardım hususunda başvurulan ilk merci durumuna gelmişlerdi. Kirman siyâseti üzerinde ve meliklerin tahta geçişlerinde Salgurlu te’siri büyüktü. Bu, onların bir müddet sonra Kirman eyâleti üzerinde kuracakları hâkimiyetin ilk belirtileri idi. Atabeg Zengi’nin 1178 senesinde ölümü üzerine yerine beş oğlundan, daha önce veliahd tâyin ettiği Tekle geçti. Tekle’nin ilk senelerinde, Azerbaycan atabeği Cihan Pehlivan, Fars’a akın düzenliyerek Şîrâz’ı yağmaladı ve halktan birçok kişiyi öldürdü (1180). Bir süre sonra Tekle’ye karşı amcasının oğlu Tuğrul, saltanat iddiasında bulundu ise de, başarılı olamayarak Şebânkâre emirlerine sığınmak mecburiyetinde kaldı. Tekle, akrabalıktan dolayı Tuğrul’u affetti. Tuğrul, bu sefer Irak’a gitti ve Azerbaycan atabeği Cihan Pehlivan’dan yardım sağlayıp Fars üzerine yürüdü ve bunu iki üç sefer tekrarladı. Fakat başarılı olamadı ve 1181 senesinde esir alınarak öldürüldü. Harezmşâhların Merv ve Serahs şehirlerini ele geçirmeleri üzerine buralarda yaşıyan Oğuzlar, Fars ve Kirman’a göç ettiler. Salgurluların kuvveti karşısında, bunlardan Fars’a gelenler, seslerini çıkaramadılar. Kirman’a giden Oğuzlar ise, Kirman Selçuklularının zayıflığından faydalanarak bölgeye hâkim oldular. Devlet ileri gelenleri Tekle’den yardım istedilerse de, gönderilen yardımcı kuvvetten faydalanamadıklarından Kirman Selçukluları târihe karışmış oldu (1187). Âdil, kanaatkar ve sabırlı bir sultan olan Tekle, yirmi sene saltanat sürdükten sonra 1197 senesinde Bidek-i Fesâ’da öldü.
 
Tekle’nin yerine kardeşi Sa’d geçti. Sa’d’ın zamanı Salgurlular için parlak bir dönem oldu. Sa’d, başa geçtikten bir süre sonra, Fars’da büyük bir kıtlık olduğu gibi peşinden de veba salgını çıktı. Arka arkaya gelen bu âfetlerin Fars üzerinde meydana getirdiği çöküntünün te’sirlerini ortadan kaldırmaya çalışan Sa’d, topraklarını genişletmek için sefere çıktı. Bu sırada Kirman’a Oğuzlardan sonra Harezmşâhlar hâkim olmuştu. Fakat, bölgede Oğuzlar, karışıklıklara sebeb oluyorlardı. Şebânkâre emirleri de zaman zaman hâdiselere karışıyorlardı. Neticede Şebânkâre emîri Nizâmeddîn Mahmûd, Berdesîr’i ele geçirdi. Bunun üzerine Kirman emirleri ve Türkler ayaklandı. Şehre Oğuzlar hâkim oldularsa da, Atabeg Sa’d’ın kuvvetinden çekinerek Berdesîr’i Salgurlu ordusuna teslim ettiler. Böylece Salgurlular için Kirman hâkimiyetinin ilk adımı atılmış oluyordu (1204). Sa’d, İsfehan ve Hemedân’ı ele geçirip topraklarını genişletmek istiyordu. Hazırlıklarını tamamlayıp İsfehan üzerine yürüdü ve hiç bir mukavemetle karşılaşmadan şehre girdi. Sa’d’ın bu sefer sırasında Şîrâz’ı boş bırakması, Salgurluların rakibi ildenizliler ve Şebânkâre emirleri için bulunmaz fırsattı. Bundan faydalanmak isteyen İldenizlilerden Atabeg Özbek, Şîrâz; Şebânkâre emîri Mübâriz de, Kirman üzerine başarısız seferler yaptılar (Bkz. İldenizliler).
 
Sa’d, Kirmanlı bir devlet adamının teşviki ile, bölgedeki hâkimiyetini kuvvetlendirmek için sefere çıktı ve 9 ocak 1209’da Kirman’ın başşehri Berdesîr’e girdi. Oğuzları itaat altına almak için Bern’i kuşattı. Bu sırada Nişâbur valisi Kezlik Hân, Muhammed Harezmşâh’a isyan etmiş, karşısında duramayacağını anlayınca, hâkimiyet sahası bulmak için Kirman üzerine yürümüştü. Sa’d, bir hîle ile Kezlik Hân’ı Kirman’dan kaçırdı. Daha sonra Oğuzlarla anlaşarak Şîrâz’a döndü. Sa’d, Kirman’da kaldığı beş ay zarfında burayı düzene sokmuş ve büyük kısmını da itaati altına almıştı. Fakat daha sonra bölgeyi ihmâl edince, 1213 senesinde Harezmşâhlar, Kirman’ı ele geçirdiler. Sonra Fars bölgesinden Şîrâz’a kadar uzanan seferler düzenlediler.
 
Harezmşâhların Irak-ı Acem valisini bâtınîler öldürünce, bölgeyi ele geçirmek isteyenler arasında yeni mücâdeleler başladı. Bir yandan Atabeg Sa’d, diğer yandan da Atabeg Özbek, Irak-ı Acem’e hâkim olabilmek için harekete geçtiler. Sultan Muhammed Harezmşâh da bu bölgeyi onlara bırakmak niyetinde olmadığından büyük bir ordu ile, her iki atabeğe mâni olmak için, batıya yürüdü. Sa’d, sultânın ordusu ile Rey civarında karşılaştı. Yapılan savaşta mağlûb ve esir düştü (1217). Daha sonra Sultan, Sa’d’ı affetti ve iki hükümdar arasında anlaşma yapıldı. Bu anlaşmaya göre Sa’d, Fars’ın iki müstahkem kalesi Istahr ve Eşkenvan’ı ve ülke gelirinin üçte birini haraç olarak verecekti. Ayrıca bütün topraklarında hutbe Harezmşâh adına okunacaktı. Sa’d yanında Harezmli kuvvetlerle Şîrâz’a dönünce, kendisini şehre sokmak istemeyen oğlu Ebû Bekr’i mağlûb ederek içeri girdi.
 
Harezmşâhlarda Gıyâseddîn Pîrşâh, Moğollar karşısında yenildikten sonra Kirman’ı ele geçirmişti. Gıyâseddîn çıktığı seferlerde Şîrâz’a kadar uzandı ve Fars bölgesinin büyük bir kısmına hâkim oldu. Sa’d, mücâdelenin uzadığını görünce, bölge topraklarını aralarında paylaşmak suretiyle anlaştı. Sa’d yirmi dokuz senelik bir saltanat devresinden sonra 1226’da Bihâtzad’da öldü. Halka adaletle muamele eder ve âlimleri korurdu.
 
Yerine hapisten çıkarılan oğlu Ebû Bekr geçti. Ebû Bekr, saltanatının ilk senelerinde Şebânkâreler ile mücâdele ettiyse de başarılı olamadı. Sultan Celâleddîn Harezmşâh, İsfehan önünde Moğollar ile karşılaştığı zaman, yardım-cıları arasında Ebû Bekr de bulunuyordu. Ebû Bekr, yaklaşan Moğol tehlikesini bertaraf etmek için, Moğol hükümdarı Ögedey’e kardeşini elçi gönderdi ve itaatini bildirdi, ögedey memnun olarak, Fars idaresini ona bıraktı. Buna karşılık Ebû Bekr senelik otuz bin dînâr verecekti. Ebû Bekr, Hürmüz adası hâkimi ile anlaşarak düzenlediği sefer sonunda Basra körfezindeki Kays adasına hâkim oldu (1229). Basra körfezindeki hâkimiyetini Arabistan sahillerine kadar genişletti. Bâzı Hind ülkelerinde adına hutbe okundu. Moğollara karşı olan sözünü yerine getirerek, dostâne münâsebetlerini devam ettirdi. Ancak verilen haraçlar yeni vergilerin konulmasını gerektirmişti. Ebû Bekr, Şîrâz’da hastalanarak, 1260’da yetmiş yaşında öldü. Yerine oğlu İkinci Sa’d geçti ise de, on iki günlük bir hükümdarlıktan sonra öldü. Yerine, henüz çocuk yaşta olan oğlu Muhammed geçti. Yaşının küçüklüğü sebebiyle nâibliği annesi Bibi Terken Hâtun’a verildi. Terken Hâtûn, devlet idaresini doğrudan doğruya ele aldı ve halkın refahını sağlamaya ve ülkeyi karışıklıklardan korumaya çalıştı. Muhammed, iki sene yedi aylık bir saltanattan sonra, 1262 yılında sarayın damından düşüp öldü.
 
Muhammed’in yerine devlet erkânı ve ordunun karârı ile Muhammedşâh geçti. Muhammedşâh, tahta geçer geçmez duruma hâkim oldu. Terken Hâtûn’un sözlerine iltifat etmeyip, otoritesini engelledi. Muhammedşâh, İlhanlı hükümdarı Hülâgu’nun çağrısına uymayıp, yanına gitmemesi üzerine, bu fırsatı kaçırmayan Terken Hâtûn, emîrlerle birleşerek Muhammedşâh’ı tahttan uzaklaştırdı ve Hülâgu’nun yanına gönderdi.
 
Sekiz aylık bir saltanattan sonra tahttan indirilen Muhammedşâh’ın yerine Selçukşâh geçti. Selçukşâh, tahta geçince devlet için zararlı gördüğü bir kısım devlet adamını ortadan kaldırdı. Devlet idaresinde kuvvetli duruma gelen Terken Hâtun’la evlenen Selçukşâh onu öldürtünce, Salgurlu Devleti’nin yıkılışına sebeb olacak hâdiseler birbirini kovaladı. Selçukşâh, daha sonra Şirâz’daki Moğol komutanlarını öldürtünce, Hülâgu, üzerine bir ordu gönderdi. 1263 yılında Kâzerûn’da yakalanarak öldürüldü.
 
Selçukşâh’ın ölümünden sonra tahta İkinci Sa’d’ın kızı Abis Hâtûn geçti. Abis Hâtun’un ilk aylarında, Kadı Şerefeddîn İbrahim ayaklandı ise de, isyan kısa sürede bastırıldı ve tarafdârları da dağıtıldı. Abis Hâtûn, daha sonra Hülâgu’nun yedi yaşındaki oğlu Mengû Timur ile formalite îcâbı olarak evlendirildi. Daha küçük yaşta olan Abis Hâtûn, idarî işlere karışmıyordu. Bu sırada Fars’da tam bir Moğol hâkimiyeti sürmekte; devleti, İlhanlı hükümdarlarının gönderdiği komutanlar idare etmekte idi. Sultan Ahmet Teküdâr, Fars’ın devamlı karışıklık içinde bulunması ve bölgedeki Moğol devlet adamlarından memnun olmaması üzerine sarayında bulunan Abis Hâtûn’un Şîrâz’a dönmesine izin verdi (1284). Bir süre sonra, Moğollar tarafından bölgeyi idare etmek için gönderilen Seyyid İmâdeddîn’in öldürülmesi üzerine Abis Hâtûn, hükümdar Argun tarafından huzuruna çağırıldı. Tebriz’de muhakeme edilen Abis Hâtun’un yeniden Şîrâz’a dönmesine izin verilmedi. Nihayet 1286 senesinde ölünce, Fars’da Salgurlu hâkimiyeti son buldu ve bölge, resmen Moğol idaresi altına girdi.
 
Salgurlu devlet teşkilâtı, Büyük Selçuklu Devleti’nin bir kopyasıdır. Devletin başında sultan veya hükümdar yerine atabeg ünvanı taşıyan bir hanedan üyesi bulunmakta idi. Lakabları genellikle Muzafferüddîn idi. Salgurlu saray mensûbları arasında, hâcibler, silâhdâr, taşdâr, hansâlâr, hazinedar, nedîmler, sâkîler, ferrâşlar, çomakdâr ve hadimler bulunurdu. Dîvân-ı Âlâ veya Dîvân-ı Atabeği adıyla anılan büyük dîvân, vezirin başkanlığında vazîfe yapmaktaydı. Ayrıca Dîvân-ı Tuğra, Dîvân-ı İşraf ve Dîvân-ı Arız isminde dîvânlar vardı. Ordu teşkîlâtı da Selçuklu ordu teşkîlâtı gibi idi. Salgurlu ordusu, üç ana kısımdan meydana geliyordu. Bunlar; gulâm (köle), Türkmenler ve Vassal devlet kuvvetleri idi.
 
Salgurlu atabegleri, kültür ve îmâr faaliyetlerine büyük önem vermiştir. Özellikle Şîrâz’da mescidler, ribâtlar ve hastahâneler yapılmış, şehir; bağ ve bahçelerle süslenmişti. Atabeg Sungur’un Şîrâz’da yaptığı eserlerin başında kendi adına inşâ ettirdiği Sunguriye Medresesi gelmektedir. Ayrıca Şîrâz yakınında su kanalları ve yolları açtırdı. Atabeg Sa’d’ın yaptırdığı en önemli eserlerden biri, bugün bile Şîrâz’da mevcut olan Mescid-i Nev veya Mescid-i Atabeği adı ile meşhûr Câmi-i Cedîd-i Şîrâz’dır. Bundan başka bir çok mîmârî eser inşâ ettirmiştir. Vezîr Amideddîn Ebû Nasr da kendi adına izafeten Âmîdiye adı ile meşhûr bir medrese yaptırmıştır.
 
Moğolların, Harezmşâhları târih sahnesinden silmesi, Salgurluların Moğol itaatine girmesine sebeb olmuştu. Bu siyâsetleri uzun müddet bölgeyi Moğol taarruzundan uzak tutmuş ve Salgurlu başşehri Şîrâz onların önünden kaçan bir çok ilim adamı ve edîbin sığınağı olmuştur. Salgurluların ilim ve san’at hâmîliği Şîrâz’ı bir kültür merkezi hâline getirmiştir. Ebü’l-Mübârek Abdülazîz bin Muhammed, Zeyneddîn Muzaffer bin Rûzbihan, Ebü’l-Feth en-Nîzîrî, Ebü’l-Abdürrahîm bin Muhammed es Servistanî, Kadı Sırâceddîn Ebü’l-İzz Mükerrem, Kadı Şerefeddîn Muhammed, Şihâbüddîn Feyzullah Tûdepuştî, Sadreddîn Ebü’l-Meâlî, Emir Asıleddîn Abdullah, Fakîh Müşerrefeddîn, İzzeddîn Mevdûd, Kadı Cemâleddîn Ebû Bekr, Kadı Mecdüddîn İsmail, Fakih Saineddîn Hüseyn, Şeyh Necibeddîn Ali, Kadı Beydâvî, Kutbeddîn Şîrâzî, Sa’di-i Şîrâzî gibi pek çok âlim ve edîb Salgurlu hâkimiyeti altında yetişmiş ve hizmetlerini sürdürmüşlerdir.
 
Âdil idareleri sebebiyle halk tarafından sevilen Salgurlu sultânları, Selçuklulardan sonra, Türk hâkimiyetinin yüz otuz sekiz sene Fars’da devam etmesini sağlamış olmaları sebebiyle, Türk târihi açısından önemlidir.
Hükümdarları şu şekildedir: