Âdem ve Havva

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Peter Paul Rubens tarafından tasvir edilen Âdem ile Havva, 1628-29

Âdem ve Havva Eski Ahit'e (Tanah) göre Tanrı tarafından yaratılmış olan ilk insan çiftidir. İnsanlığın özünde tek bir çift atadan geldiği inancının merkezinde yer alırlar.[1]

Mit ya da gerçek[değiştir | kaynağı değiştir]

Daha geniş bir anlamda, mit yüksek sembolik öneme sahip insanlara, şeylere veya olaylara ya da sadece yanlış bir fikir veya yalana[2] atıfta bulunur. Örneğin, "efsanevi" sıfatı, konuşma dilinde genellikle "masal benzeri, belirsiz, masalsı veya efsanevi" ile eşanlamlı olarak kullanılır.[3]

Birçok araştırman Âdem ve Havva hakkındaki rapor bir mit olarak sayar.[4][5]

Fakat Âdem ve Havva hakkındaki rapor, birçok kültürün gerçek mitlerin „masal benzeri“ ve „belirsiz“ niteliklerine sahip değildir.

Yaratılış mitleri[değiştir | kaynağı değiştir]

Birçoğu, Kutsal Kitap'ın yaratılış kaydını kabul etmeyi zor buluyor. Bu raporun eski halkların, özellikle de eski Babil'in yaratılış mitlerinden geldiğini iddia ediyorlar.

Babil'in yaratılış efsaneleri[değiştir | kaynağı değiştir]

P. J. Wiseman'ın gösterdiği gibi, Babil yaratılış tablolarının keşfinden sonra, bazı bilginler, daha fazla keşif ve araştırmanın Kutsal Kitap'ın yaratılış kaydıyla bir uygunluk göstereceğini beklediler. Bazıları bunun Başlangıç kitabındaki kaydın Babil kaydından ödünç alındığını göstereceğini düşündü. Bununla birlikte, daha fazla keşif ve araştırma, yalnızca bu iki rapor arasındaki büyük uçurumu gösterdi. Birbirleriyle karşılaştırılamazlar. Wiseman, British Museum'un "Babil ve İbranice anlatıların temel kavramlarının temelde farklı olduğuna" inanan küratörleri tarafından düzenlenen The Babylonian Legends of the Creation and the Fight between Bel and Dragon'dan alıntı yapıyor. Daha sonra kendisi şöyle diyor: "Birçok ilahiyatçının, bugünün arkeolojik araştırmalarına ayak uydurmak yerine, şu anda çürütülmüş olan İbranice "ödünç almalar" teorisine sarılmaya devam etmesi çok yazık bir durumdur"[6]

En önemli Babil efsanesine göre Babillilerin baş tanrısı Marduk, tanrıça Tiamat'ı öldürdü, daha sonra cesedini aldı ve "[onu] kurutulmuş bir balık gibi yarıya kesti. . ., yarısını yere koyup ve onu bir gök kubbe haline getirdi”. Böylece yer ve gök meydana geldi. İnsan yaşamının yaratılışı hakkında bu efsane şöyle der: “Onlar [tanrılar] onu [Kingu] bağladılar, Ea'ya getirdiler, cezalandırdılar (ve) damarlarını kestiler. Kanından insanlığı oluşturdu.”[7]

Bazıları Babil destanı ile Başlangıç kitabındaki anlatım arasında sözde benzerliklere işaret etse de, tarafsız bir araştırma ikisi arasında gerçek bir benzerlik olmadığını gösterir. İki rapor arasındaki görünür benzerlik ve farklılıklara (olayların sırası gibi) bakarak, Profesör George A. Barton şu gözlemde bulunmuştur: “İkisinin dini anlayışında çok önemli bir fark vardır. Babil şiiri mitolojik ve çok tanrılıdır. Tanrı hakkındaki fikri hiçbir şekilde yüce değildir. Tanrıları sever ve nefret eder, entrikalar ve komplolar kurarlar, savaşır ve yok ederler. Marduk ancak gücünü sonuna kadar gerektiren acımasız bir dövüşten sonra galip gelir. Öte yandan, Başlangıç kitabında en yüce tektanrıcılığı gösterir. Tanrı, evrenin tüm unsurlarına o kadar hakimdir ki, O'nun en küçük bir sözüne bile itaat ederler. Hepsine kolaylıkla hakim olur. Konuşuyor ve oluyor. Çoğu bilim adamının inandığı gibi, iki anlatı arasında bir bağlantı olduğunu varsayarsak, Kutsal Kitap kaydının ilhamı, onu Babil kaydıyla karşılaştırmaktan daha iyi bir şeyle ölçülemez. Başlangıç kitabındaki bölümü okumak bize tek Tanrı'nın ihtişamını ve gücünü gösteriyor ve modern insanda eski İbranilerde olduğu gibi Yaradan'a karşı saygılı bir tutum uyanıyor ”[8]

Başka efsaneler[değiştir | kaynağı değiştir]

Eski yaratılış mitleri hakkında genel olarak şöyle denildi: “Bugüne kadar ayrıntılı olarak evrenin yaratılışına atıfta bulunan herhangi bir efsane rastlanmamıştır. Ve, evrenin yapısı ve kültürel süreçlerden, insanın yaratılışı ve uygarlık eyleminin ortaya çıkışından bahseden [efsane]ler çoktanrıcılıkla ve tanrıların üstünlük mücadeleleri ile etkilendi ve Genesis 1-2 bulunan İbrani tektanrıcılığa tamamen zıttır.”[9]

Mısır yaratılış efsaneleri de yaratılışı birkaç tanrının etkinliğiyle ilişkilendirir, ancak hangi şehir tanrısının (Memfis'inki ya da Teben'inki) yaratılışı tasarladığı konusunda birbiriyle çelişir. Bu efsanelerden birine göre güneş tanrısı Re, insanları gözyaşlarından yaratmıştır.

Yunan efsaneleri Babil efsanelerine çok benzer. Eski Çin belgeleri çoğunlukla takvimler ve kronolojik hesaplamalar veya en fazla yerel veya geçici öneme sahip kayıtlardır.

Genesis, başlangıca kadar giden makul, tutarlı bir tarihsel kayıt sağlayan tek kaynaktır. İlk insan çifti hakkındaki gerçek raporları olmasaydı, pagan halkların yaratılış açıklamalarında bulunabilen, insanın kökeni hakkında hayali hikayelere veya mesel benzeri açıklamalara güvenmek zorunda kalırdık. Musa'nın ilk kitabının yaratılışın putperest anlatımlarıyla karşılaştırılması, Kutsal Kitap kaydının onlardan çok daha üstün olduğunu açıkça gösterir.

Wilhelm Möller, Yaratılış'ın çoğunu efsaneler veya destanlar olarak varsayanların iddialarını şu sözlerle reddeder: “Efsanelerin ve peri masallarının zamanla herhangi bir halkta kesin tarihsel olaylar olarak hissedilip bakıldığına inanamıyorum, öyle ki Nibelungen destanındaki veya Kırmızı Başlıklı Kız masalındaki insanları ve olayları eksiksiz, tartışılmaz gerçek olarak kabul etmeye hazır olabilirdik. Ancak, eleştirmenlerin iddialarına göre, İsrail halkının durumu böyle olmalıydı."[10][11]

Kutsal Kitap'ın tanıklığı[değiştir | kaynağı değiştir]

Kutsal Kitap'a bakılırsa, Hristiyanlığın kurucusu İsa Mesih'in Âdem ve Havva'nın insanlığı simgeleyen efsanevi figürler olduğuna inanmadığını görürsünüz. O şunu dedi: “Onları Yaratanın başlangıçta erkek ve kadın olarak yarattığını okumadınız mı? O şöyle demişti: ‘Bu nedenle, insan annesini ve babasını bırakacak, karısına bağlanacak ve ikisi tek beden olacaklar.’" (Matta 19:4, 5) İsa bu sözleri “kendisini ayartmak” isteyen Ferisilere hitap etti. Onun bir dolandırıcı ve sahte bir peygamber olduğunu kanıtlamaya çalıştılar. (Matta 19:3) İsa, efsanevi figürleri, eleştirel düşünen düşmanların yanlış düşüncelerini düzeltmeye yönlendirmedi. İsa, Âdem ve Havva'nın yaşamış insanlar olduğunu biliyordu. “Okumadınız mi?” derken yaratılış raporuna değiniyordu. Açıktır ki, Ferisiler de bu kaydın tarihsel ve güvenilir olduğunu kabul ettiler. Bunu yapmamış olsalardı, İsa'nın bu habere atıfta bulunmasına itiraz edeceklerdi.

İsa Mesih'in soyağacı (Luka 3:23-38) ve Yakup'un 12 oğlunun kapsamlı soyağacı (1. Tarihler 1-9) Âdem ile başlayarak yeryüzünde yaşamış olan gerçek kişileri içeriyor. İncil yazarı Luka İsa'nın gerçekten Mesih olduğunu kanıtlamak için bir araya getirdiği soy hattında efsanevi bir figürü kaydetmezdi. Bunu yapsaydı, okuyucularından hiçbiri soy ağacını doğru bir belge kabul etmezdi. Okurlarından hiçbiri onun İsa biyografisini tarihsel bir açıklama olarak kabul etmezdi. 1. Tarihler'deki soyağacı da Yahudilerden her zaman tarihsel bir kayıt olarak kabul edildi.

Elçi Pavlus ilk insan çiftinden birkaç kez bahsetti. Âdem ve Havva'ya yaptığı göndermeler, onların yaşamış insanlar olduğuna inandığını gösteriyor. Örneğin şunları söyledi: “Çünkü önce Âdem, sonra Havva yaratıldı.” (1. Timoteos 2:13) Âdem ve Havva efsanevi figürler olsaydı, elçi Pavlus'un ifadesi değersiz olurdu. Aklı başında hiç kimse, eski bir efsaneye dayalı olarak verilen bir talimatı ciddiye almaz.

Kutsal Kitap başka yerlerde şunu belirtir: “Yüz otuz yaşındayken Âdem’in kendisi gibi olan, kendisine benzeyen bir oğlu oldu ve adını Şit koydu.” (Başlangıç 5:3) Şit kesinlikle o zaman yaşayan tüm insanlardan tevlit edilmedi ve o zamanlar tüm erkekler 130 yaşında erkek çocuk sahibi olmadı. Adam kavramının önünde belirli tanım edatı bulunmadığı için genel olarak “insan” söz konusu değildir. İlk insan Âdem değinilir.

“Âdem’den itibaren yedinci kuşak olan Hanok’un bildirdiği şu peygamberlik sözü bu kişiler için de geçerlidir.” (Yahuda 14) Hanok, tüm erken insanlıktan yedinci sırada değildi. Fakat Âdem'in soyunda yedinci kişiydi.

Bilimin tanıklığı[değiştir | kaynağı değiştir]

Araştırmacılar, tüm insan ailesinin ortak bir kökene sahip olduğunu kanıtladı. Ancak yalnızca insanlar kendi aralarında akraba değildir,[12] genel olarak tüm canlıların aynı ataya sahip olduğu kabul edilir.[13][14][15][16] Bu da, kutsal kitaplara tamamen terstir.

  • Profesör R. Benedict ve Dr. G. Weltfish, The Races of Mankind adlı kitaplarında bu konuda şöyle yazıyor: “Kutsal Kitapta yüzyıllardır, tüm insan ırkının anası ve babası olan Âdem ve Havva hakkında yazılanlar, bilimsel araştırmaların gösterdiği şeydir: tüm halklar tek bir aile oluşturur ve ortak bir kökene sahiptir. Kutsal Kitap'ın dediği gibi tüm ırklardan insanlar kardeştir. "[17]
  • "Bilim, büyük dinlerin çoğunun her zaman vaaz ettiği şeyi şimdi doğrulamaktadır: Hangi ırktan olursa olsun tüm insanlar, aynı ilk insanın soyundan gelirler." [18]
  • "Bütün ırkların insanları aynı anatomik plana, aynı protein yapısına ve aynı atalara sahiptir" (Dr. Georg Glowatzki, antropolog).
  • “Hepimiz yüzlerce nesil geriye gitseydik, insanlık ailesinin ağacının köküne ... ulaşırdık. . . . iyi bilinen Kutsal Kitap raporu, bugün insanların ortak kökene sahip olduğuna dair bilimsel kanıtlara işaret ediyor.” (Birleşmiş Milletler'in Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü tarafından yayınlanan “What is Race?” [Irk Nedir?]).
  • “Bütün insan ırkları aynı türe aittir, aslen aynı kökendendir. Karşılaştırmalı anatomi, paleontoloji, seroloji ve kalıtım biliminin tüm kanıtlarından çıkarılacak sonuç budur. Yalnızca genetik nedenlerle, insan ırklarının birbirinden bağımsız olarak geliştiği varsayımı deyim yerindeyse savunulamaz.” (M. F. Ashley Montagu, antropolog).

Âdem ve Havva isimlerinin etimolojisi[değiştir | kaynağı değiştir]

Yaratılış kaydında geçen İbranice sözcük ʼadám (אָדָם) "İnsan" (Başlangıç 1:26, 27; 2:7) ya da "insanlık" olarak çevrilir. Bu sözcük, Kutsal Kitap'ta 560'tan fazla kez geçer ve bireylere ve genel olarak insanlığa uygulanır. Özel isim olarak da kullanılır. Benzer şekilde telaffuz edilen kelime Adamah (İbranice אֲדָמָה 'adamáh "yer, toprak") da yaratma kaydında değinilir (Başlangıç 2:7).[19]

İbranice sözcük ʼiş (איִשׁ) "erkek", "[tek] kişi", "koca" ve ʼişşáh (אִשָּׁה) “dişi insan” ya da “kadın” anlamına gelir. Âdem eşini ilk defa görünce: “Ona Kadın ('işşáh) denilecek, çünkü adamdan ('iş) alındı.“ diye söyledi (Başlangıç 2:23). Daha sonra Âdem karısına Havva adını verdi (Başlangıç 3:20).

"Havva" ismi (İbranice חַוָּה, ḥawwāh veya cḥawwah; [ħaˈva] veya [χaˈva]) חיה chajah (yaşa, hayatta kal) fiiliyle ilişkilendirilir ve bu nedenle "canlı olan" ya da “yaşayan” anlamına gelir.[20] Bu ad, İbranice Kutsal Yazılarda (Eski Ahit) yalnızca Başlangıç 3:20 ve 4:1'de iki yerde geçmektedir. Ondan önce, her zaman Âdem'in "karısı" ('işşáh) olarak anılırdı.

Yaratılış'ın tarihi[değiştir | kaynağı değiştir]

Âdem'in yaratılışı[değiştir | kaynağı değiştir]

Kutsal Kitap ilk insanın yaratılışını şu sözlerle anlatır:

“Sonra Yehova Tanrı yerin toprağından (İbranice: 'adamáh) adamı (İbranice 'adám) yarattı, onun burnuna hayat nefesini (İbranice neşamáh) üfledi ve adam yaşayan bir can (İbranice néfeş chajjáh) oldu.” (Başlangıç 2:7)

„Yerin toprağından“ (2:7)[değiştir | kaynağı değiştir]

Nanomedicine kitabının açıkladığı gibi, insan vücudunda tipik olarak 41 temel kimyasal element bulunur. Oksijen, karbon veya demir de dahil olmak üzere hepsi "toprak"ta bulunur.

Académie d'Agriculture (Fransa) üyeleri Andrée Goudot ve Didier Bertrand şöyle yazıyorlar: “Karbon, oksijen, hidrojen, nitrojen, fosfor, kalsiyum, kükürt, klor, magnezyum, potasyum ve sodyum'un dışında şu elementlerin varlığı da ispat edilebilir: altı metal olmayan elementler: flor, brom, iyot, bor, arsenik, silikon; bir geçiş elementi: vanadyum; on üç metal: demir, çinko, manganez, bakır, nikel, kobalt, lityum, rubidyum, sezyum, alüminyum, titanyum, krom, molibden ve muhtemelen kalay, kurşun, gümüş, galyum, stronsiyum ve baryum.”[21]

Böylece insan, aynen Başlangıç'ta anlatıldığı gibi, aslında “yerin toprağından” oluşur.

„Yaşayan bir can oldu“ (2:7)[değiştir | kaynağı değiştir]

Orijinal dillerde can için kullanılan kelimeler (İbranice: néfeş [נֶפֶשׁ]; Yunanca: psykhḗ [ψυχή]) Kutsal Kitap'ta bir insanı, hayvanı veya sahip oldukları hayatı ifade eder.

Kutsal Kitap yazarları uygun İbranice veya Yunanca kelimeyi kullandıklarında, bugün en yaygın olarak “can” ya da “ruh” olarak anlaşılan şeyi akıllarında tutmadılar. Bu giderek daha fazla kabul edilmektedir. 1976'da Profesör Claus Westermann, néfeş'in kullanımına ilişkin ayrıntılı bir incelemeden sonra şunları yazdı: “Tanrı tarafından yaratılan insan yaşayan insandır. Burada Kutsal Kitap'ta insanın anlaşılması için önemli bir açıklama yapılmıştır: İnsan bir נפשׁ חיה [yaşayan can] olmak için yaratılmıştır, 'yaşayan bir can' onun bedenine verilmemiştir. İnsan, canlı varlığı içinde bütüncül olarak anlaşılır. İnsanın beden ve candan ibaret olduğu anlayışı dışlanmıştır.”[22][23]

Jewish Publication Society of America (Amerika Yahudi Yayın Cemiyeti), Torah'ın yeni bir çevirisini yayınladığında, Hebrew Union College'den olan baş editörü H. M. Orlinsky, “can” kelimesinin “İbranice 'nefeş' kelimesinin bir çevirisi olduğu için” bu çeviride aslında kullanılmadığını söyledi. Şunu ekledi: “Diğer çevirmenler onu 'can' olarak çevirdiler, ancak bu tamamen hatalıdır. Kutsal Kitap, bir cana sahip olduğumuzu söylemez. 'Nefeş' kişinin kendisi, yiyeceğe olan ihtiyacı, damarlarındaki kan, varlığıdır."[24]

Lexikon für Theologie und Kirche 'de şöyle der: “Eski Ahit. . . . İbranice נֶפֶשׁ [néphesch] genellikle can olarak çevrilir. . ., en azından çok belirsizdir, çünkü . . . נֶפֶשׁ [nefeş]. . . Hristiyan batılı can terimiyle eşanlamlı değildir. . . . נֶפֶשׁ [néfeş] nefes ve nihayet 'yaşam' anlamına gelir (Gn 9,5; 2 Sam 1,9; Mez 78, 50 vb.). . . Açıktır ki bu bedensel can . . . tüm yaşayan insandır onun sadece bir parçası değil."[25]

Néfeş kelimesi açıkça "nefes almak" anlamına gelen bir kökten türetilmiştir, bu yüzden kelimenin tam anlamıyla "nefes almak" olarak tercüme edilebilir. Bir Kutsal Kitap sözlüğü néfeş kelimesini şu şekilde tanımlamıştır: "İnsanları ve hayvanları canlı yapan nefes Gn 1.20, yeri kanda olan can (Yunanlıların can kavramından kesinlikle ayırt edilmelidir) Gn 9,4f Lv 17,11 Dt 12,23 ... (249x). . . Can = yaşam, insanlar, kişiler.”[26][27]

Yukarıda söylenen 'ruh' hakkında da geçerlidir. Kutsal Kitap'taki 'ruh' insanlarla ilgili kullanılırsa bedenden ayrı yaşayabilen bir şey değil, yeryüzündeki canlılarda aktif yaşam gücüdür. Bu yaşam gücü “hayat nefesi” (İbranice neşamáh) üflenince yaratılmış olan bedeni canlandırdı.

„Tanrı insanı Kendi yansıması, Kendi benzeri olarak yarattı“ (1:27)[değiştir | kaynağı değiştir]

İlk iki insan, yüce Yaratıcılarının benzerliğine göre yaratıldığından, sevgi, bilgelik, doğruluk ve güç gibi ilahi niteliklere sahipti. Bu nedenle, bir vicdanla birleştirilmiş bir ahlak duygusuna da sahipti. Tanrı'nın yansımasında yaratılmış olmaları onları daha önce yaratılmış olan hayvanlardan ayırdı.

Bunun için Âdem ve Havva, tüm yeryüzünün kâhyaları olacaktı ve deniz ve karadaki hayvanlar ile göklerin kuşlarına boyun eğdirecekti. İnsanlar yaratılırken Yaratıcı onlara suretini ve benzerliğini yansıtma yeteneğini verdi.

Havva'nın yaratılışı[değiştir | kaynağı değiştir]

“Bu nedenle Yehova Tanrı adama derin bir uyku verdi; sonra o uyurken, kaburga kemiklerinden birini aldı ve açılan yeri kapadı. Ve Yehova Tanrı adamdan aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yarattı ve adama getirdi.” (Başlangıç 2:21, 22)

Tanrı kadını yarattığında, onu Âdem gibi yerin toprağından yaratmadı, Âdem'in vücudunun yanından bir kaburga aldı ve ona bir eş "inşa etti" – Havva. Her erkek ve kadında 24 kaburga vardır. Fakat dikkat çekici bir şekilde, periosteum (kemik zarı) korunursa, çıkarılan bir kaburga tekrar büyüyecektir. Tanrı'nın bunu yapıp yapmadığı kaydedilmez; ama kuşkusuz Tanrı, insanın yaratıcısı olarak, kaburga kemiklerinin bu olağanüstü özelliğini biliyordu.

Cennet[değiştir | kaynağı değiştir]

Aden bahçesinin var sayılan yeri

Etimoloji[değiştir | kaynağı değiştir]

Başlangıç kitabında Âdem ve Havva'nın yaşadıkları yer „Aden bahçesi“ adlandırılmaktadır. Bu raporda İbranice sözcük gan (= bahçe) kullanılır. Fakat büyüklüğü ve doğası itibariyle bir parka benziyordu. Septuagint çevirisi (İbranice Kutsal Yazıların [= Eski Ahit] Yunancaya ilk çevirisi [M.Ö. üçüncü yüzyılda]) bu bahçeye atıfta bulunmak için uygun şekilde parádeisos terimini kullanır.

İbranicede ikinci bir sözcük olarak pardéß (= park) terimi de kullanılmaktadır. Bazı sözlükbilimciler pardéß kelimesini Farsçadan (pairidaeza) türetir. Ancak M.Ö. 11. yüzyılda yaşayan Süleyman pardéß ifadesini yazılarında (Vaiz 2:5; Ezgiler Ezgisi 4:13) kullanmıştır (bugün hala var olan Farsça yazılar yalnızca M.Ö. 6. yüzyıla kadar uzanmaktadır). Bunun için bu İbranice kelimenin türetilmesi yalnızca bir varsayıma dayanmaktadır. Pardéß kelimesinin geçtiği başka bir yer, Pers kralı Artaxerxes'in (Longimanus) (M.Ö. 5. yüzyıl) ormana benzeyen parkından bahsedildiği Nehemya 2:8'dir.

Yunanca parádeisos kelimesi, Yunanca Kutsal Yazılarda üç kez geçer (Luka 23:43; 2. Korintoslular 12:4; Vahiy 2:7). Ksenophon (yaklaşık M.Ö. 431-352) gibi Yunan yazarlar bu kelimeyi kullandılar ve Pollux onu Farsçaya (pairidaeza) kadar sürdü.[28] Avrupada konuşulan birçok dilde Yunancadan gelen kelimeler kullanır (Almanca Paradies; İngilizce paradise; Fransizca paradis; İtalyanca paradiso; İspanyolca paraíso).

Üç ifade (İbranice: pardéß, Farsça pairidaeza ve Yunanca: parádeisos) esasen harika bir parkı veya parka benzer bir bahçeyi ifade eder. Cennet bahçesi bir şekilde sınırlandırılabilirdi, çünkü melekler sadece doğu tarafında girişi engellemek için koruyucular olarak gerekliydi (Başlangıç 3:22-24).

Bahçenin yeri[değiştir | kaynağı değiştir]

Aden bahçesinin yeri hakkında Kutsal Kitap şunu belirtir:

“Bahçeyi sulamak için Aden’den doğan bir ırmak vardı; sonra orada bölündü ve dört kol oldu. Birincisinin adı Pişon’dur; altın yatakları olan tüm Havila diyarının çevresinden akan budur. Bu diyarın altını iyidir. Kokulu reçine ve oniks taşı da vardır. İkinci ırmağın adı Gihon’dur; tüm Kuş diyarının çevresinden akan budur. Üçüncü ırmağın adı Dicle’dir; Asur’un doğusundan akan budur. Dördüncü ırmak ise Fırat’tır.” (Başlangıç 2:10-14)

1. Fırat (İbranice Peráth): Türkçe adı Fırat Nehri, İbranice Peráth ve Eski Farsça Ufratu'ya çok benzer. Yaklaşık 2.700 km uzunluğundaki Fırat'ın iki ana kaynak nehri vardır. Karasu olarak bilinen biri, Karadeniz'in güneydoğu köşesinden yaklaşık 100 km uzaklıkta, Türkiye'nin kuzey doğusunda yer alır. Murat Nehri adı verilen diğeri ise Van Gölü ile Ağrı Dağları arasında yaklaşık olarak yarı yolda başlar. Birleşmelerinden sonra nehirler Basra Körfezi'ye akan gerçek Fırat'ı oluşturur.

2. Dicle (İbranice Hiddekel): "Hiddekel" eski yazıtlarda Dicle'yi temsil eden isimdir. Eski Farsça adı Tigra'ydı ve Yunanca Tigris adı da buradan geliyor. Arapça'da buna Shatt Ad Didschla denir.

Dicle, Ermeni yaylalarında çıkar (bugünkü Türkiye'nin doğusunda). Dicle'nin batılı kaynak nehri en uzaktadır; Elazığ'ın yaklaşık 25 km güneyinde ve Fırat'ın kaynağından sadece birkaç kilometre uzaklıkta Antitoros'un güney yamaçlarından geliyor. Bu nedenle, küresel tufan dünya yüzeyinde topografik değişikliklere neden olmadan önce bu iki akıntının tek bir kaynağa sahip olması mümkündür. Batı kaynak nehri 240 km güneydoğu yönüne akar ve daha kısa olan doğu kaynak nehirleriyle birleşir. Daha sonra ırmak, Van gölünün batı ucunun güneyinde daha güneye doğru bir rota alır. Basra Körfezi'ne erişmeden önce Fırat'la birleşir.

Genel olarak, eski zamanlarda Dicle ve Fırat'ın ayrı ayrı denize döküldüğü, ancak yüzyıllar boyunca körfezin üst ucunun kÂdemeli olarak nehir tortuları tarafından doldurulduğu ve böylece şimdi iki nehrin Basra Körfezi'ne erişmeden önce birleştiği varsayılır. Daha sonra, yaklaşık 160 km sonra Basra Körfezi'ne akan geniş Şatt El Arab'ı oluştururlar.

3. Gihon: Bugün bu ırmağı tanımlamak mümkün değildir. Uzmanlar arasında değişik görüşler var.

İngiliz Mısırbilimci David Rohl, Türk nehri Aras'ı Gihon olarak tanımladı. Rohl, Aras'ın 7. yüzyıla kadar Gyhun adı altında iyi bilindiğini kanıtlayan İslam'ın İran'ı işgali zamanından bir belgeden alıntı yapıyor. Gyhun etrafındaki bölgenin eski adı, Başlangıç Kitabı'nda da geçen bir isim olan Kuş'tu. Bölgedeki tepelerden biri hala Kuscha-Dagh ("Kuş Dağı") olarak adlandırılıyor.

4. Pişon: Pisonun tespiti sadece varsayıma dayalıdır; bunlara Ermenistan'daki bazı nehirler ve hatta Hindistan'daki Ganjlar dahildir.

Musa'nın bahsettiği ülkeler, Tufan sonrası dönemde bu şekilde belirlenmiş ve onun zamanında coğrafi noktalar olarak hizmet eden yerlerdir. Tufan'ın neden olduğu olası değişikliklerin yanı sıra, depremlerin nehirlerin akışını değiştirebileceği veya nehirlerin bir kısmını tahrip edebileceği de dikkate alınmalıdır. Tufan'dan sonra da böyle bir şey olabilirdi; Eden'in muhtemelen bulunduğu yer bir deprem bölgesidir.

Yasak edilen ağaç[değiştir | kaynağı değiştir]

“Yehova Tanrı adama şu emri de verdi: “Bahçenin her ağacının meyvesinden dilediğin gibi yiyebilirsin. Fakat iyiyi kötüyü bilme ağacının meyvesinden kesinlikle yemeyeceksin, çünkü ondan yediğin gün mutlaka ölürsün.” (Başlangıç 2:16, 17)

Kutsal Kitap'ın raporunda ağacın türü hakkında bir açıklama verilmiyor. Ağaç, iyiyi kötüyü bilme ağacı adlandırılır.

"İyi ve kötüyü bilme ağacı"nın ve meyvesini yeme yasağının, ilk insan çiftinin cinsel ilişkisiyle ilgili olduğu sık sık kabul edilir. Ancak bu görüş, Tanrı'nın, erkek ve kadın olarak “verimli olmaları, çoğalmaları ve yeryüzünü doldurmaları” gerektiği şeklindeki açık buyruğuyla çelişir (Tekvin 1:28).

Ağaç aynı zamanda iyi ile kötüyü entelektüel olarak ayırt etme yeteneğini de temsil etmez. İlk insanlar Tanrı'nın benzeyişine göre bir vicdanla yaratıldılar. Onlar hayvanların seviyesinde değildiler. Ağaç, "iyi ve kötünün bilmesi" temsil ettiği ve Tanrı'nın insan çifti için onu dokunulmaz ilan ettiği için, Tanrı'nın neyin "iyi" (Tanrı'yı memnun eder) ve neyin "kötü" (Tanrı tarafından mahkum edilmiş) olduğuna karar verme veya insanlara dikte etme hakkının bir sembolü haline geldi. Bu şekilde, insanın Yaratıcısının konumuna saygısı ve Tanrı'nın belirlediği ve onu hiçbir şekilde kısıtlamamış, aksine gerçekten mutlu bir yaşam sürmesini sağlamış olan sınırlar içinde hareket etme isteği sınanmış oldu. Âdem ve Havva, sınırlarını aşarak ve "iyiyle kötüyü bilme ağacından" yiyerek, Tanrı'nın egemenliğini istila ettiler ve O'nun otoritesine isyan ettiler.[29]

Die Gute Nachricht çevirisi Başlangıç 2:17'nin dipnotunda şunu yazıyor:“Neyin ahlaki açıdan iyi neyin kötü olduğunu ayırt etme yeteneği değil, insan yaşamına yararlı veya zararlı olan her şeyin kapsamlı bilgisi kastedilmektedir.”[30] Die Jerusalemer Bibel şunu belirtiyor: „Bu bilgi ... neyin iyi neyin kötü olduğuna kendi başına karar verme ve buna göre hareket etme yeteneği, yani insanın yaratılmışlığını reddettiği ahlaki özerklik talebidir. İlk günah, Tanrı'nın hükümdar olarak egemenliğine karşı bir baş kaldırmasıydı.”[31]

Görünüşe göre Âdem ve Havva, neyin iyi neyin kötü olduğuna artık kendileri karar vermeleri bakımından özel anlamda neyin iyi neyin kötü olduğunu anladılar. Neyin iyi neyin kötü olduğuna karar verme hakkına ve hikmetine sahip olan Tanrı'ya itaat etmek yerine, kendi kararlarını vererek ve kanunu kendileri yaparak, deyim yerindeyse, kendilerini tanrı yaptılar. Neyin iyi neyin kötü olduğuna dair kendi bilgileri veya bağımsız standartları, Yehova'nın bilgisi ve standardı ile aynı değildi. Aksine, onları sefalete sürükleyen bir standarttı (Yeremya 10:23).

Havva'nın ayartılması[değiştir | kaynağı değiştir]

“Yehova Tanrı’nın yarattığı tüm yaban hayvanları içinde en temkinlisi yılandı. Kadına şöyle dedi: “Tanrı gerçekten bahçedeki her ağacın meyvesinden yemeyeceksiniz mi dedi?” Kadın yılana şu cevabı verdi: “Bahçedeki ağaçların meyvesinden yiyebiliriz. Fakat bahçenin ortasındaki ağacın meyvesi hakkında Tanrı, ‘Ondan yemeyeceksiniz, ona asla dokunmayacaksınız, yoksa ölürsünüz’ dedi.” O zaman yılan, kadına şöyle söyledi: “Kesinlikle ölmezsiniz. Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesinden yediğiniz gün gözleriniz açılır, iyiyi kötüyü bilerek Tanrı gibi olursunuz.”” (Başlangıç 2:16, 17)

Yılanlar konuşma yeteneğiyle yaratılmadıkları için biri onu kunuşturmuş olması gerek. Kutsal Kitap kaydından, bir yılan aracılığıyla Havva ile konuşan ve onu Tanrı'nın emrine itaatsizliğe sevk edenin Şeytan olduğu açıktır. Şeytan yılanı kullandığından, Kutsal Kitap'ta "yılan" olarak anılır (2. Korintoslular 11.3) - bu terim "aldatıcı" ile eşanlamlı hale gelmiştir. O, aynı zamanda “ayartıcı” (Matta 4:3) ve yalancı, “yalanın babası” (Yuhanna 8:44) oldu. Vahiy 12:9 ve 20:2'de, aynı sebeplerden dolayı Şeytan, “eski yılan” olarak anılır. Aynı zamanda diğer hasımların ruhsal “babası”dır; bu nedenle İsa onları "yılanlar, engerekler soyu" olarak adlandırır (Matta 23:33).

Şeytan Havva'ya döndüğünde, aslında Tanrı'nın egemenliğinin haklılığını ve doğruluğunu sorguluyordu. Tanrı'nın haksız yere ondan bir şey esirgediğini ima etti; ayrıca yasak meyveyi yerse öleceğini dediğinde Tanrı'nın yalan söylediğini iddia etti. Ayrıca Şeytan, Havva'yı özgür ve Tanrı'dan bağımsız olacağına, Tanrı gibi olacağına ikna etti. Tanrı gibi olmuş olan biri artık ona muhtaç olmadığı için neyin iyi ve neyin kötü olduğuna dair kendi standartları koymak arzu edilir bir hedef oldu. Bunun için yasak edilen meyveden yiyip Âdem'i aynı isyankar şekilde davranmaya teşvik etti (Başlangıç 3:6). Kutsal Kitap Âdem'in suçunu Havva'nınkinden daha ağır telâkki eder; çünkü Âdem Havva gibi aldanmadı (1. Timoteos 2:14).

Mahkumiyet[değiştir | kaynağı değiştir]

Tanrı, meyvenin yemesini yasakladığında: „ondan yediğin gün mutlaka ölürsün.” (Başlangıç 2:16, 17) diye söyledi. Ölümden ilk kez Kutsal Kitapta Başlangıç 2:16, 17'de söz edilir. Tanrı'nın ilk insanın iyiyi ve kötüyü bilme ağacını yeme emrini çiğnemek ölümle sonuçlanacaktı. Hayvanların ölümü zaten doğal bir süreçti, çünkü insanlarda ölümün nasıl ortaya çıktığına ilişkin Kutsal Kitap açıklamasında tamamen göz ardı edilmiştir. (2. Petrus 2:12) Bu nedenle, Âdem, itaatsizlik nedeniyle ölüm cezasına karşı Tanrı'nın uyarısının ciddiyetini anlayabilirdi. Âdem'in Yaratıcısına itaatsizliği ona ölüm getirdi. Bundan sonra Âdem'in günahı ve sonucu olan ölüm tüm insanlara yayıldı (Romalılar 5:12; 6:23).

“Kadına da şunu dedi: “Gebelikte çekeceğin sıkıntıları çok artıracağım; sancılar içinde çocuk doğuracaksın. Kocana aşırı düşkün olacaksın, o da sana hâkim olacak.” Ve Âdem’e şunları dedi: “Karının sözünü dinleyip ‘Yemeyeceksin’ diye emrettiğim ağacın meyvesinden yediğin için, toprak senin yüzünden lanetli oldu. Toprağın ürününü yemek için ömür boyu zahmet çekeceksin. Sana diken ve çalı verecek, yaban otu yiyeceksin. Alın teri dökerek ekmek yiyip sonunda toprağa döneceksin, çünkü ondan alındın. Topraksın, yine toprağa döneceksin.”” (Başlangıç 3:16-19)

Tanrı Âdem ve Havva'ya cezasını verdi. Tanrı kararını hemen yerine getirmedi, çünkü yer ve insanlıkla ilgili amacını yerine getirmek istedi (Başlangıç 1:28; İşaya 55:11). Bunun için ölüm cezasını tasdik etti ve Âdem ve Havva'nın ölümlü olmalarını sağladı. Böylece Tanrı'nın insanlık için planladığı şeylerden yararlanabilecek çocuklara sahip olmasına izin verdi. Tanrı'nın bakış açısından Âdem ve Havva günah işledikleri gün öldüler. Fakat harfiyen 1.000 yıllık bir günde öldüler (2. Petrus 3:8).

Âdem ve Havva öldükleri zaman Tanrı'nın dediği yerine geldi: „Topraksın, yine toprağa döneceksin“ (Başlangıç 3:19). Âdem topraktaki elementlerden yaratıldı ve ölünce tekrar toprağa döndü. Yaratılmadan önce yoktu ve ölümden sonra yok olacaktı.

İlk insanlar cennet bahçesinden de kovuldular. Hayat ağacına giden yolu korumak üzere melekler yerleştirdi (Başlangıç 3:24). Cennet bahçesinin dışında ilk olarak Kain, sonra Habil doğdu Başlangıç 4:1, 2). Kain Habil'i öldürdükten sonra Âdem 130 yaşındayken üçüncü bir oğul doğdu: Şit (Başlangıç 5:3). Doğumundan sonra Âdem'in başka oğulları ve kızları oldu. Âdem toplam olarak 930 yıl yaşadı (Başlangıç 5:4, 5).

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

Özel
  1. ^ Azra, Azyumardi (2009). "Chapter 14. Trialogue of Abrahamic Faiths: Towards an Alliance of Civilizations". Ma'oz, Moshe (Ed.). The Meeting of Civilizations: Muslim, Christian, and Jewish. Eastbourne: Sussex Academic Press. ss. 220-229. ISBN 978-1-845-19395-9.
  2. ^ Karen Armstrong: Eine kurze Geschichte des Mythos. München 2007, S. 12.
  3. ^ Johannes Engels: Mythos. In: Gert Ueding (Hrsg.): Historisches Wörterbuch der Rhetorik Online. Band 6, Niemeyer Verlag, Tübingen 2003, Spalten 80–98
  4. ^ Womack, Mari (2005). Symbols and Meaning: A Concise Introduction. Walnut Creek ... [et al.]: Altamira Press. s. 81. ISBN 978-0759103221. Erişim tarihi: 16 Ağustos 2013. Creation myths are symbolic stories describing how the universe and its inhabitants came to be. Creation myths develop through oral traditions and therefore typically have multiple versions.
  5. ^  Leeming, David (2010). Creation Myths of the World: Parts I-II. s. 303.
  6. ^ P.J. Wiseman, Creation Revealed in Six Days, London 1949, P. 58
  7. ^ Religionsgeschichtliches Textbuch zum Alten Testament, W. Beyerlin, Göttingen 1975, S. 109, 110
  8. ^ G.A. Barton, Archaeology and the Bible, 1949, s. 297, 298
  9. ^ New Bible Dictionary, J. Douglas, 1985, S. 247
  10. ^ The International Standard Bible Encyclopædia, J. Orr, 1960, Cilt II, s. 1209
  11. ^ Wilhelm Möller, Wider den Bann der Quellenscheidung, 1912, s. 88
  12. ^ Bradley, Brenda J (Nisan 2008). "Reconstructing phylogenies and phenotypes: a molecular view of human evolution". Journal of Anatomy. 212 (4): 337-353. doi:10.1111/j.1469-7580.2007.00840.x. ISSN 0021-8782. PMC 2409108 $2. PMID 18380860. 
  13. ^ Theobald, Douglas L. (Mayıs 2010). "A formal test of the theory of universal common ancestry". Nature (İngilizce). 465 (7295): 219-222. doi:10.1038/nature09014. ISSN 1476-4687. 
  14. ^ Wade, Nicholas (25 Temmuz 2016). "Meet Luca, the Ancestor of All Living Things". The New York Times (İngilizce). ISSN 0362-4331. Erişim tarihi: 4 Eylül 2021. 
  15. ^ Weiss, Madeline C.; Sousa, Filipa L.; Mrnjavac, Natalia; Neukirchen, Sinje; Roettger, Mayo; Nelson-Sathi, Shijulal; Martin, William F. (25 Temmuz 2016). "The physiology and habitat of the last universal common ancestor". Nature Microbiology (İngilizce). 1 (9): 1-8. doi:10.1038/nmicrobiol.2016.116. ISSN 2058-5276. 
  16. ^ Betts, Holly C.; Puttick, Mark N.; Clark, James W.; Williams, Tom A.; Donoghue, Philip C. J.; Pisani, Davide (Ekim 2018). "Integrated genomic and fossil evidence illuminates life's early evolution and eukaryote origin". Nature Ecology & Evolution (İngilizce). 2 (10): 1556-1562. doi:10.1038/s41559-018-0644-x. ISSN 2397-334X. PMC 6152910 $2. PMID 30127539. 
  17. ^ Ruth Benedict und Gene Weltfish, The Races of Mankind [İnsan Irkları], S. 3, New York, 1978
  18. ^ Amram Scheinfeld, Heredity in Humans, S. 238, Philadelphia ve New York, 1972
  19. ^ Wilhelm Gesenius: Hebräisches und Aramäisches Handwörterbuch über das Alte Testament. Herbert Donner tarafından yayınlandı, 18. baskı. Springer, Berlin/Heidelberg 1995, S. 10/11.
  20. ^ Wilhelm Gesenius: Hebräisches und Aramäisches Handwörterbuch über das Alte Testament. Herbert Donner Tarafından yayınlandı, 18. baskı. Springer, Berlin/Heidelberg 1995, S. 217–226.
  21. ^ Andrée Goudot ve Didier Bertrand, Les oligoéléments
  22. ^ Claus Westermann: Biblischer Kommentar: Altes Testament, Cilt I/1, 1976, S. 283
  23. ^ Journal of Biblical Literature, Cilt XVI, 1897, s. 30.
  24. ^ New York Times, 12. Oktober 1962.
  25. ^ Lexikon für Theologie und Kirche, Cilt 9, 2. tamamen gözden geçirilmiş baskı, Herder-Verlag, Freiburg 1964, Sp. 568, 569.
  26. ^ Lexicon in Veteris Testamenti Libros, L. Koehler ve W. Baumgartner, 2. baskı, Leiden 1958, S. 627
  27. ^ Hebräisches und aramäisches Lexikon zum Alten Testament, 3. baskı, Leiden 1983, S. 672.
  28. ^ Cyropädie, I, iii, 14; Anabasis, 1. kitap, bölüm 2, paragraf 7; Onomastikon, IX, 13
  29. ^ Watch Tower Society, Insight On The Scriptures, 1992, S. 312 (Almanca)
  30. ^ Die Gute Nachricht, Deutsche Bibelgesellschaft, 1997, Başlangıç 2:17'nin dipnotu
  31. ^ Jerusalemer Bibel, 1968, Başlangıç 2:17'nin dipnotu
Genel

Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]